Ana Sayfa Blog Sayfa 3029

[Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar] Renklerin Kara Kitabı – Eda Uysal

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Renklerin Kara Kitabı

Renklerin Kara Kitabı, renkleri gözleriyle degil elleriyle dokunarak, burunlarıyla koklayarak görenlerin kitabı. Renklerin tadını dillerinde hissedenlerin, seslerini işitenlerin kitabı. Bu kara kitabın içinde tüm renklerin  limoni kokusu, güz yapraklarının hışırtısı, çileğin ekşimsi tadı gizli..İbrahim’in annesinin ipek saçlarının siyahi yumuşaklığı, sarı bir civcivin kalp atışlarının sıcaklığı gizli.

Menena Cottin’ in yazdığı  Renklerin Kara Kitabı’nın çizimleri Rosana Faria tarafından yapılmış ve Alpaslan Durmuş tarafından Türkçeye çevrilmiş. Edam Yayınlarından çıkan kitap hem Latin alfabesiyle hem de görme engelliler için Braille alfabesiyle  yazılmış. Kitabın kahramanı görme engelli İbrahim’le renklerin büyülü tadına, kokusuna ve dokusuna doğru kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Renklerin, İbrahim’in  dünyasındaki anlamlarını okudukça ve hissettikçe ufkumuz açılıyor. Her sayfanın bir diğer yanında dokunarak hissedebileceğimiz kabartma resimler çizilmiş. Mavi bir gökyüzünde salınan uçurtmanın parmaklarımızın ucunda kayıp gittiğine şahit olurken,  gri bulutlardan süzülen yağmur damlalarının ıslaklığını avuçlarımızda hissediyoruz.

Çocuklarda empatiyi artıracak farklılıklarımızla beraber yaşama dair farkındalık uyandıracak bu kitap 5yaş ve üzeri çocuklar için uygun görülüyor. Kitabın sonunda Braille Alfabesine yer verilmiş. Bologna Ragazzi Ödülü’ne layık görülen bu kitap gökkuşağının renklerine farklı duyu organlarıyla bakmanızı sağlayacak. Gözlerinizi kapatıp renklerin parmaklarınızla dansına hazır olun…

Renklerin Kara Kitabı

Yazan: Menena Cottin

Resimleyen: Rosana Faria

Türkçesi: Alpaslan Durmuş

Yaş Grubu: 5+

28 sayfa

Edam Yayınları

 

Eda Uysal

Şırnak/Silopi Çocuk Günlüğü – Ayşe Pınar Böke

Bir şeylerden bahsetmeden önce hatırlamak istediğim bir söz var .Çevremizden duymaya alışık olduğumuz : ‘’Oku en azından öğretmen ol, kimseye muhtaç olma.”

Üniversitede iki farklı öğretmen gözlemlemiştim. Gerçekten biz öğrencilere saygı duyan ve gelişmemiz için ellerinden geleni yapan ve biz öğrencileri çok fazla önemsemeyen öğretmenler . Bize saygı duyan ve bazı şeylerin değişmesini için uğraşan öğretmenlerimin iyi bir öğretmenliğin sadece kaliteli bir eğitim alınmakla bitmeyeceğini bunun yanında insani ve vicdani bir tutum sergilememiz gerektiğini savunurlardı. İşte böyle öğretmenler aklımdaki öğretmen algısının oluşmasına katkı sağladılar. Tercih şansı elimizde; ya bir çocuğun titreyen sesinin mimarı oluruz  ya da o çocuğun hayata bağlanmasına vesile.

Duyguları, hayalleri ve ruhu önemsiz bir canlı gören zihniyeti mahkum etmek adına sadece bir haftasonumuzu ayırarak atladık gittik Silopi’ye. Evet evet hani şu ne işiniz var oralarda denen yerlerden biri, Şırnak/Silopi. İşimiz ne hemen söyleyelim. İşimiz çocuklar, her çocuğun mutlu olması, her çocuğun umutla dolması ve her çocuğun doyasıya gülümsemesi. Bize sevgiden daha eşsiz bir şey gösterin gidelim Fizan’da olsa alalım. Ama yok sevgiden alásı yok. Çünkü sevmek iyileştirir sevmek öğretir.

Geldiysek bu hayata yaşayalım demeyen, hayatta figüran olmaktan, rutini yaşamaktan öte amaçları, olan insanlarla tanıştık orada. Bir yeri, bir şehri değiştiren güzelleştiren; insanları ve o insanların yaşadıklarıdır. Yaşanan terör olaylarından ve sokağa çıkma yasağından sonra çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışan ve ‘’Cizre Çocuk Günlüğü‘’ adında sosyal sorumluluk hareketi başlatan pırıl pırıl gencecik insanlar.

Çocuklara oyunlar, yaratıcı drama, masal ve kitap okuma gibi alanlarda deneyim kazandırmak, çeşitli materyallerle kendini ve hayatı keşfedebildiği bir alana sahip olabilmesini sağlamak, çocuğun gelişiminde pozitif bir katkıda bulunmak ve böylelikle kendini ve dünyayı tanıyabilen bireyler oluşmasına katkı sunmayı hedefleyen arkadaşlarımıza biz de destek vermek adına çıktığımız bu yolda bir gün boyunca çocuklarla zaman  geçirdik. Düşüncelerini dile vurduk, içlerindeki cevherleri ortaya çıkardık.

Çocukların geleceğe dair nasıl bir algı oluşturacakları biz yetişkinlerin tavırlarında gizlidir. Kendini terk edilmiş, değersiz hisseden içinde bin bir türlü korku yaşayan çocukların yerine koymak lazım  kendimizi.

Biliyoruz ki çocukken yaşadıklarını hiçbir zaman unutmazsın .Çünkü hafızanın en güçlü olduğu zamanlardır çocukluk.

Tüm çocuklar gibi onların da  ihtiyaçları var. Hayalleri ve yapmak istedikleri var. Yapamadıkları ve yapmasına izin verilmeyen şeyler gün geçtikçe çoğalıyor. Büyütmeyen ve onların yaşam  yolculuğunu destekleyen yetişkinlerin, her şeye rağmen kırılmayan düşlerin ve gerçeklerin yolculuğu. Bir hak uğruna bazen bir ömür verilse de, yolların ve yolculukların hiç bitmediğini biliyoruz. Umudumuz da hayallerimiz de bitmiyor ve hiç bitmeyecek. Çünkü yaşam varsa umut da var. Ve umut en çok çocuklarda var.

Çocuklara hep bir şeyler öğretme peşinde iken unuttuğumuz bir şey var aslında; onlardan öğreneceklerimiz.. Dünyaya çocukca bakmak, çocuk gibi düşünmek, hayal kurmak, hayatın mucizelerine inanmak asıl mutluluğu tattırmaz mı bize? Hep dışarda ve maddede aradığımız mutluluğu içimizdeki çocukda aramayı düşündük mü? Hayatın içinde de mutlular mıydı? Hayatın içinde çocuk olmak ne demekti? Nasıl olunurdu?

Çocukluğumuza ve çocuk olmaya özlem duyarız. O zaman çocuklar gibi ön yargısız, sevgiyle, neşeyle, açık bir kalple, yaşamdan keyif almaya ve her an oyun oynamaya hazır olabildiğimiz ve çocukluğun doyasıya yaşandığı  bir yaşam dileriz.

Okumaya ve hayal  kurmaya  devam edin çocuklar belki bir gün siz de güzel hikayeler anlatırsınız insanlara…

Hepimize alkışlar gelsin..
Çocuklar mutlu, bizler mutlu…

Tüm çocuklarımıza, öğretmenlerimize, anne ve babalarımıza…

Dalga mı geçiyor düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler birşeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar

Aziz Nesin

 

Ayşe Pınar Böke

[Kedi-Siz] Nuri Harun Ateş: Kedisiz sokak düşünemiyorum

Bir İrlanda Atasözü diyor ki; “Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.” Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Kendisine “Kafası Karışık” diyor, bir de “Kontrtenor” diyor. Kontrtenor olduğu kesin de ben kafasının karışık olduğuna pek inanmıyorum. Sahnede canının istediği gibi giyiniyor, kah arya söylüyor kah arabesk, pop, nostalji canı ne isterse söylüyor.

Nasıl karışık olsun ki o güzel kafa?

Aslında fazlaca eğlendiren şahane sahne gösterileri yapan bir şov adamı. Bazen de öyle bir şarkı söylüyor ki hüzne boğuluyorsunuz.

Çoğu zaman iyi ki var dediğim müzisyenlerden biri oldu.

Çünkü o Nuri Harun Ateş

***

22 – Nuri Harun Ateş: Kedisiz sokak düşünemiyorum

Tolga Öztorun: Hemen hızlı girişi Rukiye ile yapalım istiyorum. Hikâyesini dinlemek istiyorum. Hayatına nasıl girdi? Karakteri nasıl? Ondan sonra hayatında neler değişti? Bize anlatır mısın?

Nuri Harun Ateş: Hayatımda bir kedi olsun istiyordum. Sokaktaki her kediye musallat olmaktan bitap düşmüştüm çünkü. Hem aşısı, kuduzu derken bin tane tehlike atlatıyorsun. Ne alaka deme babaannemin can dostunu kuduzdan kaybettik yani benim için çocukluk travmasıdır ama hayvanları da seviyorum nerede görsem üstlerindeyim.

Bari bir kedim olsun da mahalledeki canlılar bir oh desin dedim. Ama büyük kedi istiyordum, hiçbir canlının çocukluk dönemiyle başa çıkamazdım kendimi biliyorum. Neyse bu Rukiye’yi de ilk evlat edinenler sokağa bırakmış, bu sokakta perişan olmuş, ölümlerden dönmüş, illallah demiş kızcağız.

 

Eve geldik bir huysuz bir huysuz anlatamam, hemen koltuğa pisledi ve buna 6 ay devam etti. E aldım artık atsan atılmaz satsan satılmaz, mecbur koltuğu attım Rukiye kaldı ve sonra yavaş yavaş sakinledi ve bir meleğe dönüştü.

Yani melek derken eski haline göre melek diyorum. Yoksa o hala sevgisiz, şirret bir kedi. Ama çok seviyorum kızımı hatta hiçbir canlıyı bu kadar sevmiyorum bile diyebilirim. O kadar yani :)

Tolga Öztorun: Çıkarılmaya çalışılan yeni hayvan koru-ma yasasına göre artık sokaklarda kedi istenmiyor. Evde bile bakabileceğimiz kedi sayısını yasa metre kare ile belirliyor. Kedisiz sokak olur mu?

Nuri Harun Ateş: Hah bir o yasamız eksik çünkü. Nasıl medeniyiz nasıl saygılı nasıl temiz tatlı bir ülkeyiz.

Neyse ben kedisiz sokak düşünemiyorum, yurtdışındaki beni rahatsız eden tek şey kedisiz sokaklar. Açıkçası evdeki hayvanlara üzülüyorum. Resmen hapiste geçiriyorlar hayatlarını. Üzülecek çok şey var, bezdim valla.

Neyse umarım çıkmaz bu tatlı yasa.

Tolga Öztorun: Tüm dünya genelinde devam eden “satın alma sahiplen“ kampanyalarına ne diyorsun? Sokak kedilerinin sahiplenme şanslarını arttırmak için neler yapılabilir?

Nuri Harun Ateş: Satın alma bölümünü konuşmaya bile gerek yok. Hatta ben insanlara da doğurma evlat edin deme yönelimindeyim.

Sokak hayvanlarının sorumlu aileleri olsunlar ister evde ister sokakta yaşayan canlılara karşı sorumluluk ve merhamet duysunlar. İşte o zaman sokaklar da evlerimiz gibi olur.

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.

 

 

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)

 

[Babil’den Sonra] 17 çılgın hippiden kurulu bir şenlik bandosu: 17 Hippies

Sahnede en çok seyirciye değil da sanki kendilerine müzik yapıyormuşçasına çalan-söyleyen-eğlenen müzisyenleri ve müzik gruplarını daha çok seviyorum nedense. Hele bir de işin içine elektriği karıştırmayıp, sadece akustik çalgılarla müzik yapıyorlarsa sevgim bir kat daha artıyor. Bu tür gruplardan Taraf De Haidouks (Haydutlar Orkestrası) ve Barcelona Gipsy Klezmer Orkestrası’nı birer kez İstanbul’da dinleme keyfini yaşamıştım ve hala o konserlerin tadı damağımdadır.

Geçen yıl bir rastlantı sonucu albümlerini edindiğim 17 Hippies grubu da bu sınıfa giren gruplardan. Grup tam anlamıyla çılgın bir şenlik bandosu adeta. 1995’de Berlin’de kurulmuş ve bugüne kadar ABD’den Çin’e kadar hemen birçok ülkede sahne almışlar. Ama henüz ülkemize gelmediler. Türkiye’de çok dinlenen, bilindik bir grup da değiller. Umarım bir gün bu grubu da canlı olarak izleme keyfini yaşayabilirim. Bugün için grubu Açık Radyo’dan ve edinebildiğimiz plaklarından dinleyebildiklerimiz kadarıyla idare edeceğiz.

17 Hippies’in kurucu müzisyenlerinden Kristin ”Kiki” Sauer grupta akordeon çalıp, şarkı söylüyor.

 17 Hippies, 1995’de Berlin’den yola çıkmış ve bir anlamda yolda düzülmüş bir müzik kervanını andırıyor. Christopher Blenkinsop (buzuki, ukulele ve vokal), Carsten Wegener (bas), Lutz “Lül” Ulbrich (banjo ve gitar) , Kristin ”Kiki” Sauer (akordeon ve vokal) ve Reinhard “Koma” Lüderitz (bagpipes) grubun temelini atmışlar. Turneler için yola düştükleri günlerde 1996’da Antje Henkel klarinetini, Elmar Gutmann trompetini almış gelmiş. Sonra Ulrike “Rike” Lau çellosuyla gelip “Ben de varım!” demiş. 1997’de bu müzik kervanına Henry Notroff klarinetiyle, Dirk Trageser gitarı ve sesiyle, aynı yılın sonlarına doğru da Uwe Langer trombonuyla katılmışlar. 1999’da Volker “Kruisko” Rettman akordeonuyla, 2001’de de Kerstin Kaernbach kemanıyla gruba katılmış. 2004 yılında bu çok dilli, çok ülkeli, çok sesli çılgın bandoya katılan son üye kemancı Daniel Friedrichs olmuş. 17 Hippies grubu bazı konserlerinde başka müzisyenleri de konser programlarına dâhil ediyorlar. Web sayfalarında uzunca bir liste mevcut. www.17hippies.com

Yaptıkları müziği tek bir müzik kategorisine sokmaya imkân yok. Müzik yazarları çokta kafaya takmadan onların müziğine Berlin Stili deyip işin içinden sıyrılmışlar ve keyifle şarkılarını dinlemeye devam etmişler. Grup başlangıçta Fransız ve Barok müziğinin etkisiyle müzik yapmış olsalar da daha sonra gruba katılan her müzisyenle birlikte müzikal yelpaze daha da renklenmiş. Onları dinlerken, Doğu Avrupa melodileri ve ritimleriyle Fransız Chanson ve Amerikan Folk müziğinin, rock, caz ve klasik müzikle harmanlanmasıyla oluşan; akustik çalgılardan yayılan; başlangıçta biraz kederli ve melankolik gibi gelse de, giderek dinleyeni sarıp, sarmalayan ve finalde coşkuyu doruğa çıkaran müziklerinin tadını ruhunuzun derinliklerinde hissedebiliyorsunuz. Müzik dilleri Almanca, Fransızca ve İngilizce ağırlıklı.

Kuruluşunu takip eden 1996 yılında kurucu beş üye sadece kendileri için çalmaktan vaz geçip, adına Hippi House Dance dedikleri halka açık, ücretsiz konserlerle keyiflerini kamuyla da paylaşmaya başlamışlar.  Zaten ondan sonra ne olmuşsa olmuş; çalgısını kapan gelmiş, gruba katılmış.

İlk ciddi konserlerini 1998’de Paris’te vermişler. 2007 yılında bir kez daha Paris’te ama bu kez ünlü konser salonu Olympia’da da sahne alacaklardır.

Plak şirketlerinin tek yanlı sözleşme şartlarına duydukları tepkiyle 1997’de kendi plak şirketlerini, Hipster Records’u kurmuşlar. Bu onlara büyük bir özgürlük alanı açmış. İlk yayınladıkları LP, halka açık, ücretsiz Hippi House Dance canlı kayıtlarının yer aldığı Rock’n ‘Roll 13 albümü olmuş. Bugün Açık Radyo’da Babil’den Sonra programıma ilk albümlerinden dinleteceğim canlı konser kayıtlarıyla başlayacağım. 17 Hippies’in sadece çocuklar için çaldıkları şarkıların yer aldığı Titus isimli bir albümleri de var. Grup 1997-2016 yılları arasında 24 albüm yayımlamış. Bu hafta programda grubun bugüne kadar edinebildiğim 17 albümünden seçtiğim 18 şarkıyı dinletmek istiyorum. Şarkıları seçerken çok zorlandığımı da söylemek zorundayım. Hepsi birbirinden güzel.

7 Hippies grubunun üyeleri film müzikleri de yapmışlar. Hatta tüm grup üyeleri 2001 yılında aynı zamanda müziklerini de yaptıkları Andres Dresen’in yönettiği Grill Point (Halbe Treppe) filminde rol almışlar. Berlin’deki Deutsches Tiyatrosu için Kasimir ve Karoline oyunun müziklerini yapmışlar.

Bu gün 16.00’da Açık Radyo 94,9, Babil’den Sonra programında 17 Hippies grubunun daha çok canlı kayıtlarına yer veriyorum. 2000’li yılların başlarında yaylı çalgılar ve Muammer Ketencoğlu’nun akordeonu eşliğinde Ruhi Su Dostlar Korosu’nda seslendirdiğimiz bir Makedon aşk şarkısı olan Jovane Jovanke de çalacağım şarkılar arasında yer alıyor. Program 17 Hippies’in Anadolu’dan çalacakları bir ezgiyle sona erecek.

Önümüzdeki hafta yapacağım programa 17 Hippies’in bugün bıraktığı yerden, Anadolu’dan türkülerle devam etmeyi düşünüyorum.  1971- 1981 yılları arasında TRT Ankara Radyosu’nda ses yapımcısı olarak birçok programa imza atan, türküleri öyküleriyle bizlere ulaştıran Yaşar Özürküt ağabeyim program konuğum olacak. Onunla radyonun ülkemizdeki yol hikâyesinden söz edip, arşivinden seçtiğimiz çok özel kayıtları Açık Radyo dinleyicileriyle paylaşmayı düşünüyoruz.

Diliyorum ki müziğin evrensel barışçı dili hemen ve her zaman hepimizi sarıp sarmalasın ve yer yüzünün üzerinde alıcı kuşlar gibi dönüp duran kara-gri savaş bulutlarını bir an önce dağıtsın.

 

Ercüment Gürçay

Birleşik Krallık, Brexit sonrası iklim değişikliği hedeflerini rafa mı kaldırıyor?

Climate Change News’de Megan Darby imzası yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Nilüfer Ağaç‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

Avrupa Birliği ile enerji güvenliği konusunda iş birliği ilişkisinde olma önerisi getirilirken, Brüksel’de öncelik olarak belirlenmiş Paris Antlaşması’nın hiç sözü edilmiyor.

Birleşik Krallık Brexit sekreteri David Davis

Salı günü yayınlanan Brexit sonrası Avrupa Birliği ile dış politika ilişkilerini kapsayan tasarıda, Birleşik Krallık hükümetinin iklim değişikliği üzerine herhangi bir teklif maddesi bulunmuyor.

İngiltere Avrupa Birliği’nden ayrılmaya hazırlanırken, tasarıda paylaşılan değerler ve ilgi alanlarına vurgu yaparak, savunma ve güvenlik konularında, özellikle de enerji güvenliğinde, iş birliğinin devam ettirme çağrısında bulunuyor. Fakat AB’nin dış politika önceliklerinde yer alan iklim değişikliğine değinmiyor.

Belge, Birleşik Krallık’ın taahhüt ettiği uluslararası antlaşmalardan biri olarak Paris Antlaşmasını ihmal ediyor. Taahhüt edilen bu uluslararası antlaşmalara , Sürdürülebilir Gelişme Hedefleri, NATO ve Birleşmiş Milletler tüzükleri gibi Paris Antlaşması tüzüğü de dahildir.

Çevre üzerine çalışan düşünce kuruluşu E3G’nin yöneticisi  Jonathan Gaventa: “İklim değişikliği hakkında hiç bir şey görmediğim için şaşırdım.” dedi. “Dış politika anlamında Paris Antlaşması, Avrupa Birliği için son yıllardaki muhtemelen en önemli çok uluslu antlaşma.”

Çarşamba günü Avrupa Birliği Parlementosu’na hitaben her yıl yaptığı konuşmasında, Avrupa Birliği komisyonu başkanı Jean Claude Juncker, ‘ABD’deki hırslarının çöküşüne’  ve Avrupa Birliği’nin kendini bu boşluğu doldurmaya adamasına değindi.  ‘’Yelkenlerimizdeki rüzgarı yakalayalım ‘’ dedi.

BMi iklim görüşmelerinde, İngiltere önceden Avrupa Birliği takımının bir parçası olarak görüşmelere katılıyordu. Kilit toplantılar çerçevesinde, dış politika diplomatları dünya genelindeki hükümetler arasında politik ortak bir anlaşma tesis etmek konusunda çalışıyordu. Örneğin, eski özel temsilci David King temiz enerji için araştırma fonlarının ikiye katlanması konusunda söz veren 20 hükümetin taahhütlerini kapsayan Misyon Yeniliği projesini savunuyordu.

Yayın sırasında, Avrupa Birliği’nden çıkış departmanı açıklama talebine cevap vermemişti.

Belge üzerinde sorumluluğu bulunan Brexit sekreteri David Davis, dış ilişkiler sekreteri Boris Johnson ve savunma sekreteri Michael Fallon’ın küresel ısınmanın insan eli ile ortaya çıktığına dair varılan bilimsel fikir birliğine önceden beri kuşkulu yaklaşıyorlardı.

Bu muhalif görüşler, Avrupa Birliği dış ilişkiler politika öncelikleri ve kendi hükümetlerinin resmi duruşlarına aykırı durumda.

2013 yılında Daily Mail’de yayınlanan makalede, Davis’e göre iklim bilim insanlarının da %97 sinin hem fikir olduğu nokta “basitçe bir yığılma değil”. 2014’de Fallon,  “Düşünülmeyen iklim değişikliği hayranlığı İngiltere endüstrisini zarara uğrattı ve tüketici fiyatlarını arttırdı.” dedi.

Johnson, Piers Corbyn’ın ısrarla üzerinde durduğu güneş lekesi teorisine, Telegraph gazetesindeki köşesinde birden fazla kez atıfta bulundu. Gerçi bir bakan olarak da ABD Başkanı Donald Trump’ı Paris Antlaşmasında kalmak konusunda lobi faaliyetleri yürüttüğünü iddia etmekte.

Johnson’ın emrinde, dış ilişkiler ofisi iklim değişimi üzerine çalışan personel sayısını azaltmaya devam etti.  Bilgi edinme özgürlüğü kanunlarına dayanarak elde edilen verilere göre, çalışan sayısı 2011 den bu yana %60 düştü.

Avrupa Birliği dış ilişkiler şefi Federica Mogherini’nin 28 devlet bloğunun küresel stratejisinin yakın tarihli güncellemesinde belirttiği üzere “Birleşmiş Milletler sisteminin önemli rolü, kalkınma iş birliğinin önemi ya da iklim değişikliği gerçeği sorgulandığı anda, Küresel Strateji Avrupa Birliği’nin iş birlikçi dünya düzenindeki stratejik menfaatinin hatırlatıcısı olacaktır…”  

“İklim değişikliği, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri veya barışı koruma operasyonları ile ilgili Paris Anlaşması’na desteğimiz, dünya genelindeki ortaklarımıza bir referans noktası resmeder.”

Bu esnada,  Birleşik Krallık ticaret, enerji ve endüstri departmanı kaynaklarından edinilen bilgiye göre , iş , enerji ve endüstriyel strateji için uzun zamandır beklenen yeşil büyüme stratejisi haftaya yayımlanacak. Gelecek 10 yılda Britanya’nın emisyon azatlım hedeflerine ulaşmada politikalarını belirleyecek.

Bu arada, Birleşik Krallık iş, enerji ve sanayi stratejileri departmanının kaynakları önümüzdeki hafta uzun zamandır beklenen yeşil büyüme stratejisini yayınlayacaklarını açıkladı. Bu strateji, önümüzdeki on yılda Birleşik Krallık’ın emisyon azaltma hedeflerini karşılamak için politikalar belirleyecek.

PwC (Pricewaterhouse Coopers) tarafından Salı günü yayınlanan bir rapor, Birleşik Krallık’ın 2016 yılında% 7,7’lik bir GSYİH birimi için karbon emisyonunu düşürdüğünü, bu oranın G20 içinde en çok artış yaşayan oran olduğunu gösterdi.

İklim Değişikliği ve Sanayi Bakanı Claire Perry bir açıklamasında “Bu rapor, Birleşik Krallık’ın iklim değişikliği ile mücadelede dünyaya liderlik ettiğini ve yenilenebilir teknolojilere ve enerji verimliliğine yatırım yaparken kirli kömür gücünü aşamalı olarak azaltmaya yönelik çabalarımızı vurguladığını doğruluyor” dedi.

İngiliz temiz enerji politikası için başka bir başarı, Pazartesi günü geliştiricilerin 2.4GW’lık açık deniz rüzgar kapasitesini, 2020’lerin başında yeni gaz tesislerinin altına düşmesi beklenen rekor derecede düşük bir fiyat olan £ 57.50 / MWh’den (76.33 $) tedarik etmek için teklifte bulunduklarında yaşandı.

Bu eğilimi sürdürmek ve hızlandırmak için uzmanlar, ısınma ve taşınmayı da karbondan arındıracak yeni politikalara ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.

Brexit departmanı iklim değişimini tümüyle göz ardı etmiyor. Geçen haftalarda Birleşik Krallık Met Ofisi (Meteoroloji Ofisi)‘nin Hadley merkezi ile Avrupa Birliği’ndeki  araştırma enstitüleri arasındaki bağlantılara atıfta bulunarak, iklim değişikliğini iş birliği için kilit alan olarak belirten, bilim ve inovasyon üzerine  yeni bir ortaklık belgesi yayınladı.

Birleşik Krallık’ın Mart 2019 itibariyle birlikten çıkma planıyla, Avrupa Birliği’nin iklim ve enerji politikasında Birleşik Krallık’ın katılımının nasıl olacağı konusunda hala cevaplanmamış sorular mevcut. Ayrılma koşulları konusunda  ilerleme kaydetmeden her iki taraf da ilerideki ilişkilerine dair resmi görüşmelere başlamayacak.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Megan Darby

Yeşil Gazete için çeviren: Nülüfer Ağaç

 

(Yeşil Gazete, Climate Change News)

 

 

Fransa ve AB suç örgütleriyle kol kola: Libya’daki mültecilerin kamplardaki insanlık dışı koşulları!

Liberation’da yayınlanan Sınır Tanımayan Doktorlar Başkanı Joanne Liu‘nun yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Berk Öktem’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

İşkence, insan kaçırma ve gasp: Avrupa topraklarına sığınmaya çalışan Libya’daki mültecilerin başına bunlar geliyor. Bu insanların, bu cehennemden olabildiğince çabuk çıkarılması gerekirken Fransa ve AB hükümetleri tam tersini yapıyorlar.

Bir göçmen Agadez (kuzey Nijer)’de bir gettoda Libya’dan Avrupa’ya gitmek için Akdeniz’i geçmeyi planlıyor. Fotoğraf AFP Issouf Sanogo

Libya’daki mülteci ve göçmenlerin yaşadıkları, Avrupa’yı ve onun temsilcilerini sorgulatıyor. Çünkü insanları sınırların dışında tutma takıntısının getirdiği politikalar artık başka bir boyut almış durumda. Akdeniz’deki kurtarma operasyonlarını engellemeye kadar ulaşan bu politikalar, Fransa’yı ve Avrupa Birliği (AB) üyelerini bir suç örgütüne dönüştürdü.

Göçmen ve mülteci adaylarının Libya’da ne koşullarda tutulduğunu herkes biliyor. Doğruya doğru eğriye eğri demek lazım; gözaltı merkezleri insan kaçırma, işkence ve gasp yöntemlerini benimsemiş bir şirket gibi çalışıyor. Bu insanların ne pahasına olursa olsun Libya’da kalmasını sağlayan Fransa ve AB hükümetleri ise bu sistemi meşrulaştırmış oluyor.

İnsanların Libya’ya geri gönderilmesi, hem de bu merkezlerde zorunlu olarak tutulacaklarını bile bile bunun yapılması anlaşılamaz. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), Trablus’daki gözaltı merkezinde ne olup bittiğine bir yıldır şahitlik ediyor: kadınlar, erkekler, çocuklar belirsiz bir süre boyunca bu merkezlerde tutulmakta, gasp edilmekte, taciz edilmekte ve işkenceye maruz kalmaktalar.

Geçen hafta bu merkezlerden bazılarında bulundum ve insanlara herhangi bir mala davranıldığından daha kötü davranıldığını gördüm. Havalandırma olmayan, karanlık ve kirli odalara tıkılmış bu insanlar üst üste yaşıyorlar ve beton üzerinde uyumak zorundalar. Küçük gruplar halinde bayılana kadar koridorlarda çırılçıplak koşturulduklarını söylediler. Kadınlar ise gardiyanların tecavüzüne uğradıklarını, aileleriyle görüşebilmeleri için bunu zorunlu kıldıklarını anlattılar. Konuştuğum herkes hüngür hüngür ağlıyordu ve oradan çıkmak için yalvarıyordu.

Libya’dan Avrupa’ya, Akdenizi aşarak ulaşmak isteyen insan sayısındaki azalma bazıları tarafından büyük bir başarı olarak yorumlanıyor. Ancak Libya’da yaşanmakta olan felaketi bilenler için bu tarz yorumlar en basitinden büyük bir ikiyüzlülük hatta ve hatta suç örgütleriyle bir ortaklık olarak görülüyor.

Bu insanların, en hızlı şekilde, bu cehennemden kurtarılmaları gerekiyor; koruyucu önlemlere, iltica prosedürlerine, hızlandırılmış gönüllü geri dönüş işlemlerine erişimleri olanaklı kılınmalı. Korunmalılar ve bu cehennemden çıkmak için gereken hukuki süreç çalışmalı. Gözaltındaki insanların yaşam koşulları derhal iyileştirilmeli. Uygulanan şiddet durmalı ve gıdaya, suya ve sağlık hizmetlerine erişim dahil olmak üzere tüm haklarına saygı gösterilmeli.

Kendi politikalarının sonucu olarak doğan bu kısır döngüyü sonlandırmaya çalışmak yerine Fransa ve AB ülkeleri zor durumdaki mültecilere yardım eden insanlara ve STK’lara saldırıyorlar. Başka STK’lar gibi Sınır Tanımayan Doktorlar da bu saldırılardan nasibini almış durumda, Akdeniz’de yardım ve arama-kurtarma çalışmaları yapan bizleri kaçakçılara yardım ediyorsunuz diyerek suçluyorlar. Gerçek suçlu kim? Zor durumdaki insanların yardımına koşanlar mı yoksa onları hayvandan bile kötü muamele gördükleri merkezlere kapatanlar mı?

Libya’da mültecilerin maruz kaldığı insan dışı muamele, Fransa ve Avrupa ülkelerinin uzun zamandır devam eden sınır politikalarının sonucudur. Bu politikaların amacı ne pahasına olursa olsun mültecileri Avrupa dışına atmak ve sınırların aşılmasını engellemektir. AB ve Türkiye arasında 2016 yılında imzalanan anlaşma gittikçe radikalleşen kapalı sınırlar politikasının sadece bir örneği.  

Uluslararası ölçekteki insan hareketi ile mücadele etmeyip organize etmeye çalışmalıyız. İnsanları, kaçakçıların insafına terk edemeyiz. Geçenlerde Paris’de gerçekleşen göç ile ilgili bir zirvede, devlet başkanları hep duyduğumuz yardıma ihtiyacı olan bölgelere destek, Nijer’e ve Çad’a «koruma konvayları» yollamak ve göçmenlerin, mültecilerin haklarına saygılı olmak söylemlerini tekrar ettiler. Nasıl oluyor da Libya’da olup bitenleri bilmelerine rağmen bunları söyleyebiliyorlar?

Fransa ve AB üyeleri «göç kontrolü» adına daha ne kadar ileri gidecekler? İnsanları, Avrupa tarafından fonlanan suç örgütlerinin ellerine bırakıp olan bitene göz yummaya devam mı edecekler?

 

Yazının Fransızca orijinali

Muhabir: Joanne Liu – Sınır Tanımayan Doktorlar Başkanı

Yeşil Gazete için çeviren: Berk Öktem

 

(Yeşil Gazete, Liberation)

 

Maria Kasırgası Porto Rico’yu 6 ay elektriksiz bırakacak

İklim değişikliğinin yol açtığı Maria Kasırgası’nın vurduğu Porto Rico adasının 6 ay boyunca elektriksiz kalacağı duyuruldu. Karayipler bölgesinde en az 15 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Maria Kasırgası, Porto Rico ve Dominica dahil bir çok adayı vurdu.

Porto Rico Acil Durum Yönetimi İdaresi’ne göre Çarşamba sabahı Atlantik havzasında güç kazanarak saatte 155 kilometre hızla 4. kategori kasırga sınıfına yükselen Maria Kasırgası Porto Rico’da karaya çıkarak adanın tüm gücünü kaybetmesine neden oldu. 6 ay boyunca elektriksiz kalacak olan Porto Rico adasının valisi Ricardo Rossello, “Modern tarihimizde böyle büyüklükte bir olay yaşamadık” dedi.

Karayipler’in doğusunda yer alan ada ülkesi Dominica’da etkili olan Maria Kasırgası ardından büyük yıkım bıraktı.

Daha önceki açıklamasında “Parayla satın alınabilecek her şeyi kaybettik” diyen Dominica Başbakanı Roosevelt Skerrit, Pazartesi ve Salı günleri ülkeyi vuran kasırga nedeniyle 15’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, 20 kişinin de kaybolduğunu söyledi. Kasırga nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının yüzlerce olmamasının ise “bir mucize” olduğunu ifade eden Skerrit, tüm ülkelerin yapacağı yardımlara ihtiyaçları olacağını dile getirdi.

Harvey, Irma ve Maria kasırgalarının iklim değişikliğiyle ilgisi ne?

İklim değişikliği nedeniyle okyanus yüzeyinin ısınması ve buharlaşmanın artması hem kasırgaların daha fazla enerji biriktirmesine, hem de daha ağır yağış bırakmasına neden oluyor. Küresel ısınmaya bağlı olarak deniz seviyelerinin yükselmesi de denizden karaya vuran kasırgaların meydana getirdiği fırtına dalgalarının (storm surge) daha yükselmesine ve tehrip gücünün artmasına neden oluyor.

BA yakıtını çöpten elde edecek: Dünyada hangi ülkeler atıkları enerjiye dönüştürüyor?

İngiliz havayolu şirketi British Airways, uçaklarında kullanacağı yakıtı kuracağı biyogaz tesisinde çöplerden üretecek.

Çöpten enerjiye: British Airways yakıt üretmek için biyogaz tesisi kuruyor.

Havayolu, yenilenebilir yakıt şirketi Velocys işbirliğiyle uçaklarında yakıt olarak kullanmak üzere çöpü yakıta çevirecek bir biyogaz tesisi kuracağını duyurdu.

2050’ye kadar uçakların emisyonunu yarıya indirmeyi amaçlayan programın bir parçası olarak kurulacak tesiste her yıl yüzlerce ton atık çöplüklerden alınarak temiz yakıta dönüştürülecek.

Kullanılacak atıklar arasında çocuk bezleri, plastik yiyecek ambalajları gibi maddeler var. Üretilecek yakıtın, yaklaşık yüzde 60 sera gazı emisyon azaltımı sağlaması bekleniyor. Proje ise henüz fizibilite aşamasında bulunuyor.

Dünyada hangi ülkeler atıkları ve biyokütleyi enerjiye dönüştürüyor?

*enerji kaynağının yüzdesi olarak biyokütle ve yanabilen atık (odun)

  1. Etiyopya *yüzde 92.9
  2. Demokratik Kongo Cumhuriyeti *yüzde 92.2
  3. Tanzanya *yüzde 85.0
  4. Nijerya *yüzde 81.5
  5. Haiti *yüzde 81.0
  6. Nepal *yüzde 80.6
  7. Togo *yüzde 79.9
  8. Mozambik *yüzde 79.8
  9. Eritrea *yüzde 78.2
  10. Zambiya *yüzde 76.9
  11. Fildişi Sahili *yüzde 73.6
  12. Nijerya *yüzde 73.2
  13. Kenya *yüzde 72.2
  14. Kamboçya *yüzde 66.9
  15. Myanmar *yüzde 65.3
  16. Cameroon *yüzde 65.0
  17. Sudan *yüzde 62.9
  18. Guatemala *yüzde 62.8
  19. Zimbabwe *yüzde 61.8
  20. Kongo Cumhuriyeti *yüzde 59.2

*Kaynak: worldatlas.com

Biyokütle enerjisi nedir?

Biyokütle yeşil bitkilerin güneş enerjisini fotosentez yolu ile kimyasal enerjiye dönüştürerek depolaması sonucu meydana gelen biyolojik kütle ve buna bağlı organik madde kaynakları olarak tanımlanır. Enerjinin çevresel kirliliğe yol açmadan sürdürülebilir olarak sağlanabilmesi için kullanılacak kaynakların başında ise biyokütle enerjisi gelir.

 

(Enerji Günlüğü, Yeşil Gazete)

 

Otobüs firması görevlilerinden vicdansız yorum: “Bir sürü insan ölüyor. Sen bir köpek için ağlıyorsun”

Evcil hayvan taşınmasına ilişkin kuralların firmalar tarafından keyfi uygulandığına dair bir örnek de Bursa’da yaşandı. Bursa’dan Kayseri’ye giden köpek Odin’in otobüs firması çalışanlarının kurbanı olduğu iddia edildi. Bursa’dan Kayseri’ye şehirlerarası otobüsle seyahat eden Merve Işıktaş, firma yetkililerinin zorla bagaja koyduğu köpeği ‘Odin’in ölümü sonrası suç duyurusunda bulundu. Bulabildiği tek otobüs firmasına, 24 kilo ağırlığında bir buçuk yaşındaki ‘Odin’ ile birlikte seyahat etmek istediğini söylediğini, ‘gerekli şartlar sağlandığında, veteriner kontrolünde uyutulduğu ve kafese konulduğunda’ kendisiyle seyahat edebileceği yanıtını aldığını aktaran Işıktaş, otogara geldiklerinde durumun değiştiğini anlattı.

İkram kabininin hava aldığını söylediler, Odin’in ölüsüyle karşılaştı

Işıktaş şöyle devam etti: “Şoför, köpeğimi bagaja koymamı istedi. Bagajı reddettim. Bunun üzerine beni rahatlatmak için, ‘Sürekli bu şekilde hayvan taşıyoruz. Geçenlerde kuş taşıdık. Kedi taşıyoruz’ dediler. Büyük bagaja koyduğumuzda yolculardan birisi, ‘Burada erzak var ve erzakların olduğu yerde köpek istemiyoruz’ dedi. Buna yönelik muavin orta yolu bulmak için daha küçük bir bagaj gösterdi. Köpeğimin kafesiyle oraya sığmayacağını düşündüm. Sonrasında ikram kabini dedikleri yeri gösterdiler. Sürekli kuş, kedi gibi hayvanları burada taşıdıklarını belirttiler. Bu kabinin havalandırma aldığını söylediler. Köpeği oraya koyduk ama Bursa’dan Eskişehir’e gelene kadar sürekli tedirgindim. Eskişehir otogarında yolcu alınırken köpeğime iki dakika süreyle baktım, Köpeğimin daralıp, terlediğini gördüm. Şoföre inmek istediğimi ve köpeğimi bulunduğu yerden almak istediğimi söyledim” Sivrihisar’da mola verdiklerinde ‘Odin’i görebileceği yanıtını aldığını belirten Işıktaş, Sivrihisar’a gidene kadar şoförün yanında oturduğunu ve içinin rahat olmadığını tekrarladığını kaydetti.

“Bir sürü insan ölüyor. Sen bir köpek için ağlıyorsun.”

“Sivrihasar’a geldiğimizde köpeğimin ölüsüyle karşılaştım. Firmayı aradığımda suçu önce bana atmaya çalıştılar. Sürekli hayvan taşıdıklarını, o hayvanlara bir şey olmadığını köpeğimde problem olduğunu söylediler. Köpeğim zaten otobüse binmeden önce veteriner kontrolünden geçti” diyerek sözlerine devam eden Işıktaş, şikayetçi olmak için jandarmayı aradığını, firma görevlilerinin jandarmayı beklemeyi kabul ettiğini söyledi.

Işıktaş, şöyle devam etti: “Jandarma gecikince çirkinleşmeye başladılar ve ‘Bir sürü insan ölüyor. Sen bir köpek için ağlıyorsun. Hepimiz bunun için bekliyoruz. İşimiz, gücümüz var’ dediler. Firmaya da bunu ilettiğimde aynı şeyi söylediler; ‘Bir sürü asker, Müslüman ölüyor. Sen bir köpek için insanları alıkoyuyorsun’ denildi. Jandarma geldiğinde şoför ve muavinin köpek bilgileri alındı. Onlar sonra yola devam etti. Ben de ifade verdikten sonra Sivrihisar Belediyesi ekipleri geldi. Köpeğimin kireçlenip gömülmesi gerekiyormuş. Bu şekilde yaparak gömdük. Sonrasında Kayseri’ye döndüm. Olayla ilgili suç duyurusunda bulundum.”

Işıktaş, savcılığa yaptığı suç duyurusunun ‘mala zarar vermek’ olarak işlem gördüğünü, manevi tazminat davası da açacağını, kazanması halinde ise barınağa ya da sokak hayvanları için bir kliniğe bağışlayacağını söyledi.

 

(Diken)

Fransız vekiller iş başında: Islık ve sokak tacizleri yakında yasa dışı hale gelebilir!

Kadın-Erkek Eşitliği’nden sorumlu Fransız Bakan Marlène Schiappa, ülke genelindeki sokak tacizlerine karşı başlatılan bir kampanyanın başında yer alıyor. Tacizlerin önüne geçebilmek adına kanun tasarısı üzerinde çalışan vekiller, öncelikle sokak tacizinin hukuki tanımını yapacak. Daha sonra da hangi tür suçlara hangi cezaların uygulanması gerektiğini belirleyecek. Ceza kapsamına alınacak suçlar arasında sokakta kadınlara ıslık çalarak rahatsız etmek ve onları takip ederek telefon numaralarını istemek gibi taciz şekilleri de yer alıyor.

Kadınların gri bir bölgede kaldığını söyleyen 2 çocuk annesi feminist bakan Schiappa (34), “Bugünlerde bir kadına sokakta ıslık çalındığında veya hakaret edildiğinde bu bir saldırı ya da taciz olarak sınıflandırılmıyor. Zira ortada bir delil unsuru bulunmuyor.”

Schiappa, ağırlıklı olarak göçmenlerin yaşadığı ve kadın tacizlerine tanık olunduğu Paris’in Chapelle Pajol bölgesine gitmek zorunda olan insanların etek giymeden önce iki kez düşündüklerini ifade etti.

Fransız kadınlar toplu taşımada kendilerini güvende hissetmiyor

Ülkede sokakta yaşanan tacizlerin yaygın olduğunu ortaya koyan araştırmalar kadınların toplu taşıma araçlarına binerken kendilerini daha az güvende hissettiklerini ve kıyafetlerini buna göre seçtiklerini ortaya koyuyor.  2015 yılında Paris’te yaşayan 600 kadınla yapılan bir anketin sonucu toplu taşımayı kullanan tüm kadınların taciz kurbanı olduğunu ortaya koydu. Kadınların yarısının 18 yaşın altındayken ilk kez tacize uğradığı ortaya çıktı. Anket Nisan 2015’te Fransız Kadın Hakları Bakanlığı ile paylaşıldı.

Mayıs 2017’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Emmanuel Macron (39) bu yılın başlarında yaptığı seçim kampanyasında bu sorunun sona erdirileceğine dair söz vermişti.

 

(Independent, Yeşil Gazete)