Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Hoş geldiniz demek ne zaman böyle zor oldu?

Evde her zamankinden çok zaman geçirdiğimiz bu günlerde çocuklarımız, yaşıtlarıyla oynayamayıp arkadaşlık edemediği için bize giderek daha bağımlı hale geldi. Artık onları nasıl oyalayacağımızı şaşırmış durumdayız. İyi ki dışardaki dünyayı evimize taşıyan, çocuğumuzu uzak kaldığı ortamlara dâhil eden oyunbaz, cıvıl cıvıl, rengârenk çocuk kitapları var.

Kapağının el ele vermiş küçük bir maymunla sevimli bir kutup ayısının süslediği Hoş geldiniz da bunlardan biri. Redhouse Kidz’ten çıkan eser davetkâr başlığı, neşeli çizimleri ile daha ilk bakışta okuru, daha doğrusu küçük çocuğuna okuyabileceği bir resimli kitap arayışında olan insanı cezbediyor.

Barroux.

Kapağın sağ alt köşesinde yazarın ismi hemen gözümüze çarpmasa, gerçekten de şu üstünden bal damlayan lay lay lom hayvan masallarından biriyle karşı karşıya olduğumuzu sanabiliriz. Ama orada Barroux yazıyor ve bizim Nerede Bu Fil ve Nerede Bu Deniz Yıldızı (Redhouse Kidz) ile Ateş Hattı (Desen Yayınları) kitaplarından tanıdığımız Barroux’u kesinlikle tanımlamayan bir şey varsa o da lay lay lom hikâyelerdir.

Hayır, Paris’te doğup Fas’ta büyüyen Barroux, dünyayı çocukların evine taşırken alışagelmiş yollar izlemiyor. Eserlerinde koskoca dünyanın büyük hem de çok büyük sorunlarına odaklanan sanatçı bunları küçük, hatta küçücük çocuklara anlatmanın yaratıcı yöntemlerini arıyor. Fransa’nın ünlü Ecolé Estienne ve École Boule’de fotoğrafçılık, sanat, heykel ve mimarlık okuyan Barroux,  eğitiminde haşır neşir olduğu farklı medya ve teknikleri deneysel ve yaratıcı bir şekilde çocuk kitaplarına da taşıyor. Kimi zaman kolaj ya da linol baskı tekniğiyle çalışan, bazen antik kâğıtlar kullanan bazen de grafik roman yazıp-çizen sanatçı Hoş Geldiniz’de ince siyah hatlarla belirginleştirdiği illüstrasyonlardan yana tercih kullanmış.

İklim sığınmacıları ve ‘farklılık’

Hikâye, küçük bir kutup ayısının kendini tanıtmasıyla başlıyor. “İşte şurada arkadaşlarının yanında suya ayaklarını sokmuş olan benim” diyor küçük ayı ama onu izleyen ve eğri büğrü kocaman harflerle sonraki çift sayfayı kaplayan “ÇATIRT!” sesi keyif ve huzur yansıtan bir sahne ile başlayan öykünün yön değiştirdiğini hemen belli ediyor.  İki arkadaşıyla beraber, buzuldan kopan küçük bir buz parçası üzerinde okyanusta sürüklenmeye başlıyor bizim küçük kutup ayısı.

Buz eridikçe eriyor ve birbirine sımsıkı sarılmak zorunda kalan üç arkadaş neredeyse çaresizliğe kapılıyor. Tam bir dalga tarafından yutulacaklarken önlerine bir ada çıkıyor neyse ki. Ama her adanın bir sahibi ve sakinleri vardır. Yurdundan kopan, alıştıkları hayatı türlü nedenlerle terk etmek zorunda kalan, yeni bir yaşama yelken açan yabancıların açık kollarla karşılandığı nerede görülmüş?

En azından bu kitabı çocuklarımıza okuyan biz büyükler, üç küçük ayının yeni bir hayata başlama umudunun inek adasının sakinleri tarafından tuz buz edilmesine şaşırmıyoruz. Aynı şekilde panda adasının, zürafa adasının sakinlerinin üç kutup ayısına kapılarını ve yüreklerini kapatma refleksleri de bize yabancı değil. Aynı biz insan evlatları gibi ya fazla kalabalık ya fazla farklı buluyorlar ya da tümden görmezden geliyorlar sığınmacıları.

Sonunda rastlantıyla keşfettikleri boş bir ada dertlerine derman oluyor kutup ayılarının. Artık onların da bir adası var ve yaşadıkları acı deneyimler geride kaldı. O kadar sahiplenmişler ki yeni yaşam ortamlarını adalarına bir salla yaklaşan üç küçük maymunun yardım talebini onlar da önce, “Şeeeey, siz…” diye yanıtlıyorlar.

‘Hoş geldiniz’in güzelliği!

Sonrasında gelen üç noktayı bizim zihnimiz hemen dolduruyor. Bu yüzden, “Hoş geldiniz!” diyebilmenin güzelliğini, farklıya alan tanıyıp hayatı paylaşmanın zenginleştiriciliğini yansıtan son sahne bize insanlığı unutanın asıl biz insanlar olduğunu adeta yüzümüze çarpıyor.

Barroux, küresel ısınma, eriyen buzullar, yaşam alanlarını kaybeden canlıların yanı sıra dünyamızın en derin ve acı meselelerinden biri olan sığınmacılığı tek bir kitapta, bu sorunların hiçbirinin adını anmadan işlemekle kalmıyor, okul öncesi yaş grubunun bile rahatça takip edebileceği bir hikâye kurguluyor. İllüstrasyonların ifade gücü az sözcük ve çok satır arası içeren metini tamamlıyor hatta yer yer aşıyor. Bütün bu özellikleriyle Hoş Geldiniz, biz yetişkinlerin küçük çocuklarımızla, onları irkiltip incitmeden derin ve yakıcı konuları sorgulayıp tartışma olanağı yaratırken, göz ve ruha hitap etmeyi de ihmal etmiyor.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Dişe Diş: Önyargılarınızı yavaşça yere bırakın…

‘Bir zamanlar yeryüzünde tüm filler siyah ya da beyazdı. Filler bütün canlıları sever ama birbirlerinden nefret ederlerdi.’

Çok iyi tanıdığımız sevme ve nefret etme halleri. Bizden uzaktakine sempati,  yakındakine  düşmanlık beslemek. Yolda yürürken yanından geçtiğimiz ya da otobüste karşılaştığımız birilerinden nefret edebiliriz. Bakışı, yürüyüşü ya da konuşması rahatsız etmiştir bizi. Çoğumuzun anılarında okulda aksanlı konuşması yüzünden alay konusu olmuş  sınıf arkadaşı  vardır. Neden mi alay ettik? Bize benzemiyordu.

Şimdi biraz insanları bırakıp doğaya bakalım, o nasıl karşılıyor farklılıkları. Bir çam ormanında gezinelim örneğin. Ağaçlardan hiçbiri benzemiyor  diğerine. Taşlara bakalım, her bir taşın ayrı çizgisi, ayrı rengi, ayrı büyüklüğü var. Birbirinin aynı iki yaprakta bile başka başka damarlanmalar oluşmuş. Hayvanlar, bitkiler,  dağlar, denizler uyum içinde çeşitleniyorlar.

Seri benzerliklerden çıkan ‘uyum ve düzen’

Bunun tam tersine fabrikalar seri bir şekilde tek tip mamuller üretiyor. İnsanlar birbirinin aynı, sıkıcı bir benzerlikte beton yığınlar dikiyor. Moda sektörü insanları farklılıklarına  rağmen onları tek tip  bedene göre tasarlanmış elbiselere sığdırmaya çalışıyor. Bütün bunlardaki  ‘uyum ve düzen’ perdesi aralandığında altından  bir demet halinde seri benzerlikler çıkıyor ve seri numaralarıyla çoğalıp gidiyor. Seri benzerlikleri insanlar da insandan istiyor mu?

‘Rengi benim rengime benzemiyor! Ona güvenemem!’ ya da ‘Onun gözleri benimkinden daha mı çekik! Bu arkadaş hiç tekin değil!’e dönüşüyor hemen. Barış  için gereken ortak dil önyargılarımız   kadar kolay oluşmuyor.

David McKee.

Uçanbalık yayınevinden çıkan, David McKee tarafından yazılan ve resimlenen Dişe Diş kitabı, farklılar ve bu farklılıkları nasıl değerlendirip yaşadığımız üzerine bir kitap. Farklılıklarımızı bizi zenginleştiren, çoğaltan nitelikler olarak algılamak da mümkün o farklılıkları düşman edinmek de.

Sayfalarda fillerin sevimli hortumu barışta sevgi  için sıcacık bir dokunuş olurken savaşta ateşli ve ateşsiz silahlar olarak karşı tarafa doğrultuluyor.

Dişe Diş kitabı, önyargıların savaş gerekçesi olabildiği, çeşitliliğin düşmanlaşmayla yok edilişi ve barışın kırılganlığı üzerine. O ormanda siyah, beyaz ve gri filler de olabilirdi.

Kategori: Hafta Sonu

HaftasonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] DUVAR: Başlangıçta sadece bir çizgiydi

Gündelik hayatımız, ülkemiz, coğrafyamız ve dünyamız sınırlarla, duvarlarla çevrili. Hepimiz biliyoruz. Hepimiz farkındayız. Sınırlar, duvarlar üzerine konuşuyor, tartışıyoruz. Peki gökten inmediklerine, leylekler tarafından getirilmediklerine göre nereden geliyorlar? Evet varlar ama nasıl var oldular?

Uçanbalık Yayınları’ndan çıkan DUVAR’ı açtığımızda karşımıza çıkan ilk cümle sorulması mühim bu sorulara bir cevap niteliğinde: 

 “Başlangıçta sadece bir çizgiydi.”

 Sekseklerinin tam ortasından geçiyor, bahçeyi yerden göğe bölüyordu ama nerdeyse fark edilmeyecek kadar da incecikti. Bu yüzden onun nereden ve niçin geldiği üzerinde durmak gereksizdi. Öyle ya, bir çizginin pek de önemi yoktu. Sonra çizgi bir sıra tuğlaya dönüştü. Artık seksek oynanamıyor ama bunun yerine setin üstünden ip atlar gibi zıplanabiliyordu.

Derken set biraz daha yükseldi. Şimdi üstünden ip atlar gibi zıplamak da mümkün değildi ama yemek yerken üzerinde oturulabiliyordu. Duvar yükseldikçe yükseldi. Büyüdükçe ayırdı. Hayatı duvara göre şekillendirmek yetmiyordu. Artık duvar varlığın niteliğinin de ölçütüydü: Karşısında yeterince uzun ve güçlü olanlarla olmayanlar. Ta ki herkes önünde çaresiz ve küçük kalana, duvarın ardı unutulana dek…

Başlangıçlar, ufuktakilerin temeli

DUVAR, bize başlangıçların ufuktakilerin temeli olduğunu tekrar anımsatıyor. Olup biten her şeye meraksız, kayıtsız hatta daha da fenası uyum sağlamaya hazır hâlimize ayna tutuyor. Pek bir şey değil dediklerimizin fazlasıyla bir şey olduklarını kulağımıza fısıldıyor. Ancak DUVAR’ın hikâyesi burada bitmiyor. O, bizi karşılayan ilk sözle konuşmaya devam ediyor.

“Başlangıçta sadece bir çizgiydi.”

Frédéric Maupomé’.

Yine neredeyse fark edilmeyecek kadar ince bir çizgi bizi tekrar karşılıyor. Ancak bu sefer duvarın üzerinde. Birisi duvarı çiziyor. Çizgiler çatlaklara, çatlaklarsa oyuklara dönüşüyor. Duvarı yıkılıveriyor. Hikâyenin ilk parçası gerçekliğimiz iken ikincisi belki bir umut,  belki de bir çağrı. 

Frédéric Maupomé’un yazdığı ve bize bir çizginin iki farklı potansiyelini gösteren DUVAR’ın kendisi de kısacık hikâyesi, azıcık sözüyle bir çizgi. Ama başka türlü bir çizgi, aynı zihnimizde bir kıvrım gibi. Eğer göz ardı etmezsek bu incecik çizgiden kim bilir ne düşünceler yayılacak?

Kategori: Haftasonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Sen yıldız tozusun!

Diyelim ki; bilmem kaç milyon kilometre öteden, örneğin Mars’tan bir canlı dünyamıza gelse, herhalde Dünya denen bu gezegende ne kadar farklı çeşitlerde canlının varlığını sürdürdüğünü düşünüp bu çeşitliliğe hayran kalırdı. Gerçekten de dünyamızdaki canlı hayat, insan türünün yıkıcı faaliyetlerine rağmen, muazzam bir çeşitlilik sergiliyor.

Peki, acaba Marslı konuğumuz dünyadaki çeşit çeşit canlının bu kadar farklı olmakla birlikte, aynı zamanda kökdaş olduklarını, aynı kökten geldiklerini de fark eder miydi? Eğer, Elin Kelsey’nin yazdığı, Soyeon Kim’in resimlediği Sen Yıldız Tozusun kitabını okumuş olsaydı, bunu şıp diye fark ederdi!

Sen Yıldız Tozusun, dünyadaki canlı hayatın oluşumu konusunda çocuklar için temel fen bilgisi anlamında muazzam bir çocuk kitabı. Kitabın başlığının seçimi, başlı başına dünyadaki canlı yaşamın oluşumuna dair astronomi biliminin gerçeklerini tek bir cümlede eritip çocuk okura sunuyor. Dünyadaki yaşamı, kendi nükleer yakıtını tüketen ya da aşırı madde biriktiren bir yıldızın ömrünü tamamlayarak patlaması olayına, yani bir süpernova’ya borçluyuz.

Ömrünün sonuna gelen bir yıldızın patlaması sonucunda dünyadaki yaşamı var eden elementler de uzay boşluğuna saçıldı ve böylece canlı yaşamın ilk adımı da atılmış oldu.[1],[2] Özetle, Elin Kelsey’nin kitapta da dediği gibi, “hepimiz birer yıldız tozuyuz”. Bu kısacık cümle aslında öylesine büyük ki,  yalnızca astronomi bilimine ve dünyadaki canlıların evrimine dair temel gerçekleri çocuk okura çocuğa göreliği gözeten bir dille, en sade şekilde ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda olanca farklılıklarımızla beraber ne kadar da aynı olduğumuzun altını olağanüstü yaratıcılıktaki çizimleriyle ve şiirsel diliyle tekrar tekrar çiziyor.

Hepimiz doğayız

Hepimiz birer yıldız tozuyuz, hepimiz birbirimize sonsuz bağlantılarla bağlıyız. Bir yavru kuşun şakımayı öğrenmesi gibi insan yavrusu da konuşmayı öğreniyor. Sonbaharda ağaçların yapraklarını dökmesi gibi, biz insanlar da en çok saçı sonbaharda döküp, en gür saçı kışın çıkarıyoruz. Büyümek için uyumaya ihtiyacımız var, tıpkı uyumak için saydığımız koyunların da uykuya ihtiyacının olması gibi…

Elin Kelsey.

Kelsey, bu ve daha nice örnekle canlılar olarak hepimizin doğanın birer parçası olduğunu tekrar hatırlatıyor bize. Hepimiz doğayız. Ama doğanın içinde olduğumuzu büyüdükçe unutup doğa diye manzaralar arar oluyoruz. O yüzden Kelsey, en çok çocuklardan umutlu. Çünkü hepimizin içinde birer küçük Dünya nefes alırken, içimizdeki gezegene hala en çok çocukken dokunabiliyoruz. Bu gezegene dokunmayı unutmamayı ve yazımızın başındaki Marslı dostumuz gibi, doğadaki bu çeşitliğe hayran olmayı hatırlatıyor Sen Yıldız Tozusun…

Yalnız, Marslı dostumuzdan tek bir farkla… Kitabı okudukça, doğadaki sadece bu farklılıklara değil, aynı olmaya da, aynı kökten gelip aynı evi paylaşmaya da hayran kalıyorsunuz. Aynı yıldızdan geldiğimiz tüm dostlarımızı tekrar selamlamak için, Sen Yıldız Tozusun kitaplığınızın bir köşesinde bulunsun.

*

KÜNYE

Yazan: Elin Kelsey

Resimleyen: Soyeon Kim

Çeviren: Fatoş Atay

Yayınevi: 1001 Çiçek Kitaplar

Yayın yılı: 2016

[1] Çağrı Mert Bakırcı, Süpernova Nedir? Uzaydaki En Şiddetli Patlamalara Yönelik Temel Bilgiler”

[2] Zafer Emecan, “Bir Süpernova Patlaması Nasıl Oluşur?

 

Kategori: Hafta Sonu

KitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bu bir kitap: Suretin sureti, sesin sesi…

Saat 12:05, saat 12:40, saat 14:00… saat 16:35 yaklaşık dört buçuk saat kitabın sayfaları içinde akar. Yüzeyin sığ sularından kitabın derinliklerine doğru yolcuğa çıkar Eşek.

Uçanbalık Yayınevi‘nden çıkan, Lane Smith in yazıp resimlediği ‘Bu Bir Kitap’ kitabı; küçük bir çocuğun ‘bu ne?’ sorusuna her defasında sabırla verilen bir yanıt gibi. Kitabın kahramanları Eşek, Maymun ve Fare. Hayır bilgisayarda kullandığımız fare değil gerçek Fare. Soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olmasa da  dijital bir tehdit altında. Pek fazla diyaloglara dahil olmadan bilgisayar faresinin tahtına göz diktiğini kaygıyla fark etmiş olmalı ki boy gösteriyor sayfalarda. Neden mi? Eşek ve Maymun  kitap bilgisayar karşılaştırması yapıyorlar kısa ve gülümseten diyaloglarla.

‘Çok fazla harf var’

Bu diyaloglarda neler mi var? Küçücük bir ip ucu verelim. Kitapta şöyle bir cümle geçiyor başka bir kitaba ilişkin. ‘Çok fazla harf var.’ Yazar Eşek’e  çocuk zihninin sevimli bir cümlesini  söyletiyor. Gerçekten de kitabın tamamı ile karşılaştırıldığında ‘kitap’ın gösterildiği sayfada cümleler ardı ardına diziliyor. Tersini düşündüğünüzde sözcüklerin azalması düşüncenin azalması, düşüncenin azalması dünyanın azalması bir yandan da… 

Bilgisayar çağı insanı hızla bilgiye ulaşmak ve aynı hızla unutmak eğiliminde. Bunu anlamak için hızla giden bir araçta olduğunu düşünmek yeterli.  Yanından geçmiş olursunuz görülmesi gerekenlerin. Bakmak ve görmek farkı görünür olur böylece.  Hız ve çeşitlilik çağın vaadi budur.  Vaat edilmeyene bakma zamanı.

Kitabın sayfaları ve çizgilere minimal bir atmosfer hakim. Resimler ana metni destekliyor ve okura diyaloglarda değinilmeyen bir ayrıntıyı sezdiriyor. Hangi ayrıntı? İşte burada çizgilerde olandan çok olmayandan yürümemiz gerekiyor. Ağaç yok, gökyüzü yok, toprak yok, deniz yok…bunların kokusunu, dokunuşunu hisseden biri yok. Duvara asılmış tablo var, tabloda ağaç var. Betonlaşmayla küçük kutulara tıkılan insan için ağaç artık tablolara yansımış bir detay sadece.  Ve okur sadece kitap sayfalarında karşılaşıyor doğayla. Denizle, gökyüzüyle, güneşle, toprakla.

Digitalleşirken ıskalananlar…

Dijital çağ dokunmanın, koklamanın yok sayılıp sadece suretin suretine ve sesin sesine ulaşılabilen bir dünya. Ekrandaki çiçeği koklayamazsın, ekrandaki toprağa dokunamazsın. Çocuk da dokunamaz,  koklayamaz. Kitapta da mı dokunamayız?  Bütün bunlara dokunmak için kitaba dokunmak gerekir ama..

Lane Smith.

‘Bu Bir Kitap’  dijitalleşmenin hayatın hemen her alanına egemen olduğu bir dünyada dijitalleşirken  aslında nelerin ıskalandığını çocuğun anlam evrenine uygun bir dil ve üslupla anlatmış.

Çocuk dünyasına aşikar olanlar bilirler, çocukların ilgisini  genelde kusurlu karakterler çeker. Yazar da bu gerçekten hareketle değişimi kusurlu karakter üzerinden vermiş. Bu karakter üzerinde neler mi değişmiş? Her nitelikli çocuk edebiyatı eserinde olması gerektiği gibi hem çocuğa hem yetişkine sözleri var Bu Bir Kitap eserinin.

Kategori: Kitap

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] İçtiğimiz süt ne kadar ‘temiz’?

Çocukların kimi zaman günlerinin başlangıcına kimi zaman da kapanışına eşlik eder süt. Bazı çocuklar mutlulukla bazılarıysa dünya başlarına yıkılmışçasına karşılar onlara uzatılan içi süt dolu bardağı. Peki, süt bardağın içine nasıl, nereden gelir? Hani şu marketlerde marka marka, kutu kutu dizilen litrelerce süt. Sahi, ne çok süt var buralarda! Kendi halinde hayvan yetiştiricileri ve çayırlarda gezip, otlayan ineklerle böylesine bir süt üretimi mümkün mü gerçekten?

Adele Tariel, İthaki Çocuk’tan çıkan, “çevreyle uyum içinde, özgürce yaşamak için mücadele veren tüm hayvan yetiştiricilerine” adanmış 1000 İnek kitabında, çocuklara, günümüzde sütün masamıza gelişinin arkasındaki sürecin nasıl işlediğini, süt sektörünün gerçeğini anlatıyor.

Hikâyede, günlerden bir gün, bir çiftçinin ve onun Sürmeli, Kahveli, Çiçekli isimli üç ineğinin yaşadığı çiftliğe, yazarın deyimiyle tuhaf bir ziyaretçi gelir. Nereden çıkıverdiği belli değildir, ama neden geldiğini çok iyi biliyor gibidir. Çünkü adam, aslında sistemin ta kendisidir.

Ona uzatılan bir bardak sütü kafasına dikerken, çiftçiye sütünün çok lezzetli olduğunu ve daha fazla süt satmak için daha fazla ineğinin olması gerektiğini söyler. İşte bu kısacık cümle ile ineklerin varlığı süt satmayı sağlamaktan ibaret hale gelirken, çiftçinin “Biraz daha süt satmak için bir kaç ineğim daha olsa hiç de fena olmazdı” düşüncesiyle dipsiz bir kuyuya dönüşür.

Adele Tarier.

Sistem açgözlü. Sürmeli, Kahveli, Çiçekli’ye eşlik edecek Benekli, Cüsseli ve Gamzeli de ne?! Bundan böyle adamın hep daha çok ineği olmalı, çünkü ne kadar çok inek o kadar çok süt, ne kadar çok süt de o kadar çok para demek. Hatta inekleri de bundan böyle makineler sağmalı, öyle ya, böylesi çok daha kazançlı. Sistem her yeni inek ve makine için kurdele keserken, çiftlik artık isim yerine sırtlarına birer numara yapıştırılmış 1000 inek ve gözlerinin altında koca mor halkalı bir çiftçiden ibaret hale dönüşmüştür. 

Tabii her hikâyenin bir de sonu vardır. Kim bilir, belki de çiftçinin yapamadığını inekler yapıverir ve çiftçin aklı başına gelir. Ancak şu soruyu da sormak gerekir: Başka canlılar söz konusu olduğunda, insanın böylesine hatalar yapıp sonrasında bunlardan ders çıkarmaya hakkı var mı? Üstelik 1000 İnek gibi kitaplar aracılığıyla daha çocukluktan itibaren böyle önemli meseleleri sorgulayıp anlayabilecekken.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar] Annem Her Yerde – Ömür Kurt

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

Annem Her Yerde

Günümüz toplumunda ölüm tabu olan konulardan biri. Hem yetişkinler hem çocuklar için. Oysa Avusturyalı ressam Egon Schiele’nin “Death and Man” (Ölüm ve Adam) tablosunda resmettiği gibiölüm hayata bitişik… Hepimiz ölümün yaşamın doğası gereği var olan kaçınılmaz bir gerçek olduğunu biliyoruz. Hatta ölüm, her gün medya tarafından gözümüzün içine sokulmak suretiyle alıştırıldığımız bir olgu. Ancak tüm bunlara rağmen yine de ölüm biraz karanlık, konuşmaktan hoşlanmadığımız, söz etmesi bize zor gelen bir konu. Hele ki çocuklar söz konusuysa… Ölüm çocukların yanında konuşulmaması gereken bir şey olarak addediliyor günümüzde… Ölümü çocuğa nasıl anlatacağımızı bilemiyoruz. Ölümü çocuğa açıklamak konusunda dilimiz bir türlü dönmüyor. Oysaki psikanalist Prof. Dr. Darian Leader’ın Depresyon, Yas ve Melankoli başlıklı kitabında açıkladığı üzere ölümü çocuğa anlatmak konusundaki bu tutukluğumuz ‘modern’ bir olgu. Leader’ın ifadeleriyle, “… bir zamanlar çocuklar ölüm döşeğinin çevresinde toplanırken, günümüzde ölüm döşeğinden gitgide daha fazla ayrı tutulduklarına tanık oluyoruz. (Ortaçağ Avrupa’sının çocukluk ve aile anlayışı üzerine araştırmalarıyla tanınan tarihçi) Ariés, on sekizinci yüzyıla kadar ölüm döşeğinin tasvir edildiği her yerde çocukların da olaya dahil edildiğini belirtmişti”., 

Darian Leader’ın Depresyon, Yas ve Melankoli kitabını babamı kaybettikten sonra okumaya başladım. Aynı dönemde ölüm üzerine yazılmış çocuk kitaplarını da okumaya yöneldim. Fark ettim ki; yaşadığım her duygu, kaybımla kurduğum ilişki, çocuk kitaplarına da olanca sadeliğiyle yansımıştı. Bu yazıda ele alınan Annem Her Yerde kitabısöz konusu olduğunda ise, bu yansıma, yakınlık ya da benzerlikten de öteydi. Bir aynada yansıyan imge misali, benim hissettiklerim ve kaybımla ilişkilenme biçimim bu kitaba aksettirilmişti. 

Annem Her Yerde, annesini kaybetmiş bir kız çocuğunun gözünden bir çocuğun ölümle kurduğu ilişkiyi anlatıyor. Ölüm hakkında pek konuşulmak istenmez; hele ki çocuklar bu konunun olabildiği kadar uzağında tutulmak istenir. Ama küçük Yolanda’nın çevresindeki yetişkinlerin tavrı bu genel tutumdan farklılaşıyor. Yolanda’nın annesinin ölümünü anlamlandırma arzusuna karşılık veriyorlar. Hem de Yolanda’nın sorularını, genelde yapıldığı gibi, cennet-cehennem, öbür dünya gibi yetişkinlerin bile ilişki kurmakta zorlandıkları soyut, doğa üstü kavramlara başvurarak yanıtlamıyorlar. Yolanda’ya annesinin ölümünü, maddi hayatla, gündelik yaşamla ilişki kurarak anlatıyorlar. Üstelik, Yolanda’nın “annem nerede” sorusunu yanıtlarken, bu kayıptan ötürü duydukları acı, hissettikleri özlem üzerine Yolanda ile bir nevi hasbihal ediyorlar. Yolanda annesini ararken, babası da sevgili eşini, teyzesi kız kardeşini, büyük babası ve büyük annesi de çocuklarını arıyor. Ararken hep beraber iyileşiyorlar. İnsan insana iyi geliyor, acı paylaşıldıkça sağalıyor. 

Yolanda diyor ya, “annem her yerde”. Gökteki bir yıldızda, içtiği kahvenin fincanında, bir fotoğrafta… Ben de babamı ta omuz başımda hissetmiştim onu kaybettikten sonra. Omuz başımdaki gülümseyen bir silüette… Çocukken bir yaz günü beni kucağına aldığı o fotoğraftan taşan bir silüette… O silüet nereye gitsem benimle geliyor. Neredeysem orada, omuz başımda. Mekânın, zamanın sınırını bilmiyor. Kısacası, Yolanda’nın annesi için dediği gibi, benim de babam her yerde.  

Çocuk kitapları, öz benliğimize doğru yaptığımız bir yolculuktur. İşte, Annem Her Yerde de bu kitaplardan biri. Sade diliyle, hepimizin hayatına dokunan anlatımıyla, duygu yüklü resimleriyle ölümün ardından yaşanan kaybı anlamlandırmak konusunda, çocuklara da yetişkinlere de ilham verebilecek bir kitap. Darian Leader’ın dediği gibi, “genellikle bir kaybın “üstesinden gelmek” için cesaretlendiriliriz; oysaki yakınını kaybetmiş kişiler ve trajik kayıplar yaşamış olanlar asıl meselenin, kaybın üstesinde gelip yaşamaya devam etmekten çok, kaybı hayatın bir parçası haline getirmenin bir yolunu bulmak olduğunu gayet iyi bilirler”. Daha basit bir dille, “önemli olan o kayıpla yaşamaktır”. Annem Her Yerde, kaybımızla yaşayabilmek konusunda bize ilham oluyor. Madem ki kaybettiğimiz bizim için ‘her yerde’, Yolanda’nın annesi için dediği gibi, o zaman aslında olmasa da hâlâ ‘oradadır’. Bir fotoğrafta, bir resimde, bir anıda, hayatımızın bir parçası olmuştur. Ama bizi korkutan, anımsamaktan, yokluğuyla yüzleşmekten kaçtığımız bir parçası değil. Hatırlayarak, Yolanda’nın teyzesinin deyimiyle hakkında konuşarak yaşattığımız bir parçasıdır. Kaybımız onu unutmadığımız, onu anımsadığımız sürece bizimledir; hayatımızın bir parçasıdır, ‘o’ her yerdedir…

KÜNYE

Yazan: Pimm van Hest

Resimleyen: Sassafras De Bruyn

Çeviren: Öznel Akdik İşli

Yayınevi: Gergedan Yayınları

Yayın yılı: 2016

Yaş Grubu: 5 yaş ve üstü


Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Eve Yolculuk – Ömür Kurt

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.


Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Eve Yolculuk: Bir yurtsuzluk ve yolculuk hikayesi

Eve Yolculuk, insanın doğaya karşı yıkıcılığının yaşam alanlarını yok ettiği hayvanların hikayesini anlatıyor.

Aslında savaşlarla evlerini kaybeden insanların yaşadıklarına benzer şekilde hayvanlar da ekolojik tahribatlar ve insanın vahşiliği sonucunda evlerini kaybediyorlar. Buzulların erimesi sebebiyle kutup ayıları, bambu ağaçlarının yok olması nedeniyle pandalar, ormanların tahrip edilmesinden dolayı orangutanlar, avlanma nedeniyle filler evlerinden oluyorlar. Şüphesiz bu yıkıcılığın kurbanları yalnızca kutup ayıları, pandalar, orangutanlar ve filler değil.

Elbette daha birçok tür bu insan kaynaklı yıkıcılıktan olumsuz etkileniyor. Ama kitabımız sözü geçen bu dört hayvanı kendine kahraman olarak seçmiş. Kahramanlarımız evlerini terk etmek zorunda kalıyorlar ve bir kayığa binip bir yolculuğa çıkıyorlar. Aslında nereye gideceklerini de bilmiyorlar. Tek bildikleri şey ev diye bildikleri yerde artık onlara yaşam alanı tanınmadığı.

Dodo

Yolculukları sırasında bir adada Dodo kuşu ile karşılaşıyorlar. Bu karşılaşmada Dodo kuşunun seçilmesi de çok anlamlı bir tercih olmuş. Dodo kuşu ta 17. yüzyıl ortalarında, yaşam alanı olan Mauritius adasında kolonyalistler tarafından keşfedildikten 80 yıl sonra nesli tükenen bir tür. Dodo, Portekizce’den gelen bir isim. Anlamı ‘aptal’. İnsanlardan kaçmadığı için avlanma karşısında kendini koruyamıyor.[1],[2]

Umarız kitabımızın kahramanlarının – ve tabii ki tüm canlıların – sonu Dodo’nunki gibi olmaz. Ama gidişatın pek parlak olmadığı da ortada. Eve Yolculuk, ta çocukluktan bu gidişata dair bir uyarıda bulunuyor. Evini kaybetmenin, evsiz kalmanın sadece insanların meselesi olmadığını vurguluyor.

Umarız bu gezegende, insan, hayvan, tüm canlıların günün birinde dönecek bir evleri kalır.

***

KÜNYE
Yazan: Frann Preston-Gannon
Resimleyen: Frann Preston-Gannon
Çeviren: Eda Serdaroğlu Daş
Yayınevi: Pötikare Yayıncılık
Yayın yılı: 2014
Yaş Grubu: 5 – 8 yaş


[1] Dodo Kuşu ve Biz İnsanlar, http://www.altust.org/2012/06/dodo-kusu-ve-biz-insanlar/, erişim tarihi: 22 Şubat 2019.

[2] Son Dodolardan Biri Kafasından Vurularak Öldürülmüş, http://arkeofili.com/son-dodolardan-biri-kafasindan-vurularak-oldurulmus/, erişim tarihi: 22 Şubat 2019.

.

.

Ömür Kurt

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Çevreci Muhteşem Dayım – Tuğba Gürbüz

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.


Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Çevreci Muhteşem Dayım

Miriam Dubuni’nin yazdığı, Elena Pretti’nin resimlediği “Çevreci Muhteşem Dayım” 8-9-10 yaş grubu için yazılmış bir çocuk romanı.

Kitaba adını veren dayı Cicccillo, renkli bir kahraman. Neredeyse hiç alışveriş yapmadan yaşayabilmesini insanların döküntü zaaflarına borçlu. Döküntü ne mi? Ciccillo’nun sözleriyle açıklayayım:

“Herkesin her gün aldığı şeylerin büyük bir kısmı döküntüdür. Başlarda bunu fark etmek zordur, çünkü döküntü öyle bir şeydir ki, kendisini çok gerekliymiş gibi göstermede ustadır. Bu kandırmacayı anladığımızda artık çok geç olmuştur. Dolaplar, raflar, büyük küçük bütün odalar, her yer ağzına kadar gereksiz kutularla doludur. Ama insanoğlu tuhaftır, sahip olduğu döküntüsüyle yetinmez, hep daha fazlasını ister! Ev bu döküntüyle dolup taşınca, alışverişi keseceğine, gereksiz yeni pılı pırtıya yer açmak için hepsini kaldırıp atar.”

İşte Ciccilllo bu döküntüleri toplar ve onları dönüştürür. Döküntü Ekspresi adını verdiği kamyonet de bu döküntülerden birisidir ve eline ilk düştüğünde bir hurdadan farksızdır. Şimdi gıcır gıcır olan kamyonetin iki hüzünlü yolcusu vardır: İole ve Lorenzo. Çünkü anneleri hastanededir ve o iyileşip taburcu olana kadar dayılarının yanında kalacaklardır. İki saatlik yolculuğun ardından kırsaldaki eve varırlar. Ev dışarıdan tam bir harabeyi andırmaktadır ancak Ciccillo orayı bir gün saraya çevirme umudunu taşıdığı için yuvasını Umut Evi olarak adlandırmıştır. Umut Evi’nin içi ve dışı döküntülerden dönüştürülen pek çok ilginç tasarıma ev sahipliği yapmaktadır. Burada, annelerinin sağlığı için endişelenen, ondan ayrılmakta zorlanan çocukların dikkatini dağıtacak pek çok neşeli şey vardır. Bisiklet gibi sürülen pedallı koltuk, küvet yatak, çamaşır makinesinden bozma bahçe sulama sistemi gibi ilginç tasarımlar, bahçeden toplanan taze sebzelerle pişirilen leziz yemekler, güçlü komşuluk ilişkileri, köyün etrafını saran ormanda gezintiler ve unutulmaya yüz tutmuş eski bir masal… Bu masalın izini süren çocuklar kısa sürede döküntüleri dönüştürmeyi, planlarını ve hayallerini hayata geçirmeyi öğreneceklerdir.

Anlatı sırasında bazı geçiş yerlerini hızlı ve kafa karıştırıcı bulsam da atıkları ayrıştırma, yeniden değerlendirme, kendi gıdanı üretme, para kullanmak yerine ürün ve bilgi takas etme gibi çevreci değerler sunan bu kitabı rahatlıkla “Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar” arasına koyabilirim.

Kitabın sonunda, okuduğum diğer Dubuni kitaplarından da aşina olduğum “Fazladan Bilgiler” bölümü yer alıyor. Burada geri dönüşümle ilgili birtakım bilgiler ve atık malzemelerle yapılabilecek proje örnekleri okurun konuyla ilgili farkındalığını ve duyarlılığını arttırıyor.

37 teneke kutu toplayarak bir kahve cezvesi yapabileceğinizi, 38 metreküp havayı, 18 litre suyu ve 30 cm. yerin altını kirlenmekten kurtarabileceğinizi biliyor muydunuz?

***

Çevreci Muhteşem Dayım
Yazan: Miriam Dubuni
Resimleyen: Elena Prette
Çeviren: Filiz Özdem
YKY Doğan Kardeş
8-9-10 yaş

.

Tuğba Gürbüz

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Malena’nın Aynası – Eda Uysal

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.


Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Malena’nın Aynası

Güzellik çağdan çağa nesilden nesile değişen bir kavram. Pisagor’a göre güzellik doğuştan vardı ve kaynağını sayılardan alırdı. Sokrates güzelliğe relativist bir bakış açısıyla yaklaşırdı. Yunan mitolojisinde güzellik altın elma efsanesi ile başlayıp Truva Savaşına sebep oldu. Antik Çağda simetrik yüz hatları önem taşırken, Rönesans dönemi beyaz tenin, Victoria dönemi ise ince belin ön plana çıktığı dönemlerdi. 60lar sonrası ince vücutların, post modern dönemde ise bedenin yeniden inşaası sürecine girilse de fit bedenlerin hegemonyası sürdü. Güzelliği, genç kalmayı bir insanın tek ölçütü olarak pazarlayan her defasında daha ağır dozlarla sunulan kozmetik ve anti-aging ürünler popüler kültürün evrensel birer normu haline geldi. Ataerkil düzenin devam etmesi için yaratılmış Sinderella, Pamuk Prenses, Rapunzel masallarının yerini makyaj videoları, evi dekore et, prensesi giydir gibi kız çocuklarına yaratılan sanal dünya oyunları alalı çok oldu.

Abartılı güzellik algısı ve cinsiyetçilik temelli kitaplarla donatıldığımız, estetik ameliyat yaşının epey düştüğü bir dönemde “Malena’nın Aynası” önemli bir yaraya dokunuyor. Kitap kapağında bizi mavi gözlü, sarı saçlı bir karakter değil iri gözleri ve büyükçe burnu ile Malena karşılıyor.

İspanyol yazar ve illustratör Elena Ferrandiz günün birinde iç güzelliğini bulacağına inandırılan Malena’yı endişeleri, korkuları ve hayal kırıklıkları ile yüzleştiriyor. Ayna metaforu üzerinden özgüven çözümlemeleri yapacağı içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Sadece fiziksel dezavantajları olan çocuklara değil herkese pencerelerini cesaretle sonuna kadar açmalarını öneriyor.

Yazar Elena Ferrandiz, Sevilla Üniversitesi’nde güzel sanatlar okumuş, kitaplarının resimlerini kendisi yapıyor. Kitabın resimleri öyle güzel ki her biri kitaptan düşse çerçeveletip duvara asılacak nitelikte. Anlatımın da önüne geçen resimlerde Malena’nın korkularıyla yüzleştiği kısma şahit olurken bunu nasıl çözümlediğini tam da anlamlandıramıyoruz. Lakin bunu yaparken yazar pek ayrıntıya girmeden sadece durumu verip gerisini okura ve onun hayal gücüne bırakıyor. Darmadağınık bir iç dünyanın kapılarını açıp, her insanın çözümünün kendisinde saklı olduğunu ima ediyor. Bir diğer kitabı “Pupa’nın Paltosu” da bir tırtıldan kelebeğe dönüşün, zincirlerini kırmanın hikayesi. Aynı sade anlatımla ve eşsiz resimlerle yine içimizdeki “ben” e sesleniyor. Lao Tzu’nun “Tırtılın, dünyanın sonu dediği şeye, tüm dünya kelebek der” sözüne de kitabın arka kapağında yer veriyor.

Okuma pratiğinin ötesine sürükleyen kitaplar okuru didaktik öğretilere değil düşünmeye ve dönüşüme götürür. Bu da “Malena’nın Aynası”nda az sözcükle çok şey dile getiren hüzün kokan kısa “hikayesinde mevcut. Güzelliğin hayati bir önem taşıdığı masallarla büyütülen, prenses olması için uyutulan değil kendi farkındalığını kazanan, öz varlığına sahip çıkan karakterlere ihtiyacımız var. Küçücük sandıklarında dış görünüşlerinin özgüvensizliğini, bedensel kusurlarını, akran zorbalığını ve modern dünyanın estetik kaygısını taşıyıp saklayan tüm Malenaların bir gün çıkacakları benzer bir yolculuktan umutla ve mutlulukla dönmeleri dileğiyle…

Malena’nın Aynası
Yazan-Resimleyen: Elena Ferrandiz
Çeviren: Saliha Nilüfer
Yapı Kredi Yayınları
5+
40 sayfa

.

Eda Uysal

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Laika Astronot Köpek – Ömür Kurt

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.


Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Laika Astronot Köpek: Uzak Yıldızlara Bir Selâm

Laika, Astronot Köpek, SSCB tarafından 3 Kasım 1957’de Sputnik 2 uzay aracıyla uzaya fırlatılıp Dünya’nın yörüngesi etrafında dönen ilk hayvan olan köpek Laika’nın öyküsünü anlatıyor.

Ancak bu mutlu bir öykü değil. Laika aslında insanlığın uzay macerasına kurban ediliyor. Roketin uzaya fırlatılışından birkaç saat sonra araçtan haber alınamıyor ve Laika’nın uzayda kaybolduğuna hükmediliyor. Esasen bu hikâye ölümle sonlanacağı bilinen bir hikâye. Çünkü çok maliyetli olacağı düşünülerek Laika’nın dünyaya geri getirilmesi için hiçbir plan yapılmıyor. Sputnik 2 misyonunda çalışan bilim insanlarından Dimitri Malaşenkov’un 2002 yılında, Laika’nın yolculuğundan tam 45 yıl sonra açıkladığı üzere, Laika, kalkıştan 5 ilâ 7 saat sonra içinde bulunduğu kapsülün aşırı ısınmasından dolayı hayatını kaybediyor. Üstelik, yine misyonda görevli doktorlardan Oleg Gazenko’nun 1998 yılında deyim yerindeyse itiraf ettiği üzere bu deneyden Laika’nın ölümünü meşrulaştıracak kadar bilgi edinilemiyor.[1]

Peki, ya yeteri kadar bilgi edinilmiş olsaydı? Laika’nın ölümü meşrulaşmış olur muydu? Laika kurban edilmemiş olur muydu? Kitabın bu sorulara benim de hararetle katıldığım yanıtı net bir hayır. İstediğimiz kadar Laika adına pullar basalım, heykeller dikelim, onu kahraman olarak analım, bu uzay macerasını haklı çıkartamayız diyor kitap. Üstelik bu yanıtı öyle yüksek sesle, kulağımıza bağırarak değil, ruhumuza dokunan, yüreklerimizi burkan, alçak gönüllü bir üslupla ve Laika ile empati kurmamızın yolunu açan, içimize işleyen çizimlerle yapıyor. Tavrını net koyuyor koymasına ama bunu didaktik ve kulak tırmalayan bir üslupla değil, Laika’nın öyküsünün içine girmemizi sağlayarak yaşamdan ve yaşatmaktan yana aldığı tavırla yapıyor. Hem de umudu dürten, hayal gücüne yol açan bir sonla içimizi ısıtıyor.

Laika’yı içten bir sevgi ve umutla anan bu kitap benim hem gözlerimi doldurdu, hem de gülümsetti. Siz de çocuklarınızla beraber bu kitabı okuyun; uzaya, yıldızlara, Laika’ya bir selâm gönderin derim ben!

***


Yazan: Owen Davey
Resimleyen: Owen Davey
Çeviren: Gökçe Gökçeer
Yayınevi: MEAV, Bir Kitap Yolla
Yayın Yılı: 2017
Yaş Grubu: 5 yaş ve üzeri

***

[1] Laika: Gerçekleşeceğini Herkesin Bildiği Bir Ölümün Hikâyesi, http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/kesfet/laika-gerceklesecegini-herkesin-bildigi-bir-olumun-hik%C3%A2yesi/2523 

.

.

Ömür Kurt

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuHayvan HaklarıKitap

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Hayvan Kurtarma – Ömür Kurt

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Hayvan Kurtarma

Bir Hayvan Haklarına Giriş Denemesi

Yazının sonundaki künyede kitabın yazarına da yer verdim ama aslında bu kitabın bir yazarı yok, yaratıcısı var! Böyle demek daha uygun düşüyor; çünkü kitabımız bir sözsüz kitap! Yani kitapta yazı yok, resimler var.

Kitaptaki transparan sayfalar sayesinde resimler çift anlam barındırıyor. Transparan sayfaları çevirince kendimizi yeşillikler içerisinde yemlenen tavukları kapalı ve karanlık bir tavuk çiftliğinde buluveriyoruz. Ya da bir ağacın kenarına kıvrılıp uyuyan bir tilkiyle şık giyimli bir kadının boynunda bir atkı olarak karşılaşıveriyoruz. Kitap, bu transparan sayfalar yöntemiyle okura hayvanların olmaları gereken yerin neresi olduğunu sorduruyor. Sayfaları çevirerek hayvanların yaşamaları gereken yerde, kendi yaşam alanlarında yaşamalarını sağlayabiliyorsunuz; yani kitabın sözüyle hayvan kurtarıcısı bir kahramana dönüşebiliyorsunuz. Kitap bu anlamda, hayvan hakları konusuna bir giriş niteliğinde.

Günümüz toplumu hayvanları herhangi bir metadan, bir tüketim nesnesinden farklı görmezken okuru hayvan hakları meselesiyle tanıştırma çabası çok kıymetli. Hayvanların da birer canlı olduğunu, ömürlerini doğal yaşam alanlarında sürdürmeye hakları olduğunu, üstelik hiç de didaktik olmayan bir yolla gözler önüne seriyor Hayvan Kurtarma. Okur kitapla kendisi birebir ilişki kuruyor, kitabı deyim yerindeyse yeniden yaratıyor.

Ancak tüm bunlara rağmen kitabın okuru kitabı yeniden yaratmaya davet etmek için yönelttiği “Sen hangi hayvanları kurtarırdın?” sorusu kanımca sorunlu. Tüm canlılar eşit değere sahipken, okuru hayvanların bazılarını diğerleri pahasına seçmeye yönlendirmek, içinde, en çok sevdiğimiz ve daha az sevdiğimiz hayvanlar gibi ayrımcı bir tutuma sevk etme tehlikesini barındırıyor.

Yine de Hayvan Kurtarma çok yaratıcı, zekice kurgulanmış, başarılı bir hayvan haklarına giriş denemesidir diyebilirim rahatlıkla. Hayvan Kurtarma, eşitliğe çok ihtiyaç duyduğumuz bu çağda zincirin en zayıf halkasının, yani hayvanların da hakları olduğunu hatırlattığı için bir tebriği hak ediyor!

Yazan: Patrick George
Resimleyen: Patrick George
Çeviren: Dila Altındiş Balcı
Yayınevi: MEAV, Bir Kitap Yolla
Yayın Yılı: 2016
Yaş Grubu: 3 yaş ve üzeri

.

.

.

Ömür Kurt

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Canım Ağacım – Tuğba Gürbüz

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Canım Ağacım Kanadalı yazar ve illustratör Jacques Goldstyn’in Türkçeye çevrilen ilk eseri. Jacques Goldstyn’in yazıp resimlediği Can Sanat Yayınları’ndan yayımlanan kitabın çevirisi Mehmet Erkurt’a ait.


Jacques Goldstyn

Kitap pek çok yönüyle Cömert Ağaç kitabını çağrıştırıyor. Her iki kitap da ismi bilinmeyen bir çocuk ve ağacın dostluğunu ele alıyor, kısa ve yalın bir hikâye anlatıyor, anlatıya sade çizgiler eşlik ediyor ve her iki hikâye de ağacın ölümüyle bitiyor.

Cömert Ağaç’ta çocuk ve ağacın bir ömür boyu süren arkadaşlığı ele alınırken Canım Ağacım kısa bir zaman diliminde geçiyor ve çocuğun Bertolt adını verdiği ağacın son kışının ardından hikâye nihayetleniyor. Cömert Ağaç’ta ağacın ölümü bizzat çocuğun elinden (maddi hırslarını gidermek için) gelirken, Canım Ağacım’da çocuk, ölümünün ardından yakın arkadaşı Bertolt’u onurlandırıyor.

Cömert Ağaç’taki çocuğun aksine onu asla terk etmiyor çünkü o bir münzevi, farklılıklarıyla yaşadığı toplumda göze battığının, insanların onunla alay ettiğinin farkında ama bu onu hiç de rahatsız etmiyor. Yalnızlığından memnun, ilgi alanları var.

Ağaca tırmanmak en sevdiği şeylerin başında geliyor. Elbette Bertolt’a ve elbette ilkbaharda. Çünkü bahar gelince, tepeden tırnağa yeşile keser Bertolt. Harika bir gizlenme yerine döner. Gizlenme yeri yeterli değil onu tarif etmeye. Bertolt, bu koca meşe, bir ev, sığınak, labirent, hatta bir kale, bir çocuğa, sincap ailesine, bir kargaya, puhu kuşuna, ağustos böceklerine, sıvacık kuşlarına ve diğerlerine… Bir 500 yılı var ki ayakta, dimdik ve de dilsiz. O sustukça dile gelir çocuk, bir bir anlatır yaşadıklarını, baharda, yazda, sonbaharda ve de kışta.

İlkbaharda, yaprakların arasına saklanmak gibisi yoktur. Kimselere görünmeden, tepeden görür kasabanın tüm gizli saklısını, kilometrelerce öteyi, hatta yer yuvarlağını… Fırtınanın koptuğu günlerse bir masal gibidir! Dante’nin şiirleri gibi. Rüzgâr sizi önüne katıp götürmesin diye sımsıkı tutunmanız gerekir. Dalı budağı, tıpkı fırtınaya yakalanmış bir kalyonun direkleri gibi gıcırdasa ve çatlasa da Bertolt güvenli bir sığınak gibidir. Ona sığınanları yarı yolda bırakmaz ama asıl cümbüş baharda, onun da eli kulağında.

İlkbaharın gelişi ilk kez neşelendirmez çocuğu. Tüm ağaçları çiçekler, tomurcuklar, yapraklar basar, Bertolt hariç. Günler, haftalar geçer, ümitle bekler çocuk ama bir gün gerçeği kabullenir. Bertolt ölmüştür.

Şöyle dillendirir içinden geçenleri:

Bir kedi öldüğünde, bunu hemen anlarız.

Aynı şey bir kuş için de geçerli.

Ama bir ağaca baktığınızda,

bunu hemen anlamazsınız.

Karşınızda hareketsiz,

dev bir sırık gibi dikilir.

Nefesini tutuyormuş gibi…

Bize bir oyun oynuyormuş gibi…

Oysa oyun oynamıyordur Bertolt. Yalnızca yeryüzündeki zamanı bitmiştir. Ölen bir kediye, kuşa veda etmek gibi değildir ayakta ölmüş bir ağaca veda etmek ama bir mobilyaya ya da yakılacak oduna dönüşmeden önce sevgili dostunu onurlandırmanın bir yolunu bulacaktır çocuk.

***

Canım Ağacım

Yazan ve resimleyen Jacques Goldstyn

Çeviren Mehmet Erkurt

Can Çocuk

+8

.

Tuğba Gürbüz

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Isabella ile Çetesi: Dönüşüme Uğrayan Balıkların Sırrı – Tuğba Gürbüz

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Isabella ile Çetesi: Dönüşüme Uğrayan Balıkların Sırrı

Isabella ve çetesi ile tanışın.

Isabella 8 yaşında. Şehirde yaşıyor ama şimdi annesinin çocukluğunun geçtiği köyde, onun eskiden yaşadığı evde. Her yaz, tatilin bir bölümünü burada geçiriyorlar ancak bu yaz daha uzun kalacaklar. Çünkü Isabella’nın babası bir yazar ve bu bol pencereli, aydınlık evde daha verimli çalışabileceğini düşünüyor. İlham perileri izne çıkmış olmalı zira şimdilik tek satır yazamadı. Uzayan sakallar ve buruşturulmuş, yere atılmış kâğıtlar onu ele veriyor. Yazmak yerine evi temizliyor ve yıllar içinde yığılmış, gereksiz ıvır zıvırları ayıklamak konusunda karısına yardım ediyor. Atılacak ne çok şey var: eski kasetler, şilte, kırık bir elbise dolabı, irili ufaklı naylon sepetler, perdeler, damla taşlı bir avize ve daha neler neler…

Yaz tatili Isabella için hiç de iyi geçmiyor. Öğle uykusu baskısı da cabası. Bir karar veriyor. Ya tüm yazı evde sıkıntıdan patlayarak geçirecek ya da bir çete kuracak. Çetenin kimlerden oluşacağı ve ne yapacakları hakkında bir fikri yok ama ilk adımı atmak konusunda kararlı. Öğle saatlerinde evden gizlice kaçıyor ve köydeki tek arkadaşı Tullia’nın yanına gidiyor, aklından geçenleri onunla paylaşıyor. Çete olabilmek için en azından bir kişiye daha ihtiyaç var. Üçüncü kişi şöyle gözü pek, korkusuz, macera peşinde koşmayı bilen biri olsa hiç de fena olmayacak. Tullia’nın aklında biri var, sınıf arkadaşı Mazi.

Mazi, kızları dinliyor ve kararını veriyor.

“Anlaştık! Yarın sabah okulun arkasındaki hendekte görüşürüz.”

Çeteyi kurma meselesi gibi neyi araştıracakları meselesi de Mazi sayesinde kolayca çözülüyor. Mazi’nin dediğine göre hendeğin içindeki su çok pis ve dönüşüme uğrayan balıklarla dolu.

Çete ertesi sabah olay yerinde. İnceleme başlıyor. Kocaman başlı, minicik kuyruklu, yüzgeci dahi olmayan balıklar… Üstelik kuyruklarının yanından çıkan iki de minik ayak var. Mazi, henüz yakalayamasa da üç başlı olanlarını bile gördüğünü söylüyor. Hendeğin etrafı atık yağlarla kaplı. Bu işin sorumlusu aksi ve çoğu zaman içkili Marmitta adında bir oto tamircisi. Balıkların dönüşümünün Marmitta’nın yol açtığı kirliliğe bağlı olduğu kesin ancak kimsenin gücü onu durdurmaya yetmiyor.

Yanlarına dönüşüm geçiren balık ve su numunesi alan çete, düşünmek ve Marmitta’yı  durdurmak için işe yarar bir plan yapmak üzere geri çekiliyor. Önce Isabella’nın ailesinin atmak üzere ayırdıkları eski eşyalarla kendilerine bir ağaç ev inşa ediyor sonra da korkunç Marmitta’yı dize getirecek dahiyane bir planı ailelerinin de yardımıyla adım adım uyguluyorlar. Ödü patlayan Marmitta, bundan böyle çevreye bir damla yağ dahi atmıyor. Geriye, dönüşüm geçiren balıkları suya bırakmak kalıyor.

İtalyan yazar Silvia Vecchini’nin yazdığı, kendisine mahlas olarak “masal kuşu” anlamına gelen Saulzo’yu seçen Antonio Vincenti’nin resimlediği Isabella ile Çetesi Dönüşüme Uğrayan Balıkların Sırrı kitabının çevirisi Yelda Gürlek’e ait. Su gibi akıp giden, akıcı, bir o kadar da heyecanlı hikâye, gücünü ayrıntılardan ve sahici kahramanlardan alıyor. Hikâye Isabella’nın bakış açısından anlatılıyor. Bu yerinde tercih, okuru hızlı bir şekilde hikâyenin içine sokuyor. Bir anda kendimizi çetenin dördüncü üyesi gibi hissediyor, soluk soluğa onların peşine düşüyoruz. Vecchini, yalnızca sürükleyici bir anlatı ile çıkmıyor okurun karşısına. Aynı zamanda bir seçimi, hayatta durmamız gereken yeri de işaret ediyor. Anlamı hikâyenin içine gömerek iletiyor mesajını. Eğlenirken farkında olmadan doğa etiğine dair güçlü mesajları da alıyoruz. Gücünü ve seçimini doğadan yana kullanmak, eski şeyleri yararlı hâle getirmek ve dönüştürmek, teşhis etmekle yetinmeyip olaylara çözüm odaklı yaklaşmak, mücadele etmek ve doğa ile arkadaş olmak, oynamak…

Isabella, Tullia ve Mazi… Bu üç çocuğu çok sevecek, onların yerinde olmak isteyeceksiniz.

 

Isabella ile Çetesi Dönüşüme Uğrayan Balıkların Sırrı

Yazan Silvia Vecchini

Resimleyen Sualzo

Çeviren Yelda Gürlek

YKY Doğan Kardeş

7-8-9 yaş

 

Tuğba Gürbüz

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Boynuyamuk – Güzin Öztürk

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Boynuyamuk

Öğretici olmayan, çocukta duyarlılık kazandırırken çocuğun merakını canlı tutan, okumanın ne keyifli bir şey olduğunu hatırlatan çocuk kitaplarını ve o kitapları yazan yazarları seviyorum. Boynuyamuk da o kitaplardan biri. Kitabın ismi de konusu kadar ilgi çekici.

Anneannemin boynu yamuk bir komşusu vardı. Köydeki taş fırında ekmek yapmak için anneannemle sıra alırlardı.  Çok severdik onu çünkü fırının önünde bekleşen çocukları pidelerle sevindiren insanlardan biriydi. Biz onu her zaman, fırının kapısında bekleşirken  ortadan ikiye bölüp paylaştırdığı pidelerle ve güler yüzü ile hatırladık. Kitabı okur okumaz aklıma bu hatıram geldi.

Yazarın anlatımı ve kitabın konusu, bizi farklılıkların güzelliği düşüncesine götürüyor. Hem de bunu usul usul yapıyor. Resimleyen, Kıymet Ergöçen de, herkesin aynı göründüğü, aynı düşündüğü ve farklı olana tahammülün olmadığı o dümdüz kenti, öyle güzel resmetmiş ki anlatıma güç katıyor.

Boynuyamuk’un öyküsü, düz bir ovada, dümdüz tarlaların ortasında, sıradan bir kentte geçiyor. Her şey düz, dümdüz. Sokaklar, evler, parklar, yollar. Sadece düz…

Derken şehrin kıyısında, ormanın dibinde, yamuk duvarlı, eğri çatılı, bahçe yolu kayrak taşlı ve her birinin şekli ayrı bir ev bitiverir. Şehrin diğer sakinleri bu yabancıdan rahatsız olurlar. Onu hiç hoş karşılamazlar. Şehirdeki herkes onu kovmaktan beter eder.

Buymuş o akıl almaz evin sahibi işte. O bahçe kapısından giren bir daha iflah olmaz. Kentimizin bir düzeni var, kimse bunu bozamaz. Çocuklarımıza yanlış şeyler öğretmesin, aman ha! Açısı eğik olan burada yaşayamaz!

Boynuyamuk, insanların ona davranışları ve söyledikleri sözler ne olursa olsun olduğu haliyle, kendisi olarak ve hayattan her şeye rağmen zevk alarak yaşar. Ne evini dümdüz yapar ne bahçesini.

Ve bir gün Boynuyamuk’un, dümdüz budanmış ağaçların arasında, tek bir ağaç gölgesi bulamadan piknik yaptığı sırada, önünden geçen bir çocuktan aldığı tek bir gülücükle her şey değişmeye başlar.

Kitabın yazarı M. Banu Aksoy, bütün insanların ve canlıların biricik ve özel olduğu dünyamızda, faklılıklarımızla ve hep birlikte ne kadar güzel olduğumuzu hatırlatıyor.

Dilerim dünyamızda, fiziksel ya da düşünce faklılıkları olduğu için hiçkimseden tek bir gülücük, sevgi ve saygı esirgenmez.

Boynuyamuk

Yazan M. Banu Aksoy

Resimleyen Kıymet Ergöçen

Yaş Grubu 7+

Tudem Yayınları

40 sayfa karton kapak

 

 

Güzin Öztürk

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Ekolojik Mahalle – Nur Akdemir

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Ekolojik Mahalle

Ekolojik Mahalle, Türkiye’de ekoloji ve yeşil politika alanında yayınlarıyla tartışmaları başlatan Yeni İnsan Yayınevi’nin çocuklar için başladığı Fide Serisi’nin ilk kitabı olma özelliğini taşıyor.

Çocuklara verilen genel geçer çevre eğitiminde iklim değişikliği, seller, küresel ısınma gibi birçok anlatıda kötü senaryolar çiziliyor ve bu kötü senaryolar çocuğu, bunu değiştirme gücünden ziyade umutsuzluğa ve duyarsızlığa yöneltiyor. Ekolojik Mahalle kitabı, tüm bu olumsuz anlatıların tersine çocukların kendilerinden başlayarak arkadaşları ve çevresiyle birlikte neler yapabileceklerine dair bir çağrıda bulunuyor. Çocukları bilirsiniz, zaman zaman bir sürü farklı ve yaratıcı fikirle gelirler; bu fikirler bazen uygulanabilir, bazen imkansızdır. Ama burada önemli olan başarsa da başaramasa da kendisinin deneyimlemesidir. Çocukların okul öncesi dönemde ve ilkokulun ilk sınıflarında çevre algısının yaşadıkları ev, mahalle olduğu yaşlarda onlara çok uzaklarda yaşanan ve gözlemleyemedikleri değişimleri anlatmaktansa yakın çevrelerinde yaşayabilecekleri deneyimlerin aktarılması çok önemli.

Ekolojik Mahalle başlarken mahalleden dört arkadaşın bir hedefi var, bir kafe inşa etmek. Bu kafe, topluluk bahçesinin içinde olacak ve kafeyi inşa etmek için ihtiyaç duydukları parayı hep beraber toplamaları gerekiyor. Kitap kahramanlarımızdan Lily, bize mahalleyi gezdirir gibi anlatmaya devam ediyor ve işe garaj satışı ile başlıyorlar. Tek kullanımlık ürünlerin bu kadar hayatımıza hükmettiği ve bu ürünlere gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını düşünmediğimiz bir noktada, giderek yaygınlaşmaya başlayan garaj satışları farklı bir sorgulama başlatıyor. Lily, arkadaşlarıyla beraber yaptıklarını anlatırken duruyor ve soruyor: ‘’Sence gerekli parayı toplamak için başka neler yapabiliriz?’’ Kitap böyle etkileşimli bir şekilde devam ediyor.

Kitapta dikkatimi çeken başka bir başlık da Kompost. Ambalaj atıklarının yanı sıra organik atıklarımızdan da söz edilmesi ve bu konuda da çocuklarda bir ‘’Acaba nasıl olur?’’ sorusu yaratması ihtimali bile heyecan verici.

Sonrasında Lily, ‘’Topluluğumuzda kimler var?’’ başlığı altında anlatmaya devam ederken işe kendi bakış açılarını da katıyor, ‘’Bizim için ekolojik topluluk, mahallemizde yaşayan her canlı demek’’. Kitabın en başında çocukların zihinlerinde oluşan ‘’Ekoloji, ekolojik, topluluk nedir?’’ gibi sorular da kitap akışında cevaplanıyor.

Kitap devam ederken onlar da yaptıkları Ev Yapımı Limonata, Zehirsiz Ev, Ekşi Mayalı Ekmek gibi işlerle kafeyi inşa etmek için ihtiyaç duydukları parayı toplamaya devam ediyorlar. Lily ve arkadaşları, ekolojinin hayatımız ile temas ettiği noktaları didaktik olmayan bir dille çocuklara anlatıyor.

Çocuklar kendi ekolojik mahallelerini emekleriyle kuruyorlar, peki ya sonra ne olacak? Kitap zihnimizde birçok soru işareti yaratırken, bu soru işaretlerinin cevaplanması ve harekete geçilmesi için çocuklara destek olmak, onların potansiyellerini ortaya çıkarmak yetişkinler olarak bizim elimizde. Kitap kendi hikayesiyle çocuklara bir kapı aralıyor ve bir de mail adresi paylaşıyor.

Çevremizdeki kötü örneklere alışmışken ve kendimizi büyük şehirlerin kaosuna bu denli kaptırmışken, hayal ettiğimiz dönüşümü çocuklarla beraber inşa edebilme inancıyla…

Yazan: Ralph Weder  

Resimleyen: Virginia Patrone

Çeviren: Çisel Cengiz

Yayınevi: Yeni İnsan Yayınevi

Yayın Yılı: 2017

Sayfa Sayısı: 32

Yaş Grubu: 7+ Yaş

 

 

Nur Akdemir

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Toprak Ana Masalları – Eda Uysal

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Toprak Ana Masalları

“Hayvanlar sizin kardeşinizdir. Dünya size ne kadar aitse, onlara da o kadar aittir, bu yüzden Dünya’yı paylaşmayı öğrenmeniz gerekecek.”

 (Yellowstone Vadisi Yerlileri Masalı, Kuzey Amerika)

Toprak Ana, masallarını kulağımıza fısıldamaya devam ediyor…Kimi zaman tatlı bir meltem ile saçlarımızı okşayarak ve bir gökkuşağı gibi doğup güneş ışıklarıyla dans ederek, kimi zaman da aldığı tüm yaraları temizlemeye çalışırcasına nehir yataklarını taşırarak, kum ve toz bulutlarıyla yükselerek…Paraşüt Kitap’tan çıkan Toprak Ana Masalları farklı coğrafyalardaki yerel halkların doğa ile ilişkilerini konu edinen dokuz masaldan oluşuyor. Çorak topraklardan, bereketli ormanlara; volkanik adalardan yemyeşil çayırlara uzanan bu ekolojik hikayeler  toprağın kadim bilgilerini anlatarak yüreklerimize kök salıyor.

Toprak Ana Masalları, çocuk kitabı kategorisinde yer alsa da kitabın her yaştan insana hitap eden bir dili var. Kelimelerle ve sade çizimlerle yaratılan bu zamansız dünyada okuru Hindistan’dan Avusturalya’ya, Yemen’den Kolombiya’ya diyar diyar gezdiriyor. Kendi düzenimizde yapacağımız ufacık değişikliklerle doğayı kurtarabileceğimizin umudunu aşılıyor. Hint Masalı’nda tek dalı kesilen bir ağacın dengesinin nasıl bozulduğunu öğrenirken, Amazon Yerlileri Masalı’nda bir yangından kurtulmak için minicik bir damlanın bile önemini anlıyoruz. “Denizi sömürmek çok tehlikelidir çünkü deniz, vermeyi bildiği gibi almayı da bilir.” ifadesiyle aşırı avlanmanın hazin sonuna Cap-Vert Masalı ile şahit oluyoruz. Guajira Çölü Masalı yaşam kaynağına dönüşen sihirli bir yağmur ağacının hikayesini anlatıyor. Coğrafyalar değişse de aslında her hikaye aynı temayı işliyor ;  “Doğa ile uyumlu yaşamayı öğren ve öğret”.

Bu dünyayı hayvanlarla paylaşmayı öğrendiğimizde, doğa ile sevgi çemberini kurduğumuzda, düşlere inanıp kollarımıza sığdırabileceğimiz kadar çiçekler topladığımızda ve Toprak Ana Masalları’nı nesilden nesile aktardığımızda kim bilir belki ardımızdan düşenler yeniden yeşertir dünyayı…

Yazan : Rolande Causse, Nane ve Jean- Luc Vezinet

Resimleyen: Amelie Fontaine

Yayınevi : Paraşüt Kitap

Çeviren: Özge Akkaya

42 sayfa

8+

 

Eda Uysal

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Zuzu Çöplükte – Ömür Kurt

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Zuzu Çöplükte

Zuzu Çöplükte kitabında ilk olarak kitabın kapağındaki başlık tasarımı dikkat çekiyor. Kitabın isminin yer aldığı başlıktaki harfler çöp olarak attığımız şişe, çorap, metal boru gibi malzemelerden oluşuyor. Bu yaratıcı girişin ardından Zuzu ve hayvan dostlarının çöp sandığımız atıklarla macerası ilerleyen sayfalarda bizi bekliyor.

Kitabımız aslında her atık çöp müdür sorusunu soruyor. Tüketmeye alıştırılmış bireyler olarak bizler aslında farklı amaçlarla kullanılabilecek birçok malzemeyi çöp diye öylece atıveriyoruz. Zuzu Çöplükte bu noktadan hareket ederek basitçe bir kirlilik hikâyesi anlatmıyor  aksine çöp diye attığımız birçok malzemeden geri dönüştürülerek ne harika şeyler yaratılabileceğini gösteriyor. Aslında tüketim karşısında üretmenin, yeniden üretmenin o kadar da zor olmadığını anlatıyor. Bunu yaparken didaktik değil yaratıcı ve eğlenceli bir dil tutturuyor. Kitabın sayfalarında çöp diye attığımız nice güzel şeyin çöplükte ne kadar mutsuz olduğuna şahit oluyoruz. Onları eski mutlu günlerine kavuşturmak da Zuzu ve hayvan dostlarının işi!

Bu kitabın benim için başka bir anlamı daha var. Bu yaz çocuklarla yaptığımız Ekoloji Buluşması’nda Zuzu Çöplükte bize ilham kaynağı olmuştu. Bizler de çeşit çeşit atık malzemeyi bir araya toplamış, sonra da çocuklara dağıttığımız küçük kâğıtlara bu malzemelerin ağzından çöp diye atıldıkları için ne kadar mutsuz olduklarını yazmıştık. Hep beraber oyunlarla, drama ile canlandırma yoluyla bu atık malzemeleri tekrar nasıl mutlu edebileceğimizi konuşmuştuk. Kullandığımız eşyaları atmamayı, takas etmeyi, mahallelerimizde takas pazarları kurmayı, atık malzemeleri ayırarak geri dönüşüm kutularına atmayı vs. paylaşmıştık. Tabii ki ilham perimizi de bu geri dönüşüm etkinliğini beraber gerçekleştirdiğimiz çocuklara takdim etmeyi de unutmamıştık!

Bizler gibi sizler de Zuzu Çöplükte’yi okuyun, okutun, oynayın, canlandırın! Çocuk kitaplarının hayatınıza kattıklarına bir yenisini daha ekleyin!

 

Yazan: Görkem Kantar Arsoy

Resimleyen: Simeon Tennant

Yayın Yılı: 5. Baskı, Haziran 2018

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Yaş Grubu: 3-8 Yaş

 

 

Ömür Kurt

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Pembe Canavar – Nazan Önenç Sönmez

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Pembe Canavar

Genç İspanyol yazar ve illüstratör Olga de Dios’un türkçeye çevrilen ilk kitabı Pembe Canavar, bir çok ülkede yayınlandı ve uluslararası ödüllere de sahip. Pembe Canavar, Dios’un 6 kitabından biri. Yazarın 3 kitabının ise Türkçe çevirisi bulunuyor.

Olga de Dios’un yazıp resimlediği kitaplarda özgürlük, doğa sevgisi, paylaşmanın çoğaltan etkisi ve farklılıkların birlikte yaşamı temaları ön planda tutuluyor.

Pembe Canavar farklılıkların birlikte yaşamına bir övgü, farklılıkların birliğine bir güzelleme ve özgürlük haykırışı. Kitabın sayfalarını geçerken çocukların gözlerindeki ışıltı ise hediyesidir kitabın. Oğlum Aref Toprak’ın favori kitapları arasında olduğundan, ailecek kitabın içinde yer alan çizimleri ve satırları ezber ettik. Hepimize iyi gelmesinin sebebi hayatımızın bir döneminde kendimizi gezegendeki tek Pembe Canavar olarak hissetmiş olmamız da olabilir, kim bilir.

Bu hikaye, hayatının bir döneminde kendisini Pembe Canavar gibi hissetmiş olan insanlara adanmıştır. diyerek başlıyor kitap.

Bir sürü küçük ve beyaz yumurtanın arasında tek pembe, iri yumurta olarak farklıdır Pembe Canavar.

O pembedir, tek gözü vardır, elleri, ayakları kocamandır, neredeyse tüm yüzünü kaplayan bir ağzı vardır ve sıklıkla büyük kahkahalar atar. Fakat diğerleri farklıdır. Onlar incecik, iki gözlü ve gagalıdırlar. Bu nedenle de hiç gülümseyemezler.

Yaşadıkları yerdeki her şey orada yaşayanlar gibi bembeyazdır; ağaçlar, evler, bulut, toprak… Bu nedenle saklambaç oynadıklarında Pembe Canavar hep yakalanır.

Uyku zamanı geldiğinde rahatça içine girip uyuyabileceği bir evi bile yoktur. Gece herkes evine girip uyurken Pembe Canavar içine sığamadığı evine sarılıp uyumak zorunda kalır.

Bir gün gelir, Pembe Canavar hayatını değiştirecek keşif yolculuğuna çıkma cesaretini toplar ve küçük pembe çantasını da yanına alıp bisikleti ile dağları, kendine kağıttan bir gemi yapıp denizleri aşar hatta çöllerden geçer.

Günler geçtikten sonra Pembe Canavar güneşin parıl parıl parladığı bir yere gelir. Bu yeni yerde yaşayanların her biri birbirinden farklıdır. Top canavarı, sarı civciv, üç gözlü kurbağa ve mavi canavar ile gün boyunca beraber gülüp oynarlar. Pembe Canavar mutlu olduğu bu yeni yerde yaşamaya karar verir.

Ve bir gün eski arkadaşları onu ziyarete gelir. Gülmekten hiç vazgeçmeyen Pembe Canavar ise onları kocaman bir tebessümle karşılar.

Yeni diyarda karşılaştığı arkadaşlarının da Pembe Canavar gibi hikayeleri var. Ve her yeni karakter ile bambaşka kapıları aralıyor Olga de Dios. Sıradaki kitaplar ise Sarı Civciv ve Üç Gözlü Kurbağa.

Farklılıkların bizi ayrıştırdığı değil de bizi çeşitlendirdiği bir gelecek düşlerken biz, böyle çocuk kitapları vesile oluyor gelecekte görmek istediğimizin tohumlarını ekmeye. Rast gelsin sevgili okur ve dilerim attığımız tohumların bereketi yolumuzu aydınlatsın.

Sevgi ve Muhabbette kalın.

Pembe Canavar

Yazan ve Resimleyen: Olga de Dios

Mikado Yayınları

Okul öncesi 3+ yaş

Sayfa sayısı 30

 

Nazan Önenç Sönmez

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapManşet

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Benekli Kurbağa ve Şarkı İksiri – Güzin Öztürk

Amerikalı doğabilimci John Burroughs, “Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar için Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

Benekli Kurbağa ve Şarkı İksiri

Heracleitus, “Karşıtlar yararlıdır, en iyi uyum faklılıklardan çıkar,” demiş.

Uyum içinde yaşamak için, herkesin aynı görünmesi, aynı düşünmesi, aynı konuşması gerektiğini düşünenlerin fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. İşte bu sevimli kitapta da göletin kıyısında yaşayan bütün kurbağalar, sadece vırrak vırrak diye bağırarak şarkılar söylerken, Benekli Kurbağa’nın sesi ve şarkıları her zaman diğerlerininkinden farklıdır. Göletin farklılığa tahammülü olmayan sakinleri, Benekli Kurbağa’nın her seferinde başka başka şarkılar söylemesinden ve sadece vıraklamamasından rahatsız olurlar. Öyle ki, ona bir oyun oynayarak kandırıp sihirli  olduğunu söyledikleri bir şarkı iksiri içirirler. Sonra… Sonra, farklılığı ve söylediği şarkılarla göletteki yaşamı daha da güzelleştirdiğinin farkında olmayan Benekli, susar…

Öykünün bu kısmı, gerçek yaşamın bir yansıması. Benekli’nin, sustuğu o anda yanında olup onu teselli edesim geldi. Neyse ki, öyküde benim yerime onu teselli edip cesaretlendirecek birileri çıktı. Küçük kırmızı bir balık. Ve ona şöyle dedi:

“Hey sevgili kurbağacık neden ağlıyorsun?”

Küçük kırmızı balık, Benekli’nin yaşadıklarını dinler, duygularını paylaşır. Aslında burada yaptığı sadece üzüntüsünü paylaşmak değildir. Küçük balık, farklılıkların varlığını kabul ettiğini, saygı duyduğunu gösterir ve Benekli’ye tıpkı onun hikâyesine benzeyen bir masal anlatır. Masalın sonunda, her gece belki bir kurbağa gelir de çalar diye umduğu ve güzelce temizlediği flütü hediye eder.

Benekli Kurbağa, flütünü çalarken gökyüzü daha mavi, göletin suyu daha berrak, yapraklar daha yeşil olur. Kuşlar daha neşeli öter.

Resimleyen Ali Reza Goldouzian’ın, Benekli sustuktan sonra, fermuarla onun dudaklarını kapatması öykünün bende bıraktığı duygusal etkiyi arttırdı. Çocuk kitapları resimlenirken zaman zaman kolaj kullanılmasını da sevdiğimi belirtmeden geçemem.

Benekli Kurbağa ve Şarkı İksiri evine, 2004 yılında Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’ndan ödülle dönmüş.

Benekli Kurbağa göleti güzelleştiren farklı sesiyle şarkı söylediğinde olduğu gibi, birbirimizin farklılıklarına ve düşüncelerine saygı duyduğumuz gün, güneş daha parlak, gökyüzü daha mavi, kuşlar daha neşeli, ağaçlar daha yeşil olacak…

Benekli Kurbağa ve Şarkı İksiri

Yazan Kambiz Kakavand

Resimleyen Ali Reza Goldouzian

Odtü Yayıncılık

Yaş Grubu 6+

33 sayfa karton kapak

 

Güzin Öztürk

Kategori: Hafta Sonu