Boğaziçi Üniversitesi’nde Bizero projesi kapsamında kampüsler arası ulaşımda artık elektrikli bisikletler kullanılacak. İlk uygulama, tamamlanan Kuzey ve Güney Kampüs’teki birer istasyonla 18 Eylül Pazartesi itibariyle başladı.
Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Platformu’nun (TEHAD) web sitesinde yer alan habere göre Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ilgın Gökaşar´ın yürütücülüğünü yaptığı, İstanbul Kalkınma Ajansı desteği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı liderliğinde 2012 senesinde “Üniversiteler İçin Trafik Kontrol Merkezi Projesi” kapsamında kurulan Boğaziçi Üniversitesi Akıllı Ulaşım Sistemleri Laboratuvarı tarafından geliştirilen kampüs içinde elektrikli bisiklet kullanılmasına ilişkin proje yeni eğitim döneminde 2 istasyon ile uygulamaya sokuldu.
Bizero projesini geliştiren Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü 4. Sınıf öğrencisi Mehmet Akıncılar, Türkiye’nin ilk ve tek, dünyanın sayılı elektrikli bisiklet paylaşım sistemini Boğaziçililere sunabildikleri ve için çok mutlu olduklarını söyledi.
Uzmanlardan gelen son açıklamalar, dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline gelen küresel iklim değişikliğinin gezegenimiz üzerindeki ciddi etkilerini bir kez daha ortaya koydu. ABD merkezli Ulusal Kar ve Buz Verileri Merkezi (NSIDC) çalışanları uydudan inceledikleri Kuzey Kutbu’daki buz kütlelerinin güncel verilerini paylaştı. İngiliz gazetesi Guardian’da yer alan habere göre, en düşük 8. buz kütlesi bu yıl ölçüldü. Rakam 1981-2010 ortalamasından 970 bin metrekare eksik çıktı. Kuzey Kutbu’ndaki en düşük buz kütlesi oranı 2017’den de 770 kilometre kare düşük bir oran ile 2012 yılında ölçülmüştü.
Ağustos ayı soğuk olmasaydı Kuzey Kutbu’ndaki buzullarda daha fazla erime görülecekti
Ağustos ayının normalden soğuk geçmesinin günü kurtardığını söyleyen Ulusal Kar ve Buz Bilgi Merkezi çalışanlarından Ted Scambos, bu duruma gelmemizin sebebinin iklim değişikliği olduğuna dikkat çekti.
“Avrupa, Asya ve Güney Amerika’yı etkisi altında alan sel felaketleri, mevsim normallerinin üzerinden seyreden sıcak hava dalgaları ve sert geçen kış döneminin Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesi ile bağlantısı bulunuyor. Antartika’daki buz kütleleri erimeye devam edecek. Bundan kaçışımız yok.”
Buz kütlelerinin erimesi iklim değişiklinin en kesin kanıtıdır
Kuzey Buz Denizi’ndeki buz kütlelerinin küçülüyor olmasının ilkim değişikliğinin en görünür ve kesin bir kanıtı olduğunu ve sorumlusunun büyük oranda insanlar olduğunu söyleyen Dünya Koruma Vakfı (WWF) Kutup Çalışmalar Başkanı Rod Downie, “Geleneksel yaşam biçimleri Kuzey Kutbu’ndaki su ve buzullara bağlı olan ve dünyanın diğer yerlerinde dengeli bir iklime bağlı yaşayan insanlar için hiç iyi olmayacak. Kuzey Kutbu’nda yaşayan insanlar bir gün hiç buzul kalmadığını görebilecekler. İklim değişikliğinin önüne geçmek için karbon emiliminin azaltılmasına yönelik daha etkili çözümler ortaya koyup uygulamalıyız.” dedi.
Araştırmacılara göre özellikle kutup bölgelerini daha da çok etkileyen sıcaklık artışı, Kuzey Buz Denizi’ndeki buzul kütlesini erime sezonunun sonuna gelindiğinde 2,9 milyon metre kareye kadar düşürecek.
Yaklaşık 400 bin fındık üreticisi aile, yıl boyu emek verdikleri fındığı satış noktalarına taşımaya başladı. Ancak, İktidar tarafından üreticiden alım fiyatı 10 TL olarak açıklanan ve serbest piyasada üreticiden alınırken fiyatı 7 TL’ye kadar düşen fındık üreticisi, oldukça zor bir dönem geçiriyor. Fındık üreticilerinin sorularını ve çözüm önerilerini, fındık üreticilerine, siyasilere ve sivil toplum örgütlerine sorduk.
Fındık için adalet yürüyüşü
Türkiye’nin ihraç ettiği sayılı ürünlerden biri fındık. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) verilerine göre, 700 bin hektarlık alanda, yıllık fındık üretimi 600-650 bin ton ve 400 bin aile de fındık üretimi ile geçimini sağlıyor. Ancak, fındık üreticileri, artık fındık üretmek istemiyorlar. Daha doğrusu ürettikleri fındıktan bir kar elde edememelerinden dolayı oldukça zorlu bir dönemden geçiriyorlar. Çünkü, İktidar tarafından üreticiden alım fiyatı 10 TL olarak açıklanan ve serbest piyasada üreticiden alınırken fiyatı 6- 7 TL’ye kadar düşen fındık üreticisi, kendi sattığı fındığı markete gittiğinde alamayacak durumda. Mesela, 1 kg fındığı 7 TL’ye satan üreticinin, marketten 1 Kg fındık almak istediğinde kalitesine göre, 20-40 TL gibi bir ücret ödemesi gerekiyor.
Yılda 550 bin-600 bin kabuklu fındık üretiliyor
Türkiye’de, Giresun, Ordu, Rize, Düzce, Sakarya gibi kentlerde yetiştirilen fındıkta, 2017-2018 sezonu için fındık alıcılarının tahmini 600 bin ton, üreticilerin ise, en fazla 550 bin ton kabuklu fındık üretileceği. Üstelik, her yıl en az 250 bin-275 bin ton iç fındık ihracından elde edilen döviz geliri de 2.0-2.5 miyar dolar. Geçmiş dönemde, fındık üreticisi Doğu Karadeniz’de etkin olan ve 50 kooperatifin birleşmesi ile ortaya çıkan FİSKOBİRLİK, üreticinin fındıklarını satın alan ve değerini veren önemli bir kurumdu. Ancak, zaman içinde FİSKOBİRLİK’in yerini tüccarlar ve Ferrero adlı yabancı bir şirket aldı. Fındık üreticileri tüccarlar ve tekel haline gelen Ferrero’nun ortasında sıkışıp kaldı.
Fındık Üreticileri: Eskiden fındık altındı şimdi öldü
Fındık üreticisi Orhan Demir
Fındık üreticisi Orhan Demir, yılda 900 kg fındık üretiyor. Ancak bu yıl fındık satmamış. Çünkü, fındığa verilen fiyatın eksik olduğu görüşünde. “Bu fiyata satacağıma, çorbasını yaparım, sokağa dökerim ancak bu satış işinde kullanılmam” diyen Demir, “Gerekirse eşime dostuma hediye ederim sokakta fakire dağıtırım ancak fındığı satmam. Fındığın peşkeş çekilmesine alet olmayacağım” diyor. Fındık İçin Adalet Yürüyüşü’ne katılımın az olduğunu belirten Demir, Karadeniz insanının çok korkutulduğunu ve bu nedenle kendi hakkını aramadığı görüşünde. Geçimini fındıkla sağlayan insanların sesini çıkaramadığını belirten Demir, insanların daha fazla hakkını araması gerektiğini vurguluyor.
‘Türkiye’nin petrolü fındık’
Fındık üreticisi Mustafa Akgün
Mustafa Akgün isimli fındık üreticisi de fındıkçının sorunlarının çok fazla olduğunu belirterek, “Eskiden fındık altındı, şimdi fındık öldü. Arapların petrolünü kıskanıyoruz ancak bizim fındığımız petroldü bize döviz getiriyordu” diyor. Açıklanan fındık fiyatının halkla alay etmek anlamına geldiğini söyleyen Mustafa, “Halkın yüzde 80’i fındık fiyatından mutlu” diyen iktidar yetkililerine de, “Kimle konuştunuz da bu fikre vardınız. Üretici mutlu değil” diye sesleniyor.
ÖDP Ordu İl Başkanı Önder İşleyen: Yürüyüşe katılanlar tutuklanacak gibi bir algı oluşturuldu
ÖDP Ordu İl Başkanı Resul Şahin
Fındık üreticisinin tüccarların eline mahkum edildiğini belirten ÖDP Ordu İl Başkanı Resul Şahin, AKP’nin neoliberal politikalarının sonucu olarak bu durumla karşılaştığını söylüyor. Üreticilerin biat ettirildiğini ve yoksullaştırıldığını söyleyen Şahin, “Bu yürüyüşe katılanların tutuklanacağı gibi bir algı bile oluşturuldu. İnsanlar bu korku ikliminde kendi haklarını aramaktan korkar hale geldi” vurgusu yapıyor. Fındık üreticisinin sorunlarının ancak, karar mekanizmalarına üreticinin katılımı ile gerçekleşeceğini savunan İşleyen’e göre, üretici kendi fındığına yine kendisi sahip çıkmalı.
CHP’li Özgür Özel: Fındığın en önemli sorunu bugünkü iktidar anlayışı
CHP’li milletvekili Özgür Özel
CHP’li milletvekili Özgür Özel, doğru politikalar uygulansaydı Türkiyeli üreticinin dünyanın en önemli üreticilerinden olacağını belirterek, “Fındığın en önemli sorunu bugünkü iktidar anlayışı. Kooperatifleri desteklemek yerine tüccarları destekliyorlar. İyi yönetilmeyen Türkiye’de fındık üreticileri de az fiyata mahkum ediliyor. Sorunun yakıcı olduğunun farkındayız. Soruna dikkat çekmek için Fındık İçin Adalet Yürüyüşü’nü gerçekleştirdik” diyor.
Fındık-Sen Genel Başkanı KutsiYaşar: Çözüm kooperatifleşmek
Fındık-Sen Genel Başkanı Kutsi Yaşar (ayakta)
Fındıkta en önemli sorunun gıdaya erişim sorunu olduğunu anlatan Fındık-Sen Genel Başkanı KutsiYaşar, gıda egemenliğinin çiftçiye teslim edilmesi gerektiğini söylüyor. Gıda Bakanlığı’nın “Herkesin kazanacağı bir formül düşünüyoruz” açıklamasını eleştiren Yaşar, “Biz sadece çiftçinin kazandığı bir formülden yanayız” diyor. “Kapitalizmin hızla içtiğimiz sudan ve kendi toprağımızdan rant yaratma derdinde. Biz kendi topraklarımıza yabancılaşıyoruz. Eğer, kendi topraklarımızda marabalaşmak, modern köle olmak istemiyorsak bu politikalara karşı kooperatifleşmeyi desteklemeliyiz” vurgusu yapıyor. Bahçelerin sökülmesini eleştiren yaşar, “Fındık bahçelerini sökmek yerine tam tersine onlara daha iyi bakmalıyız. Fındık ağaçlarını yakmak yerine onlara daha iyi bakmalıyız. Pozitif bir propaganda yapmalıyız. Direncimizi arttırmalıyız, üreticinin mücadeleyi yükseltmekten başka çözümü yoktur” diyor.
Tüm Köy Sen Ordu Şubesi Başkanı Zekai Sağra da, fındığın fiyatının en az 15 TL olması gerektiğini belirterek, üreticilerin sorunlarının acilen çözülmesi gerektiğini söylüyor.
Ankara’nın Nallıhan ilçesinde merkeze 26 kilometre mesafede, Kadıköy Mahallesi civarı Sarıçalı Dağı Boğazdere mevkiinde dün saat 17.00 sıralarında orman yangını çıktı. Rüzgarın etkisiyle alevler kısa sürede geniş alana yayıldı.
İhbar üzerine yangına, 2 helikopter, Ankara, Beypazarı ve çevre il ve ilçelerden çok sayıda arazöz sevk edilerek müdahalede bulunuldu. Yangın söndürme çalışmalarına köylülerden de destek istendi. Hızla yayılan yangın kontrol altına alınamadı. Söndürme çalışmaları devam ediyor.
20 Eylül Çarşamba günü usta sanatçı için ilk anma Zincirlikuyu’da gerçekleştirildi. 32 yıldan bugüne her yıl olduğu gibi Ruhi ve Sıdıka Su’nun öğrencileri, sevenleri, dostları ve yol arkadaşları öğlen saatlerinde Ruhi ve Sıdıka Su’nun anıt mezarı başında buluştular.
Prof. İsmet Gürgey, son anına kadar Ruhi Su’nun yanında olan dostlarındandı/ Fotoğraf: H.Hasan Balcıoğlu
Ruhi Su’nun kadim dostlarından Prof. İsmet Gürgey arkadaşı Ruhi Su’yu anlattı. Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği’nden Refik Köksal, Ali Ekrem Budak, Fatma Zengin, Nabi Belekoğlu, Ruhi Su Dostlar Korosu’ndan Füsun Noyan hocaları Ruhi Su’dan ve 32 yıl sonra bugün onun yolunda neler yapmaya çalıştıklarından söz ettiler.
Ozan Garip Yadigâr ve diğer konuşmacıların ardından Hasan Karayol, Nevzat Karakış, Zeynep Karababa, Gönül Sabuncu Ruhi ve Sıdıka Su için türküler seslendirdiler.
Zeynep Karababa/ Fotoğraf: H.Hasan Balcıoğlu
Buluşma Ruhi Su Dostlar Korosu’nun Ruşen Can Acet’in bağlaması eşliğinde söylediği türkülerle sona erdi
Anma buluşması her yıl olduğu gibi biraz ötedeki Sümeyra Çakır anıt mezarında devam etti. Dostları onu anlattılar ve hep birlikte Sümeyra Çakır’a türkülerle seslendirdiler.
Anma etkinlikleri aynı akşam 20.00’de Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlene konser programı ile devam etti. Yoğun bir katılımla gerçekleştirilen etkinlikte salona ek sandalyeler kondu, merdiven boşlukları dahi konseri ayakta izleyenlerle doluydu.
Program Ruhi Su’nun 1982’de Avustralya’da verdiği konserde çekilen belgeselin gösterimiyle başladı. Program Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Ilgın Su’nun konuşmasıyla devam etti. Ilgın Su daha sonra Şişli Belediyesi Başkanı DanışmanıAli Ülkü’yü kürsüye davet etti.
Konser Ruhi Su Dostlar Korosu’nun (RSDK) Mutlu Ödemiş yönetiminde söylediği türkülerle devam etti. RSDK eski şeflerinden Hüseyin Tutkun, Ruhi Su’nun 1982’de Adana’da derlediği “Develioğlu” türküsünden koro için yaptığı düzenlemede RSDK’ yı yönetti. Bu türkü Ruhi Su’nun yaşarken üzerinde çalıştığı son türkü olması nedeniyle de çok önemli bir çalışmadır. Konserin devamında yine RSDK’nın eski şeflerinden Refik Köksal kendi bestesi olan “Güncem” türküsünde RSDK’yı yönetti. Bu düzenlemeler de seyircilerden yoğun alkış aldı.
Sonra RSDK’nın 1975 yılında kuruluşunu takiben korist olarak koroda yer alan ve bugün de müzik çalışmalarına devam eden Emin İgüs bağlamasıyla sahnede yerini aldı. İgüs, solo ve RSDK ile birlikte yorumladığı yedi türküyle ayakta alkışlandı.
RSDK’nın türküleriyle devam eden Ruhi Su 32. Yıl anma konseri, sahneye davet edilen bütün sanatçıların ve RSDK’nın eski korist ve şeflerinin, her anma konserinde olduğu gibi izleyicilerle birlikte Ruhi Su’nun sazına ve sözüne eşlik ettikleri “Drama Köprüsü” türküsüyle sona erdi.
Ruhi Su, 21 Ekim 2017, Cumartesi günü saat 14.00’de Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi sahnesinde bu yıl ikinci kez verilecek olan Ruhi Su Şiir Ödülü’nün sunum etkinliğinde bir kez daha anılacak.
Bu yıl TÜYAP 2017 kapsamında Ruhi Su Şiiri konulu bir de panel düzenlenecek. Ruhi Su’nun kitapları ve albümleri de kitap fuarı süresince Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği standında fuar ziyaretçilerinin beğenisine sunulacak.
Filipinler Kongresi, ülkenin ilk transeksüel milletvekili Geraldine Roman’ın geçen yıl sunduğu, LGBTİ’lere yönelik ayrımcılığı sona erdirmeyi hedefleyen yasa tasarısını 197 ‘evet’e karşı 0 ‘hayır’ oyuyla kabul etti. Tasarıyı geçen yıl Kongre’ye sunan Roman, oylamadan sonra Facebook’ta bir kutlama fotoğrafı yayınladı ve şu mesajı paylaştı:
“Bu tarihi günü not alın. 17. Kongre’nin temsilcileri, ilk teklif edildiğinden bu yana 19 yıllık bir mücadelenin ürünü olan SOGIE Eşitlik Yasası’nı üçüncü okumasının ardından 197 lehte oyla kongreden geçirdi. Ret veren ya da çekimser kalan kimse yoktu. Bu, hepimizin katılım gösterdiği, oybirliğiyle alınan bir karardı.”
Roman daha sonra Facebook’ta paylaştığı bir diğer mesajda da, “Şimdi bizim tarafımızda olan ve eşitlik bayrağını dalgalandıran yasanın eski ‘muhalifleri’ne de teşekkür etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Dün gerçekleştirilen oylamada milletvekillerinin tamamının desteklediği Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği ve İfade Eşitliği (SOGIE) isimli tasarının yasa haline gelmesi durumunda, LGBTİ’lerin kamu servislerine ve iş imkanlara ulaşımlarının engellenmesinin ya da ayrımcılığın hapis cezasına varan yasal sonuçları olacak.
Kongre’deki temsilcilerin tamamının desteğini olana SOGIE’nin yasalaşması için ilk olarak Senato’nun onayını alması, ardından da Devlet Başkanı Rodrigo Duterte tarafından imzalanması gerekiyor.
Bugün Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun 42’inci, Fikret Kızılok’un ise 15’inci ölüm yıl dönümü.
Anadolu’nun kedisi Bedri Rahmi Eyüboğlu
1911 yılında Görele’de (Giresun) doğan Bedri Rahmi Eyüboğlu, ressam, seramikçi ve şairdir. Yapıtlarında geleneksel Türk öğelerine yer verir. Trabzon Lisesi’ndeki öğrenciliği sırasında öğretmeni Zeki Kocamemi sayesinde resme ilgi duymaya başlar. 1931’de Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduktan sonra Paris’e gider. 1936’da kendisi gibi ressam olan Ernestine (Eren) ile evlenir. Birlikteliklerinden oğulları Mehmet Hamdi doğar.
Batılılaşma sürecindeki Türk resim sanatının gelişmesine katkı sağlatan D Grubu’nun 4. sergisine katıldıktan sonra ilk kişisel sergisini 1935’te Bükreş’te açar. 1936’da Akademi’nin diploma yarışmasına katıldığı “Harman” isimli tablosu ona birincilik ödülünü getirir. Aynı yıl Moskova’da açılan Çağdaş Türk Sanatı sergisine katılır. Akademi’de Löopoid Levy’nin asistanlığına başlar. 1940’da duvar resimlerine ilgi duymaya başlar. Kabartmalar ve mozaik panolar yapar. İzmir Pasaport’ta bulunan PTT binasındaki eseri hala varlığını korumaktadır.
1947’de Beyoğlu Asmalımescit’te kendi ismini taşıyan atölye ve galerisini açar. 1950’de Ankara’da retrospektif sergisi düzenler. 1958’de Brüksel Uluslararası Fuarı’nın büyük ödülünü kazanır ve fuar için 272 metrekarelik bir pano düzenler. Bir sonraki yıl NATO binası için 50 metrekarelik bir pano daha hazırlar. Devlet Resim ve Heykel sergilerinden ödüller kazanır. 1969’da Sao Paulo Bienali’nde onur madalyasına değer görülür.
Han Kahvesi, 1973
Ölümüne dek Akademi’deki öğretim üyeliği sürer. Küçük yaşlardan itibaren öyküler yazmaya başlayan Eyüboğlu’nun yazıları, şiirleri 1938’den sonra dergilerde yayınlanmaya başlar, kitaplaşır. Sanat ve kültür sorunları üzerine yazılar kaleme alır. Sait Faik Abasıyanık’ın en iyi dostlarından biri olan Eyüboğlu, 21 Eylül 1975 tarihinde İstanbul’da pankreas kanserinden yaşama veda eder.
Yaşar Kemal’in “Anadolu’nun kedisiydi, koklamadığı yer kalmamıştı” sözleriyle tarif ettiği Bedri Rahmi Eyüboğlu, İstanbul’a olan hayranlığını İstanbul Destanı adlı eserinde ortaya koyar.
İstanbul Destanı’ndan
İstanbul deyince aklıma martı gelir.
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık, yarısı kuş.
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir,
bir varmış, bir yokmuş.
İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir,
Anadolu`da, toprak damlı bir evde,
Gülcemal üstüne türküler söylenir.
Süt akar cümle musluklarından,
direklerinde güller tomurcuklanır.
Anadolu`da, toprak damlı bir evde çocukluğum,
Gülcemel`le gider İstanbul`a,
Gülcemal`le gelir.
…
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Aşık Veysel ile olan yakın ilişkisi bu sazla simgeleniyor.
Modern zamanlar ozanı Fikret Kızılok
10 Kasım 1946’da doğan Münir Fikret Kızılok söz yazarı ve Türk müziği sanatçısıdır. Galatasaray Lisesi’nin ilkokulunda başlayan eğitim-öğretim hayatı bu yıllarda doğum gününde hediye olarak aldığı kırmızı renkli bir akordeon ile değişir. İlk müzik dersini sınıf arkadaşının klarnetçi babasından alır. 23 Nisan kutlamaları kapsamında Taksim Belediye Gazinosu’ndan düzenlenen müsamerede ilk konserinin verir. Sınıf arkadaşlarıyla kurduğu müzik grubunun ismi “Kızılok ve Orkestrası” olur.
Ses Dergisi – 12 Subat 1972 – Sayi 7
Elvis Presley’den etkilenir. Gitara ilgili duymaya başlar. Timur Selçuk ve Barış Manço en büyük destekçisi olur. 1964’te arkadaşı Cahit Oben ile “Cahit Oben 4” adlı grubu kurar. Davulda Erol Ulaştır, bas gitarda Koray Oktay vardır. Gece kulüplerinden çalarlar. İki 45’lik plak çıkarırlar. İlk bestesi “Hereke” bu şekilde yayınlanmış olur. Arkadaşı Cahit Oben müzik kariyerine nişanlısı Füsun Önal ile devam etmek istediği için gruptan ayrılır. İlk plağı “Fikret Kızılok ve Üç Veliaht” ismiyle 1965’ye yayınlanır. “Cahit Oben 4” ile çalışmalarına devam ederken diş hekimliği yüksekokulundaki eğitimine devam eder. Bu sürede 4 parçalık ilk solo plağını yapar. Grup Kaygısızlar ve Barış Manço ile birlikte çalışır. Manço’nun ilk eşi Marie Claude ile çıkan aşk dedikodusu oradaki çalışmalarını bitirir.
1969’da diş hekimliği son sınıftayken Aşık Veysel ile tanışır. Yoldan dönünce “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü yeniden düzenler ve 45’liğe kaydeder. 1969 Kasım ayında Aşık Veysel’in yanına gider, 3 ay onunla yaşar. 1970’te “Yumma Gözün Kör Gibi / Yağmur Olsam” plak çalışmasını yapar. Plağı çok satar ve ilk kez Altın Plak ödülünü alır. 1970’te “Yılın Müzik Oskarları” anketinde “Yılın Erkek Sanatçısı” seçilir. 1971’de “Bir Ali Var” isimli bir oyun yazar ve oyunun şarkıları plak olarak yayınlanır. Oyun hiçbir zaman sahneye konulmamıştır.
Aşık Veysel 1973’te hayatını kaybeder. Kızılok sazını kırar. Müziğe ara verir. Diş hekimliğine yönelir. Eşi Şeyda Kızılok ile evlenir. 1974’te “Tehlikeli Madde” isimli yeni grubuyla Anadolu turnesine çıkar. Aynı yıl iki plak çıkarır. 1976’da Nazım Hikmet’in şiirinden etkilenerek “Darağacı” şarkısıyla yaptığı 45’liği yayınlanır. Mahzuni Şerif ve Aşık Veysel’den yorumladığı türlüler çok eleştirilince 1980’e kadar müziğe ara verir. Bülent Ortaçgil ile tanışmasıyla “Çekirdek Sanatevi” projesi başlar. Popüler müziğin dışında kalan sanatçılara destek vermek amacıyla kurulan projeden “Ezgi’nin Günlüğü, Yeni Türkü ve Erkan Oğur da yararlanır. Dönemin yasaları nedeniyle albüm yayınlamak zorlaşınca çıkan uyuşmazlıklar Ortaçgil ile ortaklığı bitirir.
Ses Dergisi – 12 Subat 1972 – Sayi 7
1998’de Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını Atatürk’ün ağzından anlattığı, metin yazarlığı, söz ve bestesi kendine ait olan veda albümü “Mustafa Kemal – Bir Devrimcinin Güncesi” adlı albüme imza atar. Hayatına şarkı sözü yazıp oyun müzikleri yaparak devam eder. 1960’larda 45’liklerinin bir bölümü “Gün Ola Devren Döne” albümünde toplanır. Kalp rahatsızlığı geçiren Kızılok, 22 Eylül 2001’de hayatını kaybeder, son yıllarını geçirdiği Bodrum’a defnedilir.
Kuzey Ormanları Savunması (KOS) 23 Eylül Cumartesi gerçekleştireceği “Kanal İstanbul’a karşı yürüyoruz!” etkinliğine tüm doğa korumacıları ve “Marmara’nın katili olmayaya aday projeye hayır!” diyenleri davet ediyor.
Yürüyüşe katılım başvurusu için bugün (21 Eylül Perşembe) son gün.
Yürüyüşe katılım için; telefon numarası ve varsa otobüs talebinizi bildiren bir e-postayı bugün içinde [email protected] adresine atmanız gerekiyor.
Otobüs Cumartesi sabahı saat 8.45’te Mecidiyeköy’den kalkacak ve dönüşte grubu Altınşehir’den alarak yine Mecidiyeköy’de bırakacak.
“23 Eylül Cumartesi Kanal İstanbul katliamına karşı Kuzey Ormanları Savunması olarak ‘Hiking Istanbul’ (*) ile birlikte İki Deniz Arası’nda yollara düşüyor (**), ormanlara ve arkeolojik varlıklara uzanıyoruz. Kadim İstanbul’un yok edilmek istenen varlığıyla buluşuyoruz ve diyoruz ki bu yaptığınız kanal değil; talan!!
İstanbul’u her geçen gün daha da yaşanmaz hale getirenler, 3. köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, 3. havalimanı ve Kanal İstanbul gibi emlak hareketleriyle, Kuzey Ormanları’nı imara açmak amacıyla kentleşmeyi kentin kuzeyine taşımanın her gün yeni bir adımını atıyor. Sadece İstanbul’un değil, Marmara Denizi’nin ve dolayısıyla Marmara Bölgesi’nin de sonunu getirecek büyük ekolojik tehditler barındıran kanal İstanbul mantıksızlığı da bu sürecin bir diğer adımı.
42 kilometre boyunca uzanacağı söylenen ‘proje’nin etüt çalışmalarının başladığı, ihalesinin yapıldığı ve inşaatına başlanacağı belirtiliyor. Yapıları birbirinden son derece farklı iki denizin milyonlarca yılda oluşturduğu doğal uyuma bu müdahale, denizlerin kimyasal yapısının da bozulması ve Istrancalar boyunca şehrin altında uzanan akiferlerin (yeraltı su depoları) yok olması tehdidini taşıyor. Konuya dair görüş veren tüm bilim insanları, bu sürecin Marmara Denizi’ni ölüme sürükleyeceğinde birleşiyor.
Bu katliama dur demenin bir parçası olarak; Sazlıbosna, Şamlar, Yarımburgaz ve Altınşehir güzergahında yürümek üzere 23 Eylül Cumartesi saat 10:00’da Sazlıbosna Meydanı’ndaki köy kahvesinde buluşuyoruz. Toplam 21 kilometre olan kolay sayılabilecek güzergahı 6 saatte tamamlamayı planlıyoruz.
Rotanın başlangıç noktası olan Sazlıbosna Köyü’nden ilerleyerek, tüm rotanın en yüksek noktası olan Kocabayır Tepesi’ne ulaşılacak. Bu tepeden tüm rotanın en başını ve en sonunu, Karadeniz’den Marmara’ya kadar görmek mümkün. Kırsal alandan sanayi bölgelerine, kentin çeperlerine ve oradan merkezine kadar 360 derecelik bir panorama görülebilir. Ardından bir mola verilecek Şamlar Köyü üzerinden Sazlıdere Barajı’nı takip ederek, İstanbul’un en eski yerleşim yeri Yarımburgaz Mağarası’nda rota sonlanacak. Akşam saat 6-7 gibi Altınşehir’e ulaşılması bekleniyor.
Toplu taşıma ile gelmek isteyenler için bilgiler şöyledir:
Bayrampaşa Maltepe metro çıkışının hemen dışında 9:25’te kalkan 336H otobüsüne binmek için sabah 9:15’te buluşulacak. Buradan otobüsle Sazlıbosna’ya gidiş 90 dk.dır.
Sazlıbosna’da ana meydandaki çay bahçesinde bir mola verildikten sonra yola çıkılacak. 336H seferleri her 15-20 dk’da bir yapılıyor, o yüzden 9:25’te kalkan seferi kaçıranlar bir sonrakine binebilir.
Bayrampaşa-Maltepe M1 metro hattında yer alıyor. Aynı isimli metrobüs durağına da 10 dk mesafede bulunuyor.
Rahat ve su geçirmez yürüyüş ayakkabısı, yedek çorap ve tişört, kahvaltı ve öğle yemeği için yiyecek, su, şapka, güneş gözlüğü ve kremi gibi ihtiyaçları bulundurmanız, hafif elbiseler giymeniz yürüyüşünüzü daha keyifli kılacaktır. Güvenlik açısından yanınızda mutlaka nüfus cüzdanı bulundurmanızı da öneriyoruz.
İstanbul’u savunmak aşkına yeniden buluşmak üzere!
NOT: Maliyeti karşılayacak talep olması halinde bir otobüs organize edilecek. Otobüs saat 8.45’te Mecidiyeköy’den kalkacak ve dönüşte grubu Altınşehir’den alarak yine Mecidiyeköy’de bırakacak. Her birimize kişi başı yaklaşık 20-30 lira düşeceğini tahmin ediyoruz.
Yürüyüşe katılım için; telefon numarası ve varsa otobüs talebinizi bildiren bir e-postayı en geç Perşembe gününe kadar [email protected] adresine atmanızı rica ediyoruz.
Isparta’nın Yalvaç İlçesi’nde kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla öldürdüğü 35 yaşındaki Nurettin Gider’in başını keserek köy meydanına atan Nevin Yıldırım hakkında Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen ömür boyu hapis cezası, Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi tarafından usul yönünden bozuldu. Dosya yerel mahkemeye geri gönderildi.
Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’nde 14 Eylül’de görülen ve Nevin Yıldırım’ın avukatı Derya Demirkılınç’ın da katıldığı karar duruşmasının gerekçeli kararı, bugün taraflara açıklandı. Avukat Derya Demirkılınç, kararla ilgili, “Yargıtay, duruşmada yerel mahkemenin Nevin Yıldırım’ın bu fiili işlerken başkalarının da yardım ettiği yönünde kanaat oluştuğu görüşünü dikkate alarak, ‘Böyle bir kanaat oluştu ise bunun delilleriyle değerlendirilmesi gerektiğinden yargılama usulen yanlıştır. Yeniden yargılama yapılarak eksikliklerin giderilmesi gerekmektedir’ şeklinde karar verdi. Dava dosyası yeniden Yalvaç’a gelecek ve diğer şüpheliler hakkında açılan dava dosyası ile birleştirilerek yeniden yargılama yapılacak” dedi.
Cezayı az bulan savcı itiraz etmişti
Davayı soruşturan dönemin Cumhuriyet Savcısı Osman Çabuk, mahkemenin verdiği ömür boyu hapis cezasını az bularak, cinayetin işleniş şeklinin ‘canavarca hisle adam öldürme’ şeklinde olduğunu, bu nedenle verilecek cezanın ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası olması gerektiğini belirterek temyiz davası açmıştı. Nevin Yıldırım’ın karar aşamasındaki avukatı Hüseyin Aksoy ise verilen cezanın çok olduğu yönünde itirazda bulunarak temyize başvurmuştu.
Savcı 47 kişiyi sorguladı
Nevin Yıldırım’ın 29 Ağustos 2012 tarihinde Nurettin Gider’i kayınpederi, kayınbiraderi ve kendi babası ile birlikte tasarlayarak öldürmüş olabileceği yönünde şüpheler bulunuyordu. Savcılık soruşturma safhasında bu kişileri de sorgulamış ancak delil yetersizliği nedeniyle yargılama yapılamamıştı. Savcı Osman Çabuk, soruşturma safhasında 47 kişinin tanıklığına başvurmuş, bu kişilerin tümü mahkemede dinlenmiş, ancak suça iştirak eden başka biri olabileceği yönünde bir ize rastlanamamıştı.
Dava 2 yıl sürdü
Cinayeti en başından beri kendisinin işlediğini belirten Nevin Yıldırım, olay yerinde yapılan tatbikat esnasında da cinayeti tüm ayrıntıları ile savcıya anlattı. 2013 yılında açılan davaya bakan mahkeme, 25 Mart 2015 tarihinde Nevin Yıldırım’ı ‘tasarlayarak adam öldürme’ suçunu işlediği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırdı.