Ana Sayfa Blog Sayfa 2752

Dersim Aliboğazı ve Bozan Yaylası’nda orman yangını

Dersim’de çıkan yangın 7 bölgeye yayılarak sürüyor.

Dersim’in Hozat ilçesi Aliboğazı mevkiinde yaklaşık bir hafta önce çıkan yangın Değirmendere, Zoğar, Zenge, Koçeri, Bozan, Koskozulca ve Dündül bölgelerine kadar genişledi.

Orman yangını binlerce hektarlık alanı etkiledi.

Bölge halkı yangının rüzgarın da etkisiyle binlerce hektarlık alana dağılarak genişlediği bildiriyor.

Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği, bölgede daha önce de yaşanan orman yangınlarının askeri operasyonlar ve bombardımanlar nedeniyle çıktığını belirtiyor.

 

(Yeni Demokrasi, Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği)

Bursa’da Karaağız köylülerinin tepkisi santral inşaatını durdurdu

Bursa’nın Büyükorhan ilçesine bağlı Karaağız köyünde, köylülerin istemediği biyokütle enerji santrali inşaatının başlaması için önlem alan jandarma ekipleri, gelen tepki sonrası geri çekildi. Köylülerden baygınlık geçiren 4 kişi ambulanslar ile devlet hastanesine kaldırıldı.

Köylüler adına açıklama yapan Karaağız Köyü Derneği Başkanı Hayri Sönmez, direnmeye devam edeceklerini, can yanmadan projenin iptal edilmesini istediklerini söyledi.

Hayri Sönmez, “Cumartesi günü valinin görevlendirmiş olduğu heyet köyümüze geldi değerlendirme yapılıp valiliğe rapor halinde sunulacağı bize söylendi. Maalesef bugün de bu raporun hazırlanmasına gerek kalmadan acelece Karaağız köyüne iş makineleriyle, çevik kuvvetle, şirket yetkilileriyle beraber köyümüze baskın yapıldı. Tabii ki biz bunu duyunca toplandık. Vatandaşa müdahale edildi, kadınlarımıza müdahale edildi. Valiliğimiz ne kadar bu konuyu yakından izliyor bilmiyoruz ama valiliğimizin bu konuya, bu köyde herhangi bir can yanmadan müdahale etmesini bekliyoruz. Şirketin değil köylünün yanında olsunlar. Bu köye gelip bu santrali yapamayacaklar. Köylü halkı kararlı. Temel atmaya gelindi, mücadele ettik, askeri geri çektiler. 24 saat nöbet tutmaya devam ediyoruz” diye konuştu.

Karaağız köyüne gelen CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayaşoğlu ise, köylülerin anayasal hakları olan yaşama haklarına sahip çıktıklarını söyledi.

 

(Ajanslar, Gölet Gönüllüleri, Fox Haber)

Nükleer karşıtlarından ulusaşırı buluşma

Hiroşima ve  Nagazaki’ye atom bombasını atılmasının 73. Yıl dönümü baz alınarak  6-12 Ağustos tarihleri arasında uluslararası antinükleer buluşma gerçekleştirildi.

6 ve 9 Ağustos tarihleri Amerika Birleşik Devletleri’nin atom bombasını  ilk kez insanlar üzerinde denemek amacıyla atmış olması nedeniyle nükleer gücün dünya genelinde duyulmasına vesile olduğu kadar nükleer karşıtı mücadele açısından da  mihenk taşı sayılıyor.

Fransa’nın güneyinde Narbonne şehrinde gerçekleştirilen etkinlikler, önceki adıyla Areva, bugün Areva’nın Oreno olarak ayrılan kısmı tarafından işletilen Malvesi Uranyum işleme tesisinden  3-4 kilometre mesafede gerçekleştirildi. Buluşmaya Belçika, Fransa, Almanya, Hindistan, Japonya, ABD’den Navajo Eyaleti yerlileri, Portekiz , İspanya, Rusya, Türkiye ve Vietnam olmak üzere  12 ayrı ülkeden  nükleer enerji konusuna ilgi duyan aktivist ve sivil toplum üyeleri bir araya gelerek sunumlar yaptı, bilgi paylaşımında bulundu.

Buluşmanın odağında  uranyum madenlerinin, nükleer silahların, nükleer silah tesislerinin, nükleer santrallerin saçtığı felaketlerin müsebbibi olan nükleer endüstri yer alırken, hükümetler de çevre ve insan sağlığı açısından son derece tehlikeli olduğu kadar terör riskine de tabi bulunan  bu santralleri destekledikleri için kınandı. Nükleer endüstrinin  desteklenmesi için demokrasi ve insan haklarının baskı altına alındığına da dikkat çekildi.

Etkinlik sonunda yayınlanan basın bülteni ile de uranyum madenlerinden radyoaktif atıklara kadar tüm nükleer zincirin son derece tehlikeli, anti demokratik olduğu ve nükleer enerjinin iklim değişikliğini azaltmak amcıyla karbondioksit salımını azaltmak için başvurulacak bir yöntem olmadığı bir kez daha  ifade edildi.

Okinawa Universitesi’nde Profesör, 2015 yılında Türkiye’ye de gelerek Sinop’ta röportajlar yapan 2014 tarihli yazımızla tanıştığınız Michiko Yoshii, Vietnam’ın nükleer enerji projesini nasıl terk ettiğini  paylaşmaktan mutluluk duyduğunu belirtti. Türkiye’ye gelen Fukuşima’nın erkek tanığı Toshiya Morita da yine katılımcılar arasındaydı.

Etkinliğin organizatörlerinden Herve Loquais dünya genelinde cesur insanları arkadaşça ve barışçıl ortamda  bir araya getirmekten gurur duyduklarını  söyledi.

ABD’de nükleer kolonyalizme karşı mücadele eden Navajo yerlilerinden Leona Morgan nükleersiz bir dünyanın mümkün olması için sınır aşırı buluşmaların ve birlikteliklerin çok önemli olduğunu ifade etti.

Etkinliğe Türkiye’den katılan gazetemizin yazarlarından, iklim ve enerji editörü nükleersiz.org  koordinatörü Pınar Demircan da farklı ülkelerde nükleer zincirin değişik halkalarına dair sorunları dinlemenin büyük resmi görmeyi, nükleer endüstrinin bütününü daha iyi tanımayı sağladığı yönünde bir değerlendirme yaptı.

Katılımcılar,  9 Ağustos günü çektirdikleri  Nükleer endüstriye “Dur” dedikleri fotografla Avustralya’da uranyum madenlerine karşı yine dünya genelinden katılımcılara çağrı yapılarak bugünlerde gerçekleştirilen “Ülkem için yürüyorumWalkatjurra, Walkabout protesto turuna destek olmak amacıyla haberimizdeki fotoğrafla  dayanışma mesajı gönderdiler .

 

(Yeşil Gazete)

Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu Topluluğu Çanakkale’de

Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu Topluluğu, “1.Troya Dünya Görme Engelliler Homeros Okumaları Festivali” kapsamında 15 Ağustos Çarşamba saat 21.00′ da Çanakkale İskele Meydanı’nda sahne alacaklar.

Troya Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine Kabulü’nün 20. yılı olan 2018 yılı, Avrupa’da ‘Troya Yılı’ olarak ilan edildi. Türkiye Körler Federasyonu ve Çanakkale Valiliği iş birliğinde antik şehrin destanını yazan ve tüm dünyada görme engelleri birleştiren isim olarak kabul edilen, görme engelli ozan Homeros anısına dünyadaki kardeşliğe vurgu yapacak bir organizasyon 13-17 Ağustos günlerinde Çanakkale’de düzenleniyor.

Dünyanın yirmiden fazla ülkesinden ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinden iki yüz elli görme engelli 14 Ağustos günü 17.30’da 1.Troya Dünya Görme Engelliler Homeros Okumaları için Troya Antik Kenti’nde buluşup, dünya edebiyatının baş yapıtı kabul edilen Homeros’un, İlyada Destanı’nda, Troya Savaşı’nın anlatıldığı bölümden kendi dillerinde pasajlar okuyacaklar. Bu okumalar aynı anda İngilizce ve Türkçeye çevrilecek. Okumalar için destanın ilgili bölümü Braille Alfabesi ile basıldı.

Festival kapsamında 15 Ağustos Çarşamba günü görme engellilerin katılacağı bir barış yürüyüşü de gerçekleştirilecek.

Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu Topluluğu 15 Ağustos Çarşamba saat 21.00′ de Çanakkale İskele Meydanı’nda vereceği bir konserle festivalde yer alacak. Muammer Ketencoğlu (Akordeon-Vokal), Şule Kocaman Saraç (Vokal), Selda Koçak Uzuntaş (Vokal), Sakip Songelen (Nefesli çalgılar) ve Alp Kaya’dan (Vurmalı çalgılar) oluşan topluluk, konserlerinde seslendirdikleri klasik Balkan halk şarkılarının yanı sıra katılımcı ülkeleri de dikkate alarak Azeri ve Kırgız halk şarkılarına da konser repertuvarında yer verecekler. Ayrıca konserde Çanakkale türküleri de seslendirilecek.

Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu Topluluğu müzisyenleri bütün sevenlerini konsere bekliyorlar.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

 

Fiskobirlik ne yapacak? – Umut Kocagöz

Bu yazı karasaban.net/ den alınmıştır

Fiskobirlik bu sene üreticilere ödenmesi gereken fındık fiyatının 3 dolar olması gerektiğini açıkladı. Bu fiyatın üreticileri mağdur etmeyecek bir fiyat olacağının altını çizdi. Fiskobirlik bu fiyatı açıkladığında 3 dolar yaklaşık 14-15 TL etmekte idi.1

Fiskobirlik’in fiyat açıklaması üretim maliyetleri ve üreticinin onurlu yaşam payını hesaba katmıyordu. Yapılan açıklamada, küresel piyasaların fındık fiyatı baz alınmaktaydı. Oysa yakın zamanda Fındık Üreticileri Sendikası’nın yaptığı maliye hesabı ve üreticilerin onurlu yaşam payı da eklendiğinde oraya çıkan fiyat 18,25 TL olarak ifade edilmişti. Bu fiyat o dönem yaklaşık 4 dolar civarına karşılık gelmekteydi.2

Haftasonu Ali Ekber Doğan’ın haberi üreticiler arasında şok etkisi yarattı. Habere göre fındıkta hakim şirket konumunda bulunan Ferrero, sözleşmeli üreticilerini arayarak fiyatın 11.25-11.50TL olacağını söylemiş.3Bu açıklamanın ne kadar resmi ve doğru bir açıklama olduğu bilinmiyor. Ancak bu fiyatın üreticileri tatmin eden bir fiyat olmadığı açık. Bugün yaklaşık 1.5-2 dolar arasında bir meblağa tekabül eden 11.25 fiyatı hem psikolojik eşinin hem de maliyetlerin altında.

Hükümet yetkilileri TMO’nun devreye sokulacağını ve üreticiyi mağdur etmeyen bir fiyat açıklanacağını belirtti. TMO, bazı seneler olduğu gibi bu sene de müdahale alımı yapacak ve piyasayı regüle edecek. Geçtiğimiz sene Fiskobirlik rakamlarına göre 700bin ton rekolte vardı ve TMO yaklaşık 140bin ton alım yaptı. Ancak sene içinde alım yaptığı fındığı ihale ile satacağına dair haberler çıktı. Bu da alımların neden yapıldığı sorusunu gündeme getirdi.

Fiskobirlik, üreticilerin kooperatif birliğinden bir yarı-devlet kurumuna döndüğünde ve demokratik yapısını kaybettiğinde dahi önemli bir fonksiyona sahipti: depoları, işleme tesisleri ve ürün pazarlama gücü. Yani fındığa değer katma ve bu değeri üreticilere geri döndürme kapasitesine sahipti. Bu kapasitenin ne kadar kullanılmış olması, burada hangi kesimlerin ne tür rant ilişkilerine girmiş olmasını bir kenara bırakarak söyleyelim. Ülkemizin önemli gelir kaynaklarından biri olan fındığı, halkın, üreticilerin emekleriyle kurulmuş, bu değerler üzerinden de katma değer sağlayan bir kurumdan bahsettiğimizi hatırlayalım. Her ne kadar piyasa regülasyonu açısından işlevsizleşmiş, yönetim mantığı kooperatifçilikten hızla uzaklamış, üreticiler gözünde itibarsızlaşmış bir yapı olsa da, Fiskobirlik hala halkın kaynaklarını bünyesinde barındıran bir kurumdur. Bu kurumda birikmiş olan artı değer ve zenginlik de çeşitli çıkar odaklarına değil halka aittir.

Bütün bunları düşündüğümüzde üreticilerin önünde Fiskobirlik’e dair 2 temel yol var. Birincisi, Fiskobirlik’in bu sene açıkladığı 3 dolar bandında bir fiyat ile fındık alması yönünde bütün imkanları kullanarak baskı yapmak. Fiskobirlik ancak böyle bir sosyal baskı ile üretici lehine karar verebilir. Fiskobirlik yönetimi ancak bu tür sosyal baskı ile demokratikleşmeye zorlanabilir. İkincisi, Fiskobirlik için üreticiye destek olmak istiyorsa- bugün tam zamanı olduğunu akıllara kazımak ve üretici lehine davranmasını zorlamak. Eğer ki fındık fiyatları 3 doların altında açıklanırsa, aradaki fiyat farkı kime gidecek, kim kullanacak? Üreticinin alın teri nasıl değerlendirilecek? Üreticinin alın terinin gasp edilmemesi ve rant amaçlı kullanılmaması için başta Fiskobirlik olmak üzere üretici örgütlerinin net tavır alması gerekir. Bütün bunları göz önüne alarak denilebilir ki bugün Fiskobirlik için fındık üreticileri ile kuracağı özgüven ilişkisi için önemli bir fırsattır.

Bu yazı karasaban.net/ den alınmıştır

Umut Kocagöz

“Ezilen halkların, sömürülen sınıfların organik aydını” Samir Amin artık yok! – Fikret Başkaya

6 ağustos Pazartesi. saat 23.30 da Senegalli dostum Chérif Salif SY’dan kısa bir not ulaştı. Samir Amin’in sağlık durumunun kötüleştiğini, Paris’te bir hastaneye kaldırıldığını haber veriyordu. Hemen eşi Isabelle’i aradım… Isabelle sorularıma tuhaf cevaplar veriyordu… Chérif’e durum hakkında Isabelle’den tatmin edici bilgi alamadığımı söyledim… Chérif, aslında İsabelle’in sağlık durumunun da pek iyi olmadığını söyledi… İki gün sonra Chérif’ten bir mail daha ulaştı. Samir Amin’in bilincinin açıldığını, reaksiyon verdiğini ama durumun kritik olmaya devam ettiğini söylüyordu… Ve dün akşam saat 21,20 de Chériff, Samir’in saat 16, 18’de aramızdan ayrıldığını duyurdu… Bunun benim için ne demek olduğunu ifade etmekte kelimeler kifayetsiz kalırdı…

Samir Amin

1970 Eylül başında [Fransa’da doktora öğrencisiydim], fakültenin ana giriş kapısında yapıştırılmış büyük bir afiş: ” 1970’lerde Kapitalizm- Tilbourg Kongresi”... Kongreye o dönemin en parlak Marksist teorisyenleri davet edilmişti. Onlardan biri de Samir Amin’di… Hemen bir kaç arkadaşı ikna ettim ve Tilbourg’un yolunu tuttuk… Tilbourg, Almanya sınırında küçük bir Hollanda kenti… II. Dünya Savaşında Hitler kenti yerle bir etmiş, Kilise dışında tüm evler yıkılmış, savaştan sonra yeniden inşa edilmiş sevimli bir kent… O kongrenin hayatımda bir ‘dönüm noktası’ oldu desem abartma olmaz… Bir çoklarıyla orada özel görüşmelerim oldu. Bazılarıyla mektuplaştım, bana kitaplarını gönderenler oldu… Paris’e dönüşte Samir Amin’in, Dünya Ölçeğinde Birikim [L’Accumulation à l’Échelle Mondiale] adlı kitabını satın aldım ve bir solukta okuyup-bitirmiştim… Birikim, beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu… Dostluğumuz ondan sonra hep devam etti. Bir çok uluslararası etkinlikte, konferans. sempozyum, kollokyum’da birlikte olduk… Bir çok kitabını ve makalesini Türkçeye çevirdim… Onunla söyleşiler yaptım… Yazdığı yazıları bana iletme inceliğini gösterdi hep…

Samir Amin, Marx için kıyısı olmayan derdi… Aslında Samir’in kendisi de kıyısı olmayandı… Realitenin ancak bir bütünlük olarak anlaşılabileceğini çok iyi biliyordu. O sadece yetkin bir iktisatçı, sosyolog, antropolog, tarihçi, filozof değildi, bunların ötesinde veya hepsiydi… Aksi halde Samir Amir diye bir figür olmazdı. İnsan ve toplum yaşamının tüm veçhelerini bir bütün olarak anlamaya ve anlatmaya çalıştı hayatı boyunca… Geride kalan yaklaşık 70 yıllık dönemin bir kaç parlak beyninden biriydi… Muazzam bir kavrayışa ve tahlil yeteneğine sahipti… Hayatını ezilen halkların, sömürülen sınıfların kurtuluşuna adamıştı… Yaşadığı sürece ezilen halkların, sömürülen sınıfların gözü, kulağı ve yüreği oldu hep…

Gerçi Samir, aramızdan ayrıldı ama insana yaraşır, sömürünün, baskının, sosyal eşitsizliğin, her türden ayrımcılığın olmadığı, özgürlüğün, sosyal eşitliğin, insan emansipasyonunun gerçekleştiği, yaşanabilir bir dünya yaratma mücadelemiz için devasa bir entellektüel miras bıraktı. Bize düşen, onun bıraktığı yerden yolumuza devam etmektir… İşte o zaman Samir bizde yaşamaya devam edecek…

 

 

Fikret Başkaya

“Sibel” ve “Ölü At Nebula” filmlerine 71. Locarno Festivali’nden ödül

İsviçre’nin en prestijli film festivali Locarno’da ödüller sahiplerini buldu.

Bu sene 1-11 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen  71. Locarno Festivali’nde ödül alanlar arasında “Ölü At Nebula” adlı filmle Günümüz Sinemacıları bölümünde yarışan Tarık Aktaş ve “Sibel” adlı eserleriyle uluslararası yarışmada yer alan Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti de yer aldı.

Sibel filmi

Uluslararası yarışmanın galibi A Land Imagined ile festivalin büyük ödülü Altın Pardo’ya hak kazanan Yeo Siew Hua oldu.

Başkanlığını yönetmen Andrei Ujică’nın üstlendiği, aktris Lætitia Dosch ve yönetmen Ben Rivers’tan müteşekkil Günümüz Sinemacıları Yarışmasının jürisi ise ödülünü Sara Fattahi’nin Chaos’una verdi.

Aynı yarışmada En İyi Yeni Yönetmen – Locarno Kenti ve Bölgesi ödülü Tarık Aktaş’ın Ölü At Nebula adlı filmine layık görüldü.

İngilizce adıyla Dead Horse Nebula’da filmin kahramanı erkek çocuğu Hay’ın hayatının anlatıldığı  filmde küçükken hayvanların ve insanların kendisinde bıraktığı izlenimlerin hayatı boyunca nasıl belirleyici olduğu aktarılıyor.

Birleşik Krallık’tan Alina Birtzache’nin başkanlığında, Almanya’dan Dietmar Adler, İspanya’dan Anna Piazza ve İsviçre’den Baldassare Scolari’den müteşekkil jürinin kararı uyarınca “Ekümenik Ödül” Çağla Zencirci ie Guillaume Giovanetti’nin beraber yönettiği Sibel’e verildi.

Aynı film Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu FİPRESCİ’nin ödülüne de layık görüldü. Norveç’ten Kristin Aalen, Almanya’dan Teresa Vena ve İsviçre’den Denise Bucher’den oluşan jüri FİPRESCİ ödülünü Fransa/Almanya/Lüksemburg/Türkiye ortak yapımı Sibel’e vermeyi kararlaştırdı.

Festival kapsamında seçimlerini yapan gençlik jürisi de Sibel’e yönelik beğenilerini esere ikincilik ödülü vererek kanıtladı. Filmde Damla Sönmez, Karadeniz dağlarındaki ırak bir köyde yaşayan dilsiz bir genç kadın olan Sibel karakterine hayat veriyor.

 

(Bianet)

Türkiye’de kadın işgücü ve cinsiyetçilik: Üniversitelerin yönetim kadrolarında yeterince kadın yok

Türkiye’de kadının iş hayatındaki varlığı ve çalışma hayatına katılımı sancılı işliyor. ‘Kadın mesleği’ diye lanse edilen meslekler kadınları karar mekanizmalarının dışında bırakıyor. Yağmur Öztürk’ün Birgün’de çıkan haberine göre üniversitelerde çok sayıda kadın akademisyen olmasına karşın, üniversitelerin yönetim kadrolarında kadınlar yeterince yer almıyor.

Rektör atamaları sürerken devlet üniversitesi rektörleri içerisinde yalnızca 3 kadın rektör bulunuyor. Bunlar; İzmir Demokrasi Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi.

Kadınlar üretiyor, erkekler yönetiyor

Üniversitelerde kadın akademisyen oranları:

-Yüzde 38 Doçentler

-Yüzde 42 Doktor öğretim görevlileri

-Yüzde 50,41 Araştırma görevlileri

Profesörlerin yüzde 31’i kadınken, sekiz üniversitede hiç kadın profesör bulunmuyor. Bu üniversiteler; Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Bayburt Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Hakkâri Üniversitesi, Iğdır Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Siirt Üniversitesi, Şırnak Üniversitesi.

Dokuz üniversitede kadın dekan yok

Üniversitelerin yönetim kadrosundaki kadın oranları ise şu şekilde; rektör yardımcılarının yüzde 11’i, dekanların yüzde 16’sı, dekan yardımcılarının yüzde 29’u, bölüm başkanlarının yüzde 29’u.

Dokuz üniversitenin hiçbir fakültesinde kadın dekan yok. Bu üniversiteler; Bayburt Üniversitesi, Iğdır Üniversitesi, Celal Bayar Üniversitesi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, Dumlupınar Üniversitesi, Çankırı Karatekin Üniversitesi, Karabük Üniversitesi, Kastamonu Üniversitesi, Hakkâri Üniversitesi.

“Cinsiyetçilik yeni rejimin önkoşulu”

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan verileri BirGün’e değerlendirdi. 24 Haziran seçimlerinde de az sayıda kadın milletvekili olduğunu ve kadın temsiliyetinin düşüklüğünü hatırlatan Eğitim Sen Genel Başkanı, “Türkiye’de kurulan yeni rejimin gerici, piyasacı, cinsiyetçi temel karakterinin net fotoğrafını ortaya çıkarmıştır” dedi.

Aydoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi akademide de cinsiyetçi politikalar yeni rejimin ihtiyaçları doğrultusunda hayata geçiriliyor. Kadını yok sayan politikalara inat kadınlar toplumsal yaşamda ve akademide var olma mücadelesi vermeye devam ediyor.”

“Kadınlar son derece kararlı”

Kadınların akademide güçlü bir karşılığı olduğunun, fakat yönetim organlarında temsil edilmediklerinin altını çizen Aydoğan, “Kadınların akademide var olan temsiliyeti de kadın mücadelesinin sonucudur ve ülkenin her yerinde kadınlar son 16 yıl içerisinde de görüldüğü gibi sokakları, meydanları, kampüsleri, sahneleri, akademiyi terk etmemekte son derece kararlıdır” şeklinde konuştu.

 

(Birgün)

İzmir Körfez Geçiş Projesi’nde hukuk zaferi: Mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı

Başta flamingolar olmak üzere çok sayıda kuşun üreme ve beslenme alanı olan Gediz Deltası’nı tehdit eden İzmir Körfez Geçiş Projesi’ne karşı hukuk zaferi kazanıldı.

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, EGEÇEP ve Doğa Derneği’nin İzmir Körfez Geçiş Projesi karşısında açtığı davada yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Mart 2017’de körfezi güney-kuzey yönünde geçmesi planlanan İzmir Körfez Geçiş Projesi’nin çevresel etki değerlendirme raporunu onaylamış, bu karar karşısında üç sivil toplum kuruluşu ve 85 vatandaş yürütmenin durdurulması ve projenin iptali için dava açmıştı.

İzmir Körfez Otobanı’nın inşa edilmesi halinde dünyadaki on flamingodan birinin yaşadığı Gediz Deltası’nın büyük tehdit altına gireceği, kuşların ve körfezdeki doğal yaşamın zarar göreceği İzmir İdare Mahkemesi tarafından atanan resmi bilirkişi heyetince oybirliği ile tespit edildi.

İzmir İdare Mahkemesi, 11 akademisyenden oluşan bilirkişi heyetinin resmi raporuna istinaden geçtiğimiz günlerde İzmir Körfez Geçiş Projesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

İzmir İdare Mahkemesi, bu önemli alana ilişkin aldığı tarihi kararda şu ifadeleri kullandı:

“Dava konusu ÇED raporu ve eklerinde, floristik verilerin sağlıklı olarak hazırlanmadığı, proje uygulama alanında ortaya çıkabilecek habitat ve lokalite kayıpları ile ilgili detaylı bir değerlendirmenin yer almadığı, ÇED projesinde verilmiş olan jeolojik bilgilerin çok genel ve küçük ölçekli olduğu, projeye özel detay haritalama ve zemin etüt çalışmaları içermediği, projenin temelini oluşturan zemin bilgisiyle ilgili net bir bilgi olmadığı, ÇED projesinde verilmiş olan fay hatlarının güncel literatür bilgilerini içermediği, batırma tünel ile geçiş yapılan İnciraltı bölümünün aktif fay hattı zonundan geçmekte olduğu ve bu kısımdaki bağlantı contalarının olası bir depremde beklenen yatay ve düşey deplasmanları tolere edebilecek kapasiteye sahip olup olmadığıyla ilgili raporda detay verilmediği, bu esnada gerek çakım sırasındaki ekipman hareketi nedeniyle gerekse çıkacak gürültü sonucunda deniz tabanındaki canlı yaşam ile burada yaşayan Flamingo ve diğer canlıların üzerinde olumsuz etkiler meydana geleceği, Çiğli çıkışından otoyol bağlantısına kadar olan kısımda geniş kapsamlı bir dolgu faaliyetinin söz konusu olacağı ve bu inşaat nedeniyle de canlı hayatının olumsuz etkileneceği, ÇED raporunda toplamda 19.870.542 m3tarama çalışması yapılacağının belirtildiği, ancak bu miktardaki malzemenin özelliği bilinmeden, nasıl bertaraf edileceğine ve bu faaliyetlerin İzmir Körfezi ekosistemine yapacağı etkilere ilişkin değerlendirmelerin yetersiz olduğu, projenin koruma alanları ve Gediz Deltası sulak alanı üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin yeterince incelenmediği, İzmir Körfezi Geçişi Projesinin il ya da bölge düzeyinde bir planın stratejisi olarak üretilmemiş olması nedeniyle planlama ilke ve esaslarına uygun olmadığı, projenin kuzey aksının çok önemli bir doğa koruma alanı içerisinden geçtiği, bölgede uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış alanların ve farklı koruma statülerinin bulunduğu, güzergahın güney bölümünde de tescil altına alınmış koruma statülerinin ve korunacak tarım alanı olarak belirlenmiş bir kent bölgesinin yer aldığı, koruma statüleri açısından ortaya konan güzergahın mevzuatla uygun olmayan bir öngörü olduğu dikkate alındığında, dava konusu “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

Doğa Derneği, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm İzmir halkını rant ve talan politikalarına karşı kente sahip çıkmaya davet etti:

“Sözünü ettiğimiz talan projelerine bugün karşı çıkmazsak yarın çok geç olacak, güzel İzmir’imizin tarihi, kültürel, doğal bütün değerleri gözümüzün önünde bir bir yok olup gidecektir. İzmir’e dayatılan bu rant ve talan politikalarına hukuki, siyasi tüm yolları kullanarak karşı çıkmamız zorunludur. Bu nedenle bütün bu yağma projelerine karşı İzmir halkını kentimizin geleceğine sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

62 yaşında flamingolar için Yalova’dan Mersin’e bisikletle 1.700 kilometre katetti

İzmir’e Sahip Çık Platformu Körfez Geçişi Projesi’ne “Hayır” dedi

Flamingoları tehdit eden Körfez Geçiş Projesi bilirkişi raporu: Geri dönüşü imkânsız zararlar verir

‘Bu paraya İzmir’in tüm ulaşım sorunu çözülebilir’: İzmir Körfez Geçişi projesine dava açıldı

‘Gediz Deltası’nın yok olması İzmir’in yok olması demek’: Flamingoların beslenme alanına otoyol projesi!

 

(Yeşil Gazete)

Genç sporculardan cimnastik ve tekvandoda uluslararası başarı: Tebrikler İrem Yaman ve İbrahim Çolak!

Genç milli sporcularımız uluslararası organizasyonlarda önemli başarılara imza atmaya devam ediyor.

Rusya’nın başkenti Moskova’da Dünya Tekvando Federasyonu tarafından düzenlenen Moskova Grand Prix‘sine katılan milli tekvandoculardan İrem Yaman altın, Nafia Kuş gümüş ve Hatice Kübra İlgün ise bronz madalyanın sahibi oldu.

İbrahim Çolak ve İrem Yaman 

İrem Yaman, kadınlar 57 kilo finalinde Hırvat Bruna Vuletic’i 12-5 yenerek altın madalyaya hak kazandı. İrem, bu başarısıyla 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları yolunda hanesine 40 puan ekledi.

Kadınlar +67 kiloda tatamiye çıkan Nafia Kuş, finalde Polonyalı Aleksandra Kowalczuk’a 11-9 mağlup oldu ve gümüş madalyayla yetinmek zorunda kaldı.

Milli sporcu Hatice Kübra İlgün ise kadınlar 57 kiloda bronz madalya kazandı. Erkekler 58 kiloda mücadele eden Deniz Dağdelen ise ikinci turda elendi. Bugün kadınlar 49 kiloda Zeliha Ağrıs ile Rukiye Yıldırım, erkekler 80 kiloda ise Yunus Sarı mücadele edecek.

Türkiye tarihinde Avrupa Artistik Cimnastik Şampiyonası’ndan ilk gümüş madalya

Bir diğer ödül de Avrupa Artistik Cimnastik Şampiyonası’ndan geldi.

İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen şampiyonada İbrahim Çolak, halka aletinde 15 bin 100 puan alarak gümüş madalyanın sahibi oldu.

Bu sonuçla milli sporcu, Avrupa Artistik Cimnastik Şampiyonası’nda Türkiye’ye tarihindeki ilk gümüş madalyasını getirdi.

Öte yandan Yunan sporcu Eleftherios Petrounias’ın altın madalya kazandığı halka aletinde, Büyük Britanyalı Courtney Tulloch ise bronz madalyaya ulaştı.

 

(CNNTürk, T24)