DünyaManşet

Japon aktivistten Japonlara, “Türkiye’ye nükleer santral teknolojisinin ihracından vazgeçelim”!

Çernobil haftası Anma etkinlikleri kapsamında düzenlenen panelin sinop ayağı

Fukushima tanığı Toshiya Morita’nın bugün (4 Temmuz 2015 Cumartesi) Japonya’nın Shinosaka kentindeki  Halkın Paylaşımı Forumu’nda yaptığı sunumun  Türkçe’sini Pınar Demircan’ın  Japonca aslından çevirisi ile paylaşıyoruz .

Türkiye’yi nükleer karşıtı çeşitli paneller vesilesiyle üç defa ziyaret etme fırsatı buldum. İlk ziyaretim insanların Türkiye hükümetinin despot yönetimine maruz kaldığı dönemden hemen sonra oldu . Şehir merkezinde yapılan eylemlerin karşılığı orantısız biber gazı kullanılmıştı. 2013 yılında istanbul Taksim’de başlayan bu olay  dünyaya adını Gezi Parkı olayları olarak duyurdu . Kamusal kullanıma açık olan bir alan hükümetin girişimleriyle alışveriş merkezine çevrilecekti , insanlar karşı çıktı , şehir merkezindeki yegane yeşil alan olan parklarını vermek istemedi , onu korudu.Halk biber gazı kullanılarak bastırılmaya çalışıldı . 10’ lu yaşlarında bir çocuk polisin şiddetine maruz kaldı . Üstelik sadece ekmek almak için dışardaydı. Çocuk bitkisel hayata girdi ve 11 Mart 2014 günü gözlerini tamamen yumdu .

Berkin Elvan (14 yaşında bir çocuk)

Berkin Elvan (14 yaşında bir çocuk)

 

Türkiye Nükleer karşıtı Platform 2014 yılının başında bileşenlerinin imzalarıyla sunduğu bir dilekçeyle Japonya Parlementosuna  “Türkiye demokratik bir ülke değil , bizle bugün hükümetinin despot yönetimine maruz kalıyoruz . Bu ülkeye nükleer santral kurdurmayın . 2013 yılının Haziran ayında Gezi olayları kapsamında çıkan protestolarda polis 3000’den fazla kişiyi gözaltına aldı , 8000 kişiden fazlasını yaraladı ,  14 yaşında bir çocuk uğradığı şiddet sonucu bilincini yitirdi , 12 kişi gözünü kaybetti , 11 kişi öldürüldü” şeklinde bir bildirimde bulundu . Bu bildirim Japonya Parlamentosu’na tam da Türkiye’ye nükleer santral ihracının karara bağlanacağı günlerde yapıldı. Ne yazık ki Türkiye’ ye nükleer santral ihraç kararı Japonya Parlamentosundan geçti ve Türkiye halkınınn çığlığına duyarsız kalan hükümetimiz Türkiye ile nükleer işbirliğini onayladı.

Gezi Direnişi-2013

Gezi Direnişi- Haziran 2013

2014 yılının Mayıs ayında Türkiye’de Soma Maden Faciası yaşandı. Bu facia Türkiye hükümetinin kötü yönetiminin ispatı oldu. Çünkü Türkiye Hükümeti’nin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ nun defalarca imzalaması yönünde uyardığı işçi sağlığı güvenliğini ilgilendiren bir maddeyi onaylamadığı ortaya çıktı.
Bu şekilde Türkiye Hükümeti’nin  bu maddeyi imzalamadan işçi çalıştırmasının neticesinde 300’den fazla kişinin ölümüne yol açtığı anlaşıldı . Resmi raporlarda ölü sayısı 300 olsa da gerçek ölü sayısının 900 olduğunun düşünüldüğünü de belitmem gerekir .  Öte yandan bu dönemde başbakan şimdi ise Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın bu olay karşısındaki yorumu “Ölüm madencinin fıtratında var” şeklinde olmuştur . İlaveten “Türkiye’de olan bu kazanın benzerleri başka ülkelerde de yaşanmıştır” da demiştir. İlginç olan bir husus da Maden şirketinin sahibiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın ilişkilerinin olduğu basında yer almıştır . Bu kaza olduğu zaman , Türkiye’den bir arkadaşım ağlayarak bana şunu sordu : “Kömür madenini sağlıklı bir şekilde işletemeyen Türkiye’ye nükleer santral teknolojisini ihraç ederseniz bu ülkenin nükleer kazaya sebep olma ihtimali büyük , bunun vebaliyle yaşayabilecek misiniz ” ?

Soma Maden Faciası - Mayıs 2014

Soma Maden Faciası – Mayıs 2014

Diğer taraftan Türkiye , Japonya gibi bir deprem ülkesidir. 17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesinin güneyinde bir deprem oldu , resmi açıklamalara göre 17 bin kişinin öldüğü söylense de kayıplarla birlikte 45 bin  kişinin hayatını kaybettiği söyleniyor.  Böyle bir deprem ülkesine yine depremin yıkıcılığını tecrübe eden bir ülke Japonya’nın nükleer santral satmaya kalkışması kabul edilemez . Ayrıca Türkiye ve Japonya arasında yapılan nükleer santral anlaşması çerçevesinde nükleer silah yapımına olanak tanıyacak işletme faaliyetlerinin yer alması bu sorunu daha da büyütüyor.

Türkiye’ye ikinci ve üçüncü  gidişlerimde gördüm ki , aslında Türkiye Çernobil kazasının etkilerini acıyla deneyimlemiş bir ülke.

Türkiye’nin kuzeyindeki Karadeniz’in diğer ucunda Çernobil kazasınn olduğu Ukrayna uzanıyor . Ukrayna’da oluşan radyasyon bulutunun Türkiye’ye de ulaştığı su götürmez bir gerçek . Üstelik Karadeniz’in üzerinden geçerken daha da şişen radyoaktif bulutlar Türkiye’ye yağmur olarak düştü. Fakat Çernobil kazası olduğu zaman , Türkiye askeri rejimden yeni çıkmıştı , demokratik bir ortam henüz oluşmamıştı . Biraz da bu sebeple Çernobil kazasının etkilerinin araştırılması da zordu hatta tehlike oranı hakkında bile açıklama yapılmıyordu .  Bir çok insan resmi bir açıklama da yapılmadığı için radyoaktif gıdaları  bilmeden tüketmeye devam etti .

2014 yılında ziyaret ettiğim Sinop’ta ziyaret ettiğim Erfelek Belediye Başkanı şöyle söyleyecekti “Karadeniz’in kıyısındaki şehrimizde bir üyesi kanser olmayan hane yok . Kanser olanlar Çernobil’in mağdurlarıdır . Bu sebeple ben halkımızın korumak istiyorum ve nükleer santral kurulmasına karşıyım”.
Bu sene bahar aylarında Türkiye’de Çernobil Haftası anma etkinlikleri kapsamında Türkiye’ye davet edildiğimde Uludağ Üniversitesi’nden Profesör Kayıhan Pala ile Sinop, Samsun ve İstanbul’da düzenlenen panellere katılmam vesilesiyle kendisinden çok şey öğrendim . Kayıhan Hoca elindeki doküman ve kayıtları sunumda paylaşarak Çernobil’in bilinen ama saklanan gerçek sonuçlarını gözler önüne serdi.

Öyle ki Kayıhan Hoca sunumunu yaparken dinleyiciler arasından bir Teyze ayağa kalkarak “Hoca , sen bize yüzdeleri anlatıyorsun diyeyim ben sana bizim etrafımız kanser kaynaklı ölümlerle dolup taşıyor kırılıyor” deyiverdi. Aynı Teyze ilaveten “Buna rağmen , tüm bu ölümlere rağmen biz hala oturduğumuz yerden konuşuyoruz,bizler , biz halklar ayağa kalkmalıyız , haykırmalıyız” dedi . Teyzenin seslenişi öyle etkili oldu ki salonda “Nükleere hayır!” sesleri yükseldi.

 Çernobil haftası Anma etkinlikleri kapsamında  düzenlenen panelin sinop ayağı

Çernobil haftası Anma etkinlikleri kapsamında düzenlenen panelin sinop ayağından bir kare

Bunun gibi örneklerle Türkiye insanının , özellikle Karadeniz insanının radyasyonun ürkütücülüğüyle tanıştığı anlaşılıyor . Bunun içindir ki Türkiye’de çoğu insan nükleere karşı bir tavır içerisinde.

Ben Türkiye’ye ilk gidişimde katıldığım panellerde en çok Türkiye ve Japonya 2020 Olimpiyatlarının kendi ülkelerinde yapılması için yarışırken Japonya Başbakanı Abe’nin “Nükleer santral kontrol altında . Radyoaktif suyun okyanusa karışması önlendi. Nükleer santral kazasından mağdur olan yoktur” şeklinde sarfettiği yalanlara inanmamalarını  söylediğim zaman alkış aldım.

Japonya’da olan biteni daha iyi anlamaları için onlara Fukuşima’nın durumunu detaylarıyla anlattım . Türkiye insanı Fukuşima’da olanları ilgiyle izliyor. Ben bundan sonra da Türkiye’ye giderek onlara durumu aktaracağım .

Japonya’da şu anda çalıştırılan bir santralin bile olmaması önemlidir!”.

Bana soruyorlar “Nükleer santraliniz yok peki enerjiyi nerden sağlıyorsunuz diye . Ben de cevap veriyorum : Hiç sorun olmadan enerjimizi sağlıyoruz” diye. “ Bana inanamıyorlar. Gerçekten mi”? diyorlar . Evet Japon Hükümetinin dünyada bilinmesini istemediği şey hiçbir santralimizin çalıştırılmamasına rağmen enerji sıkıntısı yaşamadan hayatımıza devam ettiğimizdir , nükleer santrallerimiz kapalıyken mevcut endüstrilerimizin diğer enerji kaynaklarıyla çalıştırılmasına devam edilebildiğini  herkese anlatacağım.

Bu arada Japon hükümeti tek bir nükleer santralini çalıştıramadığı içindir ki biz bugün başka ülkelere nükleer santral satmaya çalışıyoruz . 15 Temmuz itibariyle 4 yıl 2 aydır nükleer santraller ülkemizde durdurulmuş bulunuyor . Hatta Kashiwazaki Kariwa nükleer santralinin 2 no’lu reaktörü 8 yıldır kapalı.  Bu durumda doğal olarak nükleer santral teknolojisi atıl kalmış oluyor , Japon hükümetinin çıkış yolu da doğal olarak onu ihraç etmek.

Fakat bu noktada Japonya gibi gelişmiş bir ülke nükleer santraller kapalıyken enerjisini sağlayabiliyorsa nükleer enerjiye niye gerek var? sorusu cereyan ediyor.

Nükleer santral teknolojisinin ihracatını teşvik ederek Japon nükleer santral teknolojisinin ömrünü uzatmak pek tabi ki  en azından bir iki santrali de tekrar çalıştırmak ile daha mümkün olsa gerek . Dolayısıyla konuyu tersinden ele alırsak  nükleer santralinin ihracatı yapmazsa Japonya’nın nükleer santral teknolojisisi çürüyüp gidecek işte bu yüzden bizim nükleer santralsiz bir yaşam sürmemiz de nükleer santral teknolojisinin ihracatını önlemekten geçiyor.
Ben Japonya’nın yine kendisi gibi bir deprem ülkesi olan Türkiye’ye nükleer santral teknolojisini ihraç edecek olmasını affedemiyorum.  Nükleer santrallere karşı olan Türkiye insanının çabası da radyoaktivitenin risklerini bilen acısını tecrübe eden biz Japon halkı tarafından bu doğru anlaşılmalıdır.

“Nükleere hayır” diyen halklar kardeştir. “Evet hep birlikte barış içinde yaşayacak bir dünya inşa etmeliyiz”.

Bu amaçla sözlerimi her zaman ifade ettiğim gibi: Güç ve yetki insanlara diyerek tamamlamak istiyorum. Power to the People!

Bundan sonra  da Japonya’nın Türkiye’ye nükleer santral kurmaması için hep birlikte çalışalım .

Yazının  orjinaline   http://toshikyoto.com/press/1893 üzerinden ulaşabilirsiniz .

Fukuşima Tanığı Toshiya Morita

Fukuşima Tanığı Toshiya Morita

Toshiya Morita kimdir? 1959 Kyoto doğumlu,araştırmacı yazar ,halen Kyoto’da yaşıyor Japonya’nın doğusunda  11Mart 2011’de Fukuşima faciasından sonra aktivist olarak nükleer santral ve silahlara karşı mücadele veriyor.Bunun için  “Yarına Bakış” adındaki internet blogunda takipçilerini düzenli olarak nükleer santraller konusunda bilgilendirirken bir yandan da ülkenin çeşitli yerlerinde yaptığı toplantılarda radyasyonun zararlı etkileri konusunda uyarıyor ve güvenlik tedbirleri alınmasını savunuyor. Radyasyonla Çağında Hayata Yön vermek. Sekai, Sept. 2011; Radyasyona Maruziyet ,Iwanami yayınevi, 2012;  iki kitabı bulunuyor. Morita ülkemize ilk defa Fukuşima Faciasının 3. yıldönümünde Yeşil Düşünce &Nükleersiz .org  tarafından düzenlenen panelde Fukuşima’nın gerçeklerini anlatmak için gelmiş olup aynı yıl Ağustos ayında Gerze’deki panellere katılmıştır .2015 yılında da aynı organizasyonun Çernobil2i Anma Haftası etkinliklerine konuşmacı olarak davet edilmiştir.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Dünya