Ana Sayfa Blog Sayfa 215

Mahkemenin ‘Akkuyu’ kararı istinafta

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin iptali istemiyle açılan davada mahkeme kararını verdi. Mersin 2. İdare Mahkemesi, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin çevresel felaketlere yol açacağı gerekçesiyle açılan davayı reddetti, bunun üzerine istinaf mahkemesine başvuru yapıldı.

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE), Mersin’in Gülpınar ilçesinde tepkilere rağmen inşaatı devam eden santralin, su sıcaklığı giderek yükselen Akdeniz’i ‘soğutma suyu’ olarak kullanamayacağını, iklim krizi nedeniyle artan su sıcaklığının çevresel felaketlere yol açacağını belirtip Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na karşı dava açmıştı

Mersin 2. İdare Mahkemesi’nde görülen davada ret kararı verildi. Karar istinafa gitti. Avukat İsmail Hakkı Atal mahkemenin kararıyla ilgili “Türkiye koşar adım felakete sürükleniyor” yorumunu yaptı.

Atal, Akkuyu’da 2022 Ağustos ayında deniz suyu sıcaklığının 30,5 C’yi ve 2023 yazında 31,9 C’yi görmüş olduğunu, Temmuz ayı deniz suyu sıcaklık ortalamasının 28,4 C’yi bulduğunu belirterek “Nükleer santrallerin soğutma suyu 28 C’nin üzerine çıktığında nükleer santraller patlama riski taşıdığından; iklim krizi sürecinde Fransa’da 2020-2023 arasında sıcak hava dalgalarıyla nükleer santraller stand-by konumuna alınıp elektrik üretimi durdurulmuş, İsveç’te 2108’de Baltık deniz suyu sıcaklığının 25 C’yi geçmesi üzerine Ringhal Nükleer Santrali soğutulamadığı için durdurulmak zorunda kalmıştı” dedi.

Mersin 2. İdare Mahkemesi’nin verdiği ret kararına gerekçe bulamadığını belirten Av. Atal, deniz suyu sıcaklığının nükleeri soğutamayacak kadar ısındığının ortaya çıkmaması için keşif ve bilirkişi incelemesi dahi yapılmadan ret kararı verdiğini belirtti.

‣MEF FADA Hangar’da gündem: Çernobil ve nükleer felaketin güncelliği
‣Bakan Bayraktar’ın Akkuyu açıklamasına tepki: Doğruyu söylemiyor
‣Ege’nin çevre aktivistlerinden Akkuyu’dan geri adım çağrısı: Toplum, derin endişe içerisinde
‣Ekoloji savunucuları uyarıyor: Çernobil ve Fukuşima’da yaşananlar Akkuyu’da tekrarlanmasın
‣‘İskenderun körfezindeki bir depremle Akkuyu Çernobil’e dönüşebilir’
‣Deprem bölgesinde bir de Akkuyu NGS tehdidi: Faaliyete geçmemiş olması bir şans

Hiç bir ön çalışma yapılmadığı ortaya çıkmıştı

Deniz suyunun ısındığı gerekçesiyle açtıkları davanın ardından, santrale izin veren makamların, deniz suyu ve nükleer santrallerin soğutma sistemi hakkında hiçbir çalışması olmadığının ortaya çıktığını söyleyen Atal “22 Haziran 2023 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dosyaya bir dilekçe sunduk. 23 sayfalık cevap dilekçesinde soğutma suyu yeterliliğiyle ilgili hiçbir şey yoktu. Bütün bunların sonunda, soğutma suyu yeterliliğiyle ilgili ÇED raporunda hiçbir teknik inceleme yapmayan bakanlık iki gün önce dosyaya iki profesörden mütalaa sunmuş. Bunlar da tamamen temenniye dayalı ve bizim iddialarımızı doğrular nitelikte” dedi.

Geçtiğimiz 2023 yılının Nisan ayında Mersin’de inşaatı süren  Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne enerji üretiminde kullanılacak “taze nükleer yakıt“ın getirildiği açıklanmıştı. Buna göre tesis, “nükleer santral” statüsüne kavuşarak teknik anlamda açılmıştı. Enerji üretimi için test aşamasına geçileceği belirtilmişti.

 

Deprem bölgesinde yetersiz beslenen çocuklarda bodurluk ve aşırı zayıflık arttı

Türk Tabipleri Birliği (TTB)-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Hatay Deprem Koordinasyonu’nun 6 şubat depremlerinden en ağır etkilenen bölgelerden; Antakya, Defne ve Samandağ ilçelerinde yürüttüğü malnütrisyon çalışmaları kapsamında beş yaş altı çocuklarda tespit ettiği beslenme ve gıda güvencesi sorunlarına ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı çalışma yayımlandı.

“Deprem Bölgesindeki Beş Yaş Altı Çocukların Beslenme Durumları – Hatay Örneği”  başlıklı rapora göre, araştırmaya katılan ailelerin sadece üçte birinin gıdaya düzenli erişimi olduğu, yetersiz beslenen 5 yaş altı çocuklarda bodurluk ve zayıflık görülme oranının arttığı belirtildi.

Çalışmada, sosyoekonomik koşulları farklı ailelerden 600’e yakın çocuk gözlemlendi. İlişkiye geçilen ailelerin sadece üçte birinin gıdaya düzenli erişebildiğine dikkat çekilen raporda, ailelerin onda birinin bir mutfağı dahi olmadığı, çocuklarda önemli oranda bodurluk ve zayıflık saptandığı kaydedildi.

‘AFAD kart yetersiz kalıyor, her haneye verilmiyor’

Depremzedelerin yaşamlarını sürdürdüğü konteyner kentlerde çoğunlukla 4-5 ailenin kullandığı ortak mutfaklar bulunduğunun altını çizen raporda, çadırların yakınlarında market, manav gibi yerler olmadığından ulaşım problemi yaşandığı bilgisi de yer aldı.

Konteyner kentlerin bir kısmında hanelere 3000 TL bakiyeli AFAD kart verildiği ancak bu kartın da her haneye verilmediği, bu nedenle bölgede güvensizlik oluştuğu vurgulandı.

Çadır kentte kalan çocuklar gönüllülerin etkinlikleriyle vakit geçiriyor

TTB’nin yaptığı araştırma sonuçlarından öne çıkanlar şöyle:

  • Ailelerin dörtte üçünden (yüzde 76,3) fazlasının güvenceli bir işi yoktur, yarısından fazlası (yüzde 56,7) düzenli gelire sahip değil.
  • Ailelerin yüzde 10,3’ünün kendine ait mutfağı bulunmuyor.
  • Ailelerin sadece üçte birinin (yüzde 33,5) gıdaya düzenli erişimi var.
  • Ailelerin üçte biri uygun gıda saklama koşullarına sahip değil. Saklama koşullarındaki yetersizliğin nedenleri arasında buzdolabının yokluğu, küçük olması ve elektrik kesintisi yer alıyor.
  • Ailelerin neredeyse yarısının suya erişimi yok ya da yetersiz. Bunun nedeni olarak da dağıtım eksikliği, yetersizliği ve su kesintisi saptandı.
  • Beş yaş altı çocuklarda bodurluk ve zayıflık gözlemlenlendi.
  • Günlük öğüne sahip olmayan çocuklar yaşla birlikte artıyor ve dört yaşta yüzde 7,2’yi buluyor.
  • Depremzede bebeklerin yaklaşık yarısı anne sütü almıyor.
  • Beş yaş altı çocukların yüzde 6,2’sinde bodurluk (yüzde 3,7’si bodur, yüzde 2,5’i çok bodur); yüzde 8,9’unda zayıflık (yüzde 5,5’i zayıf, yüzde 3,4’ü çok zayıf) ve yüzde 4,4’ün aşırı kiloluluk belirlendi.
  • Bodurluk sıklığı iki yaşın altında daha yüksek saptandı. (0-11 ay çocuklarda yüzde 11,3 ve 12-23 ay çocuklarda yüzde 10,5).
  • Yaşa göre zayıflık en fazla 0-11 aylık çocuklarda görüldü.
  •  Aşırı kiloluluk belirgin şekilde en fazla 0-11 ay çocuklarda gözlendi. Bu yaş grubunda toplamda aşırı kiloluluk sıklığı yüzde 14,5 iken, bu hız erkek çocuklarında yüzde 13,3, kız çocuklarında yüzde 15,4’.
  • Mülteci nüfusta toplamda bodurluk sıklığı yüzde 8,8 iken çok bodurluk yüzde 3,8, bodurluk yüzde 5 olarak saptandı. Zayıflık ise toplamda yüzde 6,3 iken çok zayıf prevalansı yüzde 2,5 ve zayıf prevalansı yüzde 3,8 olarak belirlendi. Mülteci çocuklarda aşırı kiloluluk prevalansı ise yüzde 5,7.
  • Boy açısından değerlendirildiğinde 45 çocukta (yüzde 21,7) persentilde değişiklik olmamasına karşın, 75 çocukta (yüzde 36,2) persentilde gerileme saptandı.
  • Ağırlık açısından değerlendirildiğinde ise persentilde değişiklik olmayan çocuk sayısı sadece 24. (yüzde 11,5). Persentilde gerileme olan çocuk sayısı 107 (yüzde 51,4) ve persentilde ilerleme görülen çocuk sayısı 87. (yüzde 37).
  • Beden kitle indeksi açısından da benzer durum geçer. Persentilde değişiklik olmayan çocuk sayısı 35 (yüzde 17) iken, 119 çocuğun (yüzde 57,8) persentilde gerileme ve 52 (yüzde 25,2) çocuğun persentilde ilerleme belirlendi.

DEPREM BÖLGESİ ARA TATİL ETKİNLİKLERİ MALATYA'DA SON BULDU

Çocuklar için alınması gereken önlemler

TTB raporunda, alınması gereken önlemleri ise şöyle sıraladı:

  • Acilen mutfak koşulları iyileştirilmeli, mutfaksız hane kalmamalı,
  • Çocuklara uygun, kültüre ve yerele özgü, yeterli gıda desteğinin sağlanmalı,
  • Tüm nüfusu hedefleyen ancak yüksek riskli grupları da gören gıda destekleri oluşturulmalı,
  • Birinci basamak sağlık hizmetlerinde çocukların afet gerçekliğinde beslenme açısından takibi yapılmalı,
  • Kronik hastalığı olan, vitamin mineral yetersizliği olan çocuklar gibi yüksek riskli gruplarının sağlık takipleri yapılmalı,
  • Beslenme durumu, tüm nüfusta takip edilmeli,
  • Beslenme kolileri oluşturulurken sadece kuru gıda konulmalı, çocuklara uygun protein kaynakları (yumurta, paketli süt, et ürünleri) kolilere eklenmeli,
  • Beslenme politikaları oluşturulurken toplum katılımı sağlanmalı,
  • Gıda ve su desteğinin adaletli dağıtımı sağlanmalı,  dağıtımda toplum katılım benimsenmeli, hane gereksinimlerine göre destek sağlanmalı,
  • Geçici yaşam alanlarından kalıcı yaşam alanlarına geçiş hızlandırılmalı,
  • Saklama koşulların iyileştirilmeli, buzdolabı desteği artırılmalı,
  • Elektrik kesintisi, su kesintisi gibi kesintiler en aza indirilmeli,
  • Emziren kadınlar nitelikli gıda açısından desteklenmeli,
  • Vitamin mineral destekleri sağlanmalı,
  • Çocuklara beslenme eğitimleri verilmeli,
  • Dağıtımlarda yüksek enerjili paketli gıdalardan (abur cubur) uzak durulmalı,
  • Çevresel hijyen sağlanmalı,
  • Su, sanitasyon, hijyen koşulları sağlanmalı,
  • Haneler ekonomik anlamda güçlendirilmeli, iş olanakları artırılmalı,
  • Tarım toplumu olan Hatay halkının tarım arazilerinin üzerinde kentlerin yeniden inşa edilmesinin önüne geçilmeli.

Fatsa’da deniz dolgusu projesi için yürütmeyi durdurma kararı

Ordu’nun Fatsa ilçesinde, Ordu Büyükşehir Belediyesi‘nin gündeme getirdiği “Fuar, Piknik- Eğlence Alanı ve Karayolu Amaçlı İlave ve Revizyon Uygulama İmar Plan Değişikliği”ne karşı açılan davadan, yürütmeyi durdurma kararı çıktı.

Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Avukatı Haluk Türkmen tarafından Osman Güvenalp adına yürütülen davada Ordu İdare Mahkemesi, dava konusu imar planlarının uygulanması halinde telafisi güç zararların doğabileceğini belirterek, projenin yürütmesini durdurma kararı aldı. Bu karar ile Ordu Büyükşehir Belediyesi‘nin çalışmaları, dava sonuçlanana kadar askıya alınmış oldu.

Daha önce aynı yer için Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği bir projeye “ÇED Gerekli Değil” kararı verilmiş, ancak bu karar Ordu İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Belediye, iptal edilen kararın ardından aynı yer için yeni bir projeyle ÇED sürecini başlatmış, ancak bu süreç de dava konusu olmuştu.

Fatsa

Ordu Çevre Derneği: Fatsa’da hamsilerin göç yolunu rahat bırakın
Fatsa’yı zehirleyen altın madeni ÇED alanı dışında çalışmayı sürdürüyor: Sahada bilirkişi incelemesi yapıldı
Ordu’daki deniz dolgusu projesine mahkemeden ret

Fatsa’da doğa savunucuları kazandı

Bilirkişi Heyeti, imar değişikliğinin iptali için açılan dava kapsamında yaptığı incelemeler sonucunda hazırladığı raporu mahkemeye sundu. Mahkeme, Bilirkişi Heyeti’nin raporunu dikkate alarak, projenin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kıyı kanununa ve kamu yararına uygun olmadığı gerekçesiyle yürütmesini durdurma kararı verdi.

Raporda, dolgu alanı yapılması için belirtilen gerekçenin yeterli olmadığı, bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelere dayandırılmadığı ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğe uygun olmadığı belirtilmişti. Bu karar, Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin, dava sonuçlanana kadar herhangi bir çalışma yapmasının önüne geçerek, geri dönüşü olmayan zararların önlenebilmesine olanak tanımış oldu.

Karadeniz’de madenden kıyı doldurmaya, sekiz günde 25 ÇED duyurusu

[2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü] Türkiye’de sulak alanlar hızla yok oluyor

Bu yılki teması “Sulak Alanlar ve İnsan Refahı” olarak belirlenen 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü‘nde Türkiye’deki çevre örgütleri su havzalarında yaşanan geri dönüşü olmayan hasarlara ve olumsuz uygulamalara dikkat çekti; çözüm önerilerini sıraladı.

Doğa Derneği, yanlış uygulamaların sonucunda Türkiye’deki sulak alanlarda geri dönüşü olmayan kayıplar yaşandığına dikkat çekti. Türkiye Çevre Platformu, Meke Gölü, Van Gölü ve Tuz Gölü’nün tamamen tehdit altında olduğuna değinirken, Van Çevre Ekoloji Derneği, göl havzasının yüz yüze kaldığı tehlikeleri belirtip çözüm önerileri sundu.

Sulak alanlar yok olma tehdidiyle karşı karşıya

Türkiye Çevre Platformu yayımladığı basın açıklamasında, dünya genelinde sulak alanların yok olma tehdidi altında olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’deki sulak alanların durumunu ele aldı.

Türkiye’de toplamda 2 milyon 155 bin 045 hektar sulak alanın bulunduğu belirtilen açıklamada, sulak alanların biyoçeşitliliği koruma, taşkın kontrolü, tarımsal faaliyetlerde kullanılan yeraltı sularının beslenmesi, iklim değişikliğinin kontrolü gibi birçok önemli işlevi olduğuna vurgu yapıldı.

Tuz Gölü'nün son hali
Tuz Gölü’nde kuruyan göl yatağı yerini çatlamış toprağa bıraktı Fotoğraf: AP

Açıklama, insan faaliyetlerinin sulak alanları olumsuz etkilediği ve tarım ile yapılaşma amacıyla bu alanların kurutulup doldurulduğu, bu durumun sulak alan canlı türlerini tehlikeye attığına dikkat çekti. Son 50 yılda iç kara sulak alan canlılarının yüzde 81’inin azaldığı ve kıyı sulak alan ile deniz canlılarının yüzde 36’sının azaldığı bilgisi de paylaşılan önemli veriler arasındaydı.

Açıklamada, Meke Gölü, Tuz Gölü ve Van Gölü gibi sulak alanları barındıran su havzalarının yaşadığı sorunlar ele alındı: “Bir sulak alan olan Meke Gölü tamamen kurudu, Tuz Gölü’nün büyük bölümü çekildi, Van Gölü, iklim krizi ile birlikte, evsel, sanayi tarımsal atıklar ile kirletilmekte.”

[2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü] Bu yılın teması ‘Sulak Alanlar ve İnsan Refahı’

Geri dönüşü olmayan kayıplar

Doğa Derneği tarafından yapılan açıklamada ise, Anadolu‘da yaşanan sıcaklık artışı, buharlaşma sürelerindeki artış, azalan kar yağışı ve yeraltı su seviyelerindeki düşüşün havzalarda hidrolojik bozulmaya ve kuraklığa neden olduğu belirtildi. Suyun döngüsünün bozulmasına en çok etki eden faaliyetler arasında sulu tarım uygulamaları, barajlar ve HES’ler, madencilik faaliyetleri ve su kaynaklarındaki kirliliğin bulunduğu vurgulandı.

Dernek adına açıklama yapan Dicle Tuba Kılıç, her yıl kutlanan Dünya Sulak Alanlar Günü’nün önemine değinirken, sulak alanların biyoçeşitliliğe, insan üretimlerine ve iklim krizine uyum sağlamadaki rolüne vurgu yaptı. Kılıç Ayrıca, yanlış uygulamaların sonucunda Türkiye’deki sulak alanlarda geri dönüşü olmayan kayıplar yaşandığına dikkat çekti. Kılıç, Türkiye’nin tarım ve su politikalarını güncellemesi, iklim değişikliğini göz önünde bulundurarak sulak alanları koruması ve restore etmesi gerektiğini belirtti.

Van Gölü buharlaşıyor, üzerine Millet Bahçeleri kuruluyor

Türkiye sınırları içerisinde yer alan en büyük göl olan Van Gölü, küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklıktan önemli ölçüde etkileniyor.

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü için bir mesaj yayımlayan Van Çevre Ekoloji Derneği, Van Gölü havzasındaki sulak alanların sağlıklı bir şekilde gelecek kuşaklara aktarılması için ilgili kurum ve kuruluşlarca acil önlemlerin alınması çağrısında bulundu.

Van Gölü
Van Gölü’nde iskelenin sudan uzaklığı buharlaşma tehlikesini gözler önüne seriyor. Fotoğraf: DHA

Mesajda AKP’nin kayyımları tarafından milyonlarca metreküp dolgu malzemesinin sit alanı ilan edilen sulak alanların üzerine dökülüp buralarda Millet Bahçesi inşa edildiği ve doğal güzelliklerin bir bir yok edildiği kaydedildi.

Ülkedeki kuş türlerinin en az yüzde 30’una ev sahipliği yapan Edremit ve Van sazlıklarına da değinen mesajda buralarda yapılan sahil yolu, parklar vb. uygulamalarda canlı habitatı yok ettiği vurgulandı.

Dernek, Van Gölü havzası için çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

  • Van Gölü Havzasındaki 36 doğal sulak alandan 13’ü Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün Ulusal Sulak Alan Envanteri Yönetim Bilgi Sisteminde yer almaktır. Listede yer almayan diğer alanlar da ivedilikle Yönetim Bilgi Sistemine dahil edilmeli ve söz konusu alanlarda tescil ve değerlendirme çalışmaları bir an önce tamamlanmalıdır.
  • Yine bu 36 sulak alandan 15’ine doğal sit statüsü verilmiştir. Bunların dışında herhangi bir koruma statüsü olmayan 21 sulak alan bulunmaktadır. Bunlardan özellikle su kuşları açısından yaşama ortamı olarak önemi çalışmalarla belirlenmiş Edremit Sazlıkları, Gövelek Gölü, Yeşilsu Sazlıkları, Yaylıyaka Sazlıkları, Hasantimur Göleti, Alman Kampı Göleti, Çilli Gölü ve Tendürek Sazlıkları ivedilikle koruma altına alınmalıdır.
  •  Kuş varlığı bakımından ülkemizin en önemli sulak alanları arasında yer alan Erçek Gölü ve Arin Gölü Ramsar Sözleşmesi listesine dahil ettirilmeli ve uygun koruma statüsü verilmelidir. Bu sulak alanlar özellikle Flamingolara ev sahipliği yapan, aynı zamanda nesli tükenme tehdidi altında olan Dikkuyruk ve Elmabaşların koruma altına alınması gerekmektedir.
  •  Yeryüzünde herhangi bir yerde bulunmayan, sadece Van Gölü’nde yaşayan İnci Kefal’inin varlığını sürdürmesi bakımından Bendimahi Çayı, Zilan Çayı, Deliçay, Karmiş Çayı ve Karasu çayı hayati öneme sahiptir. İnci kefalinin korunması için çayların debilerini düşürecek hiçbir faaliyete izin verilmemeli, çayların hepsine hassas ve kesin korunacak doğal sit alanı statüsü verilmelidir.

2023’te 28,3 milyar dolar kar elde eden petrol devi Shell, temettüleri artırıyor

Son 24 saatte üç gazeteciye soruşturma ve gözaltı

Türkiye’de son 24 saatte üç gazeteci hakkında soruşturma ve gözaltı kararı verildi.

A3 Haber Yayın Yönetmeni Süleyman Güncel, İzmir‘de gözaltına alındı, Çiğdem Toker hakkında, daha önce yaptığı bir seçim yorumu nedeniyle soruşturma başlatıldı, Enver Aysever gözaltına alınıp ardından serbest bırakıldı.

Gazeteci meslektaşı Serdar Öztürk, Süleyman Gençel’in gözaltına alınma gerekçesinin eski AKP’li Milletvekili ve Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hotar‘ın açtığı davada aldığı 1 yıl 2 ay hapis cezasının Yargıtay tarafından onanması olduğunu söyledi. Öztürk, Güncel’in bugün hakim karşısına çıkartılmasının beklendiğini kaydetti.

İzmir merkezli suç örgütünün lideri Serkan Kurtuluş, Arjantin’de Unidad 28 Hapishanesi’nde gazetecilere verdiği röportajda Nükhet Hotar’ın Süleyman Gençel’i darp ettirdiğini ve sakat bırakmak amacıyla vurdurmak istediğini iddia etmişti.

Gençel, Kurtuluş’un ifadelerini itiraf olarak değerlendirmiş ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Gazeteci Çiğdem Toker’e seçim yorumu nedeniyle soruşturma

Gazeteci Çiğdem Toker, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuyla ilgili yaptığı bir yorum nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kendisi hakkında soruşturma başlattığını duyurdu.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Toker, soruşturmaya gerekçe olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun yapıldığı 28 Mayıs akşamı FOX TV’de yayınlanan seçim programında sarf ettiği sözlerin gösterildiğini belirtti.

Toker, Mayıs 2023’te FOX TV yayınında hukuk devletlerinde demokratik protestoların normal olduğunu belirtip şunları söylemişti: Biz bir demokrasiden bahsediyoruz ama aslında olması gerektiğini düşündüğümüz bir demokrasi üzerinden, bir ön kabul yaparak demokrasiden bahsediyoruz. Hukuk devletini de biz öyle kodluyoruz. Aslında hukuk devletinin normlarını, standartlarını taşımıyor bu ülke. Bu yönetim taşımıyor. Serbest seçimlerle bir siyasal iktidar el değiştirebilir mi sorusu artık kritik bir soru haline gelmiştir. Demokrasi sadece sadıktan ibaret değildir. Seçmenin ve yurttaşların siyasetin diğer alanlarında da kendini ifade etmesini desteklememiz lazım. Bunun için çaba göstermemiz lazım. Demokratik protestoları, hak arama özgürlüğünü kriminalize etmememiz lazım. Bunu siyasi aktörlere söylüyorum.”

Toker, bu sözler nedeniyle iktidara yakın çevreler tarafından hedef gösterilmiş aynı zamanda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) FOX TV’ye üst sınırdan idari para cezası kesmişti.

Enver Aysever gözaltına alındı

Gazeteci Enver Aysever, sosyal medya hesabından Ankara Esenboğa Havaalanı’na gözaltına alındığını duyurdu. Aysever, kendisini şikayet edenin Ahmet Tuncay Özkan olduğunu söyledi.

Gözaltına alınan Aysever’in Çubuk Adliyesi’ne götürüldüğü öğrenildi.

Gazeteci Aysever, sosyal medya hesabından bir tweet daha paylaşarak,  serbest bırakıldığını duyurdu: “Mahkemeye çıktım ve serbest bırakıldım, yargılama yapılacak daha sonra” ifadelerine yer verdi

[2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü] Bu yılın teması ‘Sulak Alanlar ve İnsan Refahı’

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü’nün bu yılki teması “Sulak Alanlar ve İnsan Refahı” olarak belirlendi. 2024 teması, insan refahının tüm yönlerinin dünyadaki sulak alanların sağlığına bağlı olduğunu vurguluyor.

1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde bir araya gelen dünya ülkeleri, ‘Ramsar Sözleşmesi’ adı verilen bir anlaşmayı imzalayarak, bu ekosistemleri koruma altına aldı. Türkiye de 1994 yılında Ramsar Sözleşmesi’ni imzaladı. Sözleşmenin imzalandığı 2 Şubat günü ise Dünya Sulak Alanlar Günü olarak ilan edildi.

Sulak alanlar, ekosistemlerin önemli bir parçası olarak sucul yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda iklim kriziyle mücadeleyi, su temini ve biyoçeşitliliği destekleme gibi birçok önemli fonksiyona sahip ve doğal dengeyi destekliyor.

Ancak, insan faaliyetleri, iklim krizi ve kentleşme gibi etmenler, sulak alanları ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Bu durum, küresel ölçekte biyoçeşitlilik kaybına, su kaynaklarındaki azalmaya ve ekosistemde düzensizliklere yol açıyor.

Küresel Sulak Alanlar Raporu‘na göre, son 50 yılda dünya genelindeki sulak alanların yüzde 36’sı iklim değişikliği ve insan faaliyetleri nedeniyle yok oldu.

Kuruyan Akşehir Gölü'nün ortasında araçla gezilebiliyor
Kuruyan Akşehir Gölü’nün ortasında araçla gezilebiliyor – DHA

UNEP: İnsan sağlığı, sulak alan sağlığına bağlı

Bu günün, insan sağlığının sulak alanların sağlığına bağlı olduğunu hatırlattığını dile getiren Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen, sulak alanların restore edilmesinin hayati önem taşıdığını söyledi.

Andersen yaptığı açıklamada, son dönemde yaşanan ve artık kent merkezlerine kadar inen orman yangınlarının, sulak alanların iyileştirilmesinin anahtar rolünü kanıtlayan olgulardan biri olduğunu kaydetti.

BM 2023 Su Konferansı’nda 44 ülke, 2030 yılına kadar üç yüz bin kilometrelik bozulmuş nehri ve üç yüz elli milyon hektar bozulmuş sulak alanı koruma ve restore etme taahhüdünde bulunmuştu. Andersen bunun önemli bir adım olduğunu söyleyerek, bu farkındalığın daha sıkı eylemlerle gerçekleştirilmesi gerektiğini aktardı.

Sulak alanların iyileştirilmesi çalışmaları kapsamında UNEP’in bu alanları uydu görüntüleri ve yapay zekayla haritalandırmak için teknoloji şirketleriyle işbirliği yaptığını belirten Andersen daha fazla ülkeyi bu mücadeleye katılmaya ve özel sektör dahil tüm kuruluşları sulak alanlar için doğaya dayalı çözümleri desteklemeye davet etti.

Türkiye’de sulak alanlar

Türkiye’de 1930’larda başlayan sıtmayla mücadelede sulak alan kurutma çalışmalarının ardından, hızlı sanayileşme ve iklim krizinin yarattığı etkiler nedeniyle 70 yılda Türkiye’nin sulak alanlarının yüzden 60’ından fazlası yok oldu.

‣[2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü] Türkiye’de sulak alanlar hızla yok oluyor
Tuz Gölü'nün son hali
Tuz Gölü’nde kuruyan göl yatağı yerini çatlamış toprağa bıraktı Fotoğraf: AP

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne göre günümüzde Türkiye’de 120 adet sulak alan bulunuyor. Bunlardan 14’ü Ramsar Alanı, 59’u ulusal öneme sahip ve 47’si yerel öneme sahip sulak alanları oluşturuyor.

Ramsar Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de koruma altında olan sulak alanlar şöyle:

Aykatan Gölü, Burdur Gölü, Gediz Deltası, Göksu Deltası, Kızılırmak Deltası, Kızören obruğu, Kuyucuk Gölü, Manyas Kuş Gölü, Meke Maarı, Nemrut Gölü, Seyfe Gölü, Sultansazlığı, Uluabat Gölü ve Yumurtalık Lagünü.

Sulak Alanlar neden bozulur?

Sulak alan bozulması, doğal olarak yaşanan ekosistemlerin insan etkisiyle zarar görmesi ve bu alanların işlevsizleşmesi durumunu ifade ediyor. Bu bozulma genellikle insan aktiviteleri, kirlilik, kentleşme, tarım, su kullanımındaki değişiklikler ve iklim krizi gibi çeşitli etmenlerle ilişkili. Sulak alan bozulması, ekosistemin kaybına, biyoçeşitlilik azalmasına ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği üzerinde olumsuz etkilere neden oluyor.

Sulak alan bozulmasının başlıca nedenleri şu şekilde:

  • Drenaj ve dolgu: Sulak alanların büyük bir kısmı insanlar tarafından  yapılaşma için kullanılmak üzere drenaj ediliyor veya dolgu malzemesi ile dolduruluyor. Bu, sulak alanın fiziksel yapısını değiştiriyıor ve ekosistemlerin işlevsizleşmesine yol açıyor.
  • Kirlilik: Su kaynaklarındaki kirlilik, sulak alanları olumsuz etkileyen bir diğer faktör. Endüstriyel atıklar, tarım ilaçları, fosil yakıt sızıntıları ve diğer kirleticiler sulak alanlara zarar veriyor, su kalitesini düşürüyor ve canlı organizmalar için tehdit oluşturuyor.
  • Su düzeyindeki değişiklikler: İnsanlar tarafından yapılan barajlar, sulama projeleri ve su yönetimi uygulamaları, su düzeyindeki değişikliklere neden oluyor. Bu da sulak alan ekosistemlerinin dengesini bozuyor, bitki örtüsünü etkiliyor ve habitatları değiştiriyor.
  • Küresel iklim krizi: Küresel iklim krizi, sulak alanlarda sıcaklık, yağış ve su seviyelerinde değişikliklere yol açıyor. Bu değişiklikler, sulak alan ekosistemlerini etkileyerek türlerin göçünü ve habitat kaybını tetikliyor.
  • Avlanma ve kaçakçılık: Sulak alanlarda yaşayan türler, avlanma ve kaçak avlanma nedeniyle tehdit altında. Bu durum, biyoçeşitlilik kaybına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açıyor.

Buradan çıkış mümkün mü? Sulak alanları nasıl onarırız?

Sulak alanlar onarılabiliyor ve restore edilebiliyor. Sulak alan restorasyonu, insan etkisiyle zarar görmüş sulak alanların eski doğal durumlarına veya benzer ekosistem hizmetlerine geri döndürülmesi veya iyileştirilmesi anlamına geliyor. Bu restorasyon çabaları, ekosistem sağlığını yeniden kazanma, biyoçeşitliliği artırma, su kalitesini iyileştirme ve sürdürülebilir su yönetimini teşvik etme amacı taşıyor.

Sulak alanların onarılması için uygulanabilecek başlıca yöntemler de şu şekildi:

  • Bitki dikimi ve habitat yeniden oluşturma: Zarar görmüş sulak alanlarda yerel bitki türlerinin dikimi ve habitatın doğal bir şekilde yeniden oluşturulması, biyoçeşitliliği destekliyor ve ekosistem dengesini yeniden sağlıyor.
  • Kirlilik temizleme: Su kaynaklarındaki kirliliği azaltmak veya ortadan kaldırmak sulak alanların su kalitesini iyileştirerek bitki ve hayvanların yaşamını destekler.
  • Revegetasyon ve ekosistem yeniden inşası: Zarar görmüş alanlarda bitki örtüsünü yeniden oluşturmak, toprak erozyonunu önlemek ve ekosistem sağlığını yeniden inşa etmek için etkili bir yöntem olarak sayılıyor.
  • Eğitim ve toplum katılımı: Sulak alanların onarılması sürecinde toplulukların eğitilmesi ve katılımı önemlidir. Topluluklar, bu alanların değerini anlamak, korumak ve sürdürülebilir kullanımını teşvik etmek açısından kilit rol oynuyor.

Uzmanlar, bilinçli çabalar ve sürdürülebilir yönetim uygulamalarıyla sulak alanların ekosistem sağlığını geri kazanmanın ve korumanın mümkün olduğunu söylüyor. Bu, biyoçeşitliliği desteklemenin yanı sıra su temini, sel kontrolü, iklim düzenlemesi gibi ekosistem hizmetlerini geri kazanmayı hedefliyor. Sulak alan restorasyonu, çevresel sürdürülebilirlik ve ekosistem koruma çabalarının önemli bir parçasını oluşturuyor.

7. Terkos Gölü, İstanbul
Kuruyan Terkos Gölü, İstanbul

Sulak alanlar neden önemli?

  • Biyoçeşitlilik: Sulak alanlar, birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapıyor. Yüksek biyoçeşitlilikleri sayesinde, nadir ve endemik türlerin korunmasına katkıda bulunuyor. Sulak alanlar kuş göç yolları üzerinde önemli durak noktalarıdır ve birçok balık, amfibi ve diğer sucul organizmalara yaşam alanı sağlıyorlar.
  • Su temini: Sulak alanlar, suyun depolanması, temizlenmesi ve dağıtılmasında önemli bir rol oynuyor. Bu alanlar, su kaynaklarını koruyarak, toprak erozyonunu azaltarak ve suyun daha iyi emilimini sağlayarak su döngüsünü düzenliyor.
  • Sellerin azaltılması: Sulak alanlar, aşırı yağışların ve nehir taşkınlarının etkilerini azaltabiliyor. Bu alanlar, suyu emiyor ve depoluyor, bu sayede su seviyelerini kontrol ediyor ve aynı zamanda sellerin olumsuz etkilerini hafifletiyor.
  • İklim düzenlemesi: Sulak alanlar, karbon depolama kapasiteleri ile iklim düzenlemesine katkıda bulunuyor. Bitki örtüsü ve toprak, karbonu emiyor ve depoluyor, bu da atmosferdeki karbondioksit seviyelerini dengelemeye yardımcı oluyor.
  • Su Kalitesi: Sulak alanlar, suyun doğal filtreleme ve temizleme süreçlerine katkıda bulunarak su kalitesini artırıyor.
  • Toprak erozyonu kontrolü: Sulak alanlar, suyun yavaşlatılması ve absorbe edilmesi yoluyla toprak erozyonunu azaltıyor.

Neden Dünya Sulak Alanlar Günü?

UNEP’e göre 1700’lerden bu yana dünyadaki sulak alanların neredeyse %90’ı  bozuldu ve sulak alanları ormanlardan üç kat daha hızlı kaybediyoruz. Ancak sulak alanlar biyolojik çeşitliliğe, iklimin azaltılmasına ve adaptasyonuna, tatlı su mevcudiyetine, dünya ekonomilerine daha fazlasına katkıda bulunan kritik öneme sahip ekosistemler.

2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü, sulak alanların hızlı kaybını tersine çevirmek ve bu alanların korunması ve onarılmasına yönelik eylemleri teşvik etmek için, sulak alanlar hakkında ulusal ve küresel farkındalığı acil olarak artırmayı hedefliyor.

Ramsar Sözleşmesi

2 Şubat 1971 tarihinde İran’ın Ramsar kentinde sulak alanların korunması için imzaya açılan Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme’ye  Türkiye dahil toplam 171 ülke taraf oldu. Sözleşme kapsamında, taraf ülkelerde toplam 2 milyon 538 bin 792 km2 alana sahip 2 bin 391 sulak alanı Ramsar Listesine girdi.  Üye ülkeler, ulusal sınırları içindeki bu sulak alanları korumayı ve akıllı kullanımını sağlamayı uluslararası düzeyde taahhüt ediyor.

Türkiye, 1994 yılında Uluslararası Ramsar Sözleşmesi’ne taraf oldu.  Birleşik Krallık ise 175 adet sulak alanla tüm dünyada Ramsar Sözleşmesi listesinde en fazla sulak alanı olan ülke. Fransa, 37 bin 420 km2 toplam alanıyla, Avrupa’da yüzey alanı olarak en fazla sulak alanı listeye dâhil ettirdi.

Türkiye, yüzey alanı bakımından Avrupa’nın en büyük ülkesi olmasına karşın 2020 yılı itibariyle Ramsar listesinde toplam alanı bin 845 km2 olan 14 sulak alanı ile yer alıyor. Türkiye hem özel coğrafi konumu ve ölçeği hem de sulak alan çeşitliliği ve özellikle göçmen kuş türleri açısından, içinde bulunduğu coğrafyanın en önemli ülkelerinden. Bu nedenle daha fazla Ramsar alanına sahip olmayı hak ediyor.

CHP ve TİP’den AYM’ye Can Atalay başvurusu

Hatay’da yıkılan 1759 binadan 975’i ruhsatsızmış

Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Çelikkol, 6 Şubat 2023’teki depremlerde kentin merkez Antakya ve Defne ilçelerinde yıkılan ve ölümlere neden olan 1759 binanın 975’inin ruhsatsız yapı olduğunun tespit edildiğini açıkladı. Çelikkol, binalardaki yapım kusurlarıyla ilgili 113 kişinin tutuklandığını da bildirdi.

Hatay Adliyesi Konferans Salonu‘nda düzenlenen “Medya İletişim Bürosu Koordinasyon Toplantısı”nda gazetecilerle bir araya gelen Çelikkol, “Deprem Suçları Soruşturma Bürosu‘nda 22 bin 581 soruşturma dosyası açılmıştır. Yapılan inceleme ve tespitler sonucunda bunlar bina bazlı değerlendirilerek, birleştirme sonucu bu dosyalar 3 bin 522 dosyaya dönüştürülmüştür” dedi.

2 bin binadan 1759’u ruhsatsız

Çelikkol, 2 bin 601 binada bilirkişi heyetlerince olay yeri incelemesi yapıldığını açıkladı:

“Vefat olayı gerçekleşen 1759 bina tespit edilmiş olup, Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturmaları devam etmektedir. Soruşturmaya konu deprem dosyalarından 975 binanın ruhsatsız yapı olduğu tespit edilmiştir. Soruşturma süreci kapsamında Antakya ve Defne belediyelerindeki bina ruhsatı dosyalarına delillerin kaybolmaması için Cumhuriyet Başsavcılığımızca el konulmuştur. Vefat olayı gerçekleşen binalara ait Antakya Belediyesinden 1370, Defne Belediyesinden 231 ruhsat dosyası Cumhuriyet Başsavcılığımızca taramaları yapılarak UYAP ve CD ortamına aktarılmış olup, söz konusu fiziki tüm ruhsat dosyaları emanet büromuzda muhafaza edilmektedir”

‘6 Şubat’tan bu yana 113 kişi tutuklandı’

Soruşturmalar hakkında da bilgi veren Başsavcı “Soruşturmalar kapsamında 6 Şubat 2023’ten itibaren yıkılan binaların yapımından sorumlu olan 113 şüpheli Cumhuriyet Başsavcılığımızın talebiyle tutuklanmıştır. Deprem soruşturmaları kapsamında Hatay merkezde ölümlü tüm binaların inceleme ve tespit işlemi tamamlanmıştır” dedi.

Yıkılan binalarda inşaat mühendisi, jeoloji mühendisi, mimar ve teknik personelle kolon, kiriş ve perde betonlardan incelenmek üzere numuneler alındığını anlatan Çelikkol, şunları söyledi:

“Binalardan alınan numunelerin beton ve demirinin malzeme kalitesi, ölçüm için laboratuvarlara gönderilmiştir. Laboratuvar sonuçları geldikten sonra belediye ruhsat dosyasındaki belgeler ile bu dosyalarda yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, statik ve mimari proje, zemin etüd raporu, statik hesap tablosu, yapı denetim sözleşmesi bulunmakta. Diğer bilgi ve belgeler, üniversitelerinin yapı ana bilim dalı analiz, geoteknik ve malzeme ana bilim dalında öğretim üyelerinden oluşan 5 ve 7 kişilik heyet oluşturularak bilirkişilere dosyalar gönderilmiştir. Bu süreçte 14 üniversiteyle işbirliği yapılarak soruşturma dosyaları ve ilgili binaların bilirkişi heyetlerince alınan karot ve demir numuneleri incelenmek üzere üniversitelere gönderilmiştir.”

Katalonya’daki 202 belediyede kuraklık acil durumu ilan edildi

İspanya‘nın doğusundaki Katalonya özerk yönetim hükümeti, bölgede artan kuraklık sorunu nedeniyle, 6 milyon kişinin yaşadığı 202 belediyede geçerli olacak acil durum ilan etti.

Katalonya’nın Barselona ve Girona kentleri ile Costa Brava sahil bölgesini kapsayan acil durum kararı, bu alanları besleyen Ter ve Llobregat nehirlerindeki su rezervi kapasitesinin yüzde 15,8’e kadar inmesinden dolayı alındı.

Katalonya özerk hükümet başkanı Pere Aragones, “alışılmadık ve endişe verici bir durumla” karşı karşıya olduklarını belirterek, “Yağış ölçümleri yapıldığından bu yana bu kadar uzun süreli bir kuraklıkla hiç karşılaşmamıştık. Son üç yıldır Katalonya’da ihtiyaç olan yağmuru almadık” dedi.

Yeni bir iklim gerçeğiyle karşı karşıya olduklarını belirten Aragones, “Şu anda kısa ve orta vadeli önlemler uyguluyoruz. Vatandaşların ve belediyelerin işbirliğiyle, atılan erken adımlarla ve kolektif çalışmalarla kuraklık sorununun üstesinden geleceğimize eminim” şeklinde konuştu.

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin sonuçlarından en olumsuz etkilenen bölgelerin başında Akdeniz havzası geliyor. Bölge ülkelerinden İspanya da özellikle son 10 yılda hemen her yıl büyük bir kuraklık tablosuyla karşılaşıyor. Alınan tasarruf tedbirleri ise ancak geçici etki yaratıyor, sadece o yılı kurtarmaya yetiyor.

Su kesintileri ve yasaklar

Katalonya’da 6 milyon kişiyi etkileyecek yeni önlemler gereği, kişi başına günlük su tüketimi, ekonomik ve ticari faaliyetler dahil en fazla 200 litreyle sınırlı tutulurken, bunu aşan belediyelere cezai yaptırım uygulanacak.

Otel ve kamp alanlarında havuzların doldurulması, spor salonlarında ve plajlardaki duşların kullanılması ve özel eğlencelerde kullanılan su oyunları da yasaklandı.

Ayrıca acil duruma geçilen yerlerde, su kullanımı tarımda yüzde 80, hayvancılıkta yüzde 50, endüstride yüzde 25 kısıtlandı.

Kuraklıktan dolayı alınan yeni önlemler kapsamında belirli saatlerde tamamen su kesintisi uygulaması getirilmese de evlerde su tüketimini azaltmak için su basınçları düşürülecek.

Öte yandan, sokak, kaldırım, vitrin gibi yerlerin şebeke suyuyla temizlenmesi yasaklandı; bahçe ve yeşil alanların sulaması, sadece ağaçların hayatta kalmalarına yetecek seviyede arıtma tesislerinden ya da kuyu suyundan yapılacak.

Gelecek haftalarda yağışın beklenenden az olup su rezervlerinin düşmeye devam etmesi halinde ise kişi başı günlük su tüketimi kademeli olarak 180, 160 ve 100 litreye kadar düşürülecek.

İspanya’da kuraklık yedi bin yıllık taş anıtları ortaya çıkardı
İspanya’da kuraklık: Zeytin hasadının yarı yarıya düşmesi bekleniyor
İspanya’da sıcak dalgası, ekosistemleri tehdit ediyor: Kayak sezonu risk altında
Unuttuğumuz kabus kuraklık: İspanya’dan Türkiye’ye alarm zilleri çalıyor
İspanya’da 2,2milyar Euro’luk ‘kuraklıkla mücadele’ planı onaylandı
İspanya’da kuraklık 11. yüzyıldan kalma batık kiliseyi ortaya çıkardı
İspanya’da kış ortasında endişe veren sıcaklık: 30 derece

İspanya’da kuraklık sorununun en üst seviyede bulunduğu diğer bir bölge olan güneydeki Endülüs‘te hafta içinde özerk yönetimin aldığı kararlarla ek önlemler açıklanmıştı.

Endülüs özerk yönetim hükümeti, 2020 yılından bu yana dördüncü kez kuraklığa karşı önlem kararı alarak, 50 milyon avrosu tarım sektörüne aktarılmak üzere toplamda 200 milyon avroluk yardım ve önlem aldıklarını, tuzlu su arıtma tesislerinin kapasitelerini genişleteceklerini ve altyapı yenileme çalışmalarının hızlandırılacağını duyurmuştu.