Ana Sayfa Blog Sayfa 1878

Nangka tropikal fırtınası Vietnam ve Kamboçya’yı vurdu

Nangka tropikal fırtınasının yol açtığı şiddetli yağış ve seller Vietnam ve Kamboçya‘da yaklaşık 40 kişinin ölümüne yol açtı; aralarında kurtarıcıların da bulunduğu pek çok kişi ise kayıp.

Yetkililer ve devlet televizyonlarının aktardığına göre bu ayın başından beri devam eden şiddetli yağmurlar Vietnam’ın çeşitli kentlerinde ölümcül sellere ve toprak kaymalarına neden oldu, Batı Kamboçya‘da ise binlerce insanı yerinden etti.

Nangka’nın toprak kaymalarına yol açacağı öngörülürken, sellerin ilerleyen günlerde dozunu arttıracağı tahmin ediliyor.

Kurtarmaya gidenler kayboldu

Yerel medyanın aktardığına göre seller Vietnam’da en az 28, Kamboçya’da ise 11 kişinin ölümüne; 25 bin evin ve 84 bin hektarlık mahsulün zarar görmesine yol açtı.

Vietnam afet yönetimi yetkilileri, 130.000’den fazla evin etkilendiğini söyledi. Basın ayrıca Vietnam’ın Thua Thien Hue eyaletindeki bir hidroelektrik baraj yapımında çalışan 17 işçinin heyelan sırasında kaybolduğunu bildirdi. Nhan Dan gazetesi ise bugünkü haberinde işçileri kurtarmak için bölgeye giden 13 kişinin daha kaybolduğunu yazdı.

Vietnam Başbakanı Nguyen Xuan Phuc, Savunma Bakanlığı’na, heyelan bölgesine daha fazla kurtarma ekibi yollanması yönünde talimat verdi, ancak su seviyelerinin yüksekliği ve şiddetli yağmurlara eşlik eden artçı toprak kaymaları nedeniyle ekipler bölgeye ulaşmakta zorlanıyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ve birçok bilimsel kuruluş iklim değişikliğinin, düzensiz ve aşırı yağış sıklığı ve miktarını ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetini yükseltebileceğini bildiriyor. Bu durum dünyanın pek çok yerinde altyapı yeterli olmadığı için insanları savunmasız bırakıyor.

Yerel mahkeme AYM’ye direndi: Berberoğlu’nun yeniden yargılanma talebi reddedildi

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin milletvekilliği düşürülen Enis Berberoğlu hakkında verdiği kararının ‘yerindelik denetimi kapsamında kaldığı’ gerekçesiyle, yeniden yargılamaya yer olmadığına karar verdi. Mahkeme, Berberoğlu’na verilen 5 yıl 10 aylık hapis cezasında direndi.

Kılıçdaroğlu: Mahkeme ‘AYM kararına uymayacağım’ diyorsa, sorun var

Yerel mahkemenin  kararının ardından CHP MYK olağanüstü toplandı. Meclis Genel Kurulu’nda konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Alt mahkeme ‘AYM kararına uymayacağım’ diyorsa orada bir sorun var.” dedi. Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: 

“Bir üst mahkemenin kararını bile bile, Anayasa’nın bu açık hükümlerine rağmen ben uygulamayacağım derse orada tuz kokmuş demektir.  Hepimizin oturup vicdan sorgulaması yapmamız gerekir.  Halkın seçtiğini illa ben hapse atacağım’ Atabilirsiniz. O zaman biz neden millete gidiyoruz ki? Dolayısıyla her birimize düşen temel hedefler vardır. Adalet denilen kavramı yüceltmek zorundayız.” 

CHP MYK Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının ardından yeniden toplandı. Toplantıdan sonra CHP grubu da basına kapalı olarak toplanarak AYM kararı ile ilgili değerlendirme yapılacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop, bugün AYM’nin kesin hükmü kaldırmadığını, Berberoğlu’nun durumunun ancak kesin hüküm kaldırılırsa değerlendirilebileceğini söylemişti.

Ne olmuştu?

14 Haziran 2017’de Cumhuriyet Gazetesi‘nde yayınlanan “MİT TIR’ları” haberiyle ilgili olarak Enis Berberoğlu hakkında “Siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla açılan davada İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi  25 yıl hapis cezası verdi. Berberoğlu 14 Haziran 2017’de tutuklandı. 

Bu hüküm, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından 9 Ekim 2017’de bozuldu. Ancak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi İstinaf Mahkemesinin bozma kararını usul ve yasaya aykırı bularak dosyayı iade etti.

Dosyayı yeniden ele alan İstinaf Mahkemesi, bu kez Berberoğlu’na “casusluk” suçundan değil, “devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklamak” suçundan 13 Şubat 2018’de 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi ve tutukluluğunun devamına hükmetti.

Kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, “casusluk” tan cezalandırılması talebiyle temyiz etti.

Berberoğlu, 24 Haziran’da yeniden milletvekili seçilince yargılamanın durdurulması talebiyle Yargıtay’a başvuru yaptı. Başvuru 20 Temmuz’da reddedildi, ancak Yargıtay 20 Eylül 2018’de Haziran seçiminde yeniden CHP İstanbul Milletvekili seçilen Berberoğlu hakkında verilen cezanın infazının, yasama dokunulmazlığı gerekçesiyle durması istemini kabul etti ve Berberoğlu’nun tahliye edilmesine hükmetti.

Yargıtay kararı üzerine tahliye edilen Enis Berberoğlu hakkındaki kesinleşmiş ceza, TBMM Genel Kurulu‘nda 4 Haziran 2020’de okunarak milletvekilliği düşürüldü. Ertesi gün yeniden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aynı gün koronavirüs tedbirleri kapsamında izinli olarak cezaevinden çıkartıldı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 25’inci, 26’ıncı ve 27’nci dönem CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının oy birliğiyle ihlal edildiğine karar verdi.

 

Britanya’da yeni koronavirüs önlemleri: Liverpool’daki tüm publar kapatılıyor

BBC‘nin aktardığına göre hükümetin planı; Britanya’yı hastalığın yayılış hızı ve salgının oluşturduğu tehdidin büyüklüğüne göre orta, yüksek ve çok yüksek alarm bölgelerine ayırıyor ve her biri için ayrı sosyal mesafe önlemleri öngörüyor.

Vaka ve ölüm sayılarına göre kategorilere ayrılan bölgelerde alınan önlemler şu şekilde belirlenmiş: 

“Orta tehdit” uygulaması yapılan bölgelerde şu anda uygulanan genel önlemler devam edecek. bu alanlarda toplu taşıma araçlarında maske takma zorunluluğu, restoran ve barların 22.00’de kapanması ve ayrı evlerden en fazla altı kişinin bir araya gelebilmesi kuralları uygulanıyor.

Yüksek tehdit” değerlendirmesi yapılan bölgelerde, farklı haneler arasında iç mekanlarda bütün buluşmalar yasaklanacak ve dış mekanlarda sadece 6 kişi bir araya gelebilecek.

 “Çok yüksek tehdit” altında görülen bölgelerde ise iç mekanlarda bütün sosyal buluşmalar yasaklanacak, barlar ve publar tamamen kapatılacak. Liverpool ve bağlı olduğu Merseyside bölgesi bu kategoriye giriyor.

Johnson: Sokağa çıkma yasağı ekonomiye zarar veriyor 

Başbakan Johnson konuşmasına, niçin ülke çapında geçerli olacak tek tip sokağa çıkma kısıtlaması planı ilan etmediğini açıklayarak başladı. “Bunun doğru yol olduğuna inanmıyorum” diyen Başbakan, sokağa çıkma kısıtlamalarının ekonomiye zarar verdiğini, okul çağındaki çocukların da bundan olumsuz etkilendiğini söyledi.

Bu yaklaşıma karşı hiç önlem almamayı savunanların da olduğunu belirten Johnson şunları söyledi: “Fakat bu yolu izler ve virüsün yolunu açarsak, hesaplamalar sadece büyük can kaybı vereceğimize değil ama aynı zamanda sağlık sistemimiz, doktorlarımız, hemşirelerimiz üzerinde ağır bir baskı oluşacağına ve kanser, kalp hastalıkları ve diğer rahatsızlıkların tedavisinin sürdürülemeyeceğine işaret ediyor.” 

Yerel yönetimlere 1 milyar sterlin destek

Başbakan Johnson,  yeni önlemlerden etkilenecek bölgelere sağlanacak mali destekleri de açıkladı. Maliye Bakanı Rishi Sunak‘ın yakında gelirini kaybedenler için zaten görülmemiş boyutlarda genel sosyal destek paketleri açıkladığını söyleyen Johnson, yasaklar nedeniyle kapanan işyerlerinde çalışanların ücretlerinin üçte ikisinin devlet tarafından ödeneceğini hatırlattı.

Boris Johnson ayrıca hükümetin Birleşik Krallık genelinde yerel yönetimlere şimdiye kadar sağlanan 3,6 milyar sterlinlik fona ek olarak 1 milyar sterlin daha destek verileceğini söyledi. Johnson ayrıca çok yüksek tehdit altında görülen bölgelerde, pozitif testlerin temaslarının takibi için de mali destek sağlanacağını kaydetti.

İşçi Partisi lideri Keir Starmer.

İşçi Partisi: Şüphelerimiz var 

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer ise hükümetin koronavirüsü kontrol altına alacak bir planı olduğuna dair “şüpheleri” olduğunu söyledi. Starmer, “Giderek Sayın Johnson’ın birkaç adım geriden geldiği hissine kapılıyorum. Bugün sorulması gereken soru, Başbakan’ın açıkladığı kısıtlamaların ülkeyi uçurumun eşiğinden alıp alamayacağıdır” diye konuştu.

Britanya’da pazar günü 12 bin 872 kişide koronavirus tespit edildiği ve 65 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ülkede virüs bulaştırma katsayısı olan R’nin 1,2 ile 1,5 arasında olduğu sanılıyor. Katsayının 1’in üzerinde olması, vakaların arttığını gösteriyor. 

KYK Borçluları Hareketi: KYK Borçları silinsin!

“Söz, vaat, müjde değil; yasa istiyoruz: KYK borçları silinsin!” şiarıyla yola çıkan KYK Borçluları Hareketi, Twitter üzerinden yaptıkları paylaşımla borçlarının silinmesini talep etti.

Hareket’in yaptığı paylaşımda 5 milyondan fazla gencin KYK borçlarının her ay faizlerle katlanarak arttığı, 280 binden fazla gencin borçlarından ötürü icraya verildiği ve üç yıldan bu yana bu soruna bir çözüm bulunamadığı ifade edildi.

https://twitter.com/kykborclulari/status/1315337981771821056

KYK borçlularınına birleşme çağrısında bulunan KYK Borçluları Hareketi, açıklamalarında şunları dile getirdi:

Aldığımız krediyle bir ay geçinmek mümkün değilken, bir de bu borcu yüksek faizle geri ödememiz bekleniyor. İşsizliğin düşük ücretlerin, geçinememenin, borçluluğun sorumlusu biz değiliz. Biz bu borcu ödeyemiyoruz.

Borçların bir günde tek bir kanun değişikliğiyle silinebileceğini ifade eden Hareket, “Bugüne kadar (borçlarımız) silinmediyse sesimizi birleştirmediğimiz için silinmedi, bunun da farkındayız. KYK borçluları olarak olarak KYK Borçluları Hareketi’nde birleşiyoruz!” soruna hiçbir öğrenciyi mağdur etmeyecek bir çözüm bulunana kadar mücadeleye devam edeceklerini ifade etti. 

Faruk Bildirici: Spotify adımı, ciddi bir sansür düzeninin habercisi

Bildirici, RTÜK‘ün lisans başvurusu yapmadığı gerekçesiyle Spotify’a suç duyurusunda bulunmasını sosyal medya hesabından eleştirerek şunları söyledi: ”

RTÜK’ün Spotify’a yönelmesinin nedeni müzik değil, oradaki Podcast’ler. Düşünce polisliğine tam gaz orada da devam etmeyi hedefliyorlar. Özgür alanlara alerjileri var.” 

‘Lisans istenmesi yasalara aykırı’

Bildirici paylaşımında ayrıca, “Spotify’dan lisans istenmesi yasaya aykırı çünkü özgülenmiş yayın değil ve yayın akış çizelgesi yok. RTÜK üyesi iken internet ortamındaki rd-tv’ler yönetmeliğinin sansür amaçlı ve ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu savunmuştum” ifadelerini kullandı.

‘RTÜK ahlak anlayışını hakim kılmak istiyorlar’

Artı TV‘ye de konuşan Bildirici,  ciddi bir sansür düzeni getirileceğini belirterek şunları söyledi:

RTÜK’ü yöneten zihniyetin özgürlüklere karşı alerjisi var. Orayı da kendi denetimleri altına almak, oradaki tek kişi tarafından yönetilen RTÜK’ün ahlak anlayışını, dünya görüşünü aynen orada uygulamak istiyorlar. Ciddi bir sansür düzeni getirecekler.”

Ne olmuştu?

RTÜK, dün  Spotify, foxplay.com.tr, medyaporttv.com ve paylasfm.com mecralarının 72 saat içinde yayın lisansı için başvurmaması halinde ‘erişim engeli’ talebiyle suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştı. 

Sahte içki nedeniyle ölenlerin sayısı 44’e yükseldi

Kırıkkale‘de yedi, İzmir’de 18 kişinin sahte içki nedeniyle ölmesinin ardından altı kentten daha zehirlenme haberleri geldi. Mersin‘de altı, İstanbul’da yedi, Muğla‘da iki, Aydın‘da iki, Trabzon ve Zonguldak’ta birer kişinin alkol zehirlenmesinden dolayı can vermesiyle birlikte ölü sayısı 44’e yükseldi.

Yaklaşık 50 kişinin de hastanelerin yoğun bakım servislerinde tedavi gördüğü öğrenildi.

Altı şüpheli gözaltında

Dün İstanbul’un Kartal ilçesinde bir vatandaşın alkol zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından Emniyet kaynaklarından alınan bilgiye göre saat 12.00 itibarıyla İstanbul’da sahte içkiden ölen kişi sayısı yedi oldu. Olayla ilgili olarak üçü kaçak alkol satan altı şüpheli gözaltına alındı.

Trabzon’da ise kendi hazırladığı alkolü içtikten sona fenalaşıp hastaneye kaldırılan M.B.’nin öldüğü açıklandı. 56 yaşındaki M.B.’nin özel güvenlik olarak çalıştığı öğrenildi. M.B.’nin cansız bedeni, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Trabzon Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

Emniyet Genel Müdürlüğü, yurt genelinde düzenlenen sahte içki operasyonlarında gözaltına alınan 58 şüpheliden yedisinin tutuklandığını duyurdu.

5-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenen operasyonlarda 16 bin 737 litre etil alkol, 3 bin 253 litre ile 2 bin 495 şişe sahte alkollü içki ele geçirildi.

Pakdemirli: Hatay’da yanan arazinin tamamı yeniden ağaçlandırılacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Hatay’daki 400 hektarlık alanda etkili olan ve 33 saat sonra kontrol altına alınabilen yangına ilişkin açıklama yaptı.

Yanan alanların bir metrekaresinin dahi başka bir amaçla kullanılmayacağını belirten Pakdemirli, bütün arazinin yeniden ağaçlandırılacağını bildirdi. Bakan ayrıca diğer illeri de 11 Ekim’de “Geleceğe Nefes” kampanyası altında fidan dikmeye davet etti.

Hatay’da çıkan orman yangınının herkesi derinden üzdüğünü bildiren Pakdemirli “Kimi vatandaşlarımızın evi, iş yeri veya eşyası zarar görürken, en büyük tesellimiz vatandaşlarımızın canına zarar gelmemesi olmuştur. Her iki yangının da söndürülmesinde canla başla çalışan orman yangınları ile mücadele ekiplerimiz başta olmak üzere, bizlerle birlikte olan vatandaşlarımıza, kurum ve kuruluşlarımız ile belediyelerimize gönülden teşekkür ediyorum” dedi.

‘Yanan orman alanları Anayasa koruması altında’

Yanan orman alanlarının Anayasa’nın 169’uncu maddesi gereği yeniden ağaçlandırılmak zorunda olduğunu ve Anayasal koruma altında olduğunu hatırlatan Bakan, Hatay ilimizde 2020 yılında yanan alanlarda da bir yıl içerisinde yaklaşık 5 milyon adet fidanın toprakla buluşturulması sağlanacaktır” dedi.

Pakdemirli, “Ayrıca her bir bölgemizin farklı iklim yapısı ve ekosistemi mevcut olduğundan bu alanların yeniden ağaçlandırılmasında hangi tür ve vasıfta fidanların kullanılacağını da Orman Genel Müdürlüğü’müz planlamakta ve hazırlıklarını yapmaktadır” ifadelerini kullandı.

Açıklamanın devamında diğer illeri de fidan dikmeye davet eden Pakdemirli, “Bununla birlikte, ülkemizdeki orman yangınları konusunda duyarlılık gösteren tüm vatandaşlarımızı sadece Hatay’da değil; kendi illerinde de 11.11.2020 tarihinde ‘Geleceğe Nefes’ kampanyasında fidan dikmeye davet ediyorum” dedi.

Yavaş: Hatay’a 32 bin fidan bağışı

Yangınların ardından açıklama yayınlayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da Hatay’a fidan desteğinde bulunacağını açıklamıştı.

Yavaş paylaşımında “Hatay’daki yangın yüreklerimizi sızlattı. Doğanın yeniden yeşile kavuşması için 32 bin mesai arkadaşımız adına Hatay’a 32 bin fidan bağışında bulunuyoruz. 29 Ekim’de de Milli Mücadele’nin karargahı Ankara’mızda ‘Yeşilin Başkenti’ projemizi başlatacağız” demişti.

 

Neler yaşandı?

Hatay’daki orman yangını 9 Ekim Cuma günü saat 10.15 sıralarında Belen ilçesinin kırsalında başladı. Saatte 70 kilometreye varan rüzgar nedeniyle sekiz farklı noktada başlayan yangın kısa sürede büyüdü.

Yerleşim yerlerini de tehdit eden yangın sebebiyle 542 kişi tahliye edildi. Yangın 33 saat sonra kontrol altına alınabildi.

Kendilerini Ateşin Çocukları ismiyle tanıtan PKK sempatizanı bir inisiyatifin yangınları çıkaran kişileri selamladıklarını belirten bir açıklama yayınlamasıyla birçok kişi yangından PKK’yı sorumlu tuttu.

Kundaklama anını gösterdiği iddia edilen videoların doğru olmadığı teyit.org tarafından doğrulandı. Yanan bölgelerin maden ruhsatı verilen yerleri içermesi sebebiyle ortaya atılan bir başka iddia ise bölgelerin maden için yakıldığına dair oldu.

Hatay Valiliği ise konuyla ilgili sabotaj olduğuna dair bir delil olmadığına dair açıklama yayınladı. Soruşturmanın devam ettiğini belirten Valilik, dört şüphelinin gözaltına alındığını iki kişinin ise serbest bırakıldığını açıkladı.

Trafolar yangına sebep olabilir

Yangının ardından yaşanan bir başka gelişme ise yanan bölgelerdeki trafoların yetersiz oluşuna dair yazılan dilekçelerin ortaya çıkması oldu.

Hürriyet’ten Fatih Çekirge yazısında trafolarda zaafların yangına sebep olacağına dair TEDAŞ’a dilekçeler yazıldığını aktardı. Yazıda yüksek gerilim hatlarındaki zaaflar sebebiyle 2019 yılında da yangınlar çıktığı belirtildi.

Yangınlar Lazkiye’de de etkili oldu

Öte yandan hafta sonunda yangınlar yalnızca Hatay’da değil Suriye’nin Akdeniz kıyılarında da etki göstermişti. Özellikle Hatay sınırına yakın Lazkiye kırsalı Kelez ve Murtlu bölgelerindeki ormanlık alanın iki noktasında başlayan yangın yaklaşık iki boyunca devam etti.

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü ve aynı zamanda gazetemizin iklim krizi editörü Ümit Şahin, yaptığı paylaşımda bölgede gözlemlenen yangınlar ile Eylül ayı sıcaklık anomalisi ve MeteorolojiGenel Müdürlüğü kuraklık haritasındaki kesişmelere dikkat çekti.

 

 

 

 

Noam Chomsky’den Osman Kavala için adalet çağrısı

Amerikalı ünlü dilbilimci Noam Chomsky, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına rağmen hâlâ tutuklu bulunan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yeni bir iddianame hazırlanan iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala hakkında bir video yayınladı.

Osman Kavala’yı “Güçlü, tutkulu bir insan hakları ve adalet savunucusu” olarak niteleyen Chomsky, Kavala’nın tutukluluğunun sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Chomsky videoda “Türkiye ziyaretlerimden çok iyi hatırladığım, güçlü, tutkulu bir insan hakları ve adalet savunucusu olan Osman Kavala, 1000 günü aşkın bir süredir anlamsız suçlamalarla cezaevinde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi serbest bırakılmasını talep etti. Hepimizin bu talebi güçlü bir şekilde desteklememiz gerekir. Kavala derhal serbest bırakılmalı. Ve devlet baskısının suç teşkil edecek şekilde uygulanmasına hiçbir zaman tolerans gösterilmemeli” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Osman Kavala, Gezi davası soruşturmaları kapsamında Ekim 2017 yılında gözaltına alınıp, tutuklandı. Ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandığı Gezi davasından 18 Şubat’ta beraat eden Kavala, hakkında başka bir soruşturma olduğu gerekçe gösterilerek tekrar gözaltına alındı. 9 Mart’ta 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında “casusluk” suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Aralık 2019’da Osman Kavala’nın siyasi nedenlerle tutuklandığına hükmederek ihlalin ortadan kalkması için derhal tahliye edilmesi çağrısı yapmıştı. AİHM, yetkili mahkemenin karara uymaması üzerine, Osman Kavala kararının uygulanması için denetim süreci başlatmıştı.

Ağırlaştırılmış müebbet istendi

Kavala hakkında son olarak ‘anayasayı ortadan kaldırmak’ gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ‘casusluk’ suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen yeni iddianame İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmişti.

Yeni iddianame ile ilgili açıklama yayınlayan Kavala, “İddianame yeni bir somut delil içermeden, beraat kararı verilen Gezi dosyasına dayandırılıyor. Baz istasyonlarının delil vasfında olmadığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararında da belirtildi. Yine iddianamede yer alan casusluk suçlaması, yasada yer alan hukuki tip ve tanıma uygun değil. Bu iddianame keyfi ve yasa dışıdır” ifadelerini kullandı.

Buğra: Ailece işkenceye maruz bırakılıyoruz

Konuyla ilgili Kavala’nın avukatları ve eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra da bir açıklama gerçekleştirdi. Avukatları tutukluluğun hukuki olmadığını vurgularken Buğra ise Osman Kavala’nın durumu nedeniyle “ailece işkenceye maruz bırakıldıklarını” söyledi. Buğra açıklamasının devamında şunları söyledi:

Bu süreç içinde, bizim neler yaşadığımız da tahmin edilebilir. Ama ben bütün bunların, eşim için, benim için ve ailemiz için ne anlama geldiğinin bir kere daha düşünülmesini isterdim. Tutukluluğun AİHM’nin haksızlık tutukluluk kararı verip derhal tahliye talep etmesinden sonra hâlâ sürmesinin bizi nasıl etkilediği üzerine düşünülmesini isterdim.

Bir insanın, beraat ettiği gün eşyalarını toplayıp, evine dönmek için hazırlanıp yola çıktıktan sonra yoldan çevrilmesi ve tekrar tutuklanarak cezaevine götürülmesinin nasıl bir şey olduğunun düşünülmesini isterdim.

Hazırlanan iddianamelerin içerdiği hatalara değinen Ayşe Buğra, sözlerini “Burada bu konuşmayı yaparken çok zorlanıyorum. Çok zorlanıyorum çünkü biz evrensel hukuk normlarından ve yasalardan bahsederken, artık karşımızda bize durumumuzun bunlara uygun olduğunu anlatmaya çalışan kimse kalmadığını düşünmeye başladım. Artık kimse bize yalan söylemek lüzumunu bile hissetmiyor diye düşünmeye başladım” ifadeleriyle sonlandırdı.

 

BM: İklim krizinin tetiklediği afetler Dünya’yı cehenneme çevirecek

Birleşmiş Milletler (BM), siyasi liderlerin gezegenin milyonlarca insan için ‘yaşanmaz bir cehenneme’ dönüşmesini engelleyemediğini bir raporla açıkladı. BM Afet Riskini Azaltma Ofisi’nin (UNDRR) hazırladığı raporda, son 20 yılda doğal afetlerin sayısının neredeyse iki kat arttığı ve bunun sebebinin iklim değişikliği olduğu kaydedildi.

Raporda, 2000 ile 2019 yılları arasında 7 bin 348 büyük doğal afetin gerçekleştiği ve bu doğal afetler nedeniyle 1.23 milyon kişinin öldüğü aktarıldı. 4.2 milyar insanı etkileyen felaketlerin küresel ekonomiye maliyeti ise 2.97 trilyon dolar. 

Sel, kuraklık, fırtına, aşırı sıcak

UNDRR raporunda “Tek evimizi milyonlarca insan için yaşanmaz bir cehenneme çevirdiğimize dair bilimsel kanıtlara rağmen, isteyerek ve bilerek kendi yıkımımızın tohumlarını ekmeye devam etmemiz şaşırtıcı” ifadelerine yer verildi.

BM ofisi, son hesapların 1980-1999 yılları arasında kaydedilen 4.212 doğal afeti geride bıraktığını söylerken, keskin artışa iklim değişikliğinden kaynaklanan sel, kuraklık ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sebep olduğunu ve aşırı sıcaklığın ‘ölümcül’ olduğunu aktardı.

Hükümetleri iklim felaketlerini önlemek için yeterinde çaba sarfetmediğini söyleyen UNDRR Başkanı Mami Mizutori, yaklaşan ve olası doğal afetlere daha iyi hazırlık yapılması için çağrıda bulundu. Belçika merkezli Afetlerin Epidemiyolojisi Araştırma Merkezi’nden Debarati Guha-Sapir de  aşırı hava olaylarının önümüzdeki 20 yıl içinde aynı oranda artmaya devam etmesi halinde ‘insanlığın geleceğinin gerçekten çok kasvetli göründüğünü’ söyledi.

Sinop Nükleer Güç Santrali ÇED Raporuna Sinop dışından iptal davası

Sinop’ta yapılması planlanan nükleer güç santrali hakkında verilen Çevresel Etki Değerlendirme Olumlu Raporu’na karşı Sinop dışındaki ekoloji örgütleri de dava açtı.

11 Eylül tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan raporun iptalinin istendiği davada gerekçe olarak ‘halk sağlığı’ ve ‘milli güvenlik’ gösterildi.

Davacı olan örgüt ve bireyler ise şu şekilde listelendi: DAÇE, EGEÇEP , Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği , Çan Çevre Derneği , Yeşil Artvin Derneği ,Ordu Çevre Derneği , Adana Tabip Odası ,Tekirdağ Tabip Odası ve altı yurttaş.

‘Türkiye’nin bu enerjiye ihtiyacı yok’

Mahkemeye sunulan dilekçede Türkiye’nin TEİAŞ verilerine göre yüzde 35, Cumhurbaşkanlığı ve Enerji Bakanlığı’na göre ise yüzde 31 enerji arzı fazlası bulunduğu belirtildi. Bu sebeple Türkiye’nin Sinop NGS’den üretilecek elektriğe ihtiyacı olmadığı belirtildi.

Sağlık Bakanlığı’nın da davacı olarak müdahil olması istenilen dilekçede “2011 yılında Japonya Fukushima nükleer faciası sonrası, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından nükleer kazayla -nükleer santralle direk bağlantısı  kurulan tek kanser türü olan troid kanseri, Fukushima hastanesi kayıtlarına göre   çocuklarda  500 kat artmış, yetişkinlerde ise 29 kat artmıştır” denildi.

Bakanlıklar müdahil olarak listelendi

Yapılan açıklamada “Fukushima Nükleer Felaketinin Japonya‘ya maliyetinin 600 milyar doları aşacağı, bu maliyetin 1 trilyon dolara kadar yükseleceği hesaplanmıştır” denildi. Bu sebeple davaya müdahil olarak katılması istenen diğer bakanlıklar arasında Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı yer aldı.

Bunlara ek olarak iklim krizinin ve nükleer santralin yaratacağı güvenlik riskleri sebebiyle Cumhurbaşkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu’nun davaya müdahil olması talep edildi.

ÇED raporu hukuken yok hükmünde

Söz konusu nükleer santralin ÇED sürecinin hukuka aykırı olarak yürütüldüğü belirtilen metinde

Bölge halkının halkı bilgilendirme toplantısına polis engeli sebebiyle alınmadığı hatırlatıldı. Açıklamada ‘ÇED Raporu ve Bakanlık onayının hiçbir hukuki geçerliliği olmayıp, hukuken yok hükmündedir” denildi.

ÇED raporunda iklim krizinin yaratacağı etkilerin ve nükleer santralin yol açacağı sorunların görmezden gelindiği belirtilen açıklamada “Sinop nükleer santral projesi derhal iptal edilmeli , iklim krizine bağlı iklim felaketleri gezgen ekosistemini radyoaktif kirliliğe uğratmadan önce dünyadaki bütün nükleer santraller DERHAL kapatılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

Ne olmuştu?

2013 yılının Mayıs ayında Japonya ve Türkiye hükümetleri arasında yapılan anlaşmaya göre başlatılan proje sürecinde Japon şirketinin  ÇED başvurusu yapılmadan önce projeden çekilmesi üzerine  EUAS International ICC Merkezi Jersey Adaları Türkiye Merkez Şubesi “proje üstlenicisi” yapılarak ÇED sürecine başlanmıştı.

ÇED süreci kapsamında gerçekleştirilmesi gereken halkın katılımı toplantısı Sinop halkının itirazlarına rağmen yapılmış sayılmış, 2019 yılının Aralık ayında Ankara’da yapılan değerlendirme toplantısına ise Sinop’tan katılan sivil toplum örgütleri alınmamıştı.

Buna mukabil halkın katılımı toplantısında Sinop Nükleer karşıtı Platform üyesi 17 kişiye dava açılmış, 4 Mart 2020 tarihinde davalıların beraatiyle sonuçlanmıştı.

ÇED Raporu ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 11 Eylül 2020 tarihinde onaylanmıştı. Rapora karşı çıkan Sinop Nükleer Karşıtı Platform bileşenleri ve Sinop’taki meslek odaları ve ekoloji örgütleri raporun iptali için dava açmışlardı.