Ermenistan‘ın başkenti Erivan‘da Başbakan Nikol Paşinyan‘ın istifasını isteyen bir grup gösterici hükümet binasına girdi. Sosyal medyaya düşen görüntülerde, hükümet binasının içerisinde bir grup göstericinin olduğu, aralarından birinin megafonla kalabalığa seslendiği görülüyor.
Başbakan Paşinyan, ordunun geçen hafta Perşembe günü kendisine istifa çağrısında bulunmasının ardından, Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan‘ı görevden almış; ancak Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan, Paşinyan’ın kararını veto etmişti.
Ermenistan’daki gelişmeler bölgedeki krizin diğer aktörleri tarafından da yakından takip ediliyor. Dağlık Karabağ lideri Arayik Harutyunyan, Ermenistan’daki mevcut siyasi krizin üstesinden gelmek için arabuluculuk teklifinde bulundu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Paşinyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek tarafları sakin olmaya çağırdı.
ABD Dışişleri Bakanlığı da tüm taraflara sükunet çağrısı yaptı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, “Silahlı kuvvetlerin iç politikaya müdahale etmemesi gerektiğine dair en temel demokratik ilkeyi tüm taraflara hatırlatıyoruz” diye konuştu.
Paşinyan geçen hafta darbe girişimine karşı taraftarlarını sokağa çağırmış, hükümet yanlıları ve karşıtları arasında çatışmalar çıkmıştı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise Ermenistan’da neredeyse her gün iç çatışmaların yaşandığını, demokrasi ilkelerinin hiçe sayıldığını belirtti.
Türkiye’de de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın nerede olursa olsun darbeye karşı olduklarını ifade ederek, ülkede durumun ivedilikle normale dönmesi temennisinde bulundu.
Antarktika’da yer alan ve yüzey alanı neredeyse Türkiye’nin Kilis iline eş değer bir buzdağı Brunt Buz Sahanlığı’ndan koptu. Ayrılan parçanın yüzey alanının 1,270 kilometre kare, kalınlığının ise 150 metre olduğu kaydedildi.
Ayrılma Birleşik Krallık’ın Halley araştırma merkezinin yaklaşık 20 kilometre ilerisinde gerçekleşti. Merkez’de kimsenin olmaması nedeniyle hayatı tehdit eden bir durumla karşılaşılmadı.
Çatlaklar 10 yıl önce keşfedilmişti
Merkez bir buzdağının yakında ayrılabileceği endişesi nedeniyle şubat ayında Brunt Buz Sahanlığı’ndaki büyük çatlak görüntülerini yayınlamıştı. Bu çatlaklar ilk olarak on yıl önce keşfedilmişti.
Galler‘deki Swansea Üniversitesi‘nden buzulbilimci ve jeoloji profesörü olan Adrian Luckman, son haftalardaki darbenin görüntülerini inceliyor ve buzuldan büyük bir buz parçasının ne zaman kırılabileceğini tahmin ediyor.
The Guardian’ın aktardığına göre Luckman, “Antarktika buz sahanlıklarının büyük bölümlerinin kırılması, nasıl çalıştıklarının tamamen normal bir parçası. Ancak cuma günü Brunt Buz Sahanlığı’nda tespit edilenler gibi büyük ayrılma olayları oldukça nadir görülüyor” ifadelerini kullandı.
Bu ayrılmanın önümüzdeki gün ve haftalarda daha fazla parçanın kırılmasını tetikleyip tetiklemeyeceğini ise zaman gösterecek.
Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski başkanı Donald Trump, 3 Kasım seçimlerinde Joe Biden’a kaybetmesinden üç ay sonra ilk kez açıklama yaptı. Eski Başkan dört yıl sonra yapılacak ABD başkanlık seçimleri için yeniden aday olabileceğinin sinyalini verdi.
Florida eyaletinde, Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı‘nda (CPAC) konuşan Trump, 2020 seçimlerini kendisinin kazandığı yönündeki iddiasına devam etti. Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinin yapılacağı 2022 seçimlerinde kaybedilen oyların tekrar ele geçirilmesine yardımcı olacağının sözünü veren Trump şunları söyledi:
“Sizlerin yardımıyla Temsilciler Meclisi’ni geri alacağız, Senato’yu geri kazanacağız ve ardından Cumhuriyetçi bir Başkan Beyaz Saray’a muhteşem bir dönüş yapacak. Merak ediyorum kim olacak! Kim, kim, kim olacak? Merak ediyorum.”
Bir önceki seçimlerde asıl kazananın kendisi olduğu iddasını yineleyen Trump, “Beyaz Saray’ı kaybettik. Ama kim bilir? Onları üçüncü kez yenmeye karar verebilirim” dedi.
‘Biden ülkeyi sosyalizme sürüklüyor’
Biden yönetiminin ilk haftası sert bir dille eleştiren eski ABD Başkanı Trump, Demokrat Başkan’ın ülkeyi “radikal sol” politikalarla “sosyalizm”, hatta “komünizm”e sürüklediğini ileri sürdü.
Bazı Cumhuriyetçi senatörlerin de 6 Ocak’taki kongre baskını sonrası başlatılan azil sürecine destek vermeleri üzerine başlayan “yeni parti” tartışmalarına da yanıt veren Donald Trump, bu konuyu danışmanlarıyla istişare ettiğini ve bu yönde planları bulunmadığını söyledi: “Yeni parti kurmayacağız. Cumhuriyetçi partimiz var. Partiyi birleştirip her zamankinden daha güçlü hale getireceğiz. Yeni bir parti kurmuyorum.”
Uluslararası alanda faaliyet gösteren üç insan hakları kuruluşu, Avrupa Konseyi’ni iş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala‘nın serbest bırakılması yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına uymayan Türkiye’ye karşı harekete geçmeye çağırdı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Hukukçular Komisyonu ve Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi’nin (TLSP) Avrupa Konseyi’nin siyasi karar alma organı olan ve AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Bakanlar Komitesi’ne yaptığı başvuruda, “Türkiye’nin AİHM’in Kavala’nın serbest bırakılması kararına bariz bir şekilde kayıtsız kalması, Bakanlar Komitesinin Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatmasını tetiklemelidir” denildi.
DW Türkçe‘nin aktardığına göre, İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli hukuk danışmanlarından Aisling Reidy, Bakanlar Komitesi’nin Mart ayında gerçekleştireceği toplantıya atıfla, “Komitenin, AİHM kararlarının bağlayıcı olduğunu ve uygulanmamasının ek önlemler gerektirecek ciddi bir ihlal anlamına geldiğini Türkiye’ye karşı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde netleştirmesi büyük önem taşıyor” dedi.
Türkiye’nin üyeliği askıya alınabilir
Bakanlar Komitesi, AİHM kararlarına uymayan Avrupa Konseyi üyesi ülkelere karşı ihlal süreci başlatma yetkisine sahip. Bu yetki ilk olarak 2017 yılında, hapisteki muhalif politikacı Ilgar Mammadov‘un koşulsuz olarak serbest bırakılması yönündeki AİHM kararına direnen Azerbaycan‘a karşı kullanılmıştı.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46’ncı maddesinin 4’üncü fıkrasına dayanan ihlal sürecinin başlatılabilmesi için Bakanlar Komitesi’nde üçte ikilik oy çoğunluğu gerekiyor. Süreç başlatıldığında karara uyumsuzluğun tespiti için dosya yeniden AİHM’e gönderiliyor. AİHM’in bağlayıcı karara uyulmadığını teyit etmesi durumunda Bakanlar Komitesi söz konusu ülkenin Avrupa Konseyindeki üyeliği ya da oy hakkının askıya alınması gibi ek önlemlere karar verebiliyor.
Bakanlar Komitesi Kavala davasında AİHM kararının uygulanması için Türkiye’ye defalarca çağrıda bulunmuş; cncak Türk mahkemeleri Aralık’tan bu yana Kavala’nın tutukluluğunu dört kez daha uzatmıştı. Komite, Kavala davasına uyum durumunu 9-11 Mart tarihlerindeki oturumda dördüncü kez ele alacak.
Hukuki süreç
AİHM, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de tutuklanan Osman Kavala ile ilgili 10 Aralık 2019’da hak ihlali kararı vermişti. Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklanması ve Anayasa Mahkemesi‘nin başvuruyu makul bir sürede incelememesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine hükmeden Yüksek Mahkeme, Kavala’nın derhal tahliyesini istemiş; Türkiye’nin itirazının reddedilmesi ile karar mayıs ayında kesinleşmişti.
Kavala hakkında 5 Şubat’ta Türkiye’de yapılan son duruşmada İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla açılan davanın Gezi davasıyla birleştirilmesine karar vermişti.
Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın genetiği değiştirilmiş (GDO) mısır ve soyanın hayvan yemi olarak kullanılmasına izin verilmesine ilişkin biyogüvelik kararları Resmi Gazete’de yayınlandı.
Yeni kararla birlikte genetiği değiştirilmiş bir mısır ile dört soya çeşidinin ve ürünlerinin hayvan yeminde kullanılmasına onay verildi. İzin, 10 yıl süreyle geçerli olacak.
Karar hangi ürünleri kapsıyor?
Buna göre, bakanlık, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Derneği İktisadi İşletmesi‘nin (BESD-BİR) başvurusu üzerine alınan kararda aad-1 genini ihdiva eden genetiği değiştirilmiş ‘DAS-40278-9’ mısır çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılması uygun bulundu.
Buna ek olarak genetiği değiştirilmiş ‘A2704-12’, ‘MON40-3-2’, ‘MON89788’ ve ‘DAS-44406-6’ soya çeşitleri ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verildi.
‘İçerisinde tarım zehirleri de yer alıyor’
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nden Turgay Özçelik Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “GDO diyerek genelleştiriyoruz ama çok sayıda genetiğiyle oynanmış gen mevcut. Şirketler her geçen gün yeni genler üretiyor, patentini alıyor ve satışa sunuyor. Patent anlaşmaları gizlilik içerdiği için; formülünü, bileşenlerini çoğu zaman bilemiyoruz. Ama bileşenleri açıklanan çok sayıda genin örneğin kanserojen olduğuna dair araştırmalar mevcut” dedi.
Çoğu GDO geninde glifosat gibi tarım zehirlerinin de bileşen olarak eklendiğini belirten Özçelik, “Bu tarım zehirleri nasıl pek çok sağlık problemine neden oluyorsa, aynı risk GDO’lar için de geçerli” ifadelerini kullandı.
‘Etkisini yıllar sonra görebileceğiz’
Alınan kararların çelişkili olduğunu belirten Özçelik, “Türkiye’de GDO’lu ürünlerin gıdada kullanılması yasak; hayvan yemi olarak kullanımına izin veriliyor. Ama sonuçta bu hayvanların ürünlerini tüketen insanlara da ulaşıyor GDO” dedi.
Biyoçeşitliliğe olan etkisinin ise tam bir muamma olduğunu belirten “Neye yol açacağını, neye zarar vereceğini ancak yıllar sonra görebileceğiz. Bunu beklemeden GDO’nun hiçbir şekilde ülkeye girişine izin verilmemesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
‘Üçüncü dünya ülkelerinde yoğun’
Turgay Özçelik açıklamasında “Tüm dünyada endüstriyel tarım yöntemleri hakim olduğu için; aynı tarım zehirlerinde olduğu gibi, GDO kullanımı da özellikle üçüncü dünya ülkelerinde oldukça yoğun durumda” ifadelerini kullandı.
Çok uluslu şirketlerin GDO’yu, artan nüfusu doyurabilmek için bir çözüm olarak sunduğunu söyleyen Özçelik, “Ama özellikle Avrupa, endüstriyel tarım yöntemlerini terk etmek için harekete geçmiş durumda. GDO’nun ve tarım zehirlerinin yasak olduğu organik tarım alanlarını 2030’a kadar yüzde 25’e çıkartmayı hedefliyor” dedi.
Gelişmiş ülkeler GDO konusunda farkındalık kazandıkça, çok uluslu şirketlerin bu ürünleri üçüncü dünya ülkelerine pazarlamaya başladığına dikkat çeken Özçelik, “Oysa ki, ne GDO’ya, ne tarım zehirlerine hiçkimse muhtaç değil. Tarım da hayvancılık da zehirsiz, ekolojik yöntemlerle hiçbir canlıya zarar vermeden yapılabilir” yorumunu yaptı.
Biyogüvenlik Kurulu kapatıldı
GDO’lu ürünlere ilişkin izin ilk kez, 2011 yılında BESD-BİR ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin (YUM-BİR) başvurusu üzerine beş mısır çeşidine yönelik çıkarılmıştı. 2017 yılında alınan bir kararla Türkiye’de hayvan yeminde izin verilen GDO’lu mısır ve soya sayısı 36’ya kadar çıkmıştı.
GDO’lu ürünlere ilişkin onay süreçlerinin yürütüldüğü özerk bir yapı olan ve akademisyenlerden oluşan Biyogüvenlik Kurulu ise 2018’de yayınlanan KHK ile kapatılarak yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredildi.
Kadınlar, bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nde İstanbul’da 19. düzenlenecek olan “Feminist Gece Yürüyüşü” için bir video hazırladı.
Geçtiğimiz senelerdeki 8 Mart eylemlerine ait görüntülerin de yer aldığı video, 8 Mart Gece Yürüyüşü Twitter hesabından “19. Feminist Gece Yürüyüşü’ne her yerden çıkıp çıkıp geliyoruz, buluşacağımız yeri biliyoruz. Kalabalığımızı yollara akıtıyoruz,
Bu şehir bizim, caddeler bizim, sokaklar bizim, meydanlar bizim demek için buluşuyoruz” notuyla paylaşıldı.
8 Mart Eylem Takvimi
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bazı illerde yapılacak eylemlerin yer ve saatleri de belli oldu:
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 5 Mart 18.30’da Beşiktaş’ta buluşulacağını,
8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ekibi, İstanbul-Taksim’de olacaklarını,
İzmir Kadın Platformu, 8 Mart günü, saat 18.30’da Alsancak ÖSYM binası önünde olacaklarını,
Ankara Kadın Platformu, saat 18.00’de Ankara Sakarya Caddesi‘nde olacaklarını,
Antalya Kadın Platformu ise saat 18.15’te Attalos Heykeli önünde basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.
28 Kasım 2015’te Diyarbakır‘ın Sur ilçesinde tarihinde katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin açılan davanın 3 Mart’ta görülecek ikinci duruşması öncesi, Londra’dan bir paylaşım geldi. Olaya ilişkin rapor hazırlayan Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Architecture, sosyal medyadan Türkçe yaptığı paylaşımda, Elçi’yi öldüren kurşunların PKK’lilerin silahından çıkmış olamayacağını bildirdi.
MA‘nın aktardığına göre, Forensic Architecture, Diyarbakır Barosu’nun talebi üzerine olaya ilişkin rapor hazırlamış; Elçi’nin vurulduğu esnada ateş açan polislerin atış yönü ve sayısı ile Elçi’nin yere düştüğü ana dair yapılan incelemeler sonucunda fail olarak tespit edilen üç polisten birini ‘kesin fail’ olduğuna işaret etmişti.
İddianamede ana sanık PKK’li Uğur Yakışır
Rapor baro tarafından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı‘na sunulmuştu. Dört yıl süren soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede ise, tutuksuz yargılanan polis memurları M.S., F.T. ile S.T. ile birlikte PKK’li Uğur Yakışır firari sanık olarak yer aldı.
Polis memurlarına “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek”ten iki yıldan altı yıla kadar hapis isteminde bulunan Başsavcılık, Elçi’yi “olası kastla öldürmek”ten suçladığı Uğur Yakışır’a yine “İki polisi öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmak”, polis memuru S.T.’yi “öldürmeye teşebbüsten” ve “izinsiz silah bulundurmak”tan toplamda üç kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıl hapsi isteminde bulundu.
Forensic Architecture, hazırlanan bu iddianame ile PKK’li Yakışır’ın cinayet faili olarak gösterildiği davanın 3 Mart’ta görülecek ikinci duruşması öncesinde sosyal medya hesabından Türkçe paylaşımda bulundu.
#TahirElçi davasının ikinci duruşması 3 Mart’ta görülecek. Fakat iddianamede bir sorun var. Saptadığımız polis memurlarının yanı sıra PKK üyelerinden biri de Elçi’nin katil sanığı olarak gösteriliyor. Oysa bulgularımız PKK üyelerinin Elçi’ye ateş etmediğini açıkça göstermişti. pic.twitter.com/EoqxVEVdWG
Cinayete ilişkin hazırlanan raporun kısa bir videosunun da eklendiği paylaşımda “Tahir Elçi davasının ikinci duruşması 3 Mart’ta görülecek. Fakat iddianamede bir sorun var. Saptadığımız polis memurlarının yanı sıra PKK üyelerinden biri de Elçi’nin katil sanığı olarak gösteriliyor. Oysa bulgularımız PKK üyelerinin Elçi’ye ateş etmediğini açıkça göstermişti” denildi.
Akademi Ödülleri‘nin habercisi olarak bilinen Altın Küre Ödülleri, bu yıl 78. kez sahiplerini buldu. Hollywood Yabancı Basın Birliği tarafından belirlenen ödüller ilk kez çevrimiçi ortamda dağıtıldı.
Ödül törenine hem drama dalında En İyi Film, hem de En iyi Yönetmen ödülünü kazanan Nomadland damga vurdu. Filmin yönetmeni Chloé Zhao, Altın Küre kazanan Asyalı ilk kadın olarak tarihe geçti. Geçen yıl 43 yaşında hayatını kaybeden Chadwick Boseman de Ma Rainey’s Black Bottom’daki performansıyla drama dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.
En İyi Yönetmen: Chloé Zhao (Nomadland)
Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü ise, Altın Küre Ödülleri’nde “yabancı film” olarak kategorize edilmesi ile daha önce tepki çeken Minari kazandı. A24’un imzasını taşıyan film, Amerikan yapımı olmasına rağmen ağırlıklı olarak Korece konuşulduğu gerekçesiyle “yabancı film” olarak kategorize edildiği için eleştirilmişti.
The Crown, The Queen’s Gambit ve Schitt’s Creek TV dizileri, En İyi Dizi ödülüne layık görülürken, The Crown drama kategorisinde hem En İyi Kadın Oyuncu hem de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.
En İyi Senaryo: Aaron Sorkin (The Trial of the Chicago 7)
78. Altın Küre Ödülü alanlar şöyle:
Drama Dalında En İyi Film: Nomadland
En İyi Yönetmen: Chloé Zhao (Nomadland) Müzikal/Komedi Dalında En İyi Film: Borat Subsequent Moviefilm En İyi Yabancı Film: Minari En İyi Animasyon Filmi: Soul En İyi Film Müziği: Soul (Trent Reznor, Atticus Ross, Jon Batiste) En İyi Senaryo: Aaron Sorkin (The Trial of the Chicago 7) Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Andra Day (The United States vs. Billie Holiday) Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Chadwick Boseman (Ma Rainey’s Black Bottom) Müzikal/Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Rosamund Pike (I Care A Lot) Müzikal/Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Sacha Baron Cohen (Borat Subsequent Moviefilm)
En İyi Mini Dizi: The Queen’s Gambit
Televizyon kategorisi
Drama Dalında En İyi TV Dizisi: The Crown Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Emma Corrin (The Crown) Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Josh O’Connor (The Crown) Müzikal/Komedi Dalında En İyi TV Dizisi: Schitt’s Creek En İyi Mini Dizi: The Queen’s Gambit Mini Dizi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Anya Taylor-Joy (The Queen’s Gambit) Müzikal/Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu: Catherine O’Hara (Schitt’s Creek) Müzikal/Komedi Dalında En İyi Erkek Oyuncu: Jason Sudeikis (Ted Lasso)
Rize iline bağlı Fındıklı Belediyesi tarafından “Zehirsiz bahçelerden zehirsiz ürünleri halka ulaştıracağız” sloganıyla hayata geçirilen kadınların el emeğiyle hazırlanan ürünleri aracısız olarak tüketiciye ulaştıracak MECİ Halkın Bakkalı bugün açılıyor.
Kooperatif bünyesinde açılacak olan MECİ Halkın Bakkalı ile ilçe sakinlerinin ürünleri yalnızca Fındıklı ve yöresine değil ülkenin dört bir yanına ulaştırılacak ve aracı olmadan farklı kentlerden getirilen yerli ürünler satışa sunulacak.
‘Zehirsiz ürünler halkla buluşacak’
Toplumcu belediyecilik anlayışıyla üretimin ve üreticinin önemini sürekli olarak vurguladıklarını belirten Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, MECİ halkın bakkalı projesiyle ilgili şunları söyledi:
Bu kapsamda MECİ Tarımsal Kalkınma Kooperatifini örgütledik ve Kadın Meclisimizle yola çıktık. Bu kapsamda Zehirsiz Bahçe ve Tarlalardan Zehirsiz doğal ürünlerimizin ilçe ve bölge halkımız ile buluşturmak amacıyla ülke genelinde 38 üretici kooperatifinin ürettiği ürünleri İlçemizde getirdik. Ülkemizin dört bir yanında, doğal ve zehirsiz bahçelerde üretilen kooperatif ürünleri olan organik gıdaları güvenli ve ucuza halkımızla buluşturacağız.”
‘Kooperatifçiliği yeniden canlandıracağız’
Çervatoğlu açıklamasında “Aracısız, bizden bize, üreticiden tüketiciye anlayışıyla Cumhuriyetimizin kuruluşundaki kooperatifçiliği tekrar canlandırarak önemsediğimizi ve bununla ilgili çalışmalar gerçekleştireceğimizi söylemiştik. Belediyemiz ve ilçemiz kadınların öncülüğünde Meci Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni kurduk. Kooperatifimizin ürettiği ıhlamurları İzmir’de depremzedelerle buluşturduk. Çankaya Belediyesi’nin kivi alımıyla Ankara’daki yoksullarla buluşmasını sağladık” dedi.
‘Hem halkı hem yerel üretimi destekleyecek’
Ardahan Hanak’tan Fındıklı’ya bir tarım köprüsü gerçekleştirmek için görüşmeler gerçekleştirdiklerini aktaran Çervatoğlu, “Şimdi de 1 Mart’ta Meci Halkın Bakkalı’nı açıyoruz. Ülkemizin dört bir yanındaki üretici kooperatiflerinin ürünleri halkımızla buluşacak. İlçemizde de köylülerimizin ürettiği doğal ürünlerin satışı gerçekleşecek” dedi.
Bu projeyle hem üretici köylülerin destekleneceğini hem de halkın aracısız, güvenilir ve ucuza doğal gıdalarla buluşmasının sağlanacağını belirten Çervatoğlu, “Bu ürünlerin internet ortamında satışını da gerçekleştirerek ilçe dışında yaşayan halkımıza da hizmet sunmayı hedeflemekteyiz” açıklamasını yaptı.
MECİ Halkın Bakkalı
‘MECİ Emek Evi 8 Mart’ta açılacak’
İlerleyen zamanlarda çalışmaların genişletilerek Halkın Marketi kurulması planlanıyor. Ayrıca el sanatları ürünlerinin satılacağı Meci Emek Evi de 8 Mart tarihinde açılacak.
Fındıklı Belediye Başkanı “Tarımın her alanında halkımızın desteklenmesi için çalışacak kadınlarımızın el emeklerine değer katmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.
‘Kurtuluşumuz tarımda’
“Kurtuluşumuzun tarımda olduğunu düşünüyoruz” diyen Çervatoğlu, bu kapsamda yaptıkları ve yapacakları projelerle ilgili ise şu bilgileri paylaştı:
Geçen yıl Dünya Çiftçiler Günü’nde 100 bin doğal geleneksel tohumundan üretilen sebze fidesi dağıtmıştık. Bu yıl da Fındıklının kurtuluşu olan 11 Mart’ta 1 milyon geleneksel doğal tohumlarımızı da halkımıza ücretsiz dağıtacağız. Halkımıza söz verdiğimiz gibi şeffaf katılımcı ve demokrat bir anlayışla ilçemizin gelişimi için MECİ anlayışıyla çalışacağız, çalışacağız ve daha mutlu yarınlarımızı yaratacağız.”
Hiç yüksekten İzmir’in klasik görünümüne baktınız mı? Boz bulanık bir beton yığını adeta… Bakarken tam ortada, Alsancak’ta, beton yığınının arasına sıkışmış küçük bir yeşilimsi vaha takılır gözünüze; orası Kültürpark’tır… Yeşilimsi diyorum; çünkü özellikle son 20-30 yıllık dönem içinde gerek Kahramanlar Kapısı‘ndaki; halk arasında ‘hangarlar’ olarak bilinen, büyük sergi salonları; gerekse içine yapılan irili-ufaklı binalar ile adım adım yok ediliyor bu kentin ortasında kalan son yeşil ada da… Üstelik bu adımlar Kültürpark’ ın 1930’lu yıllardan bu yana gelen tarihi ile kent için önemli miras niteliği taşıması nedeniyle son santimetresine kadar dikkatlice korunması gerekirke; atılıyor…
İzmir’e yolu düşen her kişi bilir Kültürpark’ı ve uzun tarihini… 1933’de başlanan ve Moskova’daki Gorki Parkı örnek alınarak yapılan Kültürpark ziyaretçilerine ilk kez 1936’da kapılarını açmış. O günden bugüne kadar da Kültürpark İzmirlilerin nefes alma ve buluşma noktası… İzmir’de yaşayan hemen hemen herkesin acı veya tatlı bir anısı var bu tarihi parkta… 1930’lu yıllardan itibaren her yıl yeşil alanı genişletilen ve özel bitki türlerine de kavuşturulan Kültürpark ’ta İzmir’in efsane belediye başkanı Dr. Behçet Uz’un emeği büyük…
Moskova’daki Gorki Parkı.
70’li yıllardan sonra ise özellikle içinde düzenlenen Enternasyonal İzmir Fuarı nedeni ile yeşil dokusu yıpranan ve pavyon adı ile birçok çirkin ve yeşil doku ile uyumsuz bina eklenen park için umutlar, Gaziemir’deki fuar alanının yapılması ile tekrar yeşermişti… Ancak yeşeren bu umutlar bugün tamamen solmak üzere… Pandemi günlerini fırsat bilen İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin karşı çıkmasına rağmen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nı büyük bir hızla meclisinden geçirdi. Şimdi plan 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun önünde…
Çevre örgütleri ve meslek odalarına karşı inşaat lobisi
Büyükşehir Belediye Başkanı aksini iddia etse de yapılan planın daha önceki Belediye Başkanı döneminde yapılan ve İzmirlilerin tepkisi nedeniyle geri çekilen plandan büyük bir farkı yok. Üstelik bu plana yine Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ‘ortak payda da buluşuldu’ söyleminin aksine meslek odalarının ve çevreci sivil toplum örgütlerinin desteği de yok onayı da yok. Destekleyen kesim ise İzmir’deki imar lobisi… Özellikle kamuoyunda ‘Basmane çukuru’ olarak bilinen yere dikkat edin, yakında orada yükselecek gökdelenin kokusu bugünlerde çıkarsa şaşırmayın…
Kültürpark ile birleştirilmesi önerilen Basmane Çukuru.
Oysa iki yıl önce her şey güzel başlamıştı; Kültürpark için arama konferansları yapılmıştı. O konferanslara İzmir Tabip Odası’nı temsilen ben de katılmıştım. Arama konferansında meslek odaları ve kurumların temsilcilerinin üzerinde hemen görüş birliği sağladığı konu ise Kültürpark’ın bir kent parkı olduğu ve Cumhuriyetimizin ilk dönemlerine ait mimari özelliği olan binalar dışında bütün binaların yıkılarak İzmir’e özgü bir park olarak kent ile bütünleştirilmesiydi. Arama konferanslarında bir vaha benzeri kentin ortasında, bina denizinin içinde kalan son yeşil parçanın daha çekici bir park haline getirilmesi için yapılması gerekenler de uzun uzun tartışılmıştı. Flora ve faunanın nasıl korunacağı, parkın hangi bitki türleriyle çeşitlendirileceği konuşulmuştu o toplantılarda…
Aslında kentin eski otobüs garı yeri olan ve imar lobisinin yıllardır gökdelen yapmak için peşinden koştuğu Basmane çukurunun da Kültürpark’a ilave edilme önerisi de benimsenmişti. Londra’nın Hyde Park’ı, Berlin’in Tier Garden’ı varsa İzmir’in de Kültürpark’ı olacaktı… İzmir efsane başkanı Dr. Behçet Uz’un mirasına kent olarak sahip çıkılacaktı.
‘Koruma amaçlı’ imar planı
Fakat olmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı kendi düzenlediği arama konferansında çıkan sonucu değil, başka çevreleri dinlemeyi tercih etti. Önce İzmir’de hiç başka yer yokmuş gibi Kültürpark’a üretici pazarı kuruldu. Yıllardır arabaların bile girmesine izin verilmeyen insanların ve diğer tüm canlıların yaşam alanına kamyonlar girdi. Hava egzoz gazları ile kirlenirken ortalığı anlamsız bir gürültü kapladı. Özellikle Kültürpark’ta yaşayan birçok kuş türü bu durumdan zarar gördü.
Sonra daha da kötüsü gerçekleşti Kültürpark’ı önemli ölçüde imarlaşmaya açtığı iddia edilen ‘koruma amaçlı imar planı’, pandemi nedeniyle her türlü toplantının yapılmasının yasak olduğu bir dönemde Büyükşehir Belediye Meclisi’nden hızla geçirildi. Üstelik imar planında Belediye yıllar önce verdiği sözü de tutmuyor, Gaziemir’deki fuar alanının tamamlandığı gün söküleceği sözünü yazılı olarak verdiği, çirkinlik abidesi hangarlar da önemli ölçüde korunuyor Kültürpark alanı içinde… Aceleye getirilen bu ‘koruma amaçlı imar planına’ Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetimi, kamuoyuna yaptığı açıklamayla tepkisini dile getirdi. Açıklamanın bir bölümünde aynen şöyle deniyor:
“‘Şehir plancıları Odası İzmir Şubesi, şimdiye kadar katılmış olduğu tüm toplantılarda açık sözlü ve net olmaya çabalamış, açık sözlüğün taraflar arasındaki saygının en temel gerekliliği olduğunu düşünmüş, herkesten de aynı ciddiyeti beklemiştir. Gerek İzmir, gerekse Türkiye için biricik niteliğe sahip olan Kültürpark söz konusu olduğunda, açık konuşmaya, özenli davranmaya ve gerçekleri söylemeye duyduğumuz ihtiyaç daha da belirgindir. Ne yazık ki İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde yapılan ve Kültürpark için plan hazırlanmasını hedefleyen toplantılar devam ederken, İzmir Büyükşehir Belediyesi, sadece kendisi adına değil, toplantının katılımcıları adına da konuyu karara bağlamış, açıklama yapmış ve eyleme geçmiştir. Oysa İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açıklanan uzlaşma kararı da; hayata geçirilmek istenen plan da yanlıştır.”
Diğer taraftan İzmir’de örgütlü tüm meslek odalarının da destek verdiği Kültürpark Platformu da yaptığı açıklamayla bu planın ‘katılımcılık ve şeffaflıkla oluşturulmadığının’ altını çiziyor ve bu plan kesinleştiği takdirde Kültürpark’ın bir inşaat şantiyesine döneceğinden endişeli olduğunu belirtiyor.
Anılarda kalmaması için itirazlar dikkate alınmalı
Şimdi plan 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun önünde ve kurulun kararı bekleniyor. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi planın kurul sürecini de takip edecek, odanın temsilcileri de kurulda İzmirlilerin plana karşı ortak itirazını dile getirecek. Kurul planı onaylayabilir, değişikliklerle onaylayabilir veya tamamen reddedebilir. Onaylarsa plan son onay için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gidecek. Değişiklik ister veya reddederse tekrar Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek.
Bir de dördüncü bir yol daha var, aklıma bile getirmek istemediğim, şimdilik yazmayacağım… Şu kadarını belirteyim: Kültürpark için tamamen yok oluş anlamına gelecek bu olasılığın ortaya çıkmaması için İzmir Büyükşehir Belediye yönetiminin inattan vazgeçerek bir an önce kendi topladığı arama konferansı sonuçlarına geri dönmesi, meslek odalarını, sivil toplum örgütlerini Kültürpark konusunda dinlemesi ve İzmirlilerle ortak adımlar atması gerekiyor.
Aksi takdirde Dr. Behçet Uz’un 1930’lı yıllarda Moskova’da bulunan Gorki Parkı örnek alarak yarattığı ve 90 yıla yakın bir süreden beri İzmir’in simgesi olan Kültürpark anılarımızda kalacak.