Editörün SeçtikleriManşetTarım-GıdaTürkiye

GDO’lu bir mısır ve dört soya çeşidinin hayvan yeminde kullanılmasına onay verildi

Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın genetiği değiştirilmiş (GDO) mısır ve soyanın hayvan yemi olarak kullanılmasına izin verilmesine ilişkin biyogüvelik kararları Resmi Gazete’de yayınlandı.

Yeni kararla birlikte genetiği değiştirilmiş bir mısır ile dört soya çeşidinin ve ürünlerinin hayvan yeminde kullanılmasına onay verildi. İzin, 10 yıl süreyle geçerli olacak.

Karar hangi ürünleri kapsıyor?

Buna göre, bakanlık, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Derneği İktisadi İşletmesi‘nin  (BESD-BİR) başvurusu üzerine alınan kararda  aad-1 genini ihdiva eden genetiği değiştirilmiş ‘DAS-40278-9’ mısır çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılması uygun bulundu.

Buna ek olarak genetiği değiştirilmiş ‘A2704-12’, ‘MON40-3-2’, ‘MON89788’ ve ‘DAS-44406-6’ soya çeşitleri ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verildi.

‘İçerisinde tarım zehirleri de yer alıyor’

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nden Turgay Özçelik Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “GDO diyerek genelleştiriyoruz ama çok sayıda genetiğiyle oynanmış gen mevcut. Şirketler her geçen gün yeni genler üretiyor, patentini alıyor ve satışa sunuyor. Patent anlaşmaları gizlilik içerdiği için; formülünü, bileşenlerini çoğu zaman bilemiyoruz. Ama bileşenleri açıklanan çok sayıda genin örneğin kanserojen olduğuna dair araştırmalar mevcut” dedi.

Çoğu GDO geninde glifosat gibi tarım zehirlerinin de bileşen olarak eklendiğini belirten Özçelik, “Bu tarım zehirleri nasıl pek çok sağlık problemine neden oluyorsa, aynı risk GDO’lar için de geçerli” ifadelerini kullandı.

‘Etkisini yıllar sonra görebileceğiz’

Alınan kararların çelişkili olduğunu belirten Özçelik, “Türkiye’de GDO’lu ürünlerin gıdada kullanılması yasak; hayvan yemi olarak kullanımına izin veriliyor. Ama sonuçta bu hayvanların ürünlerini tüketen insanlara da ulaşıyor GDO” dedi.

Biyoçeşitliliğe olan etkisinin ise tam bir muamma olduğunu belirten “Neye yol açacağını, neye zarar vereceğini ancak yıllar sonra görebileceğiz. Bunu beklemeden GDO’nun hiçbir şekilde ülkeye girişine izin verilmemesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Üçüncü dünya ülkelerinde yoğun’

Turgay Özçelik açıklamasında “Tüm dünyada endüstriyel tarım yöntemleri hakim olduğu için; aynı tarım zehirlerinde olduğu gibi, GDO kullanımı da özellikle üçüncü dünya ülkelerinde oldukça yoğun durumda” ifadelerini kullandı.

Çok uluslu şirketlerin GDO’yu, artan nüfusu doyurabilmek için bir çözüm olarak sunduğunu söyleyen Özçelik, “Ama özellikle Avrupa, endüstriyel tarım yöntemlerini terk etmek için harekete geçmiş durumda. GDO’nun ve tarım zehirlerinin yasak olduğu organik tarım alanlarını 2030’a kadar yüzde 25’e çıkartmayı hedefliyor” dedi.

Gelişmiş ülkeler GDO konusunda farkındalık kazandıkça, çok uluslu şirketlerin bu ürünleri üçüncü dünya ülkelerine pazarlamaya başladığına dikkat çeken Özçelik, “Oysa ki, ne GDO’ya, ne tarım zehirlerine hiçkimse muhtaç değil. Tarım da hayvancılık da zehirsiz, ekolojik yöntemlerle hiçbir canlıya zarar vermeden yapılabilir” yorumunu yaptı.

Biyogüvenlik Kurulu kapatıldı

GDO’lu ürünlere ilişkin izin ilk kez, 2011 yılında BESD-BİR ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin (YUM-BİR) başvurusu üzerine beş mısır çeşidine yönelik çıkarılmıştı.  2017 yılında alınan bir kararla Türkiye’de hayvan yeminde izin verilen GDO’lu mısır ve soya sayısı 36’ya kadar çıkmıştı.

GDO’lu ürünlere ilişkin onay süreçlerinin yürütüldüğü özerk bir yapı olan ve akademisyenlerden oluşan Biyogüvenlik Kurulu ise 2018’de yayınlanan KHK ile kapatılarak yetkileri Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredildi.