Ana Sayfa Blog Sayfa 1583

‘Kanal İstanbul’un imar planı revizyonu projenin asıl amacını ortaya koyuyor’

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul Projesi‘ne ilişkin daha önce askıya çıkarılan imar planı değişikliklerinin güncellemelerle birlikte yeniden onaylanarak askıya çıkarıldığını söyledi.

Kurum açıklamasında 1/100.000, 1/5.000 ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planlarının vatandaşlardan gelen talep ve itirazların değerlendirilmesiyle revize edildiğini söyledi.

Ancak TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Sekreteri Cevahir Akçelik Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede söz konusu revizyonların vatandaşların itirazı ile alakası olmadığını söyledi.

‘Bunun bir rant projesi olduğunu söylüyorduk’

Yapılan değişikliklere ilişkin konuşan Akçelik, “Karadeniz kıyısındaki lojistik merkezi kaldırılmış. Üniversite ve ticaret gelişim merkezi yapılacağı söylenen yerler ise konut alanı olarak değiştirilmiş” bilgisini paylaştı.

Akçelik, “Bu değişiklikler projenin asıl amacını ortaya koyuyor. Biz en başından beri bunun bir rant projesi, emlak projesi olduğunu söylüyorduk. Hükümet ise istihdam ve kalkınma dedikleri şeyleri yavaş yavaş kaldırarak projenin asıl amacına yönelik bir dönüşüm sağlamış” dedi.

Vatandaşın itirazı neydi?

Kurum’un iddia ettiği gibi vatandaşların itirazlarının değerlendirilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını vurgulayan Akçelik vatandaşların ve kurumların uzun kuyruklar oluşturarak sundukları itirazların neler olduğunu şu şekilde aktardı:

Temel itiraz şehrin kuzeye doğru genişlemesinin yol açacağı problemlerdi. İnsanlar projenin ormanlık alanların ve su varlıklarının yok edilmesine, deprem açısından oluşacak risklere, şehre yeni bir nüfus yükü oluşturacağını belirtmişti. Kimsenin ticari gelişmeye, üniversiteye itirazı yoktu. Bu tamamen kendilerinin uygun gördüğü bir değişiklik.”

Daha önce askıya çıkan imar planı değişikliklerine yüz binlerce İstanbullu yağmur altında uzun kuyruklar bekleyerek itirazlarını sunmuştu.

Bundan sonraki süreçte ne olacak?

Bakanlık’ın imar planındaki revizyonları onaylayarak askıya çıkarmasıyla birlikte vatandaşların itirazlarını sunması için 30 gün süreleri olacak.

İtiraz dilekçelerinin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine sunulabileceğini belirten Akçelik, “Biz de yakın bir zamanda TMMOB olarak örnek bir dilekçe yayınlayacağız” dedi.

İtiraz etmenin hala mümkün olduğunu aktaran Cevahir Akçelik, “Kamuoyunda sanki her şey bitmiş, itiraz edilecek bir şey yokmuş gibi bir algı oluşturulmak isteniyor. Ancak bu söz konusu değil” dedi. Plan askıdan inince de yeniden bir dava açılması mümkün olacak.

27 Mart Cumartesi Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu eylemi Fotoğraf: Fatoş Erdoğan

Eylemler devam ediyor

Öte yandan Kanal İstanbul projesine karşı çıkan birey ve kurumların oluşturduğu Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu da projeye karşı başlattıkları kampanyayı devam ettiriyor.

Son olarak cumartesi günü Kadıköy İskele’de bir araya gelen aktivistler projenin iptal edilmesi taleplerini yinelediler. “Doğa için sanat buluşması” ismi verilen etkinlikte aktivistler “Beton İstanbul’a hayır”, “İstanbul ve doğa ile inatlaşılmaz” yazılı pankartlar açtı.

 

Çözüm Covax değil

Aralık ayından bu yana Covid-19’a karşı bazı ülkeler ağır aksak da olsa bir aşılama gayreti içindeler. Halen çeşitli ülkelerde on farklı aşı kullanımda,  birkaç tanesi de yolda. Birkaç ay içinde ‘acil kullanım onaylarını’ almaları bekleniyor.

Covid-19 aşılarının piyasaya çıkması ile birlikte kamuoyu yeni bir kavramla tanıştı: Aşı milliyetçiliği… Parası olan zengin ülkelerin yönetimleri bir taraftan geliştirilen aşıları daha üretilmeden satın alırken diğer taraftan ise ülkelerinde kurulu firmalar tarafından geliştirilen aşıların bu firmalar tarafından başka ülkelere satışını engellediler, engellemeye de devam ediyorlar.  Ancak buna rağmen bu ülkelerdeki aşılama çalışmaları hedeflenen düzeye gelebilmiş değil. Son haftanın rakamlarına göre İsrail hariç, bu ülkelerde iki doz aşı yapılabilenlerin genel nüfus içindeki oranı %10’ları geçmiyor. İsrail ise nüfusunun yaklaşık %55’ine iki doz aşı yapabilen şu ana kadar tek ülke…

Peki, neden böyle oldu? Nedeni açık… Zengin ülkelerin aşı geliştiren firmaları planladıkları kadar bile aşı üretemiyorlar. ABD, Kanada, Avrupa Birliği ülkeleri gibi ülkelerden aşı geliştirmeye başladıkları ilk günlerden peşin olarak aşı ücretlerini alan bu firmalar bugün yaptıkları antlaşmalara uygun miktarda aşıyı bu ülkelere teslim edemiyorlar. Aşı geliştirmenin tek başına yeterli olmadığını, üretim kapasitesinin de önemli olduğunu acı bir şekilde anlıyor bütün dünya…

Diğer taraftan dünya nüfusunun %65’ten fazlasını oluşturan, yaklaşık 6 milyar insanın yaşadığı yoksul ve orta gelirli ülkeler ise aşıya ulaşamıyor. Yani zengin ülkeler beklenenden yavaş da olsa aşılanırken büyük çoğunluğu Afrika, Güney Amerika ve Güney-Doğu Asya’da bulunan yoksul ve orta gelirli ülkelerin vatandaşları 2021 yılı içinde tek doz aşıya bile ulaşamayacak. Bu aşıya ulaşımdaki büyük adaletsizliği önlemek için Dünya Sağlık Örgütü’nün geliştirdiği sistem ise Covax…  Covax, DSÖ’nün 2020’de başlattığı aşı programı. Mart 2020’de G20 ülkeleri kararı ile kurulan DSÖ’nün ACT Accelator programının bir parçası… DSÖ’nün web sayfasında Covax oluşturulmasının amaçları şu başlıklar altında özetleniyor:

  • COVID-19’a karşı güvenli ve etkili aşıların geliştirilmesini sağlamak ve hızlandırmak;
  • Üretim kapasitesini artırmak ve
  • Tüm ülkeler için aşıların adil ve eşitlikçi bir şekilde dağıtımını sağlamak amacıyla hükümetler ve aşı üreticileri ile birlikte çalışmak

Dünya Sağlık Örgütüne göre Covax, Covid-19 aşılarının tüm dünyada adil ve eşit dağıtımını hedefleyen tek küresel girişim… Peki, adil ve eşit paylaşımı sağlamak için Covax’ın ortaya koyduğu hedefler neler? Yine DSÖ web sayfasında Covax’a ayrılan bölüme bakıldığı zaman bu hedeflerin aşıya ulaşamayan altı milyar insanın 2021 yılı içinde aşıya ulaşımını sağlamaktan uzak olduğunu gösteriyor. Örgüt 2021 yılı için programa katılan ülkelerde yaşayanların sadece %20’sini aşılmayı hedeflemiş. Bu hedef için 2021’de 2 milyar doz Covid-19 aşısına ulaşmayı hedefleyen örgüt, ekteki tablodan da anlaşılacağı gibi bugün itibarıyla bu miktara ulaşmanın çok uzağında…

Covax’ın geliri ise sisteme destek veren ülkelerin bağışlarından oluşuyor. Kamuoyuna pandemi döneminde servetlerini daha da büyüten dünyanın en zengin bazı isimlerinin de bağışçılar arasında olduğu bilgisi yansıdı. Fakat 2021 yılı için Covax’ın çok yetersiz olan hedefinin bile gerisinde kalmasının en önemli nedenini yaptığı basın toplantılarında DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus ’bazı ülkelerin’ aşıların fiyatını aşırı yükseltmesine bağlıyor ve böylece bu ülkelerin Covax’ı baltaladığını iddia ediyor.  Genel Direktör ülke adı vermiyor ama herkes fiyat yükselterek piyasadaki az miktardaki aşıyı alan ‘zengin’ ülkeleri biliyor. Gelinen korkutucu sonu Ghebreyesus şu sözleriyle özetliyor: ‘Dünya felakete eşdeğer bir ahlâki çöküntünün eşiğindedir. Bu felaketin bedeli yoksul ülkelerde yitirilecek yaşamlarla ödenecektir.’

‘Herkes güvende değilse, hiç kimse güvende değil’

DSÖ’nün web sayfasının Covid-19 pandemisi ile ilgili bölümde yazan bir cümle var: ‘Herkes güvende değilse hiç kimse güvende değildir.’ Fakat geldiğimiz nokta da zengin Batı ülkeleri izledikleri aşı politikalarıyla bu cümleyi ‘biz güvendeysek gerisi önemli değil’ noktasına getirdiler. Üstelik izledikleri politikalarla altı  milyar insanı kaderine adeta terk eden bu ülkeler çözümü aşı pasaportlarında arıyor. Aslında ne zengin ülkelerin aşı pasaportu ne de DSÖ’nün Covax sistemi yaşadığımız pandeminin gerçek çözümü değil. Gerçek çözüm Covid-19 aşıları için acil olarak patent haklarının kaldırılması ve tüm insanlığa ait olması gereken aşı ile ilgili bilgilerin tüm ülkelerle paylaşılması…

Böylece aşı üretim kapasitesinin tüm ülkelerdeki mevcut üretim kapasitelerinin kullanılarak tüm insanlara yetecek düzeye bir an önce getirilebilir ve en geç 2022 yılı başına kadar pandeminin önüne geçilebilir. Ancak kapitalist sistemin ilaç firmaları bu gerçek çözüme yaklaşmıyorlar. Bununla ilgili teklifi bir-iki hafta önce Dünya Ticaret Örgütü’nde reddettiler. Şimdi ise yüzleri kızarmadan 2022 yılı içinde üretim kapasitelerini artırmak ve daha çok para kazanmak için ülke yönetimlerinden kredi istiyorlar…

Zengin ülkeler 2021 yılı içinde aşılama ile salgını kontrol altına alacaklar. Kapitalist sistemin patent yanlısı aşı firmaları 2022’de de kapasitelerini artırıp 2021’de aşıya ulaşamayan ülkelere ve daha şimdiden 2022, hatta 2023 yılına aşı takvimi sarkan DSÖ’nün Covax sistemine aşı satıp para kazanmaya devam edecekler. Peki, bu süre içinde Covid-19 nedeniyle yaşamını kaybedenlerin hesabını kim verecek?

 

Yenilenebilir enerji Avustralya’ya kömürle aynı enerji arz güvenliğini sunuyor

Yapılan yeni araştırmalar yenilenebilir enerji ve elektriğin depolanmasında kullanılan bataryaların Avustralya‘nın elektrik şebekesini kömür ve doğal gaz kadar etkili bir şekilde güvence altına alabileceğini öne sürüyor.

Bir düşünce kuruluşu olan Avustralya Enstitüsü tarafından yaptırılan ve pazartesi günü yayınlanan araştırma, temiz teknolojilerin, enerji şebekesini güvence altına almak ve maliyeti düşürmek için gereken hızlı frekans yanıt hizmeti ve voltaj kontrolünü sağladığını ortaya koydu.

Ancak rapor, yasal engellerin şu anda yenilenebilir enerji ve bataryaların sistem güvenliği sağlama yeteneğini sınırladığını söylüyor.

‘Kömür ve doğal gaz sistemi çöküyor’

Elektrik şebekesi, geçmişte kömür, doğal gaz ve hidroelektrik santrallerinin sağladığı gibi frekans ve voltajı güvenli sınırlar içerisinde tutmak için kontrol gerektiriyor.

The Guardian’ın aktardığına göre enerji ekonomisti Prof. Bruce Mountain, “Kömür ve doğal gazın temelini oluşturan iş modeli gözlerimizin önünde çöküyor ve iyi haber şu ki, bataryalar ve yenilenebilir enerji artık devreye girip şebekeyi güvende tutabilir” dedi.

Mountain, “Yenilenebilir enerjiler halihazırda piyasadaki en ucuz elektriği yaratıyor. Bu yüzden fosil yakıt endüstrisinin dayanmak zorunda olduğu son ayak, tarihsel olarak sağladıkları güvenlik hizmetleriydi. Artık bu hizmetlerin bile yenilenebilir enerji ile daha güvenilir ve uygun fiyatlı bir şekilde sunulduğunu görebiliyoruz ve bu eğilim gelecekte hızlanacak” dedi.

‘Yeni kurallar uygulanmalı’

Düşünce kuruluşu raporla birlikte yenilenebilir enerjilerin şebeke güvenilirliğini daha iyi desteklemesine izin vermek için enerji güvenliğini yöneten yeni kurallar uygulanması çağrısında bulunuyor.

Araştırma, ulusal elektrik piyasasını yeniden tasarlarken enerji güvenliği kuruluna yardımcı olmayı amaç ediniyor. Avustralyalı enerji bakanları, Haziran 2021’de ulusal pazar için yeni bir “2025 sonrası” tasarım belirleyecek.

Avustralyalılar bu dönüşüme hazır

Araştırma kapsamında yapılan anket, katılımcıların yüzde 51’inin şebekeyi güvende tutmak için yeni bataryalar için ödeme yapmayı tercih edeceğini, yüzde 26’sının ise bu hizmet için kömür ile çalışan jeneratörlere ödeme yapmayı tercih ettiğini gösterdi.

Avustralya Enstitüsü’nün enerji politikası lideri Dan Cass “Kömür santralleri kapanıyor ve yerini temiz enerjiye bırakıyor. Ancak kömürle sağlanan güvenlik hizmetlerinin yerini alacak ulusal bir plan yok. Bataryalar ve yenilenebilir enerji bu alandaki olağanüstü potansiyeline rağmen sistem güvenliğine katkıda bulunmalarına karşı engellerle geri çekiliyor” dedi.

Cass, son araştırmanın yenilenebilir enerjinin şebekeyi desteklemek için yeterli sistem güvenliğini sağlayabildiğini ve Avustralyalıların “bu geçişin gerçekleşmesine hazır olduğunu” gösterdiğini söyledi.

 

Bakanlık yanıtladı: 2020 yılında 2 bin 822 projeye ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Çevre Komisyonu CHP Sözcüsü Murat Bakan‘ın İzmir ve Türkiye genelindeki Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) verilerine dair verdiği soru önergesine Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘dan yanıt geldi.

Bakan, 2020 yılında Türkiye genelinde toplam kaç ÇED başvurusu yapıldığını, bununla birlikte kaç proje hakkında hangi kararların verildiğini sormuştu.

Bakanlık bu soruyu, “2020 yılında yapılan ÇED başvuru sayısına göre değil; sadece 2020 yılında verilen karar sayısına göre bilgi verilebilmektedir” şeklinde yanıtladı.

CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan ise bu cevabı, “Kaç başvurudan kaçı hakkında hangi kararları verdiğinizi açıklarsanız eğilimi ve gidişatı görebiliriz. Bu veriler bu haliyle bir anlam ifade etmiyor” şeklinde yanıtladı.

2 bin 822 projeye ‘ÇED gerekli değildir’ kararı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2020 yılında toplam 2 bin 822 projeye ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildiğini açıklarken, 390 projeye ÇED olumlu, 58 projeye ÇED gerekli, yedi projeye ÇED olumsuz ve 175 projeye de ‘mevzuattan iade/iptal’ kararı verildiğini belirtti.

Sorular, toplam veriyle cevaplandı

Murat Bakan’ın İzmir’de 2002-2020 yıllarında yapılan ÇED başvurularının yıllar bazındaki verileri sorusu, yıllar bazında değil, 18 yıllık toplam veriyle cevaplandı.

Buna göre, İzmir’de 2002-2020 yıllarında toplam 2 bin 544 projeye ‘ÇED gerekli değildir’, 340 projeye de ‘ÇED olumlu’ kararı verilirken, 33 projeye ‘ÇED gereklidir’ ve iki projeye ‘ÇED olumsuz’ cevaplarının verildiği kaydedildi.

Mevzuattan iade/iptal kararı proje sayısının 280 olduğu açıklandı ve iade/iptal verilerinin 2014-2020 yıllarında olduğu vurgulandı.

Sektörel dağılımlar

CHP’li Murat Bakan’ın İzmir’de 2002-2020 yıllarında ‘ÇED olumlu’ ve ‘ÇED gerekli değildir’ kararları verilen projelerin sektörel dağılımları sorusuna da toplu veriyle cevap verildi.

Cevapta, İzmir’de 18 yılda verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarının 672’sinin tarım-gıda, 546’sının petrol-madencilik, 494’ünün atık-kimya, 414’ünün sanayi, 208’inin enerji, 147’sinin turizm-konut ve 63’ünün de ulaşım-kıyı sektörüne verildiği kaydedildi.

‘ÇED’in gerçek işlevi yerine getirilmiyor’

CHP’li Murat Bakan, açıklanan rakamların, ÇED’in gerçek işlevini yerine getirmediğini ortaya koyduğunu dile getirdi:

Bakanlık yanıtı ÇED’in gerçek işlevini yerine getirmediğini açıkça ortaya koyuyor. Amacı çevreyi korumak, olası sorunları engellemek olan ÇED, yapılmak istenen proje önünde aşılması gereken engel olarak görüldüğü için bilimsel ve objektif kriterler yok sayılıyor.

İzmir’de 18 yılda tam 2 bin 544 projeye ‘ÇED gerekli değil’ denmiş, buna karşılık sadece 33 projeye ‘ÇED gerekli’ denmiş. 340 proje için ‘ÇED olumlu’ kararı çıkmış, buna karşılık sadece 2 projeye ‘ÇED olumsuz’ kararı verilmiş. Doğamızın ve geleceğimizin nasıl tahrip edildiği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın paylaştığı ve paylaşmadığı verilerle gözler önüne seriliyor.”

‘AKP hiçbir zaman şeffaf olmadı’

Bakan, ayrıca 2020’de başvurusu yapılıp aynı yıl içinde ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilen proje sayısının da cevapsız kaldığını belirterek şu açıklamaları yaptı:

Muhalefetin soruları, denetim mekanizması açısından çok önemlidir. Bu yüzden doğru soruyu sormak hayatidir. Önerge yanıtları daha da önemlidir. Çünkü bu, Bakanlıkların yani bürokrasinin nasıl yönetildiği hakkında bilgi verir. 2020’de başvurusu yapılıp aynı yıl içinde ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilen proje sayısını sormuştum.

Bu kritik bir soruydu. Toplam ÇED başvuru sayısı gibi yanıtsız kaldı. AKP hiçbir zaman hiçbir konuda şeffaf olmadı. 18 yıldır ‘mış gibi’ yönetiyorlar. Çünkü bakış açıları ‘mış gibi’ gibi. Tek gerçeklikleri; bu toprakları ranta talana teslim edip üç beş müteahhitte peşkeş çektikleri ve hunharca ceplerini doldurmaları.”

Çin’de kum fırtınası nedeniyle gökyüzü sarıya, güneş maviye döndü

Çin‘de iki hafta içine iki defa meydana gelen kum fırtınası Başkent Pekin‘de güneşin mavi, gökyüzünün ise sarı görünmesine neden oldu.

Pekin pazar sabahına kum fırtınasının oluşturduğu kalın kum tanecikleriyle uyandı. Kum fırtınası, kuraklığın vurduğu Moğolistan ve kuzeybatı Çin‘den gelen rüzgarlarla körüklendi.

The Guardian’ın aktardığına göre bazı gökdelenlerin tepeleri kum fırtınası tarafından gizlendi, şehirdeki görüş mesafesi ise azaldı. Sokaklarda toz rüzgârları savrulurken yayalar gözlerini kapatmaya zorlandı.

Çin Meteoroloji İdaresi cuma günü sarı bir alarm yayınlayarak Moğolistan’dan Pekin’i çevreleyen İç Moğolistan, Shanxi, Liaoning ve Hebei gibi kuzey Çin illerine doğru bir kum fırtınasının yayıldığı uyarısında bulunmuştu.

Hava kirliliğinde rekor seviye

Pazar sabahı kum fırtınası Pekin’i vururken, Pekin’in gerçek zamanlı hava kalitesi endeksine göre hava kirliliği ise maksimum seviye olan 500’e yükseldi. Akciğerlere nüfuz edebilen kirletici PM10’un seviyeleri metreküp başına 2 bin mikrogramı geçti.

Kan dolaşımına nüfuz edebilen daha küçük partiküller olan PM2.5 seviyeleri 462’ye ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği PM 2.5 limiti ise günlük ortalama 25.

 

Marmara Adaları Yapay Resif Projesi’nin ikinci faz çalışmaları başladı

2 bin 400 yapay resif bloğunun denize bırakılacağı Marmara Adaları Yapay Resif Projesi 2’nci Faz çalışmalarına Balıkesir Üniversitesi Zooloji Anabilim Dalı işbirliği ile başladı.

Marmara Adaları Yapay Resif Projesi; sucul canlılarının barınmasına, beslenmesine ve üremesine imkân tanıyacak yeni yaşam alanları oluşturacak. Bölgedeki hassas ekosistemlerin korunmasına ve balıkçılık faaliyetlerine katkıda bulunacak.

İkinci faz çalışmaları başladı

Marmara Adaları Yapay Resif Projesinin ikinci faz çalışmaları Tarım ve Orman Bakanlığından alınan onay ile mart ayında başladı. Proje sahibi Gündoğdu Köyü Kalkındırma ve Güzelleştirme Derneği, 2’nci Faz çalışmaları için Balıkesir Üniversitesi ile işbirliği yaptı.

Üniversitenin Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Zooloji Anabilim Dalı tarafından yürütülen bilimsel araştırmalar, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilek Türker’in liderliğinde, Biyolog Kadriye Zengin ve Su Ürünleri Mühendisi Abdülkadir Ünal tarafından gerçekleştiriliyor.

‘Büyük bir av baskısı var’

Dört farklı mevsimde yapılacak örnekleme çalışmalarının ilki 6-7 Mart tarihlerinde gerçekleşti. Çalışmaları yöneten Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilek Türker şunları söyledi:

Çıkan örneklerin ilk tasnifini Marmara Adası, Gündoğdu Köyü’nde gerçekleştirdik. Ne yazık ki elde ettiğimiz türlerin av boyunun çok küçük olması, civarda çok ciddi bir av baskısı olduğuna işaret ediyor. Deniz çöpleri bu bölgede de çok ciddi bir sorun.

Marmara Adaları Yapay Resif Projesi
Marmara Adaları Yapay Resif Projesi

İstatistiksel inceleme yapılacak

Türker “Türlerin biyolojik özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak için bazı parametreleri kayıt altına alıp, çift taraflı metodla tespitler yaparak, istatiksel işlemlere tabii tutacağız” dedi.

Bu işlemlerle, türlerin eşeysel olgunluğu, kaç yaşında olduğu ve av baskısı hakkında bilgi sahibi olunması planlanıyor. Edinilen tüm bilgiler istatistiksel değerlendirmelere tabi tutarak stok tespiti yapılacak.

Mahkeme, Uzungöl için yürütmeyi durdurma kararı verdi: Hukuka aykırı

Doğu Karadeniz‘in ünlü turizm merkezlerinden biri olan Trabzon Çaykara İlçesi’ndeki Uzungöl‘de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan planın mahkemeye taşınmasının ardından, Trabzon İdare Mahkemesi altı vatandaşın davasında ara karar verdi ve imar planını durdurdu.

Mahkemenin almış olduğu bu karara sevinen Uzungöl halkı, iptal edilmesini bekledikleri planda kendi talepleriyle ortak bir düzenleme yapılmasını istedi.

30 kişi planın iptali için dava açtı

1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2019 yılında hazırlanmıştı.

Askıya çıkan plan, 80’e yakın noktada parsel anlaşmazlığı sebebiyle şehircilik ilkelerine ve imar mevzuatına aykırı olduğu ileri sürülerek yargıya taşındı.

30 kişi planın yürütmesinin durdurulması ve iptali için Trabzon İdare Mahkemesi’ne dava açarken, dava kapsamında bölgede bilirkişi keşfi de yapıldı.

Trabzon İdare Mahkemesi, plan esaslarına, imar mevzuatına, üst ölçekli plan hükümlerine ve kamu yararına uyarlık görülmediğini belirtirken, planın hukuka aykırı olduğu ve davacı taraflar açısından telafisi güç zararlara neden olabileceği gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Yaklaşık 80 farklı noktaya itiraz edildi

Turizmci İdris Akyüz, imar planında yaklaşık 80 farklı noktaya vatandaşların itiraz ederek dava açtığını belirtti. Akyüz, konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Mahkeme, ara karar olarak altı vatandaşın davasına yürütmeyi durdurma kararı verdi. Trabzon Şehir Plancıları Odası da ayrıca planın geneli üzerinde bir dava açmıştı, bu ise henüz sonuçlanmadı. Vatandaşların sıkıntılarını ve taleplerini karşılanması için açılan bu davaların bizim asıl hedeflerimize ulaştıracaktır.”

’56 yıldır Uzungöl’de plan olmasını bekliyoruz’

İdris Akyüz, planın orada yaşayan insanlarla birlikte devletin de beklentilerini karşılayacak şekilde yapılmasının talep edildiğini dile getirdi:

Asıl amaç küçük olan parsellerin bütünsel olarak kullanılmasını sağlamak iken maalesef karşımıza çıkan sonuç 40 hatta 80 ortaklı alanlar. Bu da gelecekte karşımıza çıkabilecek sorunların önünü açıyordu.

Planı orada yaşayan insanlarla birlikte devletin de beklentilerini karşılayacak şekilde yerinde uygulanabilir bir plan olmasını talep ediyoruz. 56 yıldır Uzungöl’de plan olmasını bekliyoruz. Bugüne kadar planlar geldi ve itirazlar sonucu iptal edildi.

Bu planın uygulayıcıları burada yaşayanların hassasiyetlerini dikkate alarak, beraber ortak bir çerçevede plan yapalım ve daha sonra vatandaşın itiraz etmesini de engellemiş oluruz.”

‘Yeni bir planın hazırlanacağını düşünüyorum’

Çaykara Belediyesi Başkanı Hanefi Tok ise, bölge sakinlerinin de sürece dahil edilerek yeni bir planın hazırlanacağını düşündüğünü ifade etti:

 Yürütmeyi durdurma kararının iptalini isteyerek bir üst mahkemeye itiraz yapıldı. Eğer mahkeme planın tamamını iptal ederse, bozulmasına neden olan sorunları düzeltip veya yeni bir plan hazırlanıp en kısa sürede yeniden askıya çıkartılacaktır.

Elbette bu tür çalışmalarda bazı eksiklikler olabilir. Bu tür projelerde yüzde yüz memnuniyetin olması da zaten mümkün değildir. Uzungölde evi barkı olan, orada yaşayan çok sayıda vatandaşımız var ve onları yormadan, mağdur etmeden, sürece dahil ederek yeni bir planın hazırlanacağını düşünüyorum. Sürecin içinde olmayı istemek ve hukuki haklarını aramak vatandaşın doğal hakkıdır. Yargı ne karar verirse saygı duyacağız.”

Süveyş Kanalı bir haftanın ardından kısmen açıldı

Mısır Cumhurbaşkanı Müsteşarı İhab Memiş, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, Süveyş Kanalı‘nda karaya oturan geminin kurtarıldığını ve fiilen yüzdürüldüğünü söyledi.

Böylece geminin yeniden yüzdürülmesiyle bir haftanın ardından kanalda diğer gemilerin geçişi için alan açıldı. Süveyş’te trafik sınırlı da olsa yeniden açılmış oldu.

Toplam 12 çekici kullanıldı

Süveyş Kanal İdaresi Başkanı Usame Rabi, Kanal’a oturan “The Ever Given” adlı geminin kurtarılması operasyonuna iki çekicinin daha katıldığını açıkladı.

Kanal İdaresi’nden yapılan açıklamaya göre Rabi, iki çekicinin de Port Said Tersanesi‘nde çalışmaları yapmaya uygun hale getirildiğini belirtti. Rabi, her bir çekicinin yaklaşık 36 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğinde yüksek kapasiteli pervanelere sahip olduğunu vurguladı.

AA’nın haberine göre geminin yüzdürülmesi için çalışmaların 12 çekiciyle aralıksız sürdürüldüğünü dile getiren Rabi, operasyonun metcezir ve rüzgarın yönüyle de ilişkili olduğunu hatırlattı.

Neler yaşandı?

Dünyanın en önemli su yollarından biri olan Süveyş Kanalı’nda 24 Mart’ta dev konteyner gemisi, ülkede yaşanan kum fırtınası ve kötü hava koşulları neticesinde görüş mesafesinin düşmesi nedeniyle kıyıya çarparak kaza yapmıştı.

“The Ever Given” isimli geminin dar kanalda enlemesine sıkışarak geçiş yolunu kapatması sonucu kanalda uzun gemi kuyrukları oluşmuş ve deniz trafiğinin durması nedeniyle ham petrol ve LNG sevkiyatlarında aksamalar yaşanmıştı.

Fotoğraf: AA

Trafik askıya alınmıştı

Süveyş Kanalı İdaresi, aynı gün deniz trafiğinin normale döndüğünü açıklamış ancak 25 Mart’ta, gemi yeniden hareket edene kadar Süveyş Kanalı’ndaki trafiğin askıya alındığını duyurmuştu.

Söz konusu geminin sahibi Japon firma da 26 Mart’ta yaptığı açıklamada, geminin yeniden yüzdürülmesine yönelik girişimlerde “zorluklarla karşılaşıldığını” bildirmişti.

Günlük 14-15 milyon dolar zarar

Süveyş Kanalı’nı geçmek için mevcut olarak 369 geminin beklediği ifade edildi. Birçok gemi rotasını Güney Afrika’daki Umut Burnu’na kırdı ancak bu yolu 7 ile 10 gün arası uzatıyor ve yakıt masrafını ciddi anlamda yükseltiyor.

Kanal, kapalı kaldığı her gün 14-15 milyon dolar zarar ediyor.

60 yaş üzeri ve bazı risk grubundakiler için aşı randevusu açıldı

Covid-19 salgınıyla mücadele sürecinde Türkiye’de 14 Ocak’ta sağlık çalışanları ile başlayan toplumsal aşılamada, 60 yaş üzeri vatandaşlar ile eşleri için aşı randevusu açıldı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, cumartesi günü sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Aşısı sisteme tanımlanmış olan vatandaşlarımız 60 yaş üzeri vatandaşlarımız eşleri ile birlikte randevu alarak aşılarını olabilecekler. Ayrıca bazı risk grupları da programa dahil edildi” bilgisini paylaştı.

Hangi risk grubunu kapsıyor?

Bakan Koca’nın paylaşımına göre risk grubundaki morbid obez, malign tümörü olan kanser ve diyaliz hastaları, down sendromlular ve immuno supresif tedavi alanlar da öncelikli aşı olmak için sisteme tanımlandı.

Koca’nın açıklamalarının ardından, randevu sistemi bu risk grubundakiler aşılarını belirlenen sağlık kuruluşlarında yaptırabilecek.

Aşı randevusu nasıl oluşturulur?

Aşılama süreci, Koronavirüs Bilim Kurulunun oluşturduğu takvim doğrultusunda tamamlanacak. Vatandaşlar, Covid-19 aşısına ilişkin durumunu e-Nabız hesabından veya 2023’e kısa mesaj göndererek öğrenebilecek.

Aşı olacak grup arasında yer alan kişiler randevu işlemi için MHRS uygulamasına yönlendirilecek, vatandaş, tarihi geldiğinde randevu aldığı sağlık kuruluşuna gidecek.

İkinci doz aşı randevusu da oluşturulacak

Aşıyı uygulayan sağlık personeli vatandaşın ikinci doz randevusunu da oluşturacak, bu randevunun bilgileri de kısa mesajla iletilecek.

Aşı uygulaması için vatandaşlar, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) ve e-Nabız hesabı üzerinden randevularını değiştirilebilecek.

Koronavirüs aşısı için Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden https://www.mhrs.gov.tr/ veya 182’den randevu alınarak başvurulabilinecek.

Aylardır beklenen telefon iklim için çaldı: Biden, Erdoğan’ı iklim zirvesine çağırdı

ABD Başkanı Joe Biden, aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın da olduğu 40 dünya liderini 22-23 Nisan’da çevrimiçi olarak düzenlenecek İklim Zirvesi’ne davet etti.

Biden’ın, Beyaz Saray’daki görevine başlamasının üzerinden iki ayın geçmesine rağmen Erdoğan’ı aramamış olması dikkat çekmişti. Bir önceki Başkan Donald Trump, 016 yılında göreve başlamasından günler sonra Erdoğan’ı aramıştı. Böylece uzun zamandır beklenen telefon iklim konusunda çalmış oldu.

Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, “Başkan Biden, 22-23 Nisan’da ev sahipliği yapacağı ve çevrimiçi düzenlenecek İklim Zirvesine 40 dünya liderini davet etti” ifadesine yer verildi.

‘Önemli bir kilometre taşı’

Söz konusu zirvenin kamuya açık şekilde canlı yayınlanacağına işaret edilen açıklamada, Biden’ın göreve geldiği ilk gün, Donald Trump’ın ayrıldığı Paris İklim Anlaşmasına geri döndüğü anımsatıldı.

Açıklamada, liderler zirvesinde, iklim değişikliği ile daha güçlü bir mücadelenin aciliyetinin ve ekonomik yararlarının altının çizileceği aktarılırken, “Glasgow’da, kasım ayında toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesi, bu zirve önemli bir kilometre taşı olacaktır” değerlendirmesine yer verildi.

İklim Zirvesi’nin teması

Beyaz Saray’ın yaptığı duyuruda İklim Zirvesi’nin teması olarak aşağıdaki başlıklar belirtildi. Toplantıların içeriğine dair detaylı bilgilerin ise ilerleyen günlerde açıklanacağı aktarıldı:

  • 1,5 santigrat derecelik ısınma ile sınırlamak için kritik olan bu on yıl içerisinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin emisyonları azaltma çabalarını galvenizlemek.
  • Net sıfır geçişini sağlamak ve savunmasız ülkelerin iklim etkileriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için kamu ve özel sektör finansmanını seferber etmek.
  • İklim eyleminin başta iş fırsatları oluşturması olmak üzere ekonomik faydaları ve tüm toplulukların ve çalışanların yeni bir temiz enerji ekonomisine geçişten yararlanmasını sağlamanın önemi.
  • Emisyonları azaltmaya ve iklim değişikliğine uyum sağlamaya yardımcı olabilecek ve aynı zamanda muazzam ekonomik fırsatlar yaratan ve geleceğin endüstrisini inşa eden teknolojileri teşvik etmek.
  • Yaşamları ve geçim kaynaklarını iklim değişikliğinin etkilerinden koruma kapasitesini güçlendirme fırsatlarını tartışmak, iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı küresel güvenlik zorluklarını ve hazırlık üzerindeki etkisini ele almak ve 2050 yılına kadar net sıfır hedefine ulaşmada doğa temelli çözümlerin rolünü ele almak. 

40 dünya lideri davet edildi

Biden’ın davet ettiği 40 dünya lideri listesinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın yanı sıra şu isimler yer aldı:

  • Başbakan Gaston Browne, Antigua ve Barbuda
  • Başkan Alberto Fernandez, Arjantin
  • Başbakan Scott Morrison, Avustralya
  • Başbakan Şeyh Hasina, Bangladeş
  • Başbakan Lotay Tshering, Butan
  • Başkan Jair Bolsonaro, Brezilya
  • Başbakan Justin Trudeau, Kanada
  • Başkan Sebastián Piñera, Şili
  • Cumhurbaşkanı Xi Jinping, Çin Halk Cumhuriyeti
  • Başkan Iván Duque Márquez, Kolombiya
  • Başkan Félix Tshisekedi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti
  • Başbakan Mette Frederiksen, Danimarka
  • Başkan Ursula von der Leyen, Avrupa Komisyonu
  • Başkan Charles Michel, Avrupa Konseyi
  • Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa
  • Başkan Ali Bongo Ondimba, Gabon
  • Şansölye Angela Merkel, Almanya
  • Başbakan Narendra Modi, Hindistan
  • Başkan Joko Widodo, Endonezya
  • Başbakan Benjamin Netanyahu, İsrail
  • Başbakan Mario Draghi, İtalya
  • Başbakan Andrew Holness, Jamaika
  • Başbakan Yoshihide Suga, Japonya
  • Başkan Uhuru Kenyatta, Kenya
  • Başkan David Kabua, Marshall Adaları Cumhuriyeti
  • Başkan Andrés Manuel López Obrador, Meksika
  • Başbakan Jacinda Ardern, Yeni Zelanda
  • Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari, Nijerya
  • Başbakan Erna Solberg, Norveç
  • Başkan Andrzej Duda, Polonya
  • Cumhurbaşkanı Moon Jae-in, Kore Cumhuriyeti
  • Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Federasyonu
  • Kral Salman bin Abdulaziz Al Saud, Suudi Arabistan Krallığı
  • Başbakan Lee Hsien Loong, Singapur
  • Başkan Matamela Cyril Ramaphosa, Güney Afrika
  • Başbakan Pedro Sánchez, İspanya
  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye