Ana Sayfa Blog Sayfa 1582

Myanmar’da darbe: 400’ün üzerinde insan öldü, birçok ülkeden tepkiler yağıyor

Asya ülkesi Myanmar’da, ordunun yönetime el koymasının ardından başlayan darbe karşıtı gösterilerde kolluk güçleri sivilleri hedef almaya devam ediyor.

Cumartesi günü, ülkedeki askeri darbe ve seçilmiş hükümet üyelerinin gözaltına alınmasına karşı düzenlenen protestolara güvenlik güçlerinin silahlı müdahalesi sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 114’e yükseldi.

Güvenlik güçlerinin silahlı müdahalesi sebebiyle 400’ün üzerinde eylemcinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Darbe ve ardından gelen sert müdahaleye karşı dünyadan tepkiler gelmeye ise devam ediyor.

Biden: Çok korkunç ve şok edici

Myanmar’da yaşananlara tepki gösteren ABD (Amerika Birleşik Devletleri) Başkanı Joe Biden, ülkedeki darbecilere yönelik yeni bir yaptırım üzerinde çalıştıklarını belirtti.

Gazetecilerin Myanmar’da yaşananlarla ilgili sorularını yanıtlayan Biden, “Çok korkunç ve şok edici. Çok sayıda insanın öldürüldüğü bildirildi. Tamamen gereksiz bir durum” ifadelerini kullandı.

Guterres:Kabul edilemez

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres da Myanmar güvenlik güçlerinin darbe karşıtı gösterilere müdahalesini “kabul edilemez” olarak değerlendirirken, yaşananları şiddetli bir şekilde kınadı.

Guterres, ayrıca orduya şiddetten ve baskıdan kaçınması çağrısında bulunurken, ülkede ciddi insan hakları ihlalleri işleyenlerin hesap vermesi gerektiğini kaydetti.

Myanmar’da yaşanan darbeye karşı sağlam, kararlı ve uluslararası toplumun birlik olduğu bir tutum sergilenmesi gerektiğini belirten BM Genel Sekreteri, ülkedeki krize de acil bir çözüm bulunması yönünde çağrı yaptı.

Guterres, ayrıca orduya şiddetten ve baskıdan kaçınması çağrısında bulunurken, ülkede ciddi insan hakları ihlalleri işleyenlerin hesap vermesi gerektiğini kaydetti.

10’dan fazla ülkeden kınama

Bu gelişmelerin yanından 10’dan fazla ülkenin Genelkurmay Başkanı da kolluk güçlerinin göstericilere karşı silah kullanmasını kınamaya hazırlanıyor.

Kınamaya; ABD, Avustralya, Kanada, Almanya, Yunanistan, Japonya, Hollanda, Yeni Zelanda, Güney Kore, İngiltere, İtalya ve Danimarka Genelkurmay Başkanları imza atacak.

Söz konusu ülkelerin diplomatlarının daha önce Myanmar’da yaşanan şiddeti kınamasına rağmen, ordu eleştirileri görmezden gelmişti.

Ne olmuştu?

Myanmar ordusu, 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddiası ve ülkedeki siyasi gerilimin yükselmesinin ardından yönetime 1 Şubat tarihinde el koydu.

Ordu, Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etmişti.

Japonya denizaşırı kömür projelerine verilen desteği kesmeye hazırlanıyor

Japonya hükümetinin ABD ve Avrupa‘nın karbonsuzlaşma konusundaki liderliğini izleyerek kömürlü termik santrallerin ihracatına verdiği desteğin sona erdirmeye hazırlandığı belirtildi.
 
Bu, enerji santrallerini altyapı ihracatını artırma çabalarının temelini olarak konumlandıran Tokyo için stratejik bir değişikliğe işaret ediyor.
 
Başbakan Yoshihide Suga, önümüzdeki ayın başlarında ABD Başkanı Joe Biden ile ilk toplantısında karbondan arındırma konusunda iki ülke arasındaki işbirliğini tartışacak. Japonya hükümeti kaynaklarına göre, girişimlerini, 22 Nisan’da yapılacak olan ABD liderliğindeki iklim değişikliği zirvesinde duyurmayı planlıyorlar.

Diğer ülkelerin de aynı politikaları benimsemesini şart koşuyorlar

Nikkei Asya’dan Shunkuse Shigeta ve Rieko Miki‘nin aktardığına göre, Japonya, Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası‘nın kredileriyle gerçekleştirdiği denizaşırı kömür enerjisi projelerini, projenin geleneksel tesislere göre daha düşük sera gazı emisyonlarına sahip son teknoloji ekipmanların kullanılması ve diğer ülkelerin de karbondan uzaklaşma politikaları benimsemesi gibi belirli koşullar karşılandığında destekliyor. 

Mitsubishi Corp dahil olmak üzere Japon şirketleri, Vietnam ve Endonezya ile bu tür anlaşmalar imzalamıştı. 

Japonya Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi.

Uluslararası baskı

Yeni bir kömür santrali tipik olarak yaklaşık 50 yıl hizmette kalıyor. Japonların kömür konusundaki tutumu, iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına aykırı olduğu gerekçesiyle denizaşırı yatırımcılar tarafından uzun süredir eleştiriliyor. Son zamanlarda başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere yabancı hükümetler de bu koroya katılmış durumda. 

Japonya üzerindeki baskı, iklim değişikliğini birinci öncelik olarak konumlandıran Biden’in göreve başlamasıyla daha da artmış görünüyor. Biden’in özel başkanlık elçisi eski Dışişleri Bakanı John Kerry, Çevre Bakanı Shinjiro Koizumi’yi denizaşırı kömür projelerine devlet desteğini sona erdirmeye çağırdı.

Haziran ayında bir sonraki G7 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olan İngiltere Başbakanı Boris Johnson da bu desteği sona erdirmesi için Japonya’yı uyardı. 

Suga hükümeti de, ülkenin büyüme stratejisinde önemli bir dayanak olarak belirlenen dekarbonizasyon gereği, kömür projelerine verilen desteği sona erdirmek için çalışması gerektiğini düşünüyor. 

Yeni santraller açan Güneydoğu Asya’ya destek şart

Japonya’nın kömürle çalışan ekipmanlarının ana müşterisi olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği‘nde ise yeni kömür projeleri birbiri ardına hayata geçiriliyor.  Kömür, 2019’da blokta üretilen enerjinin% 40’ından fazlasının kaynağı. 

Gelişmekte olan ülkeler, ekonomik büyüme için gerekli olan elektriği üretecek tesisler kurmak için ağır bir mali yük ile karşı karşıya.  Sanayileşmiş ülkelerin ve uluslararası kredi verenlerin, bu nedenle, hem dekarbonizasyon hem de ekonomik büyümeyi başarabilmeleri için yükselen ekonomileri desteklemek üzere yeni yollar bulması gerekiyor. 

Örneğin Japonya, kömür santrallerinden sera gazı emisyonlarını azaltmak için amonyağı kömürle karıştıracak teknolojilerde güçlü. Olası bir senaryoya göre, Japonya, gelişmekte olan ekonomilerdeki mevcut enerji santrallerine bu tür teknolojileri sağladığı için karbon kredisi almayı planlıyor. 

Japonya’nın yeni yönelimi gereği, elektrik santrallerine odaklanan ihracat altyapısı stratejisini revize etmesi gerekecek. Türkiye ve İngiltere gibi ülkelere nükleer santral ihracatı görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanmasını da göz önüne alan Japon hükümeti, kömürden çekildiğinde rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yoğunlaşmayı planlıyor.

Erdoğan: Su Kanunu hazırlıyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1. Su Şurası Lansmanı ve 363 DSİ Tesisi Açılışı programında yaptığı açıklamada “Su yönetimindeki yetki çatışmalarını önlemek amacıyla Meclis’te bir “Su Kanunu” hazırlıyoruz” dedi.

“Su kaynakları günden güne azalıyor. Bu daralma beraberinde kuraklığı, yoksulluğu ve açlığı getiriyor. Ekolojik denge bozulmakta, biyolojik çeşitlilik kaybolmaktadır. Bu vahim tablo sosyal çalkantılardan kıtlığa pek çok soruna sebebiyet veriyor.

Kimi uluslararası kuruluşlar, 2025’e kadar 700 milyondan fazla kişinin göç riskinde olacağını tahmin ediyor. Nüfusla birlikte artan gıda ve enerji talebiyle iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri, gelecekte daha büyük etkilerinin bizi beklediğini gösteriyor. Bu karamsar tablodan ülkemizin etkilenmemesi mümkün değildir. Su zengini bir ülke de değiliz. Su stresi çeken bir ülkeyiz. Sınırlı su kaynaklarını Irak ve Suriye gibi iki komşumuzla paylaşmak mecburiyetindeyiz. Su meselesini ikili ilişkilerimizde tehdit veya pazarlık aracına dönüştürmedik.

Sadece su alanına yaptığımız yatırımların toplam bedeli 255 milyar lirayı geçiyor.  Son 19 yılda çevrecilik adına ruhen ve fiziken çevreyi kirletenlere inat ülkemize 600’ü baraj olmak üzere 8 bin 697 yeni tesis kazandırdık. 2007’de yaşanan büyük kuraklıktan sonra 81 vilayetimiz için içme suyu eylem planları hazırladık. Hedeflerimize daha hızlı ulaşabilmek ve su yönetimindeki yetki çatışmalarını önlemek amacıyla Meclis’te bir su kanunu hazırlıyoruz.”

‘Tarımsal üretimde Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdık’

Cumhurbaşkanı tarımsal üretimde de Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdıklarını, tarımsal hasılada Türkiye’nin Avrupa’daki liderliğinin devam ettiğini öne sürdü:

Geçtiğimiz yıl tarım ve gıda ürünleri dış ticaret fazlamız 5,5 milyon dolara yükseldi. Meyve ürünlerinin tamamına yakınında kendimize yeter durumdayız. Çoğu üründe ihracatçı durumdayız. Verdiğimiz destekler çiftçimizin alın teriyle birleşince geçen yıl tarım sektöründe güzel bir dönemi geride bıraktık.

Üreten tüm çiftçilerimize teşekkürlerimi sunuyorum. Çiftçileri unuttunuz, bakmadınız diyen birileri var ya bakın ben burada resmî rakam veriyorum. 24 milyar lira tarımsal destek sağlayacağız. “

CHP İstanbul Sözleşmesi için Danıştay’da dava açtı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, İstanbul Sözleşmesi‘ni fesheden Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için Danıştay’da dava açtıklarını duyurdu.

Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Nazlıka, TBMM’de oy birliğiyle kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden idari kararla çıkılamayacağını savundu, “Sözleşmenin TBMM iradesi yok sayılarak feshedilmesi mümkün değildir” dedi.

‘Fesih kararı yok hükmünde’

Sözleşmenin fesih girişimini ‘gece yarısı operasyonu’ ile öğrendiklerini kaydeden Nazlıka şunları söyledi:

“Tek cümlelik karar ne gerekçe ne açıklama içeriyor. Erdoğan iktidarı döneminde en az 7 bin 500 kadın sırf kadın oldukları için katledildi. Tanımadığımız fesih kararı üzerinden 12 saat bile geçmeden altı kız kardeşimiz daha yaşamdan koparıldı. İşte bu yüzden İstanbul Sözleşmesi, kadınların can simididir demesine devam edeceğiz. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshine dair Cumhurbaşkanı kararına ilişkin tavrımız çok nettir: Bu karar yok hükmündedir!”

‘Rahatsız olan kesim sadece yüzde 7’ 

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını haklı çıkarmaya çalışan gerekçeler sunulduğunu işaret eden Nazlıaka şöyle konuştu:

“‘Sözleşme eşcinselliği teşvik ediyor’ diyorlar. Sözleşmede eşcinsellikle ilgili hiçbir madde yoktur. Sözleşme mağdur hakkını güvence altına almaktadır. ‘Sözleşmeden büyük çoğunluk rahatsız’ diyorlar. Ağustos 2020’de yapılan araştırmaya göre bu oran yüzde 7. ‘Sözleşmeye dünyanın her yerinde tepkiler var’ diyorlar. Sadece Avrupa’da değil, dünya genelinde bu sözleşme ‘altın standart’ olarak kabul edilmektedir. ‘Sözleşme yüzünden kadının beyanı esastır diye erkekler hapse atılmaktadır’ diyorlar. Sözleşmede, kadının beyanı ile verilen tek karar tedbir kararıdır. Kadının beyanının tutarlılığı gibi birtakım kriterler göz önünde tutular. ‘Sözleşme boşanmaları artırıyor’ diyorlar. Sözleşmede evlenme ya da boşanmaları teşvik edici hiçbir madde bulunmamaktadır. ‘Sözleşme şiddeti artırdı’ diyorlar. Oysaki sözleşme şiddeti görünür kılmıştır. ‘Sözleşme geleneğe uymuyor’ diyorlar. Bu topraklarda kadına yönelik şiddet bir gelenek değildir, olamaz, olmamalıdır.”

Nazlıaka, Danıştay’da başvuru yaptıklarını ifade ederek, “Bu kararın ivedilikle iptal edilmesini bekliyoruz. İstanbul Sözleşmesi yürürlüktedir. İstanbul Sözleşmesi’nin TBMM iradesinin yok sayılarak feshedilmesi mümkün değildir” dedi. 

Suriye için düzenlenen Beşinci Donörler Konferansı Brüksel’de bugün başladı

Birleşmiş Milletler‘in Avrupa Birliği‘yle birlikte Suriye için düzenlediği beşinci donörler konferansı bugün Brüksel‘de başlıyor.

İki gün sürecek konferansla, Suriye ve komşu ülkelerde acil insani yardıma ihtiyaç duyan 24 milyon kişi için 10 milyar doların toplanması bekleniyor.

Konferansın ilk gününde sivil toplum örgütleri temsilcileri, yardım örgütleri ve Suriye’den sığınmacılara ev sahipliği yapan ülkelerden temsilcilerle internet üzerinden görüşülmesi planlanıyor.

Bakanlar düzeyindeki mali destek konferansı ise salı günü gerçekleşecek.

Geçtiğimiz yıl konferansta 6 milyar 900 milyon euro toplanmıştı.

Almanya’dan bir milyar eurodan fazla yardım

Almanya Federal Hükümeti’nin ise Suriye’ye bir milyar eurodan fazla yardımda bulunacağı kaydedildi.

Almanya’da yayımlanan Neue Osnabrücker Zeitung gazetesinin bir haberine göre, geçtiğimiz yıl 1 milyar 600 milyon euro yardım taahhüdünde bulunan hükümet, bu yıl da benzer bir meblağ yardımda bulunacak.

Aynı gazetenin haberine göre, Almanya Dışişleri Bakanlığı, Beyaz Miğferler‘e desteğe de devam edecek. Almanya Federal Hükümeti, geçen yıl örgüte 5 milyon 100 bin euroluk bir yardımda bulunmuştu. Hükümet, bu yıl da benzer bir yardımda bulunmayı planlıyor.

Boğaziçi Üniversitesi’ne iki yeni fakültenin iptali için Danıştay’a başvuru

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın rektörlüğe atadığı Prof. Dr. Melih Bulu’nun göreve gelmesinin ardından üniversiteye İletişim ve Hukuk fakülteleri kurulmasına yönelik Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için Danıştay’a başvurdu.
 
Üniversitenin öğretim üyeleri, 26 Şubat’ta Bulu’nun atanması kararının iptali talebiyle yine Danıştay’da dava açmışlardı.
 
Akademisyenler, iki yeni fakülte kurulması kararına ilişkin “Anayasal ilke ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, hukuka aykırı, hatta yasal olarak kendi içinde çelişkili bir karar” ifadelerini kullandı.

‘Kamu yararına aykırı’

Akademisyenlerin imzasıyla yapılan açıklama özetle şöyle:

“Anayasaya aykırılığı açık olan rektör ataması, üniversite camiası başta olmak üzere, ülke genelinde tepkilere neden olmuş, konunun uzmanları bu atamanın hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu pek çok kez dillendirmiştir. Bu tepkilerin hiçbiri göz önünde bulundurulmamış, hukukla çelişen bir adım daha atılmış ve 6 Şubat 2021 tarihli 3519 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yine bir hafta sonu üniversitemizde iki yeni fakülte kurulmuştur. Bu kararın anayasal ilke ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, hukuka aykırı, hatta yasal olarak kendi içinde çelişkili bir karar olduğunu belirtmek isteriz.

Kurulduğu ilan edilen Hukuk Fakültesine, yine üniversitemize (Boğaziçi Üniversitesi Senatosu, üniversitemiz Yönetim Kurulu ve diğer kurullarımıza) hiçbir biçimde danışılmadan, üniversite dışından bir akademisyen dekan olarak atanmıştır. 

Bu şekilde tepeden inme fakülte açma kararı almak, atamalar gerçekleştirmek anayasal ilkeler ve kurallarla bağdaşmamaktadır. Yükseköğretim Kanunu’na, hukuka açıkça aykırıdır ve kamu yararı gözetmekten uzaktır. 

Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan atama yetkisi kısa ve uzun vadede telafisi güç, hatta imkânsız zararlarla karşı karşıya kalınmasına neden olacaktır. Bu nedenle 22 Mart 2021 tarihinde yaptığımız ikinci başvuruda, yürütmeyi durdurma talebinde de bulunulmuştur. 

Üniversite özerkliği, akademik başarının önkoşuludur. Boğaziçi Üniversitesi, evrensel akademik usul ve teamülleri benimsemiş ve bu usul ve teamülleri geliştirmeyi amaç edinmiş bir kamu üniversitesidir.  Anayasal ilkeler ve kurallarla bağdaşmaktan uzak, Yükseköğretim Kanunu’na ve hukuka açıkça aykırı bu kararlar ve uygulamalar, üniversitemizin kazanımlarına ve dolayısıyla kamu yararına ağır zararlar verecektir.”

Avukat Kuyurtar: İşlem kanunla yapılmalıydı

Akademisyenlerin açıklamasında, avukat Fırat Kuyurtar’ın konuya ilişkin görüşüne de yer verildi. Kuyurtar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yasama organına ait bir düzenleme yetkisi kullandığına dikkat çekti.  

Cumhurbaşkanı’nın Yüksek Öğretim Teşkilat Kanunu’na yapılan ek maddeye dayanarak bu kararı verdiğini hatırlatan Kuyurtal, “önceki ve genel kanun niteliği taşıyan” 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na göre, fakültelerin kanunla kurulmasının şart olduğunu açıkladı. 

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri hakkında Anayasa Mahkemesi nezdinde açılmış davalar olduğunu belirten Av. Kuyurtar, “Anayasa’ya aykırılık iddialarının kabul görmesi durumunda zaten ortada tartışma kalmayacak. Açıkçası Anayasa Mahkemesi’nin Nükleer Düzenleme Kurulu KHK’siyle ilgili yakın zamanda vermiş olduğu karara baktığımızda, bu 700 ve 703 Sayılı KHK’lar ile ilgili olarak da iptal kararı verilmesine yönelik beklentimiz arttı. Zira davalar hukuki mahiyeti itibariyle oldukça benzer tartışmaları muhteva ediyor” ifadelerini kullandı. 

Ordu’da maden için ağaç kesimine yeniden başlandı: Yaşananlar tam bir katliamdır

Haber: Gençağa Karafazlı

Ordu’nun Ünye İlçesi Üçpınar Mahallesi’nde Stratex Madencilik Sanayi ve LTD. ŞTİ ile Bahar Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından maden çıkarmak için yapılan sondaj çalışması halk tarafından durdurulmasına rağmen, bugün bölgede ağaç kesimine yeniden başlandı.

Şirketlerin maden arama bölgesini genişletebilmek için çam ağaçları, kestane ormanı ve fındık ağaçlarını kesmeye başladığı gözlendi.

‘Bu yaşananlar tam bir katliamdır’

Köylülerin tüm itirazlarına rağmen ağaç kesimi devam ederken, bölge sakinlerinin avukatlarının alana geldiği ve şirket yetkileriyle görüşme yapacakları öğrenildi.

Cevat Atar isimli bir bölge sakini, yaşananları katliam olarak nitelendirdi:

Bu yaşananlar tam bir katliamdır, yazıktır. Bu çam ağaçları kesilir mi? Kime bilgilendirme yaptınız? Ben buradan valimize milletvekillerimize, sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, Allah aşkına şu katliama bir bakın.

Söylenecek çok şey var ama söyleyemiyorum allaha havale ediyorum.”

Ne olmuştu?

Stratex Madencilik ve Bahar Madencilik tarafından maden çıkartmak için yapılan sondaj çalışmalarına köylüler itiraz etmiş ve şirketler sondaj çalışmalarını tamamlamadan bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştı.

Meydana gelen olaylarda jandarma tarafından gözaltına alındıktan bir gün sonra serbest bırakılan 15 kişi hakkında soruşturma açılmıştı. Davanın ilk duruşması 22 Mart 2021 tarihinde görülmüş, ancak dava 5 Temmuz 2021 tarihine ertelenmişti.

CHP’den yasa teklifi: Covid-19 cezaları iptal edilsin

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili  Zeynel Emre, koronavirüsü salgını sürecinde yasakların çifte standartlı uygulandığını belirterek verilen cezaların iptali ve iadesi için yasa teklifi verdi.

Meclis Başkanlığı’na verilen kanun teklifinde Covid-19 kapsamında kesilen idari cezaların dayanağı olan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na geçici madde eklenmesini talep edildi. 

Kanun teklifi yasalaşırsa, ilgili  282’inci maddesi kapsamında salgıı dayanak gösterilerek maske ve sosyal mesafe ihlali gerekçesiyle 1 Nisan 2020-31 Mart 2021 tarihleri arasında verilen idari para cezaları ile bunlara ilişkin tüm gecikme faizi ve cezalardan kaynaklanan kamu alacağı terkin edilecek.

İktidarın koronavirüs salgınıyla mücadelede hem sosyo-ekonomik hem de hukuksal boyutta sınıfta kaldığını belirten CHP’li Emre, Meclis’e sunduğu kanun teklifinin gerekçesinde şunları kaydetti:

‘Anayasa ihlal ediliyor’

“Bir yandan lebalep kongreler yaptıkları için övünen ve adeta COVID-19 salgının yayılması için özel çaba sarf eden karar verici konumdaki kişi ve onların siyasi tabanının her türlü yasağı delmesine karşın cezasız kalması, diğer yandan anayasal hakları ihlal edilerek cezalandırılan on binlerce vatandaş. Bu uygulama, AKP iktidarının uzun zamandır taşlarını döşediği ikili hukuk sisteminin bir başka göstergesidir.

‘Devlete olan güven sarsılıyor’

“Neden olunan tahribat, iktidarın yanlış uygulamalarıyla sınırlı kalmayıp, erki elinde tutanlar yüzünden halkın devlete olan güveninin sarsılmasıdır. AKP iktidarının süregelen hukuksuz uygulamalarının daha fazla tahribat yaratmaması ve halkın devlete olan güveninin tekrar tesis edilmesine bir nebze katkı sunması bağlamında COVID-19 nedeniyle verilen cezaların iptal edilmesi; geçen süreçte ödemesi yapılan cezaların ise vatandaşlara iade edilmesi için cezaların dayanağı olan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na geçici bir madde eklenmesini amaçlamaktayız.”

 

Ayvalık’taki demir tesisinin yarattığı kirlilik 40 keçinin ölmesine neden oldu

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, bir demir zenginleştirme tesisine ait pasa yığınlarının kuvvetli yağış ve şiddetli rüzgârlar nedeniyle çökmesi sonucunda ortaya çıkan çevre kirliliği bir merada otlayan yaklaşık 40 keçinin yaşamını yitirmesine yol açtı.

Medya Ayvalık’tan Hüsnü Evren ve Suat Salgın’ın haberine göre 150 hane 375 nüfuslu mahallede Bilfer tesisinin maden atıkları dereye, oradan bölgenin sulama ihtiyacını karşılayan Madra Barajı’na, oradan da denize ulaşıyor. Aynı zamanda yer altı varlıkları da zarar görüyor.

Firma hakkında suç duyurusu

Geçtiğimiz ayda pasa yığınları, bölgedeki ekili alanları sulayan Madra Barajı’nı besleyen Dedetepe Deresi’ne çökmüştü. İçinde arsenik ve benzeri insan sağlığına zararlı olan kimyasal atıkların bulunduğu pasa tepeleri yığınlarının çökmesi çevreye büyük bir zarar vermişti.

Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin ve Ayvalık Kent Konseyi bölgede incelemelerde bulunmuş ve firma hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu.

Yavru keçiler biberonla besleniyor

Geçimlerini küçükbaş hayvancılıkla sağlamaya çalışan köy sakinlerinden Fatih ve Hüseyin Kocakanat isimli kardeşler, tesise çok yakın bir noktada olan meralarında besledikleri Maltız cinsi keçilerinin bu çevre kirliliği yüzünden can verdiğini söyledi.

Yeni doğum yapmış keçilerin ölmesinin ardından yavru oğlakları elinde kalan Kocakanat kardeşler ise marketten satın aldıkları paket sütlerle bu oğlakları beslemeye çalışıyor.

‘Tek geçim kaynağımızdı’

Gazetecilere açıklama yapan Fatih Kocakanat, “Yaklaşık 80 baş maltız keçimiz vardı. Son günlerde keçiler her gün beşer onar ölmeye başladı. Bu tesisin pasalarının çöktüğü derenin içinde birçok keçimiz öldü. Sebebinin deredeki arsenik olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Pandemiden dolayı halihazırda ekonomik zorluklarla karşı karşıya olduklarını belirten Kocakanat, “Üç aile bu işten kazanç sağlama çalışıyorduk. Tek geçim kaynağımız da heba oldu. Şu anda karşılaştığımız manzara tam bir katliam gibi” ifadelerini kullandı.

İkizdere Vadisi Nöbet Çadırı’ndan: Taş ocağını yaptırmayacağız

Haber: Gençağa Karafazlı / Hüseyin Altun
*
Rize‘nin İkizdere ilçesinde bulunan Gürdere ve Cevizlik köyleri arasındaki İşkencedere Vadisi’nde planlanan taş ocağına karşı köylülerin nöbeti sürüyor.

Bölgede, Cengiz Holding tarafından İyidere‘de yapılması planlanan lojistik liman inşaatın için ihtiyaç duyulan taş ocağı için Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle geçen hafta acele kamulaştırma kararı alınmış, karar Resmî Gazete’de yayımlanmıştı.

Karar sonrası İkizdere Dernekler Federasyonu (İDEF) 1 Nisan’da çevre halkını vadide toplanmaya çağırdı. İkizdereli yurttaşlar da vadinin hemen girişinde çadır kurarak nöbet tutmaya başladı. Nöbet çadırı kuran İkizderelililer, hemşehrileri Recep Tayyip Erdoğan’ın vadi için acil kamulaştırma kararı almasını gerektirecek savaş halinin yaşanmadığını belirterek, yaşam alanlarının yok edilmesine karşı direneceklerini söyledi.

Kurulan çadırda nöbet tutan yurttaşları ziyaret ederek destek veren bazı STK temsilcilerinin yanı sıra İnsan Hakları Derneği Rize temsilciliği de eylemci yurttaşları nöbet tuttukları çadırda ziyaret ederek destek verdi.

‘Hem turizm vadisi ilan ediyorlar hem katlediyorlar’

Çadır nöbetine destek veren İDEF 2’nci Başkanı İsmet Ekşioğlu, İkizdere’nin tüm vadilerinin vahşice katledildiğini belirterek şunları söylüyor:

“Bölgede Ovit Tüneli nedeniyle binlerce ağaç yok edildi. Aynı zamanda 1996’da bölge turizm vadisi ilan edildi. Hem turizm hem taş ocağı ile İkizdere cennet vadisini yok etmeye çalışıyorlar.

İsmet Ekşioğlu.

Turizm, taş ocağı, HES’ler aynı anda yapılırsa, ne olur? Buraya en azından bir havza planı yapılması gerekiyordu, ancak sanki gümrükten mal kaçırır gibi acil kamulaştırmalar yapılıyor.

Yöredeki 28 köy katliama karşı. İnsanları öyle korkutmuşlar ki habercilerden  kaçıyorlar, ‘Çoluk çocuğuma bir şey olur mu?’, ‘Beni içeri alırlar mı?’ diye…Yol dediler, tünel dediler, şimdi de Ovit Dağı’nda maden araştırmaya başladılar. Bu vadiyi katletmeyin yazıktır günahtır.”

‘Burası bizim de hayvanlarımızın da evi’

İşkencedere vadisinin girişinde ikamet eden Pervin Baş ise vadi yok olursa hayatlarının da yok olacağını anlatıyor:  “Biz böyle bir şeyin olmasını istemiyoruz, benim ineklerim var. Yemleri, otları oradan…

Ben dağlardan bayırlardan ineklerime getirip yediriyorum. Yaz kış biz burada  yaşam sürdürüyoruz. Benim için iyi değil, istemiyoruz, çocuklarımın ailemin yaşam alanı burası.”

Pervin Baş.

‘Burada gerçek cennetin ortasındayız’ 

İstanbul’dan İkizdere’ye eylem çadırına destek vermeye geldiğini söyleyen emekli öğretmen Kemal Baş da ‘Bu cennet vadiye taş ocağı ısrarı neden?’ sorusunu soruyor:

“Emekliyim, İstanbul’dan buraya geldim. Evimiz burası, biz bu topraklarda doğduk. Her yer taş ocağı oldu. Bizim içme suyumuz da buradan geliyor. Dereler yok olacak, hayvanlar yok olacak, yaşam yok olacak Buralar gerçekten cennet, cennetin ortasındayız bu ısrarcılık neden?

Doğayı katletmeleri kadar kötü bir kıyım olamaz . Direnebildiğimiz kadar direneceğiz. Devlet kararlarına tabii ki hepimiz saygılıyız ama,  şu doğanın katledilmemesi için başka bir çözümler olabilir mi onları araştırmaları gerekiyor. Biz vadimize sahip çıkmaya kararlıyız, bu cennetin yok olmasını istemiyoruz.”

Ovid Tüneli inşaatı.

’26 HES projesi İkizdere Vadisi’nde’ 

Direniş çadırı kuran yurttaşlara destek veren İHD üyesi, aktivist Selda Karafazlı ise, HES projelerine dikkat çekerek örgütlenme çağrısı yapıyor:

“2005 yılından itibaren HES çalışması başlamıştı Karadeniz Bölgesi’nde. Bunların 26’sı İkizdere’de.

Bu kadar kısa zamanda bu katliamı anlamıyoruz. ‘Biz aslında inandığımız Allah’ın yarattığı doğaya karşı çıkıyoruz. Aslında biz Müslümanlar olarak büyük bir günah işliyoruz’ diyorlar, bunun başka açıklaması yok. 

Selda Karafazlı.

Eğer cennet varsa işte cennet denecek yerlerden biri Karadeniz’dir. Televizyonlarda İsviçre dağlarını gördüğümüzde ne kadar güzel diyoruz ve oraya gitme hayalleri kuruyoruz, neden? Alın size İsviçre’nin dağları, İsviçre’nin inekleri, kadınları. Neden ev yoğurdu alıyoruz, neden reklamlarda probiyotik ile ilaç reklamları izliyoruz ve gidip eczanelerden bunları alıyoruz? Gidin gerçekten doğada otlamış ineğin yoğurdunu yiyin alın size probiyotik, doktor olmaya gerek yok.”

‘Direnmezsek kızıl ağaçları sonraki hikayelerimize eklenemeyecek’  

Yöre halkıyla birlikte hayvan hakları dernekleri, insan hakları dernekleri, kadın kolları hatta Greenpeace Türkiye dahil herkesin birlikte mücadele etmesi ve örgütlenmesi gerektiğini kaydeden Karafazlı, “Herkesi bu eylemlere, davet ediyorum. Biz gerçekten örgütlü hareket etmesek yakında çocuklarımızın yüzeceği deniz kalmayacak. Karadeniz’in kızıl ağaçları artık bir sonraki hikâyelere eklenmeyecek” diyor. 

‘Vadi burada yaşayanlarındır’

Eşi ile birlikte İran ve İstanbul da yaşam sürdüren Sibel Baş vadiye evlendikten sonra geldiğini, vadinin yok olmaması için desteğe geldiğini ifade ediyor:

“Ben bu vadiye gelin olarak geldim İstanbul’dan doğa katliamına dur demek için geldim. Vadimize dokunulmasını istemiyoruz. Burası burada yaşayan halka ait ve bu şekilde güzel, çocuklarımıza kalmasını istiyoruz. Çocuklarımız da buraya yarın çocuklarını getirebilsinler istiyorum. Burada taş ocağı yapılırsa hiçbir şey kalmayacak. Doğa katliamı olacak bitkiler yok olacak, hayvanlar yok olacak. Yapılmaması için elimizden geleni yapacağız.”

Hasan Doğan.

Hasan Doğan adlı yurttaş ise bölge milletvekillerinin kendilerini kandırdığını anlatıyor:

“Madem burası turizme açılmış, o zaman turizm olarak alanında geleceğe yatırım yapalım. Hani seneler öncesinde İkizdere’ye organik çay fabrikası kurulacaktı? Seçim zamanı geldiğinde afişler açılıyor, seçim bitince iş bitiyor.

Rize milletvekillerine sesleniyorum:  Turizm lazım, buraya gelecek turistler lazım, turizme açılmış yerde taş ocağının ne işi var?”

‘Hırsız gibi geliyorlar’

“Acele kamulaştırma kararı sonrası hırsız gibi vadiye gelip saldırıyorlar” diyen Dursun Baş, “Biz bu vadimize taş ocağı yaptırmayacağız bütün amacımız bu. Kendi yaşam alanlarımızdan da kimseye ödün vermeyeceğiz, kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceğiz ” diyor.

Vadiye zaten iki taş ocağı kurulduğunu söyleyen Doğan şunları anlatıyor:  “Oraları katlettiler,  mahkeme taş ocağını iptal etti, mahkeme haklı buldu. Bu kez Ulaştırma Bakanlığı ruhsat alarak, aldığı ruhsatı Cengiz İnşaat‘a verdi. Acele kamulaştırma sonrası orman memurları ağaç kesim tespiti için geldiler. Hırsız gibi geliyorlar. Kimseye silah çekecek halimiz yok mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.” 

‘Çiçili’nin Memoli’nin sesi olmak için geldim’

Çocukluğu bu vadilerde geçiş insanı Güngör Baş da Çiçili ve Memoli’nin (yörede bilinen zararsız böcekler) yaşamı için mücadeleye geldiğini anlatıyor:

Ben burada doğdum, çocukluğum burada geçti. Burada taş ocağı yapılırsa yaşam yok olacak. İnsanımızın geçim kaynağı olan arıcılık, çay bitecek. İlk sokacağı dozerle içme suyumuz gidecek toprağında ekeceğimiz hiçbir şey kalmayacak.”

Vadinin UNESCO tarafından kabul edilmiş, korunması gereken 200 vadiden biri olduğuna dikkat çeken Baş, Sit alanı ilan edilmesine karşın vadinin harap edildiğine işaret ediyor: “Gurbetten burayı savunmak için geldim. Bu derenin sesi olmak için, bu ağaçların sesi olmak için, çiçilimin, memolimin sesi olmak için geldim. ” 

Çadır nöbetine başından beri katılan esnaf  Şaban Bekiroğlu ise şöyle konuşuyor: “Ben İkizdere de esnafım, kahveciyim. Burada eylemdekiler köylülerim akrabam ve dayılarım.

Vadide en açılmayacak yere taş ocağı açmak istiyorlar. Aslında alternatif taş ocakları var aşağıda iki tane. Onları kullansalar bizim için daha iyi olacak. Burada çayımız var, yukarıda arıcılık yapan komşularımız var. Buranın balı da çok meşhur. Güzelim vadimiz yok olmasın taş ocağına kurban edilmesin bende komşularıma desteğe geldim.”

Günay Karafazlı.

Vadinin tamamen kıyıma uğradığını ifade eden İnsan Hakları Derneği (İHD) Rize temsilcisi Günay Karafazlı, “Toprağına, suyuna, yaşam alanlarına, barınma haklarına sahip çıkması kadar daha insani bir şey olamaz. Bu vadide ki insanlar da bunu yapıyor. Doğup büyüdükleri ve yaşamlarını sürdürdükleri topraklarını savunuyorlar. 

Burada ki katliam aynı zamanda buradaki insanların en temel hakkı olan barınma ve yaşama hakkında saldırıdır. Burada yaşam mücadelesi veren yurttaşlarımızın yanındayız” diye konuşuyor.