Ana Sayfa Blog Sayfa 1571

Ömer Faruk Gergerlioğlu, evinden gözaltına alındı

Hakkındaki hapis cezası gerekçesiyle vekilliği düşürülen HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ankara’daki evinde gözaltına alındı.

Twitter hesabından açıklama yapan Gergerlioğlu’nun oğlu Salih Gergerlioğlu, “Babamı tutuklamaya geldiler. Aynı rezalet tekrarlandı. Ayakkabılarını giymesine müsaade etmeden yaka paça çıkardılar” dedi. 

Gergerlioğlu: Hiçbir suç işlemedim 

Artı TV yayınına telefonla katılan Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Polisler Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yakalama kararını getirdiler. Kapıdalar, kendilerine ‘Buyrun içeri gelin, biraz hazırlanayım’ dedim. Ama içeri girmediler. Ben de hazırlıklarımı yapıyorum. Az sonra gideceğiz” diye konuştu.

Suç işlemediğini belirten Gergerlioğlu şunları söyledi:

“Maalesef bir milletvekili bir ortaoyunuyla milletvekilliği düşürülerek cezaevine gönderiliyor. Bu, Türkiye’nin utancıdır, iktidarın utancıdır. Ben haksızlıklara karşı çıktığım için, KHK soykırımına karşı çıktığım için, çıplak aramaya karşı çıktığım için, işkencelere, insan kaçırmalara, cezaevi ihlallerine karşı çıktığım için cezalandırılıyorum. Ben hiçbir suç işlemedim.”

Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hapis cezası nedeniyle 10 gün içinde teslim olması için tebligat yapılmıştı.

HDP: Darbeciler iş başında

Gergerlioğlu’nun gözaltına alınmasının ardından HDP’nin Twitter hesabından açıklama yapıldı. Kararın “darbe” olarak nitelendirildiği açıklamada, “Darbeciler iş başında. Halk iradesini hiçe sayarak vekilliği gasp edilen Milletvekillimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu, tutuklanmak üzere evinden gözaltına alındı. #HalkınİradesineKelepçe vurulamaz. Bizi tutuklayabilirsiniz ama teslim alamazsınız. Gergerlioğlu bu halkın vekilidir!” denildi. 

HDP, Gergerlioğlu’nun darp raporu ve kalp ağrısı şikayetine rağmen cezaevine götürüldüğünü ve durumunun ciddileşmesi üzerine hastaneye sevk edildiğini açıkladı. 

Anjiyo olacak

Avukat Bişar Abdi Alınak da Twitter hesabından paylaşım yaparak, “Ömer Faruk Gergerlioğlu az önce adliyeye getirildi. Göğüs ve kalp ağrısı sebebiyle hastane doktoru anjiyo önerip kardiyoloji bölümüne götürülmesi gerektiğini belirtmiş. Şimdi hangi hastanede ve ne gibi bir tıbbi müdahalede bulunulduğunu bilmemekteyiz. Tarafımıza bilgi verilmiyor” ifadelerini kullandı. 

Gergerlioğlu’nun hastanede olduğunu aktaran Salih Gergerlioğlu Twitter hesabından “Babam hastanede. Kalp ve göğüs ağrısından dolayı anjiyo olacak” dedi. 

Salih Gergerlioğlu ‘Zorbalığın fotoğrafı’ diyerek Twitter hesabından bu görüntüyü paylaştı.

Bir süre sonra bir paylaşım daha yapan Salih Gergerlioğlu “Hala hangi hastanede olduğunu bilmiyoruz. Herkes farklı hastaneye yönlendiriyor. Adliyede nöbetçi savcı yok. Sağlıklı bilgi veren yok. Nasıl bir düşmanlık bu?” diye sordu. 

Başsavcılıktan açıklama

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle milletvekilliği düşürülen HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, kendisine yapılan çağrıyı almış olmasına rağmen 10 günlük yasal süre içinde gelmemesi üzerine gözaltına alındığını duyurdu. 

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Anayasanın 84/2. maddesi gereğince milletvekilliği düşen Ömer Faruk Gergerlioğlu, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 19/1 maddesi gereğince kendisine yapılan çağrıyı tebliğ almış olmasına rağmen 10 günlük yasal süre içinde gelmemesi üzerine yasal zorunluluk olarak hakkında yakalama emri çıkarılmış, çıkarılan yakalama emrine istinaden de ikametinde yakalanmıştır” ifadelerine yer verildi. 

 

‘Validebağ Korusu Millet Bahçesi’ne dönüştürülmesin’

Üsküdar Altunizade’de yer alan Validebağ Korusu’nun Millet Bahçesi‘ne dönüştürülmek istenmesi mahalle sakinleri tarafından oluşturulan Validebağ Gönüllüleri tarafından protesto edildi.

Korosu önünde bir araya gelen gönüllüler, “Bu koru milletindir, bahçe değildir” pankartı ve “Susma haykır rant vardır” ve “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz” yazılı dövizler taşıdı.

Proje İBB tarafından çizildi

Validebağ Gönüllüleri’nden Uğurcan Günay tarafından yapılan açıklamada, korunun dörtte üçünün Mart 2020’de Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından bakım için Üsküdar Belediyesi’ne tahsis edildiğini söyledi.

Üsküdar Belediyesi’nin 2006 yılından beri koru üzerinde birtakım emelleri olduğunu dile getiren Günay, 2018 yılında da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın korunun Millet Bahçesi yapılmasına karar verdiğini, projeyi ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) çizdiğini ifade etti.

Fotoğraf: MA

‘Belediye önce asli görevlerini yapsın’

MA’nın aktardığına göre Günay, bu şekilde ranta açılmak istenen koruyu korumanın kamu kurumları dahil olmak üzere herkesin sorumluluğunda olduğunu vurguladı. Günay, korunun bakıma ve korunmaya ihtiyacı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

Çöplerinin toplanması, ağaçlarının bakımının yapılması gerekmektedir. Üsküdar Belediyesi kendi asli görevi olan bu işleri bir kenara bırakıp, üzerine vazife olmayan işlere kalkışmamalıdır. Ne Üsküdar Belediyesi ne başka bir kurum aklından bile geçirmesin. Validebağ hiç kimsenin proje alanı değildir. Halkın doğal sit alanıdır.

Otistikler Derneği: Toplumcu sağlık ve eğitim politikaları geliştirilmeli

Otistikler Derneği Yönetim Kurulu, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü için bir açıklama yaptı.

Otizmin toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiğinin altı çizilen açıklamada, mevcut sorunların pandemiyle birlikte daha da ağırlaştığı kaydedildi.

Ayrıca, açıklamada herkese eşit ve ücretsiz sağlık-eğitim, otistikler ve yakınları için ücretsiz nitelikli psikososyal hizmetler, gelişimsel bozukluğu olan tüm gençler ve erişkinler için nitelikli mesleki eğitim ve istihdam imkanlarının sağlanması da talep edildi.

‘Yaşamları çekilmez hale geldi’

Açıklamada, toplumda artan ayrımcılık ve farklı olana yapılan saldırganlığın toplum olarak bilinçlenmenin önüne geçtiği gibi, farklılık yaşayan kimselerin yaşamlarını çekilmez hale getirdiği kaydedildi:

Otizmin toplumsal bir mesele olduğunu yıllardır dile getiriyoruz. Toplumsal bir meseledir, çünkü sadece otizmle ilişkisi olanları değil, toplumun tüm kesimlerini az ya da çok ilgilendirmektedir. Bu gerçek artık daha açık görülebilmektedir. Otizm spektrumunda tanı alan çocuk sayısı dünya çapında giderek artmakta, otizm gündelik yaşamımızda daha fazla duyulur hale gelmektedir. Okullarımızda kaynaştırma öğrencisi binlerce çocuk ve genç, okullardan mezun ya da eğitimlerini tamamlayamamış binlerce erişkin yaşta otizmli birey bulunuyor. Ve onların yakınları; anneleri, babaları, kardeşleri…

Toplumda gün geçtikçe artan ayrımcılık, şiddet ve farklı olana yönelen saldırganlık, toplum olarak bilinçlenebilmemizin önüne engel oluşturuyor. Farklılık yüzünden mağdur durumda olanların yaşamlarını çekilmez hale getiriyor.”

Talepler sıralandı

Pandemiyle birlikte durumun daha da ağır hale geldiği belirtilen açıklamada talepler şöyle sıralandı:

Eğitim meselesine gelince… Otizmin (ve benzeri gelişimsel bozuklukların) nasıl ele alınacağına dair ciddi bir karışıklık olduğu artık sadece eğitimcilerin değil, anne babaların, diğer aile üyelerinin ve yakın çevrenin bildiği bir gerçek. Sağlık hizmetleri ise son derece eşitsiz bir biçimde veriliyor ya da verilemiyor. Nitelikli bilgilendirme, yönlendirme sistematiğiyle yaşamaları boyunca hiç karşılaşmayan bu aileler birtakım sosyal hakları olduğunu dahi bilmiyorlar.

Taleplerimizi sıralıyoruz:

Herkese eşit ve ücretsiz sağlık,
Herkese eşit ve ücretsiz eğitim,
Otistikler ve yakınları için ücretsiz nitelikli psikososyal hizmetler,
Gelişimsel bozukluğu olan tüm gençler ve erişkinler için nitelikli mesleki eğitim ve istihdam imkânları,
Ailelerin bir bütün olarak ele alınacakları psikolojik destek sistemleri,
Erken yaşlarda yaygın tarama ve erken tanı-müdahale çalışmaları,
Toplumsal bilinç için okullardan başlamak üzere devlet eliyle süren bilinçlendirme çalışmaları.”

‘Toplumcu sağlık ve eğitim politikaları geliştirilmeli’

Taleplerin ancak toplumcu sağlık ve eğitim politikalarının geliştirilmesiyle mümkün olacağı kaydedilen açıklamada, otizmi bir rant arayışına dönüştüren anlayışın etik bulunmadığının da altı çizildi:

Tüm bu talepler ancak ve ancak toplumcu sağlık ve eğitim politikalarının geliştirilmesi ile mümkündür. Bu yönde geliştirilmeyen politikaların dışında kalan her türlü girişimi günü kurtaran iyileştirmeler olarak görüyor, hesapsız ve plansız buluyoruz. Faydadan çok zararı olduğunu yaşayarak görüyoruz. Otizmi yaşayan ailelere ‘hiç olmazsa…’ diye diye gün geçtikçe daha azına razı olmayı dayatan bu anlayışı kabul edemeyeceğimizi kamuoyuna bildiriyoruz.

Otizmi bir rant alanına dönüştüren anlayışları da etik bulmadığımızı bir kez daha tekrarlama ihtiyacı hissediyoruz. Meseleyi topluma, salt maddi yardım toplama ve ‘farkındalık’ adı altında yüzeysel içerikler olarak sunan sivil toplum anlayışlarını toplumsal bilinçlenme açısından hiçbir zaman yeterli bulmamıştık. 2021 yılı itibariyle bu anlayışımızın doğrulandığını görmekten ancak biraz sevinebiliriz. Ama bizce asıl odaklanılması gereken; farklı gelişimsel özellikli çocukları olan anne-babaların gelecek endişesi ve çocukların bugünden itibaren doğru ve gerekli desteği alabilmesidir.”

KONDA araştırması: Toplumun yüzde 67’si Boğaziçi öğrencilerini haklı buluyor

Araştırma şirketi KONDA, Boğaziçi Üniversitesi‘ne  Melih Bulu‘nun rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestolara ilişkin gerçekleştirdiği anketin sonuçlarını duyurdu.

Araştırmaya göre toplumun yüzde 67’si öğrencileri haklı buluyor. Polis müdahalelerini haksız görenlerin oranı ise yüzde 62.

Araştırma kapsamında, 71 ilin merkez dahil 327 ilçesinde 2 bin 643 kişiyle telefonla görüşmeler yapıldığı belirtildi.

Üniversite mezunlarının yüzde 80’i destekliyor

Verilerine göre eğitim durumu yükseldikçe öğrencilerin tepkisini doğru bulanların oranı artıyor. Üniversite mezunları içerisinde her 10 kişiden 8’i öğrencilerin tepkilerini haklı bulduğunu ifade etti.

Lise altı mezunların neredeyse yarısı atamayı doğru bulduğunu ve öğrencilerin haksız olduğunu söyledi.

Gençler ise öğrencilerin tepkilerini daha yüksek oranda haklı buluyor. 18 – 32 yaş grubunda olan her 4 kişiden 3’ü öğrencilerin kayyum atamasına karşı haklı bir tepki gösterdiğini düşünüyor.

Cevapların partilere göre dağılımı

HDP seçmenlerinin neredeyse tamamı, CHP ve İyi Parti seçmenlerinin yüzde 90’dan fazlası, kararsız olanların ve meclis dışındaki diğer partilerin seçmenlerinin yaklaşık olarak dörtte üçü öğrencileri haklı buluyor.

Bu oran AKP seçmenlerinde yüzde 17, MHP seçmenlerinde yüzde 32. Her 5 AKP’liden ve her 3 MHP’liden 1’i ise bu konuda oy verdikleri partilerden farklı düşünüyorlar ve öğrencilerin kayyum atamasına karşı haklı bir tepki gösterdiğini düşünüyorlar.

Etnik kimliğini Türk olarak belirtenler öğrencilerin haksız olduğu fikrini Kürt olarak belirtenlere göre daha yüksek oranda taşıyor. Kendi kimliğini Türk olarak belirtenlerin yüzde 61, Kürt olarak belirtenlerin ise yüzde 86’sı Boğaziçi öğrencilerinin haklı olduğunu düşünüyor.

KONDA

Toplum polis müdahalesini haksız görüyor

Araştırmada “Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylar, polis müdahalesi ve gözaltılarla ilgili görüşünüzü en iyi hangisi açıklıyor?” sorusu da katılımcılara yöneltildi.

Buna göre toplumun sadece yüzde 38’i “öğrenciler bunları hak etti, polis gereğini yaptı” yanıtını tercih ederken yüzde 62 ise “öğrenciler demokratik haklarını kullanıyor, polis müdahalesi haksızdı” yanıtını tercih ediyor.

Fotoğraf: Bülent Kılıç

MHP’lilerin dörtte biri müdahaleye tepkili

AKP seçmenlerinin yüzde 12’si polis müdahalesini haksız bulurken, bu oran MHP seçmenlerinde yüzde 25’e çıkıyor. CHP ve HDP seçmenlerinin neredeyse tümü polis müdahalesini haksız buluyor.

İyi Parti seçmenleri arasındaysa yüzde 16’lık bir dilim polisin gereğini yaptığını düşünüyor ve İyi Partililer arasında da polis müdahalesini haksız bulanlar ağırlık kazanıyor.

Muhafazakarlar daha tepkili

Hayat tarzına göre incelendiğinde ise kendini Modern olarak tanımlayan her 10 kişiden 9’unun öğrencilerin tepkisini haklı bulduğu görülüyor. Bu oran kendini Geleneksel Muhafazakâr olarak tanımlayanlarda yüzde 61’e ve Dindar Muhafazakâr olarak tanımlayanlarda yüzde 34’e düşüyor.

Araştırmaya “Boğaziçi’nde yaşanan olayların kısa sürede ‘kutsallara hakaret’, ‘ahlak dışı’ olarak tanımlanması toplumda bir kutuplaşmanın yaşanmasına yol açtı. Bir grup öğrencinin Boğaziçi Üniversitesi önünde açtıkları sergide Kabe görselinin yer aldığı bir illüstrasyonun LGBTİ+ bayrakları ile birlikte kullanılması ve bunun ‘yere serildiği’ iddiasıyla başlayan tartışmalar Boğaziçi eylemlerine ilişkin tartışmaları başka bir yöne sevk etti. Hükümet temsilcileri ve Diyanet bu illüstrasyona tepki gösterirken, olaya ilişkin soruşturma da başlatıldı. Dindar Muhafazakârların Boğaziçi olaylarına bakışında bu tartışmaların etkisi olmuş olabilir,” notu düşüldü.

DDP: Sayın Cumhurbaşkanı hiç olmazsa kızınızı dinleseydiniz…

2021 yılı başında kurulmuş bir düşünce ve eylem platformu olan Darüşşafakalılar Düşünce Platformu, (DDP) Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi‘nden ayrılmasıyla ilgili bir açıklama yaptı.

İstanbul Sözleşmesi’nin önemine vurgu yapılan açıklamaya, “Sayın Cumhurbaşkanı hiç olmazsa kızınızı dinleseydiniz…” diye başlandı.

KADEM’in açıklaması hatırlatıldı

Açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kızı Sümeyye Erdoğan‘ın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği‘nin (KADEM) İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili açıklaması hatırlatıldı:

Şu ana dek 950’den fazla sivil toplum kuruluşu ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması ile ilgili açıklama yaptı. Hiçbirini duymak istemediniz. Hiç olmazsa kızınız Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olduğu KADEM’in (Kadın ve Demokrasi Derneği) sözlerini dikkate alsaydınız.

Bu STK’lar arasında yer alan KADEM diyor ki:

‘İstanbul Sözleşmesi, kadına şiddetle mücadele için önemli bir girişimdi. Geldiğimiz noktada zeminden koparılmış ve toplumsal bir gerilim öznesi haline dönüştürülmüş durumda… KADEM olarak tercihimiz, Avrupa Konseyi’ne söz konusu tartışmaları bertaraf edecek bir yorum beyanı verilmesi yönündeydi…”

Kastettikleri şu: Madem bazı ‘çevreler’ ‘lobi’ yaptı, sözleşmeyi feshedeceğinize, ilgili maddelerine ‘şerh’ koyabilirdiniz.

Kaldı ki, tüm sivil toplum örgütleri aslında şerh konulacak hiçbir madde olmadığını savunuyor.

‘Sözleşmeden faydalanacakların hepsi mağdur’

Soru-cevap şeklinde devam eden açıklamaya şöyle devam edildi:

* Kadınların sözleşmeyi kendi çıkarları için kullanabilecekleri iddiaları doğru mu?

HAYIR! Kadın, çocuk ya da erkek fark etmeksizin sözleşmeden faydalanabilecek olanların hepsi mağdurdur. Herhangi bir ihbar ciddiye alınmazsa oluşabilecek yaralanma ve can kaybının yaşatacağı mağduriyet, bunun suiistimal edilebilme ihtimaliyle kıyaslanamaz bile.

* Sözleşmede LGBT gibi yönelimlere kapı aralayan maddeler var mı?

HAYIR! Sözleşme, üçüncü bir cinsiyet oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Sözleşmede şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması; din, dil, ırk, vb. pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği vurgulanmıştır.”

‘Mağdurlar siyaset malzemesi yapılmamalıdır’

Açıklamada, ‘kadının beyanı’ gibi sıklıkla tartışılan kavrama da açıklık getirildi:

* Sözleşme ile ilgili olarak ailenin yatak odasına kadar karışılıp ‘kocaları tecavüzcü’ ilan ettiği şeklindeki düşünceler doğruyu yansıtıyor mu?

HAYIR! ‘Koca tecavüzü’ denilen durum normal, sağlıklı bir ilişki değildir. İnsan onuruna da dini değer yargılarına da ters biçimde yaşanan bir zorbalıktır.

* Sözleşmede yer aldığı gibi ‘kadının beyanı esas alınmalı’ ne demektir?

Toplumda ‘kadının beyanı’ olarak sıklıkla ifade edilen konu, gerçekte şiddet mağdurunun beyanıdır.

* ‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’ kavramı ile cinsiyet rollerine savaş açan, kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma politikaları mı uygulanıyor?

Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve erkeğe eşit fırsat verilmesi anlamına gelir.

Kadın, daha doğrusu mağdurlar siyaset malzemesi yapılmamalıdır.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR!

Boğaziçi akademisyenleri ‘öğrencime dokunma’ yazılı dövizleri rektörlük binasına bıraktı

Boğaziçi Üniversitesi‘ndeki  öğretim üyelerinin atanmış rektör Melih Bulu‘ya karşı başlattıkları protesto bugün de devam etti. Güney Kampüs‘te bir araya gelen akademisyenler protestolarını başlattıkları 5 Ocak tarihinden bu yana 65’inci kez rektörlük binasına sırtlarını döndü.

Burada bir basın açıklaması okuyan akademisyenler, “Bugün 2 Nisan 2021. Sizlere basının alınmadığı, mezunlarımızın girişlerinin yasak olduğu ve çevresinde polislerin devriye gezdiği kampüsümüzden sesleniyoruz” dedi.

Öğretim üyeleri üzerinde “öğrencime dokunma” yazılı dövizleri rektörlük binası girişine bıraktı.

Fotoğraf: Medyascope

‘Hak ihlalleri son bulsun’

Kadıköy’de protesto yapmak isteyen öğrencilerin polis şiddetine maruz kaldığı ve onlarca öğrencinin gözaltına alındığı hatırlatılan açıklamada “Barışçıl öğrenci gösterilerine karşı uygulanan bu akıl almaz polis şiddetini kınıyoruz. Bu şiddet ve hak ihlalleri son bulmalı!” ifadeleri kullanıldı. Açıklamanın devamı ise şu şekilde:

Antidemokratik ve hukuk dışı uygulamaların olanca ağırlığıyla devam ettiği bu ortamda açık derslerimizin ikincisini, Haklar 101 başlığıyla, 31 Mart Çarşamba günü akademisyenlerin ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirdik. Bu derste, gayrimeşru rektör atamasının ardından kampüste yaşananlar, hak ihlalleri, öğrencilerin ve akademisyenlerin yasal hakları anlatıldı. Dersin bir diğer odak noktası da Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin rektörlük ataması ve iki yeni fakülte kurulmasının iptali için başlattıkları hukuk mücadelesiydi.

Fotoğraf: Can Candan

‘Özerk ve demokratik bir yönetim’

Mücadelemizin bir başka boyutunu kamu üniversiteleri için özerk ve demokratik bir yönetim modeli geliştirme çabası oluşturuyor. 2016 yılında Senato bünyesinde kurulmuş olan Üniversite Yönetim Yapılandırması Çalışma Komisyonunun senato ve akademik birimlerle paylaştığı ara rapor bu çabanın bir ürünüdür. ‘Kamu Araştırma Üniversitesinin Geleceği’ üst başlığını taşıyan bu ara rapor akademik özgürlükleri kurumsal özerklik temelinde güvence altına alan kamu araştırma üniversitesini tanımlıyor ve dünya örnekleri ışığında Türkiye’nin yüksek öğretimi için yeni bir yasa gerekliliğinin altını çiziyor.

‘Boğaziçi’nin 50’nci yılı’

Bu yıl Boğaziçi’nin bir kamu üniversitesi olarak kuruluşunun 50. yılı! Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak kuruluşumuzu yıl boyu gerçekleştireceğimiz etkinliklerle anacağız. Bu etkinliklerin birincisi eski rektörümüz Üstün Ergüder’ün katılımıyla Aptullah Kuran anma konuşmaları bünyesinde bu hafta gerçekleşti.

50. Yılında Boğaziçi Üniversitesi; özgürlükçü ve demokratik değerlerini koruyor, bilimsel akla ve kamu yararına dayalı akademik üretimini sürdürüyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin gayrimeşru rektörlük kurulu, göreve geldiği günden bugüne dek üniversitemizin etik ilkelerine ve kurumsal kimliğine ağır zararlar vermeye devam etmekte. Araştırmadan sorumlu rektör yardımcısı olarak atanan Gürkan Kumbaroğlu kurumumuzu ve bizleri karalamayı amaçlayan ve gerçeği yansıtmayan bir haberi sosyal medya platformlarında gururla paylaşmakta bir beis görmüyor.

Üniversitemizin bilimsel üretimi ve verimliliğinin yıllardır düşük olduğunu ve bu durumun atanmış yönetim sayesinde değişeceğini öne süren bu mesnetsiz paylaşım hocalarımıza asılsız iddialar ve nefret söylemleriyle saldırmayı âdet edinmiş bir yayın organında yer alıyor. Hiç kimsenin Boğaziçi Üniversitesi’nin yarım asırdır emek ve özveriyle oluşturduğu akademik ve bilimsel saygınlığını karalamaya hakkı olmadığını atanmışlara hatırlatmak isteriz.

‘İstifalarını talep ediyoruz’

Yapılan ciddi kamuoyu araştırmalarının özerk ve demokratik üniversite mücadelemizin toplumda çok yüksek oranda destek gördüğünü ve öğrencilere yapılan müdahalelerin ise ciddi tepkiyle karşılandığını gösterdiği belirtilen açıklamada şu talepler sıralandı:

Son olarak; kamuoyunda da karşılık bulan taleplerimizim hayata geçirilmesini, öğrencilere uygulanan polis şiddetinin sonlandırılmasını, atanmış Melih Bulu, Gürkan Kumbaroğlu, Naci İnci, Fazıl Önder Sönmez ve bir gecede kurulan Hukuk Fakültesi’ne atanmış Selami Kuran’ın istifasını bir kez daha talep ediyoruz.

 

Transların üniversite belgelerini değiştirme talebi yerine getirilmiyor

17 Mayıs ve Kaos GL dernekleri, Türkiye üniversitelerinden mezun olan transların üniversite resmi belgelerinin değiştirilmesi taleplerine üniversitelerin yaklaşımını inceleyen değerlendirme raporu yayınladı.

Kaos GL Hukuk Koordinatörü Avukat Kerem Dikmen’in kaleme aldığı rapor, bir sistematiğin geliştirilememiş olması nedeniyle, kişinin eski nüfus bilgilerine göre düzenlenmiş olan ve hala kullanılagelen bazı temel belgelerin, yeni kimlik bilgilerine göre yeniden düzenlenmediğini ortaya koyuyor. Raporda bu durum şöyle değerlendiriliyor:

Bu da aslında kişinin ait olmadığı bir cinsiyet ya da ismin güncel olarak üçüncü kişilerin bilgisine sunulmasına neden olmakta, sonuç olarak özel hayata dair bilgilerin kişinin iradesi dışında alenileşmesine yol açmaktadır.”

‘Başvuru ile yetinilmesi lazım’

Raporda özellikle kişinin mezuniyeti sırasında kendisine verilen lise veya üniversite diploması veya transkriptlerin ya hiç değiştirilmediği ya da eski kimlik bilgileri ortadan kaldırılmaksızın bu belgeler üzerinde değişikliklerin şerh düşmek yoluyla yansıtıldığı belirtiliyor.

Rapora göre bu durum iş başvurusunda, mezuniyet durumu ile not durumunun belgelendirilmesini gerektiren kimi başvurularda veya hiçbir yere başvurması gerekmese bile işyerinde bu tip belgeleri görünür biçimde sergilemek istediğinde geçmişe ilişkin bu bilgilerin üçüncü kişiler tarafından bilinmesi sonucunu doğuruyor.

Kamuya açık bilgiler çok az

Çalışma kapsamında üniversite bazında düzenlenmiş yönetmelik ve yönergeler ya üniversite internet sitelerinden ya da elektronik kamu bilgi yönetim sistemi üzerinden indirilerek incelendi.

Üniversitelerin bir kısmının ne kendi internet sitelerinde ne de kamu bilgi yönetim sistemi üzerinde konuya ilişkin yönerge veya yönetmeliğinin olmadığı fark edildiğinde, 84 üniversiteye ilişkin bilgi edinme başvurusu yapıldı.

37 üniversite bilgi paylaşmadı

Bilgi talep edilen üniversitelerin 37’si kanuni süresi içinde bilgi edinme başvurusuna yanıt vermedi. Tekrar başvurunun ardından bilgi paylaşıldı. Ancak rapor yazılırken 19 üniversite hâlâ bilgi paylaşmamıştı. Raporda bu durum şöyle değerlendiriliyor:

Bu durum tek başına bilgi edinme hakkının inkarıdır ve bir hak ihlalidir. İnternet sitesinde yönerge, yönetmelik paylaşmayan üniversiteler kişilerin bilgiye erişim haklarını bu tutumlarıyla ihlal etmektedir. Öte yandan kamusal bir değer taşıyan bu bilgilerin, bu rapor örneğinde olduğu gibi, toplumun bilgisine sunulmasını bu belgeleri internet sitesinde paylaşmayarak engelleme, ifade özgürlüğünü de haksız şekilde sınırlamaktadır.”

Beş kategoride incelendi

Raporda mezuniyet sonrası diploma ve diğer belgelere ilişkin yeniden düzenleme taleplerine üniversitelerin yaklaşımı beş kategoride inceleniyor:

  • Belgelerin yeniden düzenlenmesi taleplerini hiçbir koşulda karşılamayanlar
  • Belgelerin yeniden düzenlenmesi taleplerini koşullu karşılayanlar
  • Bu alanı uygulayıcıların tasarrufuna terk ederek belirsiz ve güvencesiz bırakanlar
  • Belgelerin yeniden düzenlenmesi taleplerini karşılayanlar
  • Bilinmeyenler

Yalnızca yüzde 3,9’u değişiklik yaptı

Rapora göre üniversitelerin yalnızca yüzde 3,9’una tekabül eden sekizi, koşulsuz olarak mezun trans öğrencilerin geçiş süreci sonrasındaki kimlik bilgilerine göre yeniden diploma düzenliyor.

Yükseköğretim mevzuatında engelleyici bir hüküm bulunmamasına rağmen üniversitelerin sayı bakımından yüzde 67,8, kayıtlı öğrenci sayısı bakımından ise yüzde 59,5 gibi ezici bir çoğunluğu, cinsiyetin yasal olarak tanınmasını takiben nüfus kaydında gerçekleşen değişiklikleri temel mezuniyet belgelerine yansıtmayarak hak ihlaline neden oluyor.

 

Helikopterden atılan köylüler haberini yapan gazeteciler için tahliye kararı

Van’da askeri helikopterden atılan ve işkenceye uğrayan Servet Turgut ve Osman Şiban‘ın haberini yaptığı için 9 Ekim 2020’de tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala ile tutuksuz yargılanan Zeynep Durgut hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü. Gazeteciler tahliye edildi.

Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca hazırlanan iddianamede, gazetecilere “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla 7,5 yılda 15 yıla kadar hapis cezası almaları istenmişti.

Bir sonraki dava 2 Temmuz’da

Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, gazeteciler koronavirüs salgını nedeniyle Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılabildi. Gazeteci ve avukat savunmalarının ardından karar açıklanırken, mahkeme dört gazetecinin “adli kontrol şartı” ile tahliyesine karar verdi. Bir sonraki duruşma ise 2 Temmuz’a ertelendi.

‘Yargılanan gazetecilikti’

Karar sonrası adliye binası önünde açıklama yapan isimlerden Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar, birlikte mücadele çağrısı yaptı:

Çok net şekilde bugün yargılanan gazetecilik faaliyetiydi. Tam bir hukuk devletine ulaşacağımız günlere umarım ulaşabiliriz. Ancak birlikte mücadele edebilirsek kazanırız.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise “Her yerde gazeteciliği yapmaya devam edeceğiz. Umarım tüm meslektaşlarımız tahliye olurlar. Basın özgürlüğünü konuşuruz” dedi.

‘Dayanışma çok önemliydi’

Davayı takip eden isimlerden biri olan Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık, tahliye kararıyla ilgili şu açıklamaları yaptı:

Bugün burada gazeteci olarak bulunuyorum. Burada yargılananın gazetecilik olduğundan kimsenin şüphesi yok. Gazeteciler duruşmada beyanlarında ‘Bizim mesleki faaliyetlerimiz suçlama konusu yapılıyor. Eğer suç olarak görüyorsanız bu suçu işlemeye devam edeceğiz’ dediler. Bugün dayanışma çok önemliydi. Bu dayanışmanın her zaman içinde olacağız.”

‘Ernesto’ Hayvan Barınağı, Suriye’deki kedilerin hayatını kurtarıyor

Suriye‘de 11 yıl önce başlayan iç savaş, milyonlarca insanı etkilediği gibi birçok hayvanı da evsiz ve aç bıraktı.

Halep‘teki kedi barınağını kapatıp İdlib‘e gelen Alaa al-Jaleel isimli bir hayvansever, buradaki kedilere biraz da olsa umut olabildi.

 

İdlib’te yeniden bir hayvan barınağı açan al-Jaleel, bir süre sonra ülkeyi terk etmek zorunda kalsa da, onun ardından görevi devralanlar hayvanlara bakmaya ve onları tedavi etmeye devam ediyor.

Ernesto Hayvan Barınağı‘nın yöneticisi Muhammed Wattar, “Onlara barınak, tıbbi bakım ve yiyecek sağlıyoruz” dedi.

Hayvan barınağı, İdlib’te Türkiye sınırına yakın 2 bin metrekarelik çitlerle çevrilmiş bir alanda yer alıyor.

Cihan Erdal: Altı aydır haksız bir şekilde özgürlüğümden mahrumum

Toplamda 108 kişi hakkında açılan ve 28 kişinin tutuklu yargılandığı Kobane Davası’nda tutukluluk incelemelerinin yapılacağı ara duruşma Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Mahkemede Kanada’daki Carleton Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan ve tez saha çalışmasını sürdürmek üzere İstanbul’da bulunduğu sırada, Kobani Operasyonu kapsamında gözaltına alınan Cihan Erdal da savunmasını gerçekleştirdi.

‘Altı aydır özgürlüğümden mahrumum’

Altı aydır Sincan Cezaevi’nde özgürlüğünden mahrum tutulduğunu belirten Erdal, İsmini koymakta zorlandığım bir iddianamede benimle ilgili herhangi bir iddia, niçin tutuklandığıma dair bir şey bulunmamaktadır. Buna rağmen manevi olarak ağır bir şiddet olarak tutuklamalarla karşı karşıyayım” ifadelerini kullandı.

Sadece HDP MYK üyesi olduğu için tutuklandığını ifade eden Erdal, “Ben toplantıya katılmamıştım bile. Kişisel olarak 6-8 Ekim’de herhangi bir çağrıda bulunmamışım. Kaldı ki bu çağrıların siyasi söylem sınırında kaldığı, yaşanan çok üzücü olayların bu çağrıların bir sonucu olarak değerlendirilemeyeceği tutuklamaya gerekçe gösterilemeyeceği AİHM’ Demirtaş kararında belirtilmiştir. Toplantıya katılmayan birisinin o çağrıda bulunamayacağı da Bilgen kararında ifade edilmiştir” dedi.

Görsel: freeCihanErdal

‘Sosyal medya paylaşımlarımda şiddet çağrısı yok’

AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasından fazlasını talep etmediğini belirten Erdal, “Benimle ilgili iki Facebook paylaşımlarına yer verilmiş. Herhangi bir nefret söylemi, şiddet çağrısı yok. Yasal bir paylaşım. Hiçbir şiddet olayı yok” açıklamasını yaptı.

HDP’nin internet sitesinden ve Evrensel Gazetesi’nden paylaşım yaptığını aktaran Erdal, “Bir baba oğlunu askerde kaybetmiş, acılı. Ben de bunu paylaşmışım. Bunun Kobani olaylarıyla ilgisi, benimle ilgisi izah edilmemiş. Ne yönden suç teşkil ediyor? Nasıl etki ediyor 6-8 Ekim olaylarına? Bir izah yer almıyor iddianamede” dedi.

Cihan Erdal savunmasının devamında “Hayatım boyunca, HDP MYK üyesi olduğum dönem de dahil olmak üzere, hiçbir yerden talimat almadım. MYK üyesi olmayan birisinin toplantıya katıldığına şahit olmadım. Şiddetle bir şeylerin değişeceğine hiçbir zaman inanmadım. Gözaltına dahi alınmadım. Bırakın bunu, en ufak bir soruşturmam bile olmadı” ifadelerini kullandı.

‘Kaçma şüphesi taşımıyorum’

“‘Nasıl daha iyi bir akademisyen olurum?’, ‘Türkiye’nin ve dünyanın iyiliğine nasıl katkı sunabilirim?’ bunlardan başka bir derdim olmadı” diyen Erdal açıklamasına şu sözlerle devam etti:

2016’da doktoraya başladım, 2017’de Erasmus bursu kazandım. Ardından doktoramı Kanada’da devam ettirmeye karar verdim. 2018’den beri Kanada’da yaşıyorum. Kanada’ya taşınırken nüfus müdürlüğünü aradım, ev adresimi verdim, Türkiye’de ailemin ev adresini verdim. Her gittiğim yer belliydi. Her yıl ailemi ziyaret etmeye geldim. Akademik iş birliği için geldim. Yeğenimin doğumunu görmek için geldim. Birisinin aleyhine eylemim olduğuna dair bir inancım olsa gelir miyim? Kaçma şüphesi olan bir insan mıyım ben? Kaçma şüphesi taşıyan bir insan mıyım?

‘Benim yerim kütüphanedir’

Demirtaş ve Yüksekdağ’ın mahkumiyetinin ardından Türkiye’ye geldiğini belirten Cihan Erdal, mahkemeye “Sayın Altan Tan’ın durumuyla hukuki açıdan hiçbir fark olmamasına rağmen, haklı olarak ona uygulanmayan tutukluluk tedbiri niçin benim için uygulanmıyor?” sorusunu yöneltti. Erdal savunmasını şu sözlerle tamamladı:

Sadece özgürlük hakkım ihlal edilmiyor. Masumiyet karinem, lekelenmeme hakkım ihlal ediliyor. Benim yerim kütüphanedir, üniversitedeki odamdır.”

Neler yaşandı?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla başlatılan Kobani olaylarına ilişkin yedi ilde gerçekleştirilen operasyon kapsamında HDP’li siyasetçilerin yanı sıra akademisyenler; Cihan Erdal, Prof. Dr. Beyza Üstün ve Can Memiş de 25 Eylül Cuma günü gözaltına alındı.

Kanada’da doktora öğrencisi olan Erdal, tez araştırması kapsamında İstanbul’daydı. Erdal, 2 Ekim Cuma günü tutuklandı. Erdal, altı aydır hukuksuz bir şekilde Ankara’daki Sincan Cezaevi‘nde tutuluyor.

2 bin 500 akademisyenden çağrı

Kanada, Avrupa ve ABD’den çok sayıda akademisyen, öğrenci ve sivil toplum örgütü, Kobani operasyonu sırasında tutuklanan sosyolog akademisyen Cihan Erdal için büyük bir kampanya başlatmıştı. İki haftalık sürede kampanyaya 2 bin 500 kişi imza atmıştı.

Kampanyaya destek verenler arasında Enzo Traverso, Judith Butler, Etienne Balibar, Noam Chomsky, Silvia Federici, Toni Negri ve Wendy Brown gibi dünyaca ünlü birçok akademisyen bulunuyordu.