Ana Sayfa Blog Sayfa 1525

Termik santrallerle çevrili İkizköylüler: Nefes alabildiğimiz son ormanı elimizden almayın

Yıllar boyunca çevresinde yer alan termik santrallerle mücadele etmek zorunda kalan Muğla İkizköy halkı bu kez de ormanlarının linyit kömürü madeni için kesilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Limak Enerji ve IC İÇTAŞ ortaklığındaki YK Enerji‘nin uzun yıllardır işlettiği linyit kömürü madenini genişletmek için kesmek istediği Akbelen Ormanı’nı savunan İkizköylüler kesim işlemi hakkında bilgi almak için yazdıkları dilekçenin cevabını almaya, Milas Orman Müdürlüğü’ne gitti.

26 Nisan Pazartesi günü müdürlük binası önüne giden İkizköylüler burada bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama İkizköy Çevre Komitesi adına Nejla Işık ve  Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK) adına Dernek Başkanı Hasan Yorulmaz tarafından okundu.

‘Damgalama işlemi tamamlandı’

Açıklamada 600 dönümlük ormanda, 2019 yılı Ağustos ayında Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü yerel teşkilatı tarafından başlatılan damgalama çalışmasının geçtiğimiz günlerde tamamlandığı belirtildi.

Akbelen Ormanı’nın Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması (Bern) Sözleşmesi kapsamında kesin korunması gereken hayvan türleri listesi (Ek Liste II)’nde yer alan onlarca türün üreme, yavru büyütme, barınma ve beslenme alanı olduğu hatırlatılan açıklamada “Orman, aynı zamanda başta İkizköy olmak üzere bölge halkı ile Yeniköy Kemerköy termik santraline kömür sağlamak için işletilen açık linyit ocakları arasında kalan son doğal yapı” denildi.

‘Nefes alacağımız son yer’

Madenin ölümcül tozunun köye ulaşmasını engelleyerek bölgedekilerin bir nebze nefes almasını sağladığına değinilen açıklamada “Orman içerisinde yaşayan canlılar kadar bizim de yuvamız. Bize kekikler, mantarlar sunarak beslenmemizi sağlıyor. Ayrıca, ormanların kesilmesi yalnızca çevresinde yaşayan insanları ve diğer canlıları değil, tüm insanlığı etkiliyor. Yapılan çalışmalar ormanların kesilmesinin küresel iklim değişikliğinin şiddetini arttıran önemli sebepler arasında gösteriyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Dilekçemize yanıt alamadık’

Açıklamada “Milas Orman İşletme Müdürlüğü’ne verdiğimiz dilekçelerimizde Akbelen Ormanı’nın kullanılması için YK Enerji şirketine verilen iznin Bakanlık olurunun örneğini ve damgalama ve kesim işlemlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mutlak koruma taahhüdü verdiği kuşların üreme ve yavru uçurma dönemi sonrasına ertelenmesini talep etmiştik” denildi.

Şu ana kadar talepleri doğrultusunda kesim çalışmaları durdurulmadığı belirtilen açıklamada “Buna karşın sokağa çıkma sınırlamasının bulunduğu 23 Nisan’da ormanımızda Orman Genel Müdürlüğü adına ağaç kesimi yapacaklarını belirten kesim ekibini girişimlerimiz sonucu biz durdurduk” bilgisi paylaşıldı

Açıklamada “İkizköylüler olarak Akbelen Ormanı’nın kesim işleminin tamamen iptalini talep ediyor, Anayasanın Orman Genel Müdürlüğü’ne verdiği ormanları ve içinde barınan tüm canlıları koruma yasal asli görevinizi yerine getirmenizi talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca Cengiz İnşaat tarafından benzer dönemde Rize İkizdere’de yapılmak istenen ağaç kesimlerine karşı mücadele eden halk ile dayanışma mesajları paylaşıldı. 

 

Medya İzleme Raporu: 2021 yılının ilk üç ayında 40 gazeteci saldırıya maruz kaldı

Gazeteciler Cemiyeti tarafından 2021 yılının ilk üç ayını kapsayan Medya İzleme Raporu‘na göre, bu zaman diliminde saldırıya maruz bırakılan gazeteci sayısı 40’a ulaştı.

Türkiye genelinde en az 24 gazeteci gözaltına alınırken, ocak ayında bir, mart ayında da üç gazeteci tutuklandı.

20 gazeteciye hapis cezası

Raporda, yılın ilk üç ayında aralarında Müyesser Yıldız, Hakan Aygün, İnan Kızılkaya, İdris Sayılgan’ın da olduğu 20 gazeteciye hapis cezaları verildiği bilgisi paylaşıldı.

Ayrıca, yargılaması süren ve hakim karşısına çıkan basın çalışanı sayısı 220 oldu. 20’yi aşkın gazetecinin de 10 ay ile 10 yıl süreli hapis cezasına çarptırıldığı kaydedildi.

Gazeteciler, saldırılara maruz kaldı

Bunların yanında, İstanbul, Ankara, Aydın, Rize, Aksaray ve Bursa’da gazetecilerin sokak saldırılarına ve ölüm tehditlerine maruz kaldığı dile getirildi, radyo programcısı Hazım Özsu‘nun öldürüldüğü hatırlatıldı.

Raporda, aralarında Orhan Uğuroğlu, Levent Gültekin, Osman Güdü’nün de olduğu gazeteci-yazarların önce hedef gösterildiği sonra da saldırıya uğradığı vurgulandı ve “Saldırganların cezasız kalması yeni saldırıların önünü açtı” ifadeleri kullanıldı.

Gazetecilerin sosyal medya hesapları inceleniyor

Açıklanan raporda, gazetecilerin kişisel sosyal medya hesaplarında beş-altı yıl geriye gidilerek yapılan taramalarla yazılan iddianamelerin arttığı kaydedildi:

Paylaşıldığı ya da yazıldığı tarihte suç olmayan mesajları, fotoğrafları ya da yazıları nedeniyle gazeteciler, uydurma suçlarla yargılandı. Basın Kanunu’ndaki internet yayınları boşluğu, gazeteci yargılamak için bir fırsat gibi kullanılmaya başladı.”

Basın kartı sayısında azalma görüldü

Raporda, son üç yılda basın kartı sayısında yaşanan değişimleri, aktif kart sayısı, basın kartı iptalleri ve inceleme adı altında muallakta bırakılan kart sayısı gibi bilgiler de açıklandı.

Bu bilgilere göre, Basın Kartı Yönetmeliği‘nin yürürlüğe girdiği 14 Aralık 2018’den bugüne kadar başvurusu sürüncemede bırakılan, olumlu-olumsuz yanıt verilmeyen basın kartlı gazeteci sayısı 220.

Yönetmelik sonrası aktif basın kartı sayısındaki azalma 2 bin 471’i bulurken, 2020 yılı sonuna kadar iptal edilen basın kartı sayısının bin 238 olduğu kaydedildi.

Son beş yılda iptal edilen basın kartı sayısının da 3 bin 981 olduğu açıklandı.

Salgın döneminde çoğu gazeteci işsiz kaldı

Raporda, koronavirüs salgını sebebiyle tirajlarda ve reklam gelirlerindeki düşüşün hem ana akım hem de yerel medyada büyük gelir kaybına uğratıldığı vurgulandı.

Özellikle yerel basında kapanma, birleşme veya yayınlanan gün sayısında azalma yaşandı.

Bunlara bağlı şekilde de çok sayıda gazeteci işsiz kaldı, birçoğu ücretsiz izne çıkarıldı. Bir kısmı da çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldı.

IMF: Türkiye pandemide halkına en az yardım yapan ülkeler arasında

Uluslararası Para Fonu (IMF), dünya çapında ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarında pandemi harcamalarının oranlarını gösteren bir rapor yayınladı.

Rapor, Ocak 2020’den Mart 2021’e kadar hükümetlerin duyurduğu ekonomik ve sağlık yatırımları, harcamaları ve yardımları baz alınarak, hangi ülkenin halkına ne oranda destek verdiğini gösteriyor.

Türkiye en alt sıralarda

Yapılan haritalandırmada, ülkelerin GSYH bütçelerine göre harcama oranları, yüzde 10+, yüzde 7,5-10, yüzde 5-10, yüzde 2,5-5 ve yüzde 2,5 altı olarak sıralanıyor.

Türkiye, en düşük destek veren yüzde 2,5 grubuna giriyor. Bu kategoride de yüzde 1,5 orana sahip olarak, destek harcamaları yapan ülkeler arasında en alt sıralarda yer alıyor.

Bu oranla Türkiye, girdiği gelişmekte olan ülkeler sıralamasının çok altında, az gelişmiş ekonomiler sıralamasındaki ülkelerle yarışıyor.

Yurttaşa yüzde 0,4 destek

Benzer ekonomik çaptaki ülkelerin aksine, ülke ekonomilerinin, likidite, garanti desteği oranlarında ise Türkiye başı çekiyor. GSYH’nin yüzde 6,4’ü kadar garanti sağlayan Türkiye’de, sağlık sektörüne ayrılan oran yüzde 0,3, yurttaşa sağlanan destek ise yüzde 0,4.

Listede Lüksemburg yüzde 27 ile başı çekerken, onu yüzde 25 ile ABD ve yüzde 19 ile Yeni Zelanda izliyor.

Reuters: Türk bankaları Kanal İstanbul’u fonlamak istemiyor

Türkiye’nin belli başlı bankalarının Kanal İstanbul projesini finanse etmeye çevreye yaratacağı etkinin yanı sıra mega inşaat projelerinin yarattığı yatırım riskleri nedeniyle isteksiz yaklaştığı belirtildi.

Uluslararası Haber Ajansı Reuters’a bilgi veren dört bankacılık kaynağı, projenin çevresel faktörlerden dolayı oluşturacağı riskler nedeniyle bankaların finansmanda yer almada gönülsüz olduklarını belirtti. Adının açıklanmasını istemeyen bir üst düzey bankacı, “Projenin finansmanında yer alacağımızı sanmıyorum. Daha çok bir inşaat projesi gibi görünüyor. Çevre sorunu yaratma riski var. Bu açıdan da sıkıntılı” dedi.

Üst düzey diğer bir bankacı da finansmanda, projenin yaratacağı çevresel etkilerden dolayı yer almak istemeyeceklerini belirterek; imzacı bankaların fonlanan projelerin çevresel etkilerini azaltmayı hedefleyen Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık Prensipleri‘ne uyması gerektiğini söyledi.

Bugüne kadar Türkiye’nin İstanbul üçüncü köprü, havaalanı, Gebze-İzmir otoyolu, PPP projeleri gibi büyük altyapı proje finansmanlarında yer alan bankalardan Garanti Bankası , Vakıfbank, Denizbank konuyla ilgili sorulara bir yorum yapmadı. İş Bankası, Ziraat Bankası ve Halkbank‘tan ise haberin yayımlandığı sırada bir yanıt gelmedi.

‘Hiçbir Türk bankası bu riski almaz’

Kanal İstanbul projesi 2018 yılındaki kur krizinin ardından gündemden kalkmış olsa da ekonominin salgın hastalığın yarattığı daralmadan toparlanmasıyla birlikte tekrar gündeme geldi.

Ancak kaynakların verdiği bilgiye göre projenin fonlanması özellikle Avrupalı bankalardan kaynak kullanan ve sendikasyon kredisi alan bankalar için riskler yaratacak.

Bir kaynak, Türk bankalarının sendikasyon kredilerinde en yüksek payı alan Avrupalı bankaların çevresel etkisi yüksek projelerden giderek daha uzak durduklarına dikkat çekerek, projeleri fonlamaları halinde bankaların sendikasyon yoluyla yurt dışından sağladıkları kaynakların azalabileceğine dikkat çekti. Eski kıdemli bir bankacı olan kaynak, Hiçbir Türk bankasının, kamu veya özel, bu riski alabileceğini düşünmüyorum” dedi.

Yurtdışı finansman aranacak

Bazı Türk bankalarının fonlamakta isteksiz olması büyük ihtimalle kamu bankaları ve yurt dışından doğrudan finansmanın projeyi fonlamakta daha büyük bir rol oynamasını gerektirecek.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, pazar günkü açıklamasında, yapılacak ihalelere şimdiden ilgi olduğunu ve ihalelerin Türkiye, Avrupalı, ABD veya Çin’den olmak üzere tüm yatırımcılara açık olacağını ifade etmişti. Kalın, “Karlı bir proje (olacak), mutlaka yatırımcı ve kreditörlerin ilgisini çekecek. İlerleyeceği konusunda iyimseriz” demişti.

‘Arsa spekülasyonu dışında değeri yok’

Eski bankacı ÇED olumlu görüşünün Türk bankalarının Avrupalı ortaklarının nezdinde yeterli görülmeyebileceğini de ifade ederek, şöyle konuştu: “Bu proje beyaz fil denilen, ihtiyaç duyulmamasına rağmen yapılan ve bir kere yapınca isteseniz de elden çıkaramayacağınız projelerden biri olarak görülüyor. Arazi spekülasyonu dışında değer yaratan bir proje olarak görmek pek mümkün değil.”

AKP seçimi kaybederse

Bir diğer bankacı muhalefetin projeye karşı çıktığına dikkat ederek 2023 yılında yapılacak seçimleri AKP’nin kaybetmesi halinde projenin durma ihtimali bulunduğunu ifade etti:

“Çevresel sorunlar barındırdığından dolayı projenin olumsuz bir algısı var, repütasyonel risk barındırıyor. Ayrıca bu iktidarın bir projesi, olası bir iktidar değişiminde durabilir. Bu nedende dolayı bankaların kredi komitesinden geçmesi çok zor.”

ÇED raporunda maliyet 13 milyar dolar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 yıl önce ortaya atarken “çılgın proje” olarak  adlandırdığı Kanal İstanbul’un inşası için 2019 sonunda yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna göre 75 milyar lira, yani dönemin döviz kuruyla yaklaşık 13 milyar dolar gerekeceği tahmin ediliyor.

Hükümet, Karadeniz’i Marmara Denizi‘ne bağlayacak 45 km uzunluğuyla kentin batı kesimini ada haline getirecek kanalın yapımına Haziran’da başlamayı planlıyor.

Erdoğan, kanalın boğazdaki deniz trafiğini azaltacağını söylerken İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, mühendisler ve birçok ankete göre vatandaşların çoğu çevresel yıkıma neden olacağı ve tatlı su kaynaklarını kirleteceği için projeye karşı çıkıyor.

Türkiye’nin Karadeniz komşusu Rusya ise Karadeniz’e deniz yoluyla ikinci bir giriş açacağı için güvenlik gerekçesiyle projeden endişe duyduğuna dair sinyaller veriyor.

 

18 günlük karantinada alkol satışı da yasaklandı

Tekel Bayileri Platformu Başkanı Özgür Aybaş, 29 Nisan 2021 Perşembe akşamı saat 19.00’dan itibaren, 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabah 05.00’e kadar sürecek tam kapanma döneminde alkol satışının yasaklanacağını duyurdu.

Valilik ve kaymakamlıklara sorarak satışın yasaklandığı bilgisini aldıklarını belirten Aybaş, “Bize dolaylı olarak gelen bilgilere göre bu kapanma döneminde de alkol satışı yasaklanacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde tekeller diğer marketler gibi saat 10.00 ile 17.00 arasında açık olacak.

‘Keyfi olarak yasaklıyorlar’

İçişleri Bakanlığı genelgesinde alkol satışına istinaden herhangi bir açıklama yapılmadığını belirten Aybaş Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Mülki idari amirlikler keyfi olarak bu alkol yasağını uygulayabiliyorlar” dedi.

Daha önce hafta sonlarında uygulanan sokağa çıkma yasaklarında da keyfi olarak yasaklama olduğunu hatırlatan Aybaş, “Bu sefer de sanırım pandemiyi ve Ramazan ayını gerekçe gösteriyorlar” yorumunu yaptı.

‘Gelirimizin yüzde 90’ı alkol satışlarından’

Bu yasağın tekel bayileri çok kötü etkileyeceğini dile getiren Aybaş, “Bizim gelirimizin yüzde 90’ı alkol satışından geliyor. Bizden kimse çay, şeker almaz. Çok nadir durumlarda ancak” dedi.

Aybaş, “Alkol satışı yapsan bir türlü yapmasan bir türlü. Satış yapmayınca müşteriler kızıyor ‘Açıksınız ama neden satmıyorsunuz?’ diye. Satış yapınca da ceza var” ifadelerini kullandı.

Uygulanan para cezalarında da herhangi bir standart olmadığını belirten Aybaş, “Bazen 63 bin TL’den başlayan cezalar olabiliyor. Bazen de 3 bin 150 TL üzerinden ceza yazıyorlar” bilgisini paylaştı.

‘Yardım yok, tekeller batıyor’

Pandemi dönemi boyunca birçok işletmenin bu tarz cezalarla karşılaştığını belirten Aybaş, “Çok fazla batan oldu. Dükkanını kapatan oldu. Altı tane meslektaşımız borçları yüzünden intihar etti” ifadelerini kullandı.

Bu dönemde tekel bayilerin devletten kira yardımı, fatura yardımı veya borç erteleme gibi herhangi bir yardım alamadığına değinen Aybaş, “Bizi kaderimize terk ettiler” tepkisini gösterdi.

 

Tam kapanma kararından kimler muaf olacak?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında 29 Nisan – 17 Mayıs tarihlerinde uygulanacağı duyurulan tam kapanma kararından kimlerin muaf olacağı açıklandı.

İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen genelgede tam kapanmadan muaf olacak kişilerin ve yerlerin listesi paylaşıldı.

Açıklamadaki ifadeler

Bakanlık tarafından illere gönderilen genelgede “Sokağa çıkma kısıtlamalarının uygulanacağı günlerde istisna kapsamında olduğunu belgelemek ve muafiyet nedeni/güzergahı ile sınırlı olmak” kaydıyla şu meslek grubundaki kişilerin yasaktan muaf olduğu kaydedildi:

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyeleri ve çalışanları,
  • Kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında görevli olanlar (özel güvenlik görevlileri dahil),
  • Zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları ile işletmeler (Havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, karayolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, PTT vb.), buralarda çalışanlar ile ibadethanelerdeki din görevlileri, Acil Çağrı Merkezleri, Vefa Sosyal Destek Birimleri, İl/İlçe Salgın Denetim Merkezleri, Göç İdaresi, Kızılay, AFAD ve afet kapsamındaki faaliyetlerde görevli olanlar ve gönüllü olarak görev verilenler, cemevlerinin dede ve görevlileri,
  • Kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri ile buralarda çalışanlar, hekimler ve veteriner hekimler,
  • Zorunlu sağlık randevusu olanlar (Kızılay’a yapılacak kan ve plazma bağışları dahil),
  • İlaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışına ilişkin faaliyet yürüten iş yerleri ile buralarda çalışanlar,
  • Üretim ve imalat tesisleri ile inşaat faaliyetleri ve bu yerlerde çalışanlar,
  • Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi, sulanması, işlenmesi, ilaçlanması, hasadı, pazarlanması ve nakliyesinde çalışanlar,
  • Tarımsal üretime ilişkin zirai ilaç tohum, fide, gübre vb. ürünlerin satışı yapılan işyerleri ve buralarda çalışanlar,
  • Yurt içi ve dışı taşımacılık (ihracat/ithalat/transit geçişler dahil) ve lojistiğini yapan firmalar ve bunların çalışanları.

Sokak hayvanlarını besleyecek gönüllüler muaf

Genelgede, sokak hayvanları besleyecek olan görevliler ve gönüllü çalışanların da yasaktan muaf olacağı kaydedildi:

  • Ürün ve/veya malzemelerin nakliyesinde ya da lojistiğinde (kargo dahil), yurt içi ve yurt dışı taşımacılık, depolama ve ilgili faaliyetler kapsamında görevli olanlar,
  • Oteller ve konaklama yerleri ile buralarda çalışanlar,
  • Sokak hayvanlarını besleyecek olanlar, hayvan barınakları/çiftlikleri/bakım merkezlerinin görevlileri/gönüllü çalışanları ve 7486 sayılı Genelgemizle oluşturulan Hayvan Besleme Grubu üyeleri,
  • İkametinin önü ile sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvanlarının zorunlu ihtiyacını karşılamak üzere dışarı çıkanlar,
  • Gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet medya kuruluşları, medya takip merkezleri, gazete basım matbaaları, bu yerlerde çalışanlar ile gazete dağıtıcıları,
  • Akaryakıt istasyonları, lastik tamircileri ve buralarda çalışanlar,
  • Sebze/meyve ve su ürünleri toptancı halleri ile buralarda çalışanlar,
  • Ekmek üretiminin yapıldığı fırın ve/veya unlu mamul ruhsatlı işyerleri, üretilen ekmeğin dağıtımında görevli olan araçlar ile buralarda çalışanlar,
  • Cenaze defin işlemlerinde görevli olanlar (din görevlileri, hastane ve belediye görevlileri vb.) ile birinci derece yakınlarının cenazelerine katılacak olanlar,
  • Doğalgaz, elektrik, petrol sektöründe stratejik olarak faaliyet gösteren büyük tesis ve işletmeler (rafineri ve petrokimya tesisleri ile termik ve doğalgaz çevrim santralleri gibi) ile bu yerlerde çalışanlar.

Teknik servis çalışanları da yasağa tabi değil

Teknik arızalarının giderilmesinde görevli olanlar ve servis hizmeti veren teknik servis çalışanları da görevde olduklarını belgelemek şartıyla yasaktan muaf olacak:

  • Elektrik, su, doğalgaz, telekomünikasyon vb. kesintiye uğramaması gereken iletim ve altyapı sistemlerinin sürdürülmesi ve arızalarının giderilmesinde görevli olanlar ile servis hizmeti vermek üzere görevde olduklarını belgelemek şartı ile teknik servis çalışanları,
  • Kargo, su, gazete ve mutfak tüpü dağıtım şirketleri ve çalışanları,
  • Mahalli idarelerin toplu taşıma, temizlik, katı atık, su ve kanalizasyon, karla mücadele, ilaçlama, itfaiye ve mezarlık hizmetlerini yürütmek üzere çalışacak personeli,
  • Şehir içi toplu ulaşım araçlarının (metrobüs, metro, otobüs, dolmuş, taksi vb.) sürücü ve görevlileri,
  • Yurt, pansiyon, şantiye vb. toplu yerlerde kalanların gereksinim duyacağı temel ihtiyaçların karşılanmasında görevli olanlar,
  • İş sağlığı ve güvenliği ile iş yerlerinin güvenliğini sağlamak amacıyla iş yerlerinde bulunması gerekli olan çalışanlar (iş yeri hekimi, güvenlik görevlisi, bekçi vb.),
  • Otizm, ağır mental retardasyon, down sendromu gibi “Özel Gereksinimi” olanlar ile bunların veli/vasi veya refakatçileri,
  • Mahkeme kararı çerçevesinde çocukları ile şahsi münasebet tesis edecekler (mahkeme kararını ibraz etmeleri şartı ile),
  • Yurt içi ve yurt dışı müsabaka ve kamplara katılacak olan milli sporcular ile seyircisiz oynanabilecek profesyonel spor müsabakalarındaki sporcu, yönetici ve diğer görevliler,
  • Bankalar başta olmak üzere yurt çapında yaygın hizmet ağı olan kurum, kuruluş ve işletmelerin bilgi işlem merkezleri ile çalışanları (asgari sayıda olmak kaydıyla)

Mali müşavirlerin tam kapanmadaki durumu

Muafiyet nedenine bağlı olmak ve ikametlerinden iş yerlerine gidiş-gelişlerle sınır olmak şartıyla mali müşavir, yeminli mali müşavir ve çalışanları da yasağa tabi olmayacak:

  • ÖSYM tarafından ilan edilmiş merkezi sınavlara katılacağını belgeleyenler (bu kişilerin yanlarında bulunan eş, kardeş, anne veya babadan bir refakatçi) ile sınav görevlileri,
  • İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurullarınca izin verilen, şehirlerarası karayolları kenarında bulunan dinleme tesislerinde yer alan yeme-içme yerleri ve buralarda çalışanlar,
  • Zorunlu müdafi/vekil, duruşma, ifade gibi yargısal görevlerin icrasıyla sınırlı kalmak kaydıyla avukatlar,
  • Dava ve icra takiplerine ilişkin yapılacak zorunlu iş ve işlemler için adliyelere gitmesi gereken taraf veya vekilleri (avukat) ile mezat salonlarına gidecek ilgililer,
  • Araç muayene istasyonları ve buralarda çalışan personel ile araç muayene randevusu bulunan taşıt sahipleri,
  • Milli Eğitim Bakanlığı EBA LİSE TV MTAL ve EBA platformunda yayınlanmak üzere Bakanlığa bağlı mesleki ve teknik ortaöğretim okul/kurumlarında çalışmaları devam eden uzaktan eğitim video çekimi, kurgu ve montaj faaliyetlerini yürütmekte olan ya da söz konusu çalışmaların koordinasyonunu sağlayan personel,
  • Profesyonel site yöneticileri ile apartman/site yönetimince düzenlenen görevli olduklarına dair belgeyi ibraz etmek ve ikametleriyle görevli oldukları apartman veya sitelere gidiş-geliş güzergâhıyla sınırlı olmak kaydıyla apartman ve sitelerin temizlik, ısınma vb. işlerini yerine getiren görevliler,
  • İş yerinde bulunan hayvanların günlük bakım ve beslenmelerini yapabilmek için ikamet ile işyeri arasındaki güzergâh ile sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvan satışı yapan iş yerlerinin sahipleri ve çalışanları,
  • Sadece yarış atlarının bakım ve beslenmelerini ve yarışlara hazırlık antrenmanlarını yapmak ve ikamet ile yarış ya da antrenman alanı arasındaki güzergahla sınırlı kalmak kaydıyla at sahipleri, antrenörler, seyisler ve diğer çalışanlar,
  •  Sadece ilaçlama faaliyetleri için zorunlu olan güzergahlarda kalmak ve bu durumu belgelemek kaydıyla iş yerlerinin haşere ve diğer zararlı böceklere karşı ilaçlamasını yapan firmalarda görevli olanlar,
  • Muafiyet nedenine bağlı olmak ve ikametlerinden iş yerlerine gidiş/gelişleri ile sınırlı olmak kaydıyla serbest muhasebeciler, serbest muhasebeci mali müşavirler, yeminli mali müşavirler ile çalışanları,
  • 10.00-16.00 saatleri arasında sayıları Banka yönetimlerince belirlenecek şekilde sınırlı sayıda şube ve personel ile hizmet verecek olan banka şubeleri ile çalışanları,
  • Nöbetçi noterler ile buralarda çalışanlar.

CHP’den Değersizleştirilen Ev İşçiliği raporu

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Avukat Gülizar Biçer Karaca, “Değer”sizleştirilen Ev İşçiliği – Görünmeyen İşçiler Raporu’nu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve MYK’ya sundu.

Salgında kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan, güvencesiz çalışan ve çok sayıda hak ihlallerine maruz bırakılan ev işçilerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekilen raporda, Ev İşçileri Dayanışma Sendikası üyesi ev işçileriyle yapılan çevrimiçi toplantıda dile getirilen talepler ve CHP’nin çözüm önerileri yer alıyor.

‘İş Kanunu kapsamına alınması gerekiyor’

CHP Emek Büroları tarafından hazırlanan kitapçıktaki tespitlerin de bulunduğu raporda, İş Kanunu kapsamı dışında olan ev işçileri ile ilgili yapılması gereken düzenlemelere dikkat çekildi. Gündeme getirilen sorunlar ve taleplerden bazıları şu şekilde:

  • Ev işçilerinin öncelikli olarak yapılacak yasal çalışmalar ile İş Kanunu kapsamına alınması gerekmektedir.
  • 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında bulunmayan ev işçileri herhangi bir iş kazasına uğramaları durumunda ‘meslek hastalığı’ olarak kabul edilmemektedir.
  • 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda ev işçileri bakımından bir ay içerisinde bir iş yerinde 10 günden az-10 günden çok çalışan ayrımı bulunduğundan çoğu ev işçisi uzun vadeli sigorta kolunda yer almamaktadır.

Salgın çalışma koşullarını kötüleştirdi

  • Çoğu ev işçisi gündelik olarak farklı ev/işyerlerinde çalıştığından dolayı birçok ev işçisi için “bir ay içerisinde bir işyerinde 10 günden fazla çalışmak” kriterini karşılamak imkansız bir duruma gelmektedir.
  • Salgınla birlikte derinleşen sorunlar ve yoksulluk nedeniyle sigortalarını ödemek yerine, zor hayat şartlarında nakit olarak alacakları ücrete pratikte daha çok ihtiyaç duymaktadırlar.
  • Lisanssız çalışan danışman şirketlerinin denetimsizliği ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır.
  • Danışman şirketlerden bazıları, aracılık yaptıkları ev işçilerinin görev almak istedikleri iş kollarına riayet etmemektedir. Örneğin temizlik konusunda çalışmak isteyen bir ev işçisi danışman şirketin “bakıcılık da yapar, yemek de yapar” şeklinde tanıtımına ve alacağı ücretin ötesinde ekstra iş yapmaya maruz bırakılabilmektedir.

‘Ücret standardı yok’

  • Ev işçileri arasında herhangi bir ücret standardı yoktur.
  • Çalışma saatleri belli değildir.
  • Sendikaların verdiği bilgiye göre ev hizmetlerine giden her 10 kadın işçiden 3’ü cinsel fiziksel şiddete ve işyerinde mobinge uğramaktadır.
  • Birçok ev işçisi evlerde uğradığı mobbing ve taciz gibi suç içeren fillere maruz bırakılabilmekte ve konut dokunulmazlığından dolayı bu tür filleri ispatlamak imkansız olabilmektedir.
  • Ev işçileri, izin ve dinlenme haklarını yeterince kullanamamaktadır.

Ev işçilerinin talepleri

Raporda ev işçilerinin taleplerine de yer verildi. Bu talepler özetle şu şekilde sıralandı:

  • Ev işçilerinin 4857 sayılı İş Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına alınması ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndaki “10 günden az- 10 günden çok” çalışma ayrımının kaldırılması
  • Ev işçilerinin İş Kanunu kapsamına alınması tek başına yeterli olmayacağı için 30 işçi ve üstünde işçi çalıştıran yerler için geçerli olan iş güvencesi konusunda da değişiklik yapılması
  • Ev işçilerine lisanssız danışman şirketlerinin aracılık yapmasına son verilmesi, güvencenin devlet denetiminde sağlanması
  • Ev işçilerinin istihdamının İŞKUR ve özel istihdam büroları aracılığı yapılması sağlanarak hem kayıt dışılığa son verilmesi ve dolayısıyla etkin veri toplanması ile ev işçilerinin uğrayabilecekleri mağduriyetin en aza indirilmesinin sağlanması
  • TÜİK’in ev işçileri ile ilgili topladığı verinin diğer faaliyet kollarından ayrılarak hesaplanmasının sağlanması
  • Yapılacak yasama çalışmaları neticesinde ev işçilerinin; ücret standardı, izin ve dinlenme hakkı, çalışma saatlerinin netleştirilmesi gibi niteliklere kavuşmasının sağlanması
  • ILO’nun 189 sayılı “Ev İşçileri için İnsana Yakışır İş hakkında ILO Sözleşmesi” ve 201 sayılı “Ev İşçileri için İnsana Yakır İş hakkında ILO Tavsiye Kararı”na taraf olunması için gerekli çalışmaların yapılması
  • Salgında kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan ev işçilerinin yaşadığı yoksulluk, işsizlik ve gelir kaybı telafisi ve insan onuruna yakışır yaşam koşulları için, ekonomik tedbir paketlerinde ev işçilerinin yer alması çağrısının yapılması
  • KOBİ’ler, esnaflar, öğretmenler, apartman görevlileri, EYT’liler gibi toplumun farklı kesimlerini kucaklayan CHP’nin “ev işçileri” için ekonomik destek paketini dillendirmesi, sorunları görünür kılması, sayıları milyonları bulan ev işçileri için güvenceli iş vurgusunu farklı platformlarda dile getirmesi

CHP’nin çözüm önerileri

Raporda “CHP iktidarında ev işçileri güvenceye kavuşacak. Ev işçilerinin; güvencesiz ve kayıtdışı istihdamına, düşük ücretlerle uzun saatler çalıştırılmasına ve yasal güvenceden yoksun olmasına son vereceğiz” ifadeleri yer aldı. CHP tarafından sunulan çözüm önerileri ise şu şekilde sıralandı:

• Yasal düzenlemeleri yaparak ev işçilerimizi İş Kanunu kapsamına dahil edeceğiz.
• Ev hizmetlerinde çalışanların çalışma koşullarını düzenleyen ayrı bir yönetmelik ve tüzük çıkartacağız. Ev işçilerini mesleki standartlara kavuşturacağız.
• Ev işçilerinin kayıtdışı istihdamına son vereceğiz.
• Sürekli ya da kısmi süreli çalışmasına bakılmaksızın, bütün ev işçilerinin 5510 sayılı kanunda sigortalı sayılanlar içinde yer almasını sağlayacağız.
• Ev işçilerinin örgütlenmelerinin önündeki engelleri kaldıracağız.
• İş kazası ve meslek hastalıklarının yaşanmaması için ev ve işyerlerinde, önleyici tedbirleri zorunlu tutacak; işçi sağlığı ve güvenliği risklerini düzenlemek amacıyla iş sağlığı ve güvenliği kanununda gerekli düzenlemeyi yapacağız.
• ILO’nun 189 No’lu “Ev İşçileri İçin İnsana Yakışır İş” sözleşmesini Mecliste yasal güvence altına alacağız.

Ev işçileri anlattı

CHP’nin hazırladığı raporda ev işçilerinin kendi ağızlarından anlattığı zorluklara da yer verildi. Öne çıkan ifadeler şu şekilde oldu:

“Tam 50 yıldır ev işçisi olarak çalışmış annemin tek bir gün dahi sigortası olmadı.”

“35 yıllık ev işçisiyim. 15 yaşından beri çalışıyorum. Okutulmadım. Babam tekel işçisiydi. Kızlar okumaz dediler okula göndermediler. Okuyabilseydim öğretmen ya da doktor olmak isterdim. Kendi ailemden 11 kardeşim var. Son 15 yılın içinde hiç mutlu çalışmadım. Son 7 yıldır çalıştığım işverenle davalığım. 1 ay denedik beğenmedik deyip haklarımı almaya çalıştılar. Sadece SSK yapmalarını istemiştim. 35 yıl çalıştım, elimde avucumda hiçbir şeyim yok. Oğlumu Lise 2’ye kadar okutabildim. Pandemi yüzünden son 1 yıldır inanılmaz zorluklar yaşıyoruz. Şu anda gerçekten gittiğim 1-2 yer dışında gelirim yok.”

“Kendimize ait özel bir alanımız yok. Çalıştığımız evlerde salonlarda kalabiliyoruz. Eşyalarımızı koyacağımız herhangi bir alanımız olmuyor. Bir dolabımız bile olmayabiliyor.”

“Evde çalışan kişiler temizlikçi olarak girdiyse temizlik yapmalı, dadı olarak girdiyse sadece dadılık yapmalı. Ailelerden ve danışmanlık şirketlerinden dolayı iş tanımımız olmuyor.”

“Ev işçiliği çok yorucu bir iş. Biz bunun hakkını alamıyoruz. 3 senedir 4 katlı 650 metrekare bir evde çalışıyorum ve benim maaşımı pandemide allem edip kallem edip 800 TL indirdiler.”

 

 

 

Pınar Gültekin cinayetinin dördüncü duruşması: Sanığın tutukluluk hali devam edecek

Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in katledilmesiyle ilgili Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen ve tutuklu sanık Cemal Metin Avcı ve tutuksuz yargılanan kardeşi Mertcan Avcı’nın yargılandığı davanın dördüncü duruşması dün görüldü.

Mahkeme heyeti, Cemal Metin Avcı’nın tutukluluk halinin devamına karar verirken, Adli Tıp Üst Kurulu’ndan gelecek olan rapor ve Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) yazılan müzekkerenin cevabının beklenmesine hükmederek duruşmayı 12 Temmuz’a erteledi.

‘Cinayeti tek başına işlemedi’

DHA‘da yer alan habere göre, duruşma öncesi gazetecilere açıklamalarda bulunan Pınar Gültekin’in ailesinin avukatı Rezan Epözdemir, geçen celsede tahliyesine karar verilen sanık Mertcan Avcı için yaptıkları itirazın reddedildiğini söyledi ve şu açıklamalarda bulundu:

En başından beri bu cinayetin tek başına işlenmediğini savunuyoruz. Geçen celse Mertcan Avcı’nın tahliye edilmesine hem biz itiraz etmiş hem de Başsavcılık itirazda bulunmuştu. Ancak yapılan itirazlar reddedildi. Bugünkü celsede Diyarbakır’dan bir tanık dinlenecek. Bu tanık, cinayetin tek başına işlenmediğine dair CİMER’e başvuruda bulunmuş. Mahkeme onu dinleyecek.

Bunun yanı sıra mahkeme, Pınar’ın kesin ölüm sebebini ve saatinin belirlenmesi için Adli Tıp 1’inci İhtisas Dairesi’nden rapor istemişti. Onun da okunmasın bekliyoruz. Önceki raporlarda tüm dokular yandığı için kesin ölüm nedeni belirlenememişti. Pınar’ın telefonuna erişebilmek için Amerika Birleşik Devletleri’ne müzekkere yazılmıştı. Bu, Pınar’ın özel hayatını tartışılır ve sorgulanır hale getirmektir. Burada tabiri caizse Pınar’ın özel hayatı yargılanıyor. Bu müzekkere dava hiçbir şey katmayacaktır. Yargı reformu buradan, Muğla Adliyesi’nden başlamalıdır. Gelin Amerika’ya yazılan bu utanç vesikası müzekkereyi bitirin.”

‘Danışıklı bir boşanma’

Öte yandan, sanık Cemal Metin Avcı ile eşi Eda Avcı‘nın boşandıkları ortaya çıktı. Tarafların gerçekte boşanma iradesinin olmadığını düşündüklerini dile getiren Epözdemir, şu açıklamalarda bulundu:

Cemal Metin Avcı ve eşi, anlaşmalı olarak boşanma davası açmışlardı. O dava sonuçlanmış ve taraflar boşanmış. Anlaşma gereği sanık Avcı, boşandığı eşine 5 milyon TL ödeyecek. Ödememesi durumunda şirket hisseleri, araçlar ve gayrimenkullerin tamamının devredileceği belirtilmiş. Kanaatimizce bu danışıklı bir boşanma. Kararın kesinleşmesinden sonra itiraz haklarımızı kullanacağız. Tarafların gerçekte boşanma iradesinin olmadığını düşünüyoruz. Bunun bir benzerini Cem Garipoğlu sürecinde de yaşamıştık. Onlar da mallarını devretmişti. Kadını hunharca katletmekle kalmayıp, üstüne üstlük ‘Tazminat hakları sürüncemede kalsın’ diye danışıklı mal varlığı devirleri oluyor. Bunu da böyle okumak lazım.”

SEGBİS yöntemiyle katıldılar

Sanık Cemal Metin Avcı tutuklu bulunduğu cezaevinden, tutuksuz yargılanan Mertcan Avcı da İzmir Adliyesi‘nden SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla duruşmaya katıldı.

Duruşmada Pınar Gültekin’in annesi Şefika Gültekin, babası Sıddık Gültekin ve tarafların avukatları hazır bulundu.

‘Para teklif ettiler’

Duruşmaya Diyarbakır’dan SEGBİS yöntemiyle katılan tanık M.Y.Ö, Cemal Metin Avcı’nın Pınar Gültekin’i tehdit etmek için kendisine para teklif ettiğini ifade etti:

Cemal Metin Avcı ile Isparta’da bir arkadaş ortamında tanıştım. İki veya üç kez beni Muğla’da barda misafir ettiler. Sonrasında iletişimimiz kesildi. Instagram hesabımda yazışmalar vardı. Cemal Metin Avcı ve Selim Avcı Diyarbakır’a geldi. Cemal Metin Avcı, bana Pınar’ın kendisine şantaj yaptığını, Pınar’ın cezaevindeki ağabeyinin tehdit mesajları attığını söyledi. ‘Sen de Pınar da Doğulusunuz’ diyerek onu korkutmamı istedi ve karşılığında 200 bin TL teklif etti. Teklifi kabul etmedim ve iletişimi de tamamen kestik. Pınar öldükten sonra bunları CİMER’e yazdım. Çünkü vicdan azabı çektim.”

M.Y.Ö, Gültekin ailesinin avukatının Cemal Metin Avcı’nın tek başına bu cinayeti işleyip işlemediğine dair sorusuna, “Cemal Metin Avcı cahil adam. Bu işi tek başına yapamaz. Kimsenin günahına girmek istemem ama tahminimce Gökhan Orhan ve Selim Avcı ile fikir birliği yapmıştır” dedi.

‘Davadan çekilin’

ABD’ye Pınar Gültekin’in telefonunun şifresi için yazılan müzekkereyle ilgili ek bilgi talebi geldiği, mahkemenin de söz konusu talebe ilişkin yazıyı Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği belirtildi.

Pınar Gültekin’in ailesinin avukatı Reza Epözdemir, mahkeme heyetinin davadan çekilmesi gerektiğini ifade etti:

İnsanların ve ailelerin sizlere güveni kalmadı. Bu saatten sonra bu yargıya katılacak bir şey yok. Bu ABD ısrarı mahkemenin haksız tahriki uygulamanın dışa vurumudur. Aile sizin adalet dağıtacağınıza inanmıyor. Lütfen bu davadan çekilin.”

‘Adalet istiyorum’

Duruşmada konuşan Pınar Gültekin’in babası Sıddık Gültekin, adalet talebini yineleyerek şu açıklamalarda bulundu:

Pınar’ın ölümünden sonra ailem dağıldı. Ama ben onları kurtarmak için güçlü durmaya çalışıyorum. Adil karar çıkacağını sanmıyorum. Reddi hakim de istemiştim. Adalet istiyorum.”

‘Size çok güvendim ama olmadı’

Pınar Gültekin’in annesi Şefika Gültekin ise mahkeme heyetine ithafen şunları söyledi:

Size çok güvendik ama maalesef kızımı suçlu çıkarıyorsunuz. Lütfen çekilin. Benim evlatlarım mahkemeye gitmememi söylüyor. Bitlis’ten buraya gelip gidiyoruz. Ben size çok güvendim ama olmadı. Benim canım gitmiş artık başkalarının ki gitmesin.”

Talepler reddedildi

Avukat Epözdemir, reddi hakim taleplerini yineledi ve tutuksuz sanık Mertcan Avcı’nın duruşma salonuna katılmasını, ABD’ye yazılan müzekkere cevabından da vazgeçilmesini istedi. Ancak, mahkeme heyeti avukatın tüm bu taleplerini geri çevirdi.

Tanığı tanımadığını iddia etti

Sanık Cemal Metin Avcı ise tanık olarak dinlenen M.Y.Ö’yü hiç tanımadığını iddia ederek şu açıklamalarda bulundu:

Dinlenen tanığı tanımıyorum. Hayatımda Isparta’ya gitmedim. Rezan Bey konuşmayı iyi biliyor diye kendimi savunma hakkımı elimden alamaz. Sürekli senaryo yazan kendisi efendim. Ben çok pişmanım. İkincisi avukat öyle bir soru soruyor. Cımbızla kelime çekip kullanıyor. Görsel medyayı etkilemeye çalışıyor.”

‘Kadın düşmanı değilim’

Cemal Metin Avcı, bu açıklamalarının ardından kendisinin kadın düşmanı olmadığını ileri sürdü:

Özür dilerim. Ben cani biri veya kadın düşmanı değilim. En başından sonuna kadar doğruyu anlattım. Beni kitlesel linçle değil adaletle yargılayın. Basında sürekli sevgilim olarak geçiyor. O benim sevgilim değil. Benimle zorla birlikte olan bir eskorttu.”

Kızı hakkında söylenen bu sözlere Şefika Gültekin’in tepki göstermesinin ardından duruşmaya ara verildi.

Tutuklunun halinin devamına karar verildi

Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Cemal Metin Avcı’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, Adli Tıp Üst Kurulu’ndan gelecek olan rapor ve ABD’ye yazılan müzekkerenin cevabının beklenmesine hükmederek duruşmayı erteledi.

‘Profesyonel bir kadın katili’

Duruşma sonrası basın açıklaması yapan Avukat Rezan Epözdemir, mahkemenin ABD’ye müzekkere yazmasını haksız tahrik uygulama çabası olarak nitelendirdi ve şu açıklamalarda bulundu:

ABD’ye yazılan müzekkereyle özel hayatın gizliliği ihlal ediliyor ve yargılanan Pınar Gültekin gibi görünüyor. Burada yargılanan Cemal Metin Avcı’dır. Kendisi profesyonel bir kadın katilidir. Ancak bugün duruşmada tüm kadınlardan özür dileyip, mağdur olduğunu söyledi. Sanki biz katilmişiz gibi Pınar ve ailesi hakaretlere maruz kalıyor. Mahkeme heyeti de buna müdahale etmiyor. Bu yüzden reddi hakim talebinde bulunduk.

Özgecan Aslan’da olan, Münevver Karabulut’ta olan burada da oluyor. Ezberlenmiş ve kurgulanmış bir savunmayla karşı karşıyayız. Bu saatten sonra heyetin yargılamaya sunacağı en iyi karar çekilmeleri olacaktır. Yine talebimiz reddedildi. ABD’den beklenen müzekkereye cevap gelir mi gelmez mi bilmiyoruz. Ancak tüm hukuki yollara başvuracağız. Burada adil bir mahkeme yok. Adli Tıp’tan gelen raporda ceset yandığı için kesin bir sonuç içermiyordu. Adli Tıp Genel Kurulu’ndan da benzer cevap gelecektir. Mahkeme ısrarla bunu da istiyor. Türkiye’de her gün kadınlar ve onların aileleri öldürülüyor. Enkaz altında kalan bir aile var. Dosya ve deliller ortada ancak ısrarla bir haksız tahrik indirimi uygulama çabası var. Hiçbir şey bu vahşeti meşrulaştırılamaz. Er ya da geç adalet tecelli edecek.”

Cinsiyet Meseleleri ve Adil Dönüşüm Etkinlikleri 29 Nisan’da

Yeşil Yeni Düzen kavramı özellikle 2008’deki finansal krizden sonra gündemde yoğun bir yer kaplamaya başladı. Kimi ülkelerin ekonomik toparlanma süreçlerinde kavramın hatırı sayılır bir etkisi oldu.

2010’ların sonundaysa iklim krizinin artan etkileriyle birlikte kavram Avrupa Yeşil Mutabakatı ve adil geçiş süreci bağlamında devletlerin politikalarında daha da somutlaştı. Diğer yandan Yeşil Hareket’in bütün taleplerinin karşılandığını söylemek için henüz çok erken.

İki etkinlik art arda

Yeşil Düşünce Derneği bu gelişmeler ve tartışmaların ekseninde 29 Nisan Perşembe günü adil geçişi cinsiyet odaklı bir şekilde ele alacağı iki etkinlik düzenleyecek.

Saat 15.00’da düzenlenecek ilk etkinlikte Dr. Begüm Şeren ve Dr. Miłka Stępień konuşmacı olarak yer alacak. Oturumda “Yeşil politika böylesine yaygınlaşırken Yeşil Hareket’in eleştirel yaklaştığı hususlar neler?” ve “Yeşil Yeni Düzen’e giden yolda toplumsal cinsiyet eşitliğinin konumu nerede?” sorularına yanıtlar aranacak.

Akabinde gerçekleşecek oturumda ise Türkiye’de yeşil ve adil dönüşüm bağlamında toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması gereken alanları, yine bu bağlamda kadınları güçlendirebilecek vatandaş temelli mekanizmaların neler olabileceği tartışılacak.

Saat 16.00’da başlayacak etkinliğin kolaylaştırıcılığını Gökçe Yeniev üstlenecek.

Çevrimiçi olarak zoom isimli video konferans uygulaması üzerinden gerçekleşecek etkinliklere kayıt yaptırmak için bu adresteki kayıt formunu doldurmak gerekiyor.

Formu dolduranlara etkinlik için katılım bilgileri e-posta yoluyla iletilecek.

Dr. Begüm Şeren kimdir?

Begüm Şeren Güler, ODTÜ İktisat Bölümü’nden lisans ve yüksek lisans derecelerini aldı. Özel sektör firmalarında, düşünce kuruluşlarında ve uluslararası kurumlarda çalıştı. 2011 yılında, College of Europe Avrupa Ekonomi Çalışmaları bölümünde yüksek lisansını tamamladı ve 2016’da “Avrupa Birliği’nde Reformların Büyümeye Etkisi” başlıklı teziyle Ankara Üniversitesinden doktora derecesini aldı.

Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak ders veren Güler, Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı’nda AB Uzmanı olarak görev yapmakta ve Avrupa Ekonomik Entegrasyonu başta olmak üzere çeşitli alanlarda araştırmalarını sürdürmektedir. Güler, Eylül 2020’den bu yana Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nde (SEFIA) yönetim kurulu üyesi.

Dr. Miłka Stępień kimdir?

Çevre koruma, kamu şeffaflığı ve sivil katılımla ilgili konuların yanında özel olarak Polonya’daki kömür bölgelerinde adil geçiş üzerine çalışan sosyal ve politik iklim aktivisti. Konin in Action (Konin Eylemde) derneğinin yönetim kurulu üyesi ve Avrupa Yeşiller Partisi Uzlaştırma Paneli Eş Sözcüsü.

Green European Foundation

Yeşil Avrupa Vakfı (GEF), Avrupa Parlamentosu tarafından finanse edilen Avrupa düzeyinde bir siyasi vakıftır. Avrupa Yeşiller Partisi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşil Grup gibi diğer Avrupa Yeşil aktörleriyle bağlantılı ancak onlardan bağımsızdır.

GEF’in misyonu, bir Avrupa kamusal alanının geliştirilmesine katkıda bulunmak ve vatandaşların Avrupa siyasetine daha fazla katılımını teşvik etmek ve sonuçta daha güçlü, daha katılımcı bir demokrasi oluşturmaktır. GEF, Yeşil siyasi ailenin hem içinde hem de ötesinde Avrupa politikaları ve politikaları hakkındaki tartışmaları ana akım haline getirmeye çabalar. Avrupa için ortak bir Yeşil vizyon yaratmak ve bunu daha geniş kamuoyuna duyurmak için çalışır.

Heinrich Böll Stiftung Türkiye

HBSD Türkiye Bürosu, sivil toplumun güçlendirilmesinin yanı sıra bilim ve siyaset çevreleri ile toplum arasındaki diyaloğun geliştirilmesini destekler ve adil bir küreselleşme sürecinin tesis edilmesi için katkıda bulunur.

 

Tunç Soyer: Nükleer santral olmadan nükleer atıklara sahip olan tek ülkeyiz

Çernobil Nükleer Felaketi‘nin 35’inci yıldönümünde İzmir’de “Çernobil’den Gaziemir’e Nükleer Tehlike” başlıklı çevrimiçi bir toplantı düzenledi.

Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Berna Babaoğlu Ulutaş moderatörlüğünde gerçekleştiren buluşmaya; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda, Mersin Nükleer Karşıtı Platform’dan Dr. Ful Uğurhan, nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan ve Ekosfer Derneği’nden Özgür Gürbüz konuşmacı olarak katıldı.

‘Boyumuzu aşan bir tablo’

“İzmir’in Çernobili” olarak bilinen ve Gaziemir’de uzun yıllardır rehabilite edilmesi beklenen alana ilişkin konuşan Tunç Soyer, “Boyumuzu aşan bir tablo” yorumunu yaptı.

Sorunun iş birliği ile çözülebileceğini kaydeden Soyer, “1940-2010 yılları arasında kurşun fabrikası olarak çalışmış bir alan sonra nereden geldiği belli olmayan nükleer atıkları barındırmış. Nükleer santrale sahip olmadan nükleer atıklara sahip bir ülkeyiz. Şimdi de bundan nasıl kurtulacağımızı bilmiyoruz” dedi.

Ne olmuştu?

Gaziemir, 2011 yılında taşınmadan önceki adıyla Aslan Avcı Döküm Sanayi’ne ait olan arazideki nükleer atıklar nedeniyle “İzmir’in Çernobil’i” olarak hafızalara kazınmıştı.

Emrez Mahallesi’nde, 1940 yılında faaliyete başlayan Aslan Avcı Döküm Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait olan 70 dönümlük arazide semt sakinlerinin ihbarı üzerine Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından 2007 yılında yapılan araştırma sonucunda 100 bin ton radyoaktif atık gömülü olduğu rapor edilmişti.

İnceleme sonucunda yurtdışında getirilen nükleer çubukların (Europium 152) kurşun ve gümüş geri dönüştürüldüğü sonrasında da denetimsiz olarak araziye gömüldüğü ortaya çıkmıştı.

HDP’li milletvekili Murat Çepni, Yeşil Gazete yazarı ve nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan’ın gündeme getirdiği radyoaktif atıklar ile ilgili Meclis’te soru önergesi vermişti.

‘Nükleer zehirle yaşamak söz konusu değil’

Atıklardan kurtulmanın ciddi bir işbirliği gerektiren bir süreç olduğuna değinen Soyer, “Gaziemir’in göbeğinde duran bu atıklar İzmir’i, yer altı kaynaklarını ve insanları zehirlemeye devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu konuda daha önce girişimde bulunduk. Mal sahiplerine ulaşmaya çalıştık, atıklar nasıl kaldırılır diye uzmanlar davet ettik. Boyumuzu aşan bir tablo olduğunu gördük. Bugün tekrar canlandıracağımız mücadele sürecinin sorunun diğer muhataplarını da işin içine katacak bir sürece evrilmesini diliyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre Soyer konuşmasında “Bunu kabullenmek, rıza göstermek söz konusu değil. İnsanın yaşam hakkını korumak en temel önceliğimiz. Nükleer zehirlerle bir arada yaşamak söz konusu bile olmamalı. Üzerimize ne düşüyorsa yapmaya hazırız. Bu konuya duyarlılık gösteren herkese hem teşekkür ediyorum hem de tebrik ediyorum. Biz hazırız. Bize verilecek görev ne olursa büyük bir şevkle yapmaya hazırız” görüşünü paylaştı.

‘Nükleer temalı park yapılsın’

Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda ise ilçedeki nükleer atık probleminin artık belediyeden çıktığını ve devletin insiyatif alması gerektiği belirterek, “En çok üzüldüğüm şey oradaki insanların artık yaşadığı umutsuzluk. Bu bizi aşıyor, bu devletin bir sorunu aslında. Türkiye’nin bilinen ilk nükleer atığı…” dedi.

Bunun finansmanını aramanın belediyenin sorumluluğu olmaması gerektiğini savunan Arda, “Burayı devlet kamulaştırmalı. Yapılacak ilk iş bu. Sonra da burayı koruma altına alıp bilimsel yöntemlerle temizlenmeli. Burası temizlendikten sonra nükleer temalı bir park yapılsın dedim. Devlet bunu yapabilir” ifadelerini kullandı.

‘Muhalefet gibi davranıyorlar’

Burası kamulaştırılsın söylemini yükseltince hükümetin tedirgin olduğunu ve belediyeye ziyarete geldiklerini belirten Arda, “Fransız bir şirketle anlaşmak üzere olduğunu söylemişler. AK Parti İzmir Milletvekili Necip Nasır, iki gün önce yanına birileri alıp burada basın açıklaması yapmış ve sahip çıkacaklarını söylemiş. Muhalefet gibi davranıyorlar. Basın açıklamasını biz de yapıyoruz zaten. Sorunu çözecek olan sizsiniz!” dedi. Konuşmasının devamında ise şunları söyledi:

Oradaki tehlikenin biz farkındayız. Atıkların varlığını kabul etmek demek ülkeye nasıl sokulduğunun da kabul edilmesi demek ki sınırlarımız kevgire dönmüş demek ki hesabını kimse veremiyor. Bir komisyon kurulmalı, bundan sonra sadece 26 Nisan’larda değil devamlı burayı gündemde tutmamız gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığını burada en büyük sorumlu kurum olarak görüyorum, iradeyi koyması gereken onlardır.”