Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, altın madeni yapılacağı gerekçe gösterilerek binlerce ağacın kesildiği Kazdağları’nda yaşananlara ilişkin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesine yanıt geldi.
Bakanlık tarafından ağaçların kesildiği alanda rehabilitasyon çalışmalarının devam ettiğini ileri sürüldü. Ayrıca, ağaç dikimi seferberliği kapsamında maden sahalarının rehabilitasyonu ve yeniden ormana dönüştürülmesi için çalışmaların sürdüğü kaydedildi.
‘Saha geri teslim alındı’
ANKA‘da yer alan habere göre, Ali Öztunç’un bölgedeki ruhsat ve izne ilişkin sorusu Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından şöyle yanıtlandı:
Orman izni, yenilenmiş ruhsat ile birlikte süre uzatımı için müracaatta bulunulmaması nedeniyle 10 Kasım 2020 tarihinde iptal edilmiştir.”
Bakanlık, sahanın devrine ilişkin soruya da, “Saha geri teslim alınarak Bakanlığımız tasarrufuna geçmiştir” şeklinde cevap verdi.
Bilim insanları pazartesi günü yaptıkları açıklamada ülkelerin bildirdiği karbon emisyonlarının miktarı ile bağımsız modellerin atmosferde tespit ettiği miktarlar arasında ABD’nin yıllık olarak saldığı emisyona eşit büyüklükte bir fark tespit ettiklerini söyledi.
Yapılan açıklamada yıllık yaklaşık 5.5 milyar ton karbondioksit açığının ülkelerin bir hatasından kaynaklanmadığı belirtildi. Açığın sebebi ülkelerin 2015 Paris Anlaşması kapsamında raporladıkları ulusal envanterlerde kullanılan yöntemler ile uluslararası modeller tarafından kullanılan yöntemler arasındaki farktan kaynaklanıyor.
‘İklimdeki ilerlemeyi takip etmek zorlaşacak’
Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nde bilim insanı Giacomo Grassi, “Modeller ve ülkeler farklı bir dil konuşursa, ülkelerin iklim konusundaki ilerlemesini değerlendirmek daha zor olacaktır. Sorunu çözmek için, bu tahminleri karşılaştırmanın bir yolunu bulmalıyız” dedi.
Fotoğraf: Shutterstock
Nature Climate Change dergisinde yayınlanan çalışma bazı ülkelerin emisyon azaltımlarını yeniden ayarlaması gerekebileceği anlamına geliyor.
Örneğin ülke modelleri, bağımsız modellerin gösterdiğinden daha fazla karbon emici orman arazisi gösteriyor. Çalışmaya göre ulusal tahminler bağımsız modellere kıyasla dünya çapında yaklaşık 3 milyar hektar daha fazla orman alanı olduğunu varsayıyor.
‘Ülkelerin hedeflerini güncellemesi gerekebilir’
Clark Üniversitesi’nde ormanlar konusunda uzman olan Christopher Williams Washington Post’a çalışma hakkında “Bu doğal karbon yutuculara sahip olduğumuz için şanslıyız. Ancak, bu doğada haili hazırda olan ve övgü almamamız gereken bir şey” dedi.
Ülkeler, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5 santigrat derece ile sınırlamak için emisyon azaltım taahhütlerinde bulunurken veriler arasındaki bu tutarsızlık çok daha büyük bir sorun haline gelebilir.
Çalışma, ülkeye özgü ayarlamalar geliştirmek için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini, ancak “daha önce karşılaştırılamaz bir ölçüt kullanmış olan ülkelerin sonunda hedeflerini güncellemeleri gerekebileceğini” söyledi.
29 Nisan 2021 Perşembe akşamı saat 19.00’dan itibaren, 17 Mayıs 2021 Pazartesi sabah 05.00’e kadar devam edecek olan 18 günlük tam kapanmada alkol satışına getirilen yasağa tepkiler büyüyor.
Sosyal medya kullanıcıları #alkolümedokunma etiketiyle paylaşımlarda bulunarak karara tepki gösterdi.
‘Yaşam tarzına müdahale’
Getirilen alkol yasağına bir tepki de CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba‘dan geldi. Sosyal medya hesabından bir paylaşımda bulunan Ağbaba, yasağın insanların yaşam tarzlarına bir müdahale olduğunu ifade etti:
17 Mayısa kadar ülke genelinde alkol satışı yasaklanıyor.
Alkol satmayan zincir marketlere uğramayan virüs 150 bin tekel bayisine uğruyor.
Bu yasağın pandemiyle alakası yok, tamamen ideolojiktir. AKP’nin pandemiyle değil insanların yaşam tarzına müdahalesinin son halkasıdır.”
‘Hiçbir yasal dayanak yok’
İleri Haber‘e konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Avukatı Özgür Urfa, böyle bir uygulamanın dayanaksız ve hukuksuz olduğunu kaydetti:
Haberlerde yer alan kısıtlama süresince içki satışı yasağı konusunda biz de yazı ve karara ulaşmaya çalışıyoruz. Olası böyle bir uygulama dayanaksız ve hukuksuzdur.
Öncelikle bu konuda verilmiş herhangi bir karar bulunmamakta. Genelgede ya da başka bir şekilde karar dahi verilmemiş bir konuda uygulamayla dayatılan bir yasaklama söz konusu.
İkinci olarak ister genelgede ister valilik tarafından bu konuda bir verilmiş karar olsa dahi hiçbir yasal dayanağı ve meşruluğu bulunmamakta.
Market vb. yerlerde sadece içki satışının yasaklanmasının hukuki bir dayanağı bulunmamakta olup açıkça yaşam tarzına dönük bir müdahaleden ibaret.
Kanunda var olmayan bir yetkinin İçişleri Bakanlığı ya da valilikler eliyle kullanımı söz konusu.”
#alkolümedokunma paylaşımları
Bazı sosyal medya kullanıcıların #alkolümedokunma etiketiyle yaptıkları paylaşımlar ise şöyle:
Süleyman Soylu yasağı doğruladı
Öte yandan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 81 ilin vali, il jandarma komutanı, il emniyet müdürü ve sahil güvenlik komutanıyla bir araya geldiği video konferans toplantısında 18 günlük tam kapanma tedbirlerini değerlendirdi.
Soylu, tam kapanma boyunca alkol satışı yapan iş yerlerinin kapalı olacağını doğruladı ve “İstisnada yer almıyor ve kapalı. Bu açıdan hem bir muafiyet yok hem de soru işareti de söz konusu değil” ifadelerini kullandı.
Deniz bilimcileri, Kaliforniya okyanuslarında çok zehirli bir kimyasal madde olan DDT içeren yaklaşık 25 bin varil atık bulduklarını açıkladı. Varillerin terk edilme tarihinin ikinci dünya savaşı zamanlarına kadar uzandığı tahmin ediliyor.
Görüntüler Kaliforniya Üniversitesi San Diego Scripps Oşinografi Enstitüsü‘ndeki araştırmacılar tarafından kaydedildi. Araştırmacılar ilk etapta daha önce ekosisteminde yüksek seviyede zehirli kimyasal içerdiği tespit edilen Santa Catalina Adası ile Los Angeles sahili arasındaki 36 bin dönümden gazla alanda deniz tabanı haritalandırdılar.
1972 yılına kadar çöplük olarak kullanıldı
The Guardian’ın haberine göre tarihsel denizcilik günlüklerine dayanan veriler, Güney Kaliforniya’daki sanayi şirketlerinin bölgeyi Okyanus Boşaltma Yasası’nın yürürlüğe girdiği 1972 yılına kadar bir çöplük olarak kullandığını gösteriyor.
Ancak şu ana kadar çöplüğün kesin yeri ve ne boyutta olduğu bilinmiyordu. Scripps Oşinografi Enstitüsü’ndeki Deniz Fizik Laboratuvarı müdürü ve keşif gezisinin baş bilim insanı Eric Terrill, atıkların yer aldığı alanın büyüklüğünün “şaşırtıcı” olduğunu söyledi.
‘Uzun vadeli etkileri bilinmiyor’
Sonar teknolojisini kullanan su altı insansız araçlar, incelenen dik deniz tabanı boyunca yüzeyin 900 metre altında duran varillerin yüksek çözünürlüklü görüntülerini yakaladı.
Scripps Oşinografi Enstitüsü’nden yer bilimleri profesörü Lihini Aluwihare, bu atıkların deniz yaşamı ve insanlar üzerindeki uzun vadeli etkilerinin hala bilinmediğini söyledi. Kendisi daha önce yaşanan toplu yunus ölümleri ile okyanustaki DDT maddesi yoğunluğu arasında ilişki kurduğu bir çalışma yayınlamıştı.
‘Bulgular şok edici’
Buffalo Üniversitesi’nde araştırmaya dahil olmayan kimya profesörü Diana Aga ise varillerin toksik kimyasal içerdiği kanıtlanırsa bulguların şok edici olduğunu söyledi.
“Okyanusun dibinde çok fazla DDT var” diyen Aga, varillerin sızdırmaması halinde, atılmanın daha güvenli olduğu bir yere taşınabileceklerini söyledi. Sızdırdıkları durumda ise bilim insanlarının hasarı ölçmek için sudan, tortudan ve diğer deniz yaşamından örnekler alabileceğini belirtti.
İzmir Tabip Odası, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri‘nde söküm işleminin gerçekleştirilmesi amacı ile Türkiye’ye getirilmek üzere olan uçak gemisi “NAe Sao Paulo” ile ilgili iddialar hakkında basın toplantısı düzenledi.
İzmir Tabip Odası Başkanı Op. Dr. Lütfi Çamlı, farklı türlerde tehlikeli maddeler içeren gemilerin denizin içerisinde ve karada sökülürken, oksijen kaynağı ile kesme yöntemi ile yürütülen çalışmalarda hava kirletici bileşenleri atmosfere verildiğine vurgu yaptı.
‘Bir işçi sağlığı sorunu’
Cumhuriyet’in aktardığına göre Çamlı, “Çevre kirliliği aynı zamanda bir işçi sağlığı sorunudur. Çok tehlikeli sınıfta yer alan gemi sökümü sektöründe çalışan işçilerin söz konusu tehlikeli kimyasal maddelere maruziyetlerden korunması zorunludur. Söküm alanlarında endüstriyel hijyen önlemlerinin alınması, kişisel koruyucuların temini ve işçilerin sağlık kontrollerinin usulüne uygun yapılmasının her zaman takipçisi olacağız” dedi.
Gemi sökümünün gelişmiş ülkelerin üzerlerinden atmak istedikleri bir sektör olduğuna dikkat çeken Çamlı şunları söyledi:
Ülkemizle birlikte bu sektörün diğer büyük ülkeleri Pakistan, Hindistan ve Bangladeş gibi ülkelerdir. Aliağa’ya getirilmek istenen uçak gemisinin ikizi olan Clemenceau uçak gemisinin İngiltere’de özel koşullarda ve kuru havuz içinde yapılan sökümünde tehlikeli madde sınıfına geçen olmak üzere bin 500 tona yakın kanser yapıcı tehlikeli madde tespit edilmiştir. Bu tek örnek bile gemi söküm ticaretiyle ülkemizin giderek ne kadar büyük çevre ve insan sağlığı tehditlerinin altına sokulduğunun bir göstergesidir. Üzüntü ile belirmek isteriz ki; ülkemiz yıldan yıla artan atık ithalatı ile dünyanın atık çöplüğü olma politikası yürütmektedir.”
‘Çöplüğe döndü’
Ülkenin ve kentin dünyanın tehlikeli atık çöplüğü haline getirilmesine karşı mücadele edeceklerini belirten Dr. Çamlı “İzmir Tabip Odası her ülkenin ekonomik ömrünü dolduran sadece kendine ait gemilerin sökülmesinden yanadır ve siyasi sınırları aşan hurda gemi ticaretine karşıdır” dedi.
Son yıllarda Aliağa’da sökülen gemilerin yıllık 1 milyon 200 bin groston’u aştığını hatırlatan Çamlı, “Uluslararası hurda gemi ticareti sürdükçe daha önceki yıllarda da bol bol örneklerini yaşadığımız havamızı, suyumuzu, toprağımızı zehirleyen yeni tehlikeli atık dolu hurda gemilerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Diğer ülkelere ait hurda gemilerin ve başta tehlikeli atıklar olmak üzere tüm atıkların ülkemize ve kentimize getirilmesi bir an önce yasaklanmalıdır” ifadelerini kullandı.
Hakimler Savcılar Kurulu (HS) Genel Kurulu, acil işler dışında keşif ve müzakereleri erteledi. HSK 29 Nisan’dan 17 Mayıs’a kadar sürecek tam kapanma döneminde acil işler dışındaki duruşmaların da ertelenmesi tavsiyesinde bulundu.
Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Daire Başkanı Halil Koç, alınan kararı sosyal medya hesabından şu sözlerle duyurdu:
“29.04.2021-17.05.2021 tarihleri arası dönemde yargısal faaliyetlerin nasıl yapılacağına ilişkin, HSK Genel Kurulu’muzun 27.04.2021 tarihli kararı, teşkilatımıza duyurulmuştur.”
Olağanüstü toplanan HSK’nin kararı şöyle:
“..Tutuklu ve acil işler, dava zamanaşımı yakın olan soruşturma ve kovuşturma dosyaları, yürütmenin durdurulması işlemleri ile ivedi sayılacak diğer iş ve işlemler haricindeki ilk derece adli ve idari yargı mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin yargı yerlerinde icra edeceği duruşma, müzakere ve keşifler, 29 Nisan Perşembe günü saat 19.00’dan 17 Mayıs Pazartesi günü saat 05.00’e kadar ertelenecek.
Duruşma, müzakere ve keşiflerin ertelenmesine yönelik işlemler, evrak üzerinden ve duruşma açılmadan gerçekleştirilecek, yeni duruşma günü ile keşif saati, masrafları gider avansından ya da kamu bütçesinden karşılanmak ve her türlü iletişim vasıtalarından istifade edilmek suretiyle uyuşmazlığın taraflarına bildirilecek.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre, tutukluluk değerlendirmesinin zorunlu olduğu durumlarda, tutuklu ve müdafi Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden dinlenecek.
Tutukluluk değerlendirilmesinde, duruşma açılıp açılmaması hakim veya mahkeme heyetinin takdirine bırakılacak.
Tutukluluğa itiraz, yürütmenin durdurulması kararlarına itiraz ve infaz hakimliğine yapılan itirazlar ile müzakereler, öncelikle UYAP imkanları kullanılarak, uygun görülmesi halinde diğer iletişim vasıtalarından istifade edilerek gerçekleştirilebilecek.
Tam kapanma önlemleri kapsamında ertelenmesine karar verilen duruşma ve adli işler, uyuşmazlık konusu işin taraflarının zarar görmesini engelleyecek şekilde, mümkün mertebe, sokağa çıkma kısıtlamasının bittiği tarihten sonraki iş günlerine bırakılacak.
Erteleme süresince salgının önlenmesine yönelik tedbirlere riayet edilmek suretiyle ihtiyati tedbir ve bu işleme yönelik itirazlar değerlendirilebilecek.
Adli hizmetler tamamen durmayacak
Erteleme süresince, yargıda hedef sürelere uyulamaması, terfi incelemesinde ve teftiş sırasında aleyhe kullanılamayacak. Ayrıca erteleme süresi, hakim ve cumhuriyet savcılarının terfilerinde aleyhe değerlendirilemeyecek.
Erteleme süresince, adli hizmetlerin tamamen durması gibi bir durum söz konusu olmayacak, suç ve suçlulara ilişkin ihbar ile şikayetler alınabilecek.
İdari izin konusunda daha önce alınan kararlar uygulanacak. İdari izinli sayılanların baktığı mahkeme ve işler için komisyon başkanları ve cumhuriyet başsavcıları tarafından nöbetçi hakim ve cumhuriyet savcısı belirlenecek.
Erteleme süresince, hakim ve cumhuriyet savcıları iş ve işlemleri, mümkün olduğunca uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemlerini kullanarak takip edecek, bu çerçevede dava dosyalarının incelenmesi, kararların süresi içerisinde yazılması ve diğer zorunlu adli hizmetlere ilişkin yükümlülükler, imkan dahilinde evden yerine getirilebilecek.
Salgının boyutu ve adliyelerin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak komisyon başkanları ve başsavcılar görev ve yetkileri kapsamında gerekli ilave tedbirleri alabilecek.”
Ordu Çevre Derneği, (ORÇEV) Rize İkizdere’de bulunan İşkencedere Vadisi‘nde Cengiz İnşaat tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı yapılan protestoları desteklediklerini açıkladı.
ORÇEV Yönetim Kurulu, taş ocaklarının ekosistem için tehlikeli olduğuna da dikkat çekti.
‘Taş ocağının zararlarını yakından biliyoruz’
Bölgede taş ocağının yapılmasının kabul edilemeyeceği vurgulanan açıklamada, taş ocaklarının zararlarından da bahsedildi:
Taş ocaklarından çıkarılan malzemeler, liman, deniz dolgusu, otoyol, maden ve enerji işletmelerinde yani betonlaşmada kullanılıyor. Taş ocakları yapılan yerlerde ormanlar kesiliyor, yaban yaşam etkileniyor; tarım arazileri yok ediliyor. Kaynak suları kuruyor, dereler kirletiliyor. Patlamalı taş ocaklarında evler zarar görüyor. Tozlanma nedeniyle de olumsuz etkiler olacak. İlimizde de çoğalan taş ocaklarının zararlarından dolayı yakından biliyoruz.
Fotoğraf: Karadeniz İsyandadır
‘İkizdere halkının yanındayız’
Açıklamada, İkizdere Vadisi’nde devam eden direnişe destek verildiğinin altı çizilirken, İkizdere halkının yanında olunduğu mesajı verildi:
Rize İkizdere’de sokağa çıkma yasağının olduğu gün, arkalarına kolluk kuvvetini alan sermaye, yaşam alanları için direnen köylülere saldırdı. Rize İyidere Lojistik Limanı İnşaatında kullanılmak üzere yaklaşık 16 milyon ton taşın alınacağı, Cengiz Holding tarafından kurulmak istenen taş ocağına karşı yöre halkının bir aydır sürdürdüğü direniş, jandarma eşliğinde getirilen iş makineleri ile bastırılmaya, gözaltılarla yöre halkı yıldırılmaya çalışılıyor.
Her yerde olduğu gibi, bu taş ocağı da İkizdere Vadisi’ne zarar verecektir. Ordu Çevre Derneği olarak, Ordu’daki ekolojik yıkımlara karşı mücadelemizi ülkemizin neresinde yaşanırsa yaşansın aynı duyarlılıkla sürdürüyoruz, destek veriyoruz.
Rize İkizdere’de halkın yaşam alanlarına sahip çıkmasına yapılan saldırıyı kınıyoruz, gözaltına almalarla mücadelenin durdurulamayacağını bir kez daha vurguluyoruz. Sonuç olarak, taş ocağı yapılmasından vazgeçilmelidir.
Ordu Çevre Derneği olarak İkizdere halkının yanındayız.”
Jandarma halkın üzerine taş yuvarladı
Öte yandan, taş ocağı için ağaçların sökülmesine tepki gösteren halkın üzerine jandarma taş yuvarladı. Bölgede, dün de ağaç sökme çalışmaları yapılmıştı.
Dün, halkın direnişi üzerine duran çalışmalara bugün sabah saatlerinde yeniden başlandı.
Bölge halkı iş makinelerini engellemek için makinelerin önüne geçti.
Karadeniz İsyandadır hesabı tarafından paylaşılan bir videoda, jandarmanın direnen kadınlara taş yuvarladığı görülüyor.
İYİ Parti ile ilişkisi kesilen, bağımsız İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, HDP Milletvekili Garo Paylan‘ı tehdit etti. Özdağ, HDP’li vekile yönelik “Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın” ifadelerini kullandı.
24 Nisan’da 1915 olaylarının yıldönümü nedeniyle sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Paylan, “106 yıl sonra, Soykırımın mimarı Talat Paşa isimli caddelerde yürüyoruz. Talat Paşa isimli okullarda çocuklarımızı okutuyoruz. Almanya’da bugün Hitler isimli caddeler olsaydı, Hitler isimli okullarda çocuklar okusaydı nasıl bir Almanya olacaksa, öyle bir Türkiye’de yaşıyoruz” demişti.
Bu açıklamayı alıntılayan Özdağ, Paylan’a “Çok memnun değilsen çek git cehennemin dibine” şeklinde ifadeler kullandı. Aynı açıklamada Paylan’ı tehdit eden Özdağ, şunları yazdı:
“Terbiyesiz tahrikçi adam. Çok memnun değilsen çek git cehennemin dibine. Talat Paşa vatansever Ermenileri değil senin gibi arkadan vuranları sürdü. Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın.”
Paylan: Yaptık, yine yaparız diyor
Garo Paylan, Özdağ’ın sözlerine sosyal medya hesabı üzerinden şu yanıtı verdi: Halkımı imha eden zihniyetin kalıntısı “yine yaparız” diyor. Siz vurdunuz da, biz ölmedik mi? Öldük. Ama geride kalanlar adalet mücadelesini hiç bırakmadı. Benden sonra da bırakmazlar.. Bu ülkenin vicdanlı çoğunluğu, meydanı senin gibi faşistlere terk etmedi, yine terk etmezler..”
Bunun üzerine Özdağ tekrar yazarak, “Taşnak kalıntısı, ASALA uzantısı, PKK yandaşı. YüzbinlerceTürkü katlettiniz, ordumuzu arkadan vurdunuz.Yapanlar cezalarını çekti.Vatansever Ermenilere kimse dokunmadı.Ama senin kanında Taşnak-ASALA-PKK virüsü dolaşıyor Sen Türk Milletinin azılı düşmanısı” ifadelerini kullandı.
İHD’den suç duyurusu
Sosyal medya kullanıcıları Özdağ’ın paylaşımlarına tepki gösterirken, nefret suçu işlediğine ve Paylan’ı hedef gösterdiğine dikkat çekti. İnsan Hakları Derneği ise ise suç duyurusunda bulundu.
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin “Biz İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak, Ümit Özdağ hakkında suç duyurusu yapacağız. Keşke bizden önce, bir ‘gerçek hukukçu savcı ‘ çıksa da soruşturma açsa.. Bir umut işte…” ifadelerini kullandı.
Komisyon olarak HDP'li Ermeni milletvekili Garo Paylan'ı ırkçı saiklerle tehdit eden Ümit Özdağ hakkında suç duyurusunda bulunduk. pic.twitter.com/fq7ZHOHwNk
— İHD-Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon (@irkciliga_karsi) April 27, 2021
Talat Paşa kimdir?
Talat Paşa, İttihat ve Terakki’nin kurucularından ve önde gelen liderlerinden biri. 1915 yılında Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) olarak görev yaptığı dönemde, Tehcir Kanunu’nun çıkarılmasında önemli rol oynadı. Bu ve aldığı kararlar nedeniyle ‘Ermeni Soykırımı’nın baş sorumlularından biri olarak gösterilir.
1917 yılında sadrazamlık yapan Talat Paşa, 1. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni feshedip Cemal ve Enver Paşalarla birlikte ülkeyi terk etti. 1921 yılında Berlin’de, Hardenberg Caddesi’nde bir Ermeni tarafından öldürüldü.
Britanya’da yapılan iki ayrı çalışmaya göre, koronavirüs salgınından korunmak adına uygulanan kapanmalar küçük çocukların konuşma ve dil becerilerine zarar veriyor.
50 bin öğrenci ve ülke çapındaki okullarda yapılan ankete göre, dört-beş yaşındaki çocuklar dil konusunda sıkıntı yaşıyor.
Kelime dağarcıkları gelişemiyor
Eğitim alanında çalışmalar yapan bağımsız yardım kuruluşu The Education Endowment Foundation (EEF) araştırması, salgınla mücadelede alınan tedbirlerin küçük çocukların kelime dağarcıklarının gelişimi için gerekli olan sosyal temas ve deneyimden mahrum bıraktığını ortaya koydu.
Oyun buluşmalarının yapılmaması, aile büyükleriyle daha az iletişim, maske kullanımı çocukların günlük deneyimlerini ve sohbetlerini kısıtlıyor.
58 okulda yapılan ankette, okulların yüzde 76’sı eylül ayında okula başlayan öğrencilerin bir önceki yıla göre iletişimde daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Yüzde 96’sı da öğrencilerin konuşma ve dil becerileri konusunda endişeli olduğunu söyledi.
Eylül ayında okula başlayan 50 bin öğrenciden geçen yıla kıyasla yüzde 25 daha fazlasının dil becerileriyle ilgili desteğe ihtiyacı var.
EFF’nin ortaya koyduğu bu bilgiler, ilkokullar için standart değerlendirme hizmeti sunan Speech Link şirketinin verileriyle de uyumlu.
Kıbrıs‘ta Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri bugün İsviçre‘nin Cenevre kentinde Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğündeki gayriresmi toplantıda bir araya geldi. Üç gün sürecek ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres‘in başkanlığını yapacağı toplantılara garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de katılacak.
Pazartesi günü Ankara’da Kuzey Kıbrıs lideri Ersin Tatar‘ı ağırlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Kıbrıs’ı çözümsüzlüğe mahkum etmek isteyen, Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimizi ambargolarla yıldırmaya çalışan zihniyete müsamaha göstermeyeceğiz” demişti.
Kıbrıs’taki çözümsüzlükle ilgili yürütülen müzakereler kapsamında taraflar 7 Kasım 2016 ila 7 Temmuz 2017’da İsviçre’nin farklı kentlerinde beş kez bir araya gelmiş, ancak çözüme ulaşamamıştı.
BM Genel Sekreterliği Sözcüsü Stephane Dujarric ise, dün Cenevre’deki toplantıların amacını “tarafların bir çözüm için ortak zeminde buluşmasının mümkün olup olmadığını görmek” olarak açıklamıştı.
Zıt yaklaşımlar çözümü zorlaştırıyor
Ancak Türk tarafının “iki devletli çözüm”, Rum tarafının ise “federasyona dayalı çözüm” önerileriyle gittiği görüşmeler öncesi taraflar ortak zemine pek de yakın görünmüyor.
Görüşme öncesi açıklama yapan Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis, “Kıbrıs’ı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonda yeniden birleştirme müzakerelerini sürdürmeye sağlam şekilde kararlıyız” vurgusu yaptı.
Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ise “Ada’daki gerçekler zemininde bir uzlaşı arayışında var olduğumuzu söylemeye gidiyoruz. Bu gerçekler göz ardı edildiği sürece herhangi bir uzlaşı modelinin asla mümkün olmayacağını vurgulamaya gidiyoruz” dedi.
Ankara’dan Cenevre’ye hareket ettik..Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ve heyeti ile son değerlendirmelerimizi yapıyoruz pic.twitter.com/uHiekfDOXF
Türkiye’nin desteğiyle seçilen KKTC Cumhurbaşkanı Ersen Tatar’ın da, federasyonu savunan selefi Mustafa Akıncı’nın aksine, iki devletli bir çözümü ödünsüz şekilde savunuyor. Görüşmelere bir hafta kala Tatar, Cenevre’ye daha güçlü gidiyoruz” dedi:
“Türkiye’nin bölgede artan gücü ve KKTC’ye verdiği destekle, devletimizin daha ileriye taşınması noktasında Cenevre’ye elimiz daha güçlü gidiyoruz. Crans Montana’da Rum tarafının masayı terk etmesi ile sona eren federasyon temelinde bir müzakere sürecine geri dönmek artık mümkün değildir, federasyona yönelik çabalar tükendi.”
Nisan başında görüşmelerle ilgili bir açıklama yapan Anastasiadis de, iki devletli çözümü “kimsenin kabul etmeyeceğini” savundu: “Türk tarafı iki devletli çözüm önerisini dile getirirse buna BM kararları ve uluslararası destek silahlarımızla yanıt vereceğiz.”
Garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den Dışişleri Bakanları düzeyinde katılım olacak. Kıbrıs’tan ise Kuzey Kıbrıs lideri Ersin Tatar ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis masada.
Görüşme, 2017’de yine İsviçre’de, Crans Montana’da yürütülen görüşmelerin ardından ilk buluşma olacak. Ancak bu kez resmen müzakere masası kurulmuyor. Tarafların 2017’den bu yana değişen tutumlarının görüleceği, tezlerin masaya yatırılacağı bir gayriresmi görüşme şeklinde gerçekleşecek.
1974’den bu yana tanıyan tek ülke Türkiye
Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’a müdahalesinden yaklaşık 10 yıl sonra Türklerin adanın kuzeyinde tek taraflı ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’ni (KKTC), Türkiye dışında hiçbir ülke tanımadı. O dönemden bu yana federasyon çözümü temelinde defalarca müzakere masası kuruldu.
Son olarak 2017’de Crans Montana’da yapılan görüşmeler sırasında, iki toplumlu, iki bölgeli ve eşit siyasal temsile dayalı federasyon üzerine daha önce fikir birliğine varılan konuların üzerine konuşulmuş ve nihayetinde yeni uzlaşılar da sağlanmıştı.
2017’de BM öncülüğündeki görüşmelere Kıbrıslı liderlerin yanı sıra Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları katılmıştı.
Ancak görüşmeler, garantör devlet askerlerinin Ada’daki mevcudiyeti konusunda tıkandı. Böylece Kıbrıs’ta federasyon hedefiyle kurulan son masa da dağılmış oldu.
Ekim 2020’de Kuzey Kıbrıs’ta yapılan seçimleri, iki devletli çözümden yana olduğunu duyuran Ersin Tatar kazandı. Masadaki Türk tarafı, önceki hükümetlerin aksine federasyon yerine “eşit haklara sahip iki egemen devlete” dayalı bir çözüm istiyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Avrupa Birliği (AB) ise bu çözüme karşı.
Cenevre’deki görüşmelere AB’nin de gözlemci statüsünde katılması önerisine de, Kıbrıs Cumhuriyeti birliğin bir üyesi olduğu için ve tarafsız olmayacağı gerekçesiyle Türk tarafı itiraz etti.
Maraş ve Doğu Akdeniz sorunu
Daha önce federasyon temelli çözümle birlikte ele alınması için bekletilen Kapalı Maraş bölgesiyle ilgili de geçtiğimiz aylarda Türk tarafınca bir adım atıldı. Kuzey Kıbrıs yönetimi, Ankara’dan giden üst düzey yetkililerle birlikte Kapalı Maraş’ın sahil kesimindeki bir kısmını halkın kullanımına açtı.
Henüz sadece sahile çıkan birkaç cadde açılmış olsa da, bölgedeki turizm tesislerinin de tek tek incelenerek Kuzey Kıbrıs’ın vergi sistemine dahil olmak kaydıyla eski sahiplerine verilmesi ya da tazminat ödendikten sonra yerli veya uluslararası yatırımcıya devredilmesinin mümkün olduğu, Kıbrıslı Türk yetkililer tarafından dile getirildi.
Öte yandan Kıbrıs Cumhuriyeti, deniz yetki alanları içinde olduğunu savunduğu birçok parselde yabancı enerji şirketlerine doğalgaz arama ve sondaj ruhsatı verdi. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın anlaşma imzaladığı Türkiye Petrolleri Anonim ortaklığı da (TPAO) kendi kıta sahanlığında hidrokarbon faaliyetlerine başladı. Bazı ihtilaflı parsellerde yapılan sismik arama faaliyetleri zaman zaman gerilimin artmasına yol açtı.