Ana Sayfa Blog Sayfa 1500

Mayıs ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.

Peki mayıs ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Yapılan açıklamada “Maius bitkileri büyüten ay anlamındadır. Yüzü olan güneş baharı karşılayıp, emek ve dayanışmaya selam göndererek başlayacağımız bu ayda mevsimsiz soğuklar yaşayacak, doğanın sunduklarına bırakacağız kendimizi” denildi.

mayıs ayında hangi meyve ve sebzeler tüketilmeli?
Mayıs ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Doğayı ve doğal olanı korumak için

Doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdaya ulaşmak, sağlıklı olmak, yerel küçük üreticileri desteklemek, evinizin ekonomisini korumak ve karbon ayak izini düşürmek için mevsiminde beslenmek en basit çözüm.

Ayrıca, mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.

Mayıs ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

  • Salatalık
  • Malta eriği
  • Ebegümeci
  • Enginar
  • Bakla
  • Çilek
  • Yeşil erik
  • Domates
  • Dut

İkizderelilerden Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’na yanıt: Marjinal değiliz, taş ocağı istemiyoruz

Rize İkizdere‘de taş ocağı yapımına karşı köylülerin direnişi sürerken, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, dün katıldığı canlı yayın programında direnen köylüleri ‘marjinal gruplar’ olarak değerlendirdi.

Bakanın açıklamasına çektikleriyle videoyla yanıt veren köylüler, taş ocağı yapımını istemediklerini ifade ederek, sularının, evlerinin ve geçim kaynaklarının yok olacağını dile getirdi.

‘Marjinal gruplar ikna olmadılar’

Projenin yapımı için tercih edilen yerin yerleşim alanı olmadığını ileri süren Bakan Karaismailoğlu, konuyla ilgili yanlış ve kötü dezenformasyonların olduğunu iddia etti.

‘Etkilenen 10 ağaç varsa yerine 100 tane ağaç dikeceğiz’ diyen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, direnen köy halkı için marjinal grup ifadesini kullandı:

Bazı marjinal gruplar, çok cüzi kesimde ikna olmadılar. Tamamı dışarıdan, çok küçük bir kısmı bölgeden. Dışarıdan gelip orada yaşamayan insanlar burayı kaşımaya çalışıyorlar. Devletimiz buna kesinlikle izin vermez.”

‘Kimse bizi ötekileştirmeye çalışmasın’

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın açıklamalarına çektikleri videolarla yanıt veren İkizdere sakinleri, evlerinin, sularının ve geçim kaynaklarını etkileyecek bu projeyi istemediklerini defalarca yineledi.

Asuman Fazlıoğlu isimli bir köylü de “Burada taş ocağı yapılmasına kesinlikle karşıyım. ‘Marjinal’ ifadeleriyle kimse bizi ötekileştirmeye çalışmasın” dedi.

 

Öte yandan, İkizdere Dernekler Federasyonu Başkan Yardımcısı Musa Yılmaz, bugün Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun İkizdereli köylüleri ziyaret edeceğini açıkladı.

Türkiye Ormancılar Derneği: İkizdere’de taş ocağı için seçilen yer yanlış

Türkiye Ormancılar Derneği, Rize’nin İkizdere ilçesindeki Cevizlik köyü yakınlarında Cengiz Holding tarafından açılmak istenen taş ocağına ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı.

Yapılan açıklamada “Ülkemizin en güzel ve doğal zenginlik açısından en varsıl yörelerinden birinde, yöre halkının haklı olarak karşı olduğu bu doğa düşmanı projenin derhal iptal edilmesi gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Maliyet düşürmek için doğal alan seçiliyor’

Son yıllarda inşaat sektörünü ucuz hammadde ile beslemek için açılan taş ocaklarının sayısının hızla arttığına dikkat çekilen açıklamada “Yer seçiminde kamulaştırma bedeli ödememek için genellikle ormanlık alanlar ya da dere yatakları tercih edilmektedir” bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada “Bu tercih nedeniyle kamu kurumları ve şirketlerin ekonomik maliyeti bir miktar düşse bile, bu uygulamanın ekolojik ve sosyal maliyeti çok yüksek olmaktadır” denildi.

‘Yer seçimi yanlış’

Cevizlik Köyü’ndeki taş ocağının oldukça yanlış bir yerde planlandığı belirtilen metinde “Böylesine dik, sarp ve ormanlarla kaplı, köy yerleşimlerinin ortasında ve tarım alanlarına neredeyse bitişik bir alanda taş ocağı işletmesi açılmasının daha başlamadan çeşitli çatışmalara yol açtığı bilinmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan böyle bir proje için ‘ÇED Gerekli Değildir kararının verilmesinin de ayrı bir sorun olduğu söylenen açıklamada “Üstelik bu karar verildikten sadece kırk gün sonra 13,45 hektar olan ocak alanının 37,02 hektara ve 15.7 milyon ton olan yıllık taş üretiminin 20 milyon tona çıkarılmasına yönelik kapasite artışı için ÇED başvurusunda bulunulmuş ve başvuruda 2025 yılına kadar üretim yapılacağı açıklanmaktadır” denildi.

‘ÇED Raporu’na aykırı’

Taş ocağının gerekçesi olarak İyidere ilçesinde yapılması planlanan lojistik merkez ve liman gösteriliyor. Ancak bu lojistik merkez ve limanın ÇED raporunda “Proje kapsamında herhangi bir malzeme ocağı işletilmesi veya hazır beton tesisi kurulması planlanmamaktadır” ifadelerinin yazdığı hatırlatılan açıklamada “Böylece hem lojistik merkez ve limanın ÇED Raporuna aykırı hareket edilmiş, hem de hukuki bir temeli olmayan bir gerekçeyle orman tahribatının önü açılmış olmaktadır” yorumu yapıldı.

Taş ocağı proje tanıtım dosyasında, proje alanının tamamının orman olduğu yazarken ocak ayında tarım alanları için acele kamulaştırma kararı verildiği belirtilen açıklamada “Dolayısıyla proje tanıtım dosyasının yeterli inceleme yapılmadan hazırlandığı anlaşılmaktadır” denildi.

Açıklamada proje alanının çok yakınında köy yerleşimlerine ait ev ve diğer yapıların da bulunduğuna dikkat çekilerek “Bölgede yaşayan halkın evlerine 230 metre, tarla ve tarım alanlarına ise 50-70 metre mesafelerde yılın neredeyse tamamında delme, patlatma, yükleme ve taşıma faaliyetlerinin öngörülmesi her şeyden önce fahiş bir planlama hatasıdır” görüşü dile getirildi.

‘Sel riskini artırıyor’

Maden ocağı kazılarına başlamadan yol genişletme çalışmalarında dahi proje tanıtım dosyasındaki taahhütlere uyulmadığı aktarılan açıklamada “Dere yataklarına müdahale edilmeyeceği taahhüt edilmesine rağmen ocak alanına giden yolun genişletilmesi çalışmalarında kazı fazlasının dere yataklarına boşaltıldığı, hatta yol kenarındaki orman ağaçlarına Orman Kanunu’na aykırı olarak zarar verildiği, köklerinden söküldüğü ve dere yatağına atıldığı da görülmektedir” örneği paylaşıldı.

Dere yatağına müdahale edildiği belirtilen açıklamada “Karadeniz Bölgesindeki sellerin büyük bir çoğunluğunun nedeni dere yataklarına yapılan müdahalelerdir. Şimdiden bölgede sel riskinin arttığını ve derelerden akan suyun kalitesinin erozyon nedeniyle bozulduğunu söylemek mümkündür” denilerek sel riskine dikkat çekildi.

‘Rehabilite edilmeyecek’

Bölgenin daha sonradan rehabilite edileceği yönündeki iddiaların da gerçek olmadığını dile getiren Türkiye Ormancılar Derneği, “Ancak sıyrılması öngörülen toprak miktarı sadece 20 cm kalınlıktadır ve faaliyet sonrası som kayanın üzerine serilecek 20 cm toprak üzerinde ağaç yetişmesi mümkün değildir. Nitekim ülkemizde başta mermer ocakları olmak üzere birçok taş ocağının rehabilite edilemediği de ortadadır” dedi.

Açıklama “Türkiye Ormancılar Derneği, ülkemizin en güzel, doğal zenginlik açısından en varsıl yörelerinden birinde, yöre halkının haklı olarak karşı olduğu bu doğa düşmanı projenin derhal iptal edilmesi gerektiğini beyan etmektedir. Yöre halkının haklı mücadelesini tüm benliğimizle ve mesleki duyarlılığımızla destekliyoruz”. İfadeleriyle sona erdi.

Hava yollarının neden olduğu salımları durdurmanın en kolay yolu: Uçmamak

Her geçen gün “karbon offset” terimini biraz daha sıkça duymaya başlıyoruz. Karbon offset; bir yandan kömür, petrol ve doğal gaz yakarak karbondioksit salarken, diğer yandan geliştirdiğimiz sistemlerde havaya saldığımız bu karbondioksiti emerek uzun vadeli saklamaya verdiğimiz isim. Dikkat edin, “havaya saldığımız karbondioksiti  emerek” ve “uzun vadeli saklamak” kavramlarını kullandık. Bu iki kavram birden gerçeğe dönüşmüyorsa kendimizi kandırmanın ötesinde bir çaba göstermiyoruz demektir.

Öncelikle size basit bir örnek vereceğim. Birkaç yıl önce, en verimli biçimde havadan karbondioksit emen yosunları yetiştiren arkadaşlarla birlikte bir hesap yaptık. Geniş havuzlarda bu yosunları yetiştirdikten sonra toplayıp tarımda toprağı beslemek amaçlı bozkırları yeşertme projelerinde kullanmanın maliyetini hesapladık. Havadan emilen karbondioksitin tonu başına 80-120 $ aralığında bir harcama yapmak gerekiyordu. Elbette ölçek büyütme ile bu fiyatın biraz düşmesi mümkündür, ancak isteğe bağlı karbon piyasalarındaki karbonun bedelinin neredeyse yüz katı bir maliyeti var bu çalışmanın. Düşünün ki İBB, Hindistan’a karbondioksiti tonu 0.5 $’dan sattı. Dolayısıyla, havadan karbondioksiti gerçekten emmek istiyorsak bunun ciddi bir bedeli var ve bu gerçek bedel piyasada konuşulanların oldukça üzerinde. Bu nedenle de özellikle hava yolları gibi, uçuşlardan kaynaklanan önemli miktarda karbondioksiti sıfırladıklarını iddia eden kuruluşlara çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Ormansızlaşmayı engellemek yeterli mi?

Guardian Gazetesi ile Unearthed birlikte büyük hava yollarının karbon offset çalışmalarını analiz etmişler. British Airways, Easy Jet, Delta, Air France, Qantas, Iberia ve United Airlines gibi hava yolu şirketleri karbon offset için benzer yöntemler kullanıyorlar. Bu yöntemlerin başında da ormansızlaşmayı engellemek geliyor. Yukarıda kullandığımız iki kavramdan havaya saldığımız karbondioksiti emmek burada pek de işe yarar bir durum değil. Çünkü yapılan şey temelde şu: Bu arazideki orman, biz onu korumayacak olsaydık birileri tarafından yakılacak ve tarla yapılacaktı. Buranın yakılıp tarla yapılmasını engellediğimiz için şu kadar karbondioksit salımına engel olduk. Ayrıca, bu ağaçlar uzun süre karbondioksit emmeye devam edecekleri için de havadan karbondioksit de emilmiş olacak.

Bu düşünce yapısının içerisinde öylesine büyük delikler var ki uzun uzadıya açıklama yapmaya gerek bile yok. Basit bir tanesini söyleyecek olursak; bu projelerden biri önemli bir odunculuk şirketi tarafından yürütülüyor. Bu kurtlara “siz şu sürüye iyi bakarsanız içinden bazılarını kesip size biz vereceğiz” demekten öteye gitmiyor.

Ayrıca, bu çalışmayı yapabilmek için öncelikle ne kadar alanın önlem alınmazsa yakılacağını tahmin etmek gerekiyor. Bunu yapabilmek için de o alana tamamen benzer bir başka alanda önlem alınmadığında ne kadar ağacın yakılmış olduğunu hesaplamak gerekiyor. Ana problemlerden biri de burada yatıyor. Bu karbon offseti satmak isteyen kuruluşlar, bu referans alanını seçerken yakılmaya çok daha uygun bir yeri (bunu yazarken içim acıdı, ama ne yazık ki gerçek böyle çalışıyor) ve korunacak bir alan seçerken de yakılmaya hiç de uygun olmayan bir yeri kullanıyorlar. Böylelikle yaptıkları koruma çalışmaları gerçekte olması gerekenden son derece uzak bir sonuç verebiliyor.

Bunu şöyle anlatmak mümkün, diyelim içinden yol geçen nispeten düzlük bir alan var. Bu alanın yakıldıktan sonra mısır veya soya fasulyesi tarlası olarak kullanılması ihtimali yüksek. Zamanında bu alan yakılarak tarla olarak kullanılmaya başlanmış. Yalnız bir de yakında, içinden yol geçmeyen bir yamaç var. Burayı yakmanın zaten bir sebebi yok, o nedenle de bu alanı korumak çok daha kolay. Bundan dolayı haritada bu iki alan birbirine gayet yakın olabilir, ama coğrafyaya bakıldığında yapılan yanlış hesap kolayca görülebiliyor.

‘Orman yakma’ya gerçek yanıt, tüketimi azaltmak

Bunun ötesinde, orman yakılsa bile yerinde büyüyen bitkiler aradaki farkı gene de azaltıyorlar. Bunun da ötesinde, bu projelerin oldukça uzun süre sürdürülmeleri gerekiyor ki karbon offset satın alanlara verilmiş olan sözler tutulmuş olabilsin.

Benzer bir şekilde, ormanların yakılmamasını sağlamak yerine bir bölgeyi ağaçlandırarak bunun azalttığı karbondioksiti satsak, bu sefer de bu dikilen ağaçların ancak 20 sene sonra söz verilen seviyede karbondioksit emebilecek yüksekliğe ulaşacaklarını da düşünmemiz gerekiyor.

Kısacası, karbon offset konusu konuya aşina olmayan kişilerin kolayca kandırılabilecekleri bir alan. Konuyu iyi bilenler bile inanmak istediklerinde ormanların korunması sayesinde karbondioksit salımının azaltılacağını düşünebilirler. Ancak unutmayın, zaten günlük hayatımızda, belki de salmak zorunda kaldığımız, karbondioksiti emecekleri için o ormanların zaten devletler tarafından korunması gerekiyor. Bu yöntemi geçmişte Çin kullandı. “Bana para vermezseniz 100 tane termik santral yapacağım, ama verirseniz sadece 50 tane yaparım” Kyoto Protokolü döneminde kullanılan bir taktik idi ve bu anlamda protokolün önemli bir azaltıma katkı sağlamadığını gördük. Şimdi de Bolsonaro aynı yöntemi kullanarak “bana bir milyar dolar vermezseniz Amazon’u yanmaktan kurtaramam” diyor.

Anlayacağınız, büyük şirketler ve devletler gerçek azaltım projelerine girişmektense bu türlü yöntemleri kullanarak bizi kandırıyorlar. Bu nedenle de bize düşen, bu kandırmacaya tüketimimizi azaltarak cevap vermektir. Uçuşlarınızdan kaynaklanan karbondioksiti gerçek anlamda karşılayamazsınız, ondan dolayı yapacağınız şey mümkün olduğunca uçağa binmemektir.

 

Balıkesir’deki mandalar dereleri aşıp çamurda serinliyor [Foto Galeri]

Baharın gelmesiyle dereleri aşarak meralarda otlamaya çıkan Balıkesir‘in Altıeylül ilçesindeki yaklaşık 5 bin mandanın serinleme anları fotoğraflarla kayıt altına alındı.

Yakupköy, Balıklı, Karamanköy, Halalca, Ayşebacı ve Bostancı mahallelerindeki yaklaşık 5 bin manda, sabahın ilk ışıklarıyla ağıllarından çıkarak bir araya geliyor.

Daha sonra çobanlarla beraber meraya yayılan mandalar, kazıklı çayından geçerek ovada otlamaya devam ediyor. AA’nın haberine göre bir süre sonra sıcaktan bunalan mandalar, çamurlu suya ya da çaya girerek serinliyor.

DSÖ Sinopharm koronavirüs aşısına acil kullanım onayı verdi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin merkezli Sinopharm şirketi tarafından koronavirüse karşı geliştirilen aşıya acil kullanım onayı verdiğini duyurdu.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından yapılan açıklamada, “DSÖ, Sinopharm aşısına acil kullanım onayı verdi. Böylelikle bu aşı güvenlik, etkinlik ve kalite açısından DSÖ onayını alan altıncı aşı oldu” ifadeleri kullanıldı.

Batılılara ait olmayan ilk aşı

Ghebreyesus ayrıca, Sinopharm aşısının onaylanması ile birlikte Covax kapsamında kullanılabilecek Covid-19 aşıları listesinin genişlediğini belirterek, bu gelişmenin ardından çeşitli ülkelerin Çin aşısına yönelik onay için güven verdiğini söyledi.

Aşıya ilişkin mevcut verilerin incelendiğini ifade eden Ghebreyesus, aşının 18 yaş ve üzeri yetişkinlere iki doz halinde uygulanmasının tavsiye edildiğini aktardı. Böylelikle ilk kez Batılı ülkelere ait olmayan bir aşı DSÖ’den kullanım onayı almış oldu.

Hangi aşıların onayı var?

DSÖ, ilk olarak 31 Aralık’ta Pfizer-BioNTech firmasının ürettiği Covid-19 aşısının acil kullanımına onay vermişti.

Daha sonra ise Oxford-AstraZeneca, AstraZeneca’nın aşı üreticisi Hindistan Serum Enstitüsü (SII) tarafından üretilen aşı, Moderna ve Janssen firmalarının ürettiği aşılara acil kullanım onayı verilmişti.

Paris’te çevreciler Macron’un iklim politikasını protesto etti

Fransa’nın başkenti Paris’te bir araya gelen çevreciler, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümetinin iklim politikasını protesto etmek amacı ile Opera Meydanı’na yürüyüş düzenledi.

Macron hükümetinin bilime aldırış etmediğini ve bilime karşı yanlış yol izlediğini iddia eden çevreciler, hükümetin iklim yasasına inanmadıklarını ve hükümetin kendilerini kandıramayacağını belirtti.

Hükümetin ekolojik acil durumla yüzleşmeyi reddettiğini ifade eden aktivistler, hükümetin bu tutumunu kınamak ve gelecekteki zorluklar karşısında birleşmek için yürüdüklerini açıkladı.

‘İklim Yasası bir başarısızlık’

Göstericiler, sık sık Macron’a istifa çağrısı yaparken, “Yaşanılacak bir dünya istiyoruz” sloganı attı. Göstericilerin protesto sırasında dağıttığı bildiride ise ifadeler yer aldı:

Sosyal adalet ve çevre el ele gider. Bunu, bir yıldan fazla bir süredir birleşen sendikalar ve çevre örgütlerinden oluşan bir kolektif ittifakı ile birlikte dile getiriyoruz. Emmanuel Macron’un beş yıllık döneminin son çevre metni olan İklim Yasası, iklimsel ve sosyal bir başarısızlık olarak karşımıza çıkıyor. Hükümet ve çoğunluk tasarıyı zayıflattı ve Vatandaşın İklim Sözleşmesi tedbirlerinin milletvekilleri tarafından alınmasını engelledi.”

İklim Yasası’nda ne var?

Ulusal Meclis’te haftalardır tartışılan iklim yasa tasarısı, geçtiğimiz hafta 77’ye karşı 332 oyla kabul edilmişti.  Tasarı, trenle 2,5 saatten az sürede seyahat imkanı olan mesafeler için iç hat uçuşlarının kaldırılması ve çevreyi tahrip edenlere yönelik yeni düzenlemeler içeriyor.

Diğer yandan çevreciler, yasa tasarısındaki önlemleri karbondioksit salımında kısıtlı etkisi olacağı ve yeterli olmadığı gerekçesiyle eleştiriyor.

İklim krizi ile mücadelede Fransa’da karbon emisyonlarını 2030’da 1990 yılı seviyelerine göre yüzde 40 azaltmayı hedefleyen tasarının ise haziran ayında Senatoda ele alınması bekleniyor.

 

 

Filistin ve İsrail arasındaki çatışmalar yeniden alevlendi

Kudüs‘te Filistinliler ile İsrail polisi arasında Ramazan ayının başından itibaren süren gerginlik cuma günü Mescid-i Aksa‘daki çatışmanın ardından hafta sonu yeniden alevlendi.

Protestocular, Kudüs’ün Eski Şehir bölümünde bulunan Şam Kapısı‘nda düzenledikleri eylemlerlerde polise taş atarken, güvenlik güçleri de eylemcilere ses bombası, plastik mermi ve tazyikli su ile karşılık verdi.

97 kişi yaralandı

Filistinli sağlık görevlileri, cumartesi akşamki olaylarda 90 Filistinlinin pazar günü gerçekleşen protestolarda ise yedi Filistinlinin yaralandığını duyurdu.

Kızılay, 4 yaralının hastanede tedavi altına alındığını, yaralıların çoğunun plastik mermi ile vurulduğunu bildirdi.  İsrail polisi de en az bir polis memurunun yaralandığını söyledi.

Çatışma nasıl başladı?

Doğu Kudüs’teki gerginlik, Nisan ayının son haftasında Filistinlilerin Ramazan geleneği olan, oruçlarını eski kentin Şam Kapısı’nın merdivenlerinde açmalarının engellenmesiyle başlamıştı.

Cuma günü yaşanan olaylarda, 200’den fazla Filistinli’nin ve en az 17 İsrail polisinin yaralandığı açıklanmıştı.

BBC’nin aktardığına göre Mescid-i Aksa Vakfı Müdürü Şeyh Ömer Kisvani, Harem-üş Şerif’te yaşanan olayların durdurulması için İsrail polisinden avlulardan çekilme çağrısı yaptı.

İsrail polisi ise “düzeni sağlamak üzere güç kullandıklarını” ileri sürerek, Filistinlilerin ibadet sonrası “eylem yaptığını” savunuyor.

Filistin’den BM’ye çağrı

Filistin Dışişleri Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ile UNESCO‘ya, Mescid-i Aksa’da yaşananlar konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirme çağrısı yapıldı.

Birleşmiş Milletler (BM) Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Vennesland, Kudüs’te tırmanan gerilim ve şiddetten duyduğu endişeyi belirterek, tüm tarafları sorumlu davranmaya çağırdı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada ise, “İsrail güvenlik güçlerinin Mescid-i Aksa’da ibadet eden Filistinlilere yönelik gerçekleştirdiği ve çok sayıda Filistinli sivilin yaralanmasına sebep olan saldırıları şiddetle kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

İçişleri Bakanlığı’ndan Sedat Peker açıklaması: Kişi, adalete teslim edilinceye kadar süreci takip edeceğiz

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in kendisine yönelik operasyonların ardından dün yayımladığı üçüncü videonun üzerine, İçişleri Bakanlığı tarafından organize suç örgütleriyle ilgili bir basın açıklaması yaptı.

Açıklamada, Sedat Peker’in “iş insanıyım” demesine rağmen, organize suça yönelik faaliyetlerinin tespit edildiğine vurgu yapıldı.

‘Süreç operasyona dönüştürüldü’

İçişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinden yapılan basın açıklamasında, 15 Temmuz sonrası 22 bin 636 şüphelinin gözaltına alındığı, 348 organize suç örgütünün çökertildiği ileri sürüldü.

Sedat Peker’le ilgili olarak da “bu işlerden çekildim” demesine rağmen, organize suça yönelik faaliyetlerinin tespit edilerek, konunun adliyeye sevk edildiği belirtildi:

Bu çerçevede 15 Temmuz sonrasında 1.738 operasyon yapılmış, 22 bin 636 şüpheli gözaltına alınmış, 8.414’ü tutuklanmış; 31 ulusal düzeyde, 13 bölgesel düzeyde ve 304’ü de yerel düzeyde olmak üzere toplam 348 organize suç örgütü çökertilmiştir.

Organize suç örgütlerinin güvenlik güçlerimiz karşısındaki sıkışmışlığı, acizliği ve her operasyonda elde edilen üstün başarılar, bu yapıların tamamen temizlenmesini sağlamaktadır.

Güvenlik güçlerimizin ağır saha baskısı karşısında, bu yapılara mensup kişiler, dönem dönem “örtüleme yöntemi” olarak adlandırdığımız bir yöntemle kamuoyuna “faaliyetlerinden uzaklaştığı” izlenimini vermek isterler. Ancak bu konudaki hedeflerimizi ısrarlı takibimiz, bu örtüleme adımlarına rağmen devam eder.

Hakkında Kırmızı Bülten talep edilen organize suç çetesi sözde yöneticisi S.P., dönem dönem çeşitli iletişim mecraları aracılığıyla “iş insanıyım, bu işlerden çekildim” demesine rağmen, yine organize suça yönelik faaliyetleri tespit edilmiştir. Konu adliyeye sevk edilmiş ve neticesinde bu süreç, operasyona dönüştürülmüştür.”

‘Devlet üzerinde organize suç faaliyeti’

Sedat Peker’in videolarında iftira ve ithamların olduğu belirtilen açıklamada, bu yayınların devletin üzerine yeni bir organize suç faaliyeti olarak değerlendirildiği kaydedildi:

Anılan kişinin, yurt dışından sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği yayınlardaki iftira ve ithamları, güvenlik güçlerimiz ve devletimiz üzerine yeni bir organize suç faaliyeti olarak değerlendirilmektedir.

Bu nedenle, anılan kişi ülkemize getirilip adalete teslim edilinceye kadar sürecin takibi sağlanacaktır.

Güvenlik güçlerimiz, bugüne kadar yaptığı gibi bundan sonra da halkımızın huzurunu bozacak tüm suç örgütleriyle mücadelesini, bu yapılar hareket edemeyecek duruma gelinceye kadar sürdürecektir.

Ayrıca 15 Temmuz’dan sonra art arda yapılan operasyonlarla büyük darbe vurduğumuz organize suç örgütlerinin son kalıntılarını da 2021 yılında tamamen bitirme kararlılığında olduğumuzu,

Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

Ne olmuştu?

Nisan ayında İstanbul merkezli beş ilde Sedat Peker ve suç örgütüne mensup olan kişilere yönelik bir operasyon düzenlenmişti. Beş ilde 121 adrese yapılan operasyonlar sonucunda çok sayıda şüpheli gözaltına alınmıştı.

Peker’in Beykoz’daki villasında da polis ekipleri tarafından arama yapılmıştı.

Organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmaktan hakkında soruşturma yürütülen Sedat Peker, operasyonlarla ilgili kendi youtube hesabından “Şahsıma yapılan kanunsuzlukların taşeronu mehmet ağar ve pelikancılardır” başlıklı 41 dakikalık bir video yayımlamıştı. Bu videonun hemen ardından ise “Mehmet Ağar ve pelikancıların Gerçek Yüzü ( Ödeşmek Adettendir!)” ismiyle bir video yayımlamıştı.

Suç örgütü lideri, son olarak dün “Derin Devletçiler, Pelikancılar; Bir Tripoda, Bir Kameraya Yenileceksiniz” başlıklı bir video yayımladı.

Kılıçdaroğlu: Kanal İstanbul ihalesine giren ülkeyle aramıza mesafe koyarız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katıldığı yayında Türkiye  gündemine ilişkin soruları yanıtladı.

Konu başlıkları arasında AKP tarafından hazırlanan ve daha sonra yayından kaldırılan animasyon videosu, Kanal İstanbul projesi ve Millet İttifakı vardı.

‘Paralarını ödemeyeceğiz’

Kanal İstanbul hakkında konuşan Genel Başkan, “Şunu açık ve net olarak ifade edeyim. İster ihale etsinler, ister etmesinler, kime verirlerse versinler. İktidar olduğumuzda; bir, eğer o ihaleye giren yabancı bir ülke olursa biz o yabancı ülkeyle aramıza mesafe koyacağız. İki; bunların paralarını kesinlikle ödemeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Bankaların buna finans kaynağı ayıracağını da düşünmüyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Eğer bizden bir banka buraya kredi verirse günü geldiğinde o da görür” dedi.

Başka proje mi yok?

T24’ten Murat Sabuncu’nun programına katılan Kılıçdaroğlu, “Türkiye, soyulacak bir ülke değildir. Onu yapacağınıza Harran Ovası duruyor orada. Mavi tünel, Konya Ovası bekliyor. Hadi gidin Aksaray- Mersin demiryolunu yapın. Hızlı trenleri yapın. Samsun- Mersin petrol boru hattını yapın. İskenderun petrol boru hattını yapın. Yük azalmış olur en azından. Boğazların yükü hafiflemiş olur. Bütün bunlar, çok daha düşük maliyetlerle, çok daha ekonomik üstelik, Türkiye ekonomisine katkı yapacak dünyanın projeleri var” dedi.

‘128 milyar sorusu hala yanıt bekliyor’

AKP tarafından hazırlanan ve daha sonra yayından kaldırılan “Yalan Üretim Merkezi” isimli propoganda videosu hakkında konuşan Kılıçdaroğlu “Animasyonu gülümseyerek izledim ve arkadaşlara, ‘Gerçekten bunu AKP’nin yayına koyduğundan emin misiniz?’ diye sordum. ‘Evet’ dediler, ‘Çok iyi, o zaman biz bunu alalım kendi sitemize koyalım. Biz de bunu yayınlayalım’ dedim” açıklamasını yaptı ve şöyle devam etti:

AKP artık Türkiye’yi yönetemiyor. Yani, bu noktaya gelmiş durumda. Bir şeyler yapmak istiyor ama beceremiyor. Bizi eleştirmek istiyor ama eleştiremiyor. Çünkü aslında ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar… Sözde, bizim ‘128 miyar dolar nerede?’ sorumuzu en azından tiye alacaklardı, bunun doğru olmadığını sözde ifade edeceklerdi ama onlar da gayet iyi biliyorlar ki bu sorunun cevabını veremediler. ‘128 milyar dolar nerede?’sorusu hâlâ yanıt bekliyor.

‘HDP hakkını yememek lazım’

Millet İttifakı’nın içinde HDP’nin olmadığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Ama HDP’nin yöneticileri de zaman zaman güçlendirilmiş parlamenter sistemden söz ediyorlar. Onların da hakkını yememek lazım” dedi. Şöyle devam etti:

Dolayısıyla, bu düzenleme bir anayasal değişikliği gerektiriyor. Dolayısıyla, anayasal bir değişiklik olduğu zaman, parlamentoda bütün partilerin destek vereceği bir düzenlemeyi istersiniz. HDP’yi de bu bağlamda düşünmemiz lazım. HDP, elbette ki siyasal yaşamımız açısından, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. HDP de bu unsurlardan birisi zaten.