Ana Sayfa Blog Sayfa 1475

Tarım ve Orman Bakanlığı, 45 yaban keçisinin öldürülmesi için ihale açtı

Tarım ve Orman Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü, 45 yaban keçisinin öldürülmesi için ihale açacağını duyurdu.

Bu duruma tepki gösteren hayvanseverler, ihalenin iptal edilmesini istedi ve change.org sitesi üzerinden bir imza kampanyası başlattı.

İhale, 4 Haziran günü yapılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı 6. Bölge Müdürlüğü, “13 parti halinde toplam 45 adet yaban keçisi ve hatalı boynuz şelek yaban keçisi acente kotalarının avlattırılması işi” için ihale duyurusunda bulunduğunu duyurdu.

İhale kapsamında öldürülmesi istenen 45 yaban keçisinin ikisi Isparta’nın Sütçüler ilçesinde; geriye kalanı da Antalya’nın Akseki, Kaş, İbradı, Gazipaşa, Alanya, Döşemealtı, Finike ilçeleri ve bu ilçelerin köylerinde bulunuyor.

Yaban keçilerinin öldürülmesi için 4 Haziran 2021 günü Burdur’da bulunan 6. Bölge Müdürlük Toplantı Salonu’nda ihale yapılacağı duyuruldu.

‘Avcılık tamamen yasaklansın!’ imza kampanyası

İhaleye birçok çevre örgütü ve sivil toplum kuruluşundan tepki yağarken, konuyla ilgili bir imza kampanyası da başlatıldı.

İmza metninde şu açıklama yapıldı:

234 sivil toplum kuruluşu bir araya geldik ve diyoruz ki:

Başka bir canlıyı öldürmenin sporu, turizmi, hobisi, ihalesi olamaz! Bu dünya üzerindeki yaşamı paylaştığımız öbür canlılardan bahsediyoruz, onlar uzak ve yakın komşularımız. Komşularımızı birer rakam ve kotaya indirgeyen Merkez Av Komisyonu’na da kararlarına da karşı çıkıyoruz.

Tarım Orman Bakanlığı, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü, hangi canlının kaç birey, ne koşullarda, nerelerde öldürüleceğine karar vermek yerine, onları koruyan kararlar almalıdır. Geçtiğimiz 16 yıl içinde yaklaşık 17 bin avcılık kursu açılmış ve yaklaşık 500 bin kişi avcılık sertifikası almıştır. Doğanın korunmasından sorumlu kurumlar, silah endüstrisinin ve avcıların doğamızı yok etmesine ne yazık ki seyirci kalmakta, daha da üzücüsü bu durumu teşvik etmektedir.

Oysa Türkiye, taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca nesli tehlike altındaki türleri korumayı taahhüt etmiştir. Buna rağmen, bu hükümler ve taraf olunan öbür uluslararası sözleşmelerin, ülkemiz mevzuatı sayılan hükümleri görmezden gelinerek, nesli tehlike altındaki kimi türler bile ava açılmaktadır. Bu kabul edilemez!

Ayrıca, 1 Temmuz 2020’de TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndan geçen Kanun Teklifi’nin 15. Maddesi’ne getirilen bir ek ile yabancı diplomat ve “üst düzey misafirlerin” diledikleri takdirde ücretsiz olarak avlanabilmesi ve yaşam alanları tahrip edildiği için yerleşim yerlerine gelen ayı, domuz gibi hayvanların da avlanabilmesinin yönetmeliğe bağlanması oy çokluğu ile kabul edilmiş bulunuyor. Doğamızı günbegün yok edecek olan bu kararların bir an önce durdurulması gerekmektedir. Kara Avcılığı Kanunu’nun ivedilikle değişmesini, Doğa Koruma Kanunu olarak yeniden düzenlenmesini ve doğa ihtisas mahkemelerinin kurulmasını talep ediyoruz.

Şimdi, yaşam hakları ve alanları ellerinden alınan tüm canlıların sesi olma zamanı. Çünkü yaşam hakkı bütün canlılar için pazarlık edilemez en doğal hak. Hepimizin yaşamı birbirine bağlı. İnsan diliyle kendi haklarını savunamayan tüm canlıların sesi oluyoruz.”

İmza kampanyasına buradan ulaşabilirsiniz.

Hayalet ağ katliamı: Yüzlerce canlının ölüsü bulundu

Sportif balıkçı Eren Arslan, Kırıkkale Kızılırmak‘ta bir kilometre uzunluğundaki hayalet ağın neden olduğu hayvan katliamını ortaya çıkardı.

Arslan, ağın sadece kendilerinin çektiği kısımda yaklaşık 100-200 adet balık ve 15 ördeğin öldüğünü kaydetti.

Jandarma ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bildirildi

Turna avı yapan Eren Arslan, Kızılırmak’ta halk arasında “hayalet ağ” olarak bilinen misinadan yapılan ağı fark etti.

Kendi imkanlarıyla ağın bir kısmını toplayabilen Arslan ve arkadaşları, 15 ördek ve yüzlerce balık sürüsüyle karşılaştı.

Arslan’ın daha sonra durumu jandarma ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘ne bildirmesiyle bölgeye gelen ekip, bir kilometre uzunluğundaki ağı topladı.

Ağa takılan çok sayıda balık, ördek ve diğer su canlılarının öldüğü gözlendi.

‘Tam anlamıyla bir katliam’

Eren Arslan, ağa takılarak ölen balık ve ördeklerin çürüyerek, bakteri üretmeye başladıklarını belirtti ve şu açıklamalarda bulundu:

Botla açıldığımızda suda ağ olduğunu tespit ettik. Yaklaştığımızda gördüğümüz manzara korkunçtu. Ağın içerisinde yaklaşık 100-200 balık, 15 ördek telef olmuş. Bunlar çok kötü duruma gelmişti, üzerlerinde bakteri üremiş, çürümüşler.

Toplu bir katliam olmuş. Ağı kendi çabalarımız ile çıkarmaya çalıştık ama ağ çok büyüktü, yaklaşık 1 kilometre boyundaydı. Jandarma ve il tarım müdürlüğünü aradık. Gelen ekip ağı toplayarak, imha etmek üzere merkezlerine götürdü. Ağı topladıklarında ki manzara korkunçtu, tam anlamıyla bir katliam. Formları bozulmuş ve bakteri üretmişlerdi, suyun kalitesi de bozulmuş.”

Arslan, bu tip hayalet ağların 200 yıl suda bozulmadan formlarını koruduğunu da kaydetti ve bunu kaçak avcıların yaptığını, bu durumla sürekli karşılaştıklarını da ekledi.

İtalya’da teleferik kazası: 14 kişi hayatını kaybetti

İtalya‘nın Piyemonte bölgesinde bulunan Verbania kentinde dün öğle saatlerinde Stresa-Mottarone teleferik hattındaki kabinin seyir halindeyken düşmesi sebebiyle 14 kişi yaşamını yitirdi.

Olay anında teleferik kabininde 15 kişinin bulunduğu, ağır yaralı beş yaşındaki çocuğun tedavisinin sürdüğü belirtildi.

Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı

Basına yansıyan ilk olay yeri inceleme bilgilerine göre, teleferik hattındaki taşıyıcı kablonun kopması sonucu kabin 15-20 metre yükseklikten eğimli ormanlık araziye düştü. Kabinin 10 metre kadar yuvarlandığı ve iki ağaca çarparak durduğu açıklandı. Yetkililer, kabini taşıyan kablonun kopma nedenini araştırıyor.

İtalyan basını, kazayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Kaza bölgesinde incelemelerde bulunan Cumhuriyet Savcısı Olimpia Bossi, tesisteki güvenlik tedbirlerine ilişkin incelemelerin sürdüğünü, soruşturma bitene kadar işletmeye el konulduğunu ifade etti. Bossi, kazanın nedenlerinin tespiti için teknik araştırmaların da yapılacağını ekledi.

Taziye mesajları yayımlandı

İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, İtalya Başbakanı Mario Draghi, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Parlamentosu Başkanı David Sassoli, kazayla ilgili taziye mesajları yayımladı ve kazadan duydukları üzüntüyü dile getirdi.

Çin’de düzenlenen maratonda ani sıcaklık düşüşü sebebiyle 21 sporcu öldü

Çin‘in kuzeybatısında düzenlenen bir dağ maratonunda dolu, dondurucu yağmur ve şiddetli rüzgar nedeniyle 21 sporcu hayatını kaybetti.

Çin basını, 700’den fazla personelin yer aldığı kurtarma operasyonunda 172 katılımcıdan 151’inin kurtarıldığını duyurdu.

Belediye Başkanı özür diledi

Çin’in Gansu bölgesindeki Sarı Nehir Taş Orman turizm bölgesinde cumartesi günü 100 kilometrelik bir koşu düzenlendi. Koşu parkurunda 3 bin metreyi bulan dağlar da bulunuyordu.

Sporcuların bazıları, yarışın en zor bölümü olarak değerlendirilen ve bin metre yüksekliğe çıkılan 24. ve 36. kilometrelik kısımda aşırı soğuk hissetti ve koşuyu bıraktı.

Maratonun bu kısmını geçen, fakat daha sonra aşırı soğuktan etkilenen kimi sporcular dağ oyuklarında korunarak yardım çağrısı yaptı.

Sporcuların büyük bir kısmı ekipler tarafından kurtarılırken, ani sıcaklık düşüşünden etkilenen 21 kişi ise hayatını kaybetti.

Yarışmayı düzenleyen Baiyin kenti Belediye Başkanı Mayor Zhang Xuchen, pazar günü konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenlendi ve hayatını kaybedenlerin ailelerinden özür dileyerek, başsağlığı diledi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan: Yaklaşık 300 bin turizmci aşılandı

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Antalya’da düzenlenen “Turizm İçin Güvenlik” isimli etkinlikte turizmcilerin koronavirüs salgınına karşı aşılanma süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Alpaslan, turizmcilerin nisan ayından itibaren aşılanmaya başladıklarını ifade etti.

‘Turizmciler haziran ayı sonuna kadar aşılanacak’

Bakan Yardımcısı Alpaslan, tüm turizm çalışanlarının haziran ayı sonuna kadar aşılanmış olacağını kaydetti:

Mayıs ayının sonunda tüm turizmcilerin aşılanmasını hedeflemiştik. Aşı tedarikine göre, tüm turizm çalışanları haziran sonunda aşılanmış olacak. Şu an yaklaşık 300 bin turizmcimiz aşılandı. Turizmcilerin üçte ikisinin aşılandığını söyleyebiliriz.”

Rusya, uçuşlar için yerinde gözlem yapacak

Geçen hafta Rusya’ya giden Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Rusya’nın uçuşlara tekrar başlaması için Türkiye’de yerinde gözlem yapacağını duyurmuştu.

Alpaslan, Rusya’yla çalışmaların devam ettiğini dile getirdi ve “Rusya ile uçuş trafiğinin açılması Türkiye açısından ve Türk turizmi açısından son derece önemli. En kısa zamanda Rusya ile uçuş trafiğinin başlamasını arzu ediyoruz. Buna yönelik çalışmalar bütün hızıyla devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Bakan yardımcısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in görüşmelerinden sonra sürecin hızlanmasını beklediklerini belirtti.

Susurluk-JİTEM davasında beraat kararları bozuldu: Ağar ve diğer sanıklar yeniden yargılanacak

İstinaf mahkemesi, Susurluk JİTEM davasında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar‘ın da bulunduğu sanıklar hakkında beraat kararlarını bozdu. Ağar ve diğer sanıklar yeniden yargılanacak.

19 kişinin 1990’lı yıllarda zorla kaybedilmesi veya keyfi infaz edilmesine ilişkin 19 kişinin yargılandığı davayla ilgili bozulma kararının tarihi 5 Nisan 2021.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre kararda sanık Ayhan Çarkın‘ın beyanlarının dosya kapsamındaki diğer bildirim ve deliller  ile teyit edilip edilmediğinin, bu beyanların maddi olay-olaylar ile uyuşup uyuşmadığının karar yerinde tartışılmamasına dikkat çekildi.

Kararda şu ifadeler yer verildi:

“Olaylarda ele geçen kovan ve mermi çekirdeklerinin menşei, kullanımlarına ilişkin aidiyetleri, bunların ve diğer maddi olguların birbirleri ile ilişkisi, itham edilen failler, hedef alınan maktuller, organizasyon, oluş ve netice itibariyle olaylar arasında bir irtibat bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi,

Sadece sanık Ayhan Çarkın’ın beyanları arasında var olduğu bildirilen bir kısım farklılıklara işaret edilmek; ancak maddi olaylarla uyuşan bildirimlerinin ise irdelenmemek suretiyle, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması, Sanıklar hakkında beraat kararları verildiği sırada uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

İddianamede ve gerekçeli karar başlığında adı yazılı olan maktul Hikmet Babataş’ın 28.04.1996 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgili idianamede bir olay anlatılmadığı, dava açılmadığı ve maktulün öldürülmesi olayına ilişkin bir hüküm verilmediği anlaşıldığından, adı geçen maktul ile mirasçıları katılan/müştekiler Ersin, Fatma, Yaşar ve Anıl Babataş’ın isimlerinin gerekçeli karar başlığında yazılarak karışıklığa sebebiyet verilmesi,

İddianamede ve gerekçeli karar başlığında adları yazılı katılan/müştekilerSemih Tufan Gülaltay, Ümit Bahçacı ve Ruşen Örs’ün bildirdikleri olayların yargılama konusu olaylarla ilgisinin ve maktuller ile yakınlıklarının da olmadığı gözetilmeden katılan/ müştekilerin isimlerinin gerekçeli karar başlığında yazılarak karışıklığa sebebiyet verilmesi.

Sedat Peker ne demişti?

Suç örgütü lideri Sedat Peker, dünkü videosunda yaptığı açıklamalarda eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile ilgili şöyle demişti:

“Kaç kişi böyle gitti. Bu Mehmet Ağar var ya bu Mehmet Ağar, emniyet müdürlüğü döneminde en yakın arkadaşları Behçet Cantürk, Hüseyin Baybaşin, Savaş Buldan… Tüm uyuşturucu işi yapanlar bunun arkadaşı. Kürt iş adamı diyolar ya hayır uyuşturucu işi yapıyorlar, hepsinden para aldı. Her işlerini hallediyorlardı. En son siyasete girip, hayali cumhurbaşkanlığı, hikâye böyle. Adam tüm geçmişi temizlemek için MGK’ya sunum yaptı. O zaman Tansu (Çiller) Hanım, onu ikna etti. Sonra hepsini öldürmeye başladı. Kendi geçmişini temizlemek için yaptı.

Ne olmuştu?

1990’lı yıllarda öldürülen iş insanı ve yazarların failleriyle ilgili 20 Aralık 2013’te düzenlenen iddianameye göre, cinayete kurban giden 19 kişi şöyle:  Abdülmecit Baskın, Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan.

Davanın sanıkları ise şu şekilde: Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman.

Sanıklar, “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkül oluşturmak, taammüden cinayet işlemek” suçlarından Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yargılanmış; Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım‘ın dosyası “firari” görüldüğü için ayrılmış, Ağar dahil tüm sanıklar delil yetersizliğinden beraat etmişti.

 

Aile Bakanı’ndan pandemi döneminde kadına karşı şiddet artışı yorumu: Tolere edilebilir

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, kadına şiddette geçen yılın şubat-mart aylarındaki artışı ‘tolere edilebilir‘ buldu.

TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu‘nda konuşan Bakan Yanık,  ‘şiddeti oransal olarak değilse bile yoğunluğunu biraz daha artıran bir dönem‘, ‘ciddi bir düşüş’ ve ‘o stresin oluşturduğu ciddi yükselme‘ gibi  anlaşılamayan ifadeler de kullandı.

Geçen hafta AKP Malatya Milletvekili Öznur Çalık başkanlığında toplanan komisyonda TBMM’nin resmi haber portalı Meclis Haber’in aktardığına göre Yanık, ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele’ başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda kadına yönelik şiddete ilişkin istatistikleri paylaşarak değerlendirmelerde bulunan Aile Bakanı,  2020 yılında kadına yönelik şiddette en yüksek oranın yüzde 23’le Kenya’da, en düşük oranın yüzde 1’le İspanya’da görüldüğünü, Türkiye’de bu oranın yüzde 8 olduğunu belirterek “Dünyada kadına yönelik cinsel şiddet oranında da Kenya ilk sırada. Ülkemizde bu oran yüzde 5” diye konuştu.

Bakan’dan savunma: Algı operasyonu yapıldı

Türkiye’de 2020-2021 döneminde Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Olayları Kayıt Formu üzerinden belirlenen verileri de paylaşan Yanık şunları kaydetti: “2020 beraberinde bir akut dönemi de ifade ediyor. Pandemi sebebiyle oluşan ve alışkanlıkları bir anlamda değiştiren, şiddeti oransal olarak değilse bile yoğunluğunu biraz daha artıran bir dönemden bahsediyoruz. Ocak 2020 itibariyle 19 bin 582 olan sayı, şubat-martta tolere edilebilir sayılarla artarken Nisan 2020’de ciddi bir düşüş gösteriyor. Sonra tekrar artmaya başladığını görüyoruz. Pandeminin etkilerinin, nisanda hayata tutunma çabası devam ederken, sonrasında o stresin oluşturduğu ciddi yükselmeyi görüyoruz. Daha sonra tekrar pandemi öncesine ilerlediğini görüyoruz.”

Kadınlardan tepki: Tolere etmiyoruz, istifa et

Derya Yanık, ifadelerinin basına yansımasının ardından, sözlerinin cımbızlandığını ve algı operasyonu yapıldığını söylese de sosyal medyada kadınlardan büyük tepki gördü.

“DeryaYanıkİstifa” etiketiyle yapılan iki binden fazla paylaşımın bazıları şöyle:

https://twitter.com/DuruGurkok/status/1396188271143686147

Peker’in son videosu gündemi sarstı, Atilla Peker gözaltına alındı

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in bir aydır sürdürdüğü video yayınlarının yedincisinde iddia ettikleri üzerine ilgililerden art arda açıklamalar geldi.

Peker’in Kutlu Adalı cinayetini işlemek üzere görevlendirdiğini söylediği kardeşi Atilla Peker gözaltına alınırken, videoda oğlu uyuşturucu ticaretiyle ilişkilendirilen Binali Yıldırım, Kıbrıslı otel ve gazino sahibi Halil Falyalı iddiaları reddetti; cinayete kurban giden Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu “çekin tuğlaları” artık derken,  Savaş Buldan’ın eşi HDP Eş Başkanı Pervin Buldan sözü edilen kişilerin yargılanmaları için girişimde bulunacaklarını açıkladı.

Atilla Peker Muğla’da gözaltına alındı

Muğla’da polisin düzenlediği operasyonda suç örgütü lideri Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker ve yanındaki Yunus Olcay, Fethiye‘deki bir villada gözaltına alındı.

Gözaltı işlemi sırasında Peker’in otomobilinde yapılan aramada 1 ruhsatsız tabanca ile 2 şarjör mermi ele geçirildi. Sedat Peker, son videosunda Mehmet Ağar ve Korkut Eken’in gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürmesi için kendisine başvurduklarını, bunun için kardeşi Atilla Peker’i görevlendirdiğini, ancak “denk gelinemediği” için cinayeti işleyemediklerini anlatmıştı. Peker daha sonra konuştuğu Korkut Eken”in Adalı’yı başka bir ekibin öldürdüğünü söylediğini, “Halloldu o iş” dediğini öne sürmüştü.

AKP’li Serkan Bayram, Erkan Yıldırım’ı ‘Erkan Bey resmi heyetin içinde değildi. Denk geldik. Sosyal projeleri vardı. Hayırsever iş adamı olarak müteşekkir olduk’ sözleriyle savundu.

Binali Yıldırım: Oğlum Venezuela’ya Covid’e karşı maske dağıtmaya gitti

AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım, Peker’in oğlu Erkan Yıldırım ile ilgili videosunda, uluslararası uyuşturucu ticaretine karıştığına yönelik iddiaları için, “İddialar kesinlikle iftiradır, şiddetle reddediyoruz. Bizimle uyuşturucuyu yan yana getirmek tümüyle hakarettir, tümüyle reddediyoruz” dedi.

Oğlunun koronavirüsle mücadele kapsamında Venezuela’ya test kiti, maske dağıtmaya gittiğini belirten Yıldırım şunları söyledi:

“Oğlum Venezuela’ya gitmiştir. Orada bahsedildiği gibi Ocak’ta, Şubat’ta değil, geçen sene aralık ayında gitmiştir. Ve Covid’le mücadele amacıyla ihtiyaç sahiplerine test kiti, maske gibi malzemeler götürüp dağıtmıştır. O esnada Venezuela’da seçim olduğu için Türkiye Dostluk Grubu da oradaydı. Bazı sosyal medya paylaşımlarında resmi heyetle gittiği ifade ediliyor. Resmi heyetle gittiği gerçek dışıdır, kendi imkanlarıyla kendisi biletini alarak, kendisi masraflarını karşılayarak o ziyareti gerçekleştirmiştir.”

Halil Falyalı: Erkan Yıldırım ve Süleyman Soylu’yu tanımam

Sedat Peker’in uyuşturucu ağındaki isimler arasında saydığı Kıbrıslı Halil Falyalı ise gazeteci Cüneyt Özdemir’in Youtube’daki canlı yayınına katıldı ve eski başbakan Binali Yıldırım ve oğlu Erkan Yıldırım’ı tanımadığı, hiçbir zaman yan yana gelmediklerini söyledi.

Hakkındaki iddiaları yalanlayan Falyalı, “Siyasîlerle görüşüyorum, 40 sene önce de görüşüyorduk, şimdi de görüşüyoruz. Sağcısıyla da solcusuyla da görüşüyoruz, iktidarıyla da” dedi, ancak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘yla teması olmadığını belirtti.

Sadece lisanslı olan ülkelerde yasal bir şekilde bahis işi yaptığını iddia eden Falyalı, Peker’in uyuşturucu trafiğini yönettiği iddialarını da reddetti. Türkiye’den bazı gazetecilerin kendisini tehdit ederek para istediğini öne süren Falyalı hukuksal süreç başlattığını açıkladı.

Güldal Mumcu: Çekin tuğlaları yıkılsın duvar altında kim kalırsa kalsın

Peker’in Uğur Mumcu ve Kutlu Adalı cinayetlerine ilişkin olarak eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve eski MİT’çi Korkut Eken‘i işaret etmesinin ardından Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, “Çekin tuğlaları yıkılsın duvar altında kim kalırsa kalsın” dedi.

Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te bombalı bir suikastte hayatını kaybetmesinin ardından kendisini ziyaret eden Mehmet Ağar’la görüşmesini şöyle aktarmıştı:

“Avukat Sayın Emin Değer‘in de bulunduğu bir gün, bizim eve gelen Mehmet Ağar, cinayetin karmaşıklığını anlatmak için, ‘Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Bir tuğla çekersek duvar yıkılır’ dedi. Ben de kendisine çekin o zaman cevabını verdim. ‘Çekemem, yapamam’ dedi. ‘O zaman, çekerler, altında kalırsınız’ dediğimde de yüzünde ‘Bunu yapmaya kimsenin gücü yetmez’ der gibi bir ifade belirmişti. Tuğlayı o günlerde kendisi çekebilmeliydi.”

Peker’in açıklamalarının ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Güldal Mumcu, “Senelerdir Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması için kim ne biliyorsa anlatsın, işin ucu kime dokunuyorsa dokunsun, dedik. Bu görüşümüzü korumaya devam ediyoruz. Çekin tuğlaları yıkılsın duvar altında kim kalırsa kalsın” dedi.

Pervin Buldan: Yargılanmaları için girişimde bulunacağız

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da Sedat Peker’in, eşi Savaş Buldan‘ın öldürülmesine ilişkin sözlerinin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Buldan, “Yıllardır hep söyledik şimdi yine söylüyoruz. Savaş Buldan ve arkadaşları Devleti yönetenler tarafından öldürüldü. Cinayeti işleyenler göstermelik yargılandı ve beraat etti. Şimdi yeniden başa dönüyoruz ve yargılanmaları için girişimde bulunacağız.” dedi.

Son videosunda, 90’lı yıllarda öldürülen Kürt işadamları konusunda da konuşan Sedat Peker, Mehmet Ağar’ın geçmişte uyuşturucu ticaretinde birlikte çalıştığı, Hüseyin Baybaşin, Behçet Cantürk, Savaş Buldan gibi kişileri “kendi geçmişini temizlemek amacıyla ortadan kaldırdığını”,  bunu da “teröre yardım” hikayeleri uydurup “Tansu hanımı” ikna ederek yaptığını söylemişti.

Sedat Peker’den son video: Gazeteci, Kürt iş insanları cinayetleri, uyuşturucu trafiği

Yaklaşık bir aydır internette paylaştığı videolarıyla Türkiye’nin gündemine oturan organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in son paylaşımında Uğur Mumcu, Kürt iş insanları ve Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı cinayetlerine ve son Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ın uluslararası uyuşturucu ticaretinde rol aldığına ilişkin söyledikleri Türkiye gündemine oturdu.

90’lı yıllarda, özellikle de 1992-93’te Türkiye’de Kürt kökenli iş insanlarına yönelik gerçekleşen faili meçhul cinayetler artmış; Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu  24 Ocak 1993’te Ankara’daki evi önünde arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmiş; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde muhalif gazeteci Kutlu Adalı 6 Temmuz 1996 tarihinde Lefkoşa’daki evinin önünde gerçekleşen silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.

Bu cinayetlerin tamamı halen aydınlatılmış değil.

 

Yedinci videosunu dün sabah saat 07:30’da, farklı bir mekandan yayınlayan Peker, mekan değişikliğini “Türkiye’den kalabalık misafirler geldi. Devletimizi işin içine kattılar, o yüzden yer değişikliği yaptık” ifadeleriyle açıkladı.

Uğur Mumcu cinayeti

Sedat Peker, yedinci videosunda bu cinayetlerden bahsederken eski Emniyet Genel Müdürü, DYP ve DP eski başkanı, eski Adalet ve İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ı işaret etti ve şunları söyledi:

“Uğur Mumcu bence şehittir. Neden öldürüldü? Öldürüldüğü zaman yazdığı yazılara bakın. Hep terör bölgelerinde uyuşturucu tarlaları olur ve silah ticareti. Şehit olduğunda yanına ilk gelen kim? Mehmet Ağar. Katil hep ilk gelir. Ve eşine diyor ki: Ben buradan bir tuğla çekersem devlet aşağıya iner.”

Mumcu öldürülmeden önce, Türkiye’deki polis-mafya-siyaset arasındaki ilişkileri araştırıyordu.

Sakarya-Hendek Bolu üçgenindeki faili meçhul cinayetler

Tansu Çiller’in Başbakanlığı sırasında, 1993 ile 1996 yılları arasında aralarında Behçet Cantürk, Fevzi Aslan ve yeğeni Şahin Aslan, Savaş Buldan, Hacı Karay’ın da bulunduğu çok sayıda Kürt iş insanı kaçırılarak öldürülmüş, cesetleri Sapanca-Hendek-Bolu üçgenine atılmış halde bulunmuştu. O döneme ilişkin 67 Kürt işadamının “derin devletin suikast listesinde” olduğu öne sürülüyor.

2018’de eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın‘ın yaptığı açıklamalar sonrası İstanbul Özel Yetkili Savcısı Hakan Karaali, konuyla alakalı dört dosyayı yeniden incelemeye almıştı.

Sedat Peker videosunda, aynı dönemde Türkiye’de uyuşturucu işi yapan herkesin Mehmet Ağar’ın arkadaşı olduğunu öne sürerek ‘”Mehmet Ağar’ın Emniyet Müdürü olduğu dönemde en iyi arkadaşları Behçet Cantürk, Hüseyin Baybaşin, Savaş Buldan. ‘Kürt iş adamları’ diyorlar. Hayır. Hepsi uyuşturucu işi yapıyordu. Hepsinden para aldı, hepsinin işini halletti.” ifadelerini kullandı.

Kutlu Adalı cinayeti

Sedat Peker’in videosundaki en dikkat çeken konulardan biri de Mehmet Ağar ve Korkut Eken‘i Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı’nın cinayetiyle suçlaması oldu. Peker bu cinayeti işlemesi için kendisine başvurulduğunu ancak kendileri yapamayınca cinayetin başkaları tarafından işlendiğini anlattı

“Biz o zamanlar Korkut Eker, Mehmet Ağar hepimiz beraberiz. Genelde bana iş adamlarını yönlendiriyorlar, fail-i meçhullerden ziyade… Kıbrıs’ta bir adam var. Bu adam Kıbrıs’ı Rumlara satmak istiyor. Bana iki tane profesyonel isim lazım. Abi ben sana kendi öz kardeşimi göndereceğim sana. Atilla Peker’i söyledim. Çok iyidir bu işte, uzmandır. THY’den bakabilirler Korkut Eker ve Atilla Yıldırım bu cinayetlerden çok daha önce gittiler. Aradan zaman geçti, döndüler 3-4 gün sonra. Korkut abi ile konuştuk, dedi ‘tekrardan gideceğiz.’ Sonra orada başka bir bunlara bağlı ekip öldürmüş. Karşılaştık Korkut abi ile, ‘Halloldu’ dedi. Ben öldürsek öldürdük derdim, çünkü zaman aşımına girdi. Yüce Allah o insanın kanını bize nasip etmedi. Yav adam temiz adam. Rumlara falan ülkeyi satacağı yok adamın. Hep böyle yapıyorlar, vatanseverlik vatanseverlik milleti coşturuyorlar herkesi birbirine sokuyorlar.”

Adalı, 6 Temmuz 1996’da cinayete kurban gitmeden hemen önce çok değerli tarihî eserlerin kaçırıldığı St. Barnabas Kilisesi ve İkona Müzesi‘nde gerçekleşen silahlı soygunu araştırıyordu. Adalı, soygunun hemen ardından yayımladığı haberinde, söz konusu soygunda KKTC Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı’na bağlı resmî araçların kullanıldığını yazmıştı.

KKTC’nin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la ilgili yazdığı bir yazı yüzünden evi kurşunlanan, Ada’daki paramiliter örgütleri kaleme alan Kıbrıslı gazeteci tehdit edildiğini açıklamış; ancak kendisine koruma verilmemişti.

Uluslararası uyuşturucu cinayeti

Venezuela‘nın yeni uyuşturucu güzergâhı olduğunu belirten Peker, eski Başbakan ve AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım‘ın oğlu Erkan Yıldırım‘ın Venezuela ziyaretlerine dikkat çekti:

“Kokain, önceden Kolombiya üzerinden geliyordu. En son 4 ton 900 kilo geçen sene 9 Haziran’da yakalandı. Daha sonra yeni bir güzergâh çalışması. ABD’de uyuşturucuyla mücadele çok güçlü ve baskın karakter. Orada sistemi döndüremeyeceklerini anlayınca 800 kilometre Venezuela ile sınırları var. Kolombiya’dan oradan geçirmek çok kolay, yeni adres… Buraya döneceğiz bir de bize gelen kokainler diyorsunuz ya. Avrupa’da kokainin fiyatı çok ucuz, 45 bin eurolarda kilosu. Türkiye’de çok pahalı, esas pahalı olan yer Orta Doğu.

Bu mal yakalandıktan sonra yeni bir güzergâh kurmak için Venezuela’ya kim gitti? Eski başbakanımız sayın Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım bey. Bu senenin başında ocak ayında gitti 4 gün kaldı, şubat ayında gitti 4 gün kaldı. Karakas Limanı var oradan kuru yük gemileri direk Türkiye’ye gelebiliyor ama konteyner gemileri Dominik üzerinde durma yapıp o şekilde devam edebiliyor. Yani esas gelen kokainler Dominik üzerinde de çok yakalanmaya başlayacak. Yeni güzergâh burası”

Halil Falyalı

Kıbrıs’ta otel ve kumarhaneler sahibi Halil Falyalı’nın adadaki uyuşturucu kaçakçılığının merkezinde olduğunu söyleyen Peker, “Kokain bu şekilde Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra 30-35 metrelik yatlarla uzun yolculuk yapabilen 500 ton -2 ton kokainle o şekilde dağılır. Özellikle ama Suriye Lazkiye üzerinden de yapılıyor. Şimdi para trafiği nasıl oluyor?

Kıbrıs Halil Falyalı, tüm para trafiği buradan dönüyor. Halil Falyalı’nın Türkiye’de 10 tane dosyası var. Neden onu Türkiye’ye getirmiyorsunuz? Tüm bahis işi onlardan geçiyor. Devletin resmi raporlarında da var. Başka ülkeler de uyuşturucu sevkiyatından almak istiyor onlar da alamıyor” dedi.

Erkan Yıldırım ile Falyalı arasında ilişki olduğunu da öne süren Peker şunları  söyledi:

Erkan Yıldırım Kıbrıs’a gittiğinde Halil Falyalı’nı ya oteli ya da onun bazı casinolar onun, onun misafiri. Ben Binali Bey’in böyle bir organizasyon içinde olduğunu düşünmüyorum ancak ilk zamanlar Erkan Yıldırım’la ilgili çektikleri kasetleri, kumar kasetleri değil, rüşvet şeydir, bu işe yönlendirdiler ve bu işin aparatı haline getirdiler.”

Mehmet Ağar’ın bu kokain ticaretinin tam ortasında olduğunu iddia eden Sedat Peker, Bakan Süleyman Soylu’ya da seslenerek, “Sülüman, hadi sen bizim şu arkadaşları bir alsana, bana destek olacaklarmış diye 600 küsür kişiye dinliyorsun ya, bir alsana. Nasıl uyuşturucu hattı? Sayın savcı Kolombiya’ya, Venezuela’ya yazı yazacaksınız. O mal yakalandığı tarihten 3-4 ay sonra Erkan Yıldırım oraya geldi mi? Ocak ve şubat ayında Karakas limanına gidip özel bir bölüm kiralamak için görüştü mü, kiralandıysa kimin üzerine? Sevkiyat başladı. Pisliğin, pisliği iğrençsiniz. Uyuyan devi uyandırdınız.”

Süleyman Soylu’ya: Seni rezil rüsva edeceğim  

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçen hafta bir tv kanalına çıkarak, kendini savunduğu programa da değinen Sedat Peker şöyle konuştu:  “Durmadan yalan, durmadan yalan. Şimdi televizyona çıkmışsın. Seni rezil rezil rüsva edeceğim. Üzülüyorum, utanmıyorum, mahcup oluyorum. Devletin bakanına inanan en fazla yüzde 9 çıkıyor. Yüzde 91 onun suç örgütü dediği insana inanıyor. Orada oturmuşun, vücut dili okuyanların hepsinin psikolojisi, suç üstü yakalanmış bir insanın ezikliği hali vardı üzerinde.

Gördüm resmini. Gazetecilere de bir atar yapmışsın ya girerken içeri Sülü. Diyorsun ki uyuşturucu satıcısıyla resmimi koymuşsun, “Bunlar yeni bir uyuşturucu yolu.” Ben sana Ben sana sizin kurduğunuz o uyuşturucu yolunu anlatacağım herkese. Daha çok konuşacağız. Artık parça parça değil, avuç içi kadar koparma dönemi geldi.”

[Babil’den Sonra] Adnan Genç’in ardından

Adnan Genç’i 2007 yazında, Ufuk Uras’ın Kadıköy’deki seçim kampanyası sırasında tanımıştım. Sonra EDP’nin kuruluşunda beraber olduk. Ardından bir Yeşil Parti girişiminde yer aldık ama olmadı.

Onunla Yeşil hareketin Kadıköy’deki toplantıları sırasında, yani 2017’den sonra daha yakın bir ilişkim oldu. O da benim gibi geç saatlere kadar oturmayı seviyordu. O günlerde Yeşil Gazete’ye yazılar yazmaya çalışan bendenizin acemiliklerini kırmadan- incitmeden düzeltmeye, örneklemelerle daha iyi yazmanın inceliklerini göstermeye çalışıyordu. O zaman onun gazeteci- yazar tarafını yakından tanıma şansım oldu. Tanıdığım en çalışkan yazardı. Birden çok gazetede aynı günde birçok yazısı yayımlanıyordu. Kitaplar yazmıştı ve hala yazmaya çalışıyordu.

2017’de Açık Radyo’da programlar yapmaya başlayınca koruyucu- ufuk açıcı önerileriyle yine yanımdaydı Adnan abi. Sağlığı kötüleşmeye başlayınca e-postalar ve telefon görüşmeleri yerini WhatsApp mesajlarına bıraktı. Konuşurken nefes nefese kalıyordu, bilgisayarın başına oturup yazışacak zamanı da pek yoktu. Uzun zamandır üzerine çalıştığı, zaman zaman yazdıklarını benimle de paylaştığı casus romanını bitirmeye çalışıyordu daha çok. Bittiğinde de şöyle yazmıştı: “Casus kitabım ekim gibi basılmış olacak… Artık bekleyeceksiniz, birkaç yayınevine vermiştim. 150 kadar kitap yaptığım için bir kitap neye benzer, niye kitap değildir, biliyordum. Tempolu, heyecanlı ve neredeyse Ahmet Haşim kitapları gibi öğretici bile oldu:) Ne güzel bir ödül oldu, inanamazsınız… Kusura bakmayın. Eşşek kadar herif sevindim işte!”

“Ruhen yaşlanmıyoruz Ercü” demişti bir telefon konuşmamızda. “Okuyoruz, yazıyoruz, söylüyoruz… dolayısıyla ruhumuzu hep diri tutmayı başarıyoruz ama bedenen yaşlanma diye bir şey var. Geçen gün düştüm kaldım, zor bela komşulara ulaştım da gelip beni koltuğa oturttular!” Ona yakın oturmadığıma üzülmüştüm. İstanbul’un iki ayrı ucunda yaşıyorduk. Belki dayanışmayla daha farklı bir biçimde sürerdi dostluğumuz. Bunu söylediğimde yorgun bir sesle “artık dayanışmayla çözülemeyecek sıkıntılı günlere hızla yaklaştığını” söylemişti…

‘Buradayım, devam…’

Radyo programımı yayınlandığı saatte dinlerdi ve program devam ederken cep telefonuma düşen pıt pıt mesajlarıyla adeta “Buradayım, devam!” derdi. Geçen gün o gidince dönüp mesajlarına baktım. 23 Aralık 2019’da başlamışız daha çok yazışmaya. Bu yazışmalar onun telefonunda da duruyordur. İzninizle bazılarını buradan sizlerle de paylaşmak istiyorum.

“Selam. Yemin billah edip radyoyu kapamadım ama uykuya dalınca programı kaçırdım. Kolay yorulduğum için, nefes nefese kalabiliyorum. Ve gece de geç yatınca, uyuklayabiliyorum”

“Selam Aslında, Youtube üzerinden tıklayınca 2 saat durmadan Dalaras dinlemem mümkün ama şu anki gibi; dostumun sesini, sesindeki sağaltıcı sıcaklığı duyamam. Emeklerine sağlık”

“Eskiden bir oyun oynardık; üçüncü türkü benim, sonraki Sarkis ahpariğim için olsun” Sarkis Seropyan’ı kastediyor.

Baklahorani programımda Kurtuluş’tan Hüseyin Irmak’la söyleşirken heyecanlı bir mesaj düştü telefonuma “Aaa, bizim Hüseyin’le konuşuyorsun yahu. Son derece kaliteli ve insan evladı bir dostumdur.”

Eylül 2020’de Yeşiller Partisi’ni kurmak için kollarımızı sıvadığımızda da yanımızdaydı Adnan abi. Evini bir an önce halledip bir bakım evine yatmaya karar vermişti. Hep birlikte bir yer arıyorduk. Ben de bir yer buldum ama parası ödeyebileceği bir para değildi. Bu arada durumu zaman zaman ağırlaşıyor ve hastaneye yatmak zorunda kalıyordu. Mesajında “ Salı günü de gene ödem atmak için hastaneye yatacağım birkaç gün. İyiceyim ama daha iyi olmam gerekiyor” yazmıştı. Onun en çok bu inadını seviyordum. Gittikçe bozulan sağlığı onun yazmasına engel değildi. Yeşiller Partisi eş sözcüleriyle bianet’e bir söyleşi yapmıştı bu arada. Bir mesajında “Tamam, arada hastaneye bile yatıyorum ama şu son on günde yaptığım işlerden söz etmek istiyorum. Öyle boş boş oturmuyorum, yani… Niye derseniz, enerjimden hoşnudum ve beni olabildiğince ayakta tuttuğuna inanıyorum” diye başlıyordu yaptığı işleri sıralamaya.

Diaspora Hemşinlilerini bulmaya çalışıyordu. Bir dizi söyleşi yapacaktı ABD, Polonya, Ukrayna, Mozambik (ve Dominik), Ermenistan, Rusya, Abhazya, Almanya ve Vietnam’da yerleşik düzen içinde yaşayan ve çalışan Hemşinlileri buldum. Latin dünyası için yazar Metin Yeğin’e başvurdum. Avustralya için gene bir gazeteci dostum bakındı ve tarikatçı bir herif buldu, onunla yapmayacağım… Bu dizi de yeni1mecra sitesinde yayımlanacak” yazıyordu bir başka mesajında.

‘İyi bari!’

Putin’e serzenişte bulunuyordu başka bir mesajında: “…6 adımda dünyanın öte ucundaki birine ulaşmak (doğru aracılarla) mümkünmüş. Ben de bunu deneyeyim, dedim ve sorularımı Putin’e yolladım. Önce Ermenistan’daki bir Türkologa; oradan Sochi’deki zengin bir Hemşinli belediye meclis üyesine; o da Moskova’nın İGDAŞ başkanı Margarita hanıma yolladı. Ama on gündür Putin bir telefon bile açmadı, arkadaş az bekle yazdırıyorum, diyebilirdi…”

Adnan abi için ters adamdı diyenler oldu ama ben muhabbetimizin aralıksız sürdüğü son 4-5 yılda hiçbir tersliğine muhatap olmadım. Bu yıl ocak ayında akordeon derneği AKORDER’i kurmuşuz ve dernekten arkadaşlarla Dünya Akordeon Konfederasyonu’nun üç önemli ismini programda konuk ediyoruz. Biri başkan, Fransa’dan katılıyor, diğer iki isim de başkan yardımcısı ve sekreter. Londra’dan. Bizim dernekten de üç-dört isim var. Program sürerken Adnan abinin mesajı düşüyor telefonuma. Diyaloğumuz şöyle:

  • Şu ana kadar hep konuşma, hiç ilgimi çekmedi.
  • Toplam 4 şarkı var Adnan abi. Amaç derneği dünyadaki akordeoncu dostlarımıza anlatmak. Muammer‘in bestesiyle program bitecek…
  • İyi bari! Duyduğum en ters sözü “İyi bari!” olmuştu.

Bir başka akordeon programıma derneğin gençlerini davet etmiştim. Edward Aris’in yaşadığını da orada öğrenmiş veEdvar Aris yaşıyormuş ya ve derneğe YK yapmışsınız. Müthiş bir vefa. Ben çocukken adını duyardık, radyoda veya kimi törenlerde… Çok sevindim.” notunu göndermişti.

Program sonrası bizim gençleri kaldığı bakımevine davet etmişti: “AKORDER’in sevgili genç üyeleri, merhabalar. Sevgili Ercüment Gürçay dostumun programında sizleri dinledim. Saza tutkunuzu heyecanla dinledim, tabii eserlerinizi de. Ben 45 yıllık gazeteciyim ve son 4 aydır Çengelköy’de bir bakımevinde kalıyorum artık. Zamanında akordeonist Cengiz Berkün arkadaşımla bir yurtdışı turnemiz de olmuştu. Ben kimi panellerde hem konuşmacı hem de bir fotoğraf sergisi götürmüştüm oralara. Bizbize Bakımevi yönetimi sizleri burada görmeyi çok ister sanırım. Hele bir konuşayım, pandemi koşulları hafifleyince sizleri ağırlamak, dinlemek isteriz… Sevgilerimle”

Feyruz’lu selam

Adnan abi çok iyi bir müzik yazarıydı. Adı sanı duyulmamış isimleri bulup onları gazete sayfalarına taşıyordu. Ona, bulduğu isimleri programıma davet etmek istediğimi söylediğimde çok mutlu olmuştu. İsimleri ardı ardına sırlamış ve ilişki kurmamı sağlamıştı: Mihrap Eskiocak, Yeşim Kantekin, İzmirli Sevinç Nazlı Yıldırım, ABD’den Sırma Munyar ve Esin Gündüz. İkisi de Berkeley’de müzik eğitimi almış.

Mihrap Eskiocak’la bir Feyruz şarkıları programı yapmış ve programın son şarkısı olan “Bint El Şalabiya”yı Feyruz’un sesinden Adnan abi için çalmıştık. Programdan sonra “Ne güzelsiniz ya, çok mutlu oldum” mesajıyla bizi onurlandırmıştı.

Adnan abi Medya Günlüğü’ne de yazıyordu. Gazetenin kurucusu Cenk Başlamış’la da onun sayesinde tanışmıştım. Başlamış’la Genesis grubunu konuştuğumuz bir program yapmıştık. Öncesinde ona bu gelişmeyi yazdığımda “Yaşşa, iyi ve birikimli biridir. Rus rakından da söz etseniz. Yıllar önce Emin İGÜS, başta DDT olmak üzere şahane parçalar çalmıştı. Hem de DDT!)” demişti ve programdan sonra da “Şahane bir program yaptınız. Aklınıza sağlık” deyivermişti.

Adnan abi radyo günlerini yaşamış bir radyo bağımlısıydı. Daha önce de radyoyu yazmış, bazı radyocularla söyleşiler yapmış. Geçen yıl Açık Radyo’nun 25’nci yılını bir yazıyla kutlamıştı.

Bana da “Sağlığım gittikçe bozuluyor Ercü. Sorularımı hazırlasam da, Babil’den Sonra ve kendine ilişkin yanıtlar versen; böylece, şahane bir röportaj yapmış olsak, ne güzel olur” yazdı. Sorularını yazdı ve gönderdi. Ben yanıtlamakta biraz geciktim, iğneyi batırıverdi hemen. Programda Sabicas çalıyorum. Bir mesaj düşüyor telefona “Dinliyorum programını. Sesindeki iyice hüzün dolu eda için bir şey diyeceğim. Daha doğrusu ben öyle anladım. Hayatımda ilk at çalıştırma yerine Klasis Otel’in at ahırlarında tanık olmuştum. Zengin ağalar, ata biniyorlar ve atı rahvandan da hallice sürüyorlar. On santimlik adımlarla neredeyse ve kendilerinin de başı önde halde. Biz, meraklı birkaç seyirci de tamamen sessizlik içinde seyrediyoruz. Müziğin hüznüne uymuş gibisin dostum. Bunca tantana, röportajı yanıtla artık demek için :)” Hemen o gece yanıtlarımı gönderdim. İlk röportajım oldu ve belki de tek röportajım olacak.

‘Kimseler, kimseciklere elini bile uzatmadı’

Adnan abiden son mesajı 4 Mayıs’ta aldım “ Bu sabah etkinliklerim, ‘Haberiniz olsun, buralardayım’ anlamına geliyor:) Gün içindeki başka gönderilerini okusam da pek yanıt yazmazsam, lütfen yadırgama, halim olmayabiliyor”

5 Mayıs akşamı geç saatlerde genç müzisyen arkadaşımız Yeşim Kantekin’den bir mesaj düştü telefonuma: “Ercüment Abi, Adnan abi ile ilgili bir durum var. Ortak tanıdık kimsem yok başka. Çözümsüz kaldım biraz. GATA’ ya Covid şüphesi ile yatmış. Beni refakatçi olarak çağırdı ama Covid servisi içinde yatıyor. Doktor ve hemşirelerle konuştum. Şu an için kötü bir durum yok sonuçları yarın belli olacakmış. Bilgi vereyim dedim.” Sabah Covid teşhisi kondu ve bir yakını gelince Yeşim, Adnan abiyi ona teslim edip ayrıldı hastaneden. Gelen olmasaydı yakınlarda oturan bir arkadaşına haber veririm diyordum. Akşamüstü Adnan abiye ulaşabildim. Hastaneden çıkmak istiyordu. Sesi çok kötüydü, çok kısa tuttuk konuşmayı. Yanında refakatçisi varmış. Sonra bir daha ulaşamadım ona. Ertesi gün yoğun bakımda olduğu haberini aldık ve sonrasında arkadaşlarının onu hayatta tutma çabalarına şahit olduk.

Son sözlerim Adnan abiye: Bir yazında Enver Gökçe ile kaldığı bakımevinden ayrılırken yaşadığın duyguları yazmıştın. Yazında; “Dayanışma, vefa ve özveriyle örülü bir hayatı şimdiden oluşturmalıyız. Yoksa bizden bir şeyler olmayacak” demiştim. Nitekim öyle oldu, adında dayanışma olan parti bile kurduk ama çok lokal ve kişisel çabaların dışında kimseler, kimseciklere elini bile uzatmadı” yazmıştın. Ben de senin bana gösterdiğin dayanışma kadar seninle dayanışma içerisinde olamadım. Bunun için kusuruma bakma.

Geçen yıl Aralık sonlarına doğru yazdığın WhatsApp mesajında “Sizce benim yaptığım zaten mesleğim olan bir iş mi; yoksa, gerçekten özgün bir tempom ve çabam yok mu? Dostlarıma geçtiğim haber linkleri son on günde belki on ayrı röportaj ve haberi kapsıyor. Her gün 1 veya daha fazlasını (çoğu kez daha fazlasını) 8 ayrı sitede yayımlatıyorum. Hasta halimle (şımarıklık saymayın, lütfen) ama vazgeçtim okunmasından, aferin yahu denmesini bekliyorum valla… Unutmayın beni buralarda!” siteminde de çok haklıydın.

“Koronada İstanbul’da olmak” başlıklı 12 yazılık dizini seninle radyoda konuşacaktık. 25 kadar da İstanbul şarkısı göndermiştin bana bakmam için. Bu hafta sonu Açık Radyo’da “Dinleyici destek” programları başlıyor. 9 gün sürecek. Bu yıl geçmiş yıllara göre bir şenlik yapamayacağız ne yazık ki. Kayıplarımız oldu. Sen de gittin. Pazartesi günü senin gönderdiğin şarkılardan çalarak destek programına katılacağım. Daha sonra yazılarından yola çıkarak, gönderdiğin şarkılara da yer vereceğim bir İstanbul programı ayrıca yapacağım elbette. Sözüm söz. Belki Yeşim, Mihrap ve Sevinç de katılırlar o programa.

Sarkis ağabeylere, Hrant’a, Komitas’a çok selam

Senin aracılığınla tanıştığımız Cenk Başlamış’la birlikte ara ara buluşup, birlikte program yapmaya karar vermiştik biliyorsun. 31 Mayıs’ta ilk programı yapıyoruz. Rusya’yı konuşacağız ve Rusya’dan şarkılar dinleyeceğiz. Senin için DDT’den de bir rock şarkısı çalarız.

Heyecanla beklediğin ve 19 Haziran’da yapacağımız “Dayanışma Yaşatır” konserine hazırlanıyoruz. Yeşim bana gönderdiğin ve onu tanımama vesile olan türküsüyle programa katılacak. Mihrap da senin çok sevdiğin İstanbul bestesini konserde seslendirecek. Yeni bir klip yaptı konser için. Onlar da bu konseri izlemeni çok isterdi eminim.

Konser sonrası sana söylediğim gibi önce Yeşim Kantekin’i konuk alacağım programıma. Ardından Mihrap’la bu kez Arap müziği dışında bestelerini konuşacağımız bir program yapacağız. Sevinç Nazlı Yıldırım konuğum olacak. İzmir’de kayıtlarını bitirmek üzere. Sırma Munyar ve Esin Gündüz’le de ilk fırsatta görüşürüm. Yani anlayacağın bu yıl boyunca kulağını çınlatmaya devam edeceğiz.

Ha bir de sana verilmiş bir sözümüz var: Covid azalınca ilk fırsatta bizim akordeon derneğinin gençleriyle kaldığın Bizbize Bakımevi’ne gidip bir konser vereceğiz.

Bana verdiğin destek için, ağabeyliğin için çok ama çok teşekkür ediyorum Adnan abi. Ben aynı desteği sana veremedim ne yazık ki. Kusuruma bakma.

Radyoda program devam ederken cep telefonuma pıt pıt düşen mesajlarını, Azrail’e inat son anına kadar yazdığın yazılarını çok özleyeceğim Adnan abi

Sen şimdi orada Sarkis Seropyan’ı, Sarkis Usta’yı, Hrant ağabeyi, Komitas’ı bulmuşsundur. Onlara da çok selam. Burası bıraktıkları gibi. Biz de öyle. Bazı şeyler daha iyi olsun diye uğraşmaya devam ediyoruz.

Sevgiyle, dostlukla…