Ana Sayfa Blog Sayfa 1469

Almanya’da seçim anketlerinde Yeşiller zirvede

Almanya‘da eylül ayında genel seçimler yapılacak. Şu anki iktidar ortakları Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) genel seçimlere yönelik kampanyalarını sürdürürken, son yapılan anketler Yeşiller Partisi’ne seçmen desteğinin istikarlı bir şekilde arttığını ortaya koyuyor.

Yeşiller oylarını yüzde 15 artırarak yüzde 25’e ulaştı

DW Türkçe’nin aktardığına göre, son anket sonuçlarının ortalamasında, 26 Mayıs tarihi itibarı ile Yeşiller 2017 seçimlerine göre oylarını yüzde 15’in üzerinde artırırken, Hırıstiyan Birlik partilerine (CDU/CSU) seçmen desteği 7,4 puan azaldı.

Anketlerde zaman zaman farklılıklar gözlense de Yeşiller Ppartisi mevcut iktidarı oluşturan CDU/CSU ile başabaş bir performans sergiliyor. Forsa Enstitüsü adlı araştırma şirketinin bugün açıkladığı verilere göre de, Yeşiller yüzde 25 oy oranına ulaştı. CDU/CSU ise yüzde 24 ile geçen haftaki oy oranını korudu.

Sosyal Demokratlar da bu hafta bir puan kaybederek yüzde 14’lük seçmen desteği buldu.

Annalena Baerbock, yüzde 28 ile en yüksek oyu alan Başbakan adayı

2004 kişiyle yapılan araştırmada seçmene “Başbakanı doğrudan seçme imkanınız olsa kimi seçersiniz?” sorusu da yöneltildi. Buna göre, Yeşiller Partisi Genel Başkanı Annalena Baerbock yüzde 28 ile en yüksek oyu alan isim oldu. Baerbock’u yüzde 18’lik destekle Hristiyan Birlik Partileri’nin Başbakan adayı Armin Laschet ve yüzde 14 ile SPD’nin adayı Olaf Scholz izliyor. Ankete katılanların yüzde 40’ı ise bu isimlerden hiçbirine oy vermeyeceklerini belirtti.

Armin Laschet (CDU), Annalena Baerbock (Yeşiller) ve Olaf Scholz (SPD).

Saksonya’da sağ popülistler önde

Saksonya eyaletinde ise son kamoyu araştırmaları mevcut hükümetin yerini koruyamayacağını ortaya koydu. Insa Şirketi’nin bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, Saksonya eyaletinde iktidardaki Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU), Yeşiller ve Sosyal Demokratlar’dan oluşan hükümetin toplam oyu yüzde 43’te kalırken, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) tek başına yüzde 26 ile eyalette en güçlü parti oldu.

Ankette CDU’ya destek yüzde 24, SPD’ye yüzde 6 ve Yeşiller’e de yüzde 13 olarak belirlendi.

Ekrem İmamoğlu: İstanbul Sözleşmesi’ni savunacağız

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği‘nin düzenlediği toplantıya katıldı.

80’den fazla kadın örgütü temsilcisi ve kadın gazeteciyle bir araya gelen İmamoğlu, “İstanbul Sözleşmesi’ni savunacağız” dedi.

‘Sözleşmenin hükümlerinin takipçisi olacağız’

Bianet‘te yer alan habere göre, toplantıda İstanbul Sözleşmesi’ne de değinen İmamoğlu, sözleşmeye bağlı kalacaklarını, sözleşmenin hükümlerinin takipçisi olacaklarını kaydetti.

İBB Başkanı, ayrıca sözleşmeyle ilgili şu ifadeleri kullandı:

Türkiye şu anlamda kritik bir sorun yaşıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek gibi son yılların en kötü en itibar düşürücü kararlarından birini aldı. Sözleşme’den geri tutulan her hükmü, toplumun mutlak sağlama konusunda sözleşmenin içeriğini hayata geçirme konusunda adım atacağımızdan hiçbir vatandaşımızın şüphesi olmasın.”

‘Çok bir karşılığı yok’

İmamoğlu, İstanbul Sözleşmesi’ne yerel yönetimler taraf olabilir gibi bir bakış açısının olabileceğini, ancak bunda belirleyici olanın merkezi yönetimin tavrı olduğuna dikkat çekti:

Uluslararası bir sözleşme İstanbul Sözleşmesi. Devletleri bağlayan bir sözleşme yerel yönetimleri taraf olabilir gibi bakışlar olabilir fakat hukuken çok bir karşılığı olmaz.

Biz zaten İstanbul Sözleşmesi’ni desteklediğimizi harfiyen uyacağımızı defalarca dile getirdik. Benim yerel yönetim olarak tamam dememin bir anlamı yok. Çünkü yetkimiz yok. Eğitimde güvenlikte biz değil merkezi yönetim etkili.

Biz tarafız desek de önemli olan merkezi yönetimin tavrıdır. Bunun da çözümü seçimle gitmesidir.”

‘Kadın yönetici sayısını üç katına çıkardık’

Kadın istihdamı konusunda örnek olmak istediklerinin altını çizen Ekrem İmamoğlu, İBB’de kadın yönetici sayısının üç katına çıktığını, ancak yine de arzu edilen seviyeye ulaşılamadığını söyledi:

Özellikle sosyal hayata kadınların katılması bu kentte Sözleşme’nin maddelerini hayata geçireceğiz. Cinsiyet eşitliği konusunda hangi adımları atmalıyız konusunda sıkı bir eylem bir planımız olduğunu belirtmek isteriz.

Örneğin kadın istihdamı konusu bizim için çok kıymetli. Gerçekten ekonomide bir gelişmeyi konuşacaksak en önemli halletmemiz gereken sorun kadının üretime katılmasıdır. Bu konuda çok geride olduğumuzu kabul etmeliyiz.

Kadın istihdamı konusunda örnek olmak istiyoruz. İBB’de kadın yönetici sayısını 3 katına çıkardık. Henüz arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamadık ama bizden önceki dönemim üç katına çıkardık.”

‘Bu projenin bizzat önericisiyim’

Anne kart uygulamasıyla ilgili de açıklamalarda bulunan İmamoğlu, bu kartla evden çıkamayan kadınların sosyalleştiğini ifade etti:

Süreci zedeliyor eleştirisini kabul etmiyorum. Şu anda maalesef bir eşitlik yok kadın ve erkek arasında. Bu kartla evden çıkamayan kadınlar sosyalleşti sokaklara çıktı.

Bu kart sayesinde cebinde beş kuruşu olmayan kadınlar ulaşım haklarından yararlandı. Bu projenin ben bizzat önericisiyim.”

İBB, 0-4 yaşlarında çocuğu olan annelere ücretsiz ulaşım sağlayan Anne İstanbulkart uygulamasını hayata geçirmişti. Uygulamaya bir ayda 40 bin 227 kişi başvurmuştu.

‘LGBTİ+’ların yanındayız’

İmamoğlu, toplantıda LGBTİ+ haklarına da değindi. İBB Başkanı, konuyla ilgili şunları söyledi:

Birimlerimize başvurduklarında tüm yurttaşlarımız gibi hizmet alacaklar, alıyorlar. Özel olarak ben de takip ediyorum. Temelde olaya şöyle bakıyoruz. Bir bizim tespit edebildiklerimiz, ikinci olarak da vatandaşın başvuruları ile ortaya çıkan sorunlar. Üçüncü olarak sivil toplum örgütlerinin önerisi ile yapacağımız çalışmalarımız. Kurum olarak her vatandaşın yanında olduğumuz gibi LGBTİ+’ların da yanındayız.”

‘Kanal İstanbul’u engelleyeceğimizi düşünüyorum’

Kanal İstanbul hakkında “Tarihin görebileceği en ağır ihanet projesi” diyen İmamoğlu, projeyi engelleyebileceklerini düşündüğünü kaydetti:

Tarihin görebileceği en ağır ihanet projesidir. Daha ağırı yoktur. Telafisi yok. Bu süreci engelleyeceğimizi düşünüyoruz. Umut ediyoruz ki iktidarın buna ne zamanı ne de nefesi yetmeyecek.

Umarım halk hak ettiği cevabı verecektir. Ne yazık ki bu kadar doğala, yeşile, insan yaşamına duyarsız bir yönetim son yıllarda herhalde dünya çok az görmüştür. Umarım bu kanal meselesinde sizi sürekli bilgi sahibi yapacağımız, demokratik bir şekilde süreci işleterek Kanal İstanbul’a engelleyeceğimizi düşünüyorum.”

Kazdağları talanı: Ne uğruna?

Video-haber: Hakan Tosun/Gezegen

*

Kaz Dağları’nda yürütülen altın madeni projesi Türkiye’de son yılların en büyük yurttaş mücadelelerinden birine tanık oluyor.

Kanadalı Alamos Gold şirketi ve onun yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik, 2019’da valilik izniyle Kirazlı köyünde ağaç kesimlerine başlamıştı. TEMA Vakfı’nın, şirketin ÇED raporuna göre sahip olduğu izin sadece 26,7 hektarlık bir alanken, 613 hektarda 195 bin ağacın kesildiğini açıklaması büyük yankı uyandırdı. Doğa savunucuları 26 Temmuz 2019’da Su ve Vicdan Nöbeti’nde bir araya geldi. Ardından destek çığ gibi büyüdü. Ülkenin dört bir yanından onbinlerce kişi doğayı korumak için nöbete katıldı.

 

Videoaktivist Hakan Tosun‘un, aylar boyunca direnişi yerinden izleyerek kayda aldığı görüntülerle Gezegen için hazırladığı “Kaz Dağları Talanı: Ne Uğruna…” adlı belgeselinde, doğa tahribatına karşı nöbet tutan yurttaşların bir buçuk yılı aşan mücadelesini ve birlikte yaşama pratiğini ekrana yansıtıyor. Belgeselde Türkiye’ye karşı 1 milyar dolar tazminat açan Alamos Gold’un ruhsatı olmamasına rağmen ağaç kesmeye nasıl devam ettiğini, direnişin kış şartları ve pandemide jandarmanın engellemelerine rağmen nasıl sürdüğünü de kayıt altına alınıyor.

 

Erdoğan’dan İkizdere’de saldırıya uğrayan Akşener’e: Gelin hanıma Rize’de güzel bir ders verildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İyi Parti grup toplantısında “Ben Rize’nin geliniyim” diyen Meral Akşener‘in Rize’nin İkizdere ilçesinde yaptığı esnaf ziyaretinde yaşananları hatırlatarak, “Yine dua et ki gelin hanıma çok ileriye gitmeden ders verdiler. İkizdere yetmedi, Çayeli’ne gittin. Orada da gerekeni yaptılar. Daha neler olacak neler…” dedi.

Grup toplantısında konuşan Erdoğan, Meral Akşener’in Rize’nin İkizdere ve Çayeli ilçelerinde gerçekleştirdiği esnaf ziyareti sırasında yaşanan gerginliğe de değindi:

“Terörle, çetelerle, suç örgütleriyle mücadelede elde edilen bu başarılar birilerini rahatsız etmiştir. Gelin hanım Netanyahu’nun yanına koyuyor uzonun ardından da Rize’ye gidiyor. Gelin hanıma gayet güzel ders veriliyor. Yine dua et ki gelin hanıma çok ileriye gitmeden ders verdiler. İkizdere yetmedi, Çayeli’ne gittin. Orada da gerekeni yaptılar. Daha neler olacak neler… Bunlar iyi günler. Bu ülkede ahde vefa diye bir şey var. Eğer ahde vefa olmazsa bu millet affetmez. Bizler hep bu ülkede gerçekten saygıya dayalı bir siyasetin yanında olduk, bunun çalışmasını yaptık.”

Akşener’den yanıt: Bu yüzden güçlendirilmiş parlamenter sistem diyoruz

Meral Akşener, Erdoğan’ın açıklamasına Twitter hesabından yaptığı kısa bir paylaşımla yanıt verdi. İYİ Parti lideri, “iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem” vurgusu yaptığı grup toplantısına atıfta bulunarak, “İşte biz, tam olarak da bu nedenle, İYİleştirilmiş ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem diyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu: Bunlar mafya ağzı

Erdoğan’ın sözlerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Erdoğan binlerce trolünden umudunu kaybetmiş olacak ki, kendi de trol gibi konuşmaya başlamış. Mafya ağzı ile ‘Bunlar daha iyi günler’ demiş. Geç bunları kardeşim geç. Er meydanına gel, milletten korkulmaz. Sandığı getir sandığı!” dedi.

 

Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketi listesinde fosil yakıta dayalı sektörler ilk sırada

İstanbul Sanayi Odası‘nca (İSO) gerçekleştirilen Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2020 Araştırması’nın 2021 yılı sonuçları açıklandı. TÜPRAŞ, üretimden satışlarda 58,6 milyar lirayla en büyük sanayi kuruluşu unvanını korudu.

Pandemi’de ihracat geriledi

Pandemi yılında İSO 500’ün ihracatı ise yüzde 12,8 oranında gerileyerek 64,1 milyar dolar oldu. İSO 500’ün ihracat performansı Türkiye’nin genel ve sanayi ihracat performansından bir ölçüde olumsuz ayrışsa da yine de İSO 500,  Türkiye ihracatı içindeki ağırlığını korudu.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, enflasyonun yanı sıra ithal hammadde fiyatlarındaki yüksek artışın sanayici üzerinde giderek daha fazla baskı yarattığını; TL’deki değer kaybı, enflasyondaki artış ve faizlerdeki dalgalanmalar nedeniyle finansman yüklerinin de önemli ölçüde arttığını söyledi.

TÜPRAŞ ve otomotiv sanayileri ilk dörtte

‘Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’ araştırmasının 2020 yılı sonuçlarına göre;  2020 yılında üretimden satışlara göre en büyük kuruluş geçen yıl olduğu gibi 58 milyar 593 milyon TL ile TÜPRAŞ (Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.) oldu.

Sıralamada ikinci 45 milyar 223 milyon TL ile Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., üçüncü 31 milyar 242 milyon TL ile Oyak-Renault Otomobil Fabrikaları A.Ş. ve dördüncü de 30 milyar 812 milyon TL ile Toyota Otomotiv Sanayi Türkiye A.Ş. oldu. Beşinci sırada şirket isminin gizlenmesini tercih etti.

Gazeteci Recep Erçin sosyal medya paylaşımında, “Bu şirket geçen yıl da listede 9. sıradaydı. 2018’de listede yoktu. Nace koduna ve faaliyet koduna göre bu şirket değerli metal sektöründe iş yapıyor. Muhtemelen Altın Rafinerisi” dedi.

 

2021 Nefes Kredisi’nin detayları açıklandı

Koronavirüs salgını sırasında alınan önlemler nedeniyle zor günler geçiren orta ölçekli işletmeler için devreye girecek yeni borçlanma paketi “2021 Nefes Kredisi“nin detayları açıklandı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulan paket, 1 Haziran tarihinde yürürlüğe girecek.

Paketin detayları

2021 Nefes Kredisi’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan detaylarına göre, yıllık cirosu 10 milyon TL’nin altında olan ve 2020 yılı cirosunda 2019’a göre yüzde 25 kayıp yaşayan ticaret, deniz ticaret, sanayi, ticaret ve sanayi odaları ya da ticaret borsasına kayıtlı üyelere işletme sermayesi finansmanı sağlanacak.

2020 yılı cirosu 1 milyon TL’yi geçmeyen KOBİ‘ler azami 50 bin lira, cirosu 1-10 milyon TL olan KOBİ’ler de azami 200 bin TL kredi kullanabilecek.

TOBB ve oda-borsalar da kaynaklarını bu bankalarda değerlendirerek projeye katkı sunacak.

Kredilerin ilk altı ayı ödemesiz olacak. Geri ödemeler ise 12 eşit taksite bölünecek. Uygulamada, Hazine destekli KGF kefaleti sağlanacak.

Uygulamanın faiz oranı ise yıllık yüzde 17,5 olarak belirlendi.

Katılım sağlayacak bankalar

Bakanlık, kredi paketine katılım sağlayan bankaların isimlerini de paylaştı. Bu bankalar ise, TC Ziraat Bankası A.Ş, Türkiye Vakıflar Bankası TAO, Türkiye Halk Bankası A.Ş, Türkiye İş Bankası A.Ş, T. Garanti Bankası A.Ş, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş, Akbank T.A.Ş, Denizbank A.Ş, Ziraat Katılım Bankası A.Ş ve Vakıf Katılım Bankası A.Ş.

Erdoğan’dan geciken Soylu açıklaması: Yanındayız

AKP Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kimin terör örgütleriyle, suç çeteleriyle, yeminli Türkiye düşmanlarıyla yürüdüğünü milletimiz görüyor. Bu sinsi operasyonları da akamete uğratacağız” dedi.

Organize suç örgütü liderliğinden hükümlü Sedat Peker‘in videoları ile ilgili ilk kez konuşan Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘yu ve eski başbakan Binali Yıldırım‘ı destekleyici açıklamalar yaptı.

Erdoğan’ın yaptığı konuşmadan öne çıkanlar şöyle:

‘Hiçbir senaryo, hedeflerimizden saptıramaz’

Kimin terör örgütleriyle, suç çeteleriyle, yeminli Türkiye düşmanlarıyla yürüdüğünü milletimiz görüyor. Biz birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıktığımız müddetçe, hiçbir senaryo ülkemizi hedeflerine ulaşmaktan alıkoyamaz, milletimizle aramızdaki uhuvveti bozamaz…  Hiçbir senaryo ülkemizi hedeflerine ulaşmaktan alıkoyamaz. Vesayete selam duran, darbelerin, darbe girişimlerinin aparatı olan, vicdanını ve aklını kiraya veren bir yargı, dışa bağımlıdır. Biz işte buna son verdik. Dün parlamentomuzda memnuniyet verici bir seçim yapıldı. HSK milletvekillerimizin iradesiyle tecelli etmiş oldu.

Dördüncü yargı paketi, yeni Anayasa

Bu uzlaşma tablosu yeni anayasa çalışmaları için de ümit vericidir. Siyaset kurumunun, demokrasimizin kazanımlarını ve milli iradeyi siyasi tarihimize mühürleyecek yeni bir Anayasa yapacağına inanıyorum. Reform çalışmalarımızın yeni bir halkasını oluşturan dördüncü yargı paketi yakında Meclisimize sunulacak. Bu paketle idari yargıda vatandaşın işini kolaylaştıran, ceza yargılamasında güvenceleri artıran çok önemli yenilikler getiriliyor. Hemen ardından beşinci yargı paketi için kolları sıvıyoruz.

‘Sözde babaların racon kestiği Türkiye’yi güvenli hale getirdik’

Emniyet konusunda tarihi başarılara imza attık. Ajanların,  yerli işbirlikçilerin ve suç çetelerinin cirit attığı Türkiye’yi güvenli bir ülke haline getirdik. Terörü gündemden çıkarmak için tüm yolları denedik. İstismar alanlarını ortadan kaldırdık. Adalet reformları ve idari düzenlemelerle vatandaşların haklardan eşit faydalanacağı zemini oluşturduk. PKK terör örgütünün hasbi ve harbi yaklaşımımızı kendi emelleri için kullandığımızı gördüğümüzde teröristlerin başını ezmekte tereddüt etmedik. Sözde babaların racon kestiği Türkiye’yi hukuktan başka bir şeyin geçerli olmadığı bir seviyeye getirdik. Uyuşturucu ile mücadele ederken kimsenin gözünün yaşına bakmadık. 5 yılda organize suç örgütlerine karşı 1700’e yakın operasyon yapıldı. Dünyada uyuşturucu suçlarına en ağır cezaların verildiği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.

Yıldırım’ın hedefe konması işaret

Ülkede mikserler var. Süleyman Soylu’yu hedef alan saldırıların hedefinde güven ortamından duyulan rahatsızlık var. İçişleri Bakanımızın yanında olacağız. Ülkemizde yıllarca başbakanlık yapmış Binali Yıldırım’ın da oğlunun hedefe alınması asıl hedefi gösteren başka bir işarettir. Arkadaşlarımız üzerinden ülkemize yönelik saldırılara müsaade etmediysek buna da müsaade etmeyeceğiz. Suç örgütü mensuplarını dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar takip ediyoruz. Ülkemize getirip yargıya teslim edilene kadar peşini bırakmayacağız. Tüm yalan ve iftiralar araştırılıp ortaya dökülecektir.

Seçim Haziran 2023’te

Ülkemizi suç örgütleri üzerinden kıskaca almak ve bundan siyasi sonuçlar üretme peşindeler. Seçimin 2023’te yapılacağını söylememize rağmen erken seçim diyenlerin sufleyi nereden aldıkları açıktır. Boşuna uğraşmayın seçim Haziran 2023’te.

 

[İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu] Ümit Şahin: Türkiye geç kalıyor, iklim politikasında acil reforma ihtiyaç var

TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun dünkü oturumunda söz alan İstanbul Politikalar Merkezi (IPM) kıdemli uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, Meclis’in iklim politikalarının belirlenmesinde çok önemli bir rolü olduğunu söyledi.

2007’deki İklim Değişikliği Komisyonu’nda yapılan çalışmaların ardından Türkiye’nin 2008’de Kyoto Protokolü’ne taraf olmaya karar verdiğini hatırlatan Şahin, bu yılki komisyonun ardından da Paris Anlaşması’na taraf olacağına inandığını belirtti.

Şahin, Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda, başından itibaren ABD gibi ülkelerde zaman zaman olduğu gibi inkarcı olmayan net ve istikrarlı bir pozisyon belirlediğine vurgu yaptı, iklim politikalarında da küresel adalet vurgusunun önemine değindi. Bununla birlikte sera gazı emisyonlarında tarihsel sorumluluğu bulunmayan bir ülke olduğu anlayışının hakim olduğuna ve bunun yanlış olduğuna dikkat çeken Şahin’in Meclis konuşmasında ifade ettiği başlıklar özetle şöyle:

Sera gazı emisyonu: Türkiye’nin 2015 öncesi sunulan INDC (Ulusal Katkı Beyanı) olsa da bir sera gazı azaltım hedefi bulunmamaktadır. Yine, bugüne dek herhangi bir mutlak azaltım hedefi ihtimalinden de söz edilmedi. İklim değişikliğiyle ilgili azaltım politikaları büyük ölçüde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarıyla sınırlı. Bunlar önemli ölçeklerde olsa da azaltım politikalarının sadece enerji alanındaki bu çalışmalarla sınırlı olduğu söylenebilir ve uyum politikalarının da öncelikli görüldüğünü söyleyebiliriz.
Türkiye büyük ölçüde enerji, sanayi ve inşaat sektörü kaynaklı salım konusunda, sera gazında 500 milyon, karbondioksitte ise 400 milyon tonla  dünyada 15. sırada bulunuyor, bu da düşük bir pay değil.

Yıllık emisyonların dünya ortalamasının biraz üzerinde olduğu Türkiye’de kişi başı emisyonlar da gelişmekte olan ülkeler gibi düşük değil. Örneğin Hindistan’da 2 tonun altındayken, Türkiye 5 tona yakın.

Sanayi Devrimi’nden bu yana kümülatif emisyonların dikkate alındığı “tarihsel sorumluluk”ta Türkiye’nin payının düşük olduğu  argümanı da pek geçerli değil zira, Türkiye’nin payı yüzde 0.6 ve 197 ülke arasında 26’ncı sırada.

Özetle, yıllık karbon emisyonlarındaki payı yüzde 1.2 ile dünyada 15’inci sırada olan Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Almanya’dan sonra ikinci sırada. Kişi başı emisyonda ise dünya ortalamasının biraz üzerinde. Bütün emisyonların yüzde 80’inden sorumlu G20 ülkeleri arasında yer alıyoruz. Yıllık emisyonlar ise, 2017’den sonra biraz azalma kaydetse de  1990’dan bu yana yüzde 130 arttı.

Paris Anlaşması: Türkiye Paris Anlaşması’na taraf olmayan dünyadaki altı ülkeden biri. Anlaşmanın da dahil olduğu uluslararası iklim değişikliği rejiminde azaltım –net sıfır- konulardan sadece biri, ama bunun yanında teknoloji transferi, iklim finansmanı, uyum gibi pek çok mekanizma yine iklim rejiminin içerisinde yer alıyor.  Dolayısıyla, Türkiye’nin iklim rejiminin, Paris Anlaşması’nın bir parçası olması tüm bu konularda söz sahibi olması ve Türkiye açısından kazanımlar elde etmesi açısından son derece kritiktir.

Karbon bütçesi: Karbon bütçesi; sıcaklığı 1,5 derece ya da 2 derece artırmak için bütün küresel düzeyde yapılan kümülatif toplam -sanayi devriminden bu yana- karbon emisyonu demek. Karbon bütçesinin yaklaşık yüzde 70’ine yakını şu anda tüketilmiş durumda ve elimizde sadece çok düşük bir karbon bütçesi kalmış durumda. Eğer Paris Anlaşması’na uygun olarak yüzde 50 şansla 1,5 derecede iklim değişikliğini sınırlamak istiyorsak, Türkiye de bu bütçe içerisinde kendi sorumluluk payına, kalkınma hakkına ve güncel emisyonlarına ve kişi başı emisyonlarına da uygun olarak belli bir adil hak almak durumunda.

Türkiye’nin tarihsel sorumluluğu yüzde 1-1,5 arasında bir rakamda belirlenip bunun içerisinden Türkiye’nin bütçesinin çıkartılması gerekiyor. Bu hesap yapıldığı zaman şu anki mevcut 400 milyon tonluk karbondioksit salımları sabit tutulsa bile bu bütçeyi Türkiye’nin en geç on beş-yirmi yıl içerisinde tüketeceği; aslında, bu 400 milyon tonun artmaya devam edeceği varsayılırsa da bu bütçenin çok daha kısa bir sürede tükeneceği, tüketileceği ortaya çıkar.

Dolayısıyla, Türkiye eğer emisyon azaltımına başlamazsa kendisine tahsis edilen bütçeyi – çok kısa bir sürede tüketme riskiyle karşı karşıya.Hatta emisyonlar artarsa 2 derece bütçesinin de 2050’den önce tükeneceği rahatlıkla söylenebilir. Bu yüzden bir an önce, bütün ülkelerle birlikte Türkiye’nin de net sıfır hedefine ulaşabilmek için emisyonlarını en kısa zamanda zirve noktasına çıkartıp düşüşe geçirmesi gerekiyor,

Net Sıfır emisyonu: Net sıfır, Paris Anlaşması’nın 4’üncü maddesine göre küresel düzeyde insanlığın saldığı toplam emisyonların yutakların tuttuğuyla kıyaslanarak sıfırlanması anlamına geliyor. Bunun yapılabilmesi için, IPCC, 2018’de,  2030’a kadar emisyonların yarıya indirilmesi, 2050’ye kadar da sıfırlanması gerektiğini ortaya koymuştu. Bu tarihten sonra sonra net sıfır hedefi alan ülkelerin sayısı hızla arttı ve bugün küresel emisyonların yüzde 73’den sorumlu olan ülkelerin çoğu net sıfır hedefini 2050 olarak belirledi. Maalesef Türkiye henüz bu ülkeler arasında değil.

Eğer gerçekten 2050’de net sıfıra ulaşılırsa bu tarihten sonra yutaklar sayesinde atmosferdeki karbondioksit miktarının yavaş yavaş düşeceği ve soğumanın başlayacağı yani küresel ısınmanın biraz dengelenmeye başlayacağı net olarak ortaya konmuş durumda olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Küresel İklim Politikası: ABD Başkanı Joe Biden’ın Liderler Zirvesi’nin de ardından, hatta en son G7 zirvesinin de ardından çok net bir durum ortaya çıktı:

  • Artık küresel düzeyde, uluslararası politikalarda iklim değişikliği artık iklim krizi olarak tanımlanıyor
  • Paris Anlaşması olmazsa olmaz kabul ediliyor. 1,5 derece hedefi kesin kabul gördü. Artık hiç kimse 2 derece hedefinden bahsetmiyor.
  • Net sıfır hedefi belirlemek her ülkenin atması gereken ilk adım olarak görülüyor bugün.
  • İklim mücadelesi ekonomilere yönelik bir tehdit olarak değil, yeni iş alanları ve istihdam olanakları yaratacak ve ekonomiye katkı sağlayacak bir fırsat olarak değerlendiriliyorve iklim mücadelesinin yaratacağı yeni işler “kaliteli, orta sınıf, sendikalı işler” olarak tanımlanıyor.
Dr. Ümit Şahin.

Ulusal Katkı Beyanı: Türkiye’nin 2015’teki INDC’sinin yani ulusal katkı beyanı hedefinin artık geçerli olmadığını görüyoruz. Bu nedenle gerçekçi bir referans senaryoyla yeni NDC’sini belirlemesi gerekiyor.

Karbonsuzlaşma yol haritası: Uluslararası Enerji Ajansı’nın yeni açıklanan karbonsuzlaşma yol haritasında da 2050’de net sıfır politikası açıklandı. Bu, Türkiye’nin de dünya ekonomisinin bir parçası olarak nasıl bir enerji sektörü göreceğini ve dünyanın nereye doğru gittiğini gösteriyor. Açıklamada bu yıldan itibaren yeni kömür santrallerinin yapımının onaylanmaması; gelişmiş ülkeler için 2030’da, gelişmekte olan ülkeler için 2040’a kadar kömürden elektrik üretiminin tamamen bırakılması gerektiği; 2030’dan itibaren bütün otomobil satışlarının yüzde 60’ının, 2035’ten sonra tamamının elektrikli olması gerektiği gibi ifadeler bulunuyor.

Bu yol haritası Türkiye’yi de bağlayacaktır.

Öneriler

Şahin’in Türkiye’nin iklim politikasına ilişkin önerileri şöyle:

  • Birincisi: Paris Anlaşması en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmeli ve Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf olmalı. Bunun hemen ardından, en kısa zamanda, Türkiye, 2050’de net sıfır hedefi ilan etmeli.Türkiye, dünya ortalamasında emisyonu olan ve sorumluluğu olan bir ülke olduğu için dünya ortalaması olan 2050’yi seçebilir.
  • Türkiye’nin mevcut NDC’si yenilenmeli ve 2017’den itibaren başlayan emisyon azalması trendini bir veri olarak kabul edip 2030’a kadar gerçekçi bir mutlak azaltım hedefi belirlenmeli.
  • Türkiye bugüne kadar herhangi bir mutlak azaltım hedefinden söz etmedi. Ancak iklim politikaları artık tamamen bu yöne doğru gittiği için Türkiye’nin de bir mutlak azaltım hedefi belirlemesi gerekiyor.
  • Uluslararası Enerji Ajansı’nın da altını çizdiği üzere 2021’den itibaren yeni kömürlü termik santrallerin yapımı için lisans verilmemeli. Aynı şekilde, yeni kömür madenlerinin, petrol ve doğal gaz kuyularının açılması için lisans verilmemeli.
  • Kömürün elektrik ve ısı üretimindeki payı 2035 civarında sıfırlanmalı ve elektrik sektörü 2040’larda fosil yakıtlardan büyük ölçüde ya da tamamen arındırılmalı.
  • 2030’dan itibaren yeni satılan motorlu taşıtların önemli bir bölümü, yük taşımacılığı da dâhil olmak üzere, elektrikli olmalı ve 2030’dan itibaren yeni yapılan bütün binalar sıfır karbonlu olmalı.
  • Dünyada süren karbonsuzlaşma ve enerji dönüşümüyle bir eş güdüm içinde olmak gerekiyor. Türkiye’de büyük bir ekonomi ve dünya ekonomisinin bir parçası ve dünya enerji dönüşümüne giderken, karbonsuzlaşmaya giderken bunun tersi yönde olması mümkün değil.
  • 2050’ye kadar elektrik sektöründe yüzde yüz yenilenebilir enerji hedefinin konulması gerekiyor. Bu, aynı zamanda depolama teknolojilerinin yaygın kullanımı ve yenilenebilir enerjiyle uyumlu iletim ve dağıtım şebekelerinin geliştirilmesi demek. Bunlara ciddi bir şekilde yatırım yapılması gerekiyor.
  • Enerji verimliliği konusunda önemli politika ve hedefleri olan Türkiye’nin hem sanayide hem konutlarda hem de ulaşımda bunları geliştirmesi, artırması gerekiyor. Enerjinin son kullanımında elektrifikasyon giderek artıyor. Bunun için ciddi bir teknolojik değişim, mevzuat değişimi, yatırım yapılması için şimdiden çalışmaya başlamak lazım
  • Demir çelik gibi yoğun karbon emisyonu olan sanayilerde yeşil hidrojen ve diğer teknolojilerin kullanımı için bugünden araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılmalı.
  • Bugünlerde Dünya Ticaret Örgütü’nde iklim eylemi için gerekli teknolojilerin lisansından feragat konusunun tıpkı aşıda olduğu gibi gündeme geldiği konuşuluyor. Türkiye’nin de bu konuda bir politika geliştirmesi gerektiğini söyleyebiliriz ve elbette, bilim ve teknoloji alanında karbonsuzlaşmaya yönelik araştırmalara daha fazla destek verilmesi gerekiyor.

‘Yeni kömürlü termik santraller yapılmamalı’

Sorular üzerine Türkiye’nin yeni kömürlü termik santraller yapmasına yönelik bir değerlendirme de yapan Ümit Şahin, şunları söyledi:

“Türkiye’nin kömürden çıkması gecikirse ve hele hele yeni kömür termik santrallerin inşa edilmesi hâlinde maalesef bir karbon kilitlenmesi riski Türkiye’nin önünde çok ciddi bir şekilde duruyor. Karbon kilitlenmesi, özellikle yeni yatırımların tıkanması, çökmesi haline gelecek ve bu yatırımları yapan şirketler, ileride çok büyük zarar edecekler. Bu durumda da ‘kapasite mekanizmalarıyla’ bütçeden onlara ödeme yapılması gerecek ve devlet bütçesi zarar görecek.

Dolayısıyla, 2030-2040 arasında dünya, kömürden elektrik üretimini tamamen bırakmaya hazırlanırken Türkiye’nin kesinlikle yeni kömürlü termik santral yapmaması ve eskileri de -işte eskiyen önce olmak üzere- belli bir süre içinde kapatmayı planlaması gerekir; gerçekçi olan, sadece iklim açısından ve enerji politikaları açısından değil, ekonomik açıdan da gerçekçi olan budur.”

Toplantının  sonunda,  Komisyon Başkanı Veysel Eroğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığıyla Paris Anlaşması’nı Meclis’ten geçirmeyi müzakere edeceklerini kaydetti.

 

 

HSK’ye atanacak yedi üye seçildi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Hakimler Savcılar Kurulu’na (HSK) atanacak yedi üye belirlendi.

Seçimlere göre HSK’nin yeni üyeleri, Ergün Şahin, Hamit Kocabey, Aysel Demirel, Bilal Temel, Ömür Topaç, Sinan Esen ve Cumhur Şahin oldu.

21 aday arasından seçildiler

HSK’de boşalacak yedi üyelik için gizli yapılan birinci tur oylamasına 471 milletvekili katıldı.

Milletvekillerinin kabinlere girerek oy kullanmaları ile Tasnif Komisyonu‘nun oy pusulası sayımı işlemleri yaklaşık iki saat sürdü.

Yedi üye, 21 aday arasından seçildi.

Adayların aldığı oy oranları

Adaylar birinci turda şu oyları aldı:

  • Yargıtay üyeleri arasından seçilecek birinci üyelik için aday listesi: Ergün Şahin (460 oy), Ahmet Kar (4 oy), Faruk Şener (2 oy)
  • Yargıtay üyeleri arasından seçilecek ikinci üyelik için aday listesi: Ömür Topaç (460 oy), Zeynep Şahin (3 oy), Nevzat Özsoy (2 oy)
  • Yargıtay üyeleri arasından seçilecek üçüncü üyelik için aday listesi: Sinan Esen (459 oy), Mehmet Reşat Koparan (3 oy), Sevinç Türközmen (2 oy)
  • Danıştay üyeleri arasından seçilecek üyelik için aday listesi: Aysel Demirel (458 oy), Lütfiye Akbulut (4 oy), Musa Heybet (4 oy)
  • Öğretim üyeleri arasından seçilecek üyelik için aday listesi: Cumhur Şahin (460 oy), Müslüm Akıncı (4 oy), Mehmet Altunkaya (2 oy)
  • Avukatlar arasından seçilecek üyelik için aday listesi: Bilal Temel (460 oy), Önder Ataseven (3 oy), Alaaddin Varol (1 oy)
  • Öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilecek üyelik için aday listesi: Hamit Kocabey (437 oy), Arzu Sonsuz (25 oy), Ali Aydın Akpınar (2 oy)

Seçimde boş oy kullanılmazken, 11 oy geçersiz sayıldı.

George Floyd, katledilişinin birinci yılında anıldı

Polis memuru Derek Chauvin tarafından 25 Mayıs 2020’de sokak ortasında katledilen siyah Amerikalı George Floyd, ölümün birinci yıldönümünde anıldı.

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) pek çok kentinde ve bazı ülkelerde Floyd için anma etkinlikleri düzenlendi.

ABD Başkanı Joe Biden da Floyd’un ailesini dün Beyaz Saray‘da ağırladı.

Floyd ailesi Beyaz Saray’da

Floyd’un kızı Gianna, annesi Roxie Washington, erkek kardeşleri Philonise, Rodney, Terrence Floyd ve yeğeni Brandon Williams, Beyaz Saray’da Başkan Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile bir saat süren basına kapalı bir görüşme yaptı.

Görüşme sonrası gazetecilerin karşısına çıkan Floyd ailesinin avukatı Ben Crump, ailenin “George Floyd Polis Yasası“nın geçmesi için bazı Kongre üyeleriyle görüşeceğini söyledi.

Biden açıklama yayımladı

ABD Başkanı Joe Biden, aileyle görüşmenin ardından George Floyd’un ölümünün birinci yıldönümü için yazılı bir açıklama yayımladı.

Biden açıklamasında, “Acılarına rağmen bugün görüştüğüm Floyd ailesi, özellikle de küçük kızı Gianna büyük bir cesaret gösterdi” ifadesini kullandı.

Biden, Floyd’un ölümünün dünyayı değiştirdiğini ve ölümünün geçen yaz ABD’de 1960’lardaki Sivil Haklar hareketinden bu yana en büyük protestolara yol açtığını dile getirdi. Joe biden, “George’u öldüren polis memurunun geçen ay suçlu bulunması adalet yönünde önemli bir adımdı ancak süreç burada bitmemeli” dedi.

Biden, değişimin yaratılması için görevini kötüye kullanan polis memurlarından hesap sorulması gerektiğini kaydederek, güvenlik güçleri ve halk arasındaki güvenin yeniden tahsis edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Geçtiğimiz ay Polis memuru Derek Chauvin, Floyd’un ölümüyle ilgili üç ayrı suçtan suçlu bulunarak cezaevine gönderilmişti.

ABD’deki anmalar

Öte yandan, ABD’nin New York, Los Angeles gibi kentleri başta olmak üzere ülkenin Yunanistan ve İspanya‘daki Büyükelçiliklerinde de Floyd’un ölümünün birinci yılında anma etkinlikleri yapıldı.

Floyd’un öldürüldüğü yer olan 38. Sokak ve Chicago Caddesi kavşağındaki anma törenine kız kardeşi Bridgett ve diğer aile üyeleriyle birlikte, Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ile bölgede yaşayan bazı müzisyen, aktivist ve vatandaşlar katıldı.

Fotoğraf: AA

Burada bir konuşma yapan Bridgett Floyd, ABD Başkanı Joe Biden’ın sözünü tutmadığını söyledi ve “O yasa tasarının geçmesi gerekiyor. Sulandırılmış bir yasa istemiyoruz. Başkan’a mesajım: Halkınızı düzene sokun. Yoksa bu eski güzel kavgaya devam edeceğiz” dedi.

New York’ta, National Action Network isimli kuruluşun merkezinde yapılan programda da, Belediye Başkanı Bill de Blasio ve din insanı Al Sharpton ile birçok sivil toplum lideri Floyd’u anmak için bir araya geldi. Törende katılımcılar, 9 dakika 29 saniye boyunca dizlerinin üstüne çöktü.

fotoğraf: AA

Floyd, ayrıca Birleşik Krallık‘ın Birmingham, Edinburgh, Londra, Manchester ve Swansea şehirlerinde de anıldı.

Floyd’un ölümü

46 yaşındaki George Floyd, 25 Mayıs 2020’de dolandırıcılık şüphesiyle Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde gözaltına alındığı sırada, 44 yaşındaki polis memuru Derek Chauvin’in yaklaşık 9 dakika boyunca diziyle boynuna bastırması nedeniyle hayatını kaybetmişti. Floyd’un ölmeden önce defalarca “Nefes alamıyorum” dediği görüntülere yansımıştı.

Floyd’un ölümü tüm dünyada tepkiyle karşılanmış, günlerce devam eden protesto gösterileri yapılmıştı.