Ana Sayfa Blog Sayfa 1470

İstanbul Kadıköy’de İkizdere’ye destek eylemi yapıldı

Rize‘nin İkizdere ilçesinde bulunan Eskencidere Vadisi‘nde açılması planlanan taş ocağına karşı direniş devam ederken, köylülerin direnişine İstanbul’dan da destek geldi.

Dün, İkizdere Dernekler Federasyonu (İDEF) ve İstanbul Rize Masası çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı‘nda bir araya gelen doğaseverler, İkizdere’de açılması planlanan taş ocağı çalışmalarını protesto etti.

Eylemde yaşam hakkı savunucuları, “İkizdere taş ocağı olmasın İkizdere sahipsiz değildir” pankartı açtı.

Fotoğraf: İDEF

‘Taş ocaklarına kurban vermeyeceğiz’

Basın açıklamasını İDEF Başkan Yardımcısı Musa Yılmaz okudu. Yılmaz, yapılanın bir doğa katliamı olduğunun altını çizerken, sadece insanların yaşam alanının değil, yaban hayatının da yok olacağına dikkat çekti:

Küresel ısınmayla iklim değişikliğinin yaşandığı bu yüzyılda İkizdere Vadimiz gibi vadiler insanlığa, yaban hayatına can suyu olacak vadilerimizdir.

UNESCO’nun dünyadaki 254 tane vadiden 53. sırada olduğunu açıklamış olduğu bir vadidir İkizdere Vadisi.

Taş ocaklarına asla kurban vermeyeceğiz. Verdiğimiz mücadele partiler üstü bir mücadeledir. Biliyoruz ki doğanın partisi yoktur.

Tarafı doğadan yana olan tüm doğaseverlere ve kurumlara vadimiz açıktır. Tüm Türkiye’yi İkizdere’ye Eskencidere Vadisi’ne davet ediyoruz.”

Saat 18.30’da başlayan eylem, yaklaşık yarım saat sonra sona erdi.

İnfaz Paketi Meclise sunuldu: İçinde kadın hükümlüleri ilgilendiren maddeler de var

AKP’li Milletvekilleri tarafından hazırlanan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı‘na sunuldu.

Söz konusu teklife göre, babanın ölmüş ya da ceza infaz kurumunda olması durumunda, toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi halinde, 15 yaşından küçük çocuğu bulunan ve cezası 10 yıldan az kadın hükümlülerin cezasının infazı, çocuğun 15 yaşını doldurmasına kadar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ertelenebilecek.

Erteleme süresi içinde de zamanaşımı işlemeyecek.

Kadın mahpuslarla ilgili değişiklik

Kanun teklifinde kadın hükümlülerle ilgili, infazına başlanmış olsa bile, toplam 10 yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkum olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen kadın hükümlünün, 15 yaşını doldurmamış çocuğunun bulunması ve babanın da ölmüş veya ceza infaz kurumunda olması durumunda, toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi halinde cezasının infazı, çocuğun 15 yaşını doldurmasına kadar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ertelenebilmesi, erteleme süresi içinde zamanaşımı işlememesi değişikliği bulunuyor.

Ancak, çocuğun ölmesi veya babanın ceza infaz kurumundan salıverilmesi ya da erteleme süresi içinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması halinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza infaz edilecek.

Kaldıkları ceza infaz kurumundan başka bir kuruma nakil talebinde bulunan hükümlülerde, maddi durumlarının yetersiz olduğunu belgelemeleri halinde, nakil giderlerini karşılamak zorunda kalmayacak.

Mahpuslar dinlenebilecek

Kanun değişikliğiyle birlikte bazı mahpuslarda dinlenebilecek. Önceden bilgilendirilmek suretiyle, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan ve terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olan veya tehlikeli halde bulunan ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülerin yapacakları görüşmeler, kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla kurum yönetimi tarafından dinlenebilecek ve elektronik cihazlar da dahil olmak üzere kaydedilebilecek.

Kayıtlar, amacı dışında kullanılamayacak ve kanunda açıkça belirtilen haller dışında hiçbir kişi veya kurumla paylaşılamayacak. Bu kayıtlar herhangi bir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemiş ise en geç bir yıl sonunda silinecek.

Ayrıca, izleme kurulları, hükümlü ve tutukluların naklinde kullanılan araçlar ile adliye binalarında bekletildikleri veya sağlık kuruluşlarında tedavi gördükleri bölümleri yerinde görebilecek, inceleyebilecek, yönetici ve görevlilerden bilgi alabilecek, hükümlü ve tutukluları dinleyebilecek.

Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları tarafından mevzuat ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle belirlenen ilkeler çerçevesinde, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin yönetim, işleyiş ve uygulamalarına yönelik düzenlenen raporların bir örneği Kamu Denetçiliği Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na da gönderilecek.

Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet savcılarının soruşturmayı sonlandıran kararları arasında oluşabilecek farklılıkların giderilmesi ile bu kararların kanuna uygunluğunun denetlenmesi hususunda görevli ve yetkili olacak.

e-posta gönderilebilecek

Bu kanunla birlikte hükümlüler, gerekli teknik altyapının bulunduğu kurumlarda Adalet Bakanlığı’nca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde elektronik yöntemlerle mektup alıp gönderebilecek.

Hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgrafların, alıcısı dışındaki kişilerin erişimini engelleyici tüm tedbirler alınarak, hükümlünün talebine göre posta yoluyla veya elektronik ortamda alıcısına ulaştırabilecek.

Kamu düzeninin korunması ile kişi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla; terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan mahkum olan veya tehlikeli halde bulunan ya da dışarı ile iletişiminin kurum güvenliği açısından tehlikeli olabileceği değerlendirilen hükümlülere gelen veya bu hükümlüler tarafından gönderilen mektup, faks ve telgraflar dijital olarak kaydedilebilecek veya fiziki olarak saklanabilecek.

Bu iletilere ilişkin kayıt veya belgeler, amacı dışında kullanılamayacak, kanunda açıkça belirtilen haller dışında hiçbir kişi veya kurumla paylaşılamayacak ve herhangi bir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemiş ise en geç bir yıl sonunda silinecek.

Ziyaret saatleri uzayacak

Teklifte, hükümlülerin ziyaret süresi bir saaten 1,5 saate çıkarılması da var. Tutuklu ve hükümlüler bakımından hasta ziyareti amacıyla verilen mazeret izinleri arasında beklenmesi gereken asgari bir aylık süre şartı kaldırılıyor.

Yabancı hükümlülerle ilgili değişiklik

Yabancı hükümlüler hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezalarının infazına karar verildiği takdirde, sınır dışı edilme işlemleriyle ilgili olarak, bu hükümlülerin durumları İçişleri Bakanlığı’nca değerlendirilecek. Böylece, yabancı hükümlünün koşullu salıverilmesi veya cezasının infazının tamamlanması halleri bakımından uygulanan bu tedbir, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına karar verilmesi hali bakımından da uygulanacak.

CHP, Su Araştırmaları Komisyonu kurulduğunu duyurdu

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı bünyesinde Su Araştırmaları Komisyonu kurulduğunu duyurdu.

Öztunç, halen bir Su Kanunun olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu da kaydetti.

Komisyonun kurulma amacı

Öztunç, bu komisyonu başta kuraklık, kirlilik ve yanlış su yönetiminden kaynaklı sorunlar olmak üzere su güvenliği ve stresine dair bilgi toplamak, araştırma yapmak, tedbirler geliştirmek ve önerilerde bulunmak amacıyla kurduklarını kaydetti.

Öztunç, ayrıca “Ülkemizdeki 25 havza içerisinden seçeceğimiz belirli havzalarda saha incelemeleri ve arama toplantıları yaparak, yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri ile bir araya gelmeyi, sorunu kaynağında araştırmayı planlıyoruz” ifadelerini de kullandı.

‘Kanuna temel olacak çalışmalar yürütmek istiyoruz’

CHP Maraş Milletvekili, Su Kanunu çalışmalarına temel olacak bir çalışma yürütmek istediklerini kaydetti:

Komisyon çalışmalarımız kapsamında, bilim insanları ve meslek odalarıyla da iletişim halinde olacağız. Sorun tespit ve çözümü kadar, emsal olarak kabul edip kalıcı çözüm oluşturacak yasal altyapıları inşa etmek de önemli. Su Kanunu çalışmalarına temel olacak bir çalışma yürütmek istiyoruz.

CHP Su Araştırmaları Komisyonu üyeleri ise şöyle: Genel Başkan Yardımcısı – Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin,
İzmir Milletvekili Kamil Oktay Sındır, Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Bartın Milletvekili Aysun Bankoğlu.

CHP’li Deniz Yavuzyılmaz, AKP’li üç bürokratın PETKİM’den aldığı maaşı ortaya çıkardı

CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda AKP’li üç bürokratın petrokimya şirketi PETKİM Yönetim Kurulu’ndan aldığı maaşı ortaya çıkardı.

Üç bürokrat, PETKiM Yönetim Kurulu Üyeliğinden aylık 44 bin TL maaş alıyor.

Kaynak: PETKİM 2020 Yılı Genel Kurul Toplantı Tutanağı

Yavuzyılmaz’ın paylaştığı belgelere göre, eski Varlık Fonu Genel Müdürü Mehmet Bostan, eski Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Dinçbaş ve AKP Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Mehmet Ceylan PETKİM Yönetim Kurulu Üyeliği’nden aylık 44.000 TL maaş alıyor.

CHP’li Yavuzyılmaz, kaynak olarak PETKİM 2020 Yılı Genel Kurul Toplantı Tutanağı‘nı gösterdi.

Daha önce de ortaya çıkarmıştı

Deniz Yavuzyılmaz, daha önce Turkcell Yönetim Kurulu‘nda görev yapan ve yıllık 100 bin Euro maaş aldıkları belirtilen AKP’lileri ifşa etmişti.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı ve Yönetim Kurulu’nun ne kadar maaş aldıklarını da ortaya çıkaran Yavuzyılmaz, Cumhurbaşkanlığı makam araçlarının fiyatını, KARDEMİR yönetim kurulundaki AKP’li bürokratların 2021 yılı aylık maaşlarını, bunlarla birlikte Kültür ve Turizm Bakan yardımcısı Nadir Alpaslan‘ın aylık maaşını ortaya çıkarmıştı.

Sedat Peker, Reşat Hacıfazlıoğlu’yla telefon görüşmesi kaydını yayımladı

Suç örgütü lideri Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun pazartesi akşamı katıldığı televizyon programında “tanırım, arkadaşım” dediği Reşat Hacıfazlıoğlu’yla 10 dakika süren telefon görüşmesi kaydını yayımladı.

Peker, daha önce Soylu’ya, “Reşat Hacıfazlıoğlu’yla ile HTS kayıtlarını neden çıkarmıyorsun? Seninle konuştuktan sonra neden peki beni arıyordu?” ifadelerini kullanmıştı.

Konuşmanın detayları

Sedat Peker, “Bir Gram Namusun Varsa İstifa Edersin!” başlığıyla yayımladığı videoda Reşat Hacıfazlıoğlu’na, Soylu’nun kendisine pislik dediğini hatırlatıyor. Bu açıklamaya kendisinin de şaşırdığını söyleyen Hacıfazlıoğlu, Soylu’nun bu lafı ağzından kaçırdığını ve kendisini çok sıkıştırmış olabileceklerini kaydediyor.

Peker, İçişleri Bakanı Soylu hakkında, “Babasını 29-30 yıldır tanıyorum. Biz ona güvendik, onun düşmanlarını diskalifiye ettik. Damat bey konusunda biz ona güvendik. Bize dostluk yaptı, biz de ona dostluk yaptık. 20 küsür senedir emeğimiz var. O bizim dönüş biletimizdi abi ya. Berat beyle ilgili dur dedi durduk. Yayınla dedi yayınladık. Ona dalarsam hakkını helal et” ifadelerini kullanıyor.

 

Reşat Hacıfazlıoğlu da “Onu sıkıştırmış olabilirler. Yukarıdakinin baskısıyla, seninle onun, aranızı açma maksadıyla mı oldu. Ben öyle düşünüyorum. Biz bu Ağar’a karşı altı ay nöbet tuttuk şu ilde ya. (Soylu) Bana yalvarıyordu bana böyle (Sedat Peker’i) ara ara diye. (Soylu’nun) akrabaları bile sana hak veriyor. Ama zaman değiştiriyor mu adamı. Valla ben de şaşırdım” şeklinde cevap veriyor.

‘Akşam altıda sana bir hediyem var’

Sedat Peker, dün Twitter hesabından yaptığı bir paylaşımda Süleyman Soylu’ya seslenerek, şunları söylemişti:

süslü süleyman, saat akşam altıda sana bir hediyem var. Dediğim gibi, etlerini parça parça koparacağım (mecazi anlamda).”

Reşat Fazlıoğlu kimdir?

Sedat Peker’in akrabası olduğunu söylediği Reşat Hacıfazlıoğlu, Gaziosmanpaşa’da Gopark isimli alışveriş merkezinin sahibi. Tele 1, Reşat Fazlıoğlu’nun yeğenlerinin Süleyman Soylu ile fotoğraflarını gündeme getirmişti.

EMO, anket sonuçlarını açıkladı: Her beş işsiz elektrik mühendisinden biri pandemide işsiz kaldı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘ne bağlı (TMMOB) Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi koronavirüs salgını başladığından beri odaya üye 4 bin 126 kişiyle yaptıkları “Sizi Merak Ediyoruz” başlıklı anketin sonuçlarını yayımladı.

Oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koyan anket çalışmasına göre, her beş kadın elektrik mühendisinden biri işsizlikle karşı karşıya. Bunun yanında, emekli olup çalışan elektrik mühendisi sayısı da yüzde 21,6.

Anket sonuçları

EMO, tarafından paylaşılan anket sonuçları şöyle:

  • Elektrik mühendisleri içerisindeki genel işsizlik oranı yüzde 12,6 iken, 1990 sonrası doğumlu elektrik mühendisleri arasında işsizlik oranı yüzde 23,6

  • Emekli olup da çalışan elektrik mühendisleri oranı yüzde 21,6. Bu durum emekli maaşlarının yetersizliği nedeniyle yeni bir işte çalışmadan yaşamlarını sürdürmeye yetmediğini göstermektedir. Bu sebeple 65 yaş üstü kısıtlamaların getirdiği zorluklara rağmen her beş emekli elektrik mühendisinden biri çalışmaya devam etmektedir.

  • Cinsiyet ayrımcılığı iş konusunda da bütün yakıcılığıyla devam ediyor: İşsizlik kadın mühendisleri daha çok etkiliyor. Her beş kadın elektrik mühendisinden biri işsizlik sorunu yaşamakta. Genel işsizlik içerisindeki işsiz kadın elektrik mühendisi oranı yüzde 20.

  • Pandemi sürecinin yarattığı işsizlik de göze çarpmaktadır. Ankete katılan her beş işsiz meslektaşımızdan biri işini pandemi sürecinde kaybettiğini belirtmektedir. Pandemi sürecinde işini kaybeden elektrik mühendislerinin oranı yüzde 19,23 gibi ciddi bir orana denk gelmektedir.

‘Sosyal devletin iflası’

EMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kocatepe, anket sonuçlarına ve pandemi sürecine dair şu değerlendirmelerde bulundu:

‘Sizi Merak Ediyoruz’ başlığıyla yürütülen anket yaklaşık bir yıllık üye aramaları sonucudur ve çok büyük emek sonucudur, bu açıdan emeği geçen tüm çalışanlarımıza ve Yönetim Kurulu üyelerimize çok teşekkür ediyorum. Yaptığımız anket, üyelerimizin durumunu tüm çıplaklığı ile gözler önüne sererken, uzun yıllardır ülkemiz kaynaklarının ve gelirlerinin iç ve dış savaşlara, ve son 15-20 yılda her geçen gün katmerleşen talan, yağma ile üç beş müteahhite, sermaye gruplarına aktarılmasının fotoğrafıdır.

Bu fotoğraf aynı zamanda, iktidarın çıkar çemberlerinin dışında kalanlarda belirsizlik, tedirginlik, geçim ve sağlık krizi içinde yaşayamaya mahkum edilen tüm yurttaşların hikayesidir. Genç mühendisler içerisindeki işsizlik oranının yüksekliği; plansız, programsız, esas itibarıyla propaganda amacıyla öğretim görevlisi bile olmadan açılan üniversitelerden her yıl mezun edilen ama istihdam alanı açılmayan binlerce, onbinlerce gencimizin yaşadığı çaresizliğe işaret etmektedir. İş
açısından en şanslı bölge olan İstanbul şube sınırları içindeki üyelerimizle yaptığımız ankette ortaya çıkan yüzde 23,4 lük genç işsizlik oranının diğer bölgelere nasıl yansıdığını düşünmek bile istemiyoruz.

Ankette beş emekli meslektaşımızdan birinin çalıştığını görüyoruz, bu çok üzücü bir durumdur. Tüm emeklilerimizin olduğu gibi emekli mühendislerin gelirlerinin yoksulluk sınırının bile altında olması, çalışmadan yaşamaya imkan sağlamamaktadır. Emeklilerimize çalışmadan yaşayamayacakları bir maaş vermek sosyal devletin iflası ve yönetenlerin yüz karasıdır.

Anketimizin gerçekleştiği zaman dilimi olan pandemi sürecinde, dünya ölçeğinde zengin, yoksul ayrımı, sınıflar arası uçurum ve bunun vahim sonuçları bütün çıplağıyla gözler önüne serilmektedir.
Emperyalist ülkeler, yurttaşlarını birkaç tür aşı ile koruma altına alırken, kimi yoksul ülkelere aşı bile verilmemektedir. Bu durum insanlık adına en hafifinden utanç duyulacak bir durumdur. İktidarın, pandemi sürecinde de en açık şekilde üç-beş müteahhite, büyük sermayeye oluk oluk para aktarmaya devam ederken çalışanlara, esnafa, günlük çalışma ile yaşamını sürdürmek zorunda kalanlara, dünyanın en az destekte bulunan iktidarlarından biri olduğunu görmekteyiz.

Mevcut iktidar bu hali ile cumhuriyet tarihinin en sermaye, zenginsever iktidarı olduğunu bir defa daha göstermekten geri durmamıştır.
Pandemi sürecinin başında maske dağıtımında gösterdiği beceriksizlik, pandemi sürecinin idare edilmesinde de kendini göstermiş, yapılan yanlış uygulamaların binlerce insanımızın fazladan hastalanmasına, ölümüne neden olmuştur. Aşı üretiminde dünyanın sayılı kuruluşlarından olan Hıfzısıhha Enstitüsünün yok edilmesi ile maske dağıtımında gösterilen beceriksizlik aşı temini konusunda çok daha vahim bir hal aldığını görüyor ve bu durumu hep beraber izliyoruz.

Pandemi sürecinde de yaşamın sürmesi için zorunlu meslekler arasında yer alan elektrik mühendisliği, aşı programında da öncelikli meslekler gurubunda yer alması beklenirken, öncelikli guruplarda yer verilmemesi gene bir yönetim hatası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Her şeye rağmen insanlığın bu karanlık ve zor günlerden çıkarak iyiliğin çoğaldığı ve yaşamın kazandığı günlere varacağımızı biliyor ve bunun için mücadelemize devam ediyoruz.”

‘Sıkıcısın, Boomer amca’ – Ümit Kıvanç

Ortadaki manzara, bazı yaşlıların gençlere toptancı tavırlarla sitem veya ukalâlık ettiği, onları hâkir gördüğü, gençlerin de aynı toptancı davranışlarla yaşlı saydıkları herkesi genellikle küstahça aşağıladığı, onlara söz hakkı tanımak istemediği bir itişme-çekişme hali.

En son, galiba bizim kuşaktan bir adam, “bugünün gençleri” gibi bir çuvalda topladığı genç kızlar ve delikanlılar hakkında epey küçültücü sözler etti. Bu tabiî tepki yarattı. Tepkiler, haklı öfkeden başlayarak, “Yaşlılar, susun!” gibi tehditkâr bir nihaî buyruğa ulaştı.

Tabiî ki, “huysuz ihtiyar”ın söylediklerinin bir kısmı, bugünün büyükşehir kültürüyle yoğurulmuş gençlik kuşağının özellikle yoksulluk çekmeyen kesimlerinde karşılığı bolca bulunan şeylerdi. Başka kısmı, bugünle kıyaslandığında daha büyük zorluklar, darlıklar çektiğini düşünen eski kuşakların tarihin her döneminde yeni kuşaklara ettikleri sitemlerdi: kıymet bilmeme, azmetmeme, tembellik, sorumsuzluk gibi. İki kuşak eskilerden bu sözleri işitmemiş genç kuşak mensupları pek azdır. Ancak olumsuz tasvir ve nitelemelerin toplumsal sınıf, şehir, semt, yöre, yaş grubu vs. hiçbir ölçüt ve sınır gözetilmeksizin “gençler” kadar genel ve kaba bir muğlak özelliğe dayandırılması şüphesiz ideolojik saldırı görüntüsü yaratıyor. “Biz kıymetli insanlarız, siz bir halta yaramazsınız!” gibi bir şey söylenmiş oluyor. “Gençler” diye bir kategoriyi her yola gelir açıklama aracı sayıp, ekmek elden su gölden yaşayabilen zengin çocuğuyla iş bulamadığı için bunalıma girmiş varoş gencini bir arada hedef almak, hiçbir şey değilse şuursuzluk. Nitekim sözünü ettiğim ‘gençlere öfke’ mesajlarına verilen karşılıklardan biri, memlekette dört gençten birinin işsiz olduğuna dikkat çekiyordu. O da böylece, hakikatin bir kısmına işaret ederken öbür kısmını yok sayıyordu.

Eskilerin yenilere eleştirilerinde hemen her zaman göze batan bir büyük kusur da, yeni kuşakları kendilerinin gençliğiyle değil, -kimi zaman mecburen- olgunlaşmış, donanmış, başlarından türlü iş geçmiş, bir dolu sorumluluk üstlenmiş halleriyle kıyaslamaları. Haksız kıyas bu. Ben yirmi iki yaşımdayken her şeyi biliyordum, meselâ. Otuz ikide bilmediklerim yoluma dikilmeye başladı. Kırktan sonra, öğrenebileceklerimin sınırı olduğunu kabullenmek zorunda kaldım. Vesaire… Çoğu insan için aşağı yukarı böyledir.

Öte yandan, büyükşehir gençliği arasında yayılan ayrımcılığın bazı huysuz ihtiyarların haksız suçlamalarına ya da her işe karışmasına tepkiden ibaret olmadığını görebilmeliyiz.

‘Hey, eksik insan’

Rahatsız edici olacağının farkındayım, ancak mevzuya şöyle bir yerden girmemiz gerektiğini sanıyorum: “Yaşlı”, bugün şu ya da bu şekilde olumsuz bir sıfat olarak kullanılıyor, değil mi? Bunu tartışmıyoruz bile. Kimse yaşlı sıfatını övgü olarak sarf etmez. Aksine. “Sen yaşlısın, konuşma,” falan dendiğinde, muhatap umursamasa bile, söyleyen karşısındakine olumsuz -hattâ küçültücü- sıfat taktığını bilmektedir. Karşınızdakinin bir bacağının olmadığını bilirken ona “sakat” dediğinizde nesnel konuştuğunuzu iddia edemezsiniz. Yaşlılığın, tanımı gereği, yıpranma, eksilme, becerilerini, işlevlerini yitirme, kapasite düşmesi anlamına geldiğini varsaymıyor muyuz? O halde birine nasıl hiç çekinmeden “Hey, eksik insan!” diye hitap edilebiliyor? Yaşlıya elbette yaşlı denecek. Bu söze olumsuz ve dışlayıcı anlam yüklenmesinde sorun.

Yüklü anlamıyla bunu söyleyebilmeniz, çünkü, ancak umursamazlıkla mümkün. Bu da ikinci bir değersizleştirme adımı. Tekrarlayayım: olumsuz anlamı yükleyen, sözü söyleyen, muhatabını bununla niteleyen. Sorun burada. Dışlayıcı anlamı sezmese sıfatın kendisinden rahatsızlık duymayacak muhatap, sözün başında kendini hiç de eksik hissetmiyor olabilir. Ancak ayrımcılık istisnasız hep hissedilen hava akımıdır. Dolayısıyla muhatap, herhangi bir sözü, davranışı, görüşü, tutumu yüzünden değil, neyse o olduğu için aşağılandığını hissedecektir.

Sorun yalnız bireysel değil. Yaşlı sıfatına sadece bazı becerileri kaybetme değil, bazı haklardan da yoksunluk özelliğinin eklenmesi nasıl kabul edilebilir? Bahsedilen, erken yaşta can vermeyen her insanın istisnasız geçeceği bir yaşam evresi. Ayrıcalık değil, kabahat değil.

Söze yüklenen olumsuz anlam sadece eksikliği, köhneliği değil, haklardan yoksun olmayı içeren bir tür ikinci sınıflığı kapsayınca, meselâ “yaşlılar” diye bir -en az gençler kadar- heterojen insan grubunun bugünün hadiselerine karışması, görüş bildirmesi, tavır takınması men edilebilirmiş gibi duruyor. Dışlayıcının gözü böyle görüyor.

Kapitalizm zemini üzerinde

Yaşlıların susması -devre dışı kalmayla ilgili her şeyi böyle adlandıralım kısaca- talebi, yalnız kategorik noksanlığa değil, bir de somut kabahate dayandırılıyor: gençler, “bugünün kötülüklerinden siz sorumlusunuz” diyorlar. Bunda şüphesiz gerçek payı var. Ancak yine, dünün kötülüklerinin bugüne katlanarak devredilmesinden çıkar sağlamış insan ile kötülüğe karşı mücadele ederken bin türlü bedel ödemiş, ancak başaramamış kişi aynı hak kısıtlamasına mâruz bırakılıyor.

Şüphesiz tarihin bir döneminde genç kuşaklar, yaşlıları kendileriyle ilgili işlere, özellikle toplumun yönetilmesi ve devlet işlerine karıştırmamayı siyaset haline getirebilir, uygulayabilir. Ancak bu ayrımcılık sahiden, nesnel olduğuna da inanılan sebeplerle benimseniyorsa adının konmasında fayda var ki, dışlanacak olanlar da kendilerini -umutsuz çaba da olsa- savunabilsinler. (Bu dediğimin “bak yine gençlere akıl öğretiyorlar” diye karşılanmamasını, sadece fair play gereği sayılmasını temenni ediyorum.)

Bir de, sanırım, şunu unutmamak gerekiyor: Yaşlıları toplum hayatı dışına sürmeyi veya bazı haklardan, imkânlardan yoksun bırakmayı, giderek belki tecrit etmeyi, nihayet ortadan kaldırmayı hedef alan bir eğilimin kapitalizm koşullarında günün birinde baş göstermesi kaçınılmazdı. Hadisenin bu zemin üzerinde cereyan ettiğini kabul etmek, kapitalizmi hiçbir şeyiyle benimsemediğini düşünen gençleri rahatsız edebilir. Ancak yaşlısı genci, böyle bir zemin üzerinde yaşıyoruz. Ve dünyaya hükmeden ideolojik atmosfer içerisinde, onu soluyarak.

Trollerin yeni motifi

Sosyal medyada birkaç farklı türde trol faaliyet gösteriyor. Çok kullanılan kelimeleri art arda dizip anlamsız söz öbekleri yaratan ve yaymayı amaçladıkları hashtag’i bunların arasına katan bot hesapları kenara koyalım. Kanlı canlı trollerden söz ediyorum. Bunların kötü Türkçeyle ezber tekrarlayan kaba saba olanları, doğrudan saldıranları olduğu gibi, anlayışlı ve nazik görünüp sorunu bulandıranları, musallat oldukları insanların hassasiyetlerini kollayıp onları nasıl rahatsız edeceklerini araştıran ve ona göre içerik düzenleyenleri falan var. Son zamanlarda “boomer” aşağılama modasına ilişkin rahatsızlık belirten birkaç tweet attığım için olmalı, bana dadanan trollerden “boomer amca” hitaplı, “sıkıcısınız işte, susun” mealinde mesajlar alıyorum. Bu bence kötü yerlere varabilecek bir eğilim.

İnsan topluluğu, gençlerle yaşlıların birtakım özelliklerinden bir arada yararlanabilirse karşısındaki sorunları, belki, bir ölçüde, aşabilir. Ama yaşlıların işleri bizzat idare etmediği, gerektiğinde tecrübelerinden yararlanılan, buna karşılık kendilerine göre yaşamalarına ve üretmelerine “izin verilen” -çünkü gençler meydan vermezse yaşlılar yaşayamaz- bir hayat tercihi de yapılabilir. Bugünün sorunu, başka handikaplar yetmiyormuş gibi, genciyle yaşlısıyla iyi insanları aynı güzel yolun yolcusu olmaktan alıkoyabilecek ayrımcılığın giderek derinleşmesi tehlikesi.

Megadeth’in kurucusu David Ellefson, ‘çocuğu cinsel taciz’ gerekçesiyle gruptan çıkarıldı

Dünyaca ünlü heavy metal grubu Megadeth, kurucu üyesi ve bas gitaristi David Ellefson’ı, cinsel taciz suçlamaları nedeniyle gruptan çıkardı. 

LoL Türkiye, Onur sezonu simge paketini paylaşırken LGBTİ+ oyuncuları anmadı

Riot Games tarafından geliştirilen ve yayımlanan video oyunu League of Legends, (LoL) bu yıl 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi, İnterfobi ve Transfobi Karşıtı Gün’de Onur Ayı sonuna kadar sürecek olan simge paketini duyurdu.

LoL Türkiye web sitesi ise Onur sezonu simge paketini paylaşırken, LGBTİ+’ları anmadı ve sezonu “Renk Şenliği” şeklinde tanımladı.

‘Onur sezonumuza başlıyoruz’

Kaos GL‘de yer alan habere göre, Riot Games web sitesinde simge paketini şöyle duyurdu:

Bu nedenle, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi ile Mücadele Günü’nden (IDAHOTB) başlayarak, LGBTQİA + oyuncularını ve topluluklarını kutlamak ve desteklemek için Onur sezonumuza başlıyoruz.”

Ancak, kurumsal Türkiye web sitesinde ise Onur sezonu oyunu “Renk Şenliği’ni kutlama zamanı geldi çattı! Mayıs ve Haziran ayları boyunca kuzey yarım kürenin dört bir yanını saran baharın farklı renklerini, tüm Riot oyunlarına getireceğimiz ücretsiz kişiselleştirme içerikleriyle kutlayacağız” şeklinde LGBTİ+ oyuncular anılmadan ve neden mayıs, haziran aylarında kutlandığı belirtilmeden duyuruldu.

Bahadır Güven’den açıklama

Riot Games Türkiye’den Bahadır Güven, konuyla ilgili Twitter hesabından paylaşımlarda bulundu. Güven, paylaşımlarında şu ifadeleri kullandı:

Öncelikle oyunculara ulaşan tüm içeriklerimizin hepsi merkez ofis ve bölgesel ofislerin işbirliği ile ortaya çıkıyor. Görevimiz oyuncularımızın ihtiyaçlarını ve global içeriklerin yerel kurallar çerçevesinde nasıl yayınlanabileceği ile ilgili merkez ofisle sürekli konuşmak.

TR ofisinde kimse ayrımcı tutumda olamaz, ve içerikleri bu doğrultuda etkileyemez. Sesinizi duyurduğunuz ve savaştığınız için sağ olun. Ancak bazı yorumlarınız özellikle her içeriğin sizlere ulaşması için gece gündüz çalışan beni ve ofiste bu proje üzerinde çalışanları üzdü.

Tutkunuzu ve bu yaklaşımınızı çok iyi anlıyoruz ama acımasız bazı yorumlar gerçekten dokundu. Yerelleştirme kararları bölgelerin bağlı olduğu ülke kurallarına göre hukuk departmanı ve merkez ofis yönlendirmesi ile yapılıyor. Bu şekilde de devam etmek durumunda.”

Dot Esports’ta yayınlanan bir haberde ise, Riot Games’in konuyla ilgili sorulara “yerel yasalara uymak amacıyla” şeklinde cevap verdiği belirtildi. Ancak, konunun hangi yerel yasalara dayandırıldığı açıklanmadı.

Çoruh Nehri’ne su taşıyan Oltu Çayı tamamen kurudu

Türkiye’nin tamamında olduğu gibi Erzurum‘da da son yılların en kurak dönemlerinden biri yaşanıyor. Kentin Oltu ilçesini ikiye ayıran Oltu Çayı, daha önce görülmediği şekilde tamamen kurudu.

Bölge kışın ve ilkbahar aylarında yeterli yağışı almadığı için, çayın suyunun azalmasına alışık olduklarını söyleyen yöre halkı, buna rağmen, bahar aylarında karların erimesiyle birlikte debisi dört-baş kat artan ve sık sık taşkınların  meydana geldiği çayın, mayıs ayında tamamen kurumasına ilk kez şahit olduklarını anlattı.

Çayın kurumasıyla balıkların da yaşam alanı kalmadı.

‘Arazilerimizi sulayamayacağız’

Çayın ilk defa bu kadar kurumuş halde gördüklerini söyleyen Aslanpaşa Mahallesi‘nin muhtarı Zafer Şahin şunları söyledi:

“Daha beşinci ayın sonlarındayız. Her sene bu aylarda Oltu Çayı yatağına sığmazken, böyle bir şey tarihinde belki de ilk defa yaşanıyor. Ciddi manada su sıkıntımız var, arazilerimiz suya hasret kalacak. Yardım bekliyoruz. Böyle giderse perişan olacağız.”

Bölge halkından Selami Altun ise, “63 yaşındayım Oltu’da doğdum, büyüdüm; havaların kurak gitmesinden dolayı mayıs ayında çayın bu kadar azalmasına ilk defa şahit oluyorum. Geçtiğimiz yıllarda çay coşkun akardı” dedi.