Hollanda’nın Lahey kentindeki bir mahkeme, Shell Grubu‘na tarihi bir iklim davası sonucunda CO2 emisyonlarını azaltma talimatıverdi.
Karara göre, merkezi Hollanda’da yer alan ve dünyanın en büyük 10 petrol ve gaz şirketinden biri olan şirketin tedarikçileri ve kullanıcıları da dahil olmak üzere karbon emisyonlarını 2030 yılına kadar 2019 seviyelerine göre yüzde 45 oranında azaltması gerekiyor. Bu karar aynı zamanda, uluslararası bir şirketin küresel iklim hedefleri doğrultusunda emisyonlarını azaltmasını emreden ilk yasal hüküm oldu.
Shell aleyhindeki dava, Friends of the Earth Hollanda (Milieudefensie)’nın temsil ettiği 17.000 müşterek davacı ve 6 kuruluş (Action Aid, Both ENDS, Fossilfree Nederland, Greenpeace Hollanda, Young Friends of the Earth ve Wadden Sea Association) tarafından açılmıştı.
Friends of the Earth Hollanda’ya göre bu karar, küresel olarak iklim politikasını ve kurumsal hesap verebilirliği etkileyecek ve büyük kirleticiler için emisyonlarını azaltmaktan sorumlu olduklarına dair bir uyarı görevi görecek.
Hakim: Tüm işletmeler Paris Anlaşması’na uymalı
Dava hakimi kararı verirken, “Shell, tehlikeli iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunmak için üzerine düşeni yapmalı” dedi ve şirketin planları için “yeterince somut değil ve boşluklarla dolu” diye ekledi. Hakim ayrıca, Shell’in emisyonları azaltması halinde diğer şirketlerin farkı kapatacağı fikrini de reddetti ve tüm işletmelerin Paris Anlaşması’na uymak için harekete geçmesi gerekeceğini söyledi.
Karar, Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA)’nın “2050’ye kadar Net Sıfır” raporunu yayımlamasından sadece bir hafta sonra açıklandı. IEA raporu, yeni petrol ve doğalgaz araştırmalarına derhal son verilmesi ve dünya çapında fosil yakıtların kullanımının kademeli olarak kaldırılması çağrısında bulunuyor. Davacı kurumlara göre bu durum, yatırımcılara ve şirketlere fosil yakıtlar çağının bittiğine dair net bir mesaj niteliği taşıyor.
İlk dava, ilk başarı: Dünyayı değiştirecek
Uzmanlara göre,iklim özelindeki çoğu dava kayıp ve hasarların tazminini veya uyum önlemleri için mali bir katkı talep ederken, bu dava bir şirketin davranışını değiştirmesini ve CO2 emisyonlarını ciddi ölçüde azaltmasını talep eden ilk dava olması sebebiyle öne çıkıyor.
Friends of the Earth Hollanda Avukatı Roger Cox, mahkemenin kararını şöyle yorumladı: “Bu karar dünyayı değiştirecek. Dünyanın her yerinden insanlar bizim örneğimizi izlemeye ve petrol şirketlerini mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Ve hepsi bu değil. Petrol şirketleri, kirletici fosil yakıtlara yatırım yapma konusunda çok daha isteksiz hale gelecektir. İklim bugün kazandı.”
Friends of the Earth Hollanda Direktörü Donald Pols ise, “Bu harika bir haber ve dünya ve çocuklarımız için büyük bir zafer. Yargıç açıktı: Shell tehlikeli iklim değişikliğine neden oluyor ve şimdi bunu durması gerekiyor” dedi.
Enerji geçişi konusunda “ciddi” adımlar attığını ileri süren Shell ise, başvurucuların iddialarının altında yasal bir kaynak olmadığını ve kararın siyasi bir tavır olduğunu ileri sürdü. Petrol devinin karara itiraz etmesi bekleniyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Nisan tarihinde 104 emekli amiral tarafından yayımlanan “Montrö Bildirisi” soruşturması kapsamında daha önce ifadesi alınmayan 84 kişiyi ifadeye çağırdı.
Şüphelilerin, bugün itibariyle ifadelerinin alınmaya başlandığı kaydedildi.
‘Soruşturmaya çok yönlü devam ediliyor’
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, 5 ve 16 Nisan’daki arama ve el koyma kararları kapsamında ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi, bugüne kadar alınan şüpheli ifadeleri, HTS analizleri ile sonucu elde edilen deliller çerçevesinde bildiri altında imzası olan şüphelilerin “Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan ifadelerinin alınması amacıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü‘ne talimat yazıldığı kaydedildi.
İfadeye çağrılan kişilerin 27 Mayıs’tan itibaren ifadelerinin alınmasına başlandığı ve soruşturmaya çok yönlü devam edildiği belirtildi.
Ne olmuştu?
TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü de feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” yanıtını vermesi kamuoyunda tartışma başlatmıştı. 103 emekli amiral de bu tartışmalara ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın “sarık ve cübbe” giydiği bir fotoğrafının basına yansımasına ilişkin ortak bir bildiri yayımlamıştı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Nisan’da 104 emekli amiralin yayımladığı “Montrö Bildirisi” ile ilgili TCK’nın 316/1 maddesinde yer alan “Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan re’sen soruşturma başlatmıştı.
Soruşturma kapsamında, bildiriyi hazırlayan ve yayımlanma sürecinde aktif faaliyet gösteren 14 emekli amiraldenErgun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsalgözaltına alınmıştı.
Yaşları 70’in üzerinde olan Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat ise ifadeye çağrılmıştı.
14 emekli amiral, emniyetteki işlemlerinin ardından sulh ceza hakimliğince adli kontrol hükümleri uygulanarak,serbest bırakılmıştı.
Ancak, daha sonra emekli amirallerin ifadeleri doğrultusunda soruşturma genişletilerek, altı emekli amiral daha ifadeye çağrılmış, ifadelerinin ardından altı kişi de sulh ceza hakimliğince serbest bırakılmıştı.
AKP’li milletvekilleri, Askeri Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi‘ni Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı‘na sundu.
Teklife göre, asker acil durumlarda savcı karar olmadan yakalanabilecek.
Soruşturmalarda yetki değişikliği
TBMM’ye sunulan teklif hayata geçerse, general ve amirallerle ilgili soruşturma iznini Milli Savunma Bakanı, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları hakkındaki soruşturma iznini ise Cumhurbaşkanı verecek.
Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları dahil general ve amiraller hakkındaki soruşturmayı da cumhuriyet savcılıkları değil, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yürütecek.
Teklifteki maddeler
Kanun teklifinde yer alan maddeler ise şöyle:
Asker kişi suçu işlerken rastlanması veya suçüstü fiilden dolayı kişinin kaçma şüphesi bulunması halinde kişi, amiri, üstü, askeri karakol, nöbetçi, devriye, askeri inzibat ve kolluk görevlisi asker kişiyi yakalama yetkisine sahip olacak.
Asker kişiler hakkında soruşturma izni Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilecek. General ve amiraller hakkındaki soruşturma izni ise görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay Başkanının veya ilgili kuvvet komutanının teklifi üzerine ya da re’sen Milli Savunma Bakanı tarafından verilir.
Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, bir askeri birlik veya askeri kurum dışında görevlendirilen asker kişiler hakkında soruşturma izni, bu görevlerinin devamı süresince, Milli Savunma Bakanı tarafından verilir. General ve amiraller hakkındaki soruşturma izni ise görev yeri dikkate alınarak ilgisine göre Genelkurmay Başkanının veya ilgili kuvvet komutanının teklifi üzerine ya da re’sen Milli Savunma Bakanı tarafından verilir.
Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarının işlediği askeri suçların soruşturulması izne tabidir. Ancak, ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür. Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları hakkında askeri suçlardan dolayı soruşturma yapılması Cumhurbaşkanının iznine bağlıdır.
Muğla’nın Milas ve Yatağan ilçelerinde halk 40 yıldır ildeki üç kömürlü termik santralin ve linyit madenlerinin yıkıcı etkisi altında yaşıyor.
İşletme ömrünü çoktan tamamlamış olan, Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan termik santrallerinin ve bu santrallere yakıt sağlayan kömür madenlerinin ömrü, en az 25 yıl daha uzatılmak isteniyor.
Çevre mevzuatında yaratılan çeşitli istisnalara sığınarak, ÇED’den muaf tutularak maden sahaları genişletiliyor; termik santrallerde “teknoloji yenileme” adı altında kapasite artışı projeleri yürütülüyor.
Temel insan hakları gasp ediliyor
Santrallerin ve maden sahalarının ömürlerinin uzatılması demek bölgedeki ekolojik yıkımın ve beraberinde getirdiği sosyo-kültürel ve ekonomik pek çok sorunun da devamı demek.
Aynı zamanda temiz bir çevrede yaşama, sağlık, temiz suya erişim, barınma ve konut hakkı gibi temel insan haklarının, hatta Anayasa ile güvence altına alınmış özel mülkiyet hakkının gaspının da süreceği anlamına geliyor.
Yatağan Termik Santrali
İkizköylüler direniyor
Kömür madeninin en son ulaştığı köy olan Milas İkizköy halkı tam iki yıldır bu hukuksuz sürece karşı mücadele ediyor.
Maden tarafından ormanları, zeytinlik ve tarım alanları yok edilmek istenen İkizköylüler, doğrudan eylemlerin yanı sıra, kömür işletmelerinin ömrünü uzatmaya yönelik projeleri ÇED’e tabi tutmayan Muğla Valiliği’ni de dava etti.
Ayrıca bir imza kampanyası ile 40 yıllık bu derin yaraya kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlar.
Kömürün getirdiği topyekûn yıkım
Kömürden elektrik üretiminin yarattığı ekolojik yıkım aslında çok geniş bir coğrafyaya ve zamana yayılıyor. 1979’da Milas Sekköy ve Yatağan Eskihisar’da linyit madeni sahalarının açıldı.
1983’te Yatağan, 1986’da Yeniköy ve 1994’te Kemerköy olmak üzere toplamda 1.680 MW’lık termik santrallerin işletmeye alındı. Muğla coğrafyası 40 yılı aşkındır kömürün yarattığı ekolojik, sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlarla boğuşuyor.
Grafik: Yasemin Sayıbaş Akyüz
45 bin kişinin erken ölümüne neden oldu
Avrupa İklim Eylem Ağı’nın 2019 tarihli Kömürün Gerçek Bedeli Muğla çalışmasına göre; bugüne kadar 50 bin dönümün üzerinde orman ekosistemi, zeytinlik ve tarım arazisi, dereler ve yeraltı su rezervleri kömür madeni için yok edildi.
12 köy ve mahalle ya taşındı ya tamamen ortadan kaldırıldı. Binlerce insan zorunlu göçe maruz kaldı. 35 yıllık süreçte santrallerden kaynaklı hava kirliliği 45 bin insanın erken yaşta ölümüne neden oldu.
Çevresel yatırımlar tamamlanmadı
Özelleştirme sürecinde, şirketlerle devlet arasındaki sözleşmelerde yer alan taahhüde göre, bu santrallerin on yıllarca kamu tarafından tamamlanmamış çevresel yatırımlarının şirketler tarafından yeni teknolojilerle tamamlanması gerekiyordu.
Aradan geçen yedi yıllık süreçte bu yatırımlar için sürekli ek süre tanındı (bkz. Elektrik Piyasası Kanunu Geçici 8 Madde). Vahşi kül barajlarının rehabilitasyonu gibi bazı yatırımlara ise kalıcı “af çıkardı” (bkz. Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik Ek Madde 1).
Nasıl çevre izni alabildiler?
Öte yandan Türkiye genelinde çevre izni alan üç santralden ikisi olan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin baca gazı arıtma tesislerinin de güncel hava kalitesi mevzuatına uygun olmadığı, rehabilitasyona ihtiyacı olduğu, ancak finansal nedenlerle bu iyileştirmelerin yapılmadığı sektörde biliniyor.
Mevzuata uygun arıtma tesisleri olmadığı halde bu iki santralin nasıl çevre izni aldıkları ise, özellikle hala yüksek düzeyde kirli havaya maruz kalan yöre halkı açısından bir soru işareti.
Peki, diyelim ki bu santraller mevzuata göre çevre yatırımlarını yaptılar. Bu, çevre sorunlarına yol açmayacakları, insan sağlığına zarar vermeyecekleri anlamına geliyor mu?
326 milyon ton karbondioksit salacak
Kömürün Gerçek Bedeli raporuna göre hayır. Bu üç santralin baca gazı arıtma sistemleri AB’nin en iyi mevcut teknoloji standartlarına uygun yapılsa bile, önümüzdeki 25 yıl boyunca çalıştırılmaya devam edilirlerse 5 bin 300 erken yaşta ölüme neden olacaklar.
Bu süre boyunca atmosfere ayrıca 326 milyon ton karbondioksit salacak. Kömür ruhsat alanları kapsamındaki orman ekosistemleri yok edilirse 9 milyon ton karbon eşdeğeri yutak alanı da ortadan kaldırılmış olacak.
Bu sayısal veri tahminlerini, Muğla’nın iklim krizinden en çok etkilenecek Akdeniz Havzası’nda yer aldığı gerçeği ile birlikte okuyunca çıkaracağınız sonuç çok daha çarpıcı.
ÇED sürecinden kaçırılıyor
Sadece yedi yıl önce 2 milyar 2671 milyar dolar vererek eski teknolojili ve ulusal çevre mevzuatına -bile- uyumlu olmayan iki santral ve kömür madenleri satın aldıysanız, bunları, mümkün olduğunca az yatırım yaparak en uzun süre ile işletip kâra geçmeye çalışmanız kapitalist aklın işleyişi ile uyumludur.
Ancak böyle durumlarda bir noktada kamunun devreye girerek “kamu yararı”nı gözetmesini beklemek de yurttaş olarak bizim hakkımız. Özelleştirmeden yedi yıl sonra, gerekli çevresel yatırımları tamamlamadığı halde işletilmesine devam edilen santrallere en az 25 yıl ek ömür biçilirken ve yeni maden sahaları açılırken en azından bu işletmelere ÇED uygulanması ve şu ana kadar oluşmuş kirlilik yükü ile birlikte gelecekte yaratacakları çevresel etkilerin toptan değerlendirilmesi gerekiyor.
Oysa şu ana kadar, 1993 öncesi ÇED Yönetmeliği henüz yürürlükte değilken alınmış ruhsatlarla, sonrası alınmış ruhsatlar birleştirilerek eski maden sahalarına tanınmış ÇED muafiyeti, yeni açılmak istenen sahaları da kapsayacak şekilde uygulanıyor.
Termik santrallerde verimlilik artışı hedefiyle gerçekleştirildiği öne sürülen, ancak elektrik üretimi açısından önemli kapasite artışları da sağlayan rehabilitasyon projeleri de mevzuattaki kapasite artış sınır değerleri altında sunularak ÇED sürecinden kaçırılıyor.
Milas İkizköylüler ise tek bir şey bilmek istiyorlar: 21. yüzyılda biz hala neden kömürden elektrik üretiyoruz ve bunun bedeli neden yine bizim ve çocuklarımızın omuzlarına yükleniyor?
Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz!
Milas’ta kömür madeni en son Milas İkizköy’e dayanmış durumda. Köy Yeniköy Termik Santraline de 7 km uzaklıkta. 2017 yılında köyün IşıkdereMahallesi köylünün elinden kamulaştırma yolu ile adeta oldu bittiye getirilerek alınıp kömür madeni için yok edilmişti.
Şirket, 2019 yılından beri de İkizköy’ün geri kalanına ve komşu köylere gözünü dikmiş durumda. Bunun için sürekli köylüye noter ihbarnameleri göndererek topraklarını satmazlarsa kamulaştırma işlemlerine başlayacağı tehdidini savuruyor. Eğer şirket durdurulamazsa;
Bu üç köyde toplam 3000 dönüm zeytinlik ve tarım alanı maden için yok edilecek. Topraksız ve işsiz kalan köylüler kente göçmek zorunda kalacak. Çoğunluğu geçici işlerde, güvencesiz olarak çalışmak durumunda olacak.
Tarım ve Orman Bakanının bizzat imzaladığı Kasım 2020 tarihli olur kararı ile İkizköy Akbelen Ormanı hiçbir Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) çalışması yapılmadan maden işletme izni verilerek YK Enerji’ye devredilmiş durumda. Eğer devir önlemezse ya da maden izni iptal ettirilemezse, 740 dönümlük orman ev sahipliği yaptığı, Türkiye’nin Bern Sözleşmesi çerçevesinde korumak zorunda olduğu kuşlar, oklu kirpi, çakal, tilki gibi pek çok hayvan; biyolojik çeşitliliğin yanı sıra yöre halkı için de değerli kekik, kuşburnu, böğürtlen, adaçayı, kuşkonmaz gibi çok sayıda bitki ve çıntar gibi mantar türleri ile birlikte yok edilecek.
Bir daha asla!
2017 yılındaki kamulaştırmanın getirdiği toplumsal ve ekonomik yıkım, İkizköy’ün geri kalan mahallelerinde yaşayan halk için adeta göz açıcı bir deneyim olmuş.
Köylülerinin, akrabalarının kaybettiklerinin kamulaştırma sürecinde ödenen paralarla da daha fazlasıyla da telafi edilemeyecek, aslında toptan bir topraksızlaşma ve yaşam kültürü değişikliği getiren büyük bir kayıp olduğunu, çok yakından gözlemleme şansları oldu.
İşte bu büyük kaybı gözlemleyen İkizköy’ün geri kalanı, 2019’da ellerine şirketin arazi satın alma ihbarnameleri geçmeye başladığında bir araya geldiler. Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) ve yöredeki ekoloji aktivistleri ile buluşan İkizköylüler, bu süreçte İkizköy Çevre Komitesi ve KARDOK Derneği şemsiyesi altında örgütlendiler.
Kömür karşıtı hareketin yeniden dirilişi
İkizköylülerin örgütlenmesi, yıllardır sessiz sedasız bu ömür uzatma işini yürüten şirkete ve her türlü kolaylığı gösteren kamu kurumlarının önünde büyük bir engel oluşturuyor.
Bu aslında, bir zamanlar Türkiye çevre hareketinin öncü bileşenlerinden olan, ancak 2000’li yıllarda bir çeşit öğrenilmiş çaresizlik ile sessizleşen Muğla’daki kömür karşıtı hareketin de yeniden dirilişi.
İkizköy’ün mücadelesi ile yeni açılmak istenen maden sahası için kesilmesi gereken Akbelen Ormanı’na iki yıldır dokunulamadı. Zeytin Kanunu’nu hatmeden köylüler, artık zeytinliklerin kamulaştırılamayacağını da yüksek sesle dile getiriyorlar. İkizköylülerin yükselen iradesi ile şu ana kadar şirketin pazarlıkla satın alma çağrısına olumlu yanıt veren arazi sahibi olmadı.
Bilirkişi keşfi cuma günü
İkizköylüler, Akbelen Ormanı’nın kesiminin özellikle Covid-19 pandemisi sırasında bu ve benzeri salgınlara davetiye çıkarmak olduğunu kanıtlayan bilimsel kanıtlarla, ormanlık alanı madene tahsis eden Orman Genel Müdürlüğü aleyhinde avukatları İsmail Hakkı Atal’ın vekilliğini yaptığı bir dava açtılar.
Öte yandan maden sahası genişletme ve santral kapasite artırımı sürecini ÇED’siz yürüten Muğla Valiliği aleyhindeki davada ise bilirkişi keşfi bu Cuma (28 Mayıs) günü İkizköy linyit sahasında yapılacak. İkizköylüler bir diğer avukatları Arif Ali Cangı eşliğinde maden genişletmesinin yaratacağı ekolojik ve sosyo-ekonomik yıkımı yerinde gösterecekler.
Kararlarda söz hakkımızı istiyoruz!
40 yıl önce Muğla’ya üç santral ve dev kömür madeni sahaları açılırken de kimse, yöre halkına bu yatırımları isteyip istemediğini sormamıştı.
Şimdi, bu santrallere ve maden sahalarına 25 yıl ek ömür biçilirken de kimse doğaya ve insan hayatına mal olan bu yatırımları isteyip istemediklerini sormuyor.
Oysa İkizköylüler en yalın haliyle yaşam haklarını savunuyorlar ve gelecekleri hakkında söz talep ediyorlar.
‘Acilen ve geç olmadan’
change.org sitesi üzerinden açtıkları imza kampanyasında Çevre, Tarım Orman ve Enerji bakanları ile birlikte, kamuoyuna da şöyle sesleniyorlar:
“Madenin tozunu köyümüzden uzak tutan, bize oksijen, su, gıda sağlayan, başta koruma altındaki kuşlar olmak üzere pek çok hayvan ve bitki türüne ev sahipliği yapan, yaşlı ve doğal bir kızılçam ormanı olan740 dönümlük Akbelen Ormanı’nın kesiminin hemen durdurulmasını;
Akbelen Ormanı alanında maden işletme izni veren, 18.11.2020 tarihli Tarım ve Orman Bakanı imzalı olur kararının iptal edilmesini;
Akbelen Ormanı’nı da içine alan 86541 no’lu ruhsat alanı içindeki maden sahası genişletme projesinin mevzuat gereği, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerin kapasite artırımı projesi, bölgedeki diğer kömür ocakları ve Yatağan Termik Santrali, diğer madencilik ve endüstriyel tarım gibi faaliyetler ile birlikte toplam (kümülatif) etkilerini ele alacak şekilde Bütünleşik Çevresel Etki Değerlendirmesi’ne tabi tutulmasını;
Santral ve madenlerin ömürlerinin uzatılması planlarının halka sorulmasını talep ediyoruz.
Biliyoruz ki, eğer gerçekten bilimsel yöntemlerle çevresel etki değerlendirilmesi yapılırsa, kömür santrallerinin ve madenlerin 25 yıl daha çalıştırılmasına izin verilmesi mümkün değildir. Artık tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de kömüre dayalı; doğaya, insana, topluma ve ekonomiye zararlı bu elektrik üretim biçimine mahkum değiliz.”
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.
Bakan Koca, 1 Haziran’dan itibaren aşılama programınının hızlanmış olacağını ifade ederek, bu kapsamda 50 yaş üzeri vatandaşların da aşılanmasına başlanacağına dikkat çekti.
‘Kısıtlamalar azalacak’
Normalleşme döneminde kısıtlamaların giderek azalacağını, bununla birlikte de bireysel tedbirlerin ve aşılamanın öne çıkacağını kaydeden Bakan Koca, şu açıklamalarda bulundu:
Normalleşme döneminde kısıtlamaların giderek azalacağı ancak bireysel tedbirlerin öne çıkacağı ve yaygın aşılama ile güçlendirilmiş bir uygulama hedefliyoruz. 1 Haziran’dan itibaren aşılama programımız hızlanmış olacak. Bu kapsamda 1 Hazirandan itibaren 50 yaş üzeri vatandaşlarımızın da aşılanmasına başlanacaktır.”
‘Aşıların ilk bölümü geldi’
Fahrettin Koca, haziran ayında 30 milyon doz teslim edilecek olan aşıların ilk bölümünün dün ülkeye geldiğini kaydetti:
Aşıların etkinlikleri ve yan etkileri daha iyi anlaşıldıkça aşı çeşitliliğini ve yeni teknolojilerle üretilmiş aşıları da ülkemizde kullanıma almaya devam ediyoruz. İlk geliştirilen Covid-19 aşısı olan Biontech aşısını da ülkemizde de yürütülen faz 3 klinik çalışmalarının başından beri takip ediyoruz. Gurur verici bir başarıya imza atan bilim insanlarımız Uğur Şahin ve Özlem Türeci ile sürecin başından beri irtibat halindeyiz. Üretim kapasitesi ile ilgili gelişmeler ile birlikte daha önce 27 Aralık 2020’de 30 milyon doz olarak imzaladığımız anlaşmayı geçtiğimiz günlerde 120 milyon doza çıkardık. Haziran ayında 30 milyon doz teslim edilecek olan aşıların ilk bölümü bugün ülkemize ulaştı. Önümüzdeki hafta başında yaklaşık 5 milyon doza yakın aşı daha ülkemize ulaşacak. Destek ve gayretleri için bir kez daha Uğur hocamıza ve ekibine teşekkür ediyorum.
Bunlara ek olarak etkinliğini ve başarısını ispat etmiş bir aşı olan Sputnik V aşısını da temin için geliştirildiği günden beri devredeyiz. 50 milyon doz Sputnik aşısının da anlaşmasını imzalamış bulunuyoruz. Bu anlaşmaya verdikleri destekler için de Rus makamlarına teşekkürlerimi sunuyorum. Böylece nüfusumuzun 3 katını aşan 270 milyon doz aşıyı imza altına almış olduk.”
‘Salgının yıkıcı etkisinden ülkenin kurtulacağı görünüyor’
Bakan Koca, mevcut gelişmeler ve normalleşmeyle ilgili yeni planlarla bu yaz salgının yıkıcı etkisinden ülkenin kurtulacağının açıkça görünür hale geldiğini dile getirdi:
Ayrıca yerli aşımızla ilgili de son aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Faz çalışmaları devam eden üç aşı adayımızdan biri insan deneylerinin son safhası olan Faz 3 aşamasına gelmiştir. En kısa sürede Faz 3 aşılamaları başlayacaktır. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığımızın liderliğinde yürütülen çalışmalar başarıyla sonuca yaklaşmıştır. Kendi geliştirdiğimiz aşımızın kullanımının da yaklaştığı müjdesini vermek isterim.
Tüm dünyada çok sıkı koşullarda aşı temini ile ilgili büyük zorluklar yaşanırken ülkemizin menfaatlerini ve vatandaşlarımızın sağlığını önceleyerek önemli miktarda aşıyı temin etmiş bulunuyoruz. Aşı tedariki yavaşladığında sizi ne kadar açık bilgilendirmişsek bugün de bu güzel haberleri aynı açıklıkta takdirlerinize sunuyorum. Her olumlu gelişmeyi eleştirmeye devam edenler elbette olacaktır ve bu saygı çerçevesinde kaldıkça haklarıdır da.
Mevcut gelişmeler ve normalleşme ile ilgili yeni planlarımızla bu yaz salgının yıkıcı etkisinden Ülkemizin kurtulacağı açıkça görünür hale gelmiştir.”
Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, adli yargıda 2 bin 582, idari yargıda ise 488 olmak üzere toplam 3 bin 70 hakim ve savcının görev yeri değişti.
Bununla birlikte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi ve Rekabet Kurulu‘na ilişkin atama kararları da Resmi Gazete’de yer aldı.
Görev değişiklikleri
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayımlanan kararlara göre Hüseyin Aydın, Türkiye Varlık Fonu A.Ş’deki Yönetim Kurulu Üyeliğinden alındı. Aydın, bir süre önce Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü görevinden de alınmıştı.
Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Üyeliğine Alpaslan Çakar atandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcılığına ise Adnan Ertem, Rekabet Kurulu Üyeliği görevine de Cengiz Çolak getirildi.
3 bin 70 hakim ve savcının görev yeri değişti
Öte yandan, HSK Birinci Dairesinin Adli ve İdari Yargı 2021 yılı Ana Kararnamesi ile adli yargıda 2 bin 582, idari yargıda ise 488 olmak üzere toplam 3 bin 70 hakim ve savcının görev yeri değiştirildi.
Söz konusu kararnameyle Zonguldak, Denizli, Sakarya, Giresun, Aydın, Çanakkale, Diyarbakır, Afyon, Trabzon, Edirne, Erzurum, Amasya, Elazığ, Kilis, Nevşehir, Erzincan, Çankırı, Kırklareli, Kütahya, Burdur, Kastamonu, Ağrı, Bayburt, Iğdır, Hakkari ve Tunceli illerine yeni başsavcılar atandı.
Sinop Nükleer Güç Santrali’ne karşı açılan davaların bilirkişi heyeti belli oldu.
15 kişilik heyette yer alacak kişilerden bazıları, daha önce Akkuyu Nükleer Santrali ve Kanal İstanbul Projesi‘ne de bilirkişilik yapmış isimlerden oluşuyor.
Bunun yanında, heyette yer alan bir isim de iktidara yakınlığıyla bilinen 1071 akademisyenin içerisinde yer alırken, listede öğrencileri tehdit ettiği iddia edilen bir akademisyen de bulunuyor.
Ancak, bu kişilerin bilirkişiliğine itiraz edilecek.
ÇED olumlu kararına itiraz
Sinop İnceburun mevkiinde yapılması planlanan “Sinop Nükleer Güç Santrali Projesi” için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararı verilmişti.
Karara karşı, 59 Sinoplu, Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan, CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz, Sinop Nükleer Karşıtı Platform, TMMOB’ye bağlı odalar, KESK, Sinop Barosu ve birçok demokratik kitle örgütü de dava açmıştı. TEMA Vakfı da karara karşı ayrı bir dava açmıştı.
İki dava hala sürerken, Samsun 2. ve 3. İdare Mahkemeleri, bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.
Heyette yer alan Prof. Dr. Meriç, nükleer santrali savunuyor
Mahkemenin atadığı ortak bilirkişi listesinde ise Prof. Dr. Niyazi Meriç, Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu, Prof. Dr. Kadir Alp ve Prof. Dr. Mustafa Sait Yazgan gibi isimler yer aldı.
Prof. Dr. Niyazi Meriç, Akkuyu Nükleer Santrali’yle ilgili davada da bilirkişi heyetinde yer alan ve aynı zamanda basına yaptığı açıklamalarda birçok kez nükleer santrali savunan bir isim.
Meriç’in bilirkişi heyetinde yer almasına tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle itiraz edilmişti. Ancak, mahkeme itirazı reddetmişti.
Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu’nun uzmanlığı sorgulanmıştı
Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu da Akkuyu’da bilirkişi heyetinde yer almıştı. Kadıoğlu’nun bilirkişiliğine sismo-tektonik, oşinografi, kıyı mühendisliği-tsunami risk değerlendirmesi yapabilecek özellikte bir uzmanlığı olmadığı gerekçesiyle itiraz edilmişti.
Ancak, başka bir uzman önerisi mahkeme tarafından kabul edilmemişti. Bu isim de Sinop Nükleer Santrali için yapılacak çalışmada bilirkişi heyetinde yer alıyor.
Kanal İstanbul Projesi’nde yer alan iki isim
Prof. Dr. Kadir Alp ve Prof. Dr. Mustafa Sait Yazgan ise Kanal İstanbul Projesi’nde de yer alan bilirkişiler.
Prof. Dr. Yazgan, daha önce öğrencileri tehdit ettiğine dair haberlerle de adından söz ettirmişti.
Bilirkişi heyetinde yer alan isimlere itiraz edileceği duyurulurken, bilirkişi keşfi ise 7 Haziran Pazartesi günü saat 11.00’de yapılacak.
Avustralya anakarasında yeni Tazmanya canavarlarının doğuşu, soyu tükenmekte olan hayvanların geniş çapta çabalarla koruyabileceğine dair umutları artırdı. Koruma gruplarının yaptığı açıklamaya göre, Tazmanya canavarları, keseli hayvanların kıtadan kaybolmasından 3 bin yıl sonra Avustralya anakarasında, vahşi doğada doğdu.
Ülkede doğan ilk yavru Tazmanya canavarına Joey ismini veren araştırmacılar, sağlığının mükemmel durumda olduğunu söyledi.
Avustralya’da Aussie Ark ve diğer koruma gruplarından oluşan bir koalisyon, etçil memelilerden yedisinin Sidney‘in kuzeyindeki Barrington Tops’ta bin dönümlük bir rezervde doğduğunu duyurdu. Ancak, araştırmacılar yalnızca bir tanesinin doğumuna tanıklık edebildi.
Haber, 26 yetişkin Tazmanya canavarının onları yabani haşereler, zehirli otlar ve trafik gibi tehditlerden korumak için çitlerle çevrili geniş bir sığınağa bırakılmasından bir yıldan az bir süre sonra geldi.
Aussie Ark’ın başkanı Tim Faulkner, “Tazmanya canavarları vahşi doğaya döndükten sonra, sonunda kendi başlarına kaldılar. İçeri girip Joey’in (Avustralya’da doğan ilk bebek Tazmanya canavarı) doğumunu onaylayana kadar onlara uzaktan bakıyorduk ve o an çok duygulandık” ifadelerini kullandı.
Örgüt, korucuların anne Tazmanya canavarının kesesini incelediklerini ve Joey’in sağlığının mükemmel olduğunu söyledi. Uzmanlar, ayrıca gelecek haftalarda haftalarda ek sağlık kontrolleri planladıklarını açıkladı.
Dingoların yok ettiğine inanılıyor
Tazmanya canavarları 8 kilogram ağırlığa ulaşabiliyor. Diğer bazı yerli hayvanları avlayan ve leşleri yiyen hayvanların, insanlar ve tarım ürünleri için hiçbir tehlikesi bulunmuyor.
Tazmanya canavarlarının Avustralya anakarasında, tahminen 3 bin yıl önce geniş kıtaya özgü bir vahşi köpek sürüsü olan dingolar tarafından yok edildiğine inanılıyor.
Uzmanlar, gelecek iki yıl içinde 40 Tazmanya canavarının daha bölgeye bırakılacağını belirtti. Tazmanya’da vahşi doğada 25 binden daha az Tazmanya canavarı olduğu tahmin ediliyor.1990’larda adada 150 binlik bir popülasyon bulunuyordu, ancak Tazmanya canavarlarının sayısı ölümcül bir ağız kanseri nedeniyle gittikçe azaldı.
“Re: wild” adlı çevre kurumunun başkanı Don Church, Joey’nin doğumunun doğayı kurtarmaya dair yapılan çalışmaların başarılı sonuçlarına ilişkin “en somut işaretlerden biri” olduğunu ifade ederek, “Bu sadece nesli tükenmekte olan türler için değil, aynı zamanda dünyanın en az nesli tükenme tehlikesi altındaki memelisi Avustralya’da yeniden vahşi olursa bu, kurtarılabilecek diğer nesli tükenmekte olan türler için de iyi bir işaret” dedi.
Yeni yayımlanan bir çalışma, ABD’de yaşayan siyahların beyazlara göre iki kat daha fazla ısı stresi yaşadığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bu durumun yoksulluk değil, tarihsel ırkçılık ve ayrımcılık ile açıklanabileceği kanısında. Bilim insanları ABD’deki azınlıkların genel olarak, daha az yeşil alan, daha fazla bina ve yol bulunan alanlarda yaşardığını ifade ederek, bu durumun artan sıcaklıkların ve değişen iklimin etkilerini daha da kötüleştirdiğini vurguladı.
“Yüzeydeki kentsel ısı adası etkisi”, bir şehirdeki binaların, yolların ve altyapısının sıcaklıklar üzerindeki etkisini anlatmak için kullanılıyor. Tüm bu beton ve asfalt, büyük kentsel alanlarda hem gündüzleri hem de geceleri çevredeki kırsal alanlardan çok daha sıcak olmasını sağlayarak daha fazla ısıyı depoluyor. Bu nedenle yeşil alanlar, kentsel alanlardan belirgin şekilde daha soğuk.
Irkçı konut uygulamaları
ABD’de daha önce yapılan bir araştırmada , büyük kentlerdeki daha sıcak mahalleler ile 1930’lara dayanan ırkçı konut uygulamaları arasında bir korelasyon bulunmuştu. O zamanlar, büyük Afrikalı-Amerikalı veya göçmen nüfusa sahip bölgeler, federal yetkililer tarafından belgelerde “yeniden çiziliyordu” ve ev kredileri ve yatırım için çok tehlikeli görülüyordu. Bu durum büyük şehirlerin bazı bölgelerinde yoksulluk yoğunlaşmasına ve siyah nüfusta düşük ev sahipliği oranlarına yol açtı.
Nature Communications adlı bilimsel dergide yayınlanan yeni çalışma, bu daha sıcak mahallelere ve bunlardan etkilenen insanlara daha geniş bir bakış açısı getiriyor. Yazarlar, uydu sıcaklığı verilerini son nüfus sayımından alınan demografik bilgilerle birleştirerek, siyahların İspanyol olmayan beyazlara göre yazları gündüz sıcaklarının çok daha yüksek olduğu bölgelerde yaşadığı sonucuna ulaştı.
Bununla birlikte bilim insanları Amerika kıtasındaki 175 en büyük kentleşmiş bölgenin altısı dışında hepsinde, beyaz olmayan insanların yazın çok daha büyük ısı etkilerine katlandığı keşfetti. Siyah insanlar için bu durum özellikle diğer etnik azınlıklara göre daha açık olduğu görüldü.
Siyahlar ortalama 3,12 derece daha fazla sıcaklığa maruz kalıyor
Araştırmacılar, çalışmanın sonucunda siyahların Hispanikler dışındaki beyazlara göre kentsel mahallelerde ortalama 3,12 derece daha fazla sıcaklığa maruz kaldığını söyledi. Uzmanlar fazla sıcaklığa maruz kalmanın sadece ölüm oranının artmasına yol açmakla kalmadığını, aynı zamanda sıcak çarpması, işyerinde üretkenlik kaybı ve öğrenme bozukluğunu içeren bir dizi etkiye neden olduğunu da vurguladı. olduğunu söyledi.
North Carolina-Chapel Hill Üniversitesi’nden çalışmanın başyazarı Dr. Angel Hsu, “Bu, münferit bir olay değil, ABD’nin her yerinde durum böyle” dedi.
Yoksulluk kesinlikle yazın artan kentsel sıcağa daha fazla maruz kalmanın bir faktörü olsa da, araştırmada bu konuya tam bir açıklama getirilmedi. sağlamadı. Şehirlerin yaklaşık yarısında, beyaz olmayanların sadece yüzde 10’u ‘yoksul’ olarak sınıflandırılmasına rağmen, beyaz olmayanlar, beyaz olmayanlar yoksulluk sınırının altında yaşayanlardan daha yüksek yaz sıcağıyla karşı karşıya kaldığına da dikkat çekildi.
Çalışmanın yazarları bu ayrımın kökenlerinin ABD’nin tarihinde bulanabileceğini söyledi. Virginia Bilim Müzesi’nden Dr. Jeremy Hoffman, “Bugünün çevresel, sosyoekonomik ve sağlık eşitsizliklerinin çoğunu, 20. yüzyılda ‘yeniden çizme’ gibi açık kararlara ve kentsel planlama politikalarına kadar takip edebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.
Sıcak stresi yaşayan bölgelere daha çok ağaç önerisi
Bilim insanları gelecekteki yıllarda küresel ısınma nedeniyle sıcaklıkların daha fazla artacağını ve sorunun daha da kötüleşeceği konusuna da dikkat çekti. Çalışmanın yazarları, sıcak stresi olan alanlara ağaç dikmenin yaz sıcaklıklarını 1,5 derece düşürebileceğini ve bunun da kent sakinlerinin sağlığı için iyi olacağını kaydetti. Ancak, Dr. Hoffman, yeni yeşil alanların bölgedeki mülk değerlerini artırabileceğini ve bu durumun azınlık sakinlerinin yerinden edilmesine neden olabileceği konusunda da uyarıda bulundu. .
Dr. Hoffman, “Ancak, bu mahallelerde yapılacak düzenlemeler için orada yaşayan insanların rehberliği olmadan kararlar alınırsa, teoride bu, geçmişte yeniden çizgi çizme veya başka herhangi bir planlama sürecinden daha iyi sonuç vermeyecek” dedi.
Pfizer ile BioNTech‘in geliştirdiği Covid-19 aşısının ilk sevkiyatını taşıyan uçak Ankara Esenboğa Havalimanı‘na indi.
Türkiye, geçtiğimiz hafta Pfizer ile BioNTech’in geliştirdiği Covid-19 aşısından 30 milyon dozu opsiyonlu olmak üzere 90 milyon doz daha satın almak anlaşma imzalamıştı. İmzalanan ikinci tedarik anlaşması kapsamında toplam 120 milyon doz aşıyı 2021 yılı içerisinde teslim edileceği duyuruldu.
Aşların ilk sevkiyatını taşıyan uçak Ankara Esenboğa Havaalanına iniş yaptı. Aşılar özel soğutucu tırlarla, Sağlık Bakanlığı Aşı ve İlaç Deposu’na nakledildi.
Toplam 28 milyon kişi aşılandı
Sağlık Bakanlığı‘nın son verilerine göre; Türkiye’de yapılan toplam koronavirus (Covid-19) aşısı sayısı 28 milyon 313 bin 119, ikinci doz aşı uygulanan kişi sayısı ise 12 milyon 108 bin 89.