İklim KriziManşetTürkiye

[İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu] Ümit Şahin: Türkiye geç kalıyor, iklim politikasında acil reforma ihtiyaç var

TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun dünkü oturumunda söz alan İstanbul Politikalar Merkezi (IPM) kıdemli uzmanı ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin, Meclis’in iklim politikalarının belirlenmesinde çok önemli bir rolü olduğunu söyledi.

2007’deki İklim Değişikliği Komisyonu’nda yapılan çalışmaların ardından Türkiye’nin 2008’de Kyoto Protokolü’ne taraf olmaya karar verdiğini hatırlatan Şahin, bu yılki komisyonun ardından da Paris Anlaşması’na taraf olacağına inandığını belirtti.

Şahin, Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda, başından itibaren ABD gibi ülkelerde zaman zaman olduğu gibi inkarcı olmayan net ve istikrarlı bir pozisyon belirlediğine vurgu yaptı, iklim politikalarında da küresel adalet vurgusunun önemine değindi. Bununla birlikte sera gazı emisyonlarında tarihsel sorumluluğu bulunmayan bir ülke olduğu anlayışının hakim olduğuna ve bunun yanlış olduğuna dikkat çeken Şahin’in Meclis konuşmasında ifade ettiği başlıklar özetle şöyle:

Sera gazı emisyonu: Türkiye’nin 2015 öncesi sunulan INDC (Ulusal Katkı Beyanı) olsa da bir sera gazı azaltım hedefi bulunmamaktadır. Yine, bugüne dek herhangi bir mutlak azaltım hedefi ihtimalinden de söz edilmedi. İklim değişikliğiyle ilgili azaltım politikaları büyük ölçüde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlarıyla sınırlı. Bunlar önemli ölçeklerde olsa da azaltım politikalarının sadece enerji alanındaki bu çalışmalarla sınırlı olduğu söylenebilir ve uyum politikalarının da öncelikli görüldüğünü söyleyebiliriz.
Türkiye büyük ölçüde enerji, sanayi ve inşaat sektörü kaynaklı salım konusunda, sera gazında 500 milyon, karbondioksitte ise 400 milyon tonla  dünyada 15. sırada bulunuyor, bu da düşük bir pay değil.

Yıllık emisyonların dünya ortalamasının biraz üzerinde olduğu Türkiye’de kişi başı emisyonlar da gelişmekte olan ülkeler gibi düşük değil. Örneğin Hindistan’da 2 tonun altındayken, Türkiye 5 tona yakın.

Sanayi Devrimi’nden bu yana kümülatif emisyonların dikkate alındığı “tarihsel sorumluluk”ta Türkiye’nin payının düşük olduğu  argümanı da pek geçerli değil zira, Türkiye’nin payı yüzde 0.6 ve 197 ülke arasında 26’ncı sırada.

Özetle, yıllık karbon emisyonlarındaki payı yüzde 1.2 ile dünyada 15’inci sırada olan Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Almanya’dan sonra ikinci sırada. Kişi başı emisyonda ise dünya ortalamasının biraz üzerinde. Bütün emisyonların yüzde 80’inden sorumlu G20 ülkeleri arasında yer alıyoruz. Yıllık emisyonlar ise, 2017’den sonra biraz azalma kaydetse de  1990’dan bu yana yüzde 130 arttı.

Paris Anlaşması: Türkiye Paris Anlaşması’na taraf olmayan dünyadaki altı ülkeden biri. Anlaşmanın da dahil olduğu uluslararası iklim değişikliği rejiminde azaltım –net sıfır- konulardan sadece biri, ama bunun yanında teknoloji transferi, iklim finansmanı, uyum gibi pek çok mekanizma yine iklim rejiminin içerisinde yer alıyor.  Dolayısıyla, Türkiye’nin iklim rejiminin, Paris Anlaşması’nın bir parçası olması tüm bu konularda söz sahibi olması ve Türkiye açısından kazanımlar elde etmesi açısından son derece kritiktir.

Karbon bütçesi: Karbon bütçesi; sıcaklığı 1,5 derece ya da 2 derece artırmak için bütün küresel düzeyde yapılan kümülatif toplam -sanayi devriminden bu yana- karbon emisyonu demek. Karbon bütçesinin yaklaşık yüzde 70’ine yakını şu anda tüketilmiş durumda ve elimizde sadece çok düşük bir karbon bütçesi kalmış durumda. Eğer Paris Anlaşması’na uygun olarak yüzde 50 şansla 1,5 derecede iklim değişikliğini sınırlamak istiyorsak, Türkiye de bu bütçe içerisinde kendi sorumluluk payına, kalkınma hakkına ve güncel emisyonlarına ve kişi başı emisyonlarına da uygun olarak belli bir adil hak almak durumunda.

Türkiye’nin tarihsel sorumluluğu yüzde 1-1,5 arasında bir rakamda belirlenip bunun içerisinden Türkiye’nin bütçesinin çıkartılması gerekiyor. Bu hesap yapıldığı zaman şu anki mevcut 400 milyon tonluk karbondioksit salımları sabit tutulsa bile bu bütçeyi Türkiye’nin en geç on beş-yirmi yıl içerisinde tüketeceği; aslında, bu 400 milyon tonun artmaya devam edeceği varsayılırsa da bu bütçenin çok daha kısa bir sürede tükeneceği, tüketileceği ortaya çıkar.

Dolayısıyla, Türkiye eğer emisyon azaltımına başlamazsa kendisine tahsis edilen bütçeyi – çok kısa bir sürede tüketme riskiyle karşı karşıya.Hatta emisyonlar artarsa 2 derece bütçesinin de 2050’den önce tükeneceği rahatlıkla söylenebilir. Bu yüzden bir an önce, bütün ülkelerle birlikte Türkiye’nin de net sıfır hedefine ulaşabilmek için emisyonlarını en kısa zamanda zirve noktasına çıkartıp düşüşe geçirmesi gerekiyor,

Net Sıfır emisyonu: Net sıfır, Paris Anlaşması’nın 4’üncü maddesine göre küresel düzeyde insanlığın saldığı toplam emisyonların yutakların tuttuğuyla kıyaslanarak sıfırlanması anlamına geliyor. Bunun yapılabilmesi için, IPCC, 2018’de,  2030’a kadar emisyonların yarıya indirilmesi, 2050’ye kadar da sıfırlanması gerektiğini ortaya koymuştu. Bu tarihten sonra sonra net sıfır hedefi alan ülkelerin sayısı hızla arttı ve bugün küresel emisyonların yüzde 73’den sorumlu olan ülkelerin çoğu net sıfır hedefini 2050 olarak belirledi. Maalesef Türkiye henüz bu ülkeler arasında değil.

Eğer gerçekten 2050’de net sıfıra ulaşılırsa bu tarihten sonra yutaklar sayesinde atmosferdeki karbondioksit miktarının yavaş yavaş düşeceği ve soğumanın başlayacağı yani küresel ısınmanın biraz dengelenmeye başlayacağı net olarak ortaya konmuş durumda olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Küresel İklim Politikası: ABD Başkanı Joe Biden’ın Liderler Zirvesi’nin de ardından, hatta en son G7 zirvesinin de ardından çok net bir durum ortaya çıktı:

  • Artık küresel düzeyde, uluslararası politikalarda iklim değişikliği artık iklim krizi olarak tanımlanıyor
  • Paris Anlaşması olmazsa olmaz kabul ediliyor. 1,5 derece hedefi kesin kabul gördü. Artık hiç kimse 2 derece hedefinden bahsetmiyor.
  • Net sıfır hedefi belirlemek her ülkenin atması gereken ilk adım olarak görülüyor bugün.
  • İklim mücadelesi ekonomilere yönelik bir tehdit olarak değil, yeni iş alanları ve istihdam olanakları yaratacak ve ekonomiye katkı sağlayacak bir fırsat olarak değerlendiriliyorve iklim mücadelesinin yaratacağı yeni işler “kaliteli, orta sınıf, sendikalı işler” olarak tanımlanıyor.

Dr. Ümit Şahin.

Ulusal Katkı Beyanı: Türkiye’nin 2015’teki INDC’sinin yani ulusal katkı beyanı hedefinin artık geçerli olmadığını görüyoruz. Bu nedenle gerçekçi bir referans senaryoyla yeni NDC’sini belirlemesi gerekiyor.

Karbonsuzlaşma yol haritası: Uluslararası Enerji Ajansı’nın yeni açıklanan karbonsuzlaşma yol haritasında da 2050’de net sıfır politikası açıklandı. Bu, Türkiye’nin de dünya ekonomisinin bir parçası olarak nasıl bir enerji sektörü göreceğini ve dünyanın nereye doğru gittiğini gösteriyor. Açıklamada bu yıldan itibaren yeni kömür santrallerinin yapımının onaylanmaması; gelişmiş ülkeler için 2030’da, gelişmekte olan ülkeler için 2040’a kadar kömürden elektrik üretiminin tamamen bırakılması gerektiği; 2030’dan itibaren bütün otomobil satışlarının yüzde 60’ının, 2035’ten sonra tamamının elektrikli olması gerektiği gibi ifadeler bulunuyor.

Bu yol haritası Türkiye’yi de bağlayacaktır.

Öneriler

Şahin’in Türkiye’nin iklim politikasına ilişkin önerileri şöyle:

  • Birincisi: Paris Anlaşması en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmeli ve Türkiye, Paris Anlaşması’na taraf olmalı. Bunun hemen ardından, en kısa zamanda, Türkiye, 2050’de net sıfır hedefi ilan etmeli.Türkiye, dünya ortalamasında emisyonu olan ve sorumluluğu olan bir ülke olduğu için dünya ortalaması olan 2050’yi seçebilir.
  • Türkiye’nin mevcut NDC’si yenilenmeli ve 2017’den itibaren başlayan emisyon azalması trendini bir veri olarak kabul edip 2030’a kadar gerçekçi bir mutlak azaltım hedefi belirlenmeli.
  • Türkiye bugüne kadar herhangi bir mutlak azaltım hedefinden söz etmedi. Ancak iklim politikaları artık tamamen bu yöne doğru gittiği için Türkiye’nin de bir mutlak azaltım hedefi belirlemesi gerekiyor.
  • Uluslararası Enerji Ajansı’nın da altını çizdiği üzere 2021’den itibaren yeni kömürlü termik santrallerin yapımı için lisans verilmemeli. Aynı şekilde, yeni kömür madenlerinin, petrol ve doğal gaz kuyularının açılması için lisans verilmemeli.
  • Kömürün elektrik ve ısı üretimindeki payı 2035 civarında sıfırlanmalı ve elektrik sektörü 2040’larda fosil yakıtlardan büyük ölçüde ya da tamamen arındırılmalı.
  • 2030’dan itibaren yeni satılan motorlu taşıtların önemli bir bölümü, yük taşımacılığı da dâhil olmak üzere, elektrikli olmalı ve 2030’dan itibaren yeni yapılan bütün binalar sıfır karbonlu olmalı.
  • Dünyada süren karbonsuzlaşma ve enerji dönüşümüyle bir eş güdüm içinde olmak gerekiyor. Türkiye’de büyük bir ekonomi ve dünya ekonomisinin bir parçası ve dünya enerji dönüşümüne giderken, karbonsuzlaşmaya giderken bunun tersi yönde olması mümkün değil.
  • 2050’ye kadar elektrik sektöründe yüzde yüz yenilenebilir enerji hedefinin konulması gerekiyor. Bu, aynı zamanda depolama teknolojilerinin yaygın kullanımı ve yenilenebilir enerjiyle uyumlu iletim ve dağıtım şebekelerinin geliştirilmesi demek. Bunlara ciddi bir şekilde yatırım yapılması gerekiyor.
  • Enerji verimliliği konusunda önemli politika ve hedefleri olan Türkiye’nin hem sanayide hem konutlarda hem de ulaşımda bunları geliştirmesi, artırması gerekiyor. Enerjinin son kullanımında elektrifikasyon giderek artıyor. Bunun için ciddi bir teknolojik değişim, mevzuat değişimi, yatırım yapılması için şimdiden çalışmaya başlamak lazım
  • Demir çelik gibi yoğun karbon emisyonu olan sanayilerde yeşil hidrojen ve diğer teknolojilerin kullanımı için bugünden araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılmalı.
  • Bugünlerde Dünya Ticaret Örgütü’nde iklim eylemi için gerekli teknolojilerin lisansından feragat konusunun tıpkı aşıda olduğu gibi gündeme geldiği konuşuluyor. Türkiye’nin de bu konuda bir politika geliştirmesi gerektiğini söyleyebiliriz ve elbette, bilim ve teknoloji alanında karbonsuzlaşmaya yönelik araştırmalara daha fazla destek verilmesi gerekiyor.

‘Yeni kömürlü termik santraller yapılmamalı’

Sorular üzerine Türkiye’nin yeni kömürlü termik santraller yapmasına yönelik bir değerlendirme de yapan Ümit Şahin, şunları söyledi:

“Türkiye’nin kömürden çıkması gecikirse ve hele hele yeni kömür termik santrallerin inşa edilmesi hâlinde maalesef bir karbon kilitlenmesi riski Türkiye’nin önünde çok ciddi bir şekilde duruyor. Karbon kilitlenmesi, özellikle yeni yatırımların tıkanması, çökmesi haline gelecek ve bu yatırımları yapan şirketler, ileride çok büyük zarar edecekler. Bu durumda da ‘kapasite mekanizmalarıyla’ bütçeden onlara ödeme yapılması gerecek ve devlet bütçesi zarar görecek.

Dolayısıyla, 2030-2040 arasında dünya, kömürden elektrik üretimini tamamen bırakmaya hazırlanırken Türkiye’nin kesinlikle yeni kömürlü termik santral yapmaması ve eskileri de -işte eskiyen önce olmak üzere- belli bir süre içinde kapatmayı planlaması gerekir; gerçekçi olan, sadece iklim açısından ve enerji politikaları açısından değil, ekonomik açıdan da gerçekçi olan budur.”

Toplantının  sonunda,  Komisyon Başkanı Veysel Eroğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlığıyla Paris Anlaşması’nı Meclis’ten geçirmeyi müzakere edeceklerini kaydetti.

 

 

Kategori: İklim Krizi