Ana Sayfa Blog Sayfa 1397

Otoyol ve ranta feda edilen Kaş

Birleştirilen Finike-Demre-Kaş-Kalkan Devlet Yolu Projesi için ÇED toplantısı 1 Temmuz Perşembe günü Kaş’ta yapıldı. Projeyi yakından takip eden Kaş ve köylerinde yaşayan halk ÇED toplantısına yoğun bir katılım sağlayarak itirazlarını dile getirdi.

Yapılırsa Kaş’ın doğasını mahvedecek proje süreci nasıl işledi?

Finike kısmı son anda iptal edilen bu otoyol projesi aslında 2017 yılında gündeme gelmiş ve vatandaşlar iki ayrı dava açmıştı. Birisi Kaputaş üzerinden viyadük geçirilemeyeceği diğeri de bölgenin sit alanı olması nedeniyle yol yapılamayacağı üzerindendi bu davaların. Viyadük ve tünel için ÇED gerekli değildir uygulamasına açılan dava sonucu 13.9.2019’ da mahkeme sit alanından yol ve Kaputaş üzerinden viyadük geçirilemez şeklinde yurttaşların lehine karar vermişti. Daha sonra ise Karayolları Genel Müdürlüğü itirazını Konya İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme bu yıl içerisinde esastan değil usulden olarak kararı bozdu. Bunun üzerine Kaş’tan on yurttaş geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak zorunda kaldı.

ÇED toplantısından birkaç gün önce projenin Finike kısmı iptal edildiğinden bütünlük bozulduğu için ÇED raporunun değişmesi gerekirdi ancak Karayolları Genel Müdürlüğü mevzuata aykırı olmasına rağmen toplantıyı gerçekleştirdi.

ÇED’in içeriği ve yurttaşların itirazı

Kaş Çevre Platformu’nun aktarımına göre, ÇED raporu çok uzun olmasına rağmen kopyala yapıştır yöntemiyle oluşturulmuş ve ciddiyetten çok uzak bir içerikte. Örneğin bölgede yaşayan canlıların inşaat sırasında gerekirse yakalanarak başka yerlere nakledileceği, yakalanamayanların da patlatmaların gürültüsüyle zaten orayı terk edeceği söyleniyor. Hayatınızda duyduğunuz en trajikomik önlem alma yöntemi olarak tarihe geçmeye aday.

Bitkiler için ise şöyle bir önlem düşünmüşler: Herhangi bir endemik türe rastlanırsa tohumları alınıp Tohum Gen Bankası’na teslim edilecekmiş. Tüm dünyaya örnek olacak bir davranış, tebrik etmek lazım. Raporda bahsedilen ekolojik köprüler ise planlamada yer almıyor.

Raporda projenin bölgeye ekonomik, sosyal, kültürel ve turizm açısından katkı sağlayacağı söylenirken bunun nasıl olacağına dair ise hiçbir veri bulunmuyor.

Proje aslında bize ne söylüyor?

Hepsi 33 km olan güzergahın kat edilme süresi ortalama 28 dakika iken bu duble yolla zamanda öyle kayda değer bir değişiklik olmayıp sadece 3-5 dk kısalacak yolda, sürücüler konforlu yolculuk edecekmiş. Oysa hemen hemen aynı sürede gideceğiniz sahil yolu araçlar yavaş gittiği için daha güvenli ve manzaralı bir yol.

Üstelik bu kısacık yolun maliyeti, inşaatı zor olduğu için 2.165.698.077 tl olarak açıklandı. Ancak bilirkişiler maliyetin 4-5 milyarı bulabileceğini söylüyor. Yani Kaş Belediye bütçesinin yaklaşık on katı.  Öngörülen iki yıllık inşaat süresinin ise 4-5 yıl sürebileceği aktarılıyor.

Proje gerçekleşirse Akdeniz’in flora ve faunasıyla en iyi korunan yeri, tüneller, viyadükler, patlatmalar ve hafriyatıyla büyük bir tahribata uğrayacak. Butik turizminin önemiyle övünülen bölge bu özelliğini kaybedecek. Antik Likya Yolu’nun en güzel güzergâhları buradan geçmektedir. Kaputaj Plajı’nın ve kanyonun silüeti de komple değişecek.

Hayvancılık, arıcılık, zeytin ve narenciye üretimi çok olumsuz etkilenecek.

Zaten su sorunu olan bölgede az sayıdaki su kaynakları ciddi zarar görecek.

Yolun hemen dibinden geçeceği arkeolojik alanlar olumsuz etkilenecek.

Bir de bahsedilen ekonomik katkı, narenciye taşımacılığıyla ilgili ise bu tür taşımalar Elmalı üzerinden yayla yolundan Antalya’ya taşınıyor zaten. Yani bu yol hiç kullanılmayacak bu amaç için.

Evlerin 15-80 metre civarı yakınından geçecek ve köyleri ortadan bölecek duble yol,  insanların yaşam ve sağlıklarına da ciddi zararlar verecek. Bu zarardan kendi raporlarında bile yer alan 22 si endemik 454 bitki çeşidiyle birlikte çok sayıda sürüngen , kuş ve memeli hayvanlar da nasibini alacak. Ekosistem bir bütün olarak büyük yara alacak.

Kararlı direnişin sonuç alıcılığı

Aynı otoyolun Kemer – Antalya kısmında yer alan Ulupınar’da geçtiğimiz yılın ağustos ayında yol genişletmek için hiçbir alternatif düşünülmeden 600 yıllık çınar ağaçları kesilmek istenmişti. Yöre halkı ve ekoloji aktivistleri nöbet tutup çınarların kesilmesini önlemişti. Çınarlarla beraber Ulupınar’ı besleyen çok güzel bir su kaynağı da kurtulmuştu.

Bu projenin Finike kısmına ise Finike’li narenciye üreticileri ve STK’lar ovanın ve portakal üretiminin çok kötü etkileneceği düşüncesiyle karşı çıktı. Ve ÇED’e dört gün kala Valilik kararıyla Finike kısmı iptal edilmek zorunda kalındı. Daha önceki direnişleriyle Kaş – Kalkan arasını iptal ettiren Kaş’ lılar ise çok iyi örgütlenmişler ve çok da kararlı görünüyorlar bu gereksiz yolu engellemek için.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Turistler, manzara keyfi çıkarıp yavaş yolculuk yapmak isterken, yerel halk geçimini butik turizm ve hayvancılıktan sağlarken bütün bunları alt-üst edecek bu projede ısrar niye?

Cevabını siz benden daha iyi biliyorsunuz…

Bir sonraki küresel iklim grevi 24 Eylül’de gerçekleşecek

Karar alıcıları iklim konusunda harekete geçirme talebiyle iklim için okul grevine çıkan öğrencilerin oluşturduğu İklim için Gençler (Youth for Climate Turkey) hareketi bir sonraki küresel iklim grevinin tarihini duyurdu.

Dünyanın dört bir yanından genç iklim aktivistleri bu yıl “Sistemi yok et” sloganıyla 24 Eylül’de iklim grevi düzenleyecek. Küresel iklim grevinin çağrısının yapıldığı açıklamada dünya liderlerine yönelik talepler ve dünyaya yönelik mesajlar sıralandı.

Dünya liderlerine mesaj

  1. Küresel Kuzey’in fosil yakıtlardan vazgeçmesi, çıkarılmasını, yakılmasını ve kullanımını sona erdirerek emisyonları büyük ölçüde kesmesi gerekiyor. İklim değişikliğini ele almak için gereken zamanda adalet ve eşitlikle net sıfıra ulaşmamızı sağlamak için somut planlara ve yol haritaları ve kilometre taşları içeren ayrıntılı yıllık karbon bütçelerine ihtiyacımız var.
  2. Kuzeydeki sömürgecilerin, orantısız miktardaki tarihi emisyonları ödemek için bir iklim borcu var ve bu, ırkçılık karşıtı iklim telafilerini uygulamak için iklim finansmanının arttırılması, özellikle aşırı hava olaylarının neden olduğu zararlar için borçların iptal edilmesi ve topluluklara hizmet eden uyum fonları ile başlanması gerekiyor.
  3. Dünya çapında adil aşı dağıtımını sağlayarak ve COVID-19 teknolojilerindeki fikri mülkiyet kısıtlamalarını askıya alarak COVID-19’dan gerçek küresel bir iyileşme için çalışın. Bu, küresel, yeşil ve adil bir iyileşmeye yönelik önemli bir adımdır.
  4. İnsan güvenliğine yönelik bir risk olarak iklim krizinin somutluğunu kabul edin ve uluslararası hukukta iklim mültecilerinin haklarını güvence altına alın.
  5. Biyoçeşitliliğin yerli toplulukların yaşamları ve kültürleri üzerindeki paha biçilmez etkisinin farkına varın ve eko-kırımı uluslararası bir suç olarak kabul edin.
  6. Yerli halklara, küçük çiftçilere, küçük balıkçılara ve diğer çevre ve arazi savunucularına yönelik şiddeti durdurun ve savunuculuğu suç haline getirmeyi bırakın. Yaptıkları işi destekleyin. Savunucularımıza saygı duyun ve onları dinleyin.

Dünyaya mesaj

  1. MAPA (En Çok Etkilenen Halklar ve Bölgeler) sessizler değil, duymayanlardır,. Sadece gelecekleri için değil bugünleri için savaşıyorlar. Hiç kimse haksızlığın esiri olmamalıdır. MAPA İÇİN savaşmayın, MAPA İÇİNDE savaşın. MAPA’nın sadece üzücü deneyimlerini değil, onların zengin direniş hikayelerini de vurgulamalıyız.
  2. MAPA ülkeleri “fakir” değiller, kaynaklar açısından zengin olmalarına rağmen tarihsel ve sistematik olarak baskı altında kalmış ve gelişmelerini engellemiştir. Küresel Kuzey liderlerinin insanlığa ödemesi gereken bir iklim borcu var. Acil iklim eylemi ve adaptasyona yardımcı olmak, “onurlu bir görev” veya “dayanışma” değil, yüksek gelirli ulusların ve sektörlerin sömürme yoluyla neden olduğu adaletsizliklerin telafisidir.
  3. İklim adaleti için mücadelemizde MAPA’dan sesler güçlendirilmeli ve merkeze alınmalıdır, aksi takdirde küresel ısınmayı dünyadaki yaşam için güvenli seviyelerle sınırlandırmayı başarsak bile, marjinal topluluklar yine de feda edilecek ve geride bırakılacak, böylece sorunun sadece bir kısmı çözülecektir. 
  4. Şimdi her zamankinden daha fazla kitlelere katılmalı ve çevre savunucularının, işçilerin ve en fazla göz ardı edilenlerin liderliğini izlemeliyiz. Dekolonizasyon, adalet ve özerklik mücadelelerine katılın. Kurtuluşlarımızın birbirine bağlı olduğunu hatırlamalıyız.

Açıklamanın tamamına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Ekrem İmamoğlu: Kanal İstanbul ile ilgili bilimsel raporları dünyadaki tüm kurumlara gönderiyorum

Sosyal medya platformu Twitch‘te PurpleBixi kullanıcı adıyla bilinen sosyal medya fenomeni Bahadır Telci‘nin aynı platformdaki yayın serisi olan MEWZU‘ya konuk olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, Kanal İstanbul ile ilgili hazırlanan raporların ingilizceye çevrilip dünyadaki tüm kurum ve kuruluşlara gönderildiğini kaydetti.

‘Sadece Türkiye’ye değil dünyaya zararı var’

Geçtiğimiz hafta ilk köprüsünün temel atma töreni gerçekleşen Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalar devam ederken, muhalefet de projenin İstanbul’a ve doğaya vereceği zararları anlatmaya devam ediyor.

İBB Başkanı İmamoğlu, dün yayınlanan programda Kanal İstanbul’un sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya da zarar vereceği için bilim insanlarının raporlarını yabancı dile çevrilip, dünyanın tüm finansal kuruluşlarına, şirketlerine gönderdiklerini açıkladı:

Bilim insanlarının raporlarını, çalıştayların ingilizcesini ve yabancı dillerde bastırarak dünyanın tüm finansal kuruluşlarına, dünyanın tüm şirketlerine, bu tarz iş yapan kurum ve kuruluşlarına gönderiyorum.

Niye biliyor musun? Bu mesele sadece memleketin meselesi değil. Sen artık bu dünyada, ekolojiye, doğaya, küresel tehdide, ısınma tehdidine karşı zarar verici bir işlem yapıyorsan sadece Türkiye’ye zararın yok, dünyaya var.”

Sıcaklığın 40 dereceyi aştığı Antalya’da hayvanları serinletme yöntemleri [Foto Galeri]

Antalya‘da sıcaklıklar 42 dereceyi buldu. Sıcaklıklar yalnızca kentte yaşayan insanları değil hayvanları da kötü şekilde etkiliyor.

Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi ve Doğa Parkı‘nda esaret altında tutulan 140 türden 1500 hayvan da aşırı sıcaktan olumsuz etkilendi. Hayvanat bahçesi görevlileri, hayvanları serinletmek için çeşitli yollar deniyor.

Fotoğraflar: DHA

Buzlu kokteyller

Görevliler, başta maymunlar olmak üzere birçok hayvan türünü günün belirli saatlerinde buzlu meyve ve sebze kokteylleri ile besleyerek, serinlemelerini sağlıyor.

Deve kuşu, koyun ve keçi türleri ise bakıcıları tarafından öğle saatlerinde hortumla ıslatılarak serinletiliyor. Sıcağa dayanıksız hayvanların yaşam alanları da sık sık ıslatılarak serinleme alanları oluşturuluyor. Daha küçük hayvanlar ile kuşlar ise kafeslerindeki fıskiye sistemiyle serinliyor.

Mevsimsel beslenme programı

Hayvanlara kalorisi düşük meyve ve kurutulmuş otlardan yaz diyeti uyguladıklarını belirten Hayvanat Bahçesi Müdürü Veteriner Hekim Aygül Arsun, DHA’ya yaptığı açıklamada “Beslenme rejimlerini yaz aylarında değiştiriyoruz. Yazın sulu sebze ve meyveler veriyoruz. Karpuz, muz, şeftali, elma, üzüm gibi meyveleri buz kalıpları içerisinde veriyoruz. Hem oyalanıyor hem serinliyorlar” dedi.

Ot ve etle beslenen hayvanlar için de farklı beslenme programı uyguladıklarını söyleyen Arsun, “Kurutulmuş yonca ve otlar veriyoruz. Etçil hayvanlara da yağlı kırmızı ve beyaz etleri azalttık. Sıcakta çok fazla hareket etmek istemedikleri için yediklerini eritmekte güçlük çekmesinler diye bunu yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

 

 

Yarından itibaren AB’de tek kullanımlık plastik ürünler yasak

Avrupa Birliği‘nde (AB) tek kullanımlık plastik ürünleri yasaklayan tasarı yarın itibariyle tüm üye ülkelerde yürürlükte olacak.

AB’de, tek kullanımlık plastik ürünleri ve balıkçılık gereçlerinin denizlerdeki çöplerin yüzde 70’ini oluşturduğu söyleniyor.

Hangi ürünler yasaklanacak?

AB üyesi ülkelerde plastik tabak, çatal, bıçak, bardak, kulak çubuğu, balon çubuğu gibi ürünlerle birlikte petrolden elde edilen polistirenden (PS) üretilmiş hazır gıda ambalajları ve tek kullanımlık kaplar da kullanımdan kaldırılacak.

Hijyenik pedler, plastik içerikli sigara filtreleri gibi ürünler ilk aşamada bu yasaktan muaf tutulsa da, ürünlerin üzerinde çevreye zarar verdiğine dair ibarelerin bulunması ise zorunlu.

Ancak, dükkan, büfe, restoranlar ellerindeki plastik ürün stokları bitene kadar bu ürünleri kullanmaya devam edebilecek. Söz konusu ürünlerin ithal edilmesi ve piyasaya sürülerek dolaşıma sokulması ise yasak.

Bazı tüketici koruma dernekleri, tek kullanımlık plastiklerin yerine kullanılacak alternatiflerin her zaman sağlıklı olmayacağı uyarısını yaparken, Avrupa Tüketiciler Derneği de bu ürünlerin yerine kullanılacak çatal, bıçak, kap gibi ürünlerin kimyasal içerebileceği ve doğada tamamen çözülebilir olmadığı yönünde görüş belirtmişti.

Yasaklanan ürünlerin yerine ne kullanılacak?

Pek çok işletme, bambu çatal ya da kağıt pipet gibi alternatif ürünlere yönelirken, tüketici koruma dernekleri, alternatiflerin her zaman sağlıklı olmadığı uyarısında bulunuyor. Avrupa Tüketiciler Derneği, plastiklerin yerine kullanılacak çatal, bıçak, kap gibi ürünlerin kimyasallar içerebildiği ve doğada tamamen çözünebilir olmadığı eleştirisinde bulunmuştu.

Alman Tüketiciler Merkezi de plastik yerine kağıt kullanılacak olmasının ormanların yok olması gibi sorunlara sebebiyet vereceği ve iklim kriziyle mücadeleyi sekteye uğratacağı uyarısında bulunmuştu.

Tüketici örgütleri, yiyecek-içeceklerin kişilerin yanlarında bulundurduğu kap veya bardaklara koyulmasını ya da çelik, polipropilen (PP) gibi ürünlerin kullanılmasını tavsiye ediyor.

Dünyadaki en kötü 100 istilacı türün 14 tanesi Türkiye’de

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı kapsamında ‘Küresel Çevre Fonu’ finansal desteği ile yürütülen Önemli Denizel Biyolojik Çeşitlilik Alanlarında İstilacı Yabancı Türlerin Tehditlerinin Değerlendirilmesi Projesi’nde (GEF VI Projesi) çalışmalar devam ediyor.

İstilacı yabancı türlerin girişlerinin engellenmesi, kontrol edilmesi, yayılmasının engellenmesi, üremesinin durdurulması ve yönetimi için başlatılan projede istilacı türlere yönelik veriler tespit edildi.

İstilacı yabancı tür sayısı 105’e çıktı

Buna göre Akdeniz’de yabancı tür sayısı 1000’i aşarken, 2020 yılı itibarıyla Türkiye denizlerinde yabancı tür sayısının 540’a, istilacı yabancı tür sayısının da 105’e yükseldiği belirlendi.

Karadeniz’de 28, Marmara Denizi’nde 124, Ege Denizi’nde 253 ve Akdeniz’de 413 yabancı tür görüldü. Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından yayımlayan dünyanın en kötü 100 istilacı yabancı türünden 14’ü de Türkiye’de saptandı.

Balon balığı

Biyoçeşitlilik üzerinde tehdit

DHA’nın aktardığına göre varlığı tespit edilen bu istilacı türler arasında en tehlikelileri aslan balığı, balon balığı, taşbalığı, deniz salyangozu, göçmen denizanası, çizgili yılan kedi balığı örnek gösterildi.

Türkiye’de istilacı yabancı türler hem sucul, hem de karasal ortamlarda ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlar meydana getirirken, küresel olarak biyoçeşitlilik üzerine büyük tehdit oluşturuyor.

Nasıl geliyorlar?

Türkiye’ye akvaryumculuk, akuakültür, bahçe düzenleme, balıklandırma ve rekreasyonel amaçlar gibi yollarla, Süveyş Kanalı aracılığıyla veya gemilerin balast suyu gibi yollarla gelen istilacı yabancı türlerle mücadelede erken teşhis, hızlı değerlendirme ve hızlı müdahale çok önemli rol oynuyor.

İstilacı yabancı türlerin, yerel türlerin ve ekosistemin korunması, insan sağlığı ve ekonomi üzerine baskı olmaktan çıkarılması için ortadan kaldırması, kontrol edilmesi, yayılmasının engellenmesi ve üremesinin durdurulması gerekiyor.

Sıcak dalgaları uzmanları endişelendiriyor: Aşırı sıcakta ne yapmalı?

Kanada ve ABD‘nin batı kesimleri başta olmak üzere, Türkiye‘nin de bulunduğu  Kuzey Yarımküre‘de hissedilen aşırı sıcaklar, iklim değişikliğinin sonuçları konusundaki endişeleri artırıyor. Uzmanlar, insan kaynaklı küresel ısınma ve iklim değişikliğinin, sıcak dalgaları ve aşırı hava olaylarının görülme sıklığını artırdığını belirtiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü‘nün (WMO) İklim İzleme ve Politikalar Departmanı Müdürü Dr. Omar Baddour, “Sera gazı yoğunluğunun küresel sıcaklıkları artırmasıyla, sıcak dalgaları daha sık ve yoğun şekilde görülüyor” dedi.

WMO’ya göre, sıcak dalgaları artık daha erken başlayıp daha geç sona eriyor ve bu durum insan hayatını tehlikeye sokan ve çevre üzerinde ciddi etkilere yol açan bir kriz halini alıyor.

BBC‘nin aktardığına göre, Birleşik Krallık Meteoroloji Dairesi‘nden (Met Office) iklim uzmanı Nikos Christidis ise “İnsan kaynaklı iklim değişikliği olmasaydı, Haziran’da ABD’nin ve Kanada’nın batısında sıcaklık rekorları kırılması imkansızdı” değerlendirmesini yaptı.

Ülkede görülen aşırı sıcak havayla ilgili bilgiler paylaşan Kanada hükümetinin Çevre ve İklim Kurumu da (ECCC), “Bu tarihi olayı anlatmaya kelimeler yetmiyor” mesajını paylaştı.

Greta Thunberg: Medya hala plajlardaki mutlu insanları gösteriyor

İsveçli çevre aktivisti Greta Thunberg, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Twitter mesajını paylaşarak, medyanın iklim kriziyle yüksek sıcaklık arasındaki ilişkiyi kuramadığı eleştirisini yaptı:

“Birçok medya kuruluşu bağlantıyı kuramıyor. Bunun yerine plajlardaki, havuzlardaki mutlu insanları gösteriyorlar. Birçok kişi aşırı sıcak nedeniyle ölüyor.”

Gece sıcaklığı, gündüz normallerinin üzerinde

ECCC‘den meteoroloji uzmanı Armel Castellan, yüksek sıcaklıkların insanları biyolojik olarak nasıl etkilediğini anlattı:

“Her sabah daha da sıcak bir havaya uyanıyoruz. İnsan bedenini susuz bırakan bu sıcaklıklar büyük tehlike oluşturuyor. Gece sıcaklık düşmesine rağmen, normalde gündüz görülen sıcaklık değerinin üstünde kalıyor. Oysa bedenimiz geceleri bir miktar serinleyip ertesi günkü sıcaklığa hazır hale gelmeye ihtiyaç duyuyor.

Sahil kesimindeki evlerin yüzde 40’ından daha azında klima var. İnsanlar biraz olsun serinlemek için kütüphanelere ve alışveriş merkezlerine gidiyor.”

İklim krizi tetikliyor

Dünyada ölçülen ortalama sıcaklıklar, sanayi öncesi döneme göre 1,2 santigrat derece artmış durumda. Uzmanlar bu artışın 1,5 derecede tutulmasının küresel ısınmanın etkilerini hafifleteceği görüşünde. Ancak mevcut eğilim, bu eşiğe öngörülenden daha hızlı ulaşılacağını gösteriyor.

Küresel ısınmanın 1,5°C yerine 2°C düzeyine yükselmesi, 420 milyon kişinin daha sıcak hava dalgalarının etkisinde kalması anlamına gelecek.

İklim değişikliğiyle bağlantılı riskler arasında, sağlık sorunları, yaşam alanlarının yok olması, gıda güvenliği sorunları, su kaynaklarının yitirilmesi, ekonomik ve sosyal sorunlar sayılıyor.

Aşırı sıcaklarda ne yapmalı?

Türkiye’yi de etkisi altına alan sıcak dalgasına karşı Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri şöyle:

  • Çok sık vakit geçirilen alanları serin tutmaya çalışın. Oda sıcaklığı gün içinde 32 derecenin, gece boyunca 24 derecenin altında olmalı. Bu, 60 yaş üzeri veya kronik sağlık sorunu olanlar için ayrıca önemli.
  • Geceleri ve sabah erken saatlerde serin havadan faydalanmak için pencerelerin hepsini açın.
  • Evin içerisindeki ısı miktarını azaltmak için özellikle gün içinde güneşe bakan pencerelerdeki panjur ya da perdeleri kapatın. Yapay aydınlatma ve mümkün olduğunca çok sayıda elektrikli cihazı kullanım dışı bırakın.
  • Vücut sıcaklığını dengede tutmak için bol su için.
  • Günün en sıcak zamanlarında, özellikle öğle ve öğleden sonraları dışarıda kalmamaya çalışın.
  • Vücudu çok zorlayan ağır fiziksel aktiviteleri gün içerisinde yapmayın.  Bunun için en ideal saat sabah 04:00 ile 07:00 arası.
  • Mümkün olduğunca gölgede kalın, şapka ve güneş gözlüksüz dışarı çıkmayın.
  • Soğuk duş alın, sık sık soğuk bez ve havlularla vücudu serinletin.
  • Kıyafet seçiminde doğal, hafif ve bol kumaşları tercih edin.
  • Çok sıvı almak yararlı ancak alkol ve kafein ve şekerden uzak durun.
  • Sık sık ve küçük porsiyonlar halinde yemek yiyin.

 

Fransa mahkemesi hükümete iklim eylemini hızlandırmak için dokuz ay süre verdi

Fransa’da Danıştay, hükümete ülkenin sera gazı emisyonlarını düşürecek gerekli önlemleri almak için dokuz ay süre verdi.

Grande-Synthe kentinin eski Belediye Başkanı Damien Careme Fransa hükümetinden “iklim eylemsizliği” nedeniyle Ocak 2019 tarihinde şikayetçi olmuştu. Başvuruyu değerlendiren mahkeme kararını perşembe günü açıkladı.

Hedefe ulaşmaktan uzak

Danıştay, internet sitesinde yayınladığı kararında, Fransa’nın şu anki gidişatının Paris İklim Anlaşması’nda taahhüt ettiği 2030’da sera gazı salımının 1990’a göre yüzde 40 azaltma hedefine ulaşmaktan uzak olduğu belirtildi.

İtiraz yoluna kapalı tutulan kararda, Fransa Başbakanı Emmanuel Macron‘ndan, hedeflerine ulaşmasını sağlayacak, sera gazı salımını düşürecek tüm yararlı önlemleri 31 Mart 2022’ye kadar alması istendi.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Tarihi bir karar’

Kararı yorumlayan Damien Carême, “Danıştay’ın bu kararı tarihi bir karar. Fransa’da ilk kez devlete iklim için harekete geçme emri verildi” diyerek sonuçtan memnun olduğunu söyledi.

The Guardian’ın aktardığına göre Carême “Umarım hükümet bu uyuşukluk haline ve ikiyüzlülüğüne bir son verir… Hükümetin süslü konuşmalarının arkasında, ortak geleceğimizi tehlikeye atan eylemsizlik ve hırs var” dedi.

‘Ek önlemler açıklanacak’

Başbakanlık ofisinden Jean Castex ise hükümetin kararı dikkate aldığını ve “salım azaltımlarını daha da hızlandırarak iklim eylemlerini güçlendirme konusundaki kararlılığını yinelediğini” söyledi.

Castex “Bu sonbaharda hedeflerimizi gerçekleştirmemize izin veren ek önlemler açıklanacak” sözünü verdi.

Tekrar seçilebilmesi için de gerekli

Fransa’da Danıştay tarafından verilen son tarih, Emmanuel Macron’un ilk görev süresinin sona ermesiyle aynı zamana denk geliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi Nisan 2022’de gerçekleşecek. Bu nedenle Macron’un tekrar seçilmesi için de daha iddialı politikalar sunması gerekecek diye düşünülüyor.

Verilen bu kararın temyiz olasılığı olmadığı için nihai bir karar niteliğinde. Dokuz aylık sürenin sonunda taraflar, alınan eylemlerin gerçekliğini ve etkilerini göstermek için hükümetin tekrar Danıştay önüne çıkmasını sağlayacaklar. Hâkimler, eylemlerin hala yetersiz olduğunu düşünürlerse, ilerleme olmadığı sürece tekrarlanabilen para cezaları verebilecek.

Fransa hükümeti daha önce de Paris İdari Mahkemesi, tarafından 3 Şubat tarihinde ‘’Yüzyılın Davası’’ olarak nitelendirilen davada suçlu bulunmuştu.

Akçay Sulak Alanı tehlikede: Organize Sanayi Bölgesi yapmak için alan dolduruluyor

Kuzey Ege’nin önemli sulak alanlarından biri olan Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’na yapılmak istenen Organize Sanayi Bölgesi (OSB), bölge ekosistemi için bir tehdit oluşturuyor.

Balıkesir Belediyesi, 148 hektarlık sulak alan içerisinde yapılmak istenen OSB’nin temellerini atmak için dolgu, sıkıştırma ve arsa hazırlama çalışmalarına başladı.

Hukuka aykırı plan değişikliği

Bu çalışmalara dayanak olarak ise 2017 yılında yapılan plan değişikliği ile bölgenin OSB alanı olarak tanımlanmış olması ve 2020 yılı başında alınan Belediye Meclisi kararı gösteriliyor.

Ancak Doğa Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Osman Erdem’e göre bu işlemler hukuka aykırı. Yeşil Gazete’ye açıklama yapan Erdem, Akçay sazlıklarının Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından sulak alan envanteri içerisine dahil edildiğini ve sınırlarının belirlendiğini söyledi.

‘Tescili yapılmasa da burası sulak alan’

Ancak bu çalışmaya rağmen bölgenin sulak olarak tescili henüz yapılmadı. OSB yapmak isteyenler ise tescilin yapılmamış olduğunu ve planlarda bölgenin OSB alanı olarak gözüktüğünü söylüyor.

Tescili henüz yapılmamış olsa da bölgenin korunması gerektiğini belirten Erdem, “1994 yılında taraf olduğumuz Ramsar Sözleşmesi var. Burada sulak alan tanımı net bir şekilde belirtiliyor. Aynı tanım ulusal mevzuatımızda, Çevre Kanunu’nda da var” dedi.

‘Sulak alanların korunması gerekir’

Ramsar Sözleşmesi’ne ve ulusal mevzuata göre sulak alanlar “Alçak gelgitte derinliği altı metreyi aşmayan, deniz suyu alanlarını da kapsamak üzere, doğal ya da yapay, sürekli ya da geçici, durgun ya da akar, tatlı, acı ya da tuzlu bütün sular ile bataklık, sazlık, ıslak çayırlar ve turbalıklarˮ olarak tanımlanıyor.

2002 yılında çıkarılan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin de Türkiye’nin karasal sınırları ve kıta sahanlığı sınırları dahilinde yer alan tüm sulak alanların korunması, yönetimi ve geliştirilmesini ön gördüğünü belirten Osman Erdem, “Ulusal öneme sahip olması, tescilinin yapılmış olması veya olmaması hiç fark etmez” ifadelerini kullandı.

Çevre Kanunu’nun 9’uncu maddesine göre sulak alanların ekolojik karakterinin korunmasının esas olduğunu söyleyen Osman Erdem, “Siz burada sulak alana dolgu yaparsanız, kurutursanız, sıkıştırma işlemi yaparsanız, bir de üzerine OSB kurarsanız siz oranın ekolojik karakterini değiştirmiş olursunuz” dedi.

Doldurma işlemine itiraz edildi

Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada Balıkesir Belediyesi’nin 2020 yılının başından itibaren sulak alanı doldurmaya başladığını söyledi.

Dolgu işlemi başladığında gerekçe gösterilen plan değişikliğine ve Belediye Meclisi kararına itiraz ettiklerini aktaran Doğan, “Burayı dolduramayacaklarını söyledik, bilgi istedik ve bu işlemin suç teşkil ettiğini söyledik. Yaptıkları işlem Sulak Alan Yönetmeliği’ne ve Çevre Kanunu’na aykırı. Ancak işlemi durdurmadılar” dedi.

Meclis Kurulu kararına karşı dava açıldı

Belediye’ye karşı suç duyurusunda bulunduklarını aktaran Süheyla Doğan, “Meclis Kurulu kararını iptal ettirmek için de dava açtık” bilgisini paylaştı. Davacılar arasında Doğa Araştırmaları Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Edremit Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma ile Yeşil Düşünce Derneği bulunuyor.

Belediye’ye giderek bütün partileri dolaştıklarını ve aldıkları kararın iptalini istediklerini söyleyen Doğan, “Bu işlemlerin etkisinin araştırılması için CHP ve İYİ Parti tarafından önerge verildi. Ancak bu da bir sonraki komisyona havale edildi” dedi.

OSB için yapılan hazırlıkların bölge ekosistemi için tehlikeli olduğunu ifade eden Doğan, “Tam da kuşların üreme döneminde bu dolguyu yapmaya başladılar. Edremit Çayı’nda da belediye düzenleme yapıyor. Çayın içerisinden sazlıkları söküp oradaki çamuru dolgu için kullanıyorlar. Çayın kenarını taş ile kaplayıp ıslah çalışması yapıyorlar. Bunların hepsi hukuka aykırı” dedi.

‘Tamamen yapılaşmaya açılmak isteniyor’

Öte yandan bir kısmı sulak alan sınırları içerisinde kalan 377 dönümlük alanda da konut alanı yapmak için hazırlıklar başlamış durumda. Meclis’ten satış yetkisi almak için yetki istendiğini belirten Doğan, “Biz buna da itiraz ettik ancak yapılaşma için plan değişikliğinin önceden yapıldığını söylüyorlar” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

Biz Akçay sulak alanının OSB dışında da tamamının yapılaşmaya kurban gideceğini düşünüyoruz ve bu konuda endişeliyiz. İstihdama karşı olduğumuzu söyleyerek bizi suçluyorlar ama biz OSB’ye değil yapıldığı yere karşıyız. Bölgeye faydalı bir proje diye bölgeye faydalı bir ekosistemin feda edilmesini istemiyoruz.

Hayvan hakları aktivistleri Meclis’e sunulan teklifi değerlendirdi: Bu yasa da hayvanları koruyamayacak

AKP Grup Başkanvekili ve Maraş Milletvekili Mahir Ünal, uzun süredir beklenen Hayvanları Koruma Kanunu‘nun Meclise sunulduğunu duyurmasının ardından, hayvan hakları aktivistleri de kanunun içeriğiyle ilgili açıklamalar yapmaya başladı.

Yeşil Gazete’ye konuşan İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı ve Avukat Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu, yasanın hayallerindeki yasa olmadığını, ancak hayvanların mal statüsünden çıkarılması ve Türk Ceza Kanunu‘nda ceza gelmesi gibi gelişmelerin ülkenin konjonktürüne bakıldığında hayati ve güzel düzenlemeler olduğunu kaydetti.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi‘nden (HAKİM) hayvan hakları aktivisti Fatma Biltekin, yasa teklifiyle ilgili, “Bu haliyle yasa teklifinin hayvanların yaşadığı sorunları çözmesi mümkün değil” derken, Deneye Hayır Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yağmur Özgür Güven de “Bu kanunun bir sonraki revizyonunun 10-15 yıl sonra yapılacağı düşünüldüğünde, epey uzun bir zaman daha hayvanları korumayan bir yasanın eksiklikleriyle baş başa olacağız” ifadelerini kullandı.

‘Hayvanları kurtaracak bir yasa değil’

Yeni kanun teklifinin beş partinin üzerinde uzlaştığı Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporuna göre hazırlanmadığını dile getiren Fatma Biltekin, bu yasanın da hayvanları kurtaracak bir yasa olmadığına işaret etti:

Bazı şeyleri ‘Bakın biz yaptık’ demek için yapıyorlar. Türkiye’nin tarihinde çok azdır, beş tane parti onay vermiş, herkes ‘tamam’ demiş. Ortada sivil toplumun da kabul ettiği maddelerin olduğu bir şey var. Şimdi bunu mantıken aslında direkt alıp yasalaştırmaları gerekiyordu. Ama şunu yapmak için yaptılar: Bakın biz diğer partilerden de görüş aldık. Bu tavsiye raporunu dikkate alarak yaptık. Ben hiçbir yerde tavsiye raporunun dikkate alındığını görmüyorum.

Bu müjdeli bir haber gibi düşünülmesin. İçerisinde tabi ki olumlu maddeler var. Ama bu hayvanları kurtaracak bir yasa değil. Hayvanların yaşamlarını kolaylaştıracak bir yasa olmayacak.”

‘Öfkelenmemek mümkün değil’

Yasa teklifini Yeşil Gazete’ye değerlendiren Yağmur Özgür Güven de teklifin hayvanları koruyamacağını dile getirdi:

Açıkçası bunca yıl bekledikten ve özellikle son 4-5 yıldır yapılan çalışmalardan sonra, önümüze konulan bu kanun teklifine öfkelenmemek mümkün değil. Araştırma Komisyonu’nun raporu eksiklikleri olmakla birlikte en azından özenli ve detaylı bir çalışmanın ürünüydü ve bizler hazırlanacak teklifin, komisyon raporunu bir üst noktaya taşımasını bekliyorduk.

Hayvan deneyleri, avcılık ile ilgili hayvan lehine en ufak bir düzenleme yok. Yunus terapi ve gösteri merkezi, hayvanat bahçesi (yeni adıyla “doğal yaşam parkı”) adı verilen esarethaneler aynen devam, evlerde bakılan hayvan sayılarının, ‘yasaklı ırk’ tanımıyla barınaklara hapsedilen hayvanların ve diğer bazı hususların yönetmelikle belirleneceği söyleniyor. Mobil kısırlaştırma-evcil hayvan satışı-fayton yasaklanmamış, deve-boğa güreşlerine izin verilmeye devam ediliyor, hayvan terk etmenin cezası adeta ödül gibi, hayvana fiziksel ve cinsel şiddet/saldırı durumunda hapis cezası geldiği söyleniyor ancak mevcut düzenlemelere göre pratikte hapis cezası olmayacak zaten.

‘TCK kapsamına alınması çok önemli’

Hayvanların mal statüsünden çıkarılıp, can statüsüne geçirilecek olmasının çok kıymetli olduğunu ifade eden Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu, yasada yer alan cezalarla ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

Öldüren, cinsel istismarda bulunan, hayvana hunharca hislerle işkence yapan bu kişilerin eylemleriyle alakalı Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilecek, hapis cezasıyla cezalandırılacak olması çok önemli.

Alt sınır altı ay maalesef. Suça göre de dövüştürme iki yıl, cinsel istismar üç yıl, öldürme dört yıl, nesli yok etme beş yıla kadar üst sınırıları da çizilmiş durumda. Ben bu suçların TCK kapsamına alınmış olmasını çok kıymetli buluyorum. Tabi ki gönül isterdi ki iki yıl bir ay hapis cezası olsun alt sınır ki paraya çevrilmesin, ertelenmesin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmasın. Ama TCK kapsamına alınması bile çok kıymetli.”

‘Tecavüze tecavüz demekten korkuyorlar’

Taslakta ve Mahir Ünal’ın yaptığı basın toplantısında, hayvana tecavüzün “hayvanla cinsel ilişki” olarak adlandırıldığına dikkat çeken Biltekin, bunun bilinçli bir tercih olduğunu ifade etti:

Mahir Ünal dün basın toplantısında da hayvana tecavüze ısrarla hayvanla cinsel ilişki dediklerini görüyoruz. Bu bilinçli bir tercih. Çünkü Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu yasadaki hayvanla cinsel ilişki tanımının hayvana cinsel saldırı, hayvana cinsel şiddet olarak değiştirilmesini önermişti. Yani yasa koyucular bunu biliyorlar. Hayvanla cinsel ilişkinin olamayacak bir şey olduğunu da biliyorlar. Ama tecavüze tecavüz demekten korkuyorlar ve demiyorlar. Kanunda da yine hayvanla cinsel ilişki olarak geçiyor.”

‘Hayvan yasaklamakla bu işi çözemezler’

Yasada yer alan ve “Tehlikeli köpek türleri” olarak adlandırılan hayvanların bakılması ve barındırılmasının yasaklanacağına dair de görüşlerini dile getiren Kalafatoğlu, bu durumun üzücü bir gelişme olduğunu söyledi:

Bu konu bizim için üzücü oldu. Yasaklı ırkla alakalı yasaklar devam ediyor. Halbuki biz şunu arzu etmiştik, yasak olarak bir şey çözmek mümkün değil. Şöyle yapmışlar, mevcut olan hayvanlarla alakalı düzenleme getirecekler fakat daha sonra yasak kaldığı yerden devam edecek. Bu da bence bir süre sonra yine aynı çözümsüzlüğün içine düşmeyi getirir.

Çünkü olması gereken hayvanları yasaklamak yerine bu hayvanların silah ruhsatı gibi bir ruhsatla sahiplenilmesini sağlamak, kişinin eğitim almasını sağlamak. Bir veri tabanına onları işlemek ve bunun dışında da mutlaka bu hayvanları sahiplenmek isteyenlere esasında mizaç testi yaptırıp, şiddet eğilimli olan insanlara bu hayvanları sahiplenmesine izin vermemek. Doğrusu budur, yoksa hayvanı yasaklamakla bu işi çözemezler.”

Katalogla hayvan alınabilecek

Teklifte geçen petshoplarda hayvan satışının yasaklandığına dair maddeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fatma Biltekin, buralarda sadece kedi ve köpek satışının yasaklanacağını, diğer hayvanların satışının ise devam edeceğini kaydetti:

Petshoplarda hayvan satışının yasaklandığını söylüyorlar. Bu eksik bir bilgi. Çünkü petshoplarda sadece kedi ve köpek satışı yasaklanacak. Diğer egzotik hayvanların, kuşların, sürüngenlerin, balıkların satışına devam edilecek. Kedi, köpek satın almak istiyorsanız da petshoplarda kataloglar olacak. O kataloglardan hayvan seçeceksiniz, daha sonra üretim çiftliklerinden gidip hayvanları satın alacaksınız. Hayvan üretimi ve satışı bitmediği için bir çözüm yok burada.”

‘Türkiye’de zaten hayvanlı sirk yok’

Kara ve su sirklerinin Türkiye’de yasaklanmasına ilgili de açıklama yapan Biltekin, Türkiye’de zaten hayvanlı sirk olmadığını kaydetti ve şunları söyledi:

Kara sirklerinin Türkiye’de kurulmasına izin verilmeyecek. Böyle bir şeyin oluyor olması tabi ki önemli bir şey. Zaten Türkiye’de hayvanlı sirk yok. Belediyeler hayvanlı sirkleri davet ediyorlar. Ya da özel şirketlerin kurduğu sirkler Türkiye’ye gelip gösteri yapıyor. Biz de ‘Türkiye’ye hayvanlı sirk girişini yasaklayın’ diyoruz. Burada kurulmasını da yasaklayın ama Türkiye’ye girişini de yasaklayın.

Su sirkleri dedikleri de yunus parkları oluyor. Yunus parklarıyla ilgili de yeni yunus alımının olmayacağı, yeni yunus parklarının açılmayacağı söyleniyor. Ama yunus parklarına bir yönetmelik getireceğiz diyorlar.”

‘Yönetmelik çıkmamalı’

Biltekin, yunus parklarına getirilmesi planlanan yönetmeliğin hiçbir şekilde çıkmaması gerektiğinin altını çizdi:

Şimdi bizim en çok korktuğumuz şeylerden bir tanesi yunus parklarının düzenlenmesi ve bu şekilde legal bir zemine oturtulmasıydı. Şu an bu yaptıkları şey yunus parklarını legal bir zemine oturtmak anlamına geliyor. Hayvanlar ölene kadar açık kalacak, hayvanlar öldükten sonra da buralar kapatılacak deniliyor.

Ama bunun ardından da şöyle bir şey söylenmiş: Bu yasaklara uyulmazsa hayvan başına 25 bin TL ceza kesilecek deniliyor. Benim anladığım şu: Bir yunus parkının yunus alması yasak, ama bir şekilde yunus aldı, gösteri yaptırtıyor. Bu tespit edildiğinde sadece 25 bin TL para cezası mı kesilecek bu insanlara?

Zaten yunusla terapi üzerinden binlerce Euro, Dolar para kazanan yerler buralar. Eğer o hayvan kurumda kalmaya devam edecekse hiçbir anlamı yok bunun. Yunus parklarıyla ilgili yönetmelik nasıl gelecek bu da önemli. Ama bu yönetmeliğin hiçbir şekilde çıkmaması gerekiyor.”

‘Daha detaylı beklentilerimiz vardı’

Teklifte yer alan belediyelere hayvan bakımevi kurma zorunluluğuyla ilgili görüşlerini paylaşan Kalafatoğlu, konuyla ilgili daha detaylı beklentilerinin olduğunu dile getirdi:

Bakımevlerinde herkes eğitim sertifikası alsın, hayvana eli değen herkes eğitimden geçsin, bakımevlerinde mutlaka kamera sistemi kurulsun, herkesi görebilelim. Her bakımevinde nöbetçi veteriner hekim olsun gibi isteklerimiz vardı. Onları teklif içeriğinde şu aşamada görmüyoruz. Ancak, ben bu teklife hayvan hakları yasasının son hali değil olarak bakmak istiyorum. Bu arada adı da hala hayvanları koruma kanunu ve son şeklini almadı.

O nedenle, son şeklini aldıktan sonra ancak ‘burası böyle olmadı, şurası şöyle olmadı’ diyebiliriz. Şu aşamada daha talep ettiğimiz bazı unsurları belki ekleme imkanımız olur. Rahatsızlık duyduğumuz bazı şeylerin belki düzeltilmesi imkanı olabilir. O nedenle komisyondan son şekline kadar beklemek gerekir.”

‘Değişen bir şey olmayacak’

Teklifte yeni hayvanat bahçelerinin açılmasının yasaklanacağını ifade eden Fatma Biltekin, sadece isim değişikliği olacağını; hayvanat bahçelerine artık doğal yaşam parkları denileceğini vurguladı:

Türkiye’de 40 tane hayvanat bahçesi var. Yeni hayvanat bahçesi açılması yasaklanacak ama doğal yaşam parkları olacak deniyor.

Bize en son Antalya Doğal Yaşam Parkı’ndan bir tane video geldi. Kapatıldığı ve stres altında olduğu için bir boz ayı anormal tekrarlayan bir davranış gösteriyor. Hayvanat bahçelerinde ya da kapatılan hayvanlarda çok sık rastlanan bir psikoz aslında. Burası doğal yaşam parkı. Türkiye’deki doğal yaşam parkları da böyle olacağı için hiçbir anlamı yok. İsim değiştirecekler, hayvanat bahçesi yerine doğal yaşam parkı diyecekler. Değişen hiçbir şey olmayacak.

Bu hayvanlar kimliklendirilecek mi? Yıllardır biz hayvanat bahçelerindeki hayvan sayısına ulaşmaya çalışıyoruz. Bakanlık bunun verisini tutmuyor. 40 hayvanat bahçesinde yaklaşık 20 bin 800 tane hayvan var. Bu bizim araştırmalarımız sonucunda ortaya çıkan bir veri ve çok azına ulaşabildik. Bu hayvanat bahçelerinin bir kısmı doğal yaşam parkı zaten.”