Ana Sayfa Blog Sayfa 1398

Sri Lanka’da batan kimyasal yüklü gemi, yüzlerce deniz hayvanını öldürdü

Tehlikeli kimyasal maddeler taşıyan bir yük gemisinin haziran ayında yanarak batmasından birkaç hafta sonra Sri Lanka kıyılarına yüzlerce ölü deniz hayvanı vurmaya başladı.

X-Press Pearl Haziran ayı başlarında Colombo açıklarında günlerce yandıktan sonra batmıştı. 20 Mayıs günü yanmaya başlayan gemi,  278 ton gemi yakıtı ve 50 ton gazyağının yanı sıra, 25 ton nitrik asit ve kozmetik sanayiinde kullanılan diğer kimyasal maddeler taşıyordu.

Şu ana kadar kıyıya 176 deniz kaplumbağası, 20 yunus ve 4 balina cesedinin vurduğu bildirildi. Çevre örgütleri, zehirli yükün geniş bir alanda yaşamı uzun süre tehdit edecek bir kimyasal karışım oluşturabileceğini söylüyor.

Sri Lanka Çevre Bakanı Mahinda Amaraweera da yılın bu döneminde bu kadar çok ölü hayvanın kıyıya vurmasının normal olmadığını söyledi. “Güney-batı muson mevsiminde deniz yaratıklarının böyle öldüğü görülmemiştir” diyen Amaraweera ölü hayvanların çoğunun batan gemiden doğrudan etkilenen batı kıyılarına vurduğunu da kaydetti.

Nitrik asit sızıntısı

BBC‘nin aktardığına göre, 186 metre uzunluğundaki X-Press Pearl gemisi 15 Mayıs günü Sri Lanka’ya gitmek üzere Hindistan’ın Hazira limanından çıkmıştı. Yangın geminin Sri Lanka’nın Colombo limanında demirlediği sırada başladı.

Geminin yanarak battığı bölgedeki Sri Lanka’nın en temiz ve güzel sahil şeridine olaydan kısa süre sonra yakıt, enkaz ve plastik parçaları vurdu, bunu ölü deniz hayvanları izledi. Bölgede balıkçıların avlanmasına kısıtlamalar getirildiyse de yasakların bir kısmı sonradan kaldırıldı.

Yangın söndürme masrafları ve çoğu balıkçı olmak üzere 50 bin kişinin gelir kaybına karşılık, geminin sahibi olan şirkete karşı 40 milyon dolarlık bir tazminat davası başvurusu yapan Sri Lanka yetkilileri, yangına, mürettebatın 11 Mayıs tarihinden beri farkında olduğu nitrik asit sızıntısının sebep olduğunu düşünüyor. Değdiği maddeleri eriten bu güçlü asit, gübre ve patlayıcı madde üretiminde yaygın olarak kullanılıyor.

Geminin sahipleri de, mürettebatın sızıntının farkında olduğunu doğruladı fakat Katar ve Hindistan’ın geminin sularında kalmasına izin vermediğini kaydetti.

Zehirli kimyasal maddeler yüklü gemi günlerce yandıktan sonra battı

Sri Lanka’da geminin bu haldeyken ülke sularına girmesine izin verilmesine tepkiler büyüyor. Yük gemisinin Rus uyruklu kaptanının ülke dışına çıkışı yasaklandı. Kaptan Perşembe günü mahkemeye çıktı, ama hakkında henüz iddianame hazırlanmadı.

Kaptan dışında 14 kişinin daha yargılanacağı açıklanan davanın 15 Temmuz’da başlaması bekleniyor.

Sivas katliamında yaşamını kaybedenler anıldı

2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılarak ikisi otel görevlisi, 33’ü aydın olmak üzere 35 kişinin katledilmesinin üzerinden 28 yıl geçti. Katliamda hayatını kaybedenler bugün Madımak Oteli‘nin önünde düzenlenen törenle anıldı.

Pek çok kentten katılımcının katıldığı anmada, kalabalık grup Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Şubesi önünde toplandı. Katliamı lanetlemek, faillerin yargılanması ve katliamın gerçekleştiği otelin “Utanç Müzesi” olması talebiyle yürüyen gruba, HDP ve CHP milletvekilleri ile çok sayıda Alevi örgütü temsilcisi de eşlik etti.

Polis ablukasında Madımak Oteli önüne gelen grup, otel önüne karanfil ve katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını bıraktı.

Otel önünde konuşan HDP Sözcüsü Ebru Günay, Sivas Katliamı’nda adaletin yerini bulmadığını belirterek, iktidarın failleri koruduğunu söyledi. Katliam zihniyetinin günümüze kadar devam ettiğini söyleyen Günay, “Failleri çok iyi tanıyoruz. Katleden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Zihniyet hala derin devlet ile iş başında” diye konuştu.

‘Acımız ilk günkü gibi taze’

Alevi Bektaşi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül ise şunları söyledi: 

“Kardeşçe barış içinde yaşamayı beceremeyenler bugün de kendinden başkasının varlığına tahammül edemiyor. Ayrıştırmaya, yok saymaya ve katletmeye devam ediyor. 28 yıl önce burada tarihin en karanlık katliamını yaptılar. Bilimin, sanatın, şiirin, türkünün merkezini yaktılar. Biz bu katliamda sorumlu olanları, katilleri serbest bırakanları ve davayı zaman aşımına uğratanları affetmiyoruz. Bizim acımız ilk günkü gibi taze.  Sivas’ı unutmadık, unutmayacağız.”

Adalet sağlanamadı

PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan da devletin katliamın içinde olduğu için adaleti sağlamadığını kaydederek, “Sivas Katliamı’nın arkasında bizzat devletin kendisi var” dedi.

Katledilenlerin aileleri, faillerin bulunması ve adaletin sağlanması için taleplerini dile getirdi. Konuşmaların ardından, semah ile anma etkinliği sona erdi.

Anayasa Mahkemesi görüşmeyi erteledi

Anayasa Mahkemesi, katliamın yıldönümüne sayılı günler kala, 7 yıl sonra gündemine aldığı Sivas Katliamı başvurusunun görüşülmesini gerekçesiz bir şekilde erteledi. Sivas davası avukatlarından Şenal Sarıhan, AYM’den katliamın insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesini beklediklerini ifade ederken, “Bitmemiş, arkasındaki örgütler bulunmamış, gerçek failler öne çıkarılmamış bir olayda adaletin bağlandığını söylememiz mümkün değildir” dedi.

Kılıçdaroğlu: Bu ateş 28 yıldır sönmüyor, enkazı kimse kaldırmıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Madımak Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla videolu bir mesaj yayınladı.

Videolu mesajını sosyal medya hesabından “Bu ateş 28 yıldır sönmüyor, enkazı kimse kaldırmıyor…” ifadeleriyle paylaşan Kılıçdaroğlu, “Madımak’ın ateşi 28 yıldır sönmüyor. 35 kişi katledildi. Aydınlarımızı, sanatçılarımızı, otel görevlilerimizi kaybettik. Yıllar geçiyor ama bu enkazı hala kimse ortadan kaldırmıyor” dedi.

“Aslında bu katliamın tedavisi ihmal edilmiş iltihapların sonucuydu ve maalesef bu iltihaplar bugün bile hala temizlenmiş değil” diyen Kılıçdaroğu, mesajının devamında katliamla yüzleşilmesi gerektiğini ifade ederek “Gelecek nesillere daha güzel, demokrat, farklılıkları seven bir Türkiye bırakmamız bizim sorumluluğumuz” dedi.

Neler yaşanmıştı?

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin en karanlık katliamlarından biri yaşandı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında 1 Temmuz’da kente gelen sivil toplum kuruluşlarından temsilciler, şair, yazar ve halk ozanlarının da aralarında bulunduğu sanatçılar Madımak Oteli’ne yerleşti.

Etkinlikler öncesinde kentte el altından “Müslüman kamuoyuna” başlıklı bildiriler dağıtılmaya, yerel basında “Müslüman mahallesinde salganyoz satılıyor” manşetleriyle halk kışkırtılmaya başlandı. En büyük tepki ise,  Aydınlık Gazetesi’nde Salman Rüşdi’ye ait “Şeytan Ayetleri” kitabını yayınlatan, yazar Aziz Nesin’di.

2 Temmuz günü Cuma namazı sonrası başlayan olaylarda kalabalık bir grup,  Cumhuriyet karşıtı sloganlar atarak Hükümet Binası’na doğru yürüyüşe geçti. Dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in çevre illerden istediği askeri kuvvet ise bir türlü kente gelmedi.

Asker desteği gelmedi

Katliama ilişkin polisin düzenlediği olay tutanağında talep edilmesine karşın 20 kişi dışında askeri kuvvetin desteğe gelmediği vurgulandı. Saldırganlar dağıtıldıktan sonra Madımak Oteli’nden 93 kişi çıkarıldı, bunlardan aralarında Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin, Asım Bezirci, Edibe Sulari ve Asaf Koçak gibi aydın ve sanatçılar ile 12 yaşındaki Koray Kaya ve 15 yaşındaki Menekşe Kaya’nın da bulunduğu 35 kişi hayatını kaybetti.

Devlet seyretti

Dönemin iktidarındaki SHP-DYP koalisyonunun lideri Tansu Çiller, katliamın ardından “Çok şükür, dışarıdaki vatandaşlarımızdan zarar gören olmamıştır” dedi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise olayın münferit olduğunu ve “Alevi-Sünni çatışmasına dönüşmemiş olmasını” vurguladı: “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş… Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır… Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.”

İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ise Aziz Nesin’i hedef gösterdi: “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir”

Madımak Oteli ise önce kebapçı yapıldı, ardından tepkiler üzerine Sivas Bilim ve Kültür Merkezi haline getirildi. Merkezde, saldırıya uğrayan kişilerle birlikte iki saldırganın da fotoğraflarının hayatını kaybedenler arasında yer alması, mağdur ailelerin büyük tepkisine neden oldu.

Davada ne oldu?

Katliama ilişkin yalnızca 124 kişi hakkında arasında dava açıldı. Uzun süren yargılamalar sonucunda 33 sanık idam cezası, 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı. İdam cezasının kaldırılmasıyla birlikte 33 sanığın cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. Katliam sanıklarının avukatlığını ise bugün AKP’de siyaset yapan birçok kişi üstlendi.

Yargı, “insanlığa karşı suç”u kabul etmedi

Arasında Belediye Meclis Üyesi ve Aziz Nesin kurtarılırken ona saldıran Cafer Erçakmak’ın bulunduğu firari beş sanığın davası ise 2012’de zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Mahkeme, katliamın insanlığa karşı suç olduğuna ilişkin müştekilerin talebini kabul etmedi. Dava sürecinde aranan sanıkların evlendiği, askere gittiği, belediyede işe girdiği ortaya çıktı.

Halen, firari üç sanık hakkında açılan dava Ankara’da devam ediyor.

Sıcaklığın 50 dereceye çıktığı Kanada’da yangın: Bir köy yok oldu

Hafta başından bu yana sıcak hava dalgası nedeniyle rekor derecede sıcaklıklara tanık olan Kanada’nın British Columbia eyaletindeki bir köy çıkan yangın nedeniyle küle döndü.

Art arda rekor sıcaklık ve sıcaklığa bağlı ölüm haberlerinin geldiği eyalette son olarak 49.6 derece sıcaklık kaydedilmişti. İnsanlar sıcak dalgasının etkisinin azalmasını beklerken orman yangını meydana geldi.

Tahliye emri için zaman olmadı

Vancouver’ın 153 kilometre doğusunda çıkan orman yangını o kadar hızlı bir şekilde ilerledi ki yetkililerin tahliye emri vermek için zamanı dahi olmadı.

The Guardian’ın haberine göre Lytton isimli köyde yaşayanlar vadiyi kaplayan siyah dumanı görünce taşıyabilecekleri mallarını alarak alandan kaçtı. Köydeki binaların çoğu saatler içerisinde alevlere teslim oldu.

‘Hepimiz şoktayız’

Stein Valley Nlakapamux okulunda yönetici olan Edith Loring-Kuhanga, Facebook’ta yaptığı bir açıklamada “Zavallı küçük kasabamız Lytton gitti” yazdı.

Bavulunu, yastığını ve bilgisayar kasasını alarak kaçtığını belirten okul yöneticisi yangının ulaştığı alandan gelen yüksek sesli patlamaya rağmen çantasını almak için geri evine koştuğunu söyledi.

Köyde ne elektriğin ne de internetin olduğunu belirten Loring-Kuhanga, “Herkes birilerine ulaşmaya çalışıyordu. Bu çok yıkıcı ve hepimiz şoktayız. Topluluk üyelerimiz her şeyini kaybetti” yazdı.

‘Anahtarı neden aldığımı bilmiyorum’

Yangın 250 kişinin yaşadığı köydeki evlerin büyük bir bölümünü küle çevirdi. Kanada basınına demeç veren köy sakinlerinden Jean McKay, kendisinin de kızının da çok ağladığını söyledi.

Toplayabildiğini toplayıp evi terk ettiğini belirten McKay, “Anahtarı neden aldığımı bile bilmiyorum. Döndüğümüzde bir evimiz olmayabilir” ifadelerini kullandı.

Sıcaktan en az 486 kişi öldü

Sıcak dalgası etkisini azaltırken geride korkunç bir bilanço bırakıyor. Eyalette orman yangınları dışında sıcağa bağlı birçok ölüm de yaşandı. Yetkililer çarşamba günü yaptığı açıklamada en az 486 ani ölüm yaşandığını söyledi.

Yapılan açıklamada tam olarak kaç kişinin sıcaktan öldüğünü tespit edemediklerini ancak ölüm sayısının ilerleyen günlerde de artmasını tahmin ettikleri belirtildi.

Beş günlük süre içinde ölenlerin çoğu, yalnız yaşayan ve sıcak ve iyi havalandırılmayan konutlarda bulunan yaşlılardı.

Vonvouver’da kurulan serinleme merkezi. Fotoğraf: Amanda Cowan/ The Columbian

Aşırı hava olayları yaygınlaşacak

İklim bilimciler ise hem Kanada’da hem de ABD’de yaşanan ekstrem sıcaklıkların iklim kriziyle ilişkisine dikkat çekerek hükümetlere artan iklim acil durumuyla mücadele çabalarını artırma çağrısında bulundu.

Uzmanlar, iklim krizi küresel sıcaklıkları daha da yükseltirken, kuzey Sibirya’dan Avrupa’ya, Asya’dan Avustralya’ya kadar tüm toplumların daha aşırı hava olaylarına hazırlanmaları gerektiğini söylüyor.

‘Hiçbir yer güvenli değil’

Birleşik Krallık eski baş bilim danışmanı Sir David King, “Hiçbir yer güvenli değil. British Columbia’daki sıcaklığın 48-49 dereceye çıkacağını kim tahmin edebilirdi?” diye sordu.

The Guardian’a açıklama yapan King, “Riskler çok uzun zamandır biliniyordu ve biz harekete geçmedik.  Şimdi sorunu yönetmek için çok dar bir zaman çizelgemiz var” ifadelerini kullandı.

Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nde atmosfer bilimi profesörü ve Yeni İklim Savaşı’nın yazarı Michael Mann ise gezegen ısındıkça bu tür tehlikeli hava olaylarının daha yaygın hale geleceğini söyledi.

‘Tahmin edilenden çok daha ciddi’

Mann, “Bunu çok ciddiye almalıyız… Gezegeni ısıtırsanız, aşırı sıcakların görülme sıklığının arttığını göreceksiniz” dedi. İklimin Kuzey Kutbu’ndaki dramatik ısınma nedeniyle iyice istikrarsızlaştığını belirten profesör, mevcut iklim modellerinin olup bitenin ölçeğini yakalayamadığını söyledi.

Yaşanan iklim felaketlerinin tahmin edilenlerden çok daha ağır bir şekilde seyrettiğini belirten Mann, “İklim modelleri, iklim değişikliğinin şu anda batıda tanık olduğumuz benzeri görülmemiş sıcak hava dalgası gibi olaylar üzerindeki etkisini gerçekten hafife alıyor” görüşünü paylaştı.

 

ABD Dini Özgürlükler Raporu: Türkiye’de dini azınlıklar hak ihlaline uğruyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2020 yılı Dini Özgürlükler Raporu’nu yayınladı. 200 ülke ve bölgedeki durumun değerlendirildiği raporun Türkiye bölümünde, Müslüman olmayan dini azınlıkların ibadetlerini yerine getirmede sorunlarla karşılaştığı, ayrımcı ve nefret dilinin hedefi haline gelebildikleri vurgulandı.

Türkiye’deki dini gruplara dair rakamsal verilerin yer aldığı raporda, Türkiye nüfusunun 99’unun Müslüman olduğu ve bunun yaklaşık yüzde 77,5’inin Sünni, Hanefi mezhebine mensup olduğu belirtildi. Alevilerin toplam nüfusun yüzde 25 ila 31’ini oluşturduğu, Gayrimüslim dini grupların, çoğunlukla İstanbul’da ve diğer büyük şehirler ile güneydoğuda toplandığı ifade edildi. Buna göre, net olmamakla birlikte Türkiye’de yaklaşık 90 bin Ermeni Apostolik Ortodoks Hristiyan, 25 bin Roma Katolik ve 16 bin Musevi, 25 bin Süryani Ortodoks 15 bin Rus Ortodoks Hristiyan ile 10 bin Bahai’nin bulunduğu bilgisi verildi.

En geniş yer Ayasofya’nın

Raporda, Türkiye’deki dini azınlıkların karşı karşıya kaldığı ayrımcılıklar ve hak ihlalleri medyaya yansıyan haberlerle ortaya kondu. Raporda Diyanet’in Heybeliada bulunan tarihi bir sanatoryumu İslami eğitim merkezi kurmak amacıyla devralırken, Müslüman olmayan dini grupların ülke içinde din adamı eğitmelerine kısıtlama getirdiği belirtildi. Ayasofya’nın müzeden camiye dönüştürülmesine geniş yer verilen raporda Kariye Müzesi’nin de cami olarak açılmasının gündemde olduğunun altı çizildi.

Şimoni-Hürmüz Diril.

Nefret saldırıları cezasız kalıyor

20 Mart tarafından eşiyle beraber kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Keldani Kilisesi papazının annesi Şimoni Diril ve Hürmüz Diril’den aylarca haber alınamadığı, Şimoni Diril’in cansız bedenine ulaşılırken baba Hürmüz Diril hala kayıp olduğu hatırlatılan raporda, dini azınlık mensuplarına yönelik ayrımcılık, şiddet ve hak ihlalleri arasında A Haber’de yer alan “Joe Biden kimdir, Yahudi mi?” başlıklı makale örnek olarak gösterildi.

Raporda yer alan diğer örnekler şöyle:

  • Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yıldız, Arnavutköy Cumhuriyet Ortaokulu’ndan bir öğretmenin, Alevilerin yaptığı yemeğin yenmemesi gerektiğini açıklaması; sonrasında da bir kimse Alevi elinden yemek yemişse bu durumu imama danışması gerektiğini söylemesi üzerine 2018 yılında suç duyurusunda bulundu. Şüpheli, iddia edilen sözleri kendisinin söylediğini kabul etti ve okulla ilişiği kesildi. Ancak savcılık, öğretmenin bu eylemlerinde “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkmamış olmasından sebep” kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
  • Ekim ayında kimliği bilinmeyen kişiler, Bursa’daki bir Alevi kuruluşu olan Pir Sultan Abdal Derneği Başkanının evinin kapısına ‘Ölüm vaktin geldi’ şeklinde bir not bıraktılar. Soruşturma halen devam ediyor.
  • Bazı haber kaynakları, Yahudileri ilgilendiren komplo teorileri yayınladılar ve Covid-19’un çıkması ve yayılması ile ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan ötürü Yahudileri suçladılar.
  • Yeni Akit gazetesinde yayınlanan bir okur mektubunda İstanbul’da ikamet eden Yahudilerin, sokak köpeklerini Müslümanları ısırması için eğittiği belirtilerek Yahudilere yönelik tarihi kan iftirası suçlamaları yinelendi…

Raporun tamamı için tıklayın.

11 liman yönetim kuruluna yeni atamalar: Stilist, eski AKP vekilleri, belediye başkanları

Türkiye Denizcilik İşletmeleri‘ne bağlı olan ve özelleştirilen limanların yönetimine, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca atanan yönetim kurulu üyelerinin son listesi TBMM KİT Komisyonu’na gönderildi.

2016 yılından bu yana yapılan atamalarda bu yıl, 11 limanın yönetim kuruluna bir stilist, dört AKP eski milletvekili, belediye başkan adayı veya ilçe başkanı, iki Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdür Yardımcısı, bir Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanı ve üç kamu görevlisi getirildi.

Sözcü gazetesinin haberine göre Alidaş Alanya Liman İşletmeleri yönetim kurulu üyelilerinden biri stilist (moda giysi tasarımcısı) Esma Ataç Beki.  Toplumsal Gelişim Merkezi Eğitim ve Sosyal Dayanışma Derneği Ankara Şube Başkanı da olan Ataç’ın mesleği listede, “İş kadını” olarak yer alıyor.

‘Atananların hiçbirinin denizcilikle ilgisi yok’

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, TBMM KİT Komisyonu toplantısında da bugün itibarıyla limanlarda görevli yönetim kurulu (YK) üyelerinin isimlerini istedi.

Genel Müdürlük de dün Sertel’e yazılı olarak cevap gönderdi. Sertel listedeki isimlerin hiçbirinin denizcilikle ilgisi olmadığını belirterek, “Yandaşlar yönetim kurulu üyesi yapılmış. Bu görevler, özelleştirilen limanlarda Denizcilik İşletmelerinin haklarını koruyup gözetmek için değil, o kişilere ek ücret sağlamak için verilmiş. Nerede kaldı liyakat” dedi.

Limanlara atanan yönetim kurulu üyeleri

  • Hopa Limanı: AKP eski Milletvekili Necip Kalkan
  • Trabzon Limanı: AKP eski Milletvekili Hüseyin Özbakır
  • Sinop Limanı: AKP Güngören Belediye Başkan adayı Haşim Taşkıran
  • Rize Limanı: AKP Bakırköy eski İlçe Başkanı Mahmut Gürcan
  • Alanya Limanı: İş kadını stilist Esma Ataç Beki
  • Marmaris Limanı: Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Aydın
  • Ege Limanı: Cbşk Özel Kalem Müdür Yardımcısı Recep Çevik
  • Çeşme Limanı: Milli Saraylar İdaresi Başkanı Yasin Yıldız
  • Dikili Limanı: Özelleştirme İdaresi Proje Grup Başkanı Mehmet Kara
  • Antalya Limanı: Özelleştirme İdaresi Hukuk Müşaviri Mehmet Kılcı
  • Giresun Limanı: Hazine-Maliye Bakanlığı Genel Müdür Yrd. Ali Mercan Aydın.

 

İçişleri Bakanlığı’ndan itiraf: Yeşiller Partisi’nin kuruluş sürecini bekletiyoruz

Kuruluşları İçişleri Bakanlığı gerekli evrakları teslim etmediği için dokuz ayı aşkın bir süredir hukuksuz bir şekilde engellenen Yeşiller Partisi, Ankara’daki İçişleri Bakanlığı’nı ziyaret etti.

Yapılan görüşmede İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Yeşiller Partisi’nin hem Bakanlığı hem de Bakanlık görevlilerini dava etmiş olmasını gerekçe göstererek kuruluşunu beklettiklerini söyledi.

Böylece partinin kuruluşunun hukuka aykırı ve keyfi bir şekilde engellendiği Bakanlık tarafından doğrulanmış oldu.

Yeşiller konuyu yargıya taşımıştı

Yeşiller Partisi kuruluşlarını bildirmek amacıyla 21 Eylül’de Siyasi Partiler Kanunu’nun 8’inci Maddesi’nde talep edilen belgeleri İçişleri Bakanlığı’na teslim etmişti.

Ancak İçişleri Bakanlığı “alındı belgesi” vermeyerek partinin tüzel kişilik kazanmasını sekteye uğrattı.  Partinin kurucu üyeleri ve avukatlarının defalarca telefonla ve bakanlık binasına giderek yetkililerle görüşme talebi, CİMER üzerinden yaptığı başvuru ve resmi yazışmalar yanıtsız kaldı.

Bu gelişmelerin ardından Yeşiller Partisi durumu yargıya taşıdı. İdari Mahkeme’de açılan davanın reddedilmesi sonrası parti Asliye Mahkemesi’ne yönlendirildi. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı’nda görevli iki bürokrat hakkında da “görevi ihmal” suçlamasıyla suç duyurusunda bulunuldu. Parti, buna karşı verilen takipsizlik kararına da yine itiraz etti.

Yeşiller Partisi: Kabul etmiyoruz

Bakanlık tarafından yapılan itirafın üzerine açıklama yapan Yeşiller Partisi, “Defalarca denenmesine rağmen, soruları ve bilgi alma çabaları yanıtsız bırakılan bir partinin kuruluşu, en temel demokratik haklarından biri olan örgütlenme hakkı, tamamen dava süreçleri bahane edilerek askıya alınmaya, yok sayılmaya, mücadelesi zayıflatılmaya çalışılıyor” dedi.

Açıklamada “Türkiye’nin ekoloji temelli siyaset anlayışının kurumsallaşmasına en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde Yeşiller Partisi’nin kuruluşunun bizzat devlet eliyle engellenmesi kabul edilemez!” ifadeleri kullanıldı ve bu hak ihlaline ve bu antidemokratik tavra karşı mücadelenin devam edeceği belirtildi.

Yeşiller Partisi tarafından başlatılan ve şu ana kadar yaklaşık 3 bin kişinin imzacı olduğu imza kampanyası da bulunuyor.

İkinci Trump vakası: Brezilya lideri Bolsonaro, ‘Hile olursa görevi devretmem’ dedi

Brezilya‘nın aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, gelecek yıl ekim ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerine ilişkin açıklamada “Hile yapılırsa görevi devretmeyeceğim” dedi.

Bolsonaro’nun açıklamaları, aşırı sağcı liderin gelecek yıl seçim sonucunu kabul etmeyeceğine dair endişeler doğurdu. Bolsonaro’nun karşısında gelecek yıl eski solcu Devlet Başkanı Luiz Inacıo Lula de Silva‘nın olması bekleniyor. Anketler de Lula’nın önde olduğunu gösteriyor.

Bolsonaro’nun sözleri, bu yıl kaybettiği seçimde kanıtsız bir şekilde hile yapıldığını öne süren eski ABD Başkanı Donald Trump‘ı hatırlattı.

Temmuz ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.

Peki temmuz ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Yeşil Düşünce tarafından yapılan paylaşımda “Doğa ile uyumlu evrimleşen bedenlerimiz, doğanın sundukları ile daha iyi çalışır” ifadeleri kullanıldı.

Temmuz ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?
Temmuz ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Doğayı ve doğal olanı korumak için

Doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdaya ulaşmak, sağlıklı olmak, yerel küçük üreticileri desteklemek, evinizin ekonomisini korumak ve karbon ayak izini düşürmek için mevsiminde beslenmek en basit çözüm.

Ayrıca, mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.

Temmuz ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

  • Salatalık
  • Bezelye
  • Kabak
  • Patlıcan
  • Domates
  • Taze fasulye
  • Sivri biber
  • Dolmalık biber
  • Semizotu
  • Dereotu
  • Kuzu ıspanak
  • Şeftali
  • Kayısı
  • Vişne
  • Ahududu
  • Karpuz
  • Kavun
  • Sarı erik

Taksit sayılarında değişiklik: Kredi taksit süresi düşürüldü

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu‘nun (BDDK) kredi kartı taksit sayılarıyla ilgili yeni düzenleme yaptığını duyurdu.

Kurum tarafından yapılan açıklamada, kredi kartlarında taksitlendirme sürelerinin, basılı ve külçe halinde olmayan kuyumla ilgili harcamalarda altı aydan üç aya, mobilya ve elektrikli eşya alımlarında 12 aydan dokuz aya indirildiği belirtildi.

Yeni değişiklikler

Resmi Gazete‘de yayımlanan yönetmeliğe göre, mal veya hizmet satışı sonrası belli bir ücret karşılığı borcun taksitlendirilmesi veya ödemenin ertelendiği dönemler de dahil, kıymetli evrak düzenlenerek veya düzenlenmeksizin yapılan konut satışı haricindeki taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme süresi 12 ayı geçemeyecek.

Bunun yanında yeni yönetmeliğe göre, mobilya satışlarında dokuz ay, hava yolları, seyahat acenteleri ve konaklama ile ilgili yurt içine ilişkin harcamalarda 18 ay, video, kamera ve ses sistemi gibi elektronik eşya satışlarında dört ay, tablet bilgisayar satışlarında altı ay, fiyatı 5 bin TL’nin altında olan televizyon satışlarında dokuz ay, 5 bin TL ve bu üzerinde fiyata sahip olan televizyon satışlarında ise dört ay taksitlendirme yapılabilecek.

Taşıt alımlarındaki kredi vadelerinde değişiklik

BDDK, taşır alımlarında kredi vadelerinde de değişikliğe gitti.. Buna göre, fatura değeri 120 bin TL ve altında olan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde vade 60 yerine 48 ay oldu.

Fatura değeri 120 bin TL’nin üzerinde olup 300 bin TL’nin üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde vade sınırı 48 aydan 36 aya indirildi.

Fatura değeri 300 bin TL’nin üzerinde olup 750 bin liranın üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde de vade 36 ay yerine 24 ay oldu.

1 Temmuz’da sokaklarda isyan vardı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla gece yarısı yayınlanan bir kararname ile çıkma kararı verilen ve 1 Temmuz tarihinde feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğini belirten kadınlar ve LGBTİ+’lar Türkiye’nin dört bir yanında eylemdeydi.

Ankara‘da bir araya gelen kadınlar ve LGBTİ+’lar Sakarya Caddesi‘ne sloganlar eşliğinde giriş yaptı.  Çok sayıda polisin de yer aldığı eylemde kadınlar basın açıklaması okudu.

‘Hayatlarımızı savunmaktan vazgeçmedik’

Kadınlar  açıklamada “Bu ülkede kadınlar kaybediliyor, katlediliyor, hapsediliyor. Erkek devlet ve erkek yargı faillerine cesaret veriyor. Ancak kadınlar hayatın her alanındaki cinsiyetçiliğe, baskıya, şiddete ve eşitsizliğe karşı haklarını ve hayatlarını savunmaktan vazgeçmedi, vazgeçmeyecek!” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilmeyeceği belirtilen açıklamada “Erkek-devlet tüm mekanizmalarıyla hayatlarımıza saldırsa ve İstanbul Sözleşmesini feshetse de biz kadınlar var olduğumuz her yerde İstanbul Sözleşmesini uygulatacağız! Bu yüzden bu fesih kararı bizler için yok hükmündedir!” denildi.

Açıklamada “Bugün ülkenin her yerinde kadınlar ve LGBTİ+’lar İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmediklerini haykırmak için sokakta. Bizler bugüne kadarki tüm haklarımızı sokakta mücadele ederek kazandık ve hiçbirinden vazgeçmeye niyetimiz yok” ifadeleri kullanıldı.

‘Mücadele bize korku onlara’

İzmir’deki kadınlar Alsancak Meydanı‘nda bir araya geldi. Polis alanı abluka altına aldı. Sloganlar eşliğinde gerçekleştirilen eylemde açıklama yapan kadınlar “Mücadele bize düşer, korku onlara.. Dayanışma bize düşer, yalnızlık onlara. Bizlere her sokak mücadele, bizlere her sokak dayanışma. Korku imparatorları titresinler, sözleşmeyi biz kazandık onu koruyacak ve yaşatacak olanlar da bizleriz!” dedi.

Kadınlar basın açıklamasının ardından polis engellemesine rağmen sloganlar eşliğinde Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştirdi. Kadınlar yürüyüşü alkışlar, sloganlar ve müzik eşliğinde gerçekleştirdi.

‘Dünya tersine dönse de vazgeçmiyoruz’

Mersin‘deki kadınların buluşma noktası ise Kushimoto Sokağı oldu. “Dünya tersine dönse İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” diyen kadınlar alanda dans etti, sloganlar attı.

Çanakkale’de yürüyüşe polis müdahalesi

Çanakkale İstanbul Sözleşmesi İnisiyatifi‘nin çağrısıyla bir araya gelen kadınların Bankalar Caddesi’nde yürümesine ise polis tarafından müdahale edildi.

Kadınlar polise “Kadınlara değil katillere barikat” sloganlarıyla tepki gösterdi. Yürüyüş İskele Meydanı istikametinde devam etti.

‘Erkek adalet değil gerçek adalet’

Eskişehir‘deki kadınlar ise “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz” pankartı arkasında bir araya geldi. Yüzlerce kadının katıldığı eylemde yürüyüş düzenlendi.

Kadınlar “Erkek adalet değil gerçek adaleti alana kadar buradayız, alandayız, isyandayız” ifadelerini kullandı.

‘Değiştirecek gücümüz var’

Muğla‘da ise Bodrum Kadın Kollektifi, Muğla Kadın Platformu ve HDP Muğla Kadın İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için alanlardaydı.

Kadınlar “Yaşam haklarımızı koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz”, “Söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var” yazılı pankartlar açtı.