Ana Sayfa Blog Sayfa 1383

Selahattin Demirtaş’tan çağrı: Aşınızı mutlaka yaptırın

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, koronavirüs aşılama oranlarının düşük olduğu Kürt illerinde yaşayanlara seslendi.

Aşı olmaktan endişe duyanlara çağrıda bulunan Demirtaş, “Bilime güvenin” ifadelerini kullandı.

‘Aşınızı mutlaka yaptırın’

Selahattin Demirtaş, avukatı aracılığıyla sosyal medya hesabından bir çağrı yaptı. Demirtaş, çağrısında aşı olmaktan endişe duyanlara şöyle seslendi:

Özellikle bazı şehirlerimizde aşı olma oranı çok düşükmüş. Aşı olmaktan endişe duyan tüm halkımızdan özel ricamdır, așınızı mutlaka yaptırın. Söylentilere inanmayın, bilime güvenin.”

Daha önce de Kürt illerinde aşılama oranının genel aşılama oranının yarısından daha az olduğu ifade edilmişti.

İkizdere direnişçilerinden temsili temel atma töreni: Bakanın sözü yerde kalmasın

Cengiz İnşaat tarafından yapılmak istenen liman projesine hammadde temini için Rize’nin İkizdere İlçesi’ndeki Eskencidere Vadisi’nde açılmak istenen taş ocağına karşı bölge halkının direnişi devam ederken, temsili bir temel atma töreni de gerçekleşti.

Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu, İkizdere’de 60 gün içerisinde ÇAYKUR‘a ait bir çay fabrikası kurulacağını dair söz vermişti. Ancak, 60 gün geçmesine rağmen İkizdere’de henüz bir çalışma gerçekleşmedi. İkizdere halkı da bunun üzerine harekete geçti.

‘Bakanın sözü yerde kalmasın’

Temsili temel atma töreninde konuşan İkizdere direnişçilerinden Ali Akyıldız, bakanın sözlerini hatırlatarak şu açıklamayı yaptı:

Direnişimizin 13. günü İkizdere ilçemize gelip İkizdere Kültür Merkezi’nde İkizderelilere söz veren Bakan aynen şunu söylemiştir: ’60 gün sonra İkizdere’de çay fabrikasının temelini atacağız.’

Bugün 60. gün. Bugün İkizdere’de ne Bakan var ne çay fabrikası var ne de temel var. Biz İkizdere direnişçileri olarak Bakanın sözü yerde kalmasın diye temsilen çay fabrikasının temelini burada atıyoruz. Tüm İkizdere halkına, İkizdere’de çay üreticilerine hayırlı, uğurlu olsun.”

Ayılar yuvalarını arıyor

Öte yandan, bölgede taş ocağı çalışmaları da tüm hızıyla sürürken, doğaya yapılan katliam da kayıt altında tutulmaya devam ediyor.
Ali Akyıldız tarafından çekilen bir videoda, yuvasını kaybeden bir ayının yuvasını arama görüntüleri kameraya yansıdı.

Batman’daki susuzluk İsa Ülke’yi öldürdü

Yaklaşık 20 gündür suların kesik olduğu Batman’ın Zilan Köyü’nde yıkanmak için girdiği kanalda boğulma tehlikesi geçiren ve hastaneye kaldırılan 16 yaşındaki İsa Ülke hayatını kaybetti.

İsa Ülke’nin babası Nuri Ülke, oğlunun çalıştıktan sonra kanala yıkanmak için gittiğini belirterek, “Burada boğulma tehlikesi geçirdiği için hastaneye kaldırıldı ve yaklaşık 5-6 saat sonra hayatını kaybetti. Köyde elektrikler, sular en az 20 gündür kesik. Allah’a havale ediyoruz” tepkisini gösterdi.

‘Dokuz köye su verilmiyor’

Konuyla ilgili TELE1’e konuşan CHP Batman İl Başkan Hüseyin Yaşar, “Dokuz köyümüze su verilmiyor. Pandemi döneminde insanları cezalandırıyorlar. Köylülerin borcu var ve bunu ödeyemiyorlar. Yetkililerle görüştük. Depolardan köye verilen bir su var. Elektriği kesildiği için bu depodan su alınamıyor” dedi.

Köylülerin de derelerden ve su kuyularından ihtiyaçlarını karşıladığını belirten Yaşar, “İsa Ülke adlı genç de kanaldan su almaya çalışırken düşüp boğulma tehlikesi geçiriyor ve hastanede yaşamını yitiriyor” ifadelerini kullandı.

Meclis’e soru önergesi verildi

HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca, Ülke’nin ölümünü Meclis gündemine taşıdı. Konuyla ilgili TBMM Başkanlığı’na İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Uca, şu soruları sordu:

  • Yıllardır çocukların ölümüne sebep olan sulama kanallarında herhangi bir önlem neden alınmamaktadır?
  • İsa Ülke’nin ölümüne de sebep olan su kesintileri ve sulama kanalının etrafında bir koruma sistemi yapılmamasının sorumlusu ya da sorumluları kimlerdir? Sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır ya da başlatılacak mıdır?
  • Su sıkıntısına neden olan elektrik kesintileri ile ilgili DEDAŞ’la bir görüşmeniz olmuş mudur? Olduysa sorunun giderilmesi ve tekrarlanmaması için hangi adımlar atılacaktır?
  • Kürt kentlerinin susuz bırakılması bilinçli uygulanan bir politika mıdır? Değilse, insanların hayatına mal olan bu ihmalin sebebi nedir?
  • Sulama kanalları ve su kesintileriyle ilgili verdiğimiz önergelere neden yanıt verilmemektedir?
  • Batman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Siirt ve Şırnak’ta tek enerji sağlayıcısı konumunda olan DEDAŞ’ın su sıkıntılarına sebep olan elektrik kesintileriyle ilgili son beş yılda Bakanlığınıza intikal eden başvuru sayısı kaçtır?

Sümela Manastırı’nın restorasyon atıkları dereye dökülmüş

Trabzon‘un Maçka ilçesinde beş yıl süren restorasyonunun ardından saklı kalmış mekanları ile birlikte ziyarete açılan Sümela Manastırı’nda inşaat atıklarının dere kenarına döküldüğü ortaya çıktı.

Manastıra yaklaşık 400 metre mesafede Altındere Vadisi Milli Parkı içerisine dökülen inşaat, plastik ve kiremit atıklarının bir bölümünün suya karışarak kirlilik oluşturduğu öne sürüldü.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü inceleme başlatırken, dere kenarındaki hafriyat atıkları kaldırıldı. Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Doç. Dr. Coşkun Erüz, DHA’ya yaptığı açıklamada “Böyle bir şeyin olması inanılır gibi değil” yorumunu yaptı.

Restorasyon beş yıl sürdü

Sümela Manastırı’nda, Şubat 2016’da restorasyon, çevre düzenlemesi, kayalıkların jeolojik ve jeoteknik bakımdan araştırılması ve güçlendirilmesi çalışması başlatılmıştı.

Kaya düşme riskine karşı kapatılan manastırda endüstriyel dağcılar, taş düşmelerine karşı yamaçları çelik ağlarla örüp, güçlendirdi. Restorasyon ekibi de iç alanlarda çalışma yaptı.

Fotoğraf: DHA

Çelik ağların yamaca serildiği ‘bohçalama’ sistemiyle korunan manastır, tamamlanan restorasyon çalışmalarının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı ile ziyarete açıldı.

Manastırdaki restorasyon sırasında saklı mekanlar da gün yüzüne çıkarıldı. Ana Kaya Kilisesi’nin sağında yer alan 10 şapel, çan kulesi, misafirhane, keşiş ve öğrenci odaları, mahzen ve benzeri yapılar manastır tarihinde ilk kez ziyarete açıldı.

Beş metre kalınlığında hafriyat

Doç. Dr. Coşkun Erüz, manastır yakınında yaklaşık 100 metre kadar bir alan içerisinde ciddi miktarda inşaat molozu ve hafriyat malzemesi döküldüğünü belirterek, “Kızılağaçların neredeyse 5 metre yarı beline kadar dolu bir hafriyattan bahsediyoruz. Hafriyatın içerisinde ve üzerinde ciddi miktarda inşaat molozu, her türlü plastik, kiremit, sac gibi atıkla dolu olduğunu bizatihi gözlerimle gördüm ve hayret ettim” dedi.

Bu bölgenin bir Milli Park, doğal sit alanı ve mutlak korunması gereken bir yer olduğunu belirten Erüz, “Hiçbir şekilde inşaat molozu ya da hafriyat dökme yapılabilecek bir yer değil. Burası hafriyat döküm alanı olamaz. Çöp döküm alanı asla olamaz ama dökülmüş. O yamaçlarda pislik oluştu. Böyle bir şeyin olması inanılır gibi değil” ifadelerini kullandı.

‘Adli ve idari soruşturma açılmalı’

Sorumluların bulunarak haklarında işlem yapılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Erüz, “Bilinerek yapılıyorsa hukuki olarak suç işlenmiş. Bilgi dışında yapılan bir eylemse o zaman ilgili kurumlar bunun hakkında acil olarak gerekli soruşturmayı yapıp, izinsiz bu işlemi yapanlar ve yaptıranlar hakkında gerekli adli ve idari soruşturma ve cezai işlemi mutlaka uygulaması gerekiyor” dedi.

Dr. Erüz, “Aksi durumda yakında elimizde ne doğal bir alan, ne koruma alanı, ne Milli Park, ne kültürel bir SİT’ten bahsedemeyiz. Çünkü bunları koruyoruz derken, bulunduğu peyzajı, coğrafyayı ve vadiyi kirleterek herhangi bir eseri koruyamayız ve o alanı da gerçek anlamda turizme kazandıramayız” yorumunu yaptı.

Patara’da kumların çalınmasına ilişkin tutanak tutan memur görevden alındı

Antalya’nın Kaş ilçesinde bulunan Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nden 2 bin 168 kamyon kumun satılmak üzere çalınmasıyla ilgili olayda tutanak tutan muhafaza memuru Umut Utku görevden alındı.

Kumun satılmasına yönelik iddiayı gündeme getiren Tarım Orman-İş Başkanı Şükrü Durmuş, “Kum alınarak sera sahiplerine satıldı. Zaman zaman seraları su basıyor, taban suyunu arıtmak için bu kumu kullanıyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

https://twitter.com/muzafferdmrsy/status/1414308880423788556

‘Diğer memurlar tehdit ediliyor’

Durmuş, görevli muhafaza memurlarından birinin, olayı yargı sürecine taşıyabilmek için kayıt almak isterken AKP İlçe Başkanı tarafından engellendiğini öne sürmüştü.

Bölgedeki diğer muhafaza memurlarının da “Bize karşı çıkarsanız sizin de sonunuz Umut Utku gibi olur” sözleriyle tehdit edildiğini belirten Durmuş, “Kamu gücünü kötüye kullanan Kaş Kaymakamı Şaban Arda Yazıcı hakkında Antalya Valiliği’ne, İçişleri Bakanlığı’na ve Antalya İdari Mahkemesi’ne başvurduk. Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız” dedi.

 

‘Ot gibi yaşamak’ üzerine düşünceler

Türk Dil Kurumunun internet ortamındaki sözlüğünde[1] ‘ot gibi yaşamak’ şöyle açıklanıyor: Amaçsız, beklentisiz gün geçirmek. Aynı sözlükte ‘ot’ ise, “Toprak üstündeki bölümleri odunlaşmayıp yumuşak kalan, ilkbaharda bitip bir iki mevsim sonra kuruyan küçük bitkiler.” olarak tanımlanıyor. Botanik biliminde ‘otsu bitkiler’in tanımı biraz daha farklı yapılsa da yukarıdaki tanımı doğru kabul etmememiz için önemli bir neden yok. Çok fazla kavramsal derinliğe girmeden, ben size ot ya da otsu bitki dediğimiz grup için bazı örnekler vereyim: Genellikle süs bitkisi olarak kullanılan karanfil, zambak, lale, çiğdem gibi pek çok bitki; ebegümeci, fesleğen, anason, adaçayı, madımak, kıvırcık, marul gibi mutfakta kullanılan bitkiler; arpa, buğday, çavdar, yulaf gibi tarımın başlamasında kullanılan ve insanlığın tarihini değiştiren bitkiler…

Bu liste uzayıp gider. Daha öz bir ifadeyle günlük yaşamda bizim dikkatimizi daha çok ağaç ve çalı gibi odunsu bitkiler çekse de, kentlerde bile etrafımıza dikkatlice bakarsak göreceğimiz bitkilerin çoğunluğu otsu olacaktır. Kabaca dünya üzerinde 400 bin tür bitki olduğunu biliyoruz. Bunların önemli bir bölümü otsu bitki. Otsu bitkilerin sayısı konusunda net bir bilgi verecek kaynak şimdilik bulamasam da ağaç türü sayısının 60 bin civarında olduğunu ortaya koyan çalışmalar[2] otsu bitkilerin yaklaşık sayısı hakkında da bir fikir veriyor.

İnsan özel mi?

‘Ot gibi yaşamak’ amaçsız olarak gün geçirmek olduğuna göre yaşamın bir amacı olmalı. Mı?

Tarih boyunca yüzlerce filozofun yaşamın amacı üzerine kafa yorduğunu biliyoruz. Haddimi aşmayacağımı umarak özetlemem gerekirse; yaşamın anlamı ya da amacı üzerine tanrı odaklı, ruh odaklı ve doğa odaklı yanıtlar verildiği gibi nihilistlerin yaptığı gibi yaşamı anlamlı kılacak şeyin elde edilemez olduğunu söyleyenler de olmuş. Sanırım vurgulamaya gerek yok, sözü edilen yaşam hep insan yaşamı olagelmiş.

Mevzubahis insan olunca oldukça doğal bir şekilde normal karşılanması gereken her şey farklı bir şekle bürünüyor. Şöyle söyleyeyim; denizdeki yunus, havadaki kartal ya da sokaktaki köpeğin yaşamının bir amacı var mı? Hemen herkes bu soruya “ne münasebet” diye cevap verecektir. Onlar amaçsızca yaşıyorlar, otlar gibi. Fakaaat, dedik ya söz konusu insan olunca, hemen, bin yıllara dayanan öğret(n)ilmiş önyargılar akın ediyor beynimize: “Biz insanız, biz özeliz, biz elbette kedi köpek gibi, ot ağaç gibi yaşamamalıyız. Bizim yaşamımızın mutlaka yüce bir amacı olmalı. Yoksa neden diğer tüm canlılardan çok daha özel yaratıldık/evrimleştik (hangisini seçerseniz seçin, fark etmez)?”

Birinci sapma özel olduğumuz düşüncesi. Neyimiz özel? Aklımız mı? Bir başka yazıda bu akıl konusunu da ele alacağım. Aslında özel bir aklımız yok fakat diyelim ki var, ne olmuş yani? Yarasanın çok hassas kulağı, kartalın çok hassas gözü, köpeğin çok hassas burnu var. Bizim beynimizin bazı açılardan daha hassas evrimleşmiş olması mı bizi özel yapıyor? Yoksa bazı kutsal sayılan kitapların ya da bazı inançların[3] insanın özel yaratıldığını iddia etmesi mi? Köpekten farklı mı ürüyor, sincaptan farklı mı besleniyoruz? Yaşamın aslına ilişkin bütün döngülerimiz (doğma, büyüme, üreme ve ölme) evrimin bizi aynı gruba koyduğu yoldaşlarımızla birebir aynı. Örneğin susuz yaşayabiliyor muyuz? Ya da hava olmadan? Yahut bitkiler olmasa da varlığımızı devam ettirebilir miyiz? Hayır. Bitti o halde, özel filan değiliz.

Sadece ve sadece, her farklı canlıda diğerlerinde bulunmayan bazı özellikler olduğu gibi bizde de diğerlerinde olmayan bazı özellikler var. Ama biz bu özelliklerimizi, ne yazık ki önce özel olduğumuz düşüncesini geliştirmek sonra da bu düşünceleri kalıplar halinde tüm insanların zihnine çakmak için kullanmışız. Özel değiliz ama kendi kendimizi özel olduğumuz düşüncesine inandırmışız. İşin özü bu aslında.

Yaşamın amacı

İkinci ve asıl sapma ise yaşamın amacı. Nedense hep yaşamı bir olgu kabul edip ona bir gerekçe arıyoruz. Yaşıyoruz, ama neden? Peki, ya yaşamın kendisi asıl gerekçe ise. Yani yaşamın bir amacı olması yerine yaşamın kendisinin asıl amaç olmasına ne dersiniz?

Gezegenimizin etrafında dönüp durduğu Güneş Samanyolu’ndaki milyarlarca benzer yıldızdan yalnızca biri. Dahası Samanyolu evrendeki trilyonlarca benzer galaksiden biri. İnsanlık olarak böylesine akıl almaz bir evrenin çok ama çok küçük bir noktasında var olan ve henüz bir benzerini saptayamadığımız yaşamın bir parçasıyız. Bundan daha özel ne olabilir? Bu yaşamın devamından daha yüce bir amaç olabilir mi ki, üstüne bir de bu yaşamı cepteki bir olgu olarak alıp ona gerekçeler uydurmaya çalışıyoruz. Yaşamın kendisinden daha büyük bir amaç olamaz, olmamalı.

Şimdi, otların yaşamına bir de bu pencereden bakın bakalım. Çoğu tek yıllık. Baharda tohumlar yeşeriyor. Gelişip serpiliyorlar. Kimi birkaç cm kimi birkaç m büyüyebiliyor. Sonra üremek için çiçek açıyorlar. Yazın, bazen sonbahara doğru çiçekler tohuma dönüşüyor. Bitki kışa doğar tamamen ölüyor ama yeni bir yaşam taşıyan tohumlar kış soğuklarını toprağın bağrında geçirip baharda yeni bir bitki haline dönüşüyor. Her yıl, ilk otsu bitkilerin evrimleşmesinden bu yana geçen yüz milyonlarca yıl boyunca, onlar bunu yaparak yaşama hizmet ediyor. Başka bir şeye değil. Çünkü onların aklındaki[4] en yüce amaç yaşamın kendisi.

Ya biz, yani insan? Homo sapiens olarak belki 200-300 bin yıldır varız. Tarım yapmayı 10 bin yıl önce öğrendik. Devletler kurduk, ülkeler inşa ettik, savaşlar yaptık, inanç sistemleri geliştirdik. Derken bilim, felsefe, teknoloji… Bütün bu süreçte hep şunu sorduk kendi kendimize; “Neden yaşıyoruz? Neden varız?” Bu soruyu sora sora, bildiğimiz kadarıyla koca evrende tek olan, benzeri olmayan bir yaşamı (gezegenin tamamını tek bir canlı olarak, tek bir yaşam olarak düşünebiliriz)[5] bitme noktasına getirdik ve hâlâ çok büyük çoğunluğumuz aynı soruyu sorarak yaşamı hem kendimize hem de tüm canlılara zehrediyoruz.

Yaşamın bir amacı yok; yaşam bizatihi amacın kendisi. Bu amaca hizmet etmek istiyorsak ot gibi yaşamayı öğrenmeliyiz. Bunca kültürel koşullanmadan sonra ‘ha’ deyince olacak bir iş değil, biliyorum. Ama bu yönde bir sosyo-ekolojik dönüşümü başlatmamamızın hiçbir akılcı gerekçesinin olamayacağını da görmezden gelemeyiz. Yaşamak istiyorsak, ot gibi yaşamayı öğrenmeye başlamalıyız. Hem de hemen, şimdi. Yarın geç olacak bile diyemiyorum, çünkü yarın hiç olmayacak!

*

[1] sozluk.gov.tr
[2] Beech, E., Rivers, M., Oldfield, S., Smith, PP. 2017. GlobalTreeSearch: The first complete databse of tree species and country distributions. https://doi.org/10.1080/10549811.2017.1310049
[3] Benim herhangi bir dinsel inancım yok. Ama olsa da fark etmez. Çünkü dine dayalı düşünme sistemi bambaşka bir iş; ben, inancım olsa da dinden bağımsız düşünmek zorunda olan biriyim.
[4] Dediğim gibi bitki aklını bir başka yazıda ele alacağım. Şimdilik sadece bitkilerin de akıllı canlılar olduğunu bilmeniz yeter. En azından ben böyle düşünüyorum.
[5] Evrenin başka yerlerinde de yaşam olabilir. Ama şu ana kadar dünya dışında bir yaşamın kanıtına ulaşamadık.

Florida manatileri, toksik atıklar yüzünden rekor düzeyde ölüyor

ABD‘nin Florida eyaletinde yaşayan manati (deniz ayısı) nüfusunun yüzde 10’undan fazlası, yılın başından bu yana yaşamını yitirdi. Bu, 2020’deki toplam ölüm sayısını çoktan aşmış durumda. Hayvanların ölüm nedeni ise, okyanusa bırakılan toksik atıkların, tek beslenme kaynakları deniz otlarını yok etmesine bağlı açlık. 

Florida Balık ve Yaban Hayatı Koruma Komisyonu, son raporunda 1 Ocak tarihinden itibaren en az 761 hayvanın öldüğünü belirtti. Geçen yıl meydana gelen tüm ölümlerin sayısı ise 637 idi. Bu hızla, 2021 yılı ölüm toplamının, 2018’de kaydedilen 824 rekor ölümü geçmesi ve son beş yılın en yüksek ölüm rakamlarının gerçekleşmesi bekleniyor.

Deniz otları yok olunca açlıktan ölüyorlar

Uzmanlar, ölümlerin önemli nedenlerinden biri olarak, Florida’nın Atlantik kıyısındaki 156 millik bir haliç olan ve her yıl sıcak sularında manatilarin beslendiği Indian River Lagünü‘nde on binlerce dönüm deniz otunun yok olmasını gösteriyor.

Florida Biyolojik Çeşitlilik Merkezi direktörü Jaclyn Lopez, lagüne tarımda kullanılan gübreler, kanalizasyon atıkları ve septik sızıntılardan kaynaklanan atık akışının ve deniz otlarını öldüren alglerin artması nedeniyle su kalitesinin yıllarca kötüleştiğini söyledi. “Bütün bu kaynaklar, bölgedeki azot ve fosforun çoğalmasına  katkıda bulunuyor ve algler için bir steroid görevi görüyor” diyen Lopez, deniz otu ölümlerinin yıllardır belgelendiğini de kaydetti.

NY Times‘a konuşan Johns Nehri Su Yönetimi Bölgesi‘nden Charles Jacoby‘ye göre de deniz otunun lagündeki ayak izi 2009’dan bu yana yüzde 58 azaldı.

Florida Balık ve Yaban Hayatı Koruma Komisyonu‘ndan bir veteriner olan Martine de Wit ise “Lagün bir çöl gibi. Geçen kış, neredeyse hiçbir şey yetişmedi ve manatilerin deniz otuna bir alternatifi yok” diye konuştu.

Bölgeyi kaplayan büyük bir yosun demetinin sudaki tüm oksijeni emdiğine ve güneş ışığını kestiğine dikkati çeken Jones da suyun bulanıklaşması halinde deniz otunun öldüğünü vurguladı: “Manatiler için deniz otu yoksa, diğer türler için de yoktur. Bu hayvanların açlıktan ölüyor olması, suda çok yanlış bir şeyler olduğuna işaret ediyor.”

Atıklar ve yiyecek sıkıntısı dışında, Florida’da manatilerin ölümüne neden olan başka tehditler de bulunuyor: Soğuk havaya maruz kalma ve teknelerin çarpması. Bu yılki ölümlerin 49’u deniz taşıtlarının hayvanlara çarpması sonucunda gerçekleşti. 

‘Su ekosisteminin bahçıvanları’

Manati, büyük, yavaş hareket eden ve suda yaşayan bir memeli. Florida’nın resmi olmayan maskotu bazen deniz ineği olarak adlandırılıyor. ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi‘ne göre, Florida’da yaklaşık 6.300 denizayısı yaşıyor. Hava soğuduğunda, ılık su deşarjında ​​dinlendikleri Güney Florida‘da enerji santrallerinin yakınında toplanma eğilimi gösteriyorlar.

Tehlikedeki Türler Yasası ve Deniz Memelilerini Koruma Yasası ile korunan manatileri rahatsız ve taciz etmek de 1978’de çıkarılan bir kanunla yasaklanmış durumda.

Manatileri Kurtar Kulübü‘nün direktörü, su biyoloğu Patrick Rose, bu hayvanları “bize ekosistemin feci bir düşüş durumunda olduğunu söyleyen nöbetçi türler” olarak nitelendirdi. Manatilerin  “su ekosisteminin bahçıvanları” gibi olduğunu ve deniz otlarının daha üretken hale gelmesine yardımcı olduğunu söyleyen Rose, “Deniz otu üzerinde hafifçe otlarlar ve daha fazla büyümeyi teşvik ederek yollarına devam ederler. Böylece vatozlar ve deniz kaplumbağaları gibi diğer türlerin çimenlerle beslenmesini sağlarlar” dedi.

Yetkililer, lagün ve diğer eyalet su yollarının korunmasına yardımcı olmak için, St. Johns Nehri su bölgesinde yaşayan halkı gübreleri akıllıca kullanmaya – yalnızca çok ihtiyaç duyduğunda ve asla yağmurdan hemen önce olmamak üzere – ve mümkün olduğunda merkezi bir kanalizasyon sistemine bağlanmaya çağırdı.

Ayder Yaylası’nın ardından Uzungöl’de de otopark yapımı için kollar sıvandı

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “Ayder’i kirlettik” çıkışı ile gündeme gelen, dünyaca ünlü turizm merkezi Ayder Yaylası’ndaki otopark projesinde çalışmaları inceledi.

Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Rize Valisi Kemal Çeber, AKP Rize milletvekilleri Osman Aşkın Bak ve Muhammet Avcı, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin ve diğer yetkililerle birlikte bölgeyi ziyaret eden Kurum, projeye ilişkin açıklama yaptı.

Kurum, “Ayder’de Ayderlilerden başka kimse olmayacak. Eski haline dönüştürmek için çalışıyoruz. Çalışmalara horon ile başladık. Açılışını da horon ile yapacağız” ifadelerini kullandı. Bakan Kurum, tulum eşliğinde horon oynadı.

‘Çevre ve doğa koruma projesi’

Sonrasında gazetecilere açıklama yapan Kurum, 1732 araçlık otopark, seyir terası gibi kalemlerden oluşan projenin “çevre ve doğa koruma projesi” olduğunu öne sürdü.

Buradaki tüm doğal güzellikleri korumak, yaylayı bir dünya markası haline getirmek adına gayret gösterdiklerini iddia eden Kurum, Ayder Yaylası’nı yenileme projesini etaplar halinde yürüttüklerini ifade etti.

2022’nin ilk çeyreğinde bitecek

Kurum, ilk etapta Ayder içerisinden geçen tüm altyapıyı yenilediklerini söyleyerek, “Altyapıyı tamamlamaya müteakip apart otellerimizin inşasını gerçekleştiriyoruz. 52 odalı apart otelimiz, 76 odalı termal otelimizin inşası devam ediyor. İnşallah önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde buraların inşasını gerçekleştirmiş olacağız.” diye konuştu.

Buraya her yıl binlerce kişinin geldiğini belirten Kurum, “Bu trafik yükünden ve araçlardan dolayı bölgede gezme imkanı yok. Bu nedenle Ayder’in girişinde otopark inşaatımız var, yüzde 40 seviyelerine geldi ve önümüzdeki yılın ilk aylarında burayı tamamlayacağız” dedi.

Kurum açıklamasında “Buraya gelen vatandaşlarımız, araçlarını güvenli alana park ederek, ringlerle bölgeye gelecek ve trafik yükü olmadan Ayder’i gezecekler. Toplamda 160 yapıyı, yeni alanlara taşımak suretiyle önemli bir dönüşümü yürütüyor olacağız” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: DHA

‘Altyapı işi tamamlandı’

Ayder’de altyapı işinin de tamamlandığını belirten Kurum, “Rezerv apartları ve termal otelimizi, otoparkla birlikte önümüzdeki yıl tamamlayacağız. 2022 yılı sonunda buradaki üst yapıya ilişkin faaliyetler bitecek. Bitmesine müteakip taşınma süreci başlayacak, onu da başlattık. Vatandaşlarımızla görüşüyoruz ama yeni binalar bitmeden eski binalara ilişkin bir yıkım süreci başlatmak istemiyoruz” dedi.

Kurum, “2022 yılında binaların bitmesine müteakip imar planına uymayan binaların da kaldırma sürecini yürüteceğiz. 2023 yılında özlediğimiz Ayder’e kavuşacağız” bilgilerini paylaştı.

Uzungöl’de çalışmalar başladı

Daha sonrasında Çaykara ilçesinde bulunan ve kentin en önemli turizm bölgesi olan Uzungöl‘ü de ziyaret eden Bakan Kurum, Ayder Yaylası’nda olduğu gibi burada da ‘Çevre Doğal Koruma’ projesi yürüttüklerini ifade etti.

Hazırlanan projenin iki etabının tamamlandığını açıklayan Kurum, ilk iki etapta hazine arazisine yapılan yapıların kaldırıldığını, çevre düzenlemesi ve imar çalışması yapıldığını belirtti. 68 yapının ve fazla çıkılan katların yıkıldığını aktaran Kurum, bölgenin bütün elektrik, su, doğalgaz, kanalizasyon işlerine ilişkin alt yapı işlerinin de yapıldığını ifade etti.

Projenin üçüncü etabının çalışmalarının bu yıl başlayacağını açıklayan Kurum, “İçinde bulunduğumuz alan, gölün çevresini de kapsayan 2 kilometrelik bir güzergah. Bu güzergah üzerinde gölle, gölün hemen kenarında bulunan yol arasında hiçbir yapı kalmayacak. Bu yapıların tamamı için esnafımızla vatandaşlarımızla görüştük” dedi.

Kurum’un aktardığına göre iki kilometrelik göl kenarı güzergahında yürüyüş yolları, bisiklet yolları yapılacak.

Bin araç kapasiteli otopark

Uzungöl’de ziyaretçilerin araçlarını park edecekleri bin araç kapasiteli yaklaşık 100 milyon TL’lik yatırım değeri olan proje başlatılacak.

Kurum, “Bu proje tamamen yerin altında doğal yapıya uygun, zarar vermeyecek ve yine burada gelen turistlerin vatandaşların araçların oraya bırakacakları, araç kirliliğini ortadan kaldıracak proje olacaktır” ifadelerini kullandı.

Buradaki çevre düzenlemesi ve yapıların ortadan kaldırılarak aslına uygun hale getirilmesi otopark işiyle 150 milyon TL’yi bulan yatırım yapacakların belirten Kurum, “İmar planı çalışması tamamlandı, askıya çıkarıldı. Vatandaşla görüşerek imara uygun olmayan yapıların kaldırılması, imara aykırılıkları gidererek bu projeyi gerçekleştireceğiz. Amacımız Uzungöl’ü eski haline getirmek” dedi.

 

Adıyaman’da tütün eylemine katıldığı için gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı

Adıyaman merkezde ve Çelikhan ilçesinde, tütüne getirilen “yetki belgesi” şartına karşı düzenlenen protestoya katıldığı için gözaltına alınan 16 tütün üreticisinden 10’u sabaha karşı tutuklandı.

Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın “yetki belgesi” almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapmayı yasaklanmasına karşı Adıyaman ve ilçelerinde düzenlenen protesto eylemlerine katılan 16 tütün üreticisi gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınan kişiler Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı‘na götürülmüştü.

‘Bu mu sizin adaletiniz?’

CHP Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere, gözaltına alınan tütün üreticilerinden 10’unun tutuklandığı sosyal medya hesabından duyurdu.

Tutdere, “Adıyaman’da tütün ticaretine hapis cezası getiren yasanın yürürlüğe girmesine tepki gösteren, anayasal haklarını kullanan 10 tütün üreticisi anayasa ve kanuna aykırı olarak, keyfi bir kararla tutuklandılar. Yabancı çiftçiye ödül, yerli çiftçiye hapis. Bu mu sizin adaletiniz?” diye sordu.

Tutdere’nin aktardığına göre tutuklanan çiftçilere “toplantı ve gösteri yasasına muhalefet etmek” ve “suç işlemeye azmettirmek” suçlamaları yöneltildi.

“Oysa, o çiftçiler ellerinden ekmeklerinin alınmasını protesto için yollara dökülmüştü” denilen açıklamada “AKP, sözde tutuklamayı zorlaştıran 4. yargı paketini çıkardı ama zihniyet değişmedikçe ne çıkarsanız boş. Anayasal haklarını kullandıkları için bir şafak vakti evlerinden alınan çiftçi kardeşlerimiz, yine bir şafak vakti saat 05.00’te cezaevine gönderildi” bilgileri paylaşıldı.

Bu yapılanın yasal olmadığını vurgulayan Tutdere, “Arkadaşlarımız gerekli itirazları yapacak. Bugün de TBMM’de hapis cezası getiren düzenlemenin ertelemesine yönelik bir torba yasa teklifi görüşülerek genel kurula gönderilecek. Muhtemelen iki güne yasallaşır. Ama, konunun geçici değil, kalıcı tedbirlerle çözüme kavuşturulmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakları savunucuları Ankara’da toplandı: Erdoğan’ı yasayı veto etmeye çağırdı

Dün, Ankara Ulus Meydanı’nda bir araya gelen hayvan hakları savunucuları Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde (TBMM) kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu’nu protesto etti.

Yaşam savunucuları, Mecliste kabul edilen kanunla hayvanların korunmayacağını belirtti.

Erdoğan’a veto çağrısı

Haberin Nabzı‘nda yer alan habere göre, düzenlenen eylemde konuşan Berkan Koray Yıldırım, kanunun adına da itiraz ettiklerini belirtti ve “Hayvan Hakları olarak bile geçirmekten çekindiler. Hayvanları Koruma Kanunu olarak geçirildi bu yasa” dedi.

Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı yasayı veto etmeye çağırdı ve aksi halde AKP’nin milyonlarca hayvanseverin oy kullanacağı 2023 seçimlerinden olumsuz etkileneceğini kaydetti. Hayvan hakları savunucusu, “Bir kişinin, yüz kişinin oyu değil milyonlarca hayvanseverin oyu söz konusu” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakları savunucusu Fadime Aydoğan da, Erdoğan’a yasayı veto etme çağrısında bulunup, yasanın veto edilmemesi durumunda eylem yapmaya devam edeceklerini kaydetti.

Fotoğraf: pirha.net

‘Tarım Bakanlığı’nın ekibi hak ihlallerine yetişemez’

Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Tuğba Gürsoy, artık hayvanlara yönelik hak ihlallerinde şikayetçi olunamayacağını söyleyip şu noktalara değindi:

Barolar, STK’lar, yerel hayvan koruma gönüllüleri, hayvana tecavüz vakasında, hayvanın bacakları kesildiğinde, yakıldığında, öldürüldüğünde şikayetçi olamayacak. Tarım Bakanlığı’nın ekibi bütün Türkiye’deki hak ihlallerine yetişmeye yetmez. STK’lar bunun için var. Hak ehliyetimizin elimizden aldığı bir yasa Anayasa’ya aykırı. Bu haliyle onaylanırsa uluslararası platformlar da dahil dava açmak zorunda kalacağız.”

Ayrıca, Gürsoy yasanın suçları cezasız bırakacağını, bu yasayla olası davalarda delillerin üstünü kapatmanın daha kolay hale geldiğini ekledi.

‘Hayvanları nasıl yok edeceklerini anlatıyorlar’

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED) Başkanı Nesrin Çıtırık, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Başkanı Mustafa Yel ve Komisyon Üyesi AKP Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ı eleştirdi ve şunları söyledi:

Yüzüme baka baka hayvanları nasıl yok ettireceklerini, hayvanlar üzerinden firmalara nasıl para kazandıracaklarını anlatıyorlar. Karşımızda devletin milletvekili var. İyi niyetli olsalardı kanunu doğrudan Türk Ceza Kanunu’na koyarlar, belediyelere idari yaptırım uygularlardı. Fakat bu yapılmadı.”

Fotoğraf: pirha.net

Çıtırık, ayrıca “Yalan rüzgarı halinde bize tuzaklarla dolu bir kanun getiriyorlar. Ben onların Sayın Cumhurbaşkanımıza yanlış bilgi verdiklerini görüyorum. Çıkıp basına da yanlış bilgi veriyorlar. Yok hayvan mal kapsamından çıkarıldı, can kapsamına alındı. Hangi mal kapsamı kardeşim, can satılır mı?” ifadelerini de kullandı.

HAYKONFED Başkanı, bin 389 belediyenin bin 200’ünde hayvanlar için bakımevi olmadığını ancak AKP’li vekillerin kendilerine “1 yılda 1 milyon kısırlaştırma yapacağız” dediğini de söyledi.