Ana Sayfa Blog Sayfa 1384

Ermeni Kilisesi’nin duvarına çıkıp dans etme olayıyla ilgili üç kişi gözaltına alındı

İstanbul Kadıköy’de yer alan Surp Takavor Ermeni Kilisesi’nin üstüne çıkıp dans edilmesi olayına ilişkin üç kişi gözaltına alındı.

Kilise önünde toplanan bir kalabalık ve kilisenin giriş kapısı üzerine çıkarak dans eden iki kişinin videosu sosyal medyada büyük bir tepki toplamıştı. Birçok kişi dans eden kişilere müdahale edilmemesini eleştirmişti.

‘Bu çirkin davranışı kınıyoruz’

Gelen tepkilerin ardından İstanbul Valiliği yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “11 Temmuz 2021 Pazar günü saat 00.55 sıralarında İlçemiz Caferağa Mahallesi Khalkedon Meydanı’nda, Surp Takavor Kilisesi’ne araçla gelen bazı şahısların, giriş kapısı üzerine çıkarak uygunsuz davranışlar sergiledikleri tespit edilmiştir” denildi.

Olayla ilgili çalışma yürütüldüğü belirtilen açıklamada “Şüpheli Y.E.U ve Ö. F.A ile aracın sahibi O.Y adlı şahıslar 12 Temmuz 2021 günü ikametlerinde yakalanmışlardır. Konuyla ilgili adli ve idari soruşturma başlatılmıştır. İbadethaneye yapılan bu çirkin davranışı kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Deniz kaplumbağaları adına termik santral finansörü ICBC’ye 80 bin imza teslim edildi

Adana’nın Yumurtalık ilçesindeki kaplumbağa yuvalama kumsalına inşa edilmekte olan ithal kömürlü Hunutlu Termik Santrali’ne karşı toplanan imzalar, deniz kaplumbağaları adına santrali finanse eden Çin Bankası ICBC’ye teslim edildi.

Adana Hunutlu Termik Santrali inşaatının bulunduğu Sugözü Kumsalı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına İlişkin 2009-10 sayılı Genelge’ye göre ‘korunması gereken önemli bir deniz kaplumbağası yuvalama alanı.

Hunutlu santralinin inşaatı aynı zamanda IUCN (Uluslararası Doğayı Koruma Birliği) tarafından nesli “tehlike altında” olduğu belirlenmiş yeşil deniz kaplumbağasının yuvalama alanına tehdit oluşturduğu için Bern Sözleşmesi’ni ihlal ediyor. Proje ayrıca, hem Çin hem Türkiye’nin imzacı olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi‘nin 8d, 8k ve 14c maddelerine de aykırı.

80 bine yakın imza toplandı

Doğu Akdeniz Çevre Platformu’nun (DAÇE) yürüttüğü, 350.org, CAN Europe, Doğa Derneği, Ekosfer Derneği, HEAL (Sağlık ve Çevre Birliği) ve WWF-Türkiye tarafından desteklenen kampanya kapsamında şimdiye kadar 80 bin imza toplandı. İmzalar bugün DAÇE liderliğinde Hunutlu Termik Santrali’nin en büyük finansörü ICBC’nin (Çin Endüstri ve Ticaret Bankası) Türkiye’deki genel merkezine teslim edildi.

‘İnşaat acilen durdurulmalı’

DAÇE’nin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal banka önünde yapılan basın açıklamasında “Santral inşaatına karşı açılan davanın bilirkişi raporunda kaplumbağaları korumak için alınacağı söylenen önlemlerin hiçbirinin yeterli ve gerçekçi olmadığı uzmanlar tarafından ortaya koyuldu. Buna rağmen Hunutlu termik santralinin inşaatı hala devam ediyor. Bu inşaatın acilen durdurulmasını ve yasayla koruma altında olan bu kumsalın fiilen gerçekten korunmasını talep ediyoruz” dedi.

Doğu Akdeniz Çevre Platformu sözcüsü Sadun Bölükbaşı ise “Hunutlu termik santralinin çevre, iklim ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki zincirleme olumsuz etkileri ortadadır. Hem Türkiye’deki hem Çin’deki paydaşların faydasına olacak şekilde, kömür yerine güneş ve rüzgâr gibi temiz sektörlere yapılacak yatırımların desteklenmesini ve Çin’in kendi ülkesi için belirlediği yeşil finansman politikaları doğrultusunda Türkiye’de de sürdürülebilir bir anlayışla hareket etmesini bekliyoruz. Bu doğrultuda aynı Zimbabve ve Kenya’da olduğu gibi ICBC bankasının bu kömür yatırımından da çekilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

 

’30 yıllık bir proje için feda ediliyor’

Deniz kaplumbağaları adına bir deniz kaplumbağası kostümü ile gerçekleştiren imza tesliminde söz alan iklim aktivisti Elif Ünal “Deniz kaplumbağaları tüm Akdeniz’de olduğu gibi Adana’nın sularında da 110 milyon yıldır yaşamını sürdürüyor. Onların yaşam alanına yapılacak bu müdahale deniz kaplumbağalarının bölgedeki popülasyonunu tehdit ediyor” dedi.

110 milyon yıldır yaşayan yeşil deniz kaplumbağalarının 30 yıl ömür biçilen bu santral için feda edilmesinin mantıksız olduğu belirtilen açıklamada “Bu ülkenin ekosistemine yapılacak büyük bir darbedir” ifadelerine yer verildi.

 

Kuzey Amerika’da rekor sıcaklık ve orman yangınları, iklim değişikliğine bağlı

ABD ve Kanada’da aşırı sıcaklar nedeniyle günlerdir ormanlar yanıyor. Bu bölgede hemen hemen her yıl önceki yıla göre sıcaklık rekorları kırıyor ve yanan orman miktarı bir önceki yıla göre görülmemiş oranda artıyor. Popüler bilim dergisi Nature’nin son sayısında yayınlanan bir makaleye göre bir grup araştırmacı, geçen ayın sonlarında iki ülkenin bazı bölgelerini vuran yıkıcı sıcak hava dalgasının görülmesinin küresel ısınma ile ilişkisini araştırdılar. Sonuçta küresel iklim değişikliği olmadan bu sıcak hava dalgasının görülmesinin son derece düşük bir olasılık olacağı sonucuna vardılar. Araştırmalar Pasifik Kuzeybatı bölgesinde sıcaklıkların 50 °C’ ye yaklaşma olasılığının XIX.  yüzyılın sonundan bu yana en az 150 kat arttığını gösterdi.

500’den fazla ölüm, 180 orman yangını

Öldürücü sıcak hava dalgaları için son analizleri yapan bu ekibin içinde yer alan Hollanda Kraliyet Meteoroloji Enstitüsü‘nden (KNMI) iklim bilimci Sjoukje Philip,Bu sıcak hava dalgasının, insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkisi olmasaydı yaşanması neredeyse imkansız olurdu” diyor. Yapılan gözlemlere göre bölgede yeni sıcaklık rekorlarına neden olan sıcak hava dalgası 25 Haziran ile 1 Temmuz tarihleri arasında yaşandı. Sıcak hava dalgası bu yıl Portland, Oregon da dahil olmak üzere nadiren aşırı sıcak yaşayan büyük şehirleri de etkiledi. Kanada’nın batısındaki British Columbia eyaletinde ise şu ana kadar 500’den fazla ölüm ve 180 orman yangını kaydedildi. Bölgenin 29 Haziran’da Lytton köyünde kaydedilen 49,6 °C’ lik en yüksek sıcaklığı, Kanada’da şimdiye kadar bildirilen en yüksek sıcaklık oldu. Lytton’da yaşayanlar yıkıcı bir yangın köyü neredeyse tamamen yok etmeden önce son anda tahliye edildi.

WWA (Dünya Hava İlişkisi Durumu) projesi içinde yer alan 27 bilimsel araştırma grubu bölgede bu kadar yoğun sıcak hava dalgasının küresel iklim değişikliği ile ilişkisini ortaya koymak için hızlı bir analiz de yaptı. Grubun yaptığı analizin ilk sonuçları ise sıcak hava dalgası üzerinde küresel iklim değişikliğinin kesin bir ayak izini ortaya koyuyor. Ekip, gözlemlenen ısıyı, artan sera gazı konsantrasyonlarının etkisiyle değişmiş bir atmosferdeki sıcaklık simülasyonları da dahil olmak üzere iklim modellerinin öngördüğü maksimum günlük sıcaklıklarla karşılaştırdı.

‘Gelecek için yeni modeller oluşturulmalı’

Çalışmanın ilk bulguları sanayi öncesi zamanlardan bu yana küresel ortalama sıcaklık artışının aşırı sıcak hava dalgasının gerçekleşme olasılığını en az 150 kat daha artırdığı sonucuna vardılar. Yani 19’uncu yüzyılın sonlarında Kuzey Amerika’da sıcaklıkların günümüzde 50° C’a ulaşma olasılığı günümüzden 150 kat daha azdı… Çalışma yürütülürken gözlenen en yüksek sıcaklıklar bölgedeki önceki kayıtlardan 5 °C’ ye kadar daha yüksekti.

İngiltere Oxford Üniversitesi‘nde iklim araştırmacısı olan ve WWA’nın proje ortak liderlerinden Friederike Otto için “bu durum sıcak hava dalgalarını daha fazla incelememiz için güçlü bir uyarı…” Otto’ya göre “İklim değişikliği aşırı atmosferik olaylar için mutlak bir oyun değiştiricisi ve şu anda kullanılan modeller hala ısınan bir dünyada neler olabileceğinin iyi bir göstergesi olmayabilir.” Hollanda‘nın Lahey kentindeki Kızılhaç İklim Merkezi‘nin müdürü olan Maarten van Aalst ise tüm dünyaya acil bir çağrı yapıyor: “Dünya çapındaki şehir planlamacıları ve acil durum çalışanlarının daha sık görülen sıcak hava dalgalarının insan sağlığı, tarım ve altyapı üzerindeki etkilerine karşı daha etkili bir şekilde hazırlanmaları gerekiyor ve sıcak hava dalgalarına karşı yerel planlar tekrar gözden geçirilerek daha aşırı koşullara uyumlaştırılmalı…”

Ülkemizde bazı bölgelerde de son dönemde aşırı sıcaklar yaşanıyor ve orman yangınları görülüyor. Bazı bölgelerimizde ise aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle tarımsal üretim düştü, su sıkıntısı başladı. Ancak bugüne kadar gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı aşırı sıcak dalgaları ve orman yangınlarına karşı bir önlem paketi üzerinde çalışmadı, çalıştıysa da kamuoyu ile paylaşmadı. Hatta Türkiye 2021 yılının yaz mevsimi dönemine tek bir yangın söndürme uçağı bile olmadan giren nadir ülkelerden…

Hala Paris İklim Antlaşması’nı onaylamayan, her yıl yeni kömürlü termik santraller yapma inadından vazgeçmeyen bir yönetimden zaten sıcak hava dalgalarına karşı yerel planlar geliştirmesi de beklenemezdi…

Pınar Gültekin cinayetinde yeni gelişme: Olay yerindeki sigara izmariti failinin annesine ait çıktı

Muğla’da Cemal Metin Avcı tarafından üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in katledilmesiyle ilgili Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca Avcı’nın annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı ve Şükrü Gökhan Orhan‘nın suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçundan haklarında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bozuldu.

Olay yerinde bir varil içerisinde bulunan sigara izmaritlerinin şüpheliler Şükrü Gökhan ve Ayten Avcı’nın DNA profiliyle uyumlu olduğunun tespit edildiği kaydedildi.

Şüpheliler hakkında iddianame

Gültekin ailesinin avukatı Rezan Epözdemir, Cemal Metin Avcı’nın annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı ve Şükrü Gökhan Orhan’ın suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçunu işlediğini belirterek şikayetçi olmuştu.

Ancak, Pınar Gültekin cinayetini soruşturan Muğla Cumhuriyet Savcılığı şüpheliler hakkında 2 Ekim’de ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. Avukat Epözdemir ise bu karara itiraz etti.

İtirazı değerlendiren Muğla Sulh Ceza Hakimliği de itirazın kesin olarak reddine karar verdi.

Bunun üzerine Avukat Epözdemir, Muğla Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği kesin kararın Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulması istemiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kararı bozarak üç şüpheli hakkında iddianame düzenlenmesine karar verdi.

İzmaritteki DNA’lar şüphelilerin DNA’sıyla uyumlu

Kararda, 18 Ağustos 2020 tarihli İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı tarafından düzenlenen raporda, olay yerinde bulunan bir varil içerisinden ele geçirilen sigara izmaritlerinin şüpheliler Şükrü Gökhan ve Ayten Avcı’nın DNA profiliyle uyumlu olduğunun tespit edildiği kaydedildi.

Bununla birlikte söz konusu kararda, şüphelilerin, dosyadaki mevcut tespit ve deliller ışığında, kasten öldürme olayından sonraki bir zaman diliminde olay mahalline gittikleri yönünde kuşku bulunmayan ve orada bulunma sebeplerini izah noktasında çelişkiye düştüğü, haklarında 5271 sayılı CMK’nın 170/2. maddesi uyarınca iddianame düzenlenebilmesi için yeterli şüphe bulunduğu, şüphelilere yüklenen suçun işlenip işlenmediğinin, lehine ve aleyhine toplanacak tüm kanıtların mahkemece, birlikte tartışılıp değerlendirilmesi sonucu belirlenmesi gerektiği anlaşılmakla, kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karara yönelik itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verildiği kaydedildi.

Kanada ve ABD’de orman yangınları devam ediyor

Kanada‘da sıcak dalgası nedeniyle 297 farklı noktada çıkan orman yangınları kontrol altına alınamadı. Konuyla ilgili yapılan açıklamada, yangınların 84’ünün son 48 saatte başladığı belirtildi.

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) bazı eyaletlerinde sıcaklık rekoru kırılırken, Arizona’nın Mohave bölgesinde yangın söndürme çalışmaları için bölgeye gitmeye çalışan iki itfaiye görevlisi, içinde bulundukları uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

Kanada’da iki kişi hayatını kaybetti

British Columbia Eyaleti Orman Yangınları Servisi, eyaletin iç bölgelerindeki 297 farklı noktada orman yangınlarının devam ettiğini açıkladı.

Şu ana kadar yaklaşık 1000 kilometrekare orman alanının kül olduğu eyalette, orman yangınları nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Eyalette geçen yılın aynı döneminde toplamda 680 orman yangını kaydedildi. 2021’de ise bu rakamın yaklaşık üç katına çıkarak 947’e ulaştığı belirtildi.

Yangın söndürme çalışmaları devam ediyor

Yetkililer, ülkede meydana gelen yangınlar sebebiyle yerleşim birimleri için üç yeni tahliye uyarısı yayımladı.

Yaklaşık 1100 itfaiyecinin söndürmeye çalıştığı yangınlar için Alberta, Ontario, Quebec ve New Brunswick eyaletlerinden destek itfaiye ekipleri de bölgeye geldi. Bunun yanında halkta itfaiye ekiplerine destek veriyor.

Araç ve insan ulaşımının olmadığı bölgelerdeki yangınlara helikopterler ve tanker yangın uçakları ile müdahale ediliyor.

ABD’de meydana gelen yangınlar

ABD de ülkede meydana gelen yangınlarla boğuşuyor. California’da Mojave Çölü’nde yer alan Ölüm Vadisi’nde sıcaklık cuma günü 54.4 derece oldu.

Çölün yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında ise yılın en büyük orman yangını gerçekleşti. Yıldırım çarpması sonucu çıkan Tahoe Gölü’nün kuzeyindeki yangını söndürmek için itfaiye görevlilerinin çalışmaları devam ediyor.

Yangın, cumartesi geç saatlerde Nevada’nın Washoe bölgesindeki evleri tehdit etmeye başladı. Yangının şu ana kadar sadece yüzde 8’i kontrol altına alınmış durumda.

Öte yandan, Oregon‘un güneyinde başlayan orman yangınının, şiddetli rüzgar sebebiyle etki alanını iki katına çıkardığı duyuruldu.

Ulusal Hava Dairesi, tehlikeli koşulların sıcakla bağlantılı hastalıklara neden olabileceğini belirtti.

California’da sıcaklık rekoru

Kaliforniya’nın güneyindeki Palm Springs bölgesinde hava sıcaklığı cumartesi günü 49 dereceyle rekor kırdı. Bu rekor, 2021’de kırılan dördüncü rekor oldu.

Las Vegas kenti de cumartesi gecesi 47 dereceyle tüm zamanların rekorunu kırdı.

Washington eyaletinin güneydoğusundaki orman yangını da etkisini arttırdı.

Idaho eyaletinde ise Vali Brad Little orman yangınları nedeniyle acil durum ilan etti ve Ulusal Muhafızların yangınları söndürme çalışmalarına yardım etmesini istedi.

Köylerdeki güneş enerji sistemleri artık yapı ruhsatından muaf

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete‘de yayımlandı ve yürürlüğe girdi.

Buna göre, köylerde bina çatılarında yapılan güneş enerji sistemleri yapı ruhsatından artık muaf tutulacak.

Yönetmelikteki değişiklikler

Yönetmelikte yapılan değişiklikler şöyle:

  • Köy yerleşik alanı civarı sınırları için tespit edilebilecek azami mesafe 100 metreden 300 metreye çıkarıldı.
  • Çevre Düzeni Planlarında yer alan ve kırsal yerleşim alanları için emsali 0,50 ile sınırlandıran madde kaldırıldı.
  • Büyükşehir Belediyeleri tarafından “kırsal yerleşik alan” tespiti yapılan mahallelerin, yine Büyükşehir Belediyelerince aksi yönde karar alınmadığı sürece, köy yerleşik alanı şartlarına tabi olacak.
  • Karadeniz Bölgesi gibi dağınık yerleşimlerin olduğu yerlerde, arası en çok 200 metre olan iki ve daha fazla binayı içerecek şekilde “Dağınık Yerleşik Alan” olarak belirlenebilecek. Bu alanlarda da köy yerleşik alanı kuralları geçerli olacak.

Köyde sürekli oturma şartı kaldırıldı

Yönetmeliğe göre, artık yapı yapabilmek için köy nüfusuna kayıtlı olmaya gerek yok:

  • Yapı yapabilmek için köy nüfusuna kayıtlı olmak ve köyde sürekli oturmak şartları kaldırıldı.
  • Tarımsal amaçlı yapıların tanımı genişletildi. Bu tanıma “bağ evleri” ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bu kapsamda olduğu belirlenen diğer yapılar da dahil edildi.
  • Birden fazla yapı yapılan parsellerde, binalar arası asgari mesafe sınırı bitişik yapılar hariç 10 metreden 6 metreye düşürüldü. Bina azami yükseklikleri 6,50 metreden 7,50 metreye çıkarıldı.
  • Silo gibi tarımsal yapılarda, gerekçeli rapor hazırlamak ve Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alınmak şartıyla yükseklik 15 metreye çıkarılabilecek.
  • İskan dışı alanlarda 1500 metrekare üzeri hisseli parsellerde Tarım ve Orman Bakanlığının görüşü alınarak en çok üç konut amaçlı yapı yapabilecek.
  • Yapıların komşu parsel sınırına 5 metre mesafe bırakma zorunluluğu 3 metreye düşürüldü. İskan dışı alanlarda taban alanı 75 metrekareyi ve iki katı geçmemek üzere yapılacak bir bağ evi için Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alınmak kaydıyla köy içi yapılara benzer şekilde ruhsat zorunluluğu kaldırıldı.

Aydın’da ilk kez düzenlenecek LGBTİ+ Onur Yürüyüşü polis tarafından engellendi

Aydın‘da bu yıl ilk kez düzenlenmek istenen Onur Yürüyüşü polis tarafından engellendi. Eylemcilerin yürüyüş öncesinde İnsan Hakları Derneği (İHD) binasında toplanması üzerine polis binayı abluka altına aldı.

Binaya giriş çıkışlarda GBT soruşturması yapılması sebebiyle, LGBTİ+ aktivistleri basın açıklamasını bina içerisinde çevrimiçi olarak gerçekleştirmek zorunda kaldı.

Aydın Valiliği yasaklamıştı

Aydın LGBTİ+ Dayanışması‘nın çağrısıyla pazar günü Özgecan Arslan Parkı‘nda yapılması planlanan yürüyüş Aydın Valiliği tarafından yasaklanmıştı.

Gerekçe olarak ise “kamu düzeni ve genel asayişin devamının sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın, genel ahlakın ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerinin korunması, ilimizde yaşayan insanların huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu güvenliği ve esenliğinin sağlanması, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, olası şiddet ve terör olaylarının önüne geçilmesi” gösterilmişti.

Dayanışma tarafından yapılan açıklamada ise “Bu yasağı tanımıyoruz” denilerek eylemi yine de gerçekleştirecekleri belirtilmişti.

‘Asla pes etmeyeceğiz’

Kaos GL’nin aktardığına göre İHD binasında basın açıklaması yapan grup, “Varlığı, benliği, renkleri yok sayılan, yaşam alanları gasp edilen, ayrımcılıkla, ötekileştirilmeyle, sistematik şekilde nefret ve nefret saldırıları ile baş başa bırakılan LGBTİ+’lar olarak iktidar tarafından işgal edilen sokaklarımız, üniversitelerimiz, kampüslerimiz, kulüplerimiz, güvenli alanlarımız için; iktidarın saldırdığı İstanbul Sözleşmesi için, ‘haklarımız ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz’ demek için alanlardayız ve haykırıyoruz!” dedi.

Açıklamada “Bugün sadece büyükşehirlerin belirli bölgelerinde kabul gören, varlığını devam ettiren LGBTİ+lar olmadığını, Türkiye’nin tüm illerinde LGBTİ+ların olduğunu, olacağını dolayısıyla da LGBTİ+’lar olarak 2015 yılından beri hükümet tarafından sistematikleştirilmiş nefret politikalarından en derin şekilde etkilendiğimizi fakat LGBTİ+lar olarak ‘asla pes etmeyeceğimizi’ söylemek isteriz” denildi.

‘Haklarımızdan vazgeçmiyoruz’

“Pandemi sürecinin başında çocukların gökkuşağı çizmesinden rahatsız olan, HIV ile yaşayanları ve LGBTİ+ları, yetki ve konumlarını kullanarak hedef gösteren zihniyet bilmelidir ki HIV ile yaşayanlar ve LGBTİ+lar olarak ne haklarımızdan ne de İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçiyoruz” denilen açıklama şu sözlerle devam etti:

“Bu sene gerçekleşen başta İstanbul, İzmir, Eskişehir ve Ankara olmak üzere yasaklanan, ablukaya alınan ve yoğun şiddetle müdahale edilen bütün onur yürüyüşleri ile LGBTİ+lar olarak baskıların bizi hiçbir zaman yıldırmadığını ve yıldırmayacağını göstermiş bulunmaktayız. Varoluşumuz sizin ‘yok öyle bir şey demeniz’ ile yok olmadı, olmayacak. Bu topraklarda LGBTİ+lar yüzyıllardır var ve var olacak.”

 

Ücretsiz HPV aşısı hakkı için imza kampanyası başlatıldı

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, rahim ağzı kanseri önleyen HPV aşısının ücretsiz olması için imza kampanyası başlattı.

HPV’ye bağlı gelişen kanser türünün dünya çapında kadınlar arasında en sık görülen dördüncü kanser türü olduğu belirtilen açıklamada “dünyada her yıl yaklaşık 570 bin yeni vaka görüldüğü ve 311 binden fazla ölümün yaşandığı” belirtildi.

Bu kanserden aşı ile korunmanın mümkün olduğu belirtilen açıklamada “Koruyuculuğunun yüzde 100’e yakın olduğu bilinen HPV aşısı, uygulandığı yaş aralığına göre iki ya da üç doz tavsiye ediliyor” ifadeleri yer aldı.

‘Aşıya erişim ücretsiz olmalı’

Ancak Türkiye’de üç doz HPV aşısının fiyatı 2 bin 850 TL. Aşıların insanlığın ortak değeri olduğu belirtilen açıklamada “Aşıya erişim ücretsiz ve kadın, erkek herkesin hakkı olmalıdır. Ücretsiz HPV aşısı eşit, parasız ve ulaşılabilir sağlık hakkının gereğidir. Çağrımız, HPV aşısının ulusal bağışıklama programına dahil edilmesidir” talebinde bulunuldu.

Kampanyaya dahil olmak isteyen kişiler bu adres üzerinden imza kullanabiliyor.

Saros için adalet isteyen doğaseverler Keşan’da sokakları doldurdu

Saros Körfezi’ne BOTAŞ tarafından yapılmak istenen FSRU liman ve kara boru hattı inşaatı 10 Temmuz Cumartesi günü “Saros’a adalet” sloganıyla düzenlenen miting ile protesto edildi.

Keşan Kent Konseyi ve Saros Gönüllüleri Platformu‘nun çağrısıyla Türkiye’nin birçok yerinden iki bine yakın kişi, Keşan‘da bir araya geldi. Bir araya gelen doğaseverler Anafartalar Caddesi’nden Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü.

Projenin ikinci ÇED başvurusu için açılan İptal Davası ve Nazım İmar Planları İptal Davası’na sunulan iki ayrı bilirkişi raporunun limanın yapılmaması yönündeki kanaatlerine rağmen inşaatın durdurulmamasına tepki gösteren halk, “Saros’uma dokunma” sloganları attı.

‘Tüm itirazlara rağmen devam ediyorlar’

Mitingde konuşma yapan Saros Gönüllüleri Sözcüsü Mürşide Ertürk Çoban, BOTAŞ’ın hukuksuzca liman inşaatına başladığını söyledi. Projenin her geçen gün bölgeye telafisi olmayan bir zarar verdiğini belirten Çoban, şu bilgileri paylaştı:

“Bu liman yapıldığında Katar’ın doğal gazını Avrupa’ya taşıyacak olan 100 bin tonluk dev kargo gemileri, 400 metre uzunluğunda boylarıyla, 10 metre çaplı pervaneleriyle sığ deniz dibini ters düz edecek, körfezin flora ve faunasını tamamen bozacaktır. Dış ticaret için, başka ülkelere verilmiş sözler uğruna, arazi sahiplerine bilgi dahi verilmeden, vatandaşın ata topraklarına ansızın girilmiştir. İki kez ÇED raporunu iptal ettirmiş olmamıza, tüm itirazlarımıza, devam eden mahkeme sürecimize ve en önemlisi bölge halkının projeye karşı olmasına rağmen gece gündüz demeden, son hızla yıkıma, talana devam edilmektedir.”

‘Saros’a adalet istiyoruz’

Keşan Kent Konseyi Başkanı Hasan Karagöz, ise meydanda gerçekleştirdiği konuşmada “Saros’a adalet istiyoruz. Bugün burada bu coşku, bu katılım herhalde sağır kulakları açmış, kör gözleri parlatmıştır. Burada halkın gerçeğini görmüşlerdir. Umarız ki biz mitingi sonlandırdığımızda yetkililer, gidip makineleri bağlar, mahkeme kararlarını uygularlar” ifadelerini kullandı.

Haluk Levent’ten destek

Mitinge Haluk Levent de destek verdi. Elinde ‘Saros’a dokunma’ dövizi ile sahneye çıkan ünlü şarkıcı, “Hepinizin buraya gelişi çok değerli ve çok önemli. Çevre mücadelesi sadece yeşil anlayışı mücadelesi değil. Bir yaşam mücadelesi” dedi.

Levent konuşmasında “Komşularınıza; yok olan denizin değil bizim olduğunu, Keşan’ın yok olduğunu, Saros’un yok olduğunu hissettirin. Çocuklarımızın, yakınlarında bir güzellik göremeyeceklerini anlamalarını hissettirin. Bu çevre olayı değil. Bu senin olayın ya, senin yüreğin ya. Artık bunun bilinmesi gerek” ifadelerine yer verdi.

Miting daha sonra Haluk Levent’in şarkıları ile devam etti.

Tarımda atık sorunu: Ne olacak bu kadar plastik çöp?

Türkiye’nin tarımsal üretimi, tarımsal ürünlerin yanında ciddi anlamda çöp üreten bir üretim şekline dönüşmüş dersek yanlış yapmış olmayız. Pestisitinden, fide ambalajına, ipinden filesine, kasasından sera poşetine ve sulama borusuna kadar ciddi bir plastik çöp söz konusu. Özellikle erken hasat yapabilmek için uygulanan alçak tünel sera örtü poşetleri adeta bir katasrofi! Karpuz, kavun, kabak, yeşillik, aklınıza ne geliyorsa hepsinde bu sera poşetleri ya bir kat ya da iki hatta üç kat kullanılıyor. Üstelik ilk iki kat da çoğunlukla toplanamıyor! Nedeni de uzun süre güneşe maruz kalması ve bu örtü poşetlerinin kullanım esnasında yırtılması. Sonuç? Adeta plastik tarlası!

Tarımsal faaliyetlerden kaynaklı plastik atıkları iki grup altında değerlendirebiliriz. Bunlardan ilkini tehlikeli madde (pestisit vb) ile kontamine olmuş ambalajlar oluşturur. Diğeri ise tehlikeli olma potansiyeli olmayan (pestisit ve benzeri kimyasallar ile kontaminasyonu düşük olduğu için) agroplastik uygulamalarından kaynaklı plastik atıklardır (sera örtü, damla sulama boruları, bağlama iplikleri, kasalar, fide plastikleri vb.).

Yıkamak, temizlemek mümkün değil

Bu iki tür plastik atığın tabii olduğu mevzuat da doğal olarak ayrılıyor. Örneğin pestisit ambalajları tehlikeli atık yönetmenliğine göre değerlendirilmektedir. Yani içerisinde pestisit bulunan her türlü ambalaj tehlikeli atık statüsündedir. Bu ambalajları yıkasanız da temizleseniz de tehlikesiz hale gelmeleri pek mümkün olmuyor. Bu sebeple AB ülkeleri bu şekilde olan ve yıkanarak pestisit konsantrasyonu %0.1’in altına indirilen pestisit ambalajlarını yarı tehlikeli atık statüsünde değerlendiriyor.

Bizde ise buna dair özel bir düzenleme olmasa da atık sınıflandırmasında belli başlı bazı tehlike durumlarına göre çeşitli kontaminasyon limitleri belirlenmiş ancak bunun nasıl denetleneceği ya da bu seviyeye nasıl geriletileceğine dair pek bir şeyden bahsedilmemiş. Aslında pestisit ambalajlarına özel olarak bir düzenlemeye kesinlikle ihtiyaç söz konusu. Çünkü ortada sağlık riski yaratması muhtemel bir kimyasal var! Bu sorun diğer tarımsal plastikler için söz konusu değil. Ancak buna rağmen o plastiklerin yönetiminde de çok büyük problemler söz konusu.

Hali hazırda tarımsal faaliyet yürütülen neredeyse tüm topraklarda tarımsal faaliyette kullanılmış plastiklere mutlaka rastlayabiliyorsunuz. Bunların kullanımının azaltılması, kullanılanların toplanması ve geri kazanımı gibi faaliyetler ise oldukça zayıf. Bu plastikleri üretenlerin bunların toplanıp geri alınmasına yaklaşımı da ibretliktir. Üretirkenki motivasyonlarını nedense toplanmasında ve geri kazanımına katkı sağlamada pek göremiyoruz. Çünkü tüm endüstrilerde olduğu gibi plastik endüstrisinde de üretilip satıldıktan sonraki akıbet sanayiciyi ilgilendirmiyor. “Ben üretir satar zehirlerim gerisi beni alakadar etmez” mantalitesi hakim. Bu durum da ne yazık ki tarımsal plastiklerin bir çukur içerisine toplama ve yakma, zirai dona karşı ısı kalkanı oluşturmak amaçlı soğuk mevsimlerde arazi içerisinde/yüksek sera içerisinde yakma ve araziye ya da en yakın sulama kanalına terk etme şeklinde yönetil(eme)mesi durumunu ortaya çıkarmaktadır. Hatta bazı alanlarda mevsimlik tarım işçilerinin bu plastikleri ısınmak amacıyla yaktıklarına bile şahit olabiliyoruz.

Kontamine pestisit ambalajları büyük risk

Bütün bu yöntemler kendi içerisinde ciddi riskler barındırıyor. Yakma sonucu ciddi bir kimyasal yük çevreye salınmaktadır. Bu yük içerisinde sadece plastikten kaynaklı olanlar değil pestisitlerin de yanarak ciddi bir kirlilik yükü yaratması söz konusudur. Ayrıca çevreye terk edilen pestisit ambalajları kontamine oldukları için hem plastik hem de pestisit kirliliğinin uygulama yapılmayan alanlara taşınmasına neden olmaktadır. Yasal olmamasına rağmen geri dönüşüme gönderilen ambalajların ise hangi standartlara göre yıkandığı ya da yıkanıp yıkanmadığı belli değildir. Bu durum da üretilen ambalajların geri kazanımı esnasında tekrar üretilen ürünlere bu pestisitlerin nüfuz etme ihtimalini doğurmaktadır. Bu konuda herhangi bir denetim de ne yazık ki söz konusu değildir.

Tarımsal uygulamalar dünyanın besin ihtiyacını karşılama açısından çok önemli olmakla birlikte bu uygulamalar biyolojik çeşitliliğin azalması, küresel iklim değişikliği (sera gaz emisyonu), azot ve potasyum kirliliği ve toprakların bozulması gibi olumsuz etkilere de neden olabilir. Nitekim plastikültür uygulamaları tam olarak böyle bir şeydir. Plastikültür uygulamalarında kullanılan plastikler temel olarak Polietilen (PE), Polipropilen (PP), Etilen-Vinil Asetat Kopolimer (EVA), Poli-vinil klorür (PVC), Polietilen Terephthalate (PET) ve nadiren Polikarbonat (PC), Poli-metil-metakrilat (PMMA) ve Polistiren (PS) türü plastiklerdir. Bunların da birçoğu geri dönüşüme ya da tekrar kullanıma uygun olmayan özelliktedir. Hatta bazıları ciddi anlamda kimyasal katkı maddesi barındırmaktadır.

İşte bu plastikler, tarımsal uygulamalar sonrasında toprak yüzeyinde kaldığında daha sonraki aşamalarda birçok fiziksel ve biyolojik aktiviteden kaynaklı olarak parçalanmakta ve mikroplastiğe dönüşmektedir. Tarımsal plastikler, güneş, hava sıcaklığı, nem, rüzgâr, yağmur ve dolu gibi atmosferik koşulların etkisiyle oldukça hızlı parçalanabilmektedirler. Bu özelliklerinden dolayı, tarımsal plastiklerin sökülmesi sırasında da ciddi miktarda plastik parçalanarak ortama ulaşabilmektedir.

Damlama sulamadaki tehlike

Türkiye 2020 yılı itibariyle 9.54 milyon ton plastik üretmiş ve bunun da 382 bin tonu tarımsal amaçlı kullanılmıştır. Tarımsal amaçlı plastik kullanımında ise en önemli kullanım alanı örtü altı yetiştiriciliğidir. Türkiye, örtü altı yetiştiriciliğinde dünyada ilk dörtte yer alırken, Avrupa’da ise İspanya’nın ardından ikinci sırada yer almaktadır. Her ne kadar Türkiye’deki tarımsal sulamanın %75’i salma sulama şeklinde gerçekleşiyor olsa da tek kullanımlık plastik boruların da kullanıldığı damlama sulama oranlarının da artış gösterdiği bilinmektedir. Bu durum da tarımsal plastik kullanımının artmasında bir faktör olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de kullanılan toplam sulama plastiği miktarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durum diğer plastikler için de geçerlidir.

Tarımsal amaçlı kullanılan plastiklerin kullan-at yaklaşımına uygun olarak üretilmesi ve kalitesizliği, beraberinde tekrar toplanmada ciddi güçlükler oluşmasına neden olmaktadır. Bunların etkin olarak toplanamaması bu plastiklerin tarımsal topraklarda kirletici olarak kalmasına neden olabilmektedir. Özellikle plastik örtü kullanılarak gerçekleştirilen yetiştiricilik ve genel olarak plastik içeren tarımsal uygulamaların yapıldığı alanlardaki toprakların önemli miktarda mikroplastik kalıntı içerdiği belirtilmektedir. Malçlama olarak bilinen ve toprağın koyu renkli ince plastik film ile kaplanması şeklinde gerçekleştirilen bir başka uygulama ve alçak tünel sera örtüsü plastik filmlerinin ekilebilir topraklarda önemli bir mikroplastik kaynağı olduğu tespit edilmiştir. Bu ince film tipindeki plastikler (8-50 µm kalınlığında polietilen gibi) toprağa kolayca girerek biyolojik bozunma süreçlerinden etkilenmedikleri düşünülmektedir. Özellikle plastik seralar, çevresel koşulların ayarlanmasına imkân sağlamak yoluyla ürün verimini arttırmaları nedeniyle tarımsal üretimde tüm dünyada kritik bir rol oynamaktadır.

Bu durum tarımsal topraklara mikroplastik karışmasına ve plastiklerde yaygın katkı maddeleri olarak kullanılan fitalat esterlerin (PAE) toprağa kolayca sızabildiği bir durumun oluşmasını sağlamaktadır. Bu tarz potansiyel kanserojen ve endokrin bozucu kimyasalların da plastikültür uygulamalarından kaynaklı olarak tarımsal toprağa ve yetiştirilen ürünlere karışması ciddi bir sağlık sistemi yükü yaratacaktır.

Tarımsal plastik uygulamaları toprak biyoçeşitliliğine de zarar vermektedir. Yani tarımsal plastik kullanımı oldukça ciddi bir gıda güvenliği ve çevre sağlığı sorunudur. Verimliliği kısa vadede arttırmak amacıyla plastik kullanımını adeta sınırsız hale getirmek uzun vadede ciddi sorunlar yaratacaktır. Bu nedenle tarımda plastik kullanımı sınırlandırılmalı, depozito ve tekrar kullanım gibi yaklaşımlara uygun stratejiler geliştirilmeli ve beraberinde de plastiğe bağımlı tarımsal faaliyetlerden uzaklaşılmalıdır. Özellikle pestisit ambalajları için özel bir depozito sisteminin uygulanması zaruridir. Çünkü atsan atılmaz, satsan satılmaz özellikteki pestisit ambalajlarının tek kullanımlık olması ne akla ne mantığa ne de ekolojiye uygun değildir.

Tarımsal üretim, plastik tüketimi gibi bir hoyratlığa kurban edilemeyecek kadar önemlidir. Plastik olmadan yaşayabiliriz ancak zarar görmüş, kirlenmiş ve zehirlenmiş bir tarımsal üretim ile yaşamamız mümkün değildir.