Ana Sayfa Blog Sayfa 1366

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Rüzgarın başlattığı macera: Şemsiye

Maceranın çekiciliği beklenmedik olmasından geliyor. Nasıl başladığını anlayamadan aralanan kapıdan ya sen çıkıyorsun ya macera giriyor içeri. Siyah tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek, aralanmış kapının tam da ağzında.

İlk sayfada rüzgârın eğdiği ağaçlar ve uçuşan yapraklar var. Sonbaharın bütün alametlerini görmek mümkün. Siyah tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek ilgisini çeken kırmızı bir şemsiyeye yürüyor, daha ihtiyatlı görünen bir kedi onu izliyor. Ve hooooop. Tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek, savrulan yapraklar, rüzgârdan eğilmiş ağaçlar, gidenin ardından kulakları merakla dikilmiş kedi, şemsiyenin sapına takılı minik köpek ve uzaklaşan yaşadığı yer. Rüzgâr macerayı başlattı işte.

Binlerce öyküyü ‘sessizce’ anlatmak

Harflerin dünyasıyla tanışmamış okurlar için resim fırçasının rehberliğinde bir dünya turuna çıkarıyor Şemsiye kitabı. Rehberin bıraktığı izler üzerinde minik köpek ve kırmızı şemsiye için bol sürprizli, muhteşem bir yolculuk başlıyor. Her sayfa ayrı bir serüvenin kapısı aralıyor ve henüz ebeveynlerinin ellerini bırakamamış okurlara Afrika’nın yerlilerinden, kutupların buzullarına, çöldeki deve kervanından, okyanusun derinliklerindeki canlılara giden yolları açıyor.

Kitap sadece çocuklar için değil yetişkinler için de sürprizli karşılaşmalar ve resim sanatının kendine has inceliklerden oluşan hazlar sunuyor.

Kitabın illüstrasyonlarını yapan İngrid & Dieter Schubert çifti doğanın çeşitliliğini olduğu kadar dayanışma, tehlike, coşku, sevinç gibi bazı kavramları da görünür kılmışlar.  Kuraldışı Çocuk Yayınları’ndan çıkan Şemsiye kitabı görsel okuryazarlık dönemindeki çocuklar için hazırlanmış ve kitabın arka kapağında da yazdığı gibi ‘binlerce öykü anlatan sessiz bir kitap.’

*

Künye

Çizer: İngrid & Dieter Schubert
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk

İngrid Schubert (1953) ve Dieter Schubert (1947) Münster‘deki Sanat Akademisi’nde tanışırlar ve 1977’de Amsterdam‘daki Rietveld Academy‘ye giderler. Orada dört elle yazıp çizebileceklerini keşfederler ve 1980’de resimli kitap dünyasına ilk adımlarını atarlar. İngrid ve Dieters resimli kitaplarının özelliği, içlerinde birçok hayvanın görünmesidir, bunlar genellikle ana karakterdir. Hayvanlar bir ifadeye ve bir metafor işlevine sahiptir. İngrid ve Dieter hayvanlara farklı insani özellikler kazandırdığı için çocuklar onlarla kolayca özdeşleşebilmektedir.

Suyu adil paylaşıyor muyuz?

Bodrum Belediye Başkanı haklı olarak isyan ediyor. Malum Bodrum büyükşehir statüsünde değil ama gerek pandemi gerekse tatilciler nüfusu kat ve kat arttırdı. Ne elektrik ne de su yetmiyor artık. Zaten kuraklık nedeniyle gittikçe azalan su miktarı sık sık suların kesilmesine neden oluyor. Ama bu su kesintisi sadece konutlar için geçerli. Sahillerdeki, otel, motel ve plajların suyu hiç kesilmiyor. Havuzları su dolu..

Hatta o kadar kesilmiyor ki, denizden çıkanlar duşun altında dakikalarca yıkanıyor ve bir daha denize girip yine dakikalarca yıkanıyor, bu bir günde en az on kez tekrarlanıyor. Çocukları saymıyorum bile, anne-babaların vurdum duymazlığı çocuklarından adeta fışkırıyor. Duşun altında oynayan, günde en az 30 kez denize girip çıkan, iskelelerden atlayan çocuklar her seferinde duş alıyor ve çok azı hariç (genellikle yabancılar) ebeveynler asla çocuklarını uyarmıyor, bu konuda en ufak bir eğitim çabaları yok. Gerçeği görmemekte o kadar ısrarlılar ki sanki kuraklığı, pandemiyi, deniz salyasını biz değil, uzaylılar yaşıyor. Sanırım hükümet de öyle sanıyor ki, uzaylıları bu konuda eğitmek için “füze”yapıyor.

Belediye isyan etmez, çözüm üretir

Bodrum  Belediyesi ve Muğla Büyükşehir Belediyesi’ni defalarca aradım. Bu aramalar şikayetten öte nasıl çözüm ürettiklerini öğrenmek ve gerekirse el vermek içindi. Bunun için de belediyelerin çağrı merkezlerine ulaşıp, bilgi almak istedim ama nafile. Bu yazıyı yazmadan önce tekrar arayıp haksız bir suçlama olmasın diye meramımı anlatmak istedim:

“Muğla Belediyesine hoş geldiniz, kalite standartlarımız için yaptığınız görüşmeler kayıt altına alınmaktadır”… Bu cümleyi çok iyi bilirsiniz, bir çok kamu ya da özel kuruluşa telefonla ulaşmak istediğinizde ilk duyduğunuz cümle budur. Tabi ki telefona çıkan çağrı merkezi çalışanları karar verici ve çözüm üretici olmadığından, yani yetkisiz olduklarından siz sadece derdinizi bir makineye söylersiniz ve cevap alamazsınız.

Zaten bayramlarda hiç aramayın, bu bayramda da görevliler kurban peşinde kaçanları kovalıyor olmalı ki Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi‘nde (MUSKİ) ulaşacağınız hiç bir yetkili yoktu, çağrı merkezindekiler ise papağan gibi aynı şeyi tekrarladı. Ulaşabilseydim çok basit bir soru soracaktım: “Artık su kıtlığı çekiyoruz farkında mısınız, eğer farkındaysanız ne gibi önlemler aldınız?”

Çok merak ediyorum acaba bu kayıtları dinleyip değerlendirme yapılıyor mu, yani hizmet ettikleri ve sonrasında oy isteyecekleri halkın ne şikayetleri var, en çok ne için aranıyor? Bugüne kadar bu konuda yapılmış bir araştırma ya da istatistiki bir çalışma duymadım, duyan varsa lütfen yazsın.

Su akmasa da havuzlu villa, çim sulama serbest

Yerel yönetimler  şarkılı türkülü şov yapmaz, bilgi ve deneyime dayalı çözüm üretir. Zaten Amerika’yı yeniden keşfetmeleri ya da uzaya füze fırlatmaları gerekmiyor. Sadece medeni ülkelerde nasıl çözümler var, nasıl başarmışlar ve bunları bünyemize nasıl uydururuz, bu kadar basit.

Bünyemiz derken, halkımızın özelliğine göre nasıl farkındalık yaratıp , uygulamaya dahil edeceğimiz meselesini kastediyorum. Malum, cebimizden para çıkmadan çoğumuz  anlamıyor. Yüzde 99’u Müslüman olduğu söylenen ülkemizde, aynı yüzde 99 arabasını bir ağaç gölgesine koymak istiyor ama ağaçların kesilmesine karşı çıkmıyor. Su tasarrufu için camiye gelenleri aydınlatması gereken imam, suları akmayan mahallede cami önünü hortumla belediyeye yıkatıyor…Belediye de o suyu, kurumasın diye üç-beş bitki ya da ağaca vermek yerine taşları yıkıyor. Batılı ülkelerde ağaçları keserek kanal açmak  yerine, gemilerin geçeceği bir üst geçitle sular birbirine bağlanırken, burada sularınız akmasa da hala havuzlu villalar yapmak, etrafını yeşil betonla (çimen) donatmak , arabaları yıkatmak serbest!

Tasarruf edenleri aptal yerine koyan sistem

Yıllardır mutfakta kullandığım suları, sebze yıkama, çaydanlık, demlik çalkalama gibi , bitkilerimi sulamakta kullandım, kullanıyorum. Bu duyarlı olmak kadar aileden başlayan bir eğitim,. Sevgili annemin ilerleyen yaşına ve sık sık bel tutulmalarına, diz ağrılarına rağmen, çamaşır sularını gidere vermek yerine kovalara doldurup sifon suyu olarak kullanmasını hiç unutmam. Kartlı su uygulaması olan evinde, suyun tazyikini mümkün olduğu kadar kısarak, gereksiz su akmasını engellerdi. Suyun çoğunu bedenin dışına akıtan duş sistemini kullanmaz, kovaya doldurduğu suyla arınacak kadar su dökerdi. Bugünleri görse  “kıyamet yakın kızım” derdi…..

Bir damla suyu israf etmemek için çevremdeki herkesi uyarırken biliyorum ki çoğu kişi içlerinden “sen işine bak, bize ne karışıyorsun” diyordu. Oysa  komşum Gürbüzatik çifti, aynı duyarlılıkla ve bir adım daha ileri giderek , bitkilerine “Cimri sulama” adını verdikleri bir sulama yapıyorlar.

Şimdi sahillerde sorumsuzca su kullananlar, çok sayıda kuyu açıp herkesin hakkı olan suyu  harcayanları görmeyen yerel yönetimler, karar vericiler, duyarlı vatandaşları cezalandırmıyor mu?

*

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut DA vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.” (Hannah Arendt) 

‘Yurtdışından fon alan eleştirel medya kuruluşlarının hedef gösterilmesi kabul edilemez’

Medya Özgürlüğü Acil Müdahale (MFRR) partnerleri ve gazetecilik örgütleri, son günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet yetkililerinin ‘yalan haber’ ve ‘yabancı fonlu’ haber mecralarına dair yasal düzenleme yapılmasına ilişkin söylemleriyle ilgili bir açıklama yaptı.

Eleştirel haber yapan kurumların hedef gösteren açıklamaların kınandığı açıklamada “Yetkililerin birçok eleştirel ve bağımsız medya kurumunu yurtdışından fon aldıkları gerekçesiyle hedef göstermesi, Türkiye’de özgür medyayı daha da boğmak ve haber içeriğini kontrol altına almak adına atılan açık bir adımdır” denildi.

Açıklamada “Türkiye’deki yasama merciilerini, yeni yapılacak herhangi bir düzenlemenin Türkiye’nin ulusal ve uluslararası hukuk standartlarına uygun, ifade hürriyeti ve medyada çoğulculuğu gözetmesine özen göstermeye davet ediyoruz” çağrısı yapıldı.

Neler yaşandı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Temmuz’da verdiği bir röportajında geleneksel ve sosyal medya mecralarında yalan haber yayınlamaya karşı cezai yaptırımlar içeren bir kanun olup olmadığına dair bir soru sorulduğunda, meclisin Ekim ayında açılmasıyla ilk iş, geçtiğimiz yıl kanunlaşan Sosyal Medya Yasası’nın üzerinden ilerlenerek bu konuda da bir çalışma yapılacağını belirtmişti.

Erdoğan, yalan haberi Türkiye’de demokrasiye karşı bir tehdit olarak gördüğünü, terörizmle eş düzeyde olduğunu ifade ederek muhalefet partilerini bu ifadelerde hedef almıştı.

Aynı gün Cumhurbaşkanlığına bağlı İletişim Başkanlığı, meclisin aynı zamanda “yurttaşların doğru habere ulaşabilmesini güvence altına almak için” yabancı fon kuruluşlarından destek alan yerel medya kuruluşlarına karşı bir yasa hazırlayacağını açıkladı.

Medyascope hedef gösterildi

Bu açıklamaların, sosyal medyada ABD’nin Chrest Vakfı’ndan fon alan Medyascope gibi bağımsız kuruluşları hedef alan bir kampanyayla devam ettiği belirtilen metinde “Medyascope 2016 yılında ilerici ve eleştirel haberciliği nedeniyle Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Bağımsız Medya Öncüsü Ödülü’ne layık görülmüştü” denildi.

Açıklamada “Bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’de hükümetin medya özgürlüğü ve çoğulculuğunu daha da zora sokacak yeni yasal düzenlemeler yapmaya hazırlandığını göstermektedir” ifadeleri kullanıldı.

Yeni sansür mekanizması

“Yalan haberle” mücadele ile ilgili olarak, “hakikatin” denetlenmesine yönelik getirilecek herhangi bir yasal düzenlemenin kamu görevlilerine neyin doğru ve gerçek olduğuna karar verme yetkisi atayıp bu yetkililerin beğenmedikleri sesleri susturma hakkı tanınmasına, ve pratikte hükümet kaynaklı yeni bir sansür mekanizmasının yaratılmasına yol açacağı belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

Bu öngörü, özellikle de Türkiye’nin ifade hürriyetinde ve yetkililerin meşru çerçeve sınırlarında eleştirilmesine toleransındaki zayıf performansı ışığında son derece kaygı uyandırıcıdır. Kitlesel dezenformasyon ve propagandanın ciddi bir kaygı unsuru olduğuna katılmakla birlikte; buna karşı atılacak tüm adımların 2017 tarihli İfade Hürriyeti ve “Yalan Haber”, Dezenformasyon ve Propaganda ortak açıklamasında belirtildiği gibi uluslararası ifade hürriyeti hukuku ve ölçülerinde olmak zorunda olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyoruz.

‘Baskıyı artırmak istiyorlar’

Açıklamada “Dahası, hükümete dair eleştirel içeriğe sahip yerel medyaya sağlanan yerel fonların eksikliği, kamu reklam ve ilan harcamalarının orantısız bir biçimde dağıtılması, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu (BİK) gibi medya düzenleyicilerin verdikleri keyfi ceza ve reklam yasakları şeklinde kendini gösteren hükümet baskısı yoğunlaştıkça Türkiye’de faaliyet gösteren bağımsız medya kuruluşları için (yabancı) fon kaynakları önemli bir gelir kalemi haline gelmiştir” denildi ve şöyle devam etti:

Uluslararası vakıflardan alınacak fonları kısıtlamak ya da bu fonları alanları yabancı ülkelerin propagandasını yapmakla suçlamak adına atılan tüm adımların açıkça bağımsız medyayı düşmanlaştırmak için atıldığı barizdir ve halen zorlu şartlarda faaliyet gösteren birkaç bağımsız medya kuruluşu üzerindeki baskıyı daha da artırmaya yöneliktir. Şu an Türkiye’de faaliyet gösteren medya kuruluşlarının yüzde 90’ından fazlası doğrudan ya da dolaylı biçimde iktidar ya da hükümetteki AKP tarafından kontrol edilmektedir.

İmzacı kuruluşlar

  • ARTICLE 19
  • Articolo21
  • Association of European Journalists (AEJ)
  • Gazeteciler Cemiyeti, Ankara
  • DİSK Basın-İş
  • Committee to Protect Journalists (CPJ)
  • Danish PEN
  • English PEN
  • European Centre for Press and Media Freedom (ECPMF)
  • Free Press Unlimited (FPU)
  • IFEX
  • IFoX Initiative for Freedom of Expression – Turkey
  • IPS Communication Foundation
  • International Press Institute (IPI)
  • Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)
  • Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
  • Medya Araştırmaları Derneği (MEDAR)
  • OBC Transeuropa (OBCT)
  • PEN International
  • PEN Netherlands
  • PEN Vlaanderen
  • South East Europe Media Organisation (SEEMO)
  • Swedish PEN

Sivas Gökpınar Gölü’ndeki yapılaşmaya mahkeme engeli

Sivas Gökpınar Gölü’nü yapılaşmaya açacak Sivas İl Genel Meclisi’nin kararı ile onanan Gürün Gökpınar Gölü Nazım İmar Planı ile uygulama imar planının yürütmesinin Sivas İdare Mahkemesi tarafından durduruldu.

Mahkeme, 9 Ekim 2020 tarihinde onaylanan 1/5000 ile 1/1000 ölçekli plan değişikliklerinin durdurulma gerekçesi olarak söz konusu değişikliklerin telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacak olmasını gösterdi.

‘Ender rastlanan coğrafi yapısı var’

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, yaptığı açıklamada, “Gökpınar Gölü Havzası doğal güzelliği, tarihi ve arkeolojik değerleri açısından ender rastlanan coğrafi yapısıyla biriciktir. Bu karar doğal güzelliğe ile alüvyon birikimi ile beraber aynı zamanda doğal kaynaklar üzerinden oluşmuş özel bir gölde, telafisi mümkün olmayan zarar verilme aşamasında hepimize nefes olmuştur” dedi.

Karakuş-Candan “Gökpınar Gölü’nü Koruma Platformu ve Gürünlü aydınların bu kararın verilmesinin arkasında yatan özverili mücadelesi takdire şayandır” ifadelerini kullandı.

‘Kesin korunacak hassas alan’

Evrensel‘in haberine göre Sivas İl Özel İdaresi’nin kurumların görüşlerini dikkate almadığını belirten Karakuş-Candan, yaşanan süreçle ilgili şu bilgileri aktardı:

“Gökpınar Gölü’nün doğal sit alanı ilan edilmesi sürecinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) Sivas Valiliği’ne yazmış olduğu 03 Temmuz 2020 tarih ve 138051 sayılı yazıda; Gökpınar Gölü’nün göl ve çevresindeki faaliyetlerden dolayı tehdit altında olduğu, tehdit eden faktörlerin ivedi bir şekilde kontrol altına alınması, alanın korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi açısından alanın planlanan ‘Potansiyel Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi’ kapsamında değerlendirilip Doğal Sit Alanı olarak koruma altına alınmasına karar verildiği, yapılacak olan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi ve sonrasındaki tescil aşamaları sürecinde alanın doğal yapısına etki edecek herhangi bir müdahalede bulunulmaması gerektiği ifade edilmiştir. Nitekim sonrasında Gökpınar Gölü ‘Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescil edilmiş ve Kesin Korunacak Hassas alan olarak ilan edilmiştir.”

‘İnşaat durdurulmalı’

Buna rağmen yapılaşma sürecinin önünü açan Sivas İl Özel İdaresi’nin başına buyruk davrandığını söyleyen Karakuş Candan, “Mahkemede bilirkişi incelemesinden sonra, Göle telafisi mümkün olmayan zararlar verileceği gerekçesiyle, planın yürütmesini durdurmuştur” dedi.

Karakuş Candan, “Sivas İl Özel İdaresine bu kararı bildirerek yürütmesi durdurulan plan kapsamında yapılan her türlü inşaat faaliyetin durdurulmasını ve bu yapıların göle zarar vermeden kaldırılmasını talep edeceğiz. Plan acilen iptal edilmeli, Sivas il Özel İdaresi hakkında görevi kötüye kullanmaktan işlem yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Akdeniz’de içerisinde 45 kişinin bulunduğu tekne battı

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Antalya‘nın Kaş ilçesinin 161 mil güneybatısında, içerisinde 45 kişinin bulunduğu teknenin battığını bildirdi. Açıklamada bölgede arama kurtarma faaliyetlerinin devam ettiği belirtildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, dün akşam Kaş’ın 161 mil güneybatısında, Kerpe Adası‘nın yaklaşık 60 mil güneyinde, içerisinde 45 kişinin bulunduğu bir teknenin batmak üzere olduğu bilgisi alındı.

Bölgeye hemen TCG Gelibolu ve TCG Gökova fırkateynleri intikal etti. Fırkateynlerin intikalinin ardından, arama kurtarma koordinatörlüğü görevi icra edilmeye başlandı.

Arama kurtarma sahası ilan edildi

AA’nın haberine göre Türkiye arama kurtarma sınırları içindeki bölgede “arama kurtarma sahası” ilan edilerek, denizcilere ilanlar yayımlandı, sahada bulunan ticari gemilere arama sektörleri tahsis edildi.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığına ait iki fırkateyn ve deniz karakol uçağı ile olumsuz deniz ve hava şartlarına rağmen bölgedeki arama kurtarma faaliyetlerinin devam ettiği bildirildi.

Selin vurduğu Artvin’de 450 kişi tahliye edildi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), sel felaketinin yaşandığı Artvin‘in Arhavi ilçesinden 450 kişinin tahliye edilerek güvenli alanlara yerleştirildiğini duyurdu.

21 Temmuz Çarşamba günü akşam saatlerinden itibaren etkili olan yağış sonucunda Arhavi Deresi taşmış, ilçe merkezi ve köy yolları kapanmıştı.

Bir kişi hala kayıp

Arhavi’de mahsur kalan altı kişinin,  Murgul ilçesinde mahsur kalan dokuz kişinin güvenli alanlara transfer edildiğini belirten AFAD, “Ayrıca Arhavi ilçesinden yaklaşık 450 kişi tahliye edilerek güvenli alanlara yerleştirilmiştir. Yağışlar nedeniyle Murgul ilçesinde kayıp 1 vatandaşımızı arama çalışmaları devam etmektedir. 1 vatandaşımız yaralanmış ve tedavi altına alınmıştır” dedi.

Açıklamada AFAD Başkanlığı tarafından bölgeye 5 milyon TL yardım gönderildiği bilgisi de paylaşıldı. Ek olarak haberleşme altyapısını desteklemek amacıyla bölgeye mobil baz istasyonu sevk edildiği ve Türk Kızılay tarafından yiyecek ve içecek yardımı yapıldığı belirtildi.

Fotoğraf: Muhammet Kaçar/ DHA

4 bin 289 abone elektriksiz kaldı

Arhavi ilçe genelinde 80 trafonun arızalı olduğu ve 4 bin 289 aboneye enerji verilemediği aktarılan açıklamada “10 ekip 30 personel ile arızaların giderilmesi çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Arhavi Ortacalar yolunun trafiğe kapalı kısmının açılması için ise  24 personel ve 14 adet iş makinası ile çalışmaların devam ettiği bilgisi aktarıldı.

Açıklamada “Meteorolojiden alınan bilgiye göre metrekareye 22.07.2021 06:00 verilerine göre; Hopa ilçesi 183,1kg, Arhavi ilçesine 173,3 kg, Murgul ilçesinde 116,2 kg, Fındıklı ilçesinde 79,6 kg, Çamlıhemşin ilçesinde 64,9 kg, Ardeşen Yeşiltepe’de 64 kg yağış düşmüştür” denildi.

BM: Bir milyondan fazla insan iklim felaketleri sebebiyle öldü

Birleşmiş Milletler (BM) dünya genelindeki felaketlerin, iklim değişikliğinin artan olumsuz etkileri nedeniyle çoğaldığına dikkat çekti.

BM’ye bağlı Dünya Meteroloji Teşkilatı (WMO) Genel Sekreteri Petteri Taalas cuma günü Cenevre‘de yaptığı açıklamada, kuraklık, fırtına, sel ve mevsim normalinin üzerinde hava sıcaklıkları nedeniyle son 49 yılda dünya genelinde bir milyonun üzerinde kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

650 bin kişi kuraklıktan öldü

Taalas yaptığı açıklamada “Şiddetli yağışlar genellikle iklim değişikliğinin bir işareti. Atmosfer ısınmaya devam ettikçe daha fazla nem birikiyor ve bu da fırtınalarda daha fazla yağış olması ve sel ihtimalinin artması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Taalas’ın açıklamasına göre 1970-2019 yılları arasında dünya genelinde 650 bin kişinin kuraklık nedeniyle öldü. Fırtınalar nedeniyle 580 bin kişi hayatını kaybederken, sel felaketlerinde yaklaşık 59 bin kadın, çocuk ve erkek yaşamını yitirdi. Mevsim normalleri dışındaki sıcaklık derecelerinin de 56 bin kişinin ölümüne neden oldu.

En yüksek maliyet fırtına

DW Türkçe’nin aktardığına göre dünya genelinde fırtınalar, ekonomik açıdan en fazla zararı getiren afet oldu. Toplam zararın yaklaşık 440 milyar euro olduğu tahmin ediliyor.

Fırtınaları sel takip ediyor ve su baskınlarının faturası yaklaşık 100 milyar euraya ulaşıyor. Avrupa’da son 50 yılın en büyük ekonomik faturasına sahip doğal felaketi 2002 yılında Almanya Elbe‘deki sel oldu.

 

Hindistan’da muson sezonu: Nehirler taştı, 18 kişi yaşamını yitirdi

Hindistan’ın batısında yer alan Maharashtra eyaletinde meydana gelen şiddetli muson yağmurları toprak kaymalarına ve sel felaketine yol açtı.

Yetkililer yaptıkları açıklamada en az 18 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Birçok köy yolu ise ulaşıma kapandı.

Nehirler taştı

Eyaletin batı kıyısındaki birçok bölüm 24 saat içinde 200 mm’den fazla yağmur aldı. Kimi bölümlerde ise yağış miktarı 594 mm’ye yükseldi. Barajların dolması üzerine yetkililer suyu serbest bırakma kararı aldı ve eyaletteki nehirlerde taşkın yaşandı.

Yaşanan ölümlerin dördünün eyalet başkenti Mumbai’deki bir binanın çökmesi sonucu gerçekleştiği belirtildi. 14 kişi ise meydana gelen toprak kaymaları nedeniyle yaşamını yitirdi.

Mahsur kalanlar var

Eyalet yetkilileri yaptığı açıklamalarda Satara ve Raigad bölgelerindeki toprak kaymaları neticesinde onlarca kişinin mahsur kaldığını düşündüklerini belirtti. Mumbai’yi güney teknoloji merkezi Bengaluru’ya bağlayan otoyolda ise binlerce kamyon mahsur kaldı.

Arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği eyalette yollardaki kapanmalar ve su taşkınları çalışmaları zorlaştırıyor.

İklim krizi daha kötü hale getiriyor

Haziran’dan Eylül’e kadar olan mevsimsel muson yağmurları, her yıl Güney Asya’da ölümlere ve kitlesel yer değiştirmelere neden oluyor. Ancak insan kaynaklı iklim krizi muson yağmurlarının şiddetini her geçen yıl daha fazla artırıyor ve daha düzensiz hale getiriyor.

Almanya’nın Potsdam İklim Araştırma Enstitiüsü’nden araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışmaya göre küreselde gerçekleşen her ek ısınma derecesi muson yağışlarını yüzde 5 oranında artırıyor.

Batmanlıya iş de yok ev de: 30 m2 1+0 dairenin kirası 1.500 lira

Haber: Metin Yoksu

*

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TUİK) Haziran 2021’de yayınladığı “Konut Satış İstatistikleri” raporuna göre Türkiye genelinde konut satışlarında yüzde 29,1 azalma meydana geldi. Hem sıfır hem de ikinci el daire satışlarındaki azalmayı uzmanlar yüksek fiyatlar ve maliyet artışına bağlıyor. Kirada yaşayanların sayısı ise geçtiğimiz yıla göre artış göstermiş.

Kurumun 15 Haziran’da yayınladığı “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”nın sonuçları da kendi konutunda oturanların oranını yüzde 57,8, kirada yaşayanları yüzde 26,2 olarak kaydediyor. Resmi olmayan rakamlar ise kiracıların aleyhine. Çoğu kentte yaşanabilir standartlarda bir dairenin fiyatı asgari ücretin üzerine çıkmışken, Türkiye’nin en genç illerinden Batman’da ne kiralık ev bulmak mümkün, ne de bulunan evin kirasını ödeyebilmek.

1930’lu yıllara kadar Beşiri’ye bağlı bir köy olan Batman, 1936’de 25 köyün bağlandığı bir nahiye (bucak) haline geldi. Raman Dağı’nda petrol çıkarılmaya başlanmasıyla, büyük bir ekonomik değişim geçirmeyen başlayan bölgede, kent içinden geçen tren yolunun da katkısıyla, bir bucak halindeyken bile göç almaya başladı. 1957’de 22 köyün bağlanarak, Siirt’in bir ilçesi haline getirildi.

16 Mayıs 1990 tarih ve 3647 sayılı kanunla ise Beşiri, Kozluk ve Sason ilçeleri Siirt’ten, Hasankeyf ve Gercüş Mardin’den alınıp Batman’a bağlandı ve Türkiye’nin 72’inci ili oldu.

Göç, zorunlu hizmet, işsizlik sarmalı

Kentte yaşanan konut sıkıntısı ve fahiş kiraların nedenlerinin başında ise göç geliyor. 50’li yıllarda petrol işçileriyle başlayan göç, 1990’lı yıllarda, köyleri terör gerekçesiyle boşaltılanların da akın etmesiyle Batman’ın kent nüfusunu adeta patlattı.

Yaşanan konut sıkıntısının en büyük nedenlerinden biri de kentin tamamının “zorunlu hizmet bölgesi” olması. Bu nedenle polis, asker ve öğretmen nüfusu, olağandan fazla olan Batman’da yeterli lojman da olmadığından bu memurlar kiralık evlere yönelik talebi ve fiyatları, normalin çok üzerinde arttırıyor. Kent nüfusu her geçen gün artarken, yeni konutlar için hayata geçirilen bir imar planı da bulunmuyor. Geçmişte yapılan imar alanı düzenlemelerine ilişkin altyapı çalışmaları bile tamamlanmamış durumda. Yöre halkı, buna “rant kavgası”nın neden olduğunu söylüyor.

Geçmişte bir tarım ve hayvancılık alanı olan, petrol bulunduktan sonra da rafineri çevresinde bir kent olarak kurulan Batman, son yıllarda kurulan Organize Sanayi Bölgesi’yle birlikte yüzlerce yeni tekstil işletmesi açılmasına rağmen, yine TÜİK’in verilerine göre, yüzde 30.9 ile işsizliğin en yüksek olduğu şehirlerden biri. Kentin 600 binin üzerindeki nüfusunun yaklaşık yüzde 85’i ise kent merkezi ve ilçelerinde yaşıyor.

10 yıl içinde büyükşehir olması bekleniyor

Valilik ve belediyenin açıklamalarına göre önümüzdeki 10 içinde büyükşehir olması beklenen kentin neredeyse her mahallesinde inşaatlar yükselirken devlet memuru olanlar dışında konut bulmak ise bütün bu nedenlerle neredeyse imkansız. Kente geçici olarak gelen memurların yoğun kiralık taleplerine karşılık inşa edilen 1+0, 30 metrekarelik daire fiyatları 1.000 TL’den başlıyor. Kalabalık ailelerden oluşan yerli halkın ve göçle gelenlerin sığabileceği evler ise 2 bin 500 ile 3 bin 600 TL civarında.

Ev sahipleri konutlarının durduk yere değerlenmesinden ve fahiş fiyatlarla kiraya verebilmekten dolayı memnun olsalar da, yaşayacak konut bulamayan kiracılar, asgari ücretli veya dar gelirli kent halkının barınma hakkının elinden alındığını belirterek, soruna çare bulunmasını talep ediyor.

30 metrekare daire 1.350 TL  

Uzun bir süredir kiralık konut arayan yurttaşlardan Ali Kuday, aylık geliri asgari ücret olduğunu bütçesine uygun kiralık konutu nasıl bulacağını bilmiyor. Hergün internet ilanlarının yanı sıra sokak sokak gezerek kiralık daire aradığını anlatan Kuday, “Emlakçılara komisyon ödemeye dahi razıyım yeter ki bütçeme uygun bir konut bulayım” diyor.

Kent genelinde 30 metrekarelik bir daire fiyatının dahi 1.000 ila 1 bin 500 TL arasında olduğunu söyleyen Kuday, bu fiyatların içinde aidat ve diğer konut giderlerinin bulunmadığına dikkat çekerken, kirasını karşılayabilecek olsa bile bu kadar küçük bir yaşam alanında normal bir ailenin yaşam sürdürmesinin mümkün olmadığını anlatıyor.  “3.500 TL kira verirsek, biz ne yiyip ne içeceğiz? Asgari standartları bile sağlayamazken insanlar nasıl yaşayacak?” diye soran Kuday, büyükleri gibi bir ev sahibi olabilme imkanının artık hayal olduğunu belirtiyor:

“Bu paraları neye göre, hangi kriterlere dayanarak istiyorlar bilinmez. Burada deniz yok, dolayısıyla deniz manzarası da yok ama sanki böyle bir şey varmış gibi kira bedeli talep ediliyor. Sıcaklık 45 derecenin üstünde zaten, bu sıcakta halüsinasyon görüp deniz manzarası mı görmemizi istiyorlar?”

Günde 60 TL yevmiyeyle çalışanlar ne yapacak?

Sigortasız ve gündelik işlere giderek yaşamını idame ettirmeye çalışan 24 yaşındaki Ömer Ateş de bir aydır kiralık bir daire arıyor: “1+0 daireye bile 1.000 TL kira istiyorlar, günde 60 TL kazanıyorum ben, kazancımın tamamını kiraya mı vereyim?”

“Aslında kiralar yüksek değil TL’nin değeri düşük” diyen Ateş, Batman gibi yazın 45 dereceyi aşan sıcaklıkları gören bir kentte, kutu gibi evlerde nefes almanın bile kolay olmayacağına dikkat çekiyor ve soruyor: “İşsizlik bir yandan, başımızı sokacak bir yer bulamamamız diğer yandan. Biz ne yapalım?”

Emlak uzmanı Okçu: Kira bedelleri normalin çok üzerinde

Emlak Uzmanı Alaattin Okçu, kent genelinde yaşanan konut sorununun temelinde arz talep dengesi ve artan maliyetler olduğunu söylese de bunlara rağmen kira bedellerinin normalin çok üzerinde olduğunu, O da kabul ediyor:

“Bugün memurların ve asgari ücretlinin kendisine bir konut alması neredeyse hayal oldu. İnsanların sağlıktan eğitime kadar birçok zorunlu ihtiyacı dahi doğru düzgün karşılanamazken birikim yapma olasılıkları maalesef yok gibi. Kentimizde kira bedelleri gereğinden çok yüksek, bunun bir an önce dengelenmesi gerekiyor.”

 

Selahattin Demirtaş Weimar İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü

3 Kasım 2016 tarihinden bu yana cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 2021 Weimar İnsan Hakları Ödülü‘ne layık görüldü.

Azınlık haklarını savunan Göttingen merkezli Tehdit Altındaki Halklar Cemiyeti (GfbV), Weimar Belediye Meclisi‘nin ödül komitesinin önerisini dün itibarı ile kabul ettiğini duyurdu.

DW Türkçe’nin haberine göre açıklamada Demirtaş’ın “Türkiye’nin yakın tarihindeki en önemli muhalif siyasetçilerden biri” olduğu belirtildi.

Ödül töreni Aralık’ta

Ayrıca Demirtaş’ın “Kürt sorununa barışçıl çözümü, demokratikleşmeyi, Hristiyan, Alevi ve Ezidi inanç gruplarının inanç özgürlüğünü”, “Türkiye’deki Kürt, Asuri, Ermeni ve Rum halk gruplarının dil, siyaset ve kültür bakımından hak eşitliğini savunduğu” ifade edildi.

Ödül töreninin Aralık ayında yapılması bekleniyor.

Weimar Belediye Meclisi geçtiğimiz yıl Hollandalı Katolik Rahip Jozef Jan Michel Kuppens ile Malavili Felicia K Monjeza‘yı insan hakları ödülüne layık görmüştü.

Ödülün Malavi’deki tütün plantajlarındaki modern köleliğin sona erdirilmesi için yaptıkları çalışmalar nedeniyle verildiği açıklanmıştı. Türkiye’den 1998 yılında da HDP Adana milletvekili ve hukukçu Meral Danış Beştaş ödüle layık görülmüştü.