Yapılan bir araştırmaya göre erkekler ve kadınlar neredeyse aynı miktarda para harcıyor ancak erkeklerin harcamaları kadınlarınkinden yüzde 16 daha fazla sera gazı emisyonuna yol açıyor.
İsveç merkezli Ecoloop araştırma şirketi tarafından yapılan araştırmada, tüketim kaynaklı sera gazı salımının hane halkları bakımından nasıl azaltılabileceğine bakıldı.
En büyük fark araç kullanımı
Guardian gazetesinin aktardığı araştırmaya göre, erkeklerin harcamalarında en büyük farkı, araçları için aldıkları petrol ve dizel oluşturuyor.
Araştırmacılar, karbon salımında kadın ve erkekler arasındaki farkın şimdiye dek fazla incelenmediğini, iklim değişikliğine karşı mücadelede bu konunun dikkate alınması gerektiğini belirtiyor.
‘Yüzde 40 azaltmak mümkün’
Araştırmacılar, kişisel emisyonları azaltmak için beslenme rutininde ve tatil alışkanlıklarında değişiklik yapmanın fazladan hiçbir harcama gerektirmediğine dikkat çekti.
İsveç’teki bekar erkek ve kadınların harcamalarının kıyaslandığı araştırmada, her iki grup açısından da gıda ve tatil harcamalarının toplam emisyondaki payının yarıdan fazla olduğu görüldü.
Et ve süt ürünleri yerine bitkisel gıdalarla beslenme ve tatile giderken uçak veya araba yerine tren kullanarak emisyonun yüzde 40 azaltılabileceği belirtiliyor.
‘Cinsiyet faktörü dikkate alınmalı’
Ecoloop araştırma şirketinden Annika Carlsson Kanyama, “İklim krizini ilgilendiren politikalarda, cinsiyet faktörünün dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Kanyama’ya göre araştırma sonucu ortaya çıkan harcama biçimleri aslında oldukça klişe çünkü araştırmaya göre kadınlar daha çok ev dekorasyonu, sağlık ve giysilere harcama yaparken, erkekler yakıt, yemek, alkol ve tütüne daha fazla para harcıyor.
Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, atanmış yönetimin üniversitenin karar alma mercii Senato’da yeterli oy çokluğuna ulaşmak için mükerrer oy kullanmasına karşı dava açtı.
Açıklan davada 23 Haziran günü gerçekleştirilen toplantıda mükerrer oy kullanılarak alınan kararların yürütmesinin durdurulması talep edildi.
‘Kararlar iptal edilmeli’
Söz konusu toplantıda Üniversite Yönetim Kurulu’na üye seçimi yapılmış; Teknoloji Transfer Ofisi temsilciliği ve İngilizce Yeterlilik Sınavı gibi üniversite işleyişine yönelik kararlar alınmıştı.
Tüm bu işlemlerin hukuka aykırı olduğunu, üniversiteye telafisi güç zararlar vereceğini söyleyen öğretim üyeleri hukuka aykırı Senato kararlarının iptal edilmesi gerektiğini söyledi.
Fotoğraf: Can Candan
‘Karar yeter sayısı açıkça tanımlı’
Avukat Fırat Kuyurtar açtıkları davayla ilgili “Toplantı ve karar yeter sayıları kanunla açıkça tanımlanmış durumda. Kararların toplantıya katılanlar tarafından oylanması ve karar altına alınması gerekiyor. Oysa Melih Bulu görevde kaldığı süre içinde usulüne uygun yapılmış bir toplantıdan söz etmek mümkün değil” hukuki görüşünü paylaştı. Bu toplantıdaki usulsüzlükleri ise şu şekilde ifade etti:
Hukuk ve İletişim Fakülteleri’nin kurulması, Prof.Dr. Selami Kuran’ın dekan olarak atanması, Kocaeli Üniversitesi’nde kadrosu olan Dr. Muzaffer Eroğlu’nun Senato temsilciliği, rektör yardımcılarının üniversitenin birçok kadro ve pozisyonuna vekaleten atanması işlemleri, üst üste yapılan Senato toplantılarının, toplantı çağrı, toplantı ve karar alma usulleri son derece şaibeli.
Vekaleten temsil ediyordu
Muzaffer Eroğlu’nun toplantıya katılmasına bile müsaade edilmemesi gerekirken, bu kişinin kullandığı oylarla kararlar alındı. Vekaleten atama konusu 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda sadece hastalık, başkaca olağan dışı haller ile atamaya yeterli aday personel bulunamaması gibi belirli durumlarda ve 6 ay gibi belirli sürelerde mümkün olabilecek bir görevlendirme şekli.
Oysa Boğaziçi Üniversitesi’nde son 7 aydır yaşananlara, yapılan atama ve görevlendirmelere bakıldığında, bu atama yahut görevlendirme usullerinin kötüye kullanıldığı da ortada. Diğer taraftan usule uygun olsun yahut olmasın, bir üyenin asaleten kullandığı oy haricinde, bir de vekaleten temsil ettiği makam veya makamlar adına da ayrıca oy kullanabileceğine dair Kanun’da bir ifade yok.
Fotoğraf: Can Candan
Bunun aksinin başka mevzuatla kıyas yaparak veya yorum yolu ile genişletilmesi de mümkün değil. Yargı içtihatlarına ve idari uygulamalara bakıldığında bu şekilde bir kişinin birden fazla kez oy kullanımı söz konusu değil. Hatta içtihatlara bakıldığında, Anayasa gereği teminat altına alınmış olan bilimsel ve idari özerkliğin gereği olarak Yükseköğretim Kanunu’nda tanımlanan organlar, kadro ve pozisyonların, kurum içi hiyerarşiyi ve birimleri anlamsız kılacak şekilde birleştirilemeyeceğine dair bir vurgu var.
‘Amaç bilimsel özerkliği yok etmek’
Senato’da, Üniversite Yönetim Kurulu’nda görev alan hocalarımız, bu yapılan hukuksuzlukları defalarca dile getirdiler ve muhalefet şerhleri yazıp, yaptığınız yanlış dediler. Tahmin edileceği üzere, atanmış yönetim hatalardan dönmek yerine, hukuksuzlukları daha da artırmayı tercih etti.
Tüm bu işlemlerin olağan dışı usullerle ve hukuksuz bir şekilde gerçekleştirilmesinin nedeni şu: Önce Senato sonrada Üniversite Yönetim Kurulu’nu ele geçirmek takip eden dönemlerde de Üniversite’nin diğer organlarını ve birimlerini kendi arzuları doğrultusunda yeniden dizayn etmek, idari ve bilimsel özerkliği yok etmek. Bu gayrimeşru amaçlara karşı hukuki yollara başvuru hakkımızı kullanmaya devam edeceğiz.
Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin oluşturduğu G20 ülkelerinin Çevre Bakanları, dönem başkanı İtalya‘nın ev sahipliğinde bir araya geldi.
Bakanlar; iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, kirlilik, habitat kaybı ve çölleşme, doğal kaynakların sürdürülemez kullanımı gibi konulardaki zorluklarla mücadelede çabalarını arttırarak sürdüreceklerini taahhüt etti.
25 maddelik sonuç bildirisi
İtalya Ekolojik Dönüşüm Bakanı Roberto Cingolani, ilk günkü toplantıların ardından düzenlediği basın toplantısında, 25 maddelik bir sonuç bildirisini kabul ettiklerini açıkladı.
AA’nın haberine göre Bakan Cingolani, “G20, ilk kez iklim, çevre, enerji ve yoksulluk arasındaki bağlantıyı tanıdı. Şimdiye kadar bunlar birbirinden ayrı düşünülen sektörlerdi” dedi.
Fotoğraf: AA
‘Doğayla uyum içinde yaşama vizyonu’
G20 Çevre Bakanlarının kabul ettiği bildiride, “G20 Çevre Bakanları olarak, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, kirlilik, habitat kaybı, istilacı yabancı türler, arazi bozulması, çölleşme, okyanus ve deniz sağlığındaki düşüş, tatlı su ve diğer doğal kaynakların sürdürülemez kullanımı konusundaki zorluklara yönelik çabaları sürdürmeyi ve arttırmayı taahhüt ediyoruz. Bu zorlukların üstesinden gelmenin, insan refahı, sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir üretim ve tüketim için gerekli olduğuna inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Biyoçeşitliliğin korunması vurgusu yapılan bildiride, BM 2021-2030 Ekosistem Restorasyonu tarafından sağlanan “2050 Yılına Kadar Doğayla Uyum İçinde Yaşamak” vizyonunu gerçekleştirmeye yönelik özel ivmenin memnuniyetle karşılandığı ifade edildi.
Bildiride, emisyon seviyeleri ve iklim değişikliği gibi nedenlerden ötürü okyanus ve denizlerin sağlığından ciddi endişe duyulduğu vurgulandı.
‘Gençler dahil edilmeli’
Denizdeki plastik çöp atıklarının deniz ekosistemi, balıkçılık ve turizm üzerindeki ciddi etkisi kabul edilen bildiride, bununla mücadelede; ulusal, bölgesel ve küresel çabaların yoğunlaştırılması çağrısı da yapıldı. Ayrıca tek kullanımlık plastikleri önemli ölçüde azaltmak için toplumların bilinçlendirilmesinin teşvik edildiği belirtildi.
Bildiride, genç kuşaklara çevreyi koruma bilincinin eğitim kanallarıyla aktarılması konusunda iş birliğinin geliştirilmesin ve gençleri her düzeyde çevre ile ilgili süreçlere dahil etmenin öneminin kabul edildiği vurgulandı.
Adil geçiş taahhütü
G20 Çevre Bakanları sonuç bildirisinde, yoksulluk, sağlık, ekonomik ve çevresel sınamaların birbiriyle bağlantılı olduğu göz önünde tutularak, farklı gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak sürdürülebilir ekonomilere adil bir geçiş taahhüt edildi.
Gelişmekte olan ülkelere ve en az gelişmiş ülkelere mali, teknolojik, kapasite geliştirme desteği sağlanmasının teşvik edildiği belirtilen bildiride, Rio Bildirisi ilkeleri hatırlatılarak, “Farklı zorluklarla yüzleştiğimizi kabul ederek, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik uluslararası iş birliğimizi güçlendireceğiz.” ifadeleri yer aldı.
Binlerce kişi protesto etti
Öte yandan G20 Çevre Bakanları toplantısı sebebiyle gün boyu kentin farklı noktalarında G20 karşıtı protestolar yapıldı. Protestocular ellerinde “G20’yi durdurun” yazılı pankartlar taşırken, Bovio Meydanı’nda toplanan göstericilerle güvenlik güçleri arasında zaman zaman gergin anlar yaşandığı bildirildi.
G20 Çevre Bakanları bugün de iklim ve enerjiden sorumlu bakanlarla iklim değişikliğiyle mücadele etmek, enerjide ortak vizyonu geliştirmek ve iş birliği alanlarını güçlendirmek amacıyla ortak toplantıda bir araya gelecek.
Burdur’un Yeşilova ilçesinde yer alan ve ekolojik olarak hassas olduğu için ayak dahi basılmaması gerektiği belirtilmesine rağmen Millet BahçesiyapılanSalda Gölü, bayramda da yoğun ilgi gördü.
Halk plajına gelen yüzlerce ziyaretçiden sahile nargile getiren ve çamur banyosu yapanlar dahi oldu.
Yüzlerce kişi geldi
DHA’nın haberine göre göle girişin serbest olduğu bölgelerden halk plajında yoğun kalabalık dolayısıyla adım atacak yer kalmadı. Plaja gelenler göle girip, yüzdü.
Geçen yıl 15 Ekim’de girişin yasaklandığı Beyaz Adalar kısmına gelen ziyaretçiler ise otomobillerini sahile yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta oluşturulan otoparka bırakarak elektrikli trenler ve golf arabaları ile sahili gezdi.
Fotoğraf: Mesut Madan/DHA
Yasağı dinlemeyen ziyaretçiler
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından geçen yıl 1 Ağustos’tan itibaren dumansız hava sahası ilan edilen ve çevresinde sigara içilmesinin yasaklandığı Salda Gölü halk plajı sahiline bir ziyaretçi nargilesiyle gedi.
Bir ziyaretçinin ise yasak olmasına rağmen halk plajı sahilinde çukur açıp, çamur banyosu yaptığı görüldü. Ayrıca yine halk plajının kıyısına rögar kapağı atılması dikkati çekti.
Kanal İstanbul‘un çevresine kurulacak Yenişehir‘in, yapılaşmış mülkiyetli alanlardan oluşan ilk üç etabı için hazırlanan ve 25 Mart 2021 tarihinde onaylanan imar planlarına, askı sürecinde yapılan itirazların ardından yeni değişiklikler yapıldı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı itirazlar üzerine imar planlarını revize ederek 16 Temmuz itibari ile yeniden askıya çıkardı. Plan değişikliği itirazların sunulabilmesi için bir ay boyunca askıda kalacak.
Neler değişti?
Sözcü Gazetesi’nden Özlem Güvemli’nin haberine göre plan açıklama raporunda, Yeniköy ve Tayakadın’ın yerleşik alan merkezlerinde ulaşım kurgusunun revize edilerek yerleşim dokusunun korunmasının sağlandığı belirtildi.
Yeniköy mahallesindeki yerleşik alanların, Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde yeniden değerlendirilerek yeni kullanım kararları ve ulaşım şeması oluşturulduğu kaydedildi.
Yol genişliği azaltıldı
Tayakadın mahallesi merkezinden geçen 55 metrelik yol güzergahının, yerleşik alan merkezindeki mevcut konut dokusu korunacak şekilde revize edildiği aktarıldı.
Tayakadın’ın kuzeyine konumlandırılan üniversite alanının bir kısmı açık ve kapalı spor tesisi olarak planlandı. Yeniköy Mahallesi’nden geçen 55.50 metre genişliğindeki yol 25 metre olarak değiştirildi.
Ağaçlandırma alanı mezarlık olabilecek
Yeni plana göre yerleşik alanların etrafında ek ağaçlandırılacak alan ve kullanım kararları belirlendi. Ağaçlandırılacak alanlar görüş alınmak kaydıyla mezarlık olarak kullanılabilecek.
Bu alanlara emsal 0.10, ibadet yeri hariç yükseklik 9.50 metre yapılanma koşullarında bağımsız birim alanı 250 metrekareyi geçmemek kaydıyla defin işlemleri için idari tesis binaları, güvenlik binası, morg, gasilhane, otopark yapılabilecek.
Golf sahası, kafe, bar…
Planlama alanına 53 bin 648 metrekarelik ‘günübirlik tesis alanı’ eklendi. Bu alan, kıyı kenar çizgisinin sahil şeridinin ikinci 50 metresinin içinde planlandı.
Günübirlik tesis alanında; kamping ve konaklama üniteleri içermeyen duş, kafe-bar, golf alanları, fuar, su oyunları parkı, 20 metrekareyi geçmeyen sergi ve satış alanları öngörüldü. Emsal 0.20, yükseklik 4.50 metre olarak belirlendi.
Kanal ile ilgili plan notlarında düzenleme yapılarak ‘Su yolu alanı, baraj alanı; kanal koruma alanı da baraj mutlak koruma alanı niteliğinde ve kullanım amacı olarak da eşdeğer niteliktedir’ notu eklendi.
Nüfus arttı
Yapılan değişiklik ile son duruma göre 1. etabı oluşturan yaklaşık 40 milyon metrekarelik alanın 16 milyon 300 bin metrekaresinde konut, ticari birim, otel, yat limanı gibi inşaat faaliyetleri yürütülecek. 23.7 milyon metrekarelik alanda da eğitim alanları, yeşil alan, sağlık tesisi, ibaret alanı, yol, kanal ve orman olacak.
‘Kanal’ için 4 milyon 799 bin metrekare ayrıldı. Daha önceki planda 112 bin 907 kişi olarak öngörülen nüfus 113 bin 974 kişiye çıktı.
Yerleşik alan içinde kalan sosyal donatı alanları plana işlendi. Kamu ve özel mülkiyetler tarafından uygulama yapılabilmesine olanak tanımak ve uygulamada oluşacak belirsizlikleri engellemek amacıyla ilgili plan notları iptal edildi.
İstanbul Şile‘de yer alan Ayazma Plajı‘nda sabah saat 07.30 sıralarında denize giren üç kişi dalgalara kapılarak gözden kayboldu.
Olay yerine arama kurtarma timi ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Cankurtaran ekipleri yoğun dalgalar nedeniyle vatandaşları denize girmemeleri konusunda uyardı. Plajın etrafına şerit çekilerek yurttaşlar deniz kenarından uzaklaştırıldı.
Bir kişinin cansız bedenine ulaşıldı
Kaybolan üç kişiden birinin cesedine ulaşılırken, diğer 2 kişiyi arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.
Şile Kaymakamlığı ise ilçe sınırları içinde havanın rüzgarlı ve denizin dalgalı olması nedeniyle denize girmeyi yasakladı.
Şile sahilinde rüzgarın etkisiyle oluşan yoğun dalgalar nedeniyle denize girilen noktalardaki güvenlik tedbirleri artırıldı.
Rize’de bir hafta içinde iki büyük sel felaketinin yaşanması üzerine CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç yazılı bir açıklama yaparak “AKP bir şey yapmıyorsunuz eleştirilerine cevap olsun diye planlar hazırlıyor, ancak hiçbiri tutmuyor” eleştirisinde bulundu.
Rize’de 14 Temmuz tarihinde büyük çaplı bir sel felaketi yaşanmış, altı kişi yaşamını yitirmişti. Bunun üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Trabzon, Rize, Artvin, Giresun, Ordu ve Samsun illerini kapsayan 15 maddelik ‘İklim Değişikliği Eylem Planı’ hazırlamıştı.
‘Planlar kağıt üzerinde’
Geçtiğimiz hafta yaşanan felaketle birlikte son 21 yılda Rize’de yaşamını yitiren kişi sayısının 83’e yükseldiğini belirten Öztunç, “AKP’nin Rize ile ilgili faaliyetleri hep plan yapmak üzerine. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Karadeniz İklim Eylem Planı, İçişleri Bakanlığının Afet Riski Azaltma Planları var. Ama hepsi kağıt üzerinde. Planları tutmayan Bakanlar suçlu psikolojisiyle sarı çizmelere sarılıp, fotoğraf çektirme, kendilerini aklama peşinde” dedi.
Fotoğraf: Muhittin Sandıkçı / AA
‘Betonu sev, doları öp’
Karadeniz’deki sele AKP’nin yanlış çevre yönetiminin neden olduğunu aktaran Öztunç açıklamasında: “Gidin görün, nerelere yapılaşma izni verilmiş, derelerde kaçar tane HES yapılmış , hangi dereler nasıl beton kanala çevrilmiş. Bir aşırı doğa olayının nedeni olarak gösterilecek tüm nedenlerin onlarca örneğiyle karşılaşabilirsiniz” ifadelerini kullandı.
Öztunç, “Fındıklı halkı izin verseydi AKP Fındıklı derelerini HES’ler ile donatırdı. HES yaptırmayınca, balık çiftliklerine verdi. Derelerde ıslah yapıyoruz diye beton kanallar var. AKP, bir derenin habitat için ne kadar değerli olduğundan bihaber halen. Doğayı sömürmek üzerine kurulu sisteme sahipler. AKP’nin çevre politikası, ‘Betonu sev, doları öp’ politikasıdır” yorumunu yaptı.
‘Daha ne bekleniyor?’
Geçtiğimiz hafta paylaştığı Rize ili geneli için acilen afet bölgesi kararı alınması gerektiğine dair çağrıyı tekrarlayan Öztunç, “AKP daha büyük bir felaket mi bekliyor? Daha fazla ne olmalı?” sorularını sordu.
Öztunç açıklamasının devamında “Bakanlar gelince göstermelik bir kaç hizmet sunuluyor, sonra tüm bölge kendi kaderine terk ediliyor. Mağdur olan yurttaşların kamusal yardım ve hizmetlerden eşit faydalanmalarını sağlayacak politikalara ihtiyaç var” ifadelerine yer verdi.
15 baro, son dönemde Kürtlere karşı gerçekleştirilen ırkçı saldırılara ilişkin, ortak bir açıklama yayınladı.
Açıklamada “Yaşam hakkı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine yol açan bu ırkçı saldırıları kınıyor, Kürt kimliği ve Kürtçe diline ilişkin her türlü ırkçı saldırılara zemin hazırlayan ve toplumsal barışı zedeleyen açıklamalardan vazgeçilmesini, saldırılarla ilgili ivedi ve etkin bir şekilde bütün yönleriyle soruşturmanın yürütülmesini talep ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.
‘Münferit değil’
Son dönemde arka arkaya yaşanan saldırıları hatırlatan ve yaşananların münferit olmadığını vurgulayan barolar, bahane olarak Kürt kimliği ve Kürtçe dilinin kullanımının gösterildiği şu saldırıları örnek gösterdi:
12 Mayıs 2021 tarihinde Konya‘nın Meram ilçesinde Kürt aileye yönelik saldırı
19 Temmuz 2021 tarihinde Diyarbakır ve Mardin‘den Afyon‘a mevsimlik tarım işçisi olarak giden işçilerin Kürtçe konuştukları için ırkçı saldırıya uğramaları
20 Temmuz 2021 tarihinde Ankara ili Altındağ ilçesinde Kürt aileye yönelik iki kişinin ağır toplamda dört kişinin yaralandığı silahlı saldırı
21 Temmuz 2021 tarihinde Konya‘nın Meram ilçesinde bulunan Çarıklıköy‘de 20 yıldır ikamet eden Diyarbakırlı aileye yapılan ırkçı saldırı sonucunda bir kişinin yaşamını yitirmesi.
Afyon’da Kürt işçilere saldırı sonucunda yedi kişi yaralanmıştı.
‘Kutuplaştırıcı dil saldırılara neden oluyor’
Politikacıların kullandığı şiddetli ve kutuplaştırıcı dilin bu saldırıların arka planını oluşturduğuna dikkat çeken barolar açıklamasında şunları söyledi:
“Şiddet dili ve politikalarına eklenen ayrımcı uygulamalar, Kürt kimliğine ve diline yönelik saldırılar, saldırılar karşında kolluk güçlerinin güvenlik önlemleri hususunda zafiyet göstermesi ve etkin yargısal faaliyette bulunulmaması bu sonuçların ortaya çıkmasının başlıca nedenleri arasında görülebilir. Şiddet ve kutuplaştırıcı dilin kullanılması, bu yönlü ırkçı saldırıların oluşumunda etki etmektedir. Son yıllarda siyasi erklerin kullandığı ayrımcı dil, toplumda telafisi olmayan olaylara zemin sunmaktadır.”
Ortak açıklamada imzası yer alan barolar şu şekilde sıralandı: Adıyaman Barosu, Ağrı Barosu, Batman Barosu, Bingöl Barosu, Bitlis Barosu, Dersim Barosu, Diyarbakır Barosu, Hakkari Barosu, Kars Barosu, Mardin Barosu, Muş Barosu, Siirt Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu ve Van Barosu.
Doğu Karadeniz‘de etkili olan şiddetli yağış sel ve su baskınlarına neden oldu. Rize ve Artvin‘de birçok bölge sular altında kaldı.
Rize‘nin Çamlıhemşin, Ardeşen ve Fındıklı ilçelerinde yağış dolayısıyla bazı dereler taştı, farklı bölgelerdeki yamaçlarda kopmalar oldu.
Tarım arazileri su altında
Ardeşen‘e bağlı Tunca beldesindeki derelerin su seviyesi yağış nedeniyle yükseldi. Fındıklı‘dan geçen Arılı Deresi taştı. Bu nedenle tarım arazileri ve yollarda hasar oluştu.
İlçelerde ulaşımı sağlayan bazı yollar da derelerin taşması sonucu trafiğe kapandı.
Fotoğraf: DHA
Beş köy yolu kapatıldı
Rize Valisi Kemal Çeber, NTV canlı yayınına telefonla yaptığı bağlantıda Fındıklı ve Ardeşen bölgelerinin şiddetli yağıştan yoğun etkilendiğini söyledi:
“Sabah saat 06.00 sularında başladı yağışlar. Saat 09.00 civarında çok şiddetlendi. 5 köyümüzün yolunu heyelan ve sel riskine karşı kendimiz kapattık. Durum normale dönünce açacağız. Mahsur kalan iki kişi kurtarıldı. Şu anda bize ulaşan bir kayıp bilgisi yok.”
Artvin’de kriz merkezi açıldı
Artvin’in Arhavi ilçesinde de sağanak yağış nedeniyle gündelik hayat durma noktasına geldi. Sel sularına bir kişinin kapılarak kaybolduğu belirtilirken, ilçede valilik tarafından kriz merkezi oluşturuldu.
İlçe merkezinin büyük bölümünde yollar sular altında kalırken, Arhavi deresi taştı, çok sayıda köye ise heyelanlar nedeniyle ulaşım sağlanamıyor.
Meteoroloji’den uyarı
Meteoroloji 11. Bölge Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, sabah saatlerinden itibaren bölgede görülecek sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışların, Trabzon’un batı ve doğu kesimlerinde kuvvetli, Rize ve Artvin çevrelerinde çok kuvvetli ve yer yer şiddetli olmasının beklendiği vurgulandı.
Kuvvetli yağışların aralıklı ve yerel olarak yarın sabah saatlerine kadar etkili olmasının beklendiğine dikkat çekilen açıklamada, sel, su baskını, yıldırım, heyelan, kuvvetli rüzgar, yerel dolu yağışı ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.
Geçen haftaki selde 47 bina yıkılmıştı
Rize’de 14 Temmuz tarihinde gene büyük çaplı bir sel felaketi yaşanmıştı. Felaket sonucunda altı kişi yaşamını yitirmiş, iki kişi ise kaybolmuştu.
Sel sonrası devam eden hasar tespit çalışmaları hakkında bilgi veren Rize Valiliği, “Hasar tespiti yapılan bina sayısı bin 217, bağımsız bölüm sayısı 3 bin 98’dir. Tespit çalışmaları sonucunda 47 ağır yıkık bina, 99 ağır yıkık bağımsız bölüm olduğu tespit edilmiş olup, hasar tespit çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca 41 araçta ise zarar tespit edildi” açıklamasını yapmıştı.
Açıklamada, 194 ayrı noktada toplam 386 binanın heyelan riski bakımından incelendiği de belirtilerek, “Yapılan incelemeler neticesinde 79 konutun nakline karar verilmiş, 71 noktada da afet önleyici istinat duvarları yapılması önerilmiş, 28 konutun kontrol etütleri programına alınması önerilmiştir” denilmişti.
Türkiye’de artan afetler
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan “2020 Meteorolojik Afetler” raporuna göre Türkiye’de de iklim krizi sel ve su baskını gibi afetlerin sayısını her geçen yıl artırıyor.
Rapora göre Türkiye’de 2020 yılında 297 sel olayı meydana geldi. Son 10 yılda her yıl yaklaşık olarak 100 ve daha fazla sayıda sel olayı gerçekleşti. 2020 yılı 1940 yılından bu zamana kadar sel afetinin en fazla görüldüğü üçüncü yıl oldu.
Manisa‘da Saruhanoğulları Beyliği tarafından 1366 yılında yapılan Ulu Cami’deki restorasyon çalışması sırasında, daha önce yapılan yenileme çalışmasında Bizans dönemine ait sütunların sıvayla kaplandığı ortaya çıktı.
Sıvaların kaldırılmasının ardından sütunlara ulaştıklarını belirten İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven, “Bu sütun ve başlıklarında dönemsel olarak devşirme malzemelerden kullanıldığını gördük. Muhtemelen Bizans dönemine ait olduğu görülüyor” dedi.
Kentin simgelerinden
Saruhanoğulları Beyliği’nin en önemli yapılarından Manisa Ulu Cami, Muzafereddin İshak Bey tarafından 1366 yılında Mimar Emet Bin Osman’a yaptırıldı.
Beylikler Dönemi’nin en önemli ve ilgi çekici cami planı olarak gösterilen ve kentin simgelerinden olan Ulu Cami, izinsiz yapılan çeşitli eklentiler ve yanlış uygulamalar nedeniyle orijinalliğini yitirdi.
Sıvalar kazındı
Camide, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 2018 yılında restorasyon çalışması başlatıldı. Aslına uygun olarak restoresi sürdürülen camiye 5 milyon TL harcandı.
Restorasyon sırasında, caminin yapımından sekiz yıl sonra iklim şartları nedeniyle iç tarafta örülen duvarda sıva raspası çalışması yapıldı, sıvalar kazındı. Ortaya altı sütun çıktı. Sütunların Bizans dönemine ait olduğu belirlendi.
‘Ziyarete açılacak’
Muzaffer Ataseven DHA’ya yaptığı açıklamada caminin bu yıl sonunda hizmete açılacağını belirterek, “Caminin 1366 yılında yapıldığını biliyoruz. Kesin tarih bu. Çünkü caminin girişinde kitabe var. Daha sonra bu caminin orta bölümünde yaklaşık 8 yıl sonra yapıldığını varsaydığımız duvar var. Restorasyona başlayınca bu duvarda sıva, raspa çalışması yaptık. Sıvalar soyulduktan sonra alttan çok güzel bir işlemeli duvarla karşılaştık” dedi.
Ataseven konuşmasının devamında “Şu an Koruma Kurulunun verdiği karar gereği bunu derzli bir şekilde bırakacağız. Duvarların arasında 6 sütun çıktı. Tabii bu sütun ve başlıklarının dönemsel olarak devşirme malzemelerden kullanıldığı görülmekte. Muhtemelen Bizans dönemine ait olduğu görülüyor. Bu caminin restorasyonu bittikten sonra hem ibadete hem ziyarete açılacaktır” ifadelerini kullandı.