Ana Sayfa Blog Sayfa 1346

Erdoğan: Yangın söndürme sorumluluğu belediyelerde

Bir televizyon kanalına konuk olan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, günlerdir devam eden orman yangınlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Yangın söndürme konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerleşim bölgelerindeki yangının sorumluluğunun büyükşehir belediyelerinde olduğunu söyledi.

‘Büyükşehir belediyelerinin sorumluluğunda’

Erdoğan, yerleşim bölgelerindeki yangının sorumluluğunu büyükşehir belediyelerine attı ve şu açıklamalarda bulundu:

Bu ülkede muhalefet sizinle beraber mücadelenin içerisinde. ‘Burada niye uçak, helikopter yok’ diye bir yalan terörü estiriliyor. Şu anda 16 uçak var. Bugün gelenlerle 21’e çıktı. 57 helikopter var. 850 arasöz var. Bunlar çalışıyor. Devlet olarak bizim görevimiz nedir? Bizim görevimiz birinci derecede tarım, orman, hayvancılık yani bütün bu ormanların bakımı, ıslahı ve Allah göstermesin bu yangınlar olduğu zaman bunların söndürülmesi birinci derecede bizim sorumluluğumuz. Yerleşim bölgelerindeki yangının sorumluluğu kimin? Oradaki büyükşehir belediyelerinin sorumluluğundadır.”

Yasa ne diyor?

Cumhurbaşkanının bu sözlerine ilişkin yasada geçen ilgili maddede ise, Orman idaresinin yangınları önlemek ve söndürmek için her türlü hizmeti yapacağı yazıyor:

Orman idaresi, yangınlarını önlemek ve söndürmek maksadıyla her türlü hizmeti yapar veya yaptırır.

Orman sayılan alanlar dışındaki yangınlarda ormana sirayet etme riski bulunan kırsal alan yangınlarının söndürülmesine imkanlar ölçüsünde katkı sağlanır. Bu maksatla görevlendirilen personel hakkında 71 inci madde hükümleri uygulanır.

Orman yangınlarını önlemek maksadıyla, orman yangını öncesinde ve yangın esnasında orman idaresi ile diğer kamu kurum ve kuruluşları arasındaki koordinasyonu, mahallin en büyük mülki idare amiri sağlar. Kamu kurum ve kuruluşları, mahallin en büyük mülki idare amirinin verdiği talimatları yerine getirmek ve her türlü desteği sağlamakla yükümlüdür.

Yangın söndürme çalışmalarına fiilen katılan resmi ve özel her türlü aracın akaryakıt giderleri Orman Genel Müdürlüğünce karşılanır.

Orman yangınlarıyla mücadelede gönüllülerden de faydalanılır. Gönüllülerin yangına ulaşımı ile yangın söndürmeye yarayacak aletleri ve giyecekleri, Devlet ormanlarında orman idaresi, diğer ormanlarda ise sahipleri tarafından karşılanır. Yangına katılan personel ve gönüllülerin iaşe giderleri yangın söndürme faaliyetleri süresince orman idaresi tarafından karşılanır.

Bu kanuna göre izne konu edilen Devlet ormanlarında izin sahipleri, hususi ve hükmi şahsiyeti haiz amme müessesesine ait ormanlarda ise sahipleri, orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi ile ilgili her türlü tedbiri almakla yükümlüdürler.”

‘Şu anda ne yapıyorlar?’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangından etkilenen CHP’li belediyeleri kastederek, “Bunlar ne tür bir seferberlik yaptılar?” dedi:

Antalya Büyükşehir Belediyesi, Muğla Büyükşehir Belediyesi birinci derecede sorumludur. İzmir aynı şekilde, Aydın aynı şekilde. Denizli de öyle. Bunlar ‘hayır bizim sorumluluğumuz yok’ diyemezler. Açsınlar yerel yönetimlerdeki yasayı iyice incelesinler. Bunlar ne tür bir seferberlik yaptılar? Şu anda ne yapıyorlar? 8 şehidimiz var. Orman teşkilatı şehitlerimizdedir. Hiçbir yerden kaçma noktasına gitmedik. 2002’de 14 adet 21 ton kapasiteli uçak var. 2021’de 682 adet iş makinası var. Bütün bunlarla beraber yangınla mücadeleyi sürdürüyoruz. Kaçamak yapmak yok. Üzerine üzerine gidiyoruz.”

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan cevap

Erdoğan’ın bu sözlerine yanıt veren Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yangın konusunda bizi suçlamasından çok üzgünüm. Yangın şehirlerden ormana sıçrasa biz suçlanabilirdik. Ama yangın ormandan yerleşimlere sıçrıyor. Orman bizim sorumluluğumuzda değil, ama gene de çalışıyoruz” dedi.

50 bin TL’ye kadar destek

Yangında evini tamamen kaybeden kişilere 50 bin TL’ye kadar destek verileceğini söyleyen Erdoğan, valilerin şu an konuyla ilgili çalışma yaptıklarını kaydetti:

Zaman kaybına tahammülümüz yok. Vatandaş bunu görecek ki rahatlayacak. Hemen ‘evini bul, yerleş, kiranı biz ödeyeceğiz’ diyoruz. Bunu yaparken 50 bin lira sana destek vereceğiz diyoruz. Muhalefetin belediyeleri böyle bir şey yapıyor mu? Ben hemen talimat verdim, ‘evin içini donatacaksınız’ dedim. Bu ayni de olur, nakdi de olur. 50 bin liraya kadar her türlü desteği vereceğiz dedik. Şu anda valilerimiz çalışmayı yapıyorlar.

Türk siyaseti maalesef muhalefetsiz bir siyasettir. Az önce söyledim. Türkiye’de muhalefetin terörü esiyor. Bunu bir tarafa koymak mümkün değil. ABD’de, Kanada’da, Rusya’da bu kadar yer yanar, tam aksine ‘bize de ne düşer’ diye iktidarın yanında yerlerini alır. Bizde maalesef böyle bir durum yok. Biz şu anda iktidarız. Elimizden geleni ardına koymadan yapmaya devam edeceğiz. Bizim Yüksek Askeri Şura toplantımız vardı. YAŞ’ta üye olan Dışişleri Bakanıma, İçişleri Bakanıma ‘siz gelmeyin, bölgede kalın, çalışmalara devam edin’ dedim. Bu arkadaşlarım 8 gün orada yattılar, orada kalktılar. Milletvekili arkadaşlarım da öyle. Biz dertliyiz. Bu yerler yanıyorsa bizim ciğerimiz de yanıyor. Öyleyse elimizden ne geliyorsa sonuna kadar yapacağız Amerika ne yapmış, Yunanistan ne yapmış? Bunu ben bilmeyeceksem iktidar olarak kim bilecek? 19 yılda tecrübe edindik. Bizden önce yapılanları da gördük. Dünyada neler olup bitiyor takip ediyoruz. Siyasetin içinde 40 yıl tecrübem var. Hep birlikte bu çalışmayı yürüttük. Orman yangınları da şu an tüm dünyanın mücadele ettiği adeta Kovid-19 gibi uluslararası bir tehdittir.”

‘Canlıların sahiplerine ödemelerini yapacağız’

Erdoğan, yangınlarda ‘canlılar yandı’ denmesine de kızdı ve ‘Yangın olur da ormandaki canlılar yanmaz mı?’ dedi:

Muhalefetin yaptığı yalan terörüdür. Bir tespitin varsa dürüst yap. Dürüst yap da adam sansınlar, biz de oradan bir şeyler kapalım. Hırvatistan yanıyor. Bizim de ciğerimiz yanıyor. Televizyonda konuşuyorlar, ‘canlılar yandı’ eyvallah. Yahu yangın olur da ormandaki canlılar yanmaz mı? Biz bu canlıların sahiplerine hepsine ödemelerini yapacağız. Bunun çalışmaların talimatını valilerimize verdik. Vatandaşımızın yaylalarda, benim yörük kardeşlerimin geçim kaynağı o. O olacak ki, peynirini yapacak, çökeleğini yapacak.”

‘Dikey mimariye karşıyım’

Yanan ormanlık alanların imara açılma konusuna da değinen Cumhurbaşkanı, böyle bir şeyin söz konusu olmadığını iddia etti:

Bay Kemal’e vereceğim bir cümlelik cevap var. Benim Kültür ve Turizm Bakanına vermiş olduğum böyle bir yetki yok. Kendisi müddei olarak dürüst ise ispat etmesi lazım. Hukukta bir kelime vardır müddei iddiasını ispatlamak zorundadır. Ormanlar yansın, buralarda biz beton yığını binalar inşa edelim, haşa! Ben dikey mimariye karşı olduğunu söyleyen bir insanım. Betona nasıl olur da sahip çıkarım? Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bütün bunlar ispati gerektiren bir şey. Buradaki belediyeler CHP’li belediyeler. Eğer buralarda imar planlamalarını yaparken buraları eğer ormandan yerler vermek suretiyle, maki gruplarından yer vermek suretiyle inşaatlar yapılmışsa bunun sorumlusu sensin. Senin belediyelerin. Burada biz AK Parti olarak her türlü müdahaleye varız. Çevre Şehircilik Bakanlığı olarak şu anda o belediyelerin olduğu yerlerde birçok yerleri yıktık, yıkmaya devam ediyoruz. Bay Kemal bu yıkılan yerlerden senin haberin yok mu?”

‘Yanan yerler kel mi kalacak?’

19 yıl içerisinde 5 milyon 400 bin ağaç diktiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ağaç dikmeye devam edeceklerini ifade etti:

19 yıl içerisinde 5 milyon 400 bin ağaç diktik biz. Hala da dikmeye devam ediyoruz. Veysel Bey döneminde diktik, Bekir Bey döneminde dikiyoruz. Yanan yerler böyle kel mi kalacak? Belli bir süre var. O süre dolmadan dikimi yapamıyorsunuz. Birçok yerde daha çok ağaç dikimini teşvik ediyorum. Bir an önce yetişmiş ağaçlarla görülmeye değer hale gelsin. Bazı yerlerde okul çocuklarımızla fidanları dikiyoruz. Bundan sonra bunu yapmaya devam edeceğiz.

Arkadaşlarımızla, heyetlerimizle, ziraat mühendisi arkadaşlarımızla daha ne gibi çalışma yapabiliriz noktasında daha başarılı oluruz bunları da konuşmanın faydasına inanıyorum. İnşallah şu belayı defettikten sonra atacağımız adımlar bunun üzerine olacaktır. İnşallah bunun adımlarını atacağız.”

‘Ciğerlerimizi yakanın ciğerlerini sökeceğiz’

Cumhurbaşkanı, yangın çıkardığı gerekçesiyle tutuklananların ailesinde PKK ile iltisaklı olduklarını tespit ettiklerini söyledi ve şu açıklamaları yaptı:

Burada böyle bir endişe başından itibaren hep taşıdık. Bu endişenin arkasından bir şeyler çıktı. Şu anda önce gözaltına alınanlar vardı, sonra tutuklananlar oldu. Tutuklananların ailesinde PKK’ya iltisaklı olduklarını tespit ettik. Geçen yıl Hatay’daki orman yangınlarında bu işi çok açık net yaşadık. Bu yıl yaşamadık dememizin anlamı yok. Böyle bir şey var mı, yok mu polis teşkilatımız, istihbarat örgütümüz incelemelerini yapıyor. Varsa tabii ki üzerine üzerine gideceğiz. Bizim ciğerlerimizi yakanın tabii ki ciğerlerini yakacağız. Bu kadar canlı yandı. Bal, arı kovanlarımız yandı gitti. Bunları görmeyecek miyiz? Birçok vatandaşlarımızın ekmek teknesiydi. Bunlara yönelik çalışmalarımızı yapacağız. O vatandaşlarımızın arı kovanlarını alıp teslim edeceğiz, onları yolda bırakmayız. Ortada bir cinayet var.

Bu yangınlarla ilgili ihbar, belge, bilgi polis, jandarma, istihbaratımız tarafından etraflıca takip ediliyor. Bunları kovalıyoruz. Özellikle ormanlarımıza yönelik alçakça saldırı planlarını yakından takip ediyoruz. Geçtiğimiz yıl PKK yöneticilerin talimatıyla artan hadiseler ortalamanın üç katın üzerinde zarar görmemize yol açmıştır. Bunu bilmemiz lazım. Bizim ciğerlerimizi yakanın ciğerlerini sökmek boynumuzun borcudur.”

‘Öylesin zaten’

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın yangın bölgesinde “Vallahi de billahi de ben bir helikopter görmedim. Gördüysem namerdim” sözlerine cevap veren Recep Tayyip Erdoğan, Altay’a “Hiç şüphen olmasın, öylesin zaten” dedi:

‘Bir helikopter, uçak gördüysem namerdim’ diyor. Hiç şüphen olmasın, öylesin zaten. Sen bunları konuşurken arkandan helikopter, uçak geçiyor. Sadece gece saatler hava kararınca uçak ve helikopterler maalesef çalışamıyor. Uçaklar geliyor azami 10 saniyede depoyu dolduruyor, ondan sonra nereye dökecekse suyunu döküyor ve tekrar gidip depoyu doldurup geliyor. Bunlar amfibi uçaklardır. Bir de tanker uçaklar var. Depo çok daha büyük. O havalimanında depoyu dolduruyor. Sonra gelip söndüreceği yere boşaltıyor. Farklı helikopterlerimiz var. Özellikle bizim yangın göletleri diye hazırladığımız göller var. Oradan rahatlıkla suyu alabiliyor. Bu iş bir CHP zihniyetinin işi değildir. 19 yılda inşa ettiğimiz bir süreçtir. Şunu bilmemiz lazım ki, gerçekten bu yılın yangını bizim tarihimizde olmuş bir yangın değil. Hatay böyle olmadı. Şu anda 8. gündeyiz, Amerika’da 2 ay sürüyor.”

‘Termik santral tehlikesiyle karşı karşıyayız’

Yangının Kemerköy Termik Santrali’ne ulaştığından haberi olmayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, termik santral tehlikesiyle karşı karşıya olunduğunu söyledi.

Erdoğan, CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının yangın söndürme uçaklarının tüm bakım ve işletme giderlerini karşılamaya hazır olduklarını açıklamasına da değinerek şunları dedi:

Şu anda termik santral tehlikesiyle karşı karşıyayız. Şimdi Yatağan, Kemer santrali sıradan santraller değil. Bütün o bölgenin enerji ihtiyacını karşılıyor. Tabloya bakıyorsunuz. Kanada 2 milyon 750 bin hektar yanıyor. ABD neredeyse 1,5 milyon hektar yanıyor. İspanya ortada. Bütün bunlar ortada iken bunların bu kadar neşelenmesini anlamak mümkün değil.

THK’ya bunlar talip olmuşlar. THK 1985’den itibaren Orman İdaresine bedeli karşılığında uçakla yangın söndürme hizmeti vermiş. Orman oradan hizmet alımı yapıyor. Yoksa THK Orman’ın değil. Orman İdaresi ile yapılan sözleşmelere göre bu uçaklar kullanılıyor. Mesela 3 uçak pert olmuş vaziyette. Artık THK’daki uçakların durumu iş görür olmaktan çıkmış. Teknik şartnameye uymadığından teklif verilmiyor. Bu yıl THK helikopterle yangın söndürme ihalesine katılır inşallah. Ancak ihaleyi daha uygun bir teklif veren özel bir şirket almış vaziyette. Rusya’dan 3 uçak kiraladık. Bu sayıyı arttırma durumumuz olacak. Çok amaçlı uçaklardan alma durumumuz söz konusu olabilir.”

‘Birçok sanatçı ben katılmıyorum dedi’

Sosyal medyadaki HelpTurkey etiketiyle ilgili de açıklamalarda bulunan Erdoğan, birçok sanatçının bu paylaşımlara ben katılmıyorum dediğini öne sürdü:

Demek ki bu kadar rahatsız oluyorlar o zaman güçlüyüz. Onun karşılığında Güçlü Türkiye diye hesap açtılar. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı. Öbürü Güçlü Türkiye çok daha fazlasıyla karşılık buldu. Türkiye artık savunma sanayinde çok farklı bir yere geldi. Daha Başbakan olmamıştım. Seçim kazanmıştık. O zaman oğul Bush iş başındaydı. ABD ziyaretini yaptık. Kendisine ‘Biz ortağız ama terörle mücadelede İHA bile vermiyorsunuz’ dedim. Dışişleri Bakanı’nı çağırdı. ’48 saat içerisinde İHA’lardan Türkiye’ye vereceksiniz’ dedi. Bize İHA’lardan verdiler. Bu bize Baykar’ın Türkiye’de İHA’yı yapmasını getirdi. Baykar ardından SİHA’yı yaptı. Üçüncü hamleyle de şu anda dünyada en üst segmentte olanlarla yarışır hale geldi. Yakında onu göreceksiniz. Kötü komşular bizi ev sahibi yaptı. Biz bu sahtekarlarla savaşa savaşa buraya geldik. Hastag atacakmış da, ne yaparsanız yapın. Yalanla bizi yıkacaklarını mı zannediyorlar. Güvendiği dağlara da kar yağdı. Birçok sanatçı ben katılmıyorum dedi.”

 Yangında Konya’dan önceki son durak: İbradı

Antalya Manavgat yangınına, zarar gören hayvanlar ve köylülere yardım etmek için oluşturduğumuz bir grupla gitmiştik daha önce.

Şimdi ise sürekli gönüllüler gitmesin uyarısı yapılmasına rağmen 4 Ağustos sabahına bir çağrı yaparak yangında kritik halka olan İbradı’ya gittik.

İbradı’daki yerel yöneticiler ve halkla irtibat kurarak gittiğimiz bölgede, Ahmetler Köyü ile ilgili yazımda dile getirilen gerçekle yüzleştik maalesef.

Ahmetler’deki insanlar, “Gebece Köyü yangını söndürülmezse yangın İbradı’ya sıçrar oradan Konya’ya doğru uzanır” demişti. Ve şu anda bu yaşanıyor.

Yaban hayatının en yoğun olduğu bölge

İbradı, Eynif Ovası ve Derebucak mevkii Konya sınırına en yakın son yerler. Eynif Ovası’nın ve İbradı’nın şöyle bir özelliği de var: İbradı’da desteğe gittiğimiz ve yangının yayıldığı alanın üstleri Antalya’da yaban hayatın en yoğun olduğu bölge.

Burada birçok yaban hayvanı var ve kızılçamdan farklı olarak sedir ağaçları da var. Aşağıdaki Eynif Ovası’nda ise özgür dolaşan yüzlerce  yılkı atı mevcut. İyi haber yılkı atları henüz bir zarar görmedi.

Yangın tepeyi sardı

Kötü haber ise yükseklerdeki yaban hayat ve sedir ağaçları büyük oranda zarar gördü. Yangın rüzgârın da etkisiyle bir anda tepeleri sardı.

Ulaştırma Bakanı bulunduğumuz alanı iki kere ziyaret ettiğinden olsa gerek 6 gündür gelmeyen uçak ve helikopterlerin de sortilerine rağmen tepe yanmaya devam ediyor.

Aslında İbradılılar 6 gün boyunca yangını dağın arasına hapsetmeyi başarmışlar, bu süre içerisinde destek olarak aktif hava müdahalesi olsaydı bu işi çözebilirdik diyorlar. Çünkü sarp yamaçlara elle müdahale çok zor.

Sahadaki organizasyonsuzluk ve dağınıklık

OGM çalışanlarının ve itfaiye erlerinin bir kısmının cansiperane çabalarına rağmen yangınlara etkili müdahale yapılamıyor. Bunun sebebi de birincisi organizasyon eksikliğinden dolayı yeterli ekipmanın olmayışı, örneğin hat genişletme çalışmasında kullanılacak elektrikli testere bile bulmakta zorlanılabiliyor.

Eğitimli personeli olan arazöz olsa hızla söndürülebilecek yangın yetersiz müdahaleyle uzun sürebiliyor. Üstelik rüzgâr lehinizeyken. Ve tabii ekipleri doğru sevk ve idare edecek liyakatta yöneticiler yok maalesef.

Bir de yangına değişik kentlerden desteğe gelmiş itfaiye ekipleri varken, bu ekipler biz evleri korumak için buradayız deyip orman yangınına seyirci kalabiliyor. Evlere gelecek yangın sanki buradan gelmeyecekmiş gibi…

Ancak tersi örnekler de mevcut. Mesela bizim bulunduğumuz bölgede Van’dan gelen itfaiye ekibi çok güzel işler başardı. Biz orada öyle bekleyemezdik dediler.

Bir de polis TOMA’ları var ki Ormana Köyü‘ne kadar gelen TOMA’lar ‘buraya çıkamayız’ gerekçesiyle yangın bölgesinden geri dönmüşler. Binek arabaların bile çıkabildiği yere TOMA’lar nasıl çıkamamış anlamakta güçlük çektiğimi söylemeliyim.

Ormana Köyü demişken şu ana kadar Antalya’da gördüğüm en güzel köy diyebilirim umarım yangın Eynif Ovası’nı geçip oraya atlamaz.

Gönüllüler, köylüler ve ekipler

Öncelikle şunu söylemeliyim ki gönüllülere ihtiyaç yok kısmı bu bölge için geçerli değil. Özellikle de İbradı, Akseki ve Gündoğmuş için. Biz gittiğimizde bunu çok net gördük.

Bu söylemlerin gönüllülerin can güvenliği açısından tekrarlanması anlaşılabilir bir durum ancak gönüllüler, tecrübeli köylüler ve ekipler bir bütün olarak hareket edip bu sorunu çözebilirler. Fazla riskli yerlere gönüllüler zaten gönderilmiyor.

Daha çok geri bölgelere yangın sıçramaması önleminde hat açmak için destekte bulunabilirler. Ve bu dayanışma ruhu çalışanların da moralini yükseltir. Ayrıca gönüllüler söndürme işlemi sonrası soğutma çalışmalarında çok yardımda bulunabilirler.

Yalnız şunu eklemeliyim ki hiçbir gönüllü orman çalışanları ve tecrübeli köylülerin yönlendirmesi dışında hareket etmemelidir. Aksi takdirde yardım edeyim derken kendilerinin can güvenliği bir sorun haline gelebilir.

Son söz

Yangınların yok ettiği ve etmeye de devam ettiği bitki, hayvan ve insan yaşamı hepimizin psikolojisini altüst ediyor. Kimilerimizin ağlamaktan gözleri şişiyor.

Acımızı elbette yaşayacağız ancak sorumluluklarımızı da yerine getirmek zorundayız. Özellikle de bu tahribatta hiçbir sorumluluğu olmayan hayvanlar ve bitkiler için.

Mahallelerimizde örgütlenip, orman köylüleriyle irtibatlaşarak koordineli hareket etmeli ve gelecek için atacağımız adımlara yangın söndürme ve arama kurtarma eğitimlerini de eklemeliyiz.

Ve tabii öldürülen kadın cesetlerini ormana gömmekten tutun, her türlü toplumsal yangının ve ekolojik krizin sebebi erkek egemen zihniyetli kapitalist sisteme alternatif bir yaşam politikası oluşturarak yapmalıyız bunu.

Yangında en uzun gece: Termik santrali alevler sardı, mahalleler boşaltıldı

Muğla‘nın Milas ilçesinin kıyılarında başlayan orman yangını, Ören‘deki Kemerköy Termik Santrali‘ne sıçradı.

Sirenlerin çalıştırıldığı santralde işçiler tahliye edilmeye başlandı. Muğla Valiliği ise Ören ve çevresindeki mahalleler Alatepe, Kultak, Pınar, Çamlıca, Bayır, Fesleğen, Demirciler, Bağdamları ve Karacaağaç’ta tahliye kararı verdi.

TOMA’lar terk edildi

Bölge halkının günlerdir yangının termik santrale ulaşmasına yönelik endişelerini paylaşıyor ve yardım çağrısında bulunuyordu. Termik santral yetkilileri ise “gerekli tüm önlemlerin alındığını ve endişe edilecek bir şey olmadığını” belirtiyordu.

Ancak yangın dün 16.54 itibariyle termik santralin arka tarafına kadar ulaşmış, yangına havadan ve karadan müdahale başlatılmıştı.

Alevlerin termik santral içerisine kadar ulaşmasıyla birlikte yangına müdahale etmek için alanda bulunan TOMA’lar dahi terk edilmek durumunda kalındı.

Santralde patlamalar

Alevlere teslim olan santralden aralıklar halinde patlama sesleri de yükseldi.

Makina Mühendisleri Odası Enerji Komisyonu üyesi Orhan Aytaç, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada Kemerköy Termik Santrali’nde yanıcı ve patlayıcı özellikte hidrojen, fuel oil, bakım yağı ve tonlarca kömür olduğunu söylemişti.

Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, tahliyelere ilişkin yaptığı açıklamada “Toplanma yerlerimiz Milas Şehir Stadyumu ve Koru Yüksel Çağlar İlkokuludur. Tahliye için Kultak, Alatepe ve Pinar, Dereköy yol istikametleri kullanılabilir. Bunlar araçlarıyla gidecek hemşerilerimiz içindir. Aracı olmayan değerli hemşerilerimiz için de Ören Marina’da 1500 kişilik bir çıkarma gemisi hazır beklemektedir” dedi.

Çıkarma gemileriyle tahliye

Milli Savunma Bakanlığı, bölgedeki insanların çıkarma gemileriyle emniyetli bölgelere tahliye edildiğini açıkladı.

Paylaşımda “Muğla’nın Milas ilçesindeki orman yangınının bölgedeki termik santraline yaklaşması üzerine, iskelede toplanan vatandaşlarımız Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza ait çıkarma gemilerimizle emniyetli bölgelere tahliye ediliyor” denildi.

Yol kapatıldı

Gecenin ilerleyen saatlerinde Milas- Ören istikametindeki yol yangın nedeniyle Beçin Mahallesi’nden itibaren kapatıldı.

Ekipler yalnızca görevlilerin geçişine izin verdi. Tahliyelerin gerçekleştiği yol ise trafiğe açık olarak tutuldu.

Birçok TOMA, yangın söndürme çalışmalarına destek olmak amacıyla Ören istikametinde ilerledi.

 

Yolun pois ve jandarma nedeniyle trafiğe kapatılması nedeniyle Kemerköy sınırına kadar ilerleyebilen Yeşil Gazete muhabiri Metin Yoksu bu mevkide yangınla ilgili son durumu paylaştı.

Yoksu, “Buranın aşağısına gidemiyoruz çünkü ateş her an diğer tarafa sıçrayabilir ve tahliye yolunda sıkıntı yaratabilir” ifadelerini kullandı.

DHA sabah saatleri yaptığı bir paylaşımda yangının sabaha karşı kontrol altına alındığını duyurdu.

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, HelpTurkey paylaşımlarına soruşturma başlattı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye’de bir haftayı aşkın süredir devam eden orman yangınlarına müdahale desteği gelebilmesi için sosyal medyada “HelpTurkey” başlığı altında yapılan paylaşımlar hakkında re’sen soruşturma başlattı.

Yangın söndürme uçaklarının yetersizliğine dikkat çekilen paylaşımlar, Twitter’da kısa sürede en çok konuşulan konu olmuştu.

‘Hükümeti aşağılamaya çalıştıkları saptandı’

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başlattığı soruşturmalarla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Orman yangınlarının çıktığı 28.07.2021 tarihinden bu yana bir kısım haber ve sosyal medya sitesi üzerinden yapılan paylaşımlarla ilgili teknik inceleme ve araştırma sonucu bazı kişi ve grupların gerçek veya bot hesaplar üzerinden organize bir şekilde halk arasında endişe, korku ve panik yaratmaya, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümetini aşağılamaya çalıştıkları saptanmıştır. Bu itibarla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca suç unsuru içerdiği tespit edilen paylaşımlarla ilgili resen soruşturma başlatılmıştır.”

HelpTurkey paylaşımlarına karşı, #StrongTürkiye etiketiyle karşı paylaşımlarda bulunulmuş, ancak bu paylaşımlar ilgi görmemişti.

Korkulan oldu: Alevler Kemerköy Termik Santrali’ne ulaştı

Muğla‘nın Milas ilçesinin kıyılarında başlayan orman yangını, Ören‘deki Kemerköy Termik Santrali‘ne kadar ulaştı.

Bölge halkı üç gündür yangının termik santrale ulaşmasına yönelik endişelerini paylaşıyor ve yardım çağrısında bulunuyordu.

‘Havadan ve karadan müdahale yapılıyor’

Alanda yaşananlar hakkında Yeşil Gazete’ye konuşan Volkan Çetin, “Yangın hemen santralin arka tarafında. Havadan ve karadan müdahale yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

Santralin boşaltıldığı bilgisini paylaşan Çetin, “Santralde çalışanlar tahliye edilmiş. Alanda yangın söndürme ekipleri bulunuyor” dedi.

Milas Belediye Başkanı Avukat Muhammet Tokat, yaptığı paylaşımda saat 16.54 itibariyle alevlerin termik santralin arka tarafında ulaştığını söylemişti.

Serkan Ocak: Santralin içine ulaştı

DW Türkçe’ye haber yapmak için alanda bulunan Gazeteci Serkan Ocak ise 17.51’de bir paylaşım yaparak “Yangın santralin içine ulaştı. Yoğun bir söndürme çalışması var” ifadelerini kullandı.

‘Yanıcı ve patlayıcı maddeler var’

Alevlerin termik santrale sıçraması durumunda yaşanabilecek tehlikeleri Yeşil Gazete’ye anlatan TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Komisyonu üyesi Orhan Aytaç, santral içerisinde yanıcı ve patlayıcı özellik gösteren maddeler bulunduğunu söylemişti.

Bunlardan en tehlikelisi maddenin jeneratörlerin soğutmasında kullanılan hidrojen gazı olduğunu söyleyen Aytaç diğer maddelerin ise santralin çalıştırılma aşamasında kullanılan fuel oil, bakım yağları, ve yakacak olarak kullanılan kömür olduğunu aktarmıştı.

 

Yangınların insan psikolojisine etkisi: Eko-anksiyete nedir? Nasıl başa çıkılır?

Türkiye’nin son bir haftadır yangınların etkisi altında olması, hemen hemen herkesi derinden etkiledi.

Binlerce hektarlık alanların yok olması, binlerce hayvanın hayatını kaybetmesi, insanların ölmesi, olayları yakından veya uzaktan takip eden insanların psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler yaratırken, bir taraftan da eko-anksiyete konusunu gündeme getirdi.

Eko-anksiyeteyi “Kişinin iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkan ekolojik felaketlerden endişe duyması” olarak tanımlayan Klinik Psikolog Melek Saltıkalp, konuyla ilgili Yeşil Gazete‘ye açıklamalarda bulundu.

‘Felaket olmadığı halde felaket olacağına dair korku’

Klinik Psikolog Melek Saltıkalp, eko-anksiyeteyi tanımlamadan önce anksiyeteyi bilmek gerektiğini belirtti. Anksiyete için “Günlük hayatın devam edebilmesi için ihtiyaç duyduğumuz bir duygudur. Tehdit durumunda ortaya çıkması bizi korur. Ancak, anksiyete bozukluğu bozukluk herhangi bir tehdit olmadığı halde kişinin vücudunun sürekli alarm halinde olmasıdır” tanımını yapan Saltıkalp, eko-anksiyeteyle ilgili şunları söyledi:

Eko-anksiyete, kişinin iklim değişikliğine bağlı olarak ortaya çıkan ekolojik felaketlerden endişe duymasıdır. Ortada herhangi bir durum olmadığı halde kronik bir halde devam eder. Yani herhangi bir felaket olmadığı halde kişide felaket olacağına dair bir korkudur. Kişinin günlük işlevlerinde bozulmalara, umutsuz hissetmesine, bu duruma duyarsız kişi veya kurumlara karşı öfke hissetmesine ya da önceki jenerasyonun yeteri kadar dikkat etmemesinden dolayı bu felaketlerin ortaya çıktığına dair kişileri suçlaması şeklinde belirtiler ortaya çıkabilir.”

‘Bu duygu aslında harekete geçmemiz için bir adım’

Özellikle sosyal medyada yapılan paylaşımlarda bu anksiyetenin yaşandığının gözlendiğini söyleyen Saltıkalp, endişe duygusunun bir yere kadar normal bir duygu olduğunu, önemli olan noktanın bu duygunun yönetilmesi olduğunu şöyle anlattı:

Mesela şu an sosyal medyayı açıp baktığımızda bu şekilde düşünen ve bu doğrultuda paylaşım yapan milyonlarca genç ve yetişkin insanla karşılaşabiliriz. Bu da çoğu kişinin şu an belki ismini bile belki yeni duyduğu ya da bilmediği bir anksiyeteyi bizzat yaşadığını gösteriyor.

Kaygı, bir noktada olması gereken bir duygu, o yüzden bunu kabul edip yönetmek çok önemli. Peki nasıl yönetebilirim? Öncelikle şunu da bilmemiz gerekiyor. Bu duygu aslında harekete geçmemiz için bir adım.

Mesela, bu kaygıyı paylaşmak, bir arkadaşla çevreyle ilgili ne yapılabileceğini konuşmak atılacak birer adım. Bu kaygının bireysellikten ziyade kollektif bir kaygı olması gerekiyor.

İnsanların bu duyguları karşılıklı paylaşması, beraber yönetmesi ve birlikte hareket ederek hem içinde bulundukları çelişkili duygular karşısında yalnız olmadıklarının farkına varmaları, hem de karşılaşılan iklim değişikliğinin neden olduğu olumsuz durumlar karşısında güçlü olabileceklerini düşünüyorum. Bireysel olarak değil de aslında toplumsal bazda bilinçlenip beraber hareket etmeyle yönetilebileceğini düşünüyorum.”

‘Eko-kaygı yaşıyorsanız bunu inkar etmeyin’

Bu kaygıları hissederken yapılmaması gerekenlere de değinen Klinik Psikolog Melek Saltıkalp, eko kaygının yaşandığı zaman bunun inkar edilmemesi gerektiğine işaret etti:

Yapılmaması gereken en temel şey ise inkar etmek. Özellikle bizim toplumda insanların yaptıkları ilk şeydir inkar etmek. Genelde duyguyu da inkar ederler ya da kaygınızı paylaştığınızda ‘Bir şey olmaz’ denilir. İnkar etme mekanizması bizim ilişki dinamiklerimizde olduğu için bunu özellikle belirtmek istiyorum. Eğer, eko-kaygı yaşıyorsanız bunu inkar etmeyin.

İklim değişikliğini de inkar etme durumu var. İklim değişikliği araştırmalarla ispatlanmış var olan bir durum. İkisini de inkar etttiğimiz zaman hem kendinize hem de iklime zarar vermeye devam edebilirsiniz. O yüzden öncelikli olarak kabul etmek, hem duyguyu hem var olan iklim değişikliğini kabul etmek gerek.”

Kaygıyı yönetmek için atılacak adımlar

Saltıkalp, kaygının yönetilebilmesi için atılacak adımlara da değindi ve bu adımları atmanın hem kişi için hem de çevre için önemine değindi:

Çevre bilincini artıracak, doğayı koruyacak, iklim değişikliği sonucunda ortaya çıkan önlenebilir durumların önüne geçebilmek ve en önemli konulardan biri olan bilinçlendirme gruplarına dahil olmak bu kaygının yönetilmesindeki adımlar olabilir. Tüm bu yapılanlar kaygı duygusunun yönetimi, hem çevre için hem bizim için önemli. Yapılan şey burada doğaya karşı bir empati duygusunun gelişmiş olması.

Toplumdaki herkesin belli bir derecede bu kaygıda olması ve kollektif bir şekilde bu duygunun yönetilmesi uzun vadede hem kişilerin ruhsal ve bedensel sağlıkları için hem de çevrenin daha yaşanılabilir olması için önemlidir.

Duygu bir yere kadar normaldir ve bence birçok kişinin zaten bunu yaşıyor olması gerekiyor. Onun için yetkililerin de bu bilinçte olması çok önemli. Mesela eğitim, sağlık, hukuk gibi toplumdaki bütün alanlarda görev yapan insanların bu kaygı konusunda bilinçli olması ve bu kaygıda olması önemli.”

‘Süreklilik arz ediyor’

Toplumsal bazda bilinçlenip beraber hareket edilmediği zaman kişinin olayla nasıl baş edeceğini bilemediğini ve kendini yalnız hissettiğini kaydeden Klinik Psikolog Saltıkalp, toplumsal bilinçle birlikte, hareketin sürekli olması gerektiğine vurgu yaptı:

Bu toplumsal bazda ve sürekli olması gereken bir şeydir. Bu süreklilik de arz ediyor. Bugün orman yangınları var. Hepimiz üzülüyoruz, yardım etmeye çalışıyoruz. Ama mesela sadece yangın esnasında oluyor bu. Devamındaki süreçte insanlar hayatını yaşamaya devam ediyor. Kaygısı olan belli başlı kişiler bu kaygıyla kalıyor. O yüzden toplumsal anlamda bu bilincin olması hem kaygılı kişilerin kaygılarını yönetebilmesi açısından kolaylık sağlar hem de iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı olumsuz durumları daha kolay baş edilebilir bir hale getirir.”

Bakanlık, yangın söndürme ekipmanlarında fiyat artışı iddiaları hakkında inceleme başlattı

Ticaret Bakanı Mehmet Muş, yangın söndürme ekipmanlarında fiyat artışlarının yaşandığına dair iddialarla ilgili Bakanlığın inceleme başlattığını duyurdu.

Twitter hesabından bir açıklama yayımlayan Bakan Muş, “Ülkemizin yangınlarla mücadele ettiği bu dönemde, çalışmaları sekteye uğratacak olan her türlü suistimal cezasız kalmayacaktır ve fırsatçılar cezalandırılacaktır” ifadelerini kullandı.

‘Denetimlere başlandı’

Bakan Mehmet Muş, Twitter hesabında yaptığı paylaşımlarda şu açıklamalarda bulundu:

1) Yangın söndürme ekipmanlarında (Yangın söndürme topu, yangın tüpü, yangın söndürme kıyafetleri gibi..) fahiş fiyat artışları yapıldığına ilişkin iddialar Bakanlığımızca incelemeye alınmıştır.”

2) Ülkemizin yangınlarla mücadele ettiği bu dönemde, çalışmaları sekteye uğratacak olan her türlü suistimal cezasız kalmayacaktır ve fırsatçılar cezalandırılacaktır.

Bu çerçevede Bakanlığımız Ticaret İl Müdürlükleri tarafından gerekli denetimlere başlanmıştır.”

Muharrem İnce: Yangın söndürme uçağı yerine Saray uçağı almayı tercih ettiler

Haber: Metin Yoksu

*

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, iklim krizinin neden olduğu sıcak dalgaları ve kuraklık etkisiyle çıkan ve bir haftadır kontrol altına alınamayan yangınların etkilediği bölgelere ziyarette bulunuyor.

Manavgat’ta bölge halkını ziyaret eden İnce, son olarak Marmaris‘in Bayır Köyü‘nü ziyaret etti.

Buradaki köylülerle konuşan İnce, yangına havadan müdahaledeki eksiklikleri eleştirerek “Maalesef ülkeyi yönetenler yangın söndürme uçakları yerine Saray uçakları almayı tercih ettiler. Kendisine 13 tane uçak alacağına yangın söndürme uçağı alsaydı memleket bugün böyle yanmazdı” ifadelerini kullandı.

 

Manavgat’ın ve Marmaris’in çok kötü durumda olduğunu belirten İnce, “Sürecin iyi yönetilmediğini görüyorum. Umarım kısa sürede başımıza çay fırlatan adamdan bir an önce kurtulacağız” diyerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaret ettiği bölgelerde tepki toplayan halka çay atmasına atıfta bulundu.

‘Önemli olan hazırlıklı olmak’

Muharrem İnce, yaptığı açıklama sonrasında Yeşil Gazete’nin “Ne yapmak gerekiyor? Önerileriniz var mı?” sorusunu şu şekilde yanıtladı:

“Olan oldu. Ama önümüzde ağustos, eylül ve ekim ayları var. Bu yangınlar devam edecek. Önümüzdeki yıl da devam edecek. Önemli olan tedbirini almak, uçakları, ekipmanını, çalışanını hazır etmek. Bu hazırlığın olmadığını hepimiz gördük. Saray yapmakla meşgul olan devlet yönetimi ormanlarımızla ilgili en ufak bir hazırlık yapmadı.”

 

‘Sahadaki gönüllülerin orman ekiplerinin uzmanlıklarına güvenmesi gerek’

İklim krizinin neden olduğu sıcak dalgası ve kuraklık nedeniyle Türkiye’nin özellikle güney kesiminde etkili olan orman yangınları bir haftayı geride bıraktı.

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ve belediyelerin itfaiye ekiplerinin müdahale ettiği yangınlara bölge halkı ve farklı illerden gelen gönüllüler de destek oluyor.

Gönüllülerin ve bölge halkının ihtiyaç malzemelerini ulaştırma ve yangınlara müdahale konularında başarılarının ve katkılarının birçok örneği mevcut. Ancak kimi zaman gönüllüler, sahadaki profesyonel ekiplerle karşı karşıya gelebiliyorlar.

Ekiplerle tartışıp havaya ateş açtı

Bu durumun en uç örneklerinden biri de şarkıcı Yusuf Güney oldu. Yangın söndürmeye “destek olmak” için gittiği Manavgat ilçesine bağlı Çardak Mahallesi’nde orman memurları ile tartışan şarkıcı, istediği yerlere müdahale edilmemesi nedeniyle havaya ateş açtı.

Bölgedeki jandarma ekipleri tarafından gözaltına alınan Güney, daha sonrasında savcının talimatıyla serbest bırakıldı.

‘Bu orman yanacak’

Turgut ile Selimiye mahalleri arasındaki Delikliyol mevkisindeki alana yangın söndürme çalışmalarına destek olmak için giden bir kişinin paylaştığı video da kısa sürede çok sayıda paylaşıldı.

Batuhan Onur Maz, çektiği videoda küçük bir noktada başlayan yangını söndürmek istediklerinde sularının kesildiğini ve hortumlarının aşağıya çekildiğini dile getirdi. Maz, ekiplerin kendilerine yönelik tek cevabının ise “Bu orman yanacak” ifadesi olduğunu söyledi. Bu video kısa sürede binlerce kişi tarafından tepki topladı.

‘Can güvenliğini sağlamak zorundalar’

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada orman personelinin gönüllülerin çalışmalarını durdurma konusunda pek çok gerekçesi olabileceğini dile getirdi.

Bu gerekçelerin en başında can güvenliğini sağlama görevi geliyor. Tecrübesi olmayan kişilerin yangınlara müdahalesinde ekipman ve bilgi eksikliği nedeniyle hayati risk olabileceğini belirten Tolunay şunları söyledi:

“Görüyoruz ki ekipmansız hatta terliklerle yangınlara müdahale etmeye çalışanlar var. Ekipman dışında rüzgâr birden yön değiştirdiğinde yangın ortasında da kalabilirsiniz.”

Ekiplerin bu gibi durumlarda insan hayatını korumak için izin müdahaleye izin vermeyebileceğini belirten Tolunay, “Nitekim 25 yaşındaki bir genci yangının ilk günlerinde kaybettik” dedi.

Marmaris’te çıkan yangında alevlere müdahale eden ekiplere su taşıyarak yardım eden Şahin Akdemir dumandan zehirlenerek yaşamını yitirmişti.

‘Kimi durumlarda yanması için bırakılabilir’

Orman yangını söndürme çalışmalarının profesyonel işler olduğunu vurgulayan Tolunay, kimi durumlarda belirli alanların özellikle yanması için bırakılabileceğini ifade etti.

Bu gibi durumlarda ekiplerin bütüncül resme bakarak kararlar verdiklerini dile getiren Tolunay, “Her yangının farklı bir özelliği ve ona göre bir müdahale yöntemi vardır” diyerek bu durumlardan bazılarını şu şekilde açıkladı:

“Ana yangının ön tarafında küçük yangınlar varsa aradaki alanın yanmasına müsaade edilmiş olabilir. İleride yerleşim alanı olduğunda su sıkarak söndürmek alevlerin yerleşim alanına sıçramasına neden olabilir.”

‘Bilinçli olarak bir hat yakılabilir’

Doğanay Tolunay, ekiplerin bazen yangının yerleşim alanlarına veya daha ileriye ilerlemesinin önüne geçmek için kontrollü ve bilinçli bir şekilde hat üzerindeki ağaçları yakabileceğini de söyledi.

Sosyal medyada çokça konuşulan ve bazı kişilerin “lazerle” yakıldığını veya kundaklama yapıldığının kanıtı olduğunu belirttiği Alanya Güzelbahçe‘deki bu görüntü de bu bilinçli olarak yapılan “Karşı ateş” yönteminin bir örneği.

Karşı ateş yöntemi nasıl işliyor?

Prof. Dr. Tolunay bu yöntemi şu sözlerle açıkladı: “Karşı ateş yangının ilerleme yönünde yerleşim alanları varsa, yangının ön tarafında yangının ilerleme hızı dikkate alınarak oradaki yanıcı maddenin ve ölü örtünün yakılması için profesyonel bir uygulamayla buradaki yanıcı maddenin kaldırılmasıdır.”

Hat doğrultusunda belirli bir alan profesyonel ekipler tarafından yakıldığında, yangın da halihazırda yanmış bölgeye geldiğinde ilerleyemiyor ve böylece yangının önü kesilmiş oluyor.

‘Uzmanlıklarına güvenmek gerekiyor’

Sahadaki ekiplerin de ağaçların yanmaması için canla başla mücadele ettiğini hatırlatan Doğanay Tolunay, “Oradaki uzmanlar da bir haftadan uzun süredir yangınlarla mücadele ediyor ve bu yangınların sönmesini istiyor” dedi.

Ancak kamuoyunun yangınlar konusundaki bilgisi eksik olduğu zaman yanlış anlaşılmaların meydana gelebildiğini dile getiren Tolunay, “Tepki vermeden önce ekiplerin uzmanlıklarına güvenerek onları dinlemek gerek” ifadelerini kullandı.

bianet’in 141 haberine erişim engeli getirildi

bianet’in 141 haberine Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından erişim engeli getirildi.

Erişim engeli getirilenler arasında erkek şiddetinin raporlaştırıldığı Erkek Şiddeti Çetelesi haberleri, gazeteci yargılamalarına ilişkin haberler, 14-25 Aralık operasyonları ve Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergahında aldığı arazi haberleri gibi içerikler bulunuyor.

Erişim Birliği Sağlayıcıları (EBS) tarafından bianet’e gönderilen mailde haberlerin kaldırılması istenerek kuruma bilgi verilmesi, kaldırıldığı yönünde bilgi verilmemesi durumunda cezai işlem uygulanacağı belirtildi.

Kaldırılan içeriklerin tamamına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.