Ana Sayfa Blog Sayfa 1261

Dersim Belediye Başkanı Maçoğlu: Kente gelecek hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak

Dersim Eğitim ve Sağlık Vakfı kendi olanaklarıyla kadın öğrenciler için hayata geçirmek istediği 230 yatak kapasiteli yurdun yapımı maddi olanaksızlıklardan kaynaklı yarım kalırken, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, “Kente gelecek hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak. Yurtları çıkana kadar evlerimizde misafir etmeye hazırız. Gerekirse otel kiralayacağız” dedi.

Yurdun yapımına 2017 yılında başlanmıştı.

‘En geç bir ay içinde açılacak’

Sözcü‘de yer alan habere göre, Dersim Eğitim ve Sağlık Vakfı’nın Başkan Yardımcısı Halit Ötün, yurt için mali desteğe ihtiyaç duyduklarını açıklamıştı.

Bu açıklamanın üzerine iş insanı Turan Araz’ın yurdun eksikliklerini tamamlamaya hazır olduğunu söylemesi üzerine, yurdun tamamlanması için tekrar harekete geçildi.

Halit Ötün, Dersim Valisi Mehmet Ali Özkan, Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun çabaları ve Turan Araz‘ın desteğiyle yurt binasının yüzde 95’inin tamamlandığını kaydetti ve en geç bir ay içinde yurdun açılacağını söyledi:

Geriye enerji ana panosu, doğalgaz bağlanması, çevre düzenlemesi gibi eksiklikleri var. Akmercan Doğalgaz İşletmesi de öncelikli olarak yurda doğalgaz getirecek. En geç bir ay içinde yurdumuz açılışa hazır hale getirilmiş olacak.”

Başkan Maçoğlu da “Kente gelecek hiçbir öğrenci açıkta kalmayacak. Yurtları çıkana kadar evlerimizde misafir etmeye hazırız. Gerekirse otel kiralayacağız” ifadelerini kullandı.

Konya Ovası’nda kuraklık: Yer altı suyu seviyesindeki düşüş 15 metreye varıyor

Konya, Isparta, Niğde, Ankara, Aksaray, Nevşehir ve Karaman‘ı içine alan Türkiye’nin tahıl ambarı Konya Kapalı Havzası‘ndaki yer altı suları seviyesinde bu yıl normalin üzerinde bir düşüş yaşanıyor.

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zengin, “Her yıl genellikle yer altı sularında 2 metre düşüş olurken, bu yıl Konya Ovası’ndaki su düşüşü bazı bölgelerde 15 metreye varıyor” ifadelerini kullandı.

‘Sulu tarım yapılıyor’

Ovadaki kıraç alanlarda kuru tarım yapan çiftçilerin bir yıl buğday ya da arpa, ikinci yıl nadas sistemi ile ekim yaptığını, sulu alanlarda ise münavebe ile tarım yapıldığını söyleyen Zengin, sulu tarımın yeraltı sularının durumunu kötü etkilediğini söyledi.

AA muhabirine konuşan Zengin, toprağın ve suyun daha çok korunması gereken bir dönemin yaşandığını belirterek, tarımsal sulamada ise basınçlı sulama sistemlerine geçilmesinin de bu anlamda faydalı olabileceğini vurguladı.

Fotoğraf: AA

‘Az su tüketen bitkilere yönelinmeli’

Çiftçinin de uzun vadede kazanması için daha az su tüketen bitkilere yönelmesi gerektiğine değinen Zengin, şöyle devam etti:

“Örneğin arpa ve buğday daha az su tüketen bitkilerdir. Daha çok su tüketen şeker pancarı, mısır, patates, yonca gibi ürünleri yarı yarıya azaltır, onun yerine de kış yağışlarından daha çok yararlanan ve diğerlerine göre daha az su tüketen arpa-buğdayın ekilişini artırırsak, devlet de burada arpa ve buğdaya doyurucu bir taban fiyat verirse çiftçi ona yönelecek, suyumuz aynı kalacak, çiftçi yine kazanacak. Çiftçiyi koruyacaksak eğer, her havzada yağış ve su rejimine göre ekim planlaması yapmak lazım.”

 

Altın Koza Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu

Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl düzenlenen 28’inci Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen törende ödüller sahiplerini buldu.

En İyi Film ödülüne Ahmet Necdet Çupur’un yönettiği “Yaramaz Çocuklar” filmi layık görülürken, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü “Cemil Şov” filmindeki performansıyla Ozan Çelik’e, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ise “Koridor” filmdeki performanslarıyla Ayşe Demre ve Emel Göksu’ya verildi.

Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi‘nde gerçekleştirilen, sunuculuğunu Şebnem Özinal ve Volkan Severcan‘ın yaptığı, kapanış ve büyük ödül törenine Adana Valisi Süleyman Elban, Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve Altın Koza Film Festivali Onursal Başkanı Zeydan Karalar, kent protokolü, sanatçılar ve çok sayıda izleyici katıldı.

“Bir Nefes Daha” filmi altı dalda ödül alarak gecenin dikkat çeken yapımlarından oldu. Festivalde, ödüle layık görülen isimler ve yapımlar şöyle:

Uzun Metraj Film Yarışması ödülleri

  • En İyi Film Ödülü: Yaramaz Çocuklar (Ahmet Necdet Çupur)
  • Yılmaz Güney Ödülü: Zin ve Ali’nin Hikayesi (Mehmet Ali Konar)
  • Adana İzleyici Ödülü: Sen Ben Lenin (Tufan Taştan)
  • En İyi Yönetmen Ödülü: Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)
  • En İyi Senaryo Ödülü: Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)
  • En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Koridor (Emel Göksu-Ayşe Demirel)
  • En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Cemil Şov (Ozan Çelik)
  • En İyi Müzik Ödülü: Cemil Şov (Taner Yücel)
  • En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü: Koridor (İlker Berke)
  • En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü: Koridor (Berrin Önal)
  • En İyi Kurgu Ödülü: Yaramaz Çocuklar (Mathilde Van De Moortel-Elif Uluengin-Nicolas Suburlati)
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü: Lacivert Gece (Aslı Bankoğlu)
  • En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha (Eren Çiğdem)
  • Umut Veren Kadın Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha (Hayal Köseoğlu)
  • Umut Veren Erkek Oyuncu Ödülü: Bir Nefes Daha (Oktay Çubuk)
  • Film Yönetmenleri Derneği En İyi Yönetmen Ödülü: Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)
  • SİYAD Cüneyt Cebenoyan En İyi Film Ödülü: Zin ve Ali’nin Hikayesi (Mehmet Ali Konar)
  • Kadir Beycioğlu Jüri Özel Ödülü: Dermansız (Hakkı Kurtuluş-Melik Saraçoğlu)
  • Mansiyon Ödülü: Yaramaz Çocuklar (Zeynep Çupur)

Uluslararası Kısa Film Yarışması Ödülleri

  • En İyi Film: Tapınak (Murat Uğurlu)
  • Jüri Özel Ödülü: Amayi (Subarna Das)

Adana Kısa Film Yarışması Ödülleri

  • En İyi Film: Arasta (Hüseyin Baltacı-Mutlu Kahya)
  • Jüri Özel Ödülü: Yoksul Adamlar Nasıl Ölür (Serkan Kaçmaz)

Ulusal Öğrenci Kısa Filmleri Yarışması

  • En İyi Deneysel Film: Sürgünde Bir Yıl (Malaz Usta)
  • En İyi Belgesel Film: Kış (Berrin Öz)
  • En İyi Kurmaca Film: Mesafeler (Efe Subaşı)
  • En İyi Canlandırma: Sudan Çıkmış Balık (Nur Özkaya)

İspanya’da volkanik patlama: 5 bin kişi tahliye ediliyor

İspanya‘ya ait Kanarya Adaları içindeki La Palma Adası‘ndaki Tenguia Volkanı‘nda birkaç gündür beklenen volkanik patlama başladı.

Volkanın patlamaya başlamasından kısa süre önce yetkililer, volkanın çevresinden hareket etmekte zorlanan kişileri ve çiftlik hayvanlarını tahliye etmişti. Bölgeden daha fazla insanın tahliye edilmesi için askerler konuşlandırıldı.

Bölgeye destek için helikopterlerle birlikte 200 civarında takviye ekip gönderilirken, 64 askerin de çalışmalara katıldığı kaydedildi.

Tahliye çalışmalarına başlandı

Yanardağ etrafındaki El Paso, Tazacorte, Los Llanos de Aridane, El Paraiso ve Alcala gibi bazı yerleşim yerlerindeki 5 bin kadar kişinin jandarma tarafından tahliye edilmeye başlandığı ifade edildi.

El Paso’da yaklaşık 1400 kişinin bölgedeki futbol sahasında toplandığı bilgisi paylaşıldı.

Yetkililer, yanardağdaki patlamalardan çıkan gazlardan dolayı bölgedeki halkın muhtemel solunum riskine karşı uyarıldığını duyurdu. Uzmanlar, yanardağın gelecek günlerde aktif durumda olmaya devam edeceği tahmininde bulundu.

La Palma’da son bir haftadır 21 binden fazla deprem meydana gelmişti. Depremler sırasında adada uygulanan sarı alarm, yanardağın aktif duruma geçmesiyle kırmızı alarma dönüştürüldü.

Bölgedeki en son patlama 1971 yılında meydana gelmiş ve lavların fotoğraflarını çeken bir kişi ölmüştü.

Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı, Avrupa Şampiyonu oldu

Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı, Avrupa Şampiyonası finalinde karşılaştığı İspanya‘yı 6-0 yenerek üst üste ikinci kez şampiyon oldu.

Milli Takım, final maçında İspanya’nın takımı ile Polonya‘nın Krakow kentindeki Cracovia Stadyumu‘nda karşılaştı. Galibiyet getiren golleri  6, 10 ve 26’ncı dakikalarda Ömer Güleryüz, 21 ve 42’nci dakikalarda Kemal Güleş ve 23’üncü dakikada Rahmi Özcan attı.

Üst üste ikinci kez şampiyonluk

Turnuvada Türkiye Ampute Futbol Milli Takımı, D Grubu’nda Gürcistan‘ı 10-0, İtalya‘yı 11-0, çeyrek finalde İrlanda‘yı 4-0 ve yarı finalde de Rusya‘yı 5-2 mağlup etmişti. Böylece toplamda 36 gol atmış oldular.

Bu sonuçla üçüncü kez finalde mücadele eden Ampute Futbol Milli Takımı, üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonluğu’nu kazanma başarısını göstermiş oldu.

Ampute futbol nedir?

Ampute futbolcuların mücadele ettiği futbol türü. Ampute futbolda takımlar yedişer kişiden oluşuyor. Oyuncuların tek bir bacağı ampute edilmişken, kalecilerin tek kolu amputedir. Oyuncular, maç sırasında koltuk değneği kullanır.

Ampute futbol maçları 25’er dakikadan iki devre halinde oynanıyor. Oyuncu değiştirme hakkında sınırlama bulunmuyor. Futboldaki ofsayt kuralı uygulanmıyor. Taç atışları ayakla atılıyor. Oyuncular topa koltuk değnekleriyle vuramıyor.

İklim krizi, Karataş Gölü’nü de kuruttu

Göller Yöresi‘nin önemli sulak alanlarından biri olan Burdur‘un Karamanlı Ovası’nda 1190 hektar büyüklüğündeki tatlı su gölü Karataş Gölü kurudu.

1985’te yaban hayatı koruma alanı ilan edilen göl, uluslararası sulak alanlar listesinde yer alıyordu.

‘Bu gidişle çöller yöresi olarak anılacak’

AA‘da yer alan habere göre, geçen yıl suyun büyük bölümü azalan Karataş Gölü, bu sene ise tamamen kurudu.

Karamanlı Belediye Başkanı Fatih Selimoğlu, kuraklığın tarımsal faaliyetleri de etkilediğini ifade etti:

Bölgedeki yer altı su kullanımının da gölleri etkilediğini ifade eden Selimoğlu, “Bu sene istenen yağış da olmayınca her yerde kuraklık oldu. Göller bölgesi denilen Burdur’umuz maalesef bu gidişle çöller yöresi olarak anılacak. İnşallah yeniden göllerimiz sularla dolar ve hepimiz mutlu oluruz. Kuraklık tarımsal faaliyetleri de etkiliyor, tek beklentimiz kışın yağışların bol olması.”

Fotoğraf: AA

‘İki tekne gölün içinde karaya oturdu’

Karataş Gölü Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Salih Kutlu ise her yıl gölde ortalama 5 ton sazan, 5-6 ton kerevit ve birkaç ton da havuz balığının avlandığını söyledi ve şu açıklamalarda bulundu:

Gölde bu yıl kayıklarımız yüzemedi. İki teknemiz gölün içinde karaya oturdu. Bu göl sadece balıkçılık için değil, bölgede sulama için de önemli bir kaynaktı. Yetkililerden talebimiz, gölün sulama kapasitesi bittiği anda suyu kesmeleridir. Vatandaşlardan da su tasarrufuna önem vermelerini talep ediyoruz. Türkiye’nin her tarafını kuraklık etkiledi. Su tasarrufu için ne gerekiyorsa onu yapmamız gerekiyor. Şu anda gölümüz bitik durumda, hava şartları da kurak gidince gölü kaybettik.”

Gölde, suların kurumasıyla gölün ortasında kalan birkaç balıkçı teknesi ve göl tabanındaki çamurda besin bulmaya çalışan göçmen kuşlar görülüyor.

İstanbul Tarım Şenliği başlıyor!

İstanbul su kaynaklarının bolluğu ve bereketli topraklarıyla tarih boyunca insan yerleşimlerine sahne olmuş bir kent. Yarımburgaz Mağaraları’nda yapılan kazılarda 400 bin yıl öncesinin insan izlerine rastlandı. İlk insanın Avrupa yolculuğunda burası önemli bir geçiş noktasıymış. Daha sonra MÖ 3000’de insanlar bu bölgeye yerleşip tarım ve balıkçılık yapmışlar.

Yenikapı’da yapılan kazılar çok daha eskiye, M.Ö. 8500 yılına ait insan yerleşimi izlerini taşıyor. Anadolu yakasında Fikirtepe ve Pendik’te de eski yerleşim izlerini görmek mümkün. Bolluk ve bereket yüzyıllar boyunca insanları bu topraklara çekmiş.

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Murat Kapıkıran bir söyleşide, İstanbul’un 1950’lere kadar tarımsal gıda üretiminde kendine yetebilen bir kent olduğunu belirtiyordu. Çarpık kentleşme, artan nüfus, toprak ve su kirliliği vb. gibi nedenlerle bugün İstanbul’un tarımsal gıda gereksinimi Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden karşılanıyor.

Pierre de Gigord Collection

Tarım, Gıda ve Su Ürünleri Çalışma Grubu

İBB yönetimi 2019’da iş başına geldiği günden itibaren tarım meselesini yeniden ele aldı ve bugün de bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Ayrıca İBB, İstanbul’un tarımsal üretimini yeniden canlandırmak amacıyla göreve gelir gelmez İstanbul Kent Konseyi bünyesinde bir Tarım, Gıda ve Su Ürünleri Çalışma Grubu kurdu.

Çalışma Grubu üreticiler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, İBB personeli gibi farklı konularda çalışan uzman isimlerden oluşuyor. Özellikle pratik ve teorik bilgilerin kesişmesi, sorunların tespit edilmesi ve bu sorunlara dair ekoloji çerçevesinde çözümler üretilmesi hedefleniyor.

Hedef sadece üretim ya da sadece tüketim değil. Tarım ve gıda sistemini bütüncül bir şekilde ele almak, hem tarladan sofraya hem de atık yönetimi sayesinde sofradan yeniden tarlaya bir sistem önerebilmek, dünyadan örnekleri incelemek, karar alıcılara politika tavsiyelerinde bulunmak amaçlanıyor.

Çalışmalar gıda egemenliği, gıda hakkı, güvencesi ve güvenliği gibi kavramları ve ekoloji perspektifi merkeze alarak yürütülüyor. Ben de kuruluşundan itibaren bu grupta çalışıyorum ve benim için çok öğretici bir deneyim oldu bu çalışma.

İlk kez Tarım Şenliği düzenliyor

Bu yıl 19- 25 Eylül tarihlerinde İstanbul Kent Konseyi, Tarım, Gıda ve Su Ürünleri Çalışma Grubu’nun katkılarıyla İstanbul’da ilk kez “İstanbul Tarım Şenliği” gerçekleştirilecek.

“Tüketen Değil Üreten İstanbul” sloganıyla gerçekleştirilecek şenlikle amaçlanan kentin azalan tarım alanlarını korumak, bin yıllardır devam eden üretim geleneğini ve üreticilerini öne çıkarmak. İstanbul’un arısını, mandasını, çeltiğini, meyve- sebzesini, bostancılığını, balıkçılığını öne çıkarmayı ve desteklemeyi hedefleyen şenliğin önümüzdeki yıllarda kapsamının genişletilerek sürdürülmesi ve gelenekselleştirilmesi amaçlanıyor.

İstanbul Tarım Şenliği, 19 Eylül Pazar günü 13:00’de Kadıköy Salı Pazarı’nda İKK Başkanı Tülin Hadi ve İBB Muhtarlıklar ve Gıda Daire Başkanı Ahmet Atalık’ın açılış konuşması ile başlayacak.

13:45’de başlayacak “Üreticiler ve Tüketiciler Buluşuyor” başlıklı söyleşide İstanbul’un tarımsal üretimi, gıda güvencesi ve yeni çözüm önerileri üreticiler, tüketiciler ve İBB birim temsilcileri ile birlikte değerlendirilecek.

Söyleşi, panayır ve atölyeler

Önümüzdeki hafta içinde İstanbul Kent Konseyi’nin paydaşları, Beylikdüzü Kent Konseyi ve Sarıyer Kent Konseyi ev sahipliğinde çeşitli gezi ve etkinlikler düzenlenecek.

İstanbul Tarım Şenliği, 25 Eylül Cumartesi günü Kadıköy’deki MüzeGazhane‘de 12:30’da başlayıp gün boyu sürecek söyleşi, atölye ve panayır etkinlikleri ile sona erecek.

Ekşi Mayalı Ekmek Yapımı Atölyesi, Tarımda Ekolojik Çözümler Atölyesi, Kompost Atölyesi, Sirke Yapımı Atölyesi ile katılımcılara doğa dostu deneyimler kazandırılması amaçlanıyor.

Atölyeler dışında gerçekleştirilecek ‘Sel ve Orman Yangınlarının Tarıma Etkisi’, ‘Tarım ve Tüketimde Kooperatifçiliğin Önemi’, ‘Marmara Denizinde Balıkçılık’, ‘Tarım, Tüketim ve Gıda Stratejileri’ konulu söyleşiler gerçekleştirilecek.

Kent Bostanları’nın dünü, bugünü ve geleceği

Benim de içerisinde yer aldığım Kent Bostanları Çalışma Grubu üyelerinin katılacağı “Tarım Yapan Kent İstanbul: Bugünden Yarına Müşterek Hayatlar” başlıklı söyleşide kentin 1500 yıllık tarihinde yer alan Kent Bostanları’nın dünü, bugünü ve geleceğine dair sorunları ve çözüm önerilerimizi katılımcılarla birlikte tartışacağız.

Bu kapsamda daha önce hazırladığımız kitapçığı da şenlik alanından edinebileceksiniz. Geçen hafta kitapçıkla ilgili bir yazım Yeşil Gazete’de yayımlanmıştı. Aynı günlerde Kent Bostanları Çalışma Grubu’ndan Kiraz Özdoğan ve Suna Kafadar’ı Açık Radyo’da Babil’den Sonra’da konuk etmiştim.

Program sonrası çok güzel bir geri dönüş aldık. Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden Meral Erdoğan bizi aradı ve 2020-2021 sezonu yılsonu bitirme projesi olarak kitapçığımıza paralel bir konuyu tercih ettiklerini bildirdi. Projede işbirliğimizin devam etmesini konuştuk. Umarım tüm bu çalışmaların toplamı yaşanabilir bir kent, yeşil bir İstanbul düşümüze bizleri biraz daha yakınlaştır.

Atölye ve söyleşiler dışında yapılacak Tarım Panayırı ve çocuklar için düzenlenecek çeşitli etkinlikler festivalin son gününe renk katacak. Katılımcıları bekleyen başka sürprizler de olacak.

İstanbul Tarım Şenliği’nin açılış etkinliğine ve hafta boyu sürecek etkinliklere katılıp hem yaşadığımız karabasan günlerde birlikte olmanın keyfini yaşayalım ve hem de yaşadığımız kente dair sözlerimizi birbirimize ulaştıralım istiyoruz.

İstanbul Kent Konseyi ve paydaşları, İstanbul’un tarımsal üretiminin, gıda güvencesinin ve tarımda yeni çözüm önerilerinin birlikte değerlendireceği İstanbul Tarım Şenliği’ne İstanbulluların katılımını bekliyor.

Bilgi için: https://istanbulkentkonseyi.org.tr/
Tel: (0212) 449 44 22

Sonsuza kadar zehirlenmek

Öyle bir hayat tarzımız var ki sonsuza kadar zehirlenmek üzere itinayla çabalıyor ve tüm yaşantımızı da bu zehirlenme çabasının inşasına harcıyoruz. Evet, işte evimizin karşısındaki inşaat faaliyetini izlerken aklıma düşenler bunlar.

Daha önce yer alan üç katlı ve herhangi mimari bir özelliği olmayan 1970’ler yapımı bir binanın yerinde şimdi yeller esiyor. Oysaki çoğunluğu aile fertlerinin yaşadığı bu apartman, apartmanı inşa eden vatandaşın inatla kabul etmemesi nedeniyle yıkılamıyor üstüne üstlük herhangi bir tadilat da yapılmıyordu.

Artık o vatandaş hayatta değil ve ortaya koyduğu müteahhit karşıtı direnç de kendisiyle beraber mezara gitti. Kalkan direncin ardından ilk buldukları müteahhitle anlaşan çocuklar yeni bir evde yaşamanın arzusuyla ara ara gelip binanın inşaatını seyrediyorlar. Artık o metruk ve rutubetli eski apartman yerine, modern görünümlü ve gıcır gıcır dekore edilmiş bir dairede oturacaklar.

Yıkılan binanın müteahhiti uyanık olacak ki yan tarafta yer alan ve başka bir uyanık müteahhitin yaptığı dayanıksız binayı da herhangi bir denetim almadan yıkmış ve böylelikle bir taşla iki kuş vurarak daha büyük bir inşaat faaliyetini kapatmıştı.

Atmosfere karışan zehir

Binayı yıkarken herhangi bir önlem almaması binanın asbest içermediğini aklınıza getirmesin. Ülkede bu bağlamda herhangi bir gelenek ne yazık ki yok. Kazmasını alan istediği binayı kentsel dönüşüm adı altında göstermelik önlemlerle yıkabiliyor. Onun dışındakilere de varsa asbest solumak kalıyor.

İşte bu asbestli olması muhtemel iki bina itinayla yıkılmış ve içerdikleri asbest ile ölene kadar yetecek zehir atmosfere salınmıştı. Bu işlemden sonra hafriyat kaldırılmış ve muhtemelen kuzey ormanları içerisinde bir yere dökülmek üzere gönderilmişti. Şimdi sıra yeni ve modern binayı yapmaya geldi.

Öncelikle bina yapımı için plastik yakıp enerji üretmiş ve envai çeşit ağır metal, dioksin ya da kalıcı organik kirletici içeren kül karıştırılarak alınmış çimentolar kullanılacak. İşte bu çimentoların kullanılmasıyla yapılan betonlar, sonsuza kadar gerçekleşecek zehirlenmenin ikinci en önemli halkasını oluşturuyor.

Sırada ise ana iskeleti yapılan binanın duvarlarını inşa etmek var. Oradan nasıl kirleticilerin binaya hapsedileceğini bilemiyoruz. Ancak orada da bizi kirleticilerden mahrum bırakmadıklarından eminiz.

Daha sonra yağmur suyu aktarma sistemleri, plastik tesisatlar, nano etkili boyalar, su tutmaz dış cephe uygulamaları ve en sonunda da son dokunuşlar yapılacak.

Sınırlı ve zehirli seçenekler

İç mekanda ayrıca PVC kaplamalı mutfak dolapları, yer kaplamaları, PVC doğramalar, kapılar ve daha nice zengin kimyasal bileşimli dekorlar icra edilecek. Sakın ha bunları masraftan kaçınan uyanık müteahhitlere özgü ucuzluk takıntılı bir durum olduğunu zannetmeyiniz.

Şöyle ki aynı evi kendiniz de yapacak olsanız ki şehir içinde yapabileceklerinizin sınırı olduğu için sizin de muhtemelen benzer bir zehir kombinasyonuyla 7 nesil torununuza yetecek seviyede kimyasalı evinize hapsedeceğinizi söyleyebilirim.

Şöyle bir yapı market gezisine çıktığınızı düşünün. Yer kaplamalarını masif ahşaptan alsanız bile onları parlatmak için yapı marketlerin vernik raflarında yer alan ve ahşabı beş yıl boyunca renklendirmeyi vaat eden verniklere gözünüz kayacaktır.

Çatı katında oturacaksanız UV ışınlarına ve yağmura karşı dayanıklı çürümeye karşı koruma sağlayan kaplama malzemelerine mutlaka ihtiyaç duyacaksınız.

Bunları geçseniz bile duvar boyasının artık sadece renkle ilgili değil, saf parlak mı yoksa ultra pürüzsüz mü, küf önleyici mi yoksa hava koşullarına dayanıklı mı olduğu konusunda mutlaka bir eğiliminiz olacaktır.

Fotoğraf: Shutterstock

Sonsuza kadar kimyasallar

İşte görünüşte ve nitelikte büyü yaratan bu özelliklerin çoğu, “sonsuza kadar kimyasallar” olarak bilinen PFAS’a (per- ve polifloroalkil maddeler) borçlu. Bu sentetik kimyasallar grubu, korozyonu önlemek, sürtünmeyi azaltmak ve ürünleri su geçirmez ve leke tutmaz hale getirmek için kullanılır.

PFAS ile zehirli evinizde oturunca bu durumun biteceğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. İşte bu kimyasallar aklınıza gelebilecek tüm ürünlerde kullanılıyor. Kozmetik ürünlerden, gıda ambalajlarına, yangın söndürme köpüklerinden, yanmaz yapışmaz tavalara, pişirme kağıtlarından diğer mutfak ekipmanlarına kadar her yerde PFAS kullanıldığını söyleyebiliriz.

Üstelik sadece bunlarla da sınırlı değil. Mobilyalardan, su geçirmez outdoor ayakkabınıza, su tutmaz montunuzdan pahalı spor giyimlerinize kadar her yerde bu kimyasallar mevcut.

PFAS’ın inanılmaz derecede güçlü karbon-flor bağları, bu kimyasalların biyolojik olarak parçalanmadığı anlamını da taşıyor. Evinizde yaptığınız tadilatlar sonsuza kadar sürmeyecek, ancak o tadilatlarda kullandığınız malzemelerin içeriğindeki PFAS toprakta, suda, havada, vahşi yaşamda ve vücudumuzda sonsuza kadar birikip kalacak.

Anne sütünden çocuklara

PFAS sadece vücudumuzda kalmakla da yetinmeyecek, PFAS, anne sütü aracılığıyla çocuklara da transfer olacak. Yani ne yiyorsanız çocuğunuz da o yediklerinizden müteşekkil olacak. Belki çocuğunuz da olmayacak çünkü bazı tür PFAS’lara maruz kalma, doğurganlık sorunları, metabolizmadaki değişiklikler ve artan obezite ve kanser riski ile ilişkili! Yani çocuğunuz olmadan kanserden ölebilir, düşük yapabilir ya da bitmeyen çocuk edinme seansları sonucunda çocuğunuzun olamayacağına ikna olabilirsiniz. Olsa bile o çocuğun bu kimyasallar yüzünden hiç de iyi bir geleceği olmayacağını söylemek mümkün.

PFAS sadece size etki etmekle kalmaz. Aynı zamanda kanalizasyonlar tarafından sucul ekosistemlere taşınır ve sucul ortamlara bir kere girdikten sonra da ne yazık ki ortadan kaldırması imkansızdır.

Siz her ne kadar PFAS üreticilerinin sponsorluğunda temizlik kampanyaları düzenleseniz de o kimyasallar çoktan en yakın sucul canlının bünyesindeki yerini almış olacaktır.

Üstelik kullandığımız bu kimyasallar en nihayetinde içme suları aracılığıyla tekrar bize kadar ulaşacaktır. Çünkü su arıtma tesislerinin PFAS ve diğer kirleticilerin ancak bazılarını filtreleme yetenekleri mevcut. Üstelik bu da oldukça pahalı bir yöntemdir.

Zehir kaplı bir gelecek

Muhtemelen bir mega kentte ya da sanayi sitesi yakınında yer alan bir yerleşim yerinde yaşıyorsanız bolca bu kimyasallara maruz kalmış olabilirsiniz. Bir de şehrinize istihdam adı altında ne kadar geri kalmış ve zehirli kimya işletmeleri varsa taşımaya meraklı yöneticiler varsa geçmiş olsun! Sizi istihdam ile dolu ve ipeksi pürüzsüz dokunuşlu duvarlara sahip, bol endüstriyel ve paslanmayan korkuluklarla çevrili kimyasalların olduğu bir gelecek bekliyor.

Bugün bu sonsuza kadar zehirleyen kimyasallar her türlü ekosistem kompartmanında yaygın bir şekilde mevcut. Her türlü insan bu kimyasallara öyle ya da böyle maruz kalıyor.

Yediğimiz yiyecekler, giydiklerimiz, oturduğumuz evler, etrafında huzur bulduğumuz deniz ve göller artık bu kimyasallar tarafından kuşatılmış bir halde. Sözün özü bize kalan, sanayi üretimi ile zenginleşmenin getirdiği sonsuza kadar zehirlenmektir.

Yaşar Kemal, insanlığın ardıç kuşudur

Geçen hafta sonu bir grup çocuk ve aileleriyle İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı’nda idim. Ormanda yürüyüş yaparken yaralı bir ardıç kuşu bulduk. Yanımıza aldık, su içirdik, beslemeye çalıştık. Grupta milli park idaresinden bir yaban hayatı uzmanı da vardı. Ardıç kuşunu ona emanet ettik dönüşte.

Ardıç kuşları adını ardıç ağacından alır. Ardıç ağaçları genellikle yükseklerde, toprak ve iklim koşullarının diğer tür ağaçların yaşamasına izin vermediği alanlarda yaşar. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugat-it Türk’te ‘artuç’ olarak geçen ardıç arkada kalan, en son kalan anlamına gelir.

Ardıç ağaçlarının tohumları, kalın tohum kabuğu ile tohumun etrafını saran kozalak etinin ve embriyonun yapısı nedeniyle çimlenme sorunu yaşar. Fakat ardıç kuşları bu tohumları afiyetle yerler ve bu kuşların sindirim sisteminden geçen tohumlar kolaylıkla çimlenirler. Bu nedenle ardıç ağaçlarının yaşamının devamlılığı bir ölçüde ardıç kuşlarına bağlıdır.

Sinemada Yaşar Kemal

Bu yıl 28’inci kez düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde Yaşar Kemal ile ilgili de bir etkinlik vardı. Festival organizasyonu ile birlikte Yaşar Kemal Vakfının katkılarıyla düzenlenen ve Sinemada Yaşar Kemal adını taşıyan bu panele konuşmacı olarak ben de davet edildim. Panel öncesinde Nebil Özgentürk’ün hazırladığı bir belgesel gösterimi yapıldı.

Uzaktan bağlantı ile Zülfü Livaneli, Türkan Şoray, Selim İleri ve Arif Keskiner Yaşar Kemal’e ilişkin duygu ve düşüncelerini paylaştılar.

Panelde oyuncu Lale Mansur, gazeteci-yazar Mazlum Vesek ve akademisyen Aydın Çam çok güzel konuşmalar yaptılar. Bense hafta sonu yaşadığım olayın da etkisiyle konuşmamı ardıç kuşu etrafında kurgulamıştım.

Yaşar Kemal neden insanlığın ardıç kuşudur?

Tarihe damga vuran pek çok insan dünyayı bir kez ve güçlü bir şekilde sarsmıştır. Örneğin Charles Darwin bunu ‘Türlerin Kökeni’ ile yaptı. Oysa aynı zamanda, tıpkı Goethe gibi iyi bir de botanikçiydi. Sarılıcı bitkileri araştırmaya yıllarını verdi. Ancak botanikte sadece iyi olarak kaldı. Dünyayı sarsamadı.

Oysa bazı insanlar dünyayı iki kez sarsacak kadar özeldiler. Mustafa Kemal Atatürk askeri alanda dünyayı şaşkına uğrattıktan sonra bitme noktasına gelmiş olan bir devletten yepyeni ve çağını aşan karakterde bir devlet ortaya çıkarmak konusunda, yani siyasi alanda dünyayı daha şiddetli bir şekilde sarsmayı başardı.

Bana göre Yaşar Kemal de dünyayı iki kez sarsanlardan. İlki yazın alanında, bu açık. Sanırım kimse, Yaşar Kemal’i beğensin ya da beğenmesin buna itiraz etmez. İkinci sarsma noktası ise onun insan-doğa ilişkilerine yönelik isyanını, öncesindeki hiçbir yazarın göstermediği netlikte ve şiddette eserlerine yansıtmış olması.

Bu yazının yayımlanmasından birkaç gün önce hepimiz Danimarka’nın Faroe Adaları’nda yaşanan yunus katliamı ile sarsıldık. Oysa Yaşar Kemal Deniz Küstü’yü 1978 yılında yazmıştı. 4 Ekim 1981 Le Monde Dimonche’ta yayımlanan röportajda, röportajı yapan Altan Gökalp’in “İnsan ve doğa ilişkisini, insanlar arası ilişkilerle en azından eş değerde tutuyorsunuz” sözüne şöyle karşılık veriyordu:

“Doğanın yağmalanmasına karşı bir öfke gösterilecekse, bunu edebiyatçılar tüm şiddetleri ile yapmalıdırlar…

Giderek doğayı karşımıza alıyoruz. Onu düşman sayıyoruz. Aynı biçimde insanın yarattığı değerleri bozarak onu battal bırakıyoruz. Kendi çelişkilerimize, sınıf sömürülerimize doğayı da ortak ediyoruz.”

İnsanlığın kabuğunu soymak

İyi okuyucuları yakından tanıktır, usta hemen her eserinde insanın insana zulmü kadar insanın doğaya zulmünü de hışmının hedefi haline getirir. O hışım ki, onun, ayrım gözetmeksizin bütün insanlara ve yine ayrım gözetmeksizin doğanın bütün unsurlarına olan sevgisinin açık kanıtıdır.

Yaşar Kemal yaşamı boyunca eleştirmekten geri durmadığı insanın, saf insanın iyiliğine inanmaktan hiç geri adım atmamıştır. Aşağıdaki pasaj Kuşlar Da Gitti (1978)’den:

“İnsanlıktır bu… Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soydukça insanlığı, kabuğundan soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. Çirkin olan insanlığın en üst kabuğudur. Adam olan hem kendi kabuğunu, hem insanlığın kabuğunu durmadan soymaya çalışır. Soydukça ortalık aydınlanır, soydukça…”

Yaşar Kemal bütün yaşamını insanlığın kat kat olmuş kabuğunu soymaya adamıştır. O kabuk soyulmazsa ne insanlığın ne de gezegendeki yaşamın devamı mümkün olacaktır çünkü. İşte, o nedenle Yaşar Kemal insanlığın ardıç kuşudur.

Piyale Madra çiziyor

Türkiye’nin önde gelen çizerlerinden Piyale Madra, çizgileriyle Türkiye ve dünyanın “Yeşil Gündem”ini yorumluyor.