Ana Sayfa Blog Sayfa 1260

İstanbul Eczacı Odası’nın ilk kadın başkanı Şeker Pınar Özcan

İstanbul Eczacı Odası‘nın Seçimli Olağan Genel Kurulu hafta sonu  Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesi‘nde yapıldı. Eczacı Şeker Pınar Özcan, 65 yıllık odanın ilk kadın başkanı oldu.

18-19 Eylül tarihlerinde yapılan seçimlerde İstanbul Eczacı Hareketi listesi ve Demokrat Çağdaş Eczacılar Grubu listesi yarıştı.

Mevcut genel sekreter Şeker Pınar Özcan’ın başkan adayı olduğu İstanbul Eczacı Hareketi listesi 1597 oy alarak seçimi kazandı. İmam Hüseyin Çelik‘in başkan adayı olduğu Demokrat Çağdaş Eczacılar Grubu listesi ise 347 oyda kaldı.

Özcan başkanlığındaki İstanbul Eczacılar Odasının yeni yönetimi ise şöyle:

Yönetim Kurulu Üyeleri: Şeker Pınar Özcan, Zeki Salih Özcan, Fisun Tunalıoğlu, Murat Tülü, Nevhayal Kara, Nuri Hacıoğlu, Simla Dilara Sezgin
Denetleme Kurulu Üyeleri: Ersoy Yiğit, Gülsüm Hale Özcömert Coşkun, Zühtü Ulukapı
Onur Kurulu Üyeleri: Meriç Köksal Akkoç, Beyhan Akbulut, Cengiz Kolak, Esin Ercin, Mekin Doğa Halaçoğlu

Oda’nın yeni başkanı Şekar Pınar Özcan, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi‘nden 1997’de, İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü‘nden 2017’de mezun oldu. 1998 yılından bu yana Bağcılar‘da eczacılık yapan Özcan, 2017 – 2019 döneminde İEO Yönetim Kurulu üyeliği ve 2019 – 2021 döneminde İstanbul Eczacı Odası Genel Sekreterliği görevlerinde bulundu.

Odanın önceki dönem başkanlığını Eczacı Zafer Cenap Sarıalioğlu yürütüyordu.

Endonezya’da mahkeme hava kirliliğinden hükümeti sorumlu tuttu

Endonezya‘da bir mahkeme, hükümetin vatandaşların temiz hava soluma hakkını ihmal ettiklerine hükmetti.

İki yıl önce 32 vatandaş tarafından açılan davayı karara bağlayan Jakarta Merkezi Bölge Mahkemesi, 6 üst düzey yöneticiye hava kalitesini iyileştirme talimatı verdi.

Temiz Hava Girişimi Koalisyonu öncülüğünde açılan dava sonucunda Cumhurbaşkanı Joko Widodo, çevre bakanı, sağlık bakanı ve içişleri bakanının yanı sıra Cakarta, Banten ve Batı Java eyalet valileri suçlu bulundu.

‘Karara uymalarını bekliyoruz’

Mahkeme, sanıkların ‘yasadışı eylemlerde bulunmak’ ve ‘başkentte hava kirliliğiyle mücadele etmemekten’ suçlu olduklarına karar verdi ve yetkililere vatandaşların sağlığını tehlikeye atan hava kalitesi standardını yükseltme talimatı verdi.

Mahkeme kararını ‘tarihi’ olarak nitelendiren davacıların avukatı Alghiffari Aqsa, “Tüm sanıkların bu kararı kabul etmesini umuyoruz, çünkü onlar da burada yaşıyorlar. Gerekli eylemleri ve stratejik planlamaları yerine getirerek bu karara uymalarını umuyoruz” dedi. Mahkemede bulunmayan sanıkların avukatı ise konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

‘Maskeyle bile etkileniyorsunuz’

Dava açanlar arasında yer alan Greenpeace Endonezya ülke direktörü Leonard Simanjuntak, birkaç davacının Jakarta’nın kirli havası nedeniyle egzama, astım, üst solunum yolu enfeksiyonu ve cilt rahatsızlıkları gibi sorunları yaşadığını söyledi.

Simanjuntak, “Maske taksanız bile havadan etkilenmemeniz mümkün değil. Talep ettiğimiz şey, DSÖ standartlarına uygun hava kalitesi” ifadelerini kullandı.

Dünyanın en kirli 10’uncu başkenti

İsviçre merkezli hava kalitesi teknolojisi şirketi IQAir‘in 2020 Dünya Hava Kalitesi Raporu’na göre Endonezya, Güneydoğu Asya’nın en kirli ülkesi. Jakarta ise dünyanın en kirli 10’uncu başkenti.

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Jakarta’daki hava kirliliğinin başlıca sebepleri elektrik santralleri, hızlı kentleşme ve trafik.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları ve Çevre Özel Raportörü David R. Boyd, davayı desteklemek amacıyla kaleme aldığı kısa bir yazıda, “Endonezya’da hava kirliliği önemli bir sorun ve her yıl yüz binlerce erken ölüme neden oluyor” dedi.

İki yıl önce, Temmuz 2019’da dava açıldığında hükümet, şehrin hava kalitesinin kötüleştiğini reddetmiş ve medyayı durumu ‘dramatize etmemekle’ suçlamıştı.
Uzmanlar, Jakarta gibi yoğun nüfuslu şehirlerin DSÖ yönergelerini karşılaması halinde ortalama ömür süresinin 2 ila 5 yıl artabileceğini belirtmişti.

İklim krizi, milyonları insan ticareti ve modern kölelik riskiyle karşı karşıya bırakıyor

Yeni bir rapora göre, şiddetli kuraklık ve güçlü kasırgalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, önümüzdeki on yıllarda modern kölelik ve insan kaçakçılığı riskleriyle karşı karşıya kalacak.

Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED) ve Uluslararası Kölelik Karşıtı kurumlarındaki araştırmacılar tarafından hazırlanan rapora göre iklim krizi ve sel, kuraklık ve mega yangınlar gibi aşırı hava felaketlerinin artan sıklığı, halihazırda yoksulluk içinde yaşayan insanların geçim kaynakları üzerinde yıkıcı bir etki yapıyor ve onları köleliğe karşı daha savunmasız hale getiriyor.

Modern kölelik biçimi

The Guardian’ın haberine göre araştırmacılar kuzey Gana’daki kuraklığın genç erkek ve kadınları büyük şehirlere göç etmeye yönlendirdiğini buldu.

Bu göçün ardından pek çok kadın hamal olarak çalışmaya başladı ve insan ticareti, cinsel sömürü ve borç esareti riski altına girdi. İşçilerin iş yerinde kapana kısıldığı ve büyük bir borcu ödemek için sömürüldüğü bu durum ise raporda “modern kölelik biçimi” olarak tanımlanıyor.

Fotoğraf: Margus Vilbas/ Shutterstock

‘Sürekli çalışıyorum ve borcumu ödeyemedim’

Raporda bir Kuzey Gana‘dan Accra‘ya göç eden bir kadının örneği veriliyor. Bu kadın, toprak selden harap olana ve taşınmak zorunda kalana kadar çiftçilik yapıyordu. Yedi yıl boyunca, başında eşya taşıyan bir hamal olarak çalıştı.

“Hamal olarak çalışmak benim için kolay olmadı. Buraya geldiğimde iş hakkında hiçbir şey bilmiyordum” diyen kadın, şu anda kazandığı paranın neredeyse tamamını kendisine yemek ve kalacak yer vereceğini söyleyen birine verdiğini söyledi.

Bir keresinde bir müşterinin eşyalarını düşürdüğünü ve karşılayamayacağı hasarı ödemek zorunda kaldığını belirten kadın, “Sürekli çalışıyorum ve borcumu ödeyemedim” dedi.

Uluslararası Kölelik Karşıtı’nda iklim değişikliği ve modern kölelik danışmanı olan Fran Witt  “Araştırmamız, iklim değişikliğinin milyonlarca insanın yaşamı üzerindeki domino etkisini gösteriyor. Aşırı hava olayları çevresel yıkıma katkıda bulunur, insanları evlerini terk etmeye zorlar ve onları insan ticareti, sömürü ve köleliğe karşı savunmasız bırakır” dedi.

Dünya Bankası tarafından hazırlanan son rapor,  2050 yılına kadar, düşük mahsul verimi, su eksikliği ve yükselen deniz seviyeleri gibi iklim krizi etkilerinin Sahra altı Afrika ve Güney Asya da dahil olmak üzere altı bölgede 216 milyondan fazla insanı göçe zorlayacağını tahmin ediyor.

‘Buna göz yummaya devam edilemez’

Rapor, kasım ayında Glasgow’da yapılacak Cop26 BM iklim zirvesi öncesinde dünya liderlerine sert bir uyarı niteliği taşıyor. Raporda, ekonomik büyüme ve kalkınma çıkarlarının işçi ve göçmen hakları ihlallerinin göz ardı edilmesine neden olduğu belirtiliyor.

IIED araştırmacısı Ritu Bharadwaj, “Dünya, iklim değişikliği tarafından körüklenen zorla çalıştırma, modern kölelik ve insan kaçakçılığına göz yummaya devam edemez. Bu sorunları ele almak, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik küresel planların bir parçası ve parçası olmalıdır” çağrısında bulundu.

Kuir sinemanın öncü isimlerinden Monika Treut, 10. Pembe Hayat KuirFest için İstanbul’a geliyor

Cinsiyet Kimlikleri, Zona Norte, Of Girls and Horses, Ghosted gibi pek çok önemli filmin yönetmenliğini yapan kuir sinemanın öncü isimlerinden Monika Treut, 10. Pembe Hayat KuirFest için İstanbul’a geliyor.

Yönetmenin Cinsiyet Kimlikleri filmi, festivalin kÜLT seçkisinde yer alacak.

İzleyicilerle bir araya geliyor

Treut, 1 Ekim Cuma günü Institut français’te düzenlenecek söyleşide festival izleyicileriyle bir araya gelecek. Söyleşi, cuma günü saat 16.30’daki Cinsiyet Jenerasyonları filminin ardından gerçekleşecek. Cinsiyet Jenerasyonları, Cinsiyet Kimlikleri’nin devam filmi niteliğinde.

2 Ekim Cumartesi günü ise saat 15.00’da İstanbul Feminist Mekan’daki Cinsiyet Kimlikleri filmi gösteriminin ardından Treut yeniden izleyenleriyle buluşup, filmleri üzerine konuşacak.

İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek festivalin programına buradan ulaşabilirsiniz.

Adı değiştirilen Paramount Otel, kalan ormanlık alana da genişletme başvurusu yaptı

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in videolarıyla kamuoyunun haberdar olduğu Paramount Otel’in hali hazırdaki alanını genişletmek için başvuru yapıldığı ortaya çıktı. Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) için hazırlanan tanıtım dosyasına göre hem otelin kapasitesinin artırılması hem de orman alanı içinde kalan bölgede izin alınıp kiralama yoluna gidileceği belirtiliyor.

Gazete Duvar‘dan Bahadır Özgün’ün haberine göre Sistem Mühendislik tarafından ÇED raporu için hazırlanan tanıtım dosyası, 19 Nisan 2021 günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verildi. Dosyanın ÇED değerlendirmesi halen devam ediyor. Söz konusu dosya sayesinde şimdiye kadar “resmen” netleşmemiş bazı bilgiler de resmileşmiş oldu.

Otelin adı ‘Be Premium Otel’ olarak değiştirildi

ÇED dosyasının adı Be Premium Otel Projesi olarak kaydedildi. Böylece Paramount Otel’in resmi adı artık “BE Premium Otel” oldu. Tesisin işletmecisinin Unico olduğu ve faaliyet sahibi adına tüm kiralama işlemlerini de gerçekleştireceği belirtiliyor. Unico’nun çoğunluk hissesi ise SBK Holding’in yüzde 90’ına sahip olduğu Heksagon Mühendislik’e ait.

Orman bölgesi de kullanıma açılacak

Projede ana otel binası dahil villa, saray ve tek katlı yapılar bölünerek, yeni katlar çıkılarak oda sayısı 294’ten 315’e yükseltilmek isteniyor. Ancak ÇED onayı alınması halinde tesisin orman bölgesinde kalan alanlarının da kullanıma açılacağı ve gerekli izin ile kiralama işlemlerinin yapılacağı ifade ediliyor.

Dosyadaki tesis alanı, 119 bin 450 metrekare alanı kapsıyor. Ancak otelin kurulduğu alan 75 bin metrekare. Tapu kaydı 111 ada 1 parsel. Alanın statüsü ‘devlet ormanı’ ve mülkiyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı‘na kayıtlı. Tarım ve Orman Bakanlığı  burayı 2014 yılında 49 yıl süreyle kiralamış. Kamuoyunda Paramount Otel olarak bilinen tesisin kurulu olduğu yer de bu alan.

ÇED dosyasında bahsedilen 119 bin 450 metrekarenin kalan 44 bin 415 metrekaresinin nerede olduğu ise bilinmiyor. Söz konusu ‘orman arazisi.’ alan tapu kaydında 223 ada 1 parselde görünüyor. 17.8 milyon metrekarelik alanın statüsü ise “orman arazisi.”

 

Dolar 8.70’i aştı, gözler Merkez Bankası’nda

Dolar, ABD Merkez Bankası (FED) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararlarını alacağı haftaya yükselişle başladı.

Merkez Bankası, daha önceki açıklamalarında faizin manşet enflasyonun üzerinde oluşturulacağını ifade ediyordu. Kavcıoğlu’nun yaptığı “çekirdek enflasyon” açıklaması, piyasalarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın da isteği üzerine “erken faiz indirimi”ne gidileceği şeklinde yorumlanmıştı.

Rusya’da üniversiteye silahlı saldırı: Sekiz ölü, altı yaralı

Rusya‘nın Sibirya bölgesinde bulunan Perm kentinde, bir üniversitenin kampüsünde silahlı saldırı meydana geldi. Olay yerinde çekildiği iddia edilen görüntülerde, binanın pencerelerden atlayarak kaçan insanlar görülüyor. Saldırıda sekiz kişi hayatını kaybetti, çok sayıda da yaralı var. Saldırgan ise öldürüldü.

Olay anında öğrenciler ve öğretim görevlilerinin bir kısmının sınıflarda saklandığı bildirildi.

TASS Haber Ajansı‘na konuşan bir görgü tanığı, “Kimliği bilinmeyen bir kişi üniversite binasına girdi ve ateş açtı. Bazı öğrenciler, saldırgandan korunmak için kendilerini sınıflara kilitledi, bazıları ise pencerelerden atladı. Yetkililer olay yerine vardı” dedi.

Saldırganın okula giriş anı kameralarda

Silahlı saldırganın üniversiteye giriş anı, binadaki kameralar tarafından görüntülendi. 

Yerel medyaya yansıyan haberlere göre, saldırgan Perm Devlet Üniversitesi’nde ateş açmadan önce sosyal medyadan bir mesaj paylaştı. Saldırgan öncelikle eski okuluna saldırmayı istediğini ancak söz konusu okulda hayatından 10 dakika daha harcamak istemediğine karar verdiğini yazdı.

Barınamayan öğrenciler parkta yattı

Yüksek kira ve yurt ücretlerine tepki olarak “Barınamıyoruz Hareketi“ni kuran üniversite öğrencileri, İstanbul Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bir araya geldi.

Öğrencilerin eylemine CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da destek verdi.

‘Sorun büyük oranda çözülebilir’

Parkta yapılan basın açıklamasını grup adına okuyan üniversite öğrencisi Yunus Emre Karaca, Türkiye genelinde yüzde 70 ile yüzde 290 arasında değişen kira artışları nedeniyle evsiz kaldıklarını kaydetti ve şunları söyledi:

Biz iki yılın ardından kampüslerimize geri dönen üniversite öğrencileriyiz. KYK yurtlarının kapasite yetersizliği, özel yurtların fahiş ücretleri ikilemi arasında yurtsuz, yüz yüze eğitim kararının açıklanmasının ardından, Türkiye genelinde yüzde 70 ile yüzde 290 arasında değişen kira artışları nedeniyle evsiz kaldık. Bize, ‘Toplanın 5 bin TL’ye ev tutun’ şeklinde, 650 TL’lik KYK kredi bursu ile en az 8 kişi ev tutmamızı öngören dahiyane tavsiyeler, kiralamak üzerine gayrimenkul üretecek şirketlere ve vergi muafiyeti gibi yine biz öğrencilere değil patronlara yönelen maddi destekler dışında tek bir çözüm önerisi sunulmuyor. Oysa patronlara teşvik, şirketlere vergi affı yerine burs miktarlarının ve yurt kapasitelerinin artırılması, kira fiyatlarının denetlenmesi ve öğrenci evlerine maddi destek sağlanması ile bu sorunun büyük oranda çözüleceğini biliyoruz.”

‘Barınma temel haktır, hakkımız olanı alacağız’

Seslerini duyurmak için en ulaşılabilir seçenekleri olan banklarda buluştuklarını kaydeden Karaca, destek çağrısında bulundu:

Biz, burssuz, yurtsuz, evsiz bırakılan üniversite öğrencileriyiz. Eğer insani koşullarda yaşayabileceğimiz bir mekana sahip olabilme imkanlarımızın tamamı elimizden alındıysa bu imkanları biz yaratacağız. Bu yüzden bir araya geliyoruz. Sesimizi duyurabilmek için en ulaşılır seçeneğimiz olan banklarda buluşuyoruz, mahallelerinizin parklarında sabahlıyoruz. İyi ihtimalle binlerce liraya bulabildiğimiz penceresiz, karanlık, dar odalar yerine tercihimizi sorunun çözümü olabilmek için geniş gökyüzünün altındaki sokaklarda, sıra arkadaşlarımızla geçirmekten yana kullanıyoruz. Abartılı bir tepki vermiyoruz, komşunuz olmak yerine keyfimizden sokaklarda yatmıyoruz. Milyonlarca öğrencinin ortak hikayesini anlatıyoruz. Sen de dinle, destek ol, bize katıl. Barınma temel haktır, hakkımız olanı alacağız.”

Karaca, ayrıca başka illerdeki arkadaşlarının da parklarda oturmaya ve yatmaya başlayacaklarını söyledi.

‘Bu büyümüşlük müdür?’

Eyleme destek veren CHP’li Mahmut Tanal, “Büyümüş olan ülkenin vatandaşları, öğrencileri banklarda yatıyor. Bu büyümüşlük müdür? Büyümüş olan ülkenin öğrencileri banklarda uyumaz. Bunu ne ahlak ne din ne anayasa ne uluslararası sözleşmeler kabul eder. Uluslararası sözleşmelerin hepsi barınma hakkının ihlal edildiğini gösteriyor” dedi ve barınma hakkı yerine getirilmezse eylemlere devam edeceklerini belirtti.

Tanal, açıklamaların ardından öğrencilerle birlikte parktaki banklarda uyudu.

Öğrencilerin yaptığı basın açıklamasından kısa bir süre sonra bölgeye çevik kuvvet ekipleri geldi. Eyleme engel olmak isteyen polis ekipleri ile protestocular arasında gerginlik yaşandı. Tartışmanın ardından ekipler alanı terk etti.

Yeni salgınlar kapıda

Popüler bilim dergisi Natura’da 16 Eylül’de yayınlanan bir makale yakın bir gelecekte yeni koronavirüs pandemilerini yaşayabileceğimiz olasılığının çok yüksek olduğunu gündeme getiriyor. Makaleye göre, son yirmi yıl içinde sadece 2003’de SARS’a (şiddetli akut solunum yolu sendromu) neden olan SARS-CoV ve COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2 küresel büyük salgınlara neden olmasına karşın bu salgınlar sadece buzdağının deniz üzerindeki görünen kısmı olabilir. Araştırmacılara göre Asya kıtasında her yıl yarasalardan insanlara geçen, büyük salgınlara dönüşmeyen küçük salgınlar halinde giden ve ortalama 400.000 kişiyi SARS ile ilgili koronavirüslerle enfekte eden tablolar yaşanıyor.

Araştırma grubundan Peter Daszak ve Linfa Wang, SARS ile ilgili koronavirüsleri barındırdığı bilinen 23 yarasa türünün yaşam alanlarının ayrıntılı bir haritasını oluşturdular. SARS-CoV ve SARS-CoV-2’nin ait olduğu grup ile potansiyel enfeksiyon için olası noktaları ve insanların yaşadığı bölgeleri haritada işaretlediler. Kuzey Hindistan, Nepal, Myanmar ve Güneydoğu Asya’nın çoğunu da içine alan riskli bölgelerde 500 milyona yakın insanın yaşadığını buldular. Geliştirdikleri haritaya göre en yüksek risk Güney Çin, Vietnam, Kamboçya, Java ve Endonezya‘daki diğer adalardaydı.

Yaklaşık 500 milyon insanın yaşadığı yeni koranavirüs salgınları için riskli bölgeler.

Araştırmacı grubundan Daszak yaptıkları analizin ‘bir sonraki SARS veya COVID benzeri virüsle salgının gezegende nerede ortaya çıkacağına ilişkin kesin bir analizi’ olduğunu iddia ediyor. Yaptıkları haritaların bu bölgede yaşayan yüksek riskli topluluklardaki davranışları değiştirmek için kullanılabileceğini ve ayrıca yeni salgınları daha erken tespit etmek için gözetimi hedef alarak salgın olasılığını azaltma çabalarına rehberlik edebileceğini söyleyen Daszak, SARS-CoV-2’nin bir araştırma laboratuvarı yerine vahşi doğadan geldiği hipotezinin sesli savunucularından…  O nedenle de haritalarının virüsün doğal kökenini bulma çabalarına rehberlik edebileceğini de söylüyor.

‘Yarasa-insan etkileşimi düşünüldüğünden yaygın’

Bu çalışmada haritalamanın yanı sıra araştırmacılar başka bir olayı daha araştırmış. COVID-19 pandemisi patlak vermeden önce yapılan küçük çalışmalar, Güneydoğu Asya’daki bazı insanların SARS’a bağlı koronavirüslere karşı antikor barındırdığını belirlemişti. Bu küçük araştırmaların verilerini insanların yarasalarla ne sıklıkta karşılaştıklarına ve antikorların kanda ne kadar kaldığına dair verilerle birleştiren araştırmacılar, bölgede her yıl bu virüslerle tespit edilememiş yaklaşık 400.000 insanda koranavirüs enfeksiyonu meydana geldiğini hesapladı.

Araştırma ekibinin sözcüsü Daszak, yarasalarla etkileşimin insanların düşündüğünden çok daha yaygın olduğunu belirtiyor. Araştırma ekibine göre  ‘ bu bölgelerde yaşamak, yarasalarla yakın temasa maruz kaldığınız anlamına geliyor. İnsanlar mağaralarda barınıyorlar, mağaralardan guano kazıyorlar, yarasa avlıyorlar ve yiyorlar.’ Saskatchewan Üniversitesi’nden virolog Rasmussen, yılda 400.000 enfeksiyonun kulağa çok fazla gibi gelse de, ‘muhtemelen yüz milyonlarca yarasanın ve yaklaşık yarım milyar insanın olduğu bir bölgede o kadar da fazla olmadığını’ belirtiyor.  Araştırmacılara yarasalardan insanlara geçen yeni koranavirüsler büyük ihtimalle şimdilik insandan insana bulaşmıyor. O nedenle hemen hemen henüz hiç teşhiş konulmuyor ve kayıtlara geçmiyor. Araştırma ekibinden Daszak’a göre ‘Myanmar’daki kırsal alanda yaşayan bir çiftçilerin kliniğe gitme olasılığı pek düşük çünkü şimdilik sadece biraz öksürükleri var.’

SARS-CoV’un orijini ile ilgili gün geçmiyor ki, yeni bir çalışma yayınlanmasın… Bugün artık düne göre koranavirüslerin orjini hakkında daha çok şey biliyoruz ve yaşadığımız pandemi günleri sona erse bile yeni koranavirüs pandemilerinin kapımızda olabileceğini dünden daha net olarak görebiliyoruz. Bu son çalışmada araştırmacıların temel çözüm önerileri aslında salgının altında yatan gerçek nedenleri bir kez daha gözlerimizin önüne seriyor; neo-liberal sistem yüzünden günden güne derinleşen eşitsizlikler ve tüketim uğruna çevresel kaynakların sınırsız sömürüsü… Makalede Güney-Doğu Asya ülkelerinde mağaralarda yarasaların yaşam alanlarında yaşamını sürdürmeye çalışan çok sayıda insan olduğu, üstelik bu insanların yarasa gübreleri (guano) toplayarak geçindiği belirtilerek, bu insanların mağaralarda yaşamasına son verilmesi öneriliyor. Yine makaledeki öneriler arasında bu bölgede yaşayan insanlarla doğal yaşam alanları arasındaki mesafenin tarım, ormancılık ve hayvancılık nedeniyle kapanmasının önlenmesi ve bu insanlara doğal yaşam alanlarından uzak durmaları için eğitim ve ekonomik destek verilmesi de var.

Yaygın aşı ve patent, çözülmesi gereken en öncelikli sorunlar

Görüldüğü gibi temel çözüm önerileri kapitalist sistem içinde bugünden yarına gerçekleştirilmesi zor hatta imkansız olan çözüm önerileri… Bu nedenle gelecekte karşılaşmamız muhtemel yeni koranavirüs salgınlarına karşı birincil çözüm önerilerinin tüm dünyada uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Bunun en başında da aşı geliştirme ve aşılama kapasitesinin artırılması geliyor. Ülkelerin aşı geliştirme ve aşılama kapasitelerini geliştirmeleri gelecek günler için şart.

Bu arada çabuk unuttuğumuz bir tartışmayı da hatırlamamız gerekiyor; aşıdaki patent sorunu… Kapitalist sistemin çok uluslu ilaç şirketlerinin daha çok para kazanma hırsına kurban edilmemeli insanlık… Aşıdaki patent hakkı özellikle yoksul ülkelerin aşıya ulaşımını engelleyen bir unsur… Yeni koranavirüs salgınları yaşanmadan önce en azından koranavirüs türlerine karşı geliştirilen ve geliştirilecek aşılardaki patent hakkı kaldırılmalı, en azından askıya alınmalı. Yoksa gelecekte bugün yaşadığımız can kaybından daha fazlasını yaşamamız kaçınılmaz… Yaşadığımız günler, dünya üzerindeki insanların en az %80’ni aşılanmadan kimsenin güvence altında olmayacağını göstermedi mi?

 

İmamoğlu: Karbon nötr bir İstanbul’u var edeceğiz

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “16-22 Eylül Avrupa Hareketlilik Haftası” etkinlikleri kapsamında, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut ile tarihi yarımadayı gezdi.

İmamoğlu, “Daha yeşil, çevre dostu, karbon nötr bir İstanbul’u 16 milyon İstanbullu olarak hep birlikte var edeceğimize yürekten inanıyorum. Bu noktada atacağımız bütün adımlarda, AB üyeleri ve kurumlarıyla iş birliği içerisinde olmak istediğimizi de beyan etmek isteriz” dedi.

Meyer-Landrut ise Türkiye’de bu alanda bir plan gerçekleştiren ilk şehir olan İstanbul’a tam destek vereceklerini söyledi.

Rehberlik yaptı

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Meyer-Landrut ile Sultanahmet Meydanı’nda buluşan İmamoğlu, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı’na rehberlik yaptı.

Meyer-Landrut’u Gülhane Parkı’na kadar süren yürüyüş boyunca tarihi ve turistik noktalarla ilgili bilgilendiren İmamoğlu, Gülhane Parkı’nda kurulan kürsüde bir konuşma yaptı.

‘Çevre politikalarının yeniden planlanması lazım’

İklim değişikliği sorunun dünyanın en önemli ve en acil çözüm bekleyen sorunlarından biri olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “Küresel ısınmanın yıkıcı etkilerini her geçen yıl daha da artarak gözlemliyoruz. Başta metropoller olmak üzere, tüm kentlerin çevre politikalarını bu gerçeğin ışığında tekrar ele alması, geleceği bu doğrultuda yeniden planlaması gerekiyor. İstanbul olarak, bu konuyu uluslararası ilişkilerin öncelikli gündem maddeleri arasında ele almaktayız. Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünyayı ancak böyle miras bırakabiliriz” dedi.

Karbon salımını artıran en önemli etkenlerden birinin de ulaşım olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Daha çevreci ve sürdürülebilir ulaşım yöntemlerini yaygınlaştırmak, geleceğimizi güvenceye almak adına çok önemli bir adım olacaktır. Bu düşüncelerle sürdürülebilir ulaşım yöntemlerini, çevreci çözümleri teşvik etmeyi, farkındalık oluşturmayı amaçlayan Avrupa Hareketlilik Haftası’nı kutluyorum” ifadelerine yer verdi.

Hangi etkinlikler yapılacak?

İmamoğlu, “Sürdürülebilir Ulaşım: Sağlıklı ve Güvenli Hareketlilik” teması altında gerçekleştirecekleri etkinlikleri şu sözlerle sıraladı:

“Sürdürülebilir Ulaşım Teknolojileri Fikir ve Tasarım Yarışmamız, Veri Odaklı Hareketlilik Hackathonumuz, spor aktiviteleri, çevre temizliği etkinlikleri, eğitimler, yarışmalar, yürüyüşler, bisiklet turları ile dolu dolu bir hafta geçireceğiz. Hafta boyunca bisiklet okul eğitimlerimiz devam edecek. ISBIKE hizmetimiz yüzde 50 indirimli olacak. İstanbul Kitapçısı-Hediyem İstanbul mağazalarımızla, Kültür AŞ müzelerine bisikletleriyle gelen yurttaşlarımız yüzde 20 indirimden faydalanacak. Yine İstanbul Kitapçısı’nın belirli şubelerinde, hafta boyunca günde 10 bin adımı tamamlamış tüm halkımıza yüzde 10 indirimimiz olacak.”

Çevreye duyarlı ulaşım sistemi

Bu etkinliklerle çevreci ulaşım yöntemlerini teşvik etmeyi, bisiklet kullanımını artırmayı, karbon salımını azaltma noktasında farkındalık yaratmayı hedeflediklerinin altını çizen İmamoğlu şunları söyledi:

“Bizim İstanbul vizyonumuzda adil, yeşil ve yaratıcı bir kent var. Bu amaçla Ulaşım Daire Başkanlığı bünyesinde ulaşım sistemlerinin sürdürülebilir, kapsayıcı ve çevreci hedeflerle planlanması adına yıl boyu çalışmalar yürütüyoruz. Katılımcılık prensibiyle devam eden ‘İstanbul Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planımız’, sürdürülebilir türlerin en yüksek düzeyde kullanıldığı, çevreye duyarlı bir ulaşım sistemini destekliyor.”

‘Karbon nötr bir İstanbul var edeceğiz’

2050 yılına kadar “karbon nötr” bir kent olma taahhüdünde bulunduklarını hatırlatan İmamoğlu, bu kapsamda yapacakları çalışmalardan örnekler verdi:

“İstanbul Ulaşım Platformumuzla; bizi hedeflerimize taşıyacağına inandığımız çok kıymetli adımlar attık ve atmaya devam ediyoruz. Daha yeşil, çevre dostu, karbon nötr bir İstanbul’u 16 milyon İstanbullu olarak hep birlikte var edeceğimize yürekten inanıyorum. Bu noktada atacağımız bütün adımlarda, Avrupa Birliği üyeleri ve kurumlarıyla iş birliği içerisinde olmak istediğimizi de beyan etmek isteriz.”

‘Karbon salımını azaltmamız gerekiyor’

Büyükelçi Meyer-Landrut da konuşmasına, “Bugün AB Hareketlilik Haftası’nı kutluyoruz. Bu da aslında yerel girişimleri, vatandaşların gerçekleştirdiği bireysel girişimleri ve belediye başkanlarının girişimlerini bir kutlama fırsatı” sözleriyle başladı.

Bu senenin temasının, “Hareket et ve sağlıklı kal” olduğunu vurgulayan Meyer-Landrut, “Hepimiz biliyoruz ki, ulaşımın tabii ki karbon salımına bir katkısı var. Bu katkının artışta olduğunu görüyoruz. Bu alandaki gidişatı çevremizi de koruyacak şekilde geri döndürmemiz ve salımları azaltmamız gerekiyor” dedi.

‘İş birliği yapacağız’

İmamoğlu’nun 2020 Belgesi’ni imzalamasının cesaret örneği olduğuna dikkat çeken Meyer-Landrut, şunları söyledi:

“Bu belge, İstanbul’u 2050 yılına kadar karbon nötr hale getirmeyi hedefleyen bir belge. Tabii ki çok büyük bir güçlük bu ve çok ciddi bir değişiklik ve dönüşüm gerektirecek. Aynı zamanda iklimimizi korumak için de gerekli. Bunun da faydası çocuklarımıza ve torunlarımıza olacak. Daha iyi bir çevrede, daha iyi bir dünyada, daha yaşanabilir bir şehirde yaşayacaklar. AB ve AB Türkiye Delegasyonu olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle sürdürülebilir kentsel hareketlilik planı geliştirilmesi alanında çok iyi bir iş birliğimiz ve isteğimiz söz konusu.”