Ana Sayfa Blog Sayfa 1099

Polonya’nın yeni medya yasasına Cumhurbaşkanı Duda’dan veto

Polonya’da muhafazakâr ve popülist iktidar partisinin 2023 seçimleri öncesinde alelacele parlamentodan geçirdiği ve ifade özgürlüğünü kısıtlama potansiyeli nedeniyle önceki hafta kitlesel protestoları tetikleyen medya yasası Cumhurbaşkanı Andrzej Duda‘dan döndü.

Eski partisi tarafından hazırlanan yasayı veto eden Duda, “Ulusal Yayın Konseyi’ne dair yasa değişikliğini imzalamayı reddediyorum” dedi.

Yabancı medya gruplarına yönelik kısıtlamayı içeriyordu

Söz konusu değişiklik, Polonya’da yabancı medya faaliyetlerinin kısıtlanmasını öngörüyordu. Özel olarak hükümete muhalif yayın yapan Amerikan medya kuruluşu Discovery‘nin TVN24 adlı haber kanalını hedef alan yasanın mimarı, iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), yabancı medya gruplarının Polonya’da ‘çok fazla güce sahip olduğunu ve kamusal tartışmayı çarpıttığını’ savunuyordu.

Basın özgürlüğünün kısıtlandığını düşünen ve iktidarın bu tezine karşı çıkan binlerce kişiyse önceki hafta Duda’ya veto yönünde baskı yapmak için sokağa dökülmüştü. Varşova Belediye Başkanı ve birleşik muhalefetin başkan adayı olan Rafal Trzaskowski, bu eylemlerde yaptığı konuşmada “Konu sadece tek bir kanalla ilgili değil. Bir bakmışsınız bütün bağımsız bilgi kaynaklarını söndürme girişimiyle internet sansürlenmiş. Bunun olmasına izin vermeyeceğiz” demişti.

Yasa girişimi, Polonya’nın üyesi olduğu Avrupa Birliği ve NATO müttefiki ABD‘yle de gerilim yaratmıştı.

 

Gece kulübünde esaret altındaki köpek balığı için nakil kararı alındı

Antalya’daki Club Summer Garden isimli gece kulübünde yıllardır dar bir akvaryumda yaşayıp gece kulübünün gürültüsüne maruz bırakılan köpek balığı için nakil kararı alındı. İşletme sahibine ise yalnızca 1500 TL idari para cezası verildi.

Hayvan hakları örgütü PETA, köpek balığının özgür bırakılması için bir imza kampanyası başlatmıştı.

Denetim yapıldı

Sosyal medyada yankı bulan kampanya sonrası, söz konusu gece kulübüne dün Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Alanya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Alanya Orman İşletme Şefliği’nden uzmanların olduğu bir ekip denetim yaptı.

Yapılan denetimde yaklaşık 3-4 metreküplük bir akvaryum içerisinde, 60-70 cm boyunda, 6-7 kg ağırlığında köpek balığının Carcharhinus limbatus türü siyah yüzgeçli köpek balığı olduğu belirlendi.

Akdeniz’de yaşayan bir tür olan köpek balığının yüksek ses ve ışığa bağlı fiziksel ve psikolojik eziyet görmesi nedeniyle, işletme sahibi hakkında 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 14/a maddesinin ihlali gerekçesiyle işlem yapılmasına karar verildi.

İşletme sahibine ise sadece 1500 TL idari para cezası verilirken, doğal yaşamına uygun bir ortama nakledilene kadar gece kulübünde kalmaya devam edecek köpek balığının bu sürede geçici olarak daha uygun bir alana alınması gerektiği vurgulandı.

BDDK’den ‘asılsız haber’ gerekçesiyle beş ekonomist ve gazeteci hakkında suç duyurusu

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (BDDK) İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, ekonomist Güldem Atabay, CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, gazeteci Emin Çapa ve yayıncı Selçuk Geçer hakkında suç duyurusunda bulundu.

TRT Haber‘in BDDK kaynaklarına dayandırarak yayınladığı habere göre, suç duyurusu, “Bir bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebilecek bir hususa kasten sebep olunamaz ya da bu yolla asılsız haber yayılamaz” maddesine aykırılıktan yapıldı.

Emin Çapa: İsabetli olmuş

Suç duyurusunu görev yaptığı halktv.com.tr’ye değerlendiren ekonomi gazetecisi Emin Çapa, bankaların itibarının zedelenmemesi konusunda son derece hassas davranan biri olduğunu belirterek, “Bu konuda bana suç duyurusunda bulunulması isabetli olmuş” dedi.

Kurumdan geçen hafta da bir açıklama yayımlanmış ve sosyal medya hesapları üzerinden kur hareketlerindeki olumlu seyri manipüle etmeye yönelik girişimler gözlendiğini belirterek, bunları yapan kişiler hakkında da suç duyurusunda bulunulacağını açıklamıştı.

 

Soylu’dan ‘İBB’ye özel teftiş’ açıklaması: Siyasi değil

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Bakanlığınca İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında başlatılan teftiş için “Bu siyasi bir durum değil, güvenlik boyutu var” dedi.

“Kimsenin belediyesiyle işimiz yok, terörle mücadele ediyoruz. Yarın öbür gün bunlardan bir saldırı gelse bize sormazlar mı siz ne iş yapıyorsunuz diye” şeklinde konuşan Soylu, Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (DİAYDER) hakkında 5-6 ay önce yapılan incelemede “PKK ile iltisaklı ve FETÖ’den ihraç edilmiş kişilerin İBB’de işe alındığının ortaya çıktığını” söyledi.

Soylu şunları söyledi:

“Sadece 15 Temmuz’dan sonra 50 bin kişi İçişleri Bakanlığı’ndan atıldı. Dağdaki teröristle mücadele ediyoruz, şehirdeki teröristle mücadele etmeyecek miyiz? …Yarın böyle bir eylem gerçekleştirilse bize sormazlar mı arkadaşlar siz ne iş yapıyorsunuz? Bir dernek var ve Apo’nun talimatıyla kurulmuş bir dernek. Buradan referansla İBB’ye bazı kişilerin girdiklerini gördük. PKK ile iltisaklı başka terör örgütleriyle bağlantılı, polislerimizin şehit edilmesine neden olmuş yine ByLock tarafından işten çıkarılmış kimselerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde hizmete alınmış insanlar olduğu bilgisini edindik.”

Bu insanların sadece “mahalleleri süpürmediğini”, belediyenin en kritik yerlerinde de çalıştığını öne süren Soylu, “Bizim kimsenin belediyesiyle işimiz yok, terörle mücadeleyle işimiz var. .. Biz bize yapılan ihbarı soruşturmak zorundayız. ”

İmamoğlu’ndan yanıt: Bakan istifa etmeli

“Büyükşehir Belediye Başkanları Ankara Buluşması” nedeniyle başkentte bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise Soylu’ya tepki gösterdi. “Teftiş doğaldır ve bununla ilgili bir sorunumuz yok” diyen İmamoğlu şöyle konuştu:

“Sayın İçişleri Bakanının terörle ilgili mücadelesini biz ona öğretecek değiliz fakat yanlış giden bir takım unsurları teknik olarak aktarmak isterim. İçişleri Bakanlığı’nda oturan zat 12 Aralık günü TBMM‘de konuşma yaptı ve İBB’de 557 terörist olduğunu iddia etti. Bir gün önce yaptığı konuşmada da Türkiye’de toplam terörist sayısının 160 olduğunu söylemişti. Her verisi yanlış olan sayın bakana şunu hatırlatmak isterim. 12 Aralık’tan bu yana geçen 15 gün boyunca İçişleri Bakanlığı ne yaptı? Biz ne yaptık? Hiçbir şey duymadık açıkçası, hiçbir yazı almadık.

Asıl soruşturmanın bakanlığa açılması gerektiğini belirten İmamoğlu,  ‘Terörist var’ deyip tutuklamıyorsa yapılacak şey işlem başlatmaktır. Ben bir vatandaş olarak sayın Cumhurbaşkanı’nı göreve davet ediyorum. Bunları tespit etmiş bakan, yerinde oturuyor, gevrek gevrek basın önünde söylüyor. O kişiler de İBB’de görev mi yapıyor şu anda? Hemen İçişleri Bakanı görevinden istifa etsin. Derhal. Görevini yapmayan İçişleri Bakanı o zaman” dedi.

İBB olarak işlem başlatıldığını ve soruşturma başlatıldığını belirten İmamoğlu, Bakanlığa da bir yazı yazarak bilgi istediklerini ancak yanıt alamadıklarını kaydetti.

‘Yol arkadaşlarımın yanındayım, ezdirmem’ 

Pazar günü İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasının ardından, İmamoğlu ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medyadan tepki göstermişti. İmamoğlu daha önce söylediği “Hak yemem hakkımı da yedirmem” sözlerini tekrarlayarak, “İstanbul’a hizmet eden 86 bin yol arkadaşımın yanındayım, ezdirmem” ifadelerini kullandı.

Suçu olan kişilere karşı sonuna kadar birlikte mücadele etmeyi teklif eden İmamoğlu, “Ama şu bilinsin ki; İBB ailesine saldıranlar karşısında beklenmedik bir birliktelik ve güç görecek” dedi.

İklim Adaleti Koalisyonu kuruldu

İskoçya‘nın başkenti Glasgow’da 31 Ekim’de başlayan ve 12 Kasım’a kadar devam eden Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi- COP26 öncesinde bir araya gelen COP26 Türkiye Koalisyonu‘na katılan ekoloji örgütleri, sendika ve meslek örgütleri ile bireyler yola ‘İklim Adaleti Koalisyonu’ olarak devam etme kararı aldı.

Koalisyon 6 Kasım İklim Adaleti için Küresel Eyleme Günü’nde  zirvedeki dünya liderleri ve hükümet temsilcilerine “iklim adaleti” uyarısı ile birlikte “verdikleri sözleri tutma” çağrısı yapılmıştı.

İklim Adaleti Koalisyonu, İstanbul-Beyoğlu’ndaki Çevre Mühendisleri Odası’nda yeni oluşumun kuruluşunu “İklim Adaleti için harekete geç” sloganıyla bir basın açıklaması yaparak gerçekleştirdi.

HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un yanı sıra, koalisyon bileşeni 71 çevre ve ekoloji örgütü temsilcisinin de online olarak katıldığı toplantıda açıklamayı okuyan Türk Tabipleri Birliği’nden Demet Parlar, iklim adaletini devletlerden ya da şirketlerden bekleyemeyeceklerini kaydetti:

“Çözüm biziz, biz yaşam savunucuları iklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenenler, ekolojik yıkıma ve iklim değişikliğine etkisi ihmal edilebilir olanlardır” dedi.

‘İklim adaleti için harekete geçiyoruz’

Parlar şunları söyledi:

“İklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenenler, ekolojik yıkıma ve iklim değişikliğine etkisi ihmal edilebilir olanlardır. İklim adaleti talebimiz, dünya iklim sisteminin farklı coğrafyalarda farklı şekillerde değişmesi; yanı sıra diğer doğa tahribatlarının sömürü ilişkilerindeki eşitsiz ilişkiler sonucu eşitsiz dağılımı ile ülkeler arasındaki sorumluluk, etkilenme ve uyum sağlama kapasitesi üzerinden yaşanan adaletsizliklerle ilgilidir.

Şirketlerle devletlerin düzenledikleri zirvelerle, “yeşil kalkınma” söylemleriyle iklim kriziyle mücadele ediyorlarmış gibi yaptıklarını söyleyerek buna inanmamak gerektiğini söyleyen Parlar, fosil yakıtlar, madencilik faaliyetleri, yenilenebilir enerjilerin yarattığı tahribatlar, nükleer yatırımlar, kentleşme, mega projeler, endüstriyel tarım ve hayvancılıkla ilgili yaşananların devletleri ve şirketleri yalanladığını Türkiye’deki örnekler üzerinden açıklayarak ifade etti:

Ekolojik yıkımın nedeni olarak ‘bireysel tüketim’i göstermek, toplumsal ve politik etkileri belirsizleştirerek gerçek failleri de görünmez kılmaktadır. Dünya üzerindeki bütün zenginliği elinde bulunduran az sayıdaki kişinin egemenliğinin sürmesi için yeryüzündeki diğer bütün canlı türlerin felaketler yaşamasıdır. Bu sistemin, yarattığı diğer krizlerle birlikte, tarihin çöplüğüne gönderilme zamanı geldi ve geçiyor.”

Koalisyonun doğaya yapılan tüm müdahaleleri “ekolojik kırım olarak tanımladığını ve bunun suç olduğunu savunduğunu kaydeden Parlar, “Bizi bekleyen; bir yok oluş senaryosu değil, iklimi değiştiren sisteme karşı mücadeleyle kurtulmuş olan bir gezegendir.”

İklim Adaleti Koalisyonu, çalışmalara katılmak isteyen kurumların ve bireylerin katılımlarına açık. Katılımcı kurumların listesi ise şurada. 

 

 

İçki ve sigaraya yeni yılda bandrol zammı gelecek

İçki ve sigaraya yeni yılda ÜFE zammına ek olarak bandrol zammı da gelecek. Bandrole en az yüzde 40, ÖTV’ye de yüzde 28 zam gelmesi bekleniyor.

Sigara fiyatlarında 1 TL civarında zam olabilir

Sözcü‘de yer alan habere göre, yıl başında hem alkollü içecekler hem de sigaranın Özel Tüketim Vergisi‘ne (ÖTV) Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) oranında zam yapılacak.

Ayrıca, 2022 yılı başından itibaren Darphane ve Damga Matbaası‘nın bandrol fiyatlarına yüzde 40-50 oranında zam yapmak için hazırlık yürüttüğü öğrenildi.

Bandrolün üretim maliyeti içindeki payının altı kat artmış olacağı belirtilirken, yeni bandrol zammının sigara fiyatlarında 1 TL civarında bir zamma yol açacağı ifade edildi.

Bu zammın enflasyonu da binde 5 civarında yükseltmesi bekleniyor. Yüzde 40’lık yeni bir zam durumunda 20 milyon dolarlık maliyet oluşacağı belirtildi.

İçki ve sigaranın maktu ÖTV tutarları her altı ayda bir Yİ-ÜFE oranında artırılıyor. İktidar, geçen temmuz ayında oluşan yüzde 22.04’lük zammı enflasyonla mücadele gerekçesiyle uygulamamıştı.

Temmuz’dan bu yana beş ayda Yİ-ÜFE yüzde 23.77 oldu. Altı aylık Yİ-ÜFE’nin yüzde 28 olması ve zammın yansıtılması durumunda birçok sigarada maktu ÖTV tutarı nispi ÖTV’yi geçecek. Örneğin, 18 TL’lik sigaralara 1.5 TL’lik ÖTV zammı yapılmasının zorunlu hale geleceği tahmin ediliyor.

Taliban’dan kadınlara yolculuk için 72 kilometre sınırı

Afganistan‘da yönetimi 20 yıl aradan sonra tekrar ele alan Taliban yetkilileri, 72 kilometreden fazla seyahat etmek isteyen kadınların yanlarına eşlik etmek amacıyla erkek akrabalarını almaları gerektiğini söyledi.

Ülkenin İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı sözcüsü Sadık Akif Muhacir,”72 kilometreden fazla seyahat eden kadınlara, yakın bir aile üyesi eşlik etmiyorsa taşınmamalı” dedi.

Bakanlık, araç sahiplerine de başörtüsü takmayan kadınları araçlarına almayı reddetme çağrısında bulundu.

Müziğe de yasak

Bakanlık daha önce de televizyon kanallarından kadın oyuncuların yer aldığı dizileri göstermeyi durdurmasını istemişti. Son olarak da kadın TV muhabirlerine sunum yaparken başörtüsü takmaları çağrısında bulundu. Bakanlığın direktifinde ayrıca insanlardan araçlarında müzik çalmamaları da istendi.

Taliban yönetimi, ağustos ayında evden çıkan kadına erkek vasinin eşlik etmesi şartının sadece üç gün ya da daha uzun süren seyahatler için geçerli olacağını; bu kuralın okula, iş yerine, üniversiteye ya da hastaneye giderken geçerli olmayacağını duyurmuştu.

Ülkedeki birçok devlet üniversitesi şu an kapalı ve açıldığı takdirde kadınların üniversitelere gitmesi konusu hala belirsiz.

İkizdere’de kurtarılan fidanlar İzmir’de: Umut fidanları İzmir’de yeşerecek

Cengiz Holding’in yapacağı liman projesine hammadde temini için Rize‘nin İkizdere ilçesinde taş ocağına karşı direniş aylardır devam ederken, İkizdere direnişçileri, taş ocağı çalışmalarının olduğu alandan kurtardıkları fidanları İzmir‘de dikti.

Fidan dikme etkinliğinde İkizderelileri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni de yalnız bırakmadı.

Fidanlar, Turuncu Bahçe’ye dikildi

Fidanlar kadına şiddete karşı farkındalık oluşturmak için, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kadın direnişini ve katledilen kadınların anısını yaşatmak amacıyla oluşturduğu Turuncu Bahçe’ye dikildi.

Direnişin sembol isimlerinden Ayşe Albayrak ve Tunç Soyer birlikte fidan dikti. Etkinliğe katılımın yoğun olduğu gözlendi.

Etkinlik önce eylem

Doğa savunucuları, cumartesi günü de İzmir’de Kıbrıs Şehitler Caddesi‘nde, İkizdere’de taş ocağını protesto etmek için bir araya geldi.

Grup, tulum eşliğinde “İkizdere taş ocağı olmasın” sloganları attı.

İklim krizinin yol açtığı aşırı hava olayları, 2021’de milyonlarca kişiyi sefalete sürükledi

Christian Aid tarafından yayınlanan ‘2021’in Maliyeti: İklim değişikliğinden kaynaklanan çöküş yılı’(Counting the cost 2021: a year of climate) isimli yeni analiz, bu yıl gerçekleşen en yıkıcı on beş iklim felaketini tanımlıyor.

Rapora göre, bu yıl gerçekleşen aşırı hava olayların 10’u 1,5 milyar doları aşkın maliyet yarattı. Belirlenen bu maliyet, sigorta kapsamındaki finansal kayıplardan yapılan varsayımlara dayanıyor. Başka bir deyişle, gerçekleşen finansal maliyetin bu rakamdan yüksek olması olası görünüyor.

Bu felaketler arasında, ağustos ayında ABD’de 95 kişinin hayatını kaybettiği 65 milyar dolarlık maliyet yaratan Ida Kasırgası yer alıyor. Temmuz ayında Avrupa‘da 240 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketinde ise 43 milyar dolarlık hasar oluştu. Çin‘deki Henan eyaletindeki sel felaketi ise 320 kişinin yaşamını yitirmesine, bir milyonu aşkın kişinin göç etmesine ve 17,5 milyar dolarlık yıkıma yol açtı.

En yıkıcı felaketler, en az sorumlu olan ülkelerde gerçekleşti

Rapor, daha zengin ülkelerin daha yüksek mülk değerlerine sahip olmaları ve sigortalamayı karşılayabilmeleri nedeniyle daha yüksek çıkan finansal maliyete odaklanıyor. Buna karşın, 2021 yılında gerçekleşen en yıkıcı aşırı hava olaylarının birçoğunun, iklim değişikliğine katkısı oldukça sınırlı olan yoksul ülkelerde yaşandığı görülüyor. Gerçekleşen felaketler, yarattığı finansal maliyetin yanı sıra, gıda güvenliğinde yarattığı riskler, kuraklık, kitlesel göçler ve can kayıplarına neden oluyor. Birçok insanın hali hazırda ülke içerisinde yer değiştirmek zorunda kaldığı Güney Sudan’da 850.000’i aşkın insanın evlerini terk etmeye zorlandığı sel felaketleri yaşanırken, Doğu Afrika kuraklıkla kavrulması, iklim adaletsizliğini gözler önüne seriyor.

Mayıs ayında Hindistan ve Bangladeş’i vuran ve yalnızca birkaç gün içerisinde üç milyar doları aşkın kayıp yaratan Yaas Siklonu örneğinde olduğu gibi 2021’de bazı felaketler hızla gerçekleşti. Buna karşın, Latin Amerika’daki Paraná nehri kuraklığında olduğu gibi Brezilya, Arjantin ve Paraguay ekonomilerinin hayati parçası olan nehrin son 77 yılın en düşük seviyesine düşmesi ve geçim kaynakları bu nehre bağlı olan insanları etkilemesi aylar sürdü.

En yüksek maliyetli on aşırı hava olayından dördünün gerçekleştiği Asya’da sel ve tayfunların toplam maliyeti 24 milyar doları buldu. Ancak aşırı hava koşullarının etkisi tüm dünyada hissedildi. Mart ayında Avustralya, 18.000 kişinin yer değiştirmesine ve 2,1 milyar dolarlık hasara yol açan sel felaketlerine maruz kaldı.  Kanada‘nın Britanya Kolombiyası eyaletinde gerçekleşen sel felaketinde ise 7,5 milyar dolarlık hasar yaşandı ve 15.000 kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. ABD’de yakın zamanda gerçekleşen kasırgalarla ilgili sigorta ve mali kayıp verilerinin eksik olması sebebiyle bu raporda yer verilmedi, ancak gelecek yılın çalışması kapsamında dahil edilebilir.

‘İklim adaleti için fon oluşturulmalı’

İklim değişikliğinin yarattığı bu ölçekteki tahribatın, emisyon azaltımı kapsamında bir önlem alınmaması durumunda devam edecek olması endişe yaratıyor. Sigorta firması Aon, 2021’de dünya genelinde gerçekleşen doğal felaketlerin sigorta kapsamındaki 100 milyar doları aşkın kayıp eşiğini altıncı kez aştığına dikkat çekiyor. Altısı da 2011’den bu yana gerçekleşirken, 2021 yılı son beş yıl içerisinde 100 milyar eşiğini aşan dördüncü yıl oluyor. Raporda ayrıca, 1970’lerden bu yana Çad Havzası’ndaki kuraklık sonucunda, Çad Gölü‘nün %90 küçülmesi ve dünyanın en yoksul milyonlarca insanın yaşadığı bu bölgedeki yaşam ve geçim kaynaklarını tehdit eden krizlere de yer veriliyor.

Bu aşırı olaylar, somut iklim eylemine duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor. Paris Anlaşması’nda belirlen ve küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5°C ile sınırlandırma hedefine karşın, Glasgow‘da gerçekleştirilen 26. Taraflar Toplantısı’nın sonuçları bu hedefe ulaşmak için yeterli görünmüyor.

2022 yılının iklim değişikliğinin etkilerine karşı en kırılgan ülkelere finansal destek sağlama yolunda adım atılması, özellikle de en yoksul ülkelerin iklim değişikliği sonucu oluşan kalıcı kayıp ve hasarlarını karşılamak üzere bir fon oluşturulması gerekiyor.

Christian Aid’in iklim politikaları lideri ve raporun yazarı Dr. Kat Kramer şunları söyledi:

“İklim değişikliğinin bu yılki maliyeti, dudak uçuklatan mali kayıpların yanı sıra dünyanın dört bir yanında birçok insanın hayatını kaybetmesi ve göç etmek zorunda kalması açısından oldukça yüksek oldu. Dünyanın en zengin ülkelerinden bazılarında yaşanan fırtına ve sel gibi aşırı hava olaylarının yanı sıra, en yoksul ülkelerin birçoğunda yaşanan kuraklık ve sıcak hava dalgaları, iklim krizinin 2021 yılı maliyetinin yüksek olmasıyla sonuçlandı.  26. Taraflar Toplantısı’nda kaydedilen ilerleme olumlu olarak değerlendirilse de dünya genelinde insanların güvenli ve refah içerisinde yaşaması için yeterli değil,” diyor.

Kurumun Bangladeş’teki İklim Adaleti Danışmanı Nushrat Chowdhury ise iklim krizinin 2021’de hafiflemediğine dikkat çekti:

“Kendi ülkem Bangladeş, gerçekleşen Yaas Siklonu ile bunu ilk elden deneyimledi. Deniz seviyesinin yükselmesi tehdidinin sürekli artmasından bahsetmiyorum bile. Glasgow’da gerçekleşen 26. Taraflar Toplantısı’ndaydım ve politikacılardan birçok olumlu açıklama duydum. Ancak esas ihtiyacımız, emisyonların hızla düşmesine yol açacak şekilde harekete geçilmesi ve bu kapsamdaki ihtiyaç sahiplerine destek sağlanması. Kayıp ve hasar finansmanı konusunun COP26da önemli bir konu haline geldiğini görmek güzel; ancak iklim değişikliği sebebiyle kalıcı hasar yaşayan insanlara anlamlı yardım sağlamak üzere bir fon kurulma kararı çıkmaması sebebiyle bu toplantıdan hayal kırıklığıyla ayrıldım. 2022’nin küresel önceliklerden biri bu fonun hayata geçirilmesi olmalı.”

[2021’in ardından] İzmir’de en çok imar plan değişiklikleri tartışıldı

2021 yılı içinde pandemiden sonra İzmir’de en çok tartışılan konu, gerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı gerekse Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri tarafından yapılan imar plan değişiklikleri ile, bu değişikliler sonucu kentin git gide yetersiz hale gelen alt yapısı oldu.

2021 yılı başından bu yana tartışılan imar plan değişikliklerinin başında Konak Belediyesi tarafından yapılıp, Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanan kent merkezini kapsayan Konak 1. Etap (Alsancak-Kahramanlar Bölgesi) nazım imar planı geliyor. Daha önce dört defa yargı tarafından durdurulmasına rağmen; İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin onayladığı plan bölgede büyük bir nüfus yoğunluğu artışını getiriyor. Başta 134 metre yüksekliğinde yapılması planlanan Zorlu Center olmak üzere gökdelenlerin de önünü açıyor. Plan beşinci kez yargıdan dönmezse Konak ve Kahramanlar bölgesinin birkaç yıl içinde Bayraklı’da bölgesinde olduğu gibi gökdelenlerle dolması kaçınılmaz.

Ayrıca yeni nazım imar planı bölgenin en önemli sorunlarından olan yeşil alan ve trafik sorununu da çözmüyor. Plan yargıdan dönmezse bölgede yaklaşık olarak % 60 oranında nüfus artışı getirecek ve kentin merkezi başta depremler olmak üzere tüm afetler için hassas duruma gelecek. Konak ve Kahramanlar bölgesinde şu anda bile depremlerde kullanılmak üzere yeterli toplanma alanı yok. Bölgedeki yollarda büyük bir afet durumunda acil müdahale ekipleri için yetersiz…

Kültür Bakanlığı’ndan imar projeleri…

2021 yılı içinde İzmirlilerin tartıştığı ikinci konu ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir’in yarımada bölgesi olarak nitelendirilen Çeşme, Karaburun, Urla ve Seferihisar ilçelerinin yer aldığı bölgeye yapılmak istenen Çeşme Turizm Projesi… Proje ile bölgedeki doğal sit alanları yok edilirken; kamu arazilerinin %55’i imara açılarak, sermayeye devir edilecek. %97’i kamu alanı olan proje bölgesinde sermaye tarafından oteller, golf sahaları, marinalar ve bir de havaalanı yapılmak isteniyor. Çeşme turizm projesine alan açmak için Akdeniz fokları için önemli bir üreme alanı olan ve çok sayıda türü tehlike altında olan kuşlara ev sahipliği yapan bölgedeki doğal sit alanlarının bu statüsü de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından alınan kararla da kaldırıldı. Proje alanı sınırları ve doğal sit alanlarının bu niteliğinin kaldırılması ile ilgili olarak meslek odaları, çevre örgütleri ve İzmirlilerin açtığı davalar ise halen sürüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ise proje planlarını henüz açıklamadı.

İzmir’de yıllardan beri tartışılan diğer bir imar plan değişikliği ise kentin simgesi olan Kültürpark’ın planları… Daha önce defalarca 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nca Büyükşehir Belediyesine iade edilen plan eski plandan daha da imar yoğunluğu artırıcı olarak hazırlanarak; yangından mal kaçırırcasına yılın son günlerinde İzmir Belediye Meclisi’nde ‘oybirliği’ ile kabul edildi. Yapılan yeni planda, Kültürpark’ın ana işlevi ‘İzmir Enternasyonal Fuarı ve Park Alanı’ olmasıdır” deniyor. Bu işlevi tamamlayacak yardımcı unsurlar ise ‘kültür, sanat, spor, eğlence, dinlence, sosyal tesis, Enternasyonal Fuar sergileme alanı kullanımlarıdır’ şeklinde sıralanıyor.

Belediye Kültürpark’ı yapılaşmaya açmak istiyor

Oysa Büyükşehir Belediye Başkanının da çok iyi bildiği bir gerçek var. Gaziemir’deki fuar alanı Kültürpark’ı gerçek işlevine döndürmek; bir kent parkı olarak korunması boyutuna taşımak için yapılmıştı. 2019 yılı içinde Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda Kültürpark için yapılan ünlü ‘arama konferanslarında’ bütün meslek odaları, çevre ve merkezi İzmir olan sivil toplum örgütleri ile İzmirliler bu gerçeği vurgulayarak kendisinden sadece ve sadece bu gerçeğe uygun davranmasını; Kültürpark’ı bir kent parkı haline getirmesini istemişlerdi. Yeni planla Celil Atik Spor Salonu’nun yıkılarak yerine daha büyüğünün yapılmasının hedeflenmesi, %5 ‘emsal’ hesaplamasının içine ‘korunacak yapıların’  bulunmaması kurnazlığı ile Kültürpark’ da %10’na kadar yapılaşmanın önünün açılması Kültürpark için ‘gerçek amacın’ ne olduğunu gösteren değerli deliller… Yasal olarak sökülmesi gereken hangarlar da yeni planda korunuyor; hatta büyütülüyor… Üstelik 2021 yılı içinde, başta Halkapınar’daki binalar olmak üzere çok sayıda binası olmasına rağmen İzmir Büyükşehir Belediyesi bu binaların içine de yerleşti. Şimdi bu plan bir kez daha Kültür Varlıklarını Koruma Kurulunun önünde… Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun alacağı karara göre meslek odaları Kültürpark planı için iptal davası açmaya hazırlanıyor.

2021 yılı içinde; meslek odalarının; özellikle de Şehir Plancıları Odası ve Mimarlar Odası İzmir Şubelerince açılan davalar sonucu bazı geri kazanımlar da oldu. Bu iki meslek odasının tek olarak veya beraberce açtığı davalar sonucu, Foça İngiliz burnu mevkiinde 1. derece arkeolojik sit alanı içerisinde yapılaşma koşulu getiren plan notu değişikliği, Dikili tarım alanlarını yapılaşmaya açan imar planı, Foça ilçesinde eğitim alanını; özel eğitim alanı kullanım kararına çeviren imar planı değişikliği iptal edildi. Yine bu iki odanın ve İzmirlilerin açtığı davalar sonucu mahkemeler tarafından iptal edilen başka imar plan değişiklikleri de var.  Seferihisar Akarca Balıkçı Barınağı imar plan değişikliği, Tire zeytin alanlarını yapılaşmaya açan imar planları, Dikili Kabakum ve Salihler mahallerinde tarım alanlarını yapılaşmaya açan ve kıyı kanuna aykırı olarak onaylanan imar planlarının iptal edilmesi bunlardan bir kaçı…

Görünen o ki; 2022 yılı da İzmir ve çevresinde imar plan değişiklikleri tartışılmaya ve yargıya taşınmaya devam edecek. Konak-Kahramanlar, Kültürpark ve Çeşme turizm planlarına karşı başta Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası İzmir Şubeleri olmak üzere, meslek odaları, çevre örgütleri ve İzmirlilerin yürüttüğü mücadele 2022 yılı için İzmir ve yakın çevresindeki çevre gündeminin ana başlığı olacak…