Hafta SonuKöşe YazılarıKültür-SanatManşetYazarlar

Duru olabilmek…

Netflix Türkiye’de Duru Olmak belgeseli geçtiğimiz haftalarda yayına girdi. Belgesel Nükhet Duru’nun Hikayesi Var albümünün kayıt süreciyle birlikte ve Duru’nun kendi anlatımıyla müziğe başlama serüvenini, sahne tecrübelerini ve vokal tarzının motivasyonlarını kayıt altına alıyor. Bir yandan da albümde yer alan yeni nesil vokallerle buluşma, onların Nükhet Duru ile birlikte üretme tecrübeleri ve Nükhet Duru anılarını izleyicisine sunuyor.

Belgeselin yönetmeni Mu Tunç’un müzikle filmi bir araya getirdiği ilk işi bu değil. Öncesinde, birçok kısa filminin yanı sıra, senaryosunu yazıp yönettiği Arada (2018) filminde genç bir punk şarkıcısının (Burak Deniz) İstanbul’dan müzik yapabilmek için Kaliforniya’ya ulaşabilme öyküsü üstüne kurmaca bir film yapmış.

‘Görüldüğü, duyulduğu gibi olmak’ 

Yapımcılığını Evren Balta’nın üstlendiği belgeselde Nükhet Duru’nun kendi kişisel tarihi arşiv görüntüleriyle, fotoğraflarla, gazete kupürleriyle verilirken belgeseldeki diğer röportajlar genelde bu albümün içinde yer alanlara ayrılmış. Albümdeki diğer sanatçılarla şarkıları nasıl ortaya çıkardıklarına, Nükhet Duru ile birlikte çalışmanın nasıl bir tecrübe olduğuna odaklanmış. Böylece Nükhet Duru’yu mutfakta iş başında, yeni nesle el verirken görüyoruz.

Duru Olmak,  filmde, biraz klişe tabirler kullanmayı göze alarak, tamamen göründüğü duyulduğu gibi olmak ne ondan daha fazlası ne eksiği… Doğal olmak ya da saf olmaktan öte, sadece nasılsa öyle olmak. Yani Duru’nun kendi yaşam enerjisini birlikte şarkı söylediği sanatçılara nasıl geçirdiğine, onların da Nükhet Duru ile birlikte nasıl rahatladıklarına, yeni neslin enerjisiyle Nükhet Duru’nun enerjisinin bütünleşmesine şahit oluyoruz. Bir yandan da albümdeki vokallerin farklı enerjilerini, Duru ile birlikte onların da müzikle kurdukları ilişkinin boyutlarını ortaya koymuş oluyor belgesel.

Şarkı olmak… Ayrık otu olmak…

Bu arada takip edenlerin bileceği gibi çokça eleştirildi bu belgesel. Hem içeriğiyle hem de belgesel tarzıyla eleştirildi. İçeriğiyle eleştirilmesinin sebeplerinden biri Nükhet Duru’nun döneminin tabiriyle dört yapraklı yoncadan biri olmaktansa (yani Nilüfer, Sezen Aksu ve Ajda Pekkan ile birlikte anılmaktansa) ayrık otu olduğunun altını çizmesiydi. Nükhet Duru kendini döneminin en önde gelen ses sanatçılarından ayrı bir yerde konumlandırırken kendini ötekileştiriyor ya da marjinalleştiriyor ama bundan da gocunmuyor ya da rahatsız olmuyor. Aksine o trendin ve o ortak deneyimin dışında yer aldığını temellendiriyor ve altını çiziyor.

Nükhet Duru ve Mu Tunç.

Sadece sesiyle değil elleriyle, mimikleriyle, bedeniyle bir bütün olarak sergilediği sahne performansını tanımlarken seslendirdiği şarkıları tüm vücuduyla icra ettiğini adeta şarkı haline geldiğini, şarkı olduğunu ileri sürüyor. ‘Kelimeler çok derindir, kelimeler yaşamın da ölümün de gücüne sahiptir, bu kesin.’ Bu düşünceyle şarkı söylerken kelimelerin anlamını sahnede tüm oluşuyla vermeye çalıştığının altını çiziyor. Bir yandan da Nükhet Duru ile albümdeki diğer sanatçıların ve performansların bir araya gelişi şimdinin dijital, uçucu ve geçmişe nazaran belki de daha zor üretim ve hayatta kalma koşullarını ferahlatıyor. Nükhet Duru ve tükenmeyen enerjisi geçmişin geçmeyeceğinin en büyük kanıtı ve yeni nesli bu açıdan rahatlatıyor.

İstanbul, sesler ve müzik

Belgeselin eleştirildiği noktalardan biri aralarda bolca İstanbul görüntüsü kullanıyor olması. Ancak bu denli İstanbul görünürlüğünün bir amacı ve işlevi var belgeselde. Yönetmen İstanbul sesi ve sokaklarıyla birlikte Duru’nun müzik serüvenini bir araya getirmiş. Ödünç alınan anın tanımlanamayan güzelliğine girizgâhıyla ve güneşin doğuşuyla başlıyor ve batışıyla döngüsel bir şekilde son buluyor. Kameranın şehirden ödünç aldığı anlar, şehrin sesleri ve Nükhet Duru’nun dinamik cıvıl cıvıl performansı, ona eşlik eden diğer vokallerin enerjisi, hepsi birbirine geçiyor. Aynı şehir gibi katman katman buluşmalarla bir müzikal geçmiş içtenlikle günümüze taşınıyor. Böylece belgesel hem şarkıları şehre yazıyor hem de şarkıların çıkış yerine, ezgilerin ve sözlerin mekanla kurdukları ve kurabilecekleri etkileşime işaret ediyor.

Elbette eleştirilecek noktaları da var. Bazen belgesel kayıt odasından çıkamama hissi yaratıyor örneğin ya da kayıt odasındaki belgesel için çekilmiş hissi veren performanslar yer yer monotonlaştırıyor belgeselin ritmini. Yine de sonundaki Nükhet Duru konseriyle, hele şimdi bu konserler ve buluşmalar bize çok uzakken, bir araya gelme, yan yana durma ve rahatlama, feraha ulaşma noktasına taşınıyor.

Nükhet Duru, Ata Demirer ile.

1974 yılından radyolarda yayınlanan ilk performansını Unutsana şarkısıyla sahnede dinletirken şarkının sonlarına doğru geçmişin ve şimdinin Nükhet Duru sesi birleşiyor ve konserinde kadın cinayetlerine ve Emine Bulut’a yaptığı vurguyla belgesel sonlanıyor. Uzun lafın kısası bu belgesel Duru’nun ayrıntılı hayat hikayesinden ya da özel hayatının inişlerinden çıkışlarından ziyade, Hikayesi Var albümünün kayıt serüveni boyunca Nükhet Duru’yu çalışma ve üretme süreçlerinde daha yakından tanıyabilmemize olanak sağlıyor.  

 

Kategori: Hafta Sonu