Köşe YazılarıManşetYazarlar

Avrupa rüyasının sonu mu?

8 Mayıs, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle Avrupa’nın yeniden doğuşunu simgeleyen gün.

7 Mayıs 1945’te Alman Genel Kurmay Başkanı General Alfred Jodl’un Almanya adına kayıtsız şartsız teslimiyet belgesini imzalamasıyla Nazi rejimi fiilen ortadan kalkmış, Japonya’da hala devam eden savaş o gece yarısından itibaren Avrupa’da sona ermişti. 8 Mayıs, sadece Avrupa’da yaklaşık 6 yıldır süren  ve milyonlarca insanın hayatına mal olan savaşın bitmesini değil Avrupa tarihinde bir örneğini daha görmediğimiz bir ülkeler arası savaşsızlık döneminin başlangıcı sayılır.

Yugoslavya’nın parçalanması ve bu ülkenin eski topraklarında yaşanan trajik çatışmaları saymazsak tam 75 yıldır Avrupa ülkelerinde yaşayanlar bir düşman askerinin topraklarına fiilen saldırmadığı bir barış dönemi yaşamaktalar.

Bu savaşsız 75 yılda her iki dünya savaşından gereken dersleri çıkartmışa benzeyen Avrupa halkları Avrupa tarihinde benzeri görülmemiş bir süreç başlattı. Önceleri sadece altı devletin bir araya gelmesiyle kurulup 27 ülkeli bir yapıya doğru evrilen Avrupa Birliği ulusötesi ilk siyasi örgütlenme olarak tarihte yerini aldı.

Avrupa Birliğinin çekirdeği Çelik ve Kömür Birliği olarak atılmış olsa da bu gönüllü bir araya gelişin ana fikri öncelikli olarak barıştır. 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği korkunç yıkımın tekrarlanmaması için çareler aranırken aralarında yüzyıllara dayanan dinsel, etnik, kültürel düşmanlıklar bulunan Avrupalılar savaşı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak arayışıyla barış fikri etrafında yepyeni bir perspektifle  bir araya geldiler.

Avrupa fikrinin savunucularından filozof Edgar Morin’in dediği gibi bireylerin ve toplulukların farklı kimliklerini baskılamak yerine, onları tanımak ve gelişmeleri için elden gelen her şeyi yapmak gerekmekteydi.

Bu amaçla Avrupalı düşünürler ve siyasetçiler yepyeni bir Avrupa projesi ortaya attılar.

Edgar Morin bu ulusötesi projeyi şöyle anlatıyor:

Öncelikli hedefler açıktır: Avrupa halklarına barış güvencesini vermek, bir dizi karşılıklı talep ve hınçtan oluşan devreyi kırmak, dünya genelinde barış koşullarına kavuşulamamış olmasının yol açtığı ortamın tehdit ettiği henüz güçsüz demokrasileri sağlamlaştırmak. Bu hedeflere ulaşabilmek için, ulusal devletleri mutlak egemenler haline getiren aşırı güçlenmenin yarattığı yıkıcı etkileri görebilmek gerekmektedir.”

Birleşmiş Avrupa için atılan adımlar soğuk savaş yıllarının zorlayıcı atmosferinde başladı, detente döneminde ve takip eden  Demirperde’nin yıkılışı sonrası günlerde bir çok zorlukla karşılaşmasına rağmen bugüne kadar gelebildi.

Avrupalı kimliği

En az üç kuşak, atalarının hayal bile edemeyecekleri şekilde ölüm ve açlık tehdidinden uzak, görece bir barış ve refah dönemi yaşadılar. Yaşadıkları şehirlerin bombalanmadığını, ülkeler arasındaki fiziki sınırların anlamsızlaştığını gördüler. Kültürel, dilsel, dini, etnik  farklılıkların kendi yaşamları için  tehdit değil, bir zenginlik oluşturabildiğini anladılar.

Bu anlayışla oluşturulan Avrupa Birliği projesi, ulus devletlerin birçok sorunun kaynağı olduğunu savunan ve yeni bir anlayışla oluşturulacak ulusötesi yapılanmalarla ulus devletlerin aşılması zamanının geldiğini düşünenler için heyecan verici bir deneyimdir. Avrupa Birliği içinde sınırlar ortadan kalkmış, ortak güvenlik sağlanmış, ortak yasama organları oluşturulmuş, ortak para birimine geçilmiş, bir Avrupalı kimliğinin oluşması yolunda önemli adımlar atılmıştır.

Bütün bu görüntüye rağmen ortada tozpembe bir görüntü çizmek ne yazık ki pek kolay değil. Avrupa Birliği projesini Avrupa siyasi tarihinin en heyecan verici başarı hikayesi olarak görenlerin yanında, AB’nin bir başarısızlık hikayesi olduğunu savunanların argümanları da pek yabana atılır gibi değil.

Birleşik Krallık’ın kendi iradesiyle Birlikten çıkışı Avrupa Birliği’ne  şüpheyle yaklaşımın en açık tezahürü oldu. Kuşkusuz ulus devletlerin kendi irade ve varlıklarını kısmen de olsa ulusötesi bir yapıya devretmeleri kolay olmuyor. Ulus devletlerin siyasetçileri ve bürokratları ellerine fırsat geçtikçe iktidar paylaşımına engeller çıkardılar. Kolaylıkla çözülebilecek bazı meseleler kördüğüme dönüştürüldü. Başlangıçta yeni projenin motoru olan ortak heyecan giderek yerini kuşkulara bıraktıkça halkların Avrupa Birliği’ne olan güveni de sarsılmaya başladı.

2008 finansal krizi esnasında üye ülkelerin yaşadıkları sıkıntılar ve Birliğin zengin ülkelerinin tepkileri güven bunalımının belki de ilk işaretlerini vermişti. Mülteci krizinin yarattığı çaresizlik ve ardından korona salgınının doğurduğu acz ve içe kapanma hali Avrupa projesinin yeniden düşünülmesinin zamanının geldiğini gösteriyor. Özellikle pandemiye son derece hazırlıksız yakalanan ve ortak bir sağlık politikasından yoksun Avrupalı yöneticilerin çözümü kendi sınırları içinde aramaya çalışmaları, Birleşik Avrupa fikriyatının öncülerini herhalde büyük bir düş kırıklığına uğratmıştır. Mülteci akımı nedeniyle sorgulanmaya başlayan ulusal sınırlar pandemi günlerinde sadece Avrupalı olmayanlara değil, komşu AB ülkesi  vatandaşlara karşı bile iyice tahkim edilmiştir.

Üstelik her sene Avrupa günü olarak kutlanan 9 Mayıs’ta bile kapalı olan ulusal sınırların ne zaman açılacağı da belirsizdir.

Yeni tehditler, yeni imkanlar

75 yıl önce barış arayışıyla başlayan Avrupa rüyasının sona erdiğini ilan etmek için fırsat kollayanların biraz daha beklemeleri gerekiyor. Öngörülmeyen kriz anlarında içe kapanarak çözümü ulusal ölçekte aramak başka çözüm imkanları olmadığı anlamına gelmiyor.

Kuşkusuz yaşadığımız günün dünyası 75 yıl öncesinden çok farklı.  Şimdilerde yeni tehditlerle yüz yüze olduğumuz kadar yepyeni imkanlara da sahibiz. Başta iklim krizi ve onun yol açacağı iklim mültecileri, gıda güvenliği, gelir adaletsizliği, yeni salgınlar gibi devasa sorunlarla baş edebilmek ve gezegenimizde barış ve refahı sürdürülebilir kılmak için ulus devletlerin içlerine kapanmalarının çözüm olmadığı bugün daha iyi görülüyor.

Yeryüzünde refah ve barış için karşılıklı anlayış, işbirliği ve dayanışmanın önemi daha iyi anlaşılıyor.

Korona salgınını dehşet içinde yaşamakta olan ve yaklaşan iklim felaketini ensesinde hisseden dünya yeni arayışlara girdiğinde, halklarına son 75 yılı savaşsız yaşatmış olma deneyimiyle Avrupa iyi bir örnektir.

Tarihinden gelen sorumluluğu, ekonomik gücü ve entelektüel birikimiyle Avrupa yeni dönemde daha yaşanabilir bir gezegen için öncülük edebilir.  Bu nedenle Birleşik Avrupa projesini tekrar düşünmek ve yepyeni bir anlayışla yeniden tasarlamak iyi bir başlangıç olabilir.

*

Not: Bütün bunları konuşurken Avrupa – Türkiye ilişkisini geçmişin yanlışlarından dersler çıkartarak ve karşılıklı önyargıları ardımızda bırakarak tartışmayı gündeme alma zamanı geldi.

Enerjiİklim KriziManşet

Portekiz’de bir aydır, Birleşik Krallık’ta 28 gündür kömürden elektrik üretilmedi

Avrupa’da kömürden çıkış taahhütleri veren ülkeler kömürden elektrik üretimlerini de sınırlamaya başladı. Birleşik Krallık’ta 28 gündür, Portekiz’de ise Nisan ayı boyunca kömürden elektrik üretilmedi.

Portekiz elektrik idaresi Redes Energéticas Nacionais tarafından yayınlanan açıklamaya göre bu durum ülkede kömürden elektrik üretiminin başladığı 1985’ten beri ilk defa gerçekleşti.

Yeşil Ekonomi’de yer alan habere göre ülkede Nisan ayında elektrik tüketimi yüzde 12 oranında düştü. Tüketim ise yüzde 69,1 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından, yüzde 16,4 oranında doğal gaz santralleri ve yüzde 14,4 oranında İspanya’dan gerçekleşen ithalat ile karşılandı.

Yenilenebilir enerjiden karşılandı

Yılın ilk dört aylık döneminde ise tüketimin yüzde 69,4’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı. Hidroelektrik santrallerinde gerçekleşen üretimin tüketimdeki payı yüzde 35, rüzgar enerjisi santrallerinin yüzde 26 oldu. Biyokütle ve güneş enerjisi de sırası ile yüzde 6 ve yüzde 2 oranlarında pay sahibi oldular.

Tamamına yakını doğalgaz santralleri olmak üzere fosil yakıtların payı yüzde 28,3 olurken, ithalatın payı ise yüzde2,3 olarak gerçekleşti.

2023’te kömüre veda

Portekiz’in sosyalist Başbakanı Antonio Costa’nın geçtiğimiz yıl Ekim ayında gerçekleştirdiği görev kabul konuşmasında, ülkenin kömürden çıkış takviminin yedi yıl öne çekildiğini söylemişti. Açıklamaya göre Portekiz 2023 yılına kadar son kömürlü termik santralinde de üretimi durdurarak kömür kullanımını sıfırlayacak.

Bu santrallerden 1993 yılında devreye girmiş olan 576 MW gücündeki Pego I 2022 yılı sonunda devreden çıkacak. 1985 yılında devreye giren, 1.180 MW gücündeki Sines KES ise 2023 yılında devreden çıkacak. Bu santrallerin yaratacağı boşluğun ise üç baraj, üç santral ve bir pompaj depolama istasyonundan oluşacak 1.158 MW gücündeki Tamega projesi ile doldurulması hedefleniyor.

Birleşik Krallık 28’inci gününde

1882 Endüstri Devrimi’nden bu yana kömüre bağımlı yaşayan Birleşik Krallık da bugün itibariyle kömürsüz geçirdiği 28’inci gününde. Ülke ilk rekorunu 9 Mayıs 2016’da bir gün boyunca kömür kullanmayarak kırmıştı.

Geçtiğimiz Haziran ayında ise art arda 18 gün kullanmayarak yeni bir rekora imza atmıştı. Elektrik sistemleri operatörü  National Grid ESO, önümüzdeki hafta sonu boyunca da bu durumun devam edeceğini duyurdu.

Kategori: Enerji

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Birleşik Krallık 400 bin koruyucu ekipmanı geri gönderiyor: Standartlara uygun değil

 
 

‘Büyük bir para ve vakit kaybı’

Ancak Türkiye’den giden 400 bin önlüğün Birleşik Krallık güvenlik standartlarını karşılamadığı, önlüklerin hükümete ait bir depoda bekletildiği ortaya çıktı. Gazeteye konuşan üst düzey bir kaynak, müfettişlerin incelemelerinde önlüklerin sağlık çalışanlarını riske atacağını tespit ettiğini belirterek,  “Büyük bir para ve vakit kaybı oldu” dedi. 

Sağlık Bakanlığı ise haberi dün gece teyit etti ve önlüklerin, Heathrow Havalimanı yakınlarındaki bir depoda tutulduğunu açıkladı.

‘İade talep edilecek’

The Guardian gazetesi de önlüklerin her birinde güvenlik sorunu tespit edildiğini yazdı. Gazete, Sağlık Bakanlığı’nın hem önlükleri iade etmesinin, hem de ücretin iadesini talep etmesinin beklendiğini, geçmişteki benzer durumlarda bu prosedürün izlendiğini belirtti.

Koronavirüsden en çok etkilenen Avrupa ülkelerinin başını çeken ülkede, salgının yayılmaya başlamasından bu yana sağlık çalışanları kendilerine yeterli sayıda kişisel koruyucu ekipman verilmediğini söylüyor. Sağlık Bakanlığı ise maske, koruyucu önlük, siperlik, eldiven gibi ekipmanların hem ülke içinde üretiminin artırıldığını hem de yurtdışı alım seçeneklerini değerlendiriyor. 

Kategori: Dünya

İklim KriziManşet

Almanya, İngiltere, Çin ve BM’den ‘yeşil teşvik’ çağrısı

Berlin’de 27-28 Nisan’da yapılan Covid-19 salgınından sonraki ilk uluslararası iklim buluşmasında Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in elçisi Huang Runqiu “Koronavirüs ile mücadele kapsamında sağlanan ekonomik iyileştirme programları, çevreye ve Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na saygılı olmalı” çağrısı yaptı. 

Yaşanan pandemi nedeniyle ilk kez çevrimiçi olarak gerçekleştirilen Petersberg Diyaloğu’nda liderler, diğer hükümetleri, ekonomilerini iyileştirmek üzere yaptıkları planların emisyon artışına neden olmayacak şekilde gerçekleştirmeye davet etti.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi, 2020 yılının, kaydedilen en sıcak yıllardan biri, hatta en sıcağı olabileceğini bildirmişti.  

Petersburg İklim Diyaloğu, 2009’daki Kopenhag Zirvesi’nin başarısızlığından bu yana her bahar Almanya tarafından düzenleniyor. 

Toplantı, Climate Action Tracker analistlerinin COVID-19 kaynaklı küresel ekonomik çöküşün, fosil yakıtlardan ve sanayi kaynaklı emisyonların 2020 yılında 2019’a kıyasla %4-11 düşeceğini ve 2021 yılında 2019 seviyelerine kıyasla %1-9 düşüş yaşanacağını öngörmeleriyle aynı zamana denk geliyor.  Bahsi geçen raporun yazarlarından olan ve New Climate Enstitüsü‘nde görev yapan Niklas Höhne, “Hükümetler iklim değişikliği için ayrılmış kaynaklarını pandemiye yönlendirirse, COVID-19 sonrasındaki ekonomik iyileşme süreci, dünyayı daha ciddi bir iklim krizine sürükleyecektir” diye konuştu.

Vivid Economics tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan analiz ise , küresel destek paketlerini incelemiş ve ABD ile Çin‘deki destek paketlerinin, fosil yakıtlara en çok teşvik sağlayan planlar olduğunu ortaya koymuştu. Rapor, teşvik paketlerinin %10’undan fazlasının iklim değişikliği ya da biyolojik çeşitlilik açısından önem taşıyan alanlarla çeliştiğini tespit etmenin yanı sıra her ülkenin mevcut teşvik paketlerini sınıflandırıyor.

‘Devletlerin refahı diğerlerininkiyle ilişkili’

Yapılan çağrıyla ilgili konuşan liderlerin ifadeleri şöyle:

Almanya Başbakanı Angela Merkel:  Korona virüsü salgını bizlere, uluslararası iş birliğinin önemini ve devletlerin refahının diğer devletlerin refahıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. AB Komisyonu, Avrupa Yeşil Düzeni ile bir yol haritası çizerek geleceğe ışık tutuyor. Avrupa, 2050 yılı itibarıyla iklim nötr hedefine ulaşan ilk kıta haline gelecek. Bu nedenle, 2030 yılına kadar Avrupa Birliği’nin sera gazı emisyonlarının, 1990’daki seviyelerine kıyasla %50-55 azaltılması hedefini memnuniyetle karşılıyorum.

İklim değişikliğine karşı mücadelemizi, yeni ekonomik perspektiflerle ve yeni iş olanaklarıyla destekleyeceğiz. Fon tahsisi konusunda zor bir tartışmanın bizleri beklediğini belirtmem gerekiyor. Ancak kurtarma programlarının iklimi daima göz önünde bulundurması önem arz ediyor, iklimi ikinci plana atmamalı, iklim dostu teknolojilere yatırım yapmalıyız.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson adına Dominic Raab: Bizler başka konuları önceliklendirirken, aşırı hava olayları mola vermiyor. Bu ay Harold Kasırgası’nın Güney Pasifik‘te oluşturduğu hasarda gördüğümüz gibi, dünyanın en savunmasız toplumları acı çekmeye devam ediyor. Koronavirüs tehdidi ciddiyetini korusa da bu tehdidin gerilemeye başlayacağı dönem gelecek.

Uluslar karantina döneminden çıktıklarında, ekonomilerini canlandırmaya başlayacaklar. Bu durum gerçekleştiğinde, ekonomilerimizin gelecekte oluşabilecek zorluklara dayanıklı şekilde canlandırıldığını ve inşa edildiğini görmek her sorumlu hükümetin görevi olacak. Bu, iklim değişikliğinin gidişatını değiştirebilecek sanayilere ve altyapılara yatırım yapmak anlamına geliyor. Ekonomilerimizin, her türlü doğa olayına ve doğal sürece dirençli şekilde dayanıklılığını artırmak için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Emisyonları azaltmak ve ekonomimizi büyütmek arasında bir seçim yapma şansımız bulunmuyor. İngiltere bu ikilemin aşılmasına son on yıldır destek veriyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres: Günümüzde İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı başkanlığını üstlenen Şili’nin de aralarında bulunduğu birçok ülke Ulusal Katkı Beyanları’nı güçlendirdi. 114 ülke de yakın zamanda beyanlarını sunacağını açıkladı. 121 ülke 2050 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü verdi. İklim kriziyle mücadele etmenin temelinde, emisyon artışına sebep olanlar yatıyor.

G20 ülkelerinin, küresel ekonominin yüzde 85’inden fazlasını oluşturduğunu ve küresel emisyonların yüzde 80’inden fazlasından sorumlu olduğunu unutmayalım. Bu ülkeler, 2050 yılında karbon nötr olma taahhüdü vermeliler. Paris Anlaşması büyük ölçüde ABD ve Çin’in katılımıyla mümkün oldu. Emisyon artışından sorumlu olanların katkısı olmadan, tüm çabalarımız yetersiz kalacak.

Çin Ekoloji ve Çevre Bakanı Huang Runqiu: Çok taraflılığın önemli destekçilerinden olan Çin, Paris Anlaşması’nın tam, dengeli ve etkin şekilde uygulanmasını sağlamak için diğer ülkelerin arasına katılacak. Proaktif iklim değişikliği ulusal stratejimizi uygulamaya koyacağız ve küresel iklim değişikliğini ele almak için iş birliğine katkı sunacağız.

Az gelişmiş ülkeleri temsilen Butan Dışişleri Bakanı Dr. Tandi Dorji: Küresel emisyonlardaki herhangi bir düşüş, iklim taahhütleriyle desteklenmediği sürece bir anlam ifade etmeyecek ve uzun vadeli olmayacaktır. Bu yıl, yüksek emisyona sahip ülkelerin, Ulusal Katkı Beyanlarını sunarken ya da güncellerken mümkün olduğunca iddialı olmaları gerekiyor. Bu durum aynı zamanda Paris Anlaşması uyarınca gerekli adil sorumluluk ilkesini da temsil edecektir.

Kategori: İklim Krizi

ManşetMedya-İnternetTürkiye

Independent Türkçe’nin dahil olduğu 18 siteye erişim engeli

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), aralarında Independent Türkçe’nin de bulunduğu Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli 18 İnternet sitesine erişim engeli kararı verdi.

Gece yarısı gelen kararı duyuran Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek olayın yayınçizgisinden kaynaklanmadığını, devletler arası bir sorun sebebiyle olduğunu söyledi.

Çiçek: Karar bize tebliğ edilmedi

Çiçek, “Haksız bir kararla karşı karşıyayız. Bu kararın alınmasında Suudi Arabistan‘ın Anadolu Ajansı ve TRT Arapça başta olmak üzere erişimi engelleme kararına karşı yapıldığı ifade ediliyor. Önce pazar günü olmasına rağmen BTK tarafından idari karar alındı, bu karar daha sonra mahkeme kararı haline getirildi. Bize tebliğ edilmiş herhangi bir karar yok. Kararın içeriğini göremedik ama tahminimiz Suudi Arabistan hükümetinin aldığı karara misilleme bir karar olduğu yönünde, sonuçta devletler arası bir mesele bizimle ilgili değil” dedi.

Yedek siteye de erişim engeli

Nevzat Çiçek, yayınlarının indyturky.com adresinden devam ettiğini açıkladı. Ancak şu anda bu adrese erişmek isteyen kullanıcılar da BTK’nın şu mesajıyla karşılaşıyor:

5651 sayılı kanun kapsamında yapılan teknik inceleme ve hukuki değerlendirme sonucunda alınan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ‘nun 19/04/2020 tarih ve 490.05.01.2020.-1626125 sayılı kararına istinaden bu internet sitesi (indyturky.com) hakkında idari tedbir uygulanmaktadır.

18 siteye erişim yasaklandı

Erişim engeli verilen Birleşik Krallık, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli 18 İnternet sitesi ise şu şekilde:

  1. spa.gov.sa | Suudi resmî haber ajansı
  2. wam.ae      | Birleşik Arap Emirlikleri resmî haber ajansı
  3. albayan.ae | Dubai Hükûmeti’nin resmî medya kuruluşunun gazetesi
  4. skynewsarabia.com | İngiliz Sky News’un Abu Dhabi merkezle Arapça yayını
  5. independentturkish.com | Independent’ın Türkiye yayını yayını
  6. alhayat.com | Londra merkezli Arapça gazete
  7. sabq.org | Suudi Arabistan merkezli haber sitesi
  8. alarabiya.net |  Suudi Arabistan merkezli haber kanalı
  9. alekhbariya. Net | Suudi Arabistan merkezli haber kanalı
  10. okaz.com.sa | Suudi Arabistan merkezli gazete
  11. alriyadh.com |  Suudi Arabistan merkezli gazete
  12. al-jazirah.com |  Suudi Arabistan merkezli gazete
  13. alyaum.com |  Suudi Arabistan merkezli gazete
  14. al-madina.com |  Suudi Arabistan merkezli gazete
  15. alwatan.com.sa |  Suudi Arabistan merkezli gazete
  16. ajel.sa |  Suudi Arabistan merkezli online gazete
  17. ak-ain.com |  Suudi Arabistan merkezli haber sitesi
  18. alittihad.ae | Birleşik Arap Emirlikleri merkezli gazete

Kategori: Manşet

Editörün Seçtikleriİklim KriziManşet

Birleşik Krallık’ın gerçek karbon ayak izinin yarısı yurtdışında

Yapılan bir araştırma Birleşik Krallık’ın sera gazı emisyonlarını azaltma girişiminin etkisinin ithal malları kapsayan iklim politikalarının uygulanmaması sebebiyle oldukça az olacağını ortaya koydu.  

Hükümet 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşacağının taahhüdünü verdi ve emisyonlar geçtiğimiz 30 yıl boyunca azalma eğiliminde. Ancak bu resim, Britanya’nın karbon ayak izinin “görünmez” tarafını hesaba katmıyor: Uluslararası yolculuk ve ülkede tüketilmesi için yurt dışında üretilen mallar.

Guardian’da yer alan habere göre Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yayınlanan bir rapor bu görünmez kısmın Britanya’nın karbon ayak izinin yarısını oluşturduğunu söylüyor.

İthalata dayalı emisyonlar artıyor

Uluslararası seyahatler de dahil olmak üzere Birleşik Krallık’a yapılan ithalatla ilişkili emisyonlar, 1990 yılında yaklaşık 316 milyon ton karbondan 2016’da 360 milyon tona ve verisi bulunan son yıl olan 2017’de 358 milyon tona yükseldi.

İthal edilen bu emisyonlar yıldan yıla önemli ölçüde değişiklik gösterebiliyor ancak mali krizden önce 2007 yılında 449 milyon tonluk bir zirveden düşmesine rağmen, genel olarak istikrarlı bir şekilde seyrediyor veya artıyor.

Ülke içi emisyonlar azalıyor

Rapora göre, 1990-2016 yılları arasında, Birleşik Krallık’ın kendi karbon emisyonları, kömür kaynaklı enerjiden gaza ve yenilenebilir elektrik kaynaklarına olan uzun bir değişim sayesinde yüzde 40’tan fazla düştü.

Karbon emisyonları imalatçı ülkeye yazılıyor

İthal edilen malların üretimiyle ilişkili karbon, imalatçı ülkenin karbon hesaplarında yer alıyor.  Bununla birlikte, bazı ülkelerin karbon hedefleri diğerlerinden daha az katı ve gelişmekte olan ülkeler ekonomik büyümeyi sürdürürken düşük karbonlu yöntemleri kullanmakta zorlanabiliyor. Uluslararası havacılık ise BM iklim görüşmeleri ve Paris Anlaşması’nda ülkelerin ulusal karbon hedefleri kapsamında değil.

Raporun yazarlarından John Barrett, “Diğer tüm ülkeler de net sıfır hedefine gidiyor olsaydı, bu (görünmez karbon ayak izi) sorun olmazdı. Birleşik Krallık liderlik göstermeli” dedi.

Önümüzdeki yıl düzenlenecek COP26 Birleşik Krallık başkanlığında Glasgowda gerçekleşecek

Yurtdışında üretilen emisyonlar için sorumluluk alınmalı mı?

İthalatla ilişkili emisyonların nasıl hesaplanacağı sorusu, endişeli ve kutuplaştırıcı bir sorun. Bazı yeşil kampanyacılar, gelişmiş ülkelerin yurtdışında üretilen emisyonlar için sorumluluk kabul etmesi gerektiğini savunurken, diğer ekonomistler imalat ülkelerine mallar için ödeme yapıldığını belirtiyor.

Londra Ekonomi Okulu (LSE) Grantham Araştırma Enstitüsü’nden Josh Burke, “Ticaret akışlarını anlamak için tüketim muhasebesi kullanmak, mevcut küresel aksaklıklar ışığında faydalı bir alıştırma. Tüketim kalıplarını değiştirmek ve sınır karbon ayarlamaları gibi ithalat emisyonlarını düşürmek için üretilecek politikalar, korumacılıktan ziyade eşitlik ve verimliliğe dayanan zarif bir ekonomik çözüm” önerisinde bulundu.

Sınırda karbon vergisi

Avrupa Birliği, bu sınır ayarlamalarını – yani, üretim sürecinde üretilen karbonu dikkate alan ithalattaki karbon vergilerini- Avrupa Yeşil Düzen anlaşmasının bir parçası olarak düşünüyor. Ancak bunun karmaşık olduğunu söyleyen Burke, “Bu tarz polikalar uygulama sırasında çökme eğiliminde ve tartışmalar korumacı gündemlere çekiliyor. Birleşik Krallık bir dizi yeni serbest ticaret anlaşması için müzakere etmeye başladığında, uluslararası işbirliğini engelleyebilir” dedi.

Burke ayrıca, koronavirüs sebebiyle zayıflayan ekonomiyi geliştirmek için ülkelerin çevresel etkileri göz önünde bulundurmadan ticaret yapma eğiliminde olabileceği konusunda da uyardı.

Cornelius: Diğer ülkelere yardım etmeli

Birleşik Krallık ilk başta Kasım ayında Glasgow’da yapılması planlanan ve koronavirüs sebebiyle gelecek yıla ertelenen BM iklim müzakerelerine ev sahipliği yapacak.  

WWF’nin iklim danışmanı Stephen Cornelius‘a göre, bu durum bakanları diğer ülkeleri sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda güçlü planlar öne sürmeye ve düşük karbonlu ihracat sektörlerini inşa ederek fayda sağlayabilecek fakir ülkelere yardım sunma fırsatı veriyor. Cornelius “İthalattan kaçınmamalıyız, ancak diğer ülkelerin karbon yoğunluklarını azaltmalarına yardımcı olmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.

İklim KriziKoronavirüs SalgınıManşet

Emisyonların azalması virüsün küresel ısınmayı azaltacağı anlamına gelmiyor

Fotoğraf: Amanda Snyder / The Seattle Times

Eric Roston’ın Bloomberg Green için kaleme aldığı makale Yeşil Gazete tarafından çevrildi.

*

Bahar ayları, devam eden ekonomik durmanın küresel ısınma için ne anlama geldiğini anlamak için zor bir zaman.  Karbondioksit seviyeleri her zaman ilkbahar ve yaz boyunca Kuzey Yarımküre’de düşer. Çünkü aç bitkiler birincil sera gazını yutar.

Bu mevsimsel etki, şu anda pandemik kilitlenmelerin milyarlarca insanın araç kullanmasını ve çalışmasını durdurduğu, fosil yakıt kullanımını engellediği ve karbondioksit emisyonlarını azalttığı bir zamanda yaşanıyor.

Küresel Karbon Projesi’nin başkanı ve Standord Üniversitesi’nde profesörlük yapan Rob Jackson “Birkaç hafta değil ama birkaç ay böyle devam edersek, karbon emisyonlarında hayatım boyunca görmediğim bir düşüş göreceğiz. Büyük ihtimalle İkinci Dünya Savaşı’ndan beri. Gidişatımız bunu gösteriyor” dedi.

Düşüşler mevsimsel etki altında

Ancak, yeni emisyonların bu yıl boyunca azalmaya devam etmesi, yaşadığımız ekonomik krizin 2008 resesyonundan daha ciddi olmasına rağmen atmosferdeki CO₂ oranlarında çok az bir etkisi olacak. Sayı zamanla artıyor ancak mevsimsel etki altında ani düşüşler yaşıyor.

Bilim insanları atmosferin CO₂ yoğunluğunu milyonda bir parça dediğimiz ppm değeri ile ölçer. Şu anda atmosferde yaklaşık 415 ppm CO₂ bulunuyor. Bu sanayileşmeden önce 280 ppm idi. CO₂ sayısı ne kadar yüksek olursa iklim değişikliği o kadar tehlikeli.

Bildiklerimiz yetersiz

Bu CO₂ yoğunluğuna ait değerler- yani uzun süre atmosferde kalanlar-  CO₂ emisyonlarından veya enerji santrallerinden, araçlardan veya diğer kirlilik kaynaklarından çıkan gaz miktarlarından farklı. En erken salgından etkilenen ülkelerden çıkardığımız tahminler ile salgının küresel emisyonlar üzerindeki etkisi hakkında bildiklerimiz oldukça eksik.

Covid-19 yüzünden Çin ekonomik aktivitelerini kapatmaya başladıktan kısa süre sonra, analistler de karantinalar ile ne kadar iklim kirliliğinin önlenebileceğini tahmin etmeye başladılar. Şu ana kadar çıkan sonuç yüzde 25 civarında. Bu da geçici olarak.

Elektrik talebi azaldı

Emisyonlardaki çöküş yeni tip koronavirüs ile birlikte dünya çapında hareket etti. Son iki hafta boyunca Bloomberg’teki analistler, elektrik talebinin normale kıyasla İtalya’da yüzde 23 altında, Birleşik Krallık’ta yüzde 17, New York’ta ise yüzde 15 altında olduğunu ortaya koydu.

ABD’deki hava kirliliği Mart ayında yüzde 30 azalma gösterdi. ABD Enerji Bilgi Ajansı, karantina sebebiyle otomobil, enerji santrali ve diğer kaynaklardan salınan emisyonların bu yılsonunda yüzde 7,5 düşüş yapacağını tahmin etti.

Ülkelerin ve sektörlerin tek tek sunduğu anlık görüntüler, 2020’den itibaren atmosferde kalıcı olacak CO₂ emisyonlarının miktarı hakkında küresel bir açıklama yapmamıza katkısı yok. Mevsimsel değimin etkisi ile CO₂ seviyelerinin yükselip alçalmasını izlemek bu belirsizliğin sadece bir kısmını açıklar.

Karbon yutakları kara ve okyanuslar

İnsanların saldığı CO₂’in çoğu atmosferde kalmaz. Yüzde 45’i havada kalırken, yaklaşık yüzde 30’u kara ekosistemlerine gidiyor ve yüzde 25’i ise okyanuslara gömülüyor. Atmosferde ortaya çıkan yıllık emisyon miktarları sadece kirliliğe göre değil, gezegenin geri kalanının onu ne kadar iyi veya kötü emdiğine bağlı bir rastgelelik üzerinden belli oluyor. Bilim insanları, tropik ormanların geçmişte olduğu kadar CO₂ yutma yeteneklerini kaybettiklerinden giderek daha fazla endişe duyuyorlar.

Karadan ve denizden gelen rutin yardım, İlk üç ayın normalden daha düşük kirliliğe sebep olmasına rağmen karadan ve denizden gelen rutin yardım emisyon yılının nasıl biteceğini bilmemizi engelliyor.

Yıllık ölçümlerde gözlenmeyebilir

Scripps Oşinografi Enstitüsü’nde bir jeokimyacı olan Ralph Keeling yalnızca küresel emisyonlarda bir yıl boyunca gerçekleşecek sürekli yüzde 10’luk bir düşüşün CO₂ konsantrasyonlarında açıkça görünebileceğini söylüyor. 2008 finansal kriz ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü gibi ekonomik felaketler bile, 1958’den bu yana kayıt tutan Hawaii’deki Mauna Loa’da yapılan CO₂ okumalarında görünmedi.

CO₂ miktarı 2010’dan bu yana yılda ortalama 2,5 ppm artıyor. 2020’de gerçekleşecek önemli bir azalmanın dahi bu dinamiği düzeltme imkanı yok.  Exeter Üniversitesi’nden Pierre Friedlingstein yıllık emisyonlarda yüzde 10’luk bir düşüşün gene de CO₂ miktarında 2ppm’lik bir artışa dönüşeceğini tahmin ediyor.

Keeling, iklim kirliliğini küvete akan suya benzetiyor: Su daha az akmaya başladığında, değerlendirmeyi küvetteki suyun yükselişinden değil de musluktan çıkan suyun tazyiğinden yola çıkarak yapmak daha kolay olur. CO2 söz konusu olduğunda fabrikaların, şehirlerin ve hatta ülkelerin tamamının ürettiği emisyonları anlamak, atmosferdeki azalmayı tespit etmekten daha kolay.

Kategori: İklim Krizi

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Dünyada korona krizi: Karantina altında paskalya hazırlıkları

Fotoğraf: Ralph Orlowski/Reuters

Hristiyanlıktaki en eski ve en önemli bayramlardan kabul edilen Paskalya Bayramı geldi. Geçmiş yıllarda pek çok kişi bu tatilde kilise hizmetlerine katılıyor ya da Pazartesi gününe kadar süren Paskalya bayramlarında aile ve arkadaşlarını ziyaret etmek için gezilere çıkıyordu.

Ancak bu yıl yeni tip koronavirüs salgını sebebiyle bayram, pek çok ülkede evlerde veya yoğunlaştırılmış önlemler altında kutlanacak. Avustralya’da ve Birleşik Krallık’ta tedbir gereği bayramın evde kutlanması gerektiği belirtilirken Bulgaristan ise kilise faaliyetlerinin bayram için devam edeceğini açıkladı.

Vaka sayısı bir buçuk milyonu aştı

11 Aralık’ta ilk vakanın Çin’in Wuhan kentinde bildirilmesinden bu yana dünya genelinde tespit edilen Covid-19 vaka sayısı bir milyon 605 bin 809’a yükseldi. Virüs salgını sebebiyle 95 bin 767 kişi hayatını kaybetti. 357 bin kişinin ise iyileştiği belirtildi.

Morrison: Paskalya’da evdeyiz

Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi Avustralya’da da bu Paskalya bayramı evde kutlanacak. Paskalya mesajında, bugünden itibaren 4 günlük resmi tatile giren Avustralyalılara dışarı çıkmamaları çağrısı yapan Başbakan Scott Morrison, “Seyahat etmek, bir yere gitmek yok. Bu Paskalya’da evdeyiz” ifadelerini kullandı.

Ülkede şu anda 6 bin 152 vaka bulunuyor. Toplamda 53 kişi ise hayatını kaybetti. Önlemler kapsamında ibadet yerleri, yüzme havuzları, müzeler, kütüphaneler, plajlar gibi halkın toplanma alanlarının kapatıldığı Avustralya’da, sağlık ihtiyacı, egzersiz, temel yiyecek ve ihtiyaç malzemelerinin temini, işe veya okula gitmek haricinde evden çıkılmaması kuralları yürürlükte bulunuyor.

Cenazelerde 10, düğünde beş kişi sınırlaması

Yurt dışından gelenlerin zorunlu karantinaya alındığı ülkede, açık veya kapalı alanlarda hane halkı dışında ikiden daha fazla kişinin bir araya gelmesinin yanı sıra acil durumlar haricinde akraba ve ev ziyaretleri de yasaklanmış durumda.

Cenaze defin işlemlerinin 10, düğünlerin 5 kişiyle yapıldığı Avustralya’da, yasak, kısıtlama ve karantina kurallarına uymayanlar para ve hapis cezasına çarptırılıyor.

Birleşik Krallık’ta Paskalya uyarısı

Birleşik Krallık’ta koronavirüs sebebiyle 5 Nisan’dan bu yana tedavi gören ve sonrasında yoğun bakıma alınan Başbakan Boris Johnson‘ın yoğun bakımdan çıktığı belirtildi.

Johnson, 23 Mart akşamı yaptığı açıklama ile işe gitmek zorunda olan kişiler dışında herkese sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurmuştu. Guardian’da yer alan habere göre hükümet yetkilileri o günden bu yana sürdürülen yasağa Paskalya tatili boyunca da uyulması için tavsiyede bulundu.

Bulgaristan’da kiliseler açık

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ise diğer ülkelerden farklı olarak ülkenin Ortodoks kiliselerinin ve tapınaklarının salgına rağmen geleneksel Palm Pazar ve Paskalya hizmetlerine açık olacağını söyledi.

Bulgaristan’da şu ana kadar 624 yeni tip koronavirüs vakası görüldü. 24 kişi ise virüs sebebiyle hayatını kaybetti.

İspanya’da OHAL uzatıldı

Bir yandan Paskalya hazırlıkları devam ederken bir yandan da koronavirüse karşı alınan tedbirler sıkılaştırılmaya devam ediyor.  Koronavirüs ile mücadele kapsamında 14 Mart’ta olağanüstü hal (OHAL) ilan eden İspanya süreyi 26 Nisan’a kadar uzattı.  Sol koalisyon hükümetinin, OHAL’i ikinci kez uzatma kararı, meclis genel kurulunda görüşülüp oylandı.

26 Mart’taki olağanüstü halin ilk uzatıldığı oylamada vekiller 321 “evet” ve 28 “çekimser” kararı vermişlerdi. 25 Nisan gece yarısına kadar uzatılması için yapılan oylamada ise karar,  270 “evet”, 54 “hayır” ve 26 “çekimser” oyla kabul edildi.

Fotoğraf: AA

Vox ve CUP’tan hayır oyu

Ülkede üçüncü büyük siyasi parti konumundaki aşırı sağ görüşlü Vox ile Katalonya’daki ayrılıkçı ve sol görüşlü siyasi partilerden Halk Birliği Adaylığı (CUP) hayır oyu kullandı.

İspanya, 153 bin 222 vaka sayısıyla Avrupa’da koronavirüs sayısının en yüksek olduğu ülke. Dünya genelinde ise ikinci sırada. Ülkede şu ana kadar 15 bin 447 kişi hayatını kaybetti.

Irak’ta üst düzey komutan öldü

Irak Savunma Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Tuğgeneral Muhammed Mehdi el-Hamdani Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Böylece üst düzey komutanlar arasında Covid-19 kaynaklı ilk ölüm gerçekleşmiş oldu.

Ülkede şu ana kadar bin 232 kişinin koronavirüs testinin pozitif çıktığı belirtildi. Bu vakalardan 69’u ise can kaybıyla sonuçlandı.

ABD’de en az altı bin göçmen sınırdan çevrildi

ABD Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’nin (CBP) verilerine göre, Donald Trump yönetimi, 21 Mart’tan bu yana ülkeye Meksika sınırından giriş yapan 6 binin üzerinde göçmeni sınır dışı etti. ABD Başkanı Trump ise mart ayında salgının yayılmasını önlemek amacıyla Meksika ile sınırları zaruri olmayan geçişlere kapatma kararı almıştı.

Fotoğraf: AA

Ekonomik destek paketinde uzlaşılamadı

ABD’deki yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Amerikan halkının üzerinde oluşturduğu ekonomik etkiyi azaltmak amacıyla Senatoya sunulan yeni teşvik paketleri anlaşmazlık sebebiyle ertelendi.

İlk olarak Cumhuriyetçi Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnel tarafından sunulan ve küçük işletmelere 250 milyar dolar ek destek verilmesini öngören Cumhuriyetçilerin tasarısı Demokratlar tarafından bloke edilirken, buna gerekçe olarak söz konusu desteğin hastane ve yerel yönetimlere verilmesi gerektiği gerekçe gösterildi.

Bunun üzerine McConnel öncülüğündeki Cumhuriyetçi senatörler de Demokrat Parti’nin sunduğu tasarıyı engelleyerek, general kurulun anlaşma sağlanmadan dağılmasına neden oldu. Müzakerelerin pazartesi günü yeniden devam etmesi bekleniyor.

 

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşetSağlık

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson yoğun bakımda

Yeni tip koronavirüs testi pozitif çıkan ve 10 gün boyunca evde karantinada kaldıktan sonra hastaneye kaldırılan Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson yoğun bakıma alındı.

Başbakan Johnson 27 Mart’ta Covid 19 testinin pozitif çıktığını açıklamış, kendisini 2 hafta süreyle karantina altına alacağını duyurmuştu. Geçen 10 günlük sürenin ardından ateşi düşmeyen başbakan, dün Londra’da St. Thomas hastanesine kaldırılmıştı.

Başbakanlık Ofisi: Durumu kötüleşti

Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, Boris Johnson’ın dünden bu yana doktor gözetimi altında tutulduğu belirtildi. Başbakanın yoğun bakıma alınmasıyla ilgili ise “Bu öğleden sonra Başbakan’ın durumu kötüleşti. Sağlık ekibinin tavsiyesi üzerine hastanedeki yoğun bakım ünitesine alındı” açıklaması yapıldı.

Kategori: Dünya

İklim KriziManşet

‘Yüksek karbonlu ürünlere de sigara paketlerindeki uyarılar gerekli’

Bir grup halk sağlığı uzmanı sigara paketlerinde yer alan uyarılarda olduğu gibi, iklim krizinin sağlık üzerindeki etkilerini göstermek için uçak biletleri, enerji faturaları ve benzin pompaları gibi yüksek karbonlu ürünlerde benzer uyarıların konulması gerektiğini savunuyor.

Guardian’da yer alan habere göre uzmanlar bu şekilde tüketicilerin satın aldıkları ürün ve hizmetlerin iklim çöküşü üzerindeki etkisinin farkında olmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Uzmanlara göre bu yöntem hem oldukça ucuz hem de etkili olacak.

‘İnsanları alternatifleri kullanmaya teşvik edecek’

British Medical Journal‘da yayınlanan makalede “Uyarı etiketleri, fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan iklim acil durumunun soyut tehdidini şu anda yaşanan etkileriyle birleştirir ve fosil yakıt kullanımının gerçek maliyetine hem görsel hem de sayısal olarak dikkat çeker” dedi.

Etiketlerin insanları eylemlerinin sonuçlarına daha duyarlı hale getireceğini söyleyen uzmanlar bu sayede insanların fosil yakıtlara alternatifleri kullanmaya teşvik edeceğini ve yenilenebilir enerji talebini artıracaklarını savundu.

Çoğu ülkede sigara üzerlerinde kullanılan etiketler ve görseller giderek yaygınlaşıyor. Önceden paketlerde yer alan “sigara sağlığa zararlıdır” ibaresinin yerine hastalanmış akciğerlerin ve duman soluyan çocukların resimleri de kullanılmaya başlandı.

İnsan sağlığına dikkat çeken görseller

Çalışmanın yazarlarından Mike Gill, “Yüksek karbonlu ürünlerin etiketleri de aynı şekilde grafikler kullanılarak hazırlanabilir. Özellikle fosil yakıtların sebep olduğu hava kirliliğinin sağlığa verdiği zararın altı çizilebilir. Zarar görmüş ciğerlerin, seller gibi ekstrem hava olaylarının, ya da sıcak hava dalgası yüzünden hayatını kaybeden insanların cesetleri kullanılabilir” dedi.

Gill, sunduğu önerilere ek olarak “Hatta bazı ülkelerde sıcaklık sebebiyle artan sıtma ile ilgili mesajlar da verilebilir. Ya da su ve yiyecek kaynakları üzerindeki olumsuz etkisine dair uyarılar yer alabilir” ifadelerini kullandı.

Birleşik Krallık, ABD ve Hindistan’dan dört çevre sağlığı uzmanı tarafından kaleme alınan yazıda insanların sağlığına gönderme yapacak uyarıların, doğrudan ekolojiye olan zararını söylemekten daha etkili olabileceğini söylendi.

Fosil yakıt endüstrisinin reklamlarına kısıtlama

Sigara etiketleri aynı zamanda reklamlarında kısıtlama yapmak ve yasaklamak gibi diğer uygulamalarla pekiştirilmişti. Uzmanlar, benzer uygulamaların bu alanda da yapılmasıyla beraber yeşil yıkamanın önüne geçilebileceğini söyledi.

Yüksek karbonlu ürünlerin üzerine bu tarz etiketler yapıştırmak elbette ki hükümetin müdahalesini gerektiriyor. Çalışmanın yazarları, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Konferansı’na (COP26) ev sahipliği yapacak Birleşik Krallık’ın bu adımı atarak öncü olabileceğini belirtti.

 

Kategori: İklim Krizi

GündemKoronavirüs SalgınıManşet

Johnson’un Sağlık Bakanı’nın koronavirüs testi de pozitif çıktı

Birleşik Krallık Devlet Başkanı Boris Johnson’ın koronavirüs olduğuna dair açıklamasının ardından Sağlık Bakanı Matt Hancock da Covid-19 testinin pozitif çıktığını duyurdu.

Haberi Twitter üzerinden paylaştığı video aracılığıyla duyuran Hancock, belirtilerinin hafif olduğunu bu yüzden kendi kendisine tecrit uygulayarak artık evden çalışacağını söyledi.

Vaka sayısı 11 bini aştı

Öğle saatlerinde de benzer bir açıklama Boris Johnson’dan gelmişti. Johnson da orta derece semptom gösterdiğini söyleyerek işlerini evden halledeceğini duyurmuştu.

Koronavirüsün ortaya çıkmasından bu yana Birleşik Krallık’ta toplamda 11 bin 658 vaka oldu, 578 kişi ise virüse bağlı olarak hayatını kaybetti.

Kategori: Gündem

GündemKoronavirüs SalgınıManşetSağlık

Boris Johnson koronavirüse yakalandığını açıkladı

Yeni tip koronavirüs salgınına karşı etkili tedbirler almamasıyla sıklıkla eleştirilen Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson Covid-19 testinin pozitif çıktığını duyurdu.

Twitter hesabından paylaştığı videoda Johnson “Son 24 saatte orta derecede semptom gösterdim ve Koronavirüs testim pozitif çıktı. Şimdi kendimi izole ettim, hükûmeti video konferans yoluyla yönetmeye devam edeceğim” dedi. Johnson 55 yaşında.

Değişen strateji

Koronavirüsün ortaya çıkmasından bu yana Birleşik Krallık’ta toplamda 11 bin 658 vaka oldu, 578 kişi ise virüse bağlı olarak hayatını kaybetti.  Vakalar ülkede ilk ortaya çıktığında açıklama yapan Boris Johnson koronavirüs sebebiyle olağnüstü önlemler alınmayacağını duyurmuştu.

Tepki çeken açıklamasının ardından vaka sayılarının hızla artması ve ölenlerin sayısının ikiye katlanmasının sonucunda Johnson strateji değiştireceklerini söyleyerek evde kalınması çağrısı yapmıştı.

Kategori: Gündem

Koronavirüs SalgınıManşetSağlık

Yeni veri, yeni politika: Neden Birleşik Krallık’ın koronavirüs stratejisi değişti?

Evde kal: Ispanya vatandaşların sadece gerekli ihtiyaçlarını satın almaları, sağlık hizmetinden yarralanmaaları ve işe gitmelerine izin vererek karantina kurallarını uyguluyor. Birleşik Krallık hükümeti henüz böyle bir sert önlem almadı. Fotoğraf: David Ramos/Getty Images

Yazan: Sarah Boseley

Yeşil Gazete için çeviren: Hanife Aliefendioğlu

Bir hafta, bir koronavirüs pandemisinde uzun bir süre. Boris Johnson ve danışmanları, soğuk algınlığı semptomları olan herkesin yedi gün boyunca evde kalması gerektiğini, sonrasında normal hayatına dönmesini duyururken birkaç gün içinde Başbakan, nüfusun çoğunu etkili bir şekilde evlerine kapatacak bir dizi önlemle ortaya çıktı.

Değişen, İtalya‘nın kontrol dışı salgının sağlık hizmeti üzerindeki etkisine ilişkin yeni verilerdi. Hastaneye yatırılan hastaların %30’u yoğun bakıma alınması temel olarak felakettir. Hükümete tavsiyede bulunan Imperial College ve Londra Hijyen ve Tropik Tıp Okulu modelleme ekipleri bu rakamları inceledi ve ortaya çıkan Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) üzerindeki yük ve ölüm oranının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Imperial College’ın MRC Küresel Bulaşıcı Hastalık Analizi Merkezi’nden Prof Neil Ferguson, hükümetin yeni duyurduğu “azaltma” stratejisinin, -onların deyimiyle 1 numaralı senaryo- 260.000 ölüme yol açacağını tespit etti. Bu sadece virüse bağlı ölümler değil, NHS’nin tedavi etmekte zorlanacağı diğer hastalıklardan da olacaktı.

Bilim insanlarının modellemeleri, enfeksiyonlar ve ölümleri azaltmaya yardımcı olabilecek tüm müdahaleleri inceledi ve bunun beş yolu olduğuna dikkat çekildi:

  • Öksürük ve ateşi olan insanları evde yedi gün boyunca izole etmek.
  • Bir üyesinin semptomları var ise aileyi 14 gün süreyle karantinaya almak, diğerlerinde herhangi bir semptomun olup olmadığını görmek için zaman vermek.
  • İnsanların evde, okulda veya işte yaptıkları sıradan temasların dörtte üç oranında kesilmesini içeren sosyal mesafe.
  • 70 yaşın üzerindeki herkesin evde kalmalarını sağlayacak sosyal mesafe.
  • Okulların ve üniversitelerin kapatılması.

Geçen haftanın stratejisi, semptomları olan insanların yedi gün boyunca evde kalmasıydı. Bunu aileler için karantina ve 70 yaşın üstünü evde tutmanın izleyeceği söylenmişti. Bu paket, en yüksek sağlık hizmeti talebini üçte iki oranında ve ölümleri de yarı yarıya azaltacaktı. Ancak araştırmacılar, “Sonuçta ortaya çıkan salgının, bu önlemlere rağmen, muhtemelen 260.000 ölümle sonuçlanacağını ve bu nedenle sağlık sistemini (özellikle de yoğun bakım üniteleri) mahvedeceğini” söyledi.

‘Azaltma’dan baskılamaya

Şimdi elimizde, modellemecilerin “baskılama” dediği 2 numaralı senaryo var. Bu, okulları ve üniversiteleri kapatmak dışındaki tüm önlemleri benimseyerek işleri bir adım daha ileri götürüyor. Ferguson’un söylediğine göre okulların kapatılması muhtemelen çok uzun zaman geçmeden önce sürülecek kartlardan.

Ferguson ve meslektaşı Prof Azra Ghani, yeni önlemleri, vakaları çok düşük sayılara indirmeyi başaran Çin‘in önlemlerine benzetti. Ancak Çin’in aksine, İngiltere’de olan her şey gönüllülüğe dayalı olacak. Yani hükümet bu modelin çalışması için nüfusun onayına ihtiyaç duyacak.

Kötü haber şu ki, ölüm sayılarını 20.000 veya muhtemelen sadece birkaç binde tutacak olsa da, Ferguson bu sosyal engellere temmuz veya ağustos aylarına kadar sürmesini öngörüyor. Bu yöntemle frene basılsa bile enfeksiyon tekrar başlayabilir. Nüfusun küçük bir bölümü enfekte olmuş, iyileşmiş ve bağışıklık kazanmış olacak. Ancak virüs yok edilmiş olmayacak ve yeniden ortaya çıkabilecek.

Hükümetin başlardaki umudu, Birleşik Krallık nüfusunda sürü bağışıklığı geliştirerek nüfusun büyük bir bölümünün, belki de yüzde 60’nın hastalığa yakalanacağı, daha sonra iyileşip bağışıklık kazanacağı fikrine dayanmaktaydı. Çoğu uzmanın tehlikeli bulduğu bu fikir, yeni bir strateji ile sonlandırıldı.

Sürü bağışıklığı normalde çok sayıda çocuğun aşılanması ve aşılanamayacakların güvenceye alınmasıyla oluşturulur. Hiç kimse bunu daha önce bir hastalık ile enfeksiyona izin vererek yapmaya çalışmadı, şimdi ise denemenin güvenli olmadığının kabul edildiği görülüyor.

Makalenin İngilizce Orijinali

Diğer ülkelerin coronavirüse karşı aldığı önlemlerle Birleşik Krallığın karşılaştırması

Ülkeler Okullar ve Üniversiteler Ulaşım kısıtları Halka açık etkinlikler Spor
Birleşik Krallık X
Almanya X X X X
Arnavutluk X X X X
Avusturya X X X X
Belçika X X X X
Bosna Hersek X X X X
Bulgaristan X X X X
Çekya X X X X
Danimarka X X X X
Estonya X X X X
Finlandiya X X X
Fransa X X X X
Hırvatistan X X
Hollanda X X X X
İrlanda X X X X
İspanya X X X X
İsveç X X
İsviçre X X X
İtalya X X X X
İzlanda X X X
Kuzey Makedonya X
Letonya X X X X
Litvanya X X X X
Lüksemburg X X X
Macaristan X X X X
Malta X X
Moldova X X
Norveç X X X X
Polonya X X X X
Portekiz X X X
Romanya X X X X
Sırbistan X X X
Slovakya X X X X
Slovenya X X X
Ukrayna X X X
Yunanistan X X X X
GündemKoronavirüs SalgınıManşet

Dünyada korona krizi: Birleşik Krallık’ta sokağa çıkma yasağı, Meksika’da sokağa çıkma tavsiyesi

Fotoğraf: İlyas Tayfun Salcı /AA

Yeni tip koronavirüs salgını tüm dünyada etkisini sürdürüyor. Aralık ayında ortaya çıktığından bu yana görülen vaka sayısı dünya genelinde 382 bin 420 oldu. Tanı konulan kişilerden 16 bin 569’u virüs sebebiyle hayatını kaybederken, iyileşen hasta sayısı ise 102 bin 513 oldu.

Virüs yayılımına hızla devam ederken ülkelerde önlem kapsamında uygulananlar ve uygulanmayanlar da gündeme geldi. Birleşik KrallıkKıbrıs Cumhuriyeti ve Nepal sokağa çıkma yasağı ilan eden ülkeler arasına katılırken Meksika’da ise Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador halka sokağa çıkma tavsiyesinde bulundu.

Birleşik Krallık’ta üç hafta sokağa çıkma yasağı

Yeni tip koronavirüs salgını kaynaklı vaka sayısının 6 bin 650’ye ulaştığı, 335 kişinin ise hayatını kaybettiği Birleşik Krallık’ta salgının yayılmasına karşı önlemler kapsamında üç hafta sürecek sokağa çıkma yasağı uygulanacak.

Başbakan Boris Johnson, 23 Mart akşamı yaptığı açıklamada yasağın işe gitmek zorunda olan kişiler dışında herkesi kapsadığını söyledi. Bu yasağın istisnaları ise gıda ve ilaç gibi zorunlu temel alışverişler, yardıma muhtaç birine yardım etmek ve günde bir kere egzersiz için dışarı çıkmak.

Fotoğraf: PA

İkiden fazla kişi yan yana gelemeyecek

Egzersizler de yalnızca hanede yaşayan kişilerle birlikte yapılabilecek. Farklı hanelerden ikiden fazla kişi bir araya gelemeyecek. Johnson işe gitme konusunda ise “kesinlikle mecburi olan durumlar haricinde” herkesin evden çalışmasını söyledi.

Başbakan Johnson, kıyafet ve elektronik gibi hayati öneme sahip olmayan ürünler satan dükkanların da kapatılacağını açıkladı. Ülke genelinde tüm kütüphane, çocuk parkı, açık hava spor merkezleri, kapalı spor salonları ve ibadet yerleri kapanacak.  Düğün ve vaftiz törenlerine izin verilmeyecek. Cenaze törenleri ise istisna kapsamında. Polislere bu kuralları uygulaması için yetki de verildi. Kuralları çiğneyenlere ceza kesilebilecek.

The Daily Telegraph bu kararı “Özgürlüğün sonu” başlığı üzerinden verirken, The Daily Mail “Tecrit” manşetini,  The Guardian gazetesi ise “Başbakan: Evde kalın, bu ulusal bir acil durum” manşetini attı.

Nepal’de bir hafta sokağa çıkma yasağı

Şu ana kadar iki adet koronavirüs vakası tespit edilen Nepal’de hükümet, Kovid-19’un yayılmasını önlemek için halka, bugünden itibaren bir hafta süreyle zorunlu olmadıkça evlerinden dışarı çıkmamaları talimatını verdi.

Hükümet, alınan önlemler çerçevesinde bir hafta boyunca tüm özel ve kamu araçlarının trafiğe çıkmamaları, iş yerlerinin kapatılması, tüm yurt içi ve yurt dışı uçuşların durdurulması yönünde karar aldı.

Kıbrıs’ta sokağa çıkma yasağı

Şu ana kadar biri ölümle sonuçlanan 116 koronavirüs vakası tespit edilen Kıbrıs Cumhuriyeti de sokağa çıkma yasağı ilan eden ülkeler arasına katıldı.  Kıbrıs lideri Nikos Anastasiadis, ülkede yeni tip koronavirüse karşı alınan önlemler kapsamında kısmi sokağa çıkma yasağının yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Yasak bugün 18.00’den itibaren başlayacak ve 13 Nisan’a kadar sürecek. Yasakla birlikte, ülkede temel ihtiyaçları giderme, çalışma alanlarına ulaşma, doktor ve eczane ihtiyacı gibi durumların haricinde sokağa çıkılamayacak.

KKTC’de öğrenciler mahsur kaldı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Türk öğrencilerin yurtlarının boşaltılıp zorla gönderilmek istendiği iddia edildi. İddiaya göre, KKTC’de karantinaya alınacak vatandaşları yerleştirmek için öğrenciler yurtlarından çıkarıldı ve öğrenciler bir gemi ile Türkiye’ye götürülmeye çalışıldı. Gemiyi kaçıran öğrenciler ise uçakların da iptal olması nedeniyle Kuzey Kıbrıs’ta mahsur kaldı.

Obrador’dan Meksikalılara sokağa çıkma tavsiyesi

Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, halka yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını korkusuyla sokağa çıkmaktan vazgeçmemesini tavsiyesinde bulundu.

Obrador, Oaxaca de Juarez şehrinde ziyaret ettiği bir restoranda yaptığı açıklamada, halka Covid-19 salgınına ilişkin paniğe kapılmamaları çağrısı yaptı. Meksika’da şu anda 367 koronavirüs vakası bulunuyor. Dört kişi ise virüs sebebiyle hayatını kaybetti.

Salgınla mücadele eden diğer ülkelerin liderlerinin aksine halkı dışarı çıkmaya çağıran Obrador, “Dışarı çıkmayı bırakmayın, hala ilk evredeyiz. Ben size ne zaman dışarı çıkmamanız gerektiğini söyleyeceğim. Eğer yapabiliyorsanız, ekonomik olarak imkanınız varsa ailenizi restoranlara götürmeye devam edin.” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: REUTERS/Jose Luis Gonzalez

İran’da 6 yaşında bir çocuk hayatını kaybetti

İran’da Kuzey Horasan Sağlık Bilimleri Üniversitesinden yapılan açıklamada, Kuzey Korasan eyaletinde şu ana kadar 189 kişide Kovid-19 tespit edildiği, bu kişilerden birinin ise altı yaşında bir çocuk olduğu belirtildi. Ülke genelinde ise 23 bini aşkın vaka bulunuyor.

Sağlık çalışanları, risk grubunun 65 yaş üstünde olan veya kronik hastalığı bulunan kişiler olduğunu ancak çocuklarda ve gençlerde de rastalanabileceğini söylüyor. Virüsten dolayı daha önce 3 yaşındaki lösemi hastası bir çocuk hayatını kaybetmişti.

19 muhabire koronavirüs tanısı

İran’da ayrıca 19 muhabirin kovid-19 testinin pozitif çıktığı açıklandı. İran Radyo Televizyon Kurumu Haber Ajansı (iribnews) Başkanı Mehrdad Seyyid Mehdi, bazı meslektaşlarının Kovid-19’a yakalandığını Twitter hesabından duyurdu.

Myanmar’da ilk vakalar

Myanmar’da ise ilk vaka görüldü. Sağlık Bakanlığı’nın Facebook sayfasından yapılan açıklamada, biri Yangon şehrinde ve diğeri Chin eyaletinde olmak üzere 2 erkek hastada Kovid-19 tespit edildiği belirtildi.

Yangon’daki hastanın, kısa süre önce İngiltere’den döndüğü ve cumartesi günü hastaneye kaldırılan 26 yaşındaki bir erkek olduğu kaydedilen açıklamada, Chin eyaletindeki hastanın da yakın zamanda ABD’den döndüğü ve pazartesi hastaneye kaldırılan 36 yaşındaki bir erkek olduğu bildirildi.

Hollanda’da para cezası

Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanı Fred Grapperhaus, dışarıda üç ve daha fazla kişinin bir araya gelmesi ve kişiler arasında 1,5 metreden az mesafe olması halinde ceza kesileceğini belirterek, bu kapsamda kişilere 400 avroya, kurum ve şirketlere ise 4000 avroya kadar ceza uygulanacağını ifade etti.

 

Kategori: Gündem

İklim KriziManşet

Kanarya şeklinde giyinen Yokoluş İsyancıları maden girişini kapattı

Fotoğraf: Florence O'Taylor

Birleşik Krallık’ta bulunan Durkham’daki kömür madeni alanının genişletilmesi planına tepki gösteren Yokoluş İsyanı aktivistleri kanarya şeklinde giyinerek girdikleri kafeslerle madenin girişini kapattı.  26 Ocak’tan bu yana madene giriş çıkışları kapatan eylemciler, toplamda üç gün boyunca madeni işgal etmeyi planlıyor.

Eylemciler, Durkham Belediyesi ve hükümetten Banks Madencilik tarafından yapılan genişletme başvurusunu reddetmelerini talep ediyor. İklim aktivistleri, projenin Birleşik Krallık’ın 2025 yılında kömürü aşamalı olarak kaldırma ve 2050 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdüne aykırı olduğunu söylüyor.

500 bin ton kömür

Banks Madencilik Durkham’da bulunan bir maden alanından 500 bin tonluk kömür çıkarımı için Durkham Belediyesine bir teklifte bulundu. Her ne kadar kömür sahasının genişletilmesine izin verilip verilmeyeceği Durkham İl Meclisi tarafından alınacak olsa da İskan, Topluluklar ve Yerel Yönetimler Bakanı Robert Jenrick’in izni iptal etme yetkisi bulunuyor.

Londra’daki iklim aktivistleri daha önce Durkham Belediyesi önünde eylem gerçekleştirmişti. Daha sonra bakanlık önüne giden eylemciler, maden genişletilmesine tepkilerini bakanlık binası önündeki toprağı kazarak göstermişlerdi

Kategori: İklim Krizi

COP25İklim KriziManşet

Yeni COP26 başkanı Alok Sharma oldu

9-20 Kasım 2020 tarihlerinde İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ıncı Taraflar Konferansı’na (COP26) başkanlık yapması için Birleşik Krallık Uluslararası Kalkınma Devlet Sekreteri Alok Sharma seçildi.

Eski başkan kovulmuştu

En başta konferansa başkanlık yapması için görevlendirilen isim eski Enerji Bakanı Claire O’Neill olmuştu. Ancak daha sonra Birleşik Krallık başbakanı Boris Johnson 31 Ocak tarihinde O’Neill’i görevden çektiğini duyurmuştu.

David Cameron ve William Hague gibi yüksek profilli isimler ise yapılan başkanlık teklifini geri çevirmişlerdi. Yaklaşık iki hafta süren belirsizliğin ardından yeni isim belirlenmiş oldu.

Çevre konularına ne kadar duyarlı?

Sharma’nın parlamentodaki yeşil meselelere oy verme konusunda karışık bir kaydı var. Guardian’ın Kirleticiler (Polluters) projesinde yer alan verilere göre Sharma, mecliste bulunduğu sürede iklim ve çevre konularını etkileyen 13 oylamanın sadece iki tanesinde yeşil bir tercihte bulundu. En çok ret verdiği konular arasında ise iklim krizine karşı atılacak adımlar geliyor.

 

 

Kategori: COP25