Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Atıksız ev mümkün mü?

Son zamanlarda tüm dünyada önemli sayıda insan, ev yaşamında sıfır atığın mümkün olabileceğiyle ilgili blog, video kanalı ya da diğer sosyal medya hesaplarından çeşitli paylaşımlarda bulunuyor. Hepsinin ortak noktası sıfır atıklı bir hayat sürmenin mümkün olması. Peki, gerçekten de öyle mi? Gelin bunun üzerine biraz beyin jimnastiği yapalım.

Plastik ambalaj: Atıksız yaşamanın mümkün olup olmadığını tartışmadan önce bazı işe yarayacak bilgilere ihtiyacımız var. Öncelikle doğada atık olmadığını tüm canlıların ürettiği “atıkların” başka canlılar için bir besin kaynağı olduğunu hatırlatalım. Bu temel bilginin yanında bazı başka bilgilere de ihtiyacımız var. Bunların başında her yıl artmakta olan plastik üretim miktarı geliyor. Bu bilgi önemli çünkü üretilen toplam plastiğin önemli bir kısmı ambalajlı ürünler için kullanılıyor. Örneğin şu rapora göre, Türkiye’de 2020 sonuna kadar 8.9 milyon ton plastiğin üretileceği ve bunun da %40’a yakının ambalaj olacağı tahmin ediliyor.

Bu değerlerin ne anlama geldiğini, herhangi bir marketin yiyecek içecek reyonlarına bakarak anlayabilirsiniz. Sadece sıradan marketlere değil, atıksız yaşam için önerilerde bulunanların sıklıkla başvurduğu organik ürün satılan dükkânlarda da durumu anlamanıza yarayacak görüntüler mevcut. Poşet içerisinde satılan organik bakliyatlar, ya da vakumlanmış poşette ve polistiren köpük tabak üzerinde satılan organik tavuk!

Hane halkı geliri: Diğer önemli veri de ücretli çalışanların aylık kazançlarının asgariliği ve bunların tüm çalışan popülasyon içerisindeki oranı. Hane halkı işgücü istatistiklerine göre asgari ücretlilerin oranı %22 iken, DİSK-AR’a göre bu oran yaklaşık %35’ler seviyesinde. Yani toplumun önemli bir kısmı kıt kanaat geçiniyor.

Mesafe: Bir diğer önemli bilgi de gıdanın üretildiği yer ile tüketildiği yer arasındaki mesafe. Büyükşehirlerdeki sebze ve meyvenin önemli bir kısmı başka illerden taşınıyor. Bu taşıma esnasında önemli oranda karbon salımı söz konusu. Yani ülkenin kuzeyindeki bölgelerde yaşıyorsanız çoğu meyve sebzeniz güneyden, güneyindeki bölgede yaşıyorsanız da çoğu başka ihtiyacınız da kuzeyden geliyor.

İçme suyuna erişim: Diğer bir bilgi de musluktan içilebilir su akan şehir sayısının bir elin parmaklarını geçmediği gerçeği. Bu durumda ya pahalı arıtma cihazlarıyla suyunuzu içilebilir hale getireceksiniz ya da ambalajlı su içeceksiniz. Gerek ambalajlı su tüketimindeki artış gerekse de plastik ambalaj üretimindeki artış ikinci durumun daha yaygın gerçekleştiğinin kanıtı.

O halde bu bilgiler ışığında düşündüğümüzde atıksız bir evin mümkün olabileceğini söyleyebilir miyiz? Bana sorarsanız bir hobi olarak evet! Ancak çözüm önerisi olarak hayır! Atıksız yaşamaya dair yapılan önerilerle atıksız bir hayat mümkün ancak yeteri kazancınız ve üretim yapabildiğiniz alanınız varsa! Aksi takdirde ancak biraz daha az atık üretimi konusunda bir ilerleme kaydedilebilirsiniz. Çünkü atıksız bir hayat sürmeniz sadece sizin tek başınıza karar verip gerçekleştirebileceğiniz bir karar değil.

Organik beslenme kolay mı?

Bir kere ambalajlı ürün tüketmeye zorlanmanız söz konusu. Hayır, ambalajsız ürün tüketelim derseniz, o zamanda da büyük şehirlerden kırsala göç etmeniz gerekecek! Yoksa o ambalajsız ürünler size doğru gelmeli. Daha henüz ambalajsız ürünlerin kalitesine değinmedim. Çünkü açıkta satılan ürünlerin kalitesi konusunda Türkiye’nin sicili pek parlak değil (Ambalajlılarda da çok parlak sayılmaz).

Organik beslenelim, hem tarım kimyasalları olmasın hem de sağlıklı yaşayalım diye düşünürseniz şayet karşınıza organik tarımın kilometrelerce ötede gerçekleştiği gerçeği çıkıyor. Her yanı beton ve asfalt olan büyük şehirlerin ne içinde ne de çeperinde organik tarım olamaz. Hadi ondan vazgeçtiniz poşetsiz ambalajsız sebze meyve tüketelim derseniz ve bu amaçla pazara giderseniz bu sefer de karşınıza o sebze meyvenin kilometrelerce öteden geldiği gerçeği çıkacak. Belki siz poşet ya da ambalaj kullanmamış olacaksınız ancak o ürünler sizin önünüze gelene kadar tonlarca karbondioksit atığını üretmiş olacak bile!

‘Hobi olarak’ atıksız yaşamak

Amacım içinizi karartmak değil, sadece hobi faaliyetlerinin sorunun çözümü gibi sunulması yanılgısından biraz olsun sizi uzaklaştırmaya çalışmak. Çünkü bu hobi faaliyetleri üzerinden geliştirilen algıyla sorunun asıl kaynağı olan aşırı ve doğa düşmanı üretim/tüketim tarzı maskelenmeye çalışılıyor. Tıpkı plastik üreticilerinin atıksız denizler için kurulan bir organizasyona sponsor olup günahlarını STK’ları kullanarak hafifletmeye çalışması gibi. Çünkü o zaman sürdürülebilirliğe katkı sağladığını iddia ederek daha fazla kar etme arzusunu da büyütebilecek. Vatandaşa çöp toplatma kampanyası düzenleyen, plastik ambalajlı üründen başka ürün satmayan küresel şirketler de benzer bir şey yapıyor. Böylelikle sorunun nedeninin bilinçsiz vatandaş olduğu algısı pompalanabiliyor. Kendileri de bu işten sıyrılabiliyor. Kendilerine destek olmaya meraklı “uzmanlar” da bolca mevcut zaten.

Atıksız evler için önerilen diğer bir şey de kullanılan çeşitli ekipmanların yerine konulan ikame ürünler. Hepsi birbirinden güzel ve kullanışlı olan bu ürünlerin ortak noktaları ise pahalı olmaları! Çünkü maliyet yüksek ve iddiaları da yüksek ücreti hak ediyor. En azından üreticileri öyle düşünüyor. Birkaç örnek vermek gerekirse, içerisinde plastik vb. kullanılmayan diş fırçalarının tanesi 15 TL’den başlayan fiyatlara sahip. Oysaki her yerde mantar gibi biten marketler zincirlerinde plastik diş fırçalarını 2 TL’ye bulmak mümkün. Dar gelirli bir aile sizce hangisini tercih eder?

Benzer durum mutfak gereçlerinde de mevcut, banyodaki diğer ekipmanlarda da. Kimi ürünlerde fiyat farkı 10 kata kadar çıkabiliyor. Nasıl ki organik ürünlerle beslenmek köyde/çiftlikte/vb. yaşamıyorsanız ciddi bir gelir gerektiriyorsa, atıksız yaşamak da önemli bir gelir gerektirebiliyor. Ancak burada değinmeden geçemeyeceğimiz bir gerçek daha var o da düşük ücretin beraberinde düşük tüketimi zorlaması! İşte bu yüzden aslında asgari ücretli farkında olmadan minimum atıkla yaşıyor denilebilir. Ancak ne yazık ki bu durum çevre ya da atıkla ilgili bir farkındalığı kendiliğinden ortaya çıkartmıyor. Nasıl ki zengin ve imkanı olanlar daha bilinçli olmuyorsa yoksul olanlar da daha bilinçli ya da bilinçsiz olmuyor.

En uygulanabilir öneri: Kompost

Bir diğer atıksız ev önerisi ise kompost. Yani gıda atıklarının kıymetli gübreye dönüştürülmesi işi! Çoğu insan imkânları dâhilinde bunu gerçekleştirebiliyor. Özellikle bahçesi olan ya da evinde uygun boş alan olanlar çıkan organik ürünleri kompost haline getirip sonra da bu kompostu bitkilere gübre olarak verebiliyor. Bunun birçok örneğine şahit oldum. Belki de atıksız ev önerilerindeki en uygulanabilir öneri bu denilebilir. İlla bitki yetiştirip bu kompostlarla da o bitkileri beslemek zorunluluğunuz yok. Herhangi bir yeşil alanda da bu kompostları değerlendirme imkânı söz konusu.  Ayrıca kent bostanları ya da apartman bahçeleri gibi alternatifler için de oldukça güzel gübre kaynakları. Hem böylelikle çeşitli ürünlere de yerelde erişebilme imkânını güçlendiriyor.

Ancak burada da bu uygulamaları yapabileceğimiz yeteri alan var mı sorunsalı karşımıza çıkıyor. Maalesef ki çoğu yerde bu uygulamaları gerçekleştirmek imkânsıza yakın halde. O durumda da devreye belediyeler giriyor. Onun için de ciddi vizyon gerekli. Aslında bu, belediyelerin yapması gereken asli bir iş! Ancak şu ana kadar bu uygulamayı yapabilen vizyon sahibi bir belediyeye rastladığımı söyleyemem. Asgari hizmetler için bile vizyona ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde yaşıyoruz ne de olsa.

Geri dönüşüm atıksızlık değil

Ambalajlı ürünlerin nasıl dayatıldığından bahsettik ama tekrar söylemekte fayda var. Birçok market ve mağaza siz istemeseniz bile peynirinizi, zeytininizi ve diğer gıdalarınızı, açıktan da alsanız size plastik ambalaj içerisinde veriyor. Bunun yanında, bulaşık deterjanından, banyo jeline, temizlik ekipmanından tıraş bıçağına kadar her şey plastik ambalaj içerisinde. Ambalajsız aldığınız ürünler bile size getirilene kadar tek kullanımlık ambalajlarla taşınıyor. Bunun plastik, kâğıt ya da teneke olmasının bir önemi yok. Sonuçta üretilen bir atık söz konusu! Siz de bunları satın alınca o ambalaj ve karbondioksit atığına ortak olmuş oluyorsunuz. Bunu yapamayıp tekil ambalajlı ürün alıp o ürünün ambalajlarını ayrıştırıp geri dönüşüm kutusuna atmanızın da bir önemi yok!

Geri dönüşüm atıksızlık değil, aksine atığın sürekliliğini sağlamaktadır. Çünkü henüz bu çöpleri (organik olanlar hariç) doğaya tekrar atık bırakmadan dönüştürebilen bir teknoloji yok. Ne yazık ki böyle! O sebeple bu tür atıksız yaşam kararlarını alırken bu durumların bilincinde hareket etmekte fayda var.

Sonuç olarak her ne kadar atıksız yaşamak mümkün olmasa da daha az atıkla yaşamak mümkün. Ürüne özel tekil ambalajlı ürünlerdense toplu olarak ambalajlanmış ve ağırlık usulü satılan ürünleri tercih etmek ve evinizden götürdüğünüz çok kullanımlık kapları kullanmak sahip olduğunuz atık ayak izinizin diğer tüketicilerle paylaşılmasına neden olacaktır ki bu da tek tek ambalajlanmış ürün tüketmekten daha faydalıdır.

Bunun yanında yerel ürünlerin tercihi de sizi daha az atıklı yaşayan biri haline getirecektir. Çünkü yerelden alınan ürün, daha az mesafe kat ederek size ulaşacaktır. O sebeple kent bostanı ve apartman/balkon bahçeciliği işini ciddiye alsak iyi ederiz. Sözün özü, plastik üreticileri kârlarından vaz geçmedikçe, ambalajlı birçok çeşit ürünü (çoğu neredeyse aynı) piyasaya süren şirketler ambalaj modellerini yeniden kullanıma uygun hale getirmedikçe, yerel yönetimler ve merkezi yönetimler plastiksiz yaşamı destekleyerek ve her türlü atık potansiyeli taşıyan eşyalara sınırlama getirmedikçe atıksız yaşama tercihimiz bir hobi olmaktan öteye geçemeyecektir.

Kategori: Hafta Sonu