Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Anadolu’nun büyük halk ve doğa ozanı Cahit Külebi-1

Bugün Cahit Külebi’nin 23’üncü ölüm yıldönümü. Ozanın 1917’nin 20 Aralık günü Tokat Zile’de başlayan hayatı 20 Haziran 1997’de Ankara’da son buldu. Fakat 80 yıllık bu onurlu yaşam biz hayranları için, sayıları çok olmasa da şiirler, denemeler, yaşanmış ve yazılmış anılar bıraktı.

İtiraf etmeliyim ki ilk gençlik yıllarımda Külebi’yi tanımadım. Daha doğrusu yakından tanımadım, çok fazla dikkatimi çekmedi. Ne zaman ki sevgili dostum Erdoğan’dan[1] şu dizeleri duymaya, hem de öyle böyle değil, sık sık, yerli yersiz duymaya başladım, Külebi’ye olan ilgim, ilgimle birlikte bilgim ve sevgim arttı[2];

“Kamyonlar kavun taşır ve ben

Boyuna onu düşünürdüm,

Kamyonlar kavun taşır ve ben

Boyuna onu düşünürdüm,

Niksar’da evimdeyken

Küçük bir serçe kadar hürdüm.

Anladım bu şehir başkadır

Herkes beni aldattı gitti,

Anladım bu şehir başkadır

Herkes beni aldattı gitti.

Yine kamyonlar kavun taşır,

Fakat içimdeki şarkı bitti.”

Cahit Külebi aslen Erzurum kökenlidir. Ama çocukluk yılları Tokat’ın Zile (Çeltik köyü), Artova (Çamlıbel) ve Niksar ilçelerinde geçer. Liseyi Sivas’ta okur. Anadolu’nun göbeğinde geçen bu yıllar onda hem halk hem de doğa sevgisini perçinler. O bir halk ve doğa ozanıdır. Sanırım bunda henüz lise yıllarındayken bazı büyük ozanlarla tanışma şansını yakalamış olmasının etkisi büyüktür. Külebi Sivas Lisesinde öğrenciyken Ahmet Kutsi Tecer[3] bu okulda hem öğretmen hem de müdür yardımcısıdır. Okula sık sık bazı ozanları getirtmekte ve öğrencilerin onlarla sohbet etmesini sağlamaktadır. Cahit Külebi o dönemi şöyle anlatır[4]:

Ozanların çalıp çağırdıkları toplantılara gidebilme olanağı bulamamıştık ama Kutsi Bey okulda onlara konser verdirirdi. Daha da önemlisi okulun bahçesinde taşların üzerine onlarla oturur, günlerce konuşurduk. Kimi arkadaşlar da katılırlardı. Veysel, Ali İzzet, Talibî, Meslekî, Ağa Dayı. Günlerce bana ışık saçtılar.”

Bir başka büyük ozan Gülten Akın[5] onun için “O bir Anadolu çocuğudur. Bunu hiç unutmadı. Şiirlerini kendi toprağından, birikmiş halk kültüründen gelen gelenekten besledi” der. Muzaffer İlhan Erdost[6] Külebi’nin şiirini şöyle niteler: “…Dolayısıyla, halkın özlemini yansıtan yalın söyleyişi, içten konuşma dili, Külebi şiirinin sesine belirleyici olarak girmekle kalmıyor, halkın yaşam felsefesini (anlayışını) şiire yansıtmakta da önemli bir etken oluyor.”

Emin Özdemir[7] de Külebi’nin şiirinden derlediği yerel halk terimlerine örnekler vererek onun halkçı yanını ortaya koyar:  “Teker, emmi, hayın, bıldır, güleş, gömeç, akça, fışkı, zemheri, arık, güleç, yalaz, ışkın, çaşı, teç, lavaş.”

Aslında Külebi’nin halktan nasıl beslendiğini doğrudan kendi dizelerinde de bulabiliriz. Bakalım Şiir Yöntemim adlı şiirinin ilk kısmında iki ustasından birini nasıl anlatıyor ozan.

“İlk ustam oldu benim halk,

Belleğimde akıp giden ırmak.

Köylü diliyle türkü çağırdım

Onlarla gülüp ağlayarak

…”

Külebi, içinde yaşadığı halkın sorunlarını daima şiirinde ön planda tuttu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında doğup Kurtuluş Savaşı ile büyüyen, devrimleri yaşayan bir ozanın tarihte benzeri az görülebilecek bu büyük halk direnişine tepkisiz kalması düşünülemez. Nitekim kalmamıştır da. Atatürk sevgisini her ortamda açıkça vurgulayan ozan 1950 yılında, Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı 13 bölümden oluşan dördüncü şiir kitabını yayımlar. Kuşkusuz bu eserin yazılış ve yayımlanış tarihi ile karşı devrim arayışlarının güçlenmesi arasında bağ kurulabilir. Kitabını “Atatürk’e, birlikte savaşanlara ve çocuklarına” adayan Külebi, pek çoklarına göre kısa bir destan[8] olan bu eserine şöyle başlar:

“Edirne’den Ardahan’a kadar

Bir toprak uzanır,

Boz kanatlı üveyikler üstünden uçar

Ardahan’dan Edirne’ye

Edirne’den Ardahan’a kadar…”

Ozan eserde (destanda) daha sonra sırayla ulusun durumunu, karamsar tabloyu, Samsun’a yanaşan gemiyi, ulusun özgürlük aşkını, vuruşmaları, zaferi ve Ata’ya minneti anlatır. Destanın son iki dizesi şu şekildedir:

“Binler yaşa, yurdumuza hizmeti büyük!

Kemal Paşa! Ölümsüz insan! Şanlı Atatürk!”

Cahit Külebi’nin yaşamı ozanlığının dışında değişik kamu görevleriyle ve Türk Dil Kurumu çalışmalarıyla geçer. Külebi’nin çok fazla şiir yazdığı söylenemez. Tüm yaşamı boyunca 150 civarında yayımlanmış şiiri bulunmaktadır. Kuşkusuz yayımlanmamış olanlar da olmalı. Ozan halk diliyle, yalın bir anlatımı tercih ettiği gibi az sözle çok şey anlatmayı seçmiş olmalı. Daha önemlisi ise ozanın ilk şiirleri ile son şiirleri arasında gerek tarz gerekse içerik yönünden neredeyse hiç farkın bulunmamasıdır. Bakın son dönem şiirlerinden Acı Dönem-II’de halkının durumunu nasıl anlatıyor:

“…

Ve halkın değil mi baştan başa

Yoksul, umutsuz, bezgin?

Bir ağaç gibi kurumuş

Suyu çekilmiş ülkemizin.

İnsanın değeri yok sinek kadar,

Yalan, kandırmaca, vurgun,

Halkımızın bir ucu savurmacada,

Bir ucuysa dibinde yoksulluğun.

…”

Külebi’nin kalbinin yarısı halkı için atmış, dizeleri, ustası olan halkını anlatmıştır. Diğer yarı ise halkın içinde yaşadığı, parçası olduğu doğaya, Külebi şiirinin ikinci ustasına ait. Haftaya diğer yarıya göz atacağım…

*

[1] Prof. Dr. Erdoğan Atmış, Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi.

[2] İstanbul adlı şiir, ilk kitabı Adamın Biri’nden.

[3] Ahmet Kutsi. Soyadı Yasası çıkınca Sivas’ı çok sevdiği için Tecer Dağı’ndan dolayı Tecer soyadını almıştır.

[4] İçi Sevda Dolu Yolculuk, Bilgi Yayınevi, 2007, s. 61.

[5] Külebi’nin Şiirine Genel Bir Bakış- Cahit Külebi’ye Saygı,  Edebiyatçılar Derneği Yayını, 1998, s. 11.

[6] Cahit Külebi’nin Şiirinde Anadolu -Cahit Külebi’ye Saygı,  Edebiyatçılar Derneği Yayını, 1998, s. 29.

[7] Halk Şiiri ve Cahit Külebi. Cahit Külebi’ye Saygı,   Edebiyatçılar Derneği Yayını, 1998, s. 19.

[8] Atatürk Kurtuluş Savaşında”nın Özellikleri ve Önemi, Ali Püsküllüoğlu, Cahit Külebi’ye Saygı. Edebiyatçılar Derneği Yayını, 1998, s. 53.

Kategori: Hafta Sonu