Köşe YazılarıYazarlar

Bu hafta kapınız çalınabilir

Bu hafta kapınız çalınabilir ve karşınızda biri hekim biri de hemşire olmak üzere Sağlık Bakanlığı personelini bulabilirsiniz. Size kapıda evde kaç kişi yaşadığını sorduktan sonra bir rakamı ile hanede yaşayan kişi sayısı arasında bir rakam söylemenizi isteyecekler. Öncelikle söyleyelim; sakın tam ortada bulunan rakamı söylemeyin, çünkü daha önceki bu tip çalışma örneklerinde görüldüğü gibi birçok kişi aynı davranışta bulunacak ve toplumumuzu hiç temsil etmeyen bir örnek ortaya çıkacak. Rakam tartışmasına sonra dönelim ve önce bakanlığın çalışmasına daha yakından bakalım.

Karşılaşacağınız şey Sağlık Bakanlığı‘nın bir süredir kamuoyu ile paylaştığı ‘Yeni koronavirüs (COVID-19) hastalığı seroprevalans araştırmasının’ saha uygulama sürecidir, yani toplum içinde bilinen adıyla verilerin toplanma aşaması… Bakanlığın Covid-19 pandemisinin ülkemizi etkisi altına almasından yaklaşık iki ay sonra oluşturduğu Bilim Kurulu’na da danışarak böyle bir araştırmanın hazırlıklarına başladığı biliniyor. Araştırmanın amaçları ise Bakanlığın hazırladığı çalışma protokolünde şöyle özetleniyor:

  • Türkiye’de ülke ve il düzeyinde hastalık prevalansını saptamak,
  • Türkiye’de ülke ve il düzeyinde geçirilmiş hastalık düzeyini saptamak,
  • Türkiye’de ülke ve il düzeyinde asemptomatik hastalık düzeyini saptamak.

Tarama için geç kalındı

Evreni tüm Türkiye olarak belirlenen ve kesitsel tipte planlanan çalışmada 8-20 Haziran tarihlerinde de alanda verilerin toplanması hedefleniyor. TUİK tarafından belirlenen hane sayısı 153 577. Ekipler belirlenen hanelere ulaşınca her haneden bir kişiyi çalışmaya alacaklar. Bu kişinin belirlenmesi ise tam anlamı ile tartışmaya açık: Bu seçim ‘rastgele’ yapılacak.  Peki, bu rastgele seçim nasıl yapılacak? Çalışma yönergesinden anlıyoruz ki veri toplama ekibi kapıyı açan kişiye hanede kaç kişinin yaşadığını soracak, 1 ile hanede yaşayan kişi sayısı arasında bir rakam söylemesini isteyecek.  Bu rakam hanedeki en yaşlı kişiden en gence doğru kaçıncı kişinin seçileceğini gösterecek. Hanede 5 kişi yaşıyorsa ve kapıyı açan kişi 3 rakamını seçerse büyükten küçüğe 3. kişi çalışmaya alınacak. Daha sonra bu kişiye daha önceden bu araştırma için hazırlanan bir sayfalık kısa bir anket uygulanacak. Anket soruları TC kimlik ve cep telefonu numaraları ile başlıyor ve COVID-19 hastalığı ile ilintili bulguların (ateş, boğaz ağrısı, öksürük, tat alma bozukluğu gibi…) sorgulanması ile bitiyor. Daha sonra ise kişiden PCR testi için burun-boğaz sürüntüsü ile ELISA testi için 3 ml. kan alınıyor. PCR testi ile o kişide halen virüsün olup olmadığı; alınan kan ile yapılan eliza testi ile kişinin hastalığı geçirip geçirmediği. kanında antikor izi sürülerek anlaşılmaya çalışılıyor.

Çalışmanın başlamasıyla beraber tartışmalar da başladı. Aklınıza gelebilecek tıbbın her uzmanlık alanından hekimler araştırmayla ilgili çeşitli medya organlarında konuşurken konunun gerçek uzmanları olan halk sağlıkçıların ve epidemiyoloji uzmanlarının itirazları duyulmadı bile… Peki duyulmayan bu itirazlar neydi? İlk başta bu tip bir seroprevalans çalışması için geç kalınmıştı. Bu araştırma salgına karşı alınan önlemlerin gevşetilmesinden önce yapılıp tamamlanmalıydı. Çünkü bu araştırmayla erken dönemde sayılarının çok fazla olduğunu düşündüğümüz ve bulgu vermeden hastalığı geçirenleri tespit ederek, gerçek durumumuzu anlayıp buna dayanarak gelecek için tahminler yürüterek salgının gerçek boyutunu saptayabilirdik.  Bu sayede tekrar normale dönme öncesi alandaki hastalığın gerçek boyutlarına uygun planlama yapma olanağımız olurdu.

Rastgele değil, ‘tabakalı’ örneklem seçilmeli

İkinci ve en önemli itiraz noktasıysa örnek seçimiyle ilgili… Bilindiği gibi SARS-COV-2 virüsü daha çok yaşlıları seven bir virüs. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre ülkemizde COVID-19 salgını nedeniyle yaşamını yitirenlerin yaş ortalaması 74.6; yaşamını yitirenlerin  %93’ü ise 65 yaş ve üstünde… Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Direktörü Dr. Hans Kluge’nin yaptığı açıklamalardan da anlıyoruz ki. dünyadaki toplam vakaların %38’nin, ölümlerin de %50’sinden fazlasının yaşandığı Avrupa’da Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirenlerin %94’ü 60 yaş ve üzerinde. Üstelik ölenlerin %97’sinde de başta hipertansiyon, kronik kalp hastalıkları olmak üzere en az bir kronik hastalık olduğu görülmüş. 

İşte tam bu nedenlerle yaşlı grup ve çocukların bulaş yaygınlık ve özelliklerinin dağılımı farklı olacağı için mutlaka ülkemizin nüfus piramidine uygun, bölgesel farklılıklara göre düşünülmüş tabakalı bir örneklem seçilmesi gerekiyor yani basit rastgele bir örneklem değil. Kapıyı açan kişinin rastgele söylediği bir sayı ile araştırmaya birey almak, yaşadığımız pandemi için çok ama çok basit bir yöntem. Nüfus dağılımımıza uygun olmayan bir örneklem ülkemizdeki salgın hakkında gerçekleri ortaya koyamaz ve bizi kesinlikle yanlış yerlere götürür.

Diğer konu ise anket formunda sorulanlar. Anket formunda halk sağlığı uzmanlarına göre günlük davranışlar da sorgulanabilirdi… Kişinin 14 gün kuralını bilip bilmediği, maske kullanımı konusundaki yaklaşımı, günde kaç saat dış ortamda bulunduğu gibi…

Tartışma bunlarla da bitmiyor. Erken açılma nedeniyle başta Diyarbakır ve Konya olmak üzere bazı illerimizde vaka sayıları artarken çalışma nedeniyle virüsün evden eve taşınıp taşınmayacağı ve alınan örneklerin çok sayıda laboratuvarda değerlendirilmesinin de araştırma açısından ne kadar doğru olduğu da üzerinde durulan konulardan bazıları… O nedenle bu çalışmanın sonuçları daha şimdiden tartışmalı. 

Önleminizi almayı unutmayın

Sonuç olarak Sağlık Bakanlığı, üniversitelerimizdeki yetkin halkın sağlığı ve epidemiyoloji akademisyenlerine danışma gereksinimi duymadan bu araştırmayı başlattı. Başlayan bir çalışma için yapacak fazla da bir şey yok. Bugünlerde kapımız veri toplama ekibi tarafından çalınabilir. Sadece ellerine verilen saha algoritmasını uygulamakla yükümlü olan hekim ve hemşireden oluşan bu ekibi güler yüzle karşılayın, onlar salgının başladığı ilk günden itibaren yaşamlarını sizler için tehlikeye atarak çalıştılar; çalışmaya da devam ediyorlar.

İlk önce ellerine verilen araştırma yönergesine göre bizden evde yaşayan sayısına uygun bir rakam söylememizi isteyecekler. Refleks olarak ortadaki rakamı söylemekten kaçının. Hatta rakamları küçük bir torbanın içine yazıp atın ve bakmadan çekin. Belki toplumuzu daha iyi temsil eden sonuçlar verir. Sonra o rakama göre çalışmaya alınan kişiye basit bir anket uygulayıp boğaz-burun sürüntüsü ve kan alacaklar. İşlerini tamamladıktan sonra güler yüzle onları uğurlayalım. Ekonomik kaygılarla oldukça erken başlayan açılım sürecinde de maske kullanma, sosyal mesafeyi koruma, sık el yıkama, zorunlu olmadıkça kalabalık, kapalı yerler ile toplu ulaşımdan uzak durma gibi basit kurallara uymazsak uymayanlarımızın yanı sıra yine en büyük kaybı onlar verecek…

Şimdi araştırmayı bir tarafa bırakın. Büyük olasılıkla araştırma toplumsal bağışıklık düzeyimiz hakkında bize güvenilir bilgi veremeyecek, verse bile bu sonuçlar toplum bağışıklığı açısından umut verici seviyede olmayacak. Bakın bu araştırmanın sonuçları beklenmeden ve salgın sürerken önlemlerin gevşetilmesi sonucu hafta sonundan itibaren tekrar günlük yeni vaka sayıları binin üzerine çıktı. Aktif vaka sayımız ise 23 binler düzeyinde…

Virüs dışarıda dolaşıyor, artık virüsle baş başayız; kişisel önlemlerimizi almadığımız sürece sadece kendimizin değil, başta yaşlılarımız olmak üzere sevdiklerimizin, çevremizde yaşayanların ve en önemlisi fedakâr sağlık personelimizin de yaşamını tehlikeye atabileceğimizi kesinlikle unutmayalım…