Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yeni ‘normal’ eskisini döver mi? -Nuran Seyhan Bayer

Benim yaşadığım Bodrum dahil , nisan ve mayıs ayı birçok bölgede kurak geçti. Baharda 40 derecelere varan sıcaklığın ardından fırtınalar birçok sebze -meyve fidesini öldürdü. Ama koronadan ölen insanlar gibi her gün televizyonlarda, radyolarda kaç bitkinin, kaç sebze-meyve fidanının öldüğü,  çiçeklenemediği, meyveye duramadığı söylenmedi.

Her bitkinin, tohumun , bir hafızası var ama o da şaştı. İki aylık salgın “fırsatı” bile iklim değişikliğinde dönülmez yola çok yaklaştığımız gerçeğini örtemedi. Koronavirüs salgınının, hava kirliliğinin en yüksek olduğu ve standartları yüzlerce kat aşan partikül oranıyla başı çeken; salgından önce de insanların zaten maskeyle sokaklarda dolaştığı Çin’de başlamasını, özellikle de solunum yollarını tutmasını kimse sorgulamadı.

Oysa bu iki ay bile, fırsat verdiğimizde doğanın kendini nasıl onarabildiğini kanıtlamıştı: Tayland’ın Phuket plajlarında rekor seviyede kaplumbağa yuvası bulundu. Hindistan’ın Odisha eyaletinde boş kalan plajlarda 70.000 deniz kaplumbağası yuva kurdu. Kaplumbağalar kalabalık ve plastik kirliliğinden dolayı 2019’da bölgeye yumurtlamamışlardı. Nesli tehlike altında olan bazı kaplumbağa türleri de karantinanın sakinliğinden yararlanarak Brezilya ve Florida plajlarına yumurta bıraktılar. Bizim denizlerimiz de bile hiç görülmeyen balık çeşitleri görüldü, popülasyon arttı. Fosil yakıtlar daha az kullanıldığı için hava temizlendi.

Rüya bitti

Bunlar gibi daha onlarca iyileşmeyi, haberlerde, sosyal medyada izledik. Ve ne yazık ki bu güzel rüya bitti. Covid-19’dan kaç kişi öldü, iki ay boyunca en önemli haber materyaliydi. Borsa gibi, her gün ölümler bildirildi. Sıra “en az ölüm bizde oldu, en iyi önlemi biz aldık” övünmesine geldi. Hastane açmakla övünmek gibi… Sorunun ne kadar hastane açtığın değil, hastanelere çok gerek kalmayacak nasıl bir sağlıklı toplum ve doğa oluşturduğu gerçeği yadsınarak.

Yediğimiz gıdadan soluduğumuz havaya kadar, sağlığımızı etkileyen her şey yine gözardı edildi. Zehirli gıdalar yememize neden olan tarım ilaçları hala serbestçe ve denetimsiz olarak kullanılıyor. Konvansiyonel tarımın aç gözlülüğü, üretilen gıdaların üçte birinin çöpe gitmesine karşın devam ediyor. Ve biz medyada “darbe” tartışıyoruz, oysa en büyük darbeyi önümüzdeki dönemde “İklim değişikliği” yapacakken…

Dünya Sağlık Teşkilatı’nın “orta yaş “olarak ilan ettiği 65 yaş ve üzerini , eve , beton yığınlarının içine hapis edince, pandemik ölümlerin az olmasında etkili olabileceğini varsayan “Bilim Kurulu Üyeleri”nin, bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli şeyin, bireysel korunma yöntemlerinin yanı sıra, temiz hava, zehirsiz gıda, açık alanlarda yapılan yürüyüş , spor, gezmek, eğlenmek, gülmek ve sevdikleriyle bir arada olmak olduğu gerçeğini görmezden gelerek nasıl “bilim” yaptıkları ise ayrı bir soru.. Parklar, bahçeler ve milli parklardan önce AVM’lerin açılması da böyle bir bilimsel anlayışın sonucu olmalı.

Sofralar hala zehirli, hava hala kirli

Sadece Covid-19 için değil bütün hastalıkların kaynağında , bağışıklık sistemimizin ne kadar güçlü olduğu yatar. Yaşlı insanların (ki bu 75 yaş üzeri olarak kabul ediliyor) daha çok hasta olmaları şaşırtıcı değildir, çünkü bağışıklık sistemleri zayıftır. Ancak bilim insanları ve doktorlar, bazı insanların neden koronavirüsten çok hastalandığını ve diğerlerinin neredeyse hiçbir şey hissetmediğini gerçekten bilmiyorlar. Bunun en büyük kanıtını geçtiğimiz günlerde Covid-19 u da yenen 101 yaşındaki Atlanta’da yaşayan İspanyol Dora Sowell’di. 1918’de İspanyol gribi salgını sırasında doğdu ve hayatta kaldı.Evlendi, 5 çocuk yetiştirdi, kariyerini hemşire olarak yaptı. 100 yıldan fazla bir süre sonra, bu kez başka bir salgını, koronavirüsü de yendi.

65 yaşın üzerinde olup bu virüsü yenen hatta hiç etkilenmeyen birçok kişi var dünyada. Sağlık sorunlarına bütünsel yaklaşamayan batı tıbbının en büyük sorunu bu. Bu anlayış doğal olarak karar vericilerin yaklaşımına da yansıyor.

Yukarıda belirttiğim gibi, pandemilerin oluşmasına olanak sunan doğal yapıların işleyişinin bozulmasını gözardı ederek, sadece hastalık ortaya çıktıktan sonra ne yapacağını düşünen yönetim anlayışı, zehirli gıdalarla beslenmemize göz yumuyor. Sofralarımız hala zehirli, havamız hala kirli.

Doğru ve zehirsiz gıda almıyorsanız, temiz hava solumuyorsanız, temiz su içemiyorsanız , hastalıklara zaten kapınızı açmışsınız demektir ; bugün korona yarın başka bir isimle başka bir pandemi… Bütün bunlar karar alıcılar tarafından bilinmeden ve uygulamaya konulmadan sizce yeni “normal”, eski “normal” i döver mi?

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”

Hannah Arendt

 

Kategori: Hafta Sonu