Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Tepemizdeki dev delik

‘Ozon tabakasındaki incelme, biz kloroflorokarbonları salmayı bıraktığımız an eski kalınlığına gelmeyecek. Atmosferdeki çoğu olay gibi, bu kadar büyük değişimler ne bir anda gerçekleşir, ne de açılan yaralar bir günde iyileşir. Bugüne kadar saldığımız gazların atmosfere vermekte oldukları hasar hala devam ediyor ve bu hasarın 2020 civarına kadar da sürmesi bekleniyor.’

Güneş’ten Dünya’mıza yaşamımızı sürdürecek enerji ulaşır. Bu enerjiyi değişik renklerdeki ışık olarak düşünebiliriz. Görünür ışık, mor ile kırmızı renkler arasındadır ama Güneş’ten gelen ışık bu kadarla kalmaz, dalga boyu morun da kırmızının da ötesine uzanır. Yani görünen ışığın mor renginin ötesinde morötesi, kırmızının ötesinde de kızılötesi ışık vardır, ama gözlerimiz bu renkleri görüp anlamlandıramaz. Bu dalga boylarının tamamı Dünya’ya ulaşarak atmosferi ısıtır. Ancak atmosferimiz bu dalga boylarının hepsini eşit derecede geçirmez. Atmosferden en rahat geçen görebildiğimiz ışıktır. Kızılötesi ışığın başlıca görevi Dünya’yı ısıtmaktır ve bu ışığın önemli bir kısmı da atmosferden geçer, az bir kısmı da su buharı tarafından emilir.

Morötesi ışık ise en fazla enerji taşıyan kısımdır. Morötesi ışığı taşıyan parçacık/dalga derimize ulaştığında derimizdeki hücrelere çarparak hasara yol açabilir. Görünen ışığın ya da kızılötesi ışığın bu kadar enerjisi yoktur. İşin güzel tarafı, Dünya’nın atmosferindeki ozon gazı morötesi ışınlara karşı fazla geçirgen değildir. Güneş’ten gelen mor ötesi ışığı emerek Dünya’nın yüzeyine ulaşmasını engeller ya da en azından insanlık işe karışana kadar, engellerDİ.

Ozon sadece Antarktika da değil, tüm Dünya’da inceldi

Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir moleküldür, yani bildiğimiz oksijen gazı O2, ozon ise O3’tür. Ozon atmosferin üst tabakalarında morötesi ışınların oksijen moleküllerini parçalaması sonucu oluşur ve oluştuktan sonra da morötesi ışınların Dünya’ya ulaşmasını engeller. Ozon gazının nasıl oluştuğu ve nasıl yok olabileceği 20. yüzyılın başından beri bilinen bir konudur. Ancak 1970’lerde bilim insanları tarımda kullanılan yapay gübrenin ve endüstride kullanılan kloroflorokarbon denen bileşiklerin ozon gazının ortadan kaldırılmasını hızlandırdığını gördüler.

1985 yılında ise İngiliz bilim insanları Antarktika üzerindeki ozon tabakasının diğer yerlere kıyasla çok daha incelmiş olduğunu keşfettiler. Bu olay insanlar arasında “ozon deliği” diye adlandırıldı. Oysa bilmemiz gereken şey ozon tabakasının tüm Dünya üzerinde incelmekte olduğu ve bazı yerlerde bu incelmenin türlü sebeplerle diğer yerlerden fazla olduğudur. Mesela ülkemiz bu incelmenin fazla olduğu yerlerden biri değildir.

Ozon tabakasındaki bu incelme tüm devletleri ürküttüğü ve bu incelmeye sebep olan kloroflorokarbon gazları da endüstride vazgeçilemez bir öneme sahip olmadığından 1987 yılında imzalanan Montreal Protokolü ile bu gazların kullanımı kademeli olarak yasaklandı. Bu yasağa epey sayıda ülke şartsız biçimde uyduğundan dolayı da ozon tabakasındaki incelme problemini çözdüğümüz düşünülüyor.

Hasar hala devam ediyor

Yalnız dikkatli olmamız gereken iki önemli husus var: Bunların ilki bu incelmenin biz kloroflorokarbonları salmayı bıraktığımız an eski kalınlığına gelmeyeceğidir. Atmosferdeki çoğu olay gibi, bu kadar büyük değişimler ne bir anda gerçekleşir, ne de açılan yaralar bir günde iyileşir. Bugüne kadar saldığımız gazların atmosfere vermekte oldukları hasar hala devam ediyor ve bu hasarın 2020 civarına kadar da sürmesi bekleniyor. Ölçümlerde bir seneden bir başka seneye farklılıklar olabilir ama zararın 2020’lerde sona ermesi ve sonrasında ozon tabakasının kendisini tamir etmeye başlaması bilim insanlarının beklentisidir.

Dikkatli olmamız gereken diğer husus da “ozon tabakasındaki incelme azaldı ve geriye döndü” diye kloroflorokarbon salımına tekrar başlamaktır. Son birkaç senedir uydularla yapılan gözlemler, özellikle Çin’in sanayi bölgelerinden bu salımların arttığını göstermektedir. Bu da Çin’in Montreal Anlaşması konusunda yeteri kadar hassas davranmadığının bir kanıtı olarak algılanabilir. Eğer salımlar benzer şekilde devam edecek olursa ozon tabakasının iyileşmesi de çok daha uzun sürecektir. Bu da insanlarda görülen özellikle cilt kanseri vakalarının artmasına neden olacaktır.

İklim değişikliğiyle ilgisi

Bir de kafamızı karıştıran bir husus olarak, ozon tabakasının incelmesiyle iklim değişikliği arasındaki ilişki vardır. Bu konu aslında çok karmaşık ama çok da basit. İklim değişikliği büyük çoğunlukla bizim kömür, petrol ve doğal gaz yakmamızdan kaynaklanıyor ve bu problemi çözmek istiyorsak fosil yakıtları tüketmeyi bırakmamız gerekiyor. Bu basit kısmı ve gördüğünüz gibi, ozon tabakasındaki incelmenin bu konu ile bir alakası yok. Fakat, işe biraz detaylı bakacak olursak, ozon tabakasındaki incelmeye neden olan gazlar da sera gazıdır. Hatta ozon da bir sera gazıdır. Daha da kötüsü, sanayide kloroflorokarbonların yerine kullanılan gazlar da daha zararlı sera gazlarıdır. Bu noktada iş çok fena karışıyor. Kimyasal ve fiziksel bağlamda bu yumağı çözebilmek de pek kolay değil. Yalnız unutmamamız gereken, tüm bu kimyasallar karbondioksidin yanında detaydır ve çoğunlukla sözünü bile etmemize gerek yoktur. Yani, hiç fosil yakıt yakılmayan bir dünyada yaşıyor olsak, ozon tabakasının incelmesine neden olan kimyasalların iklimi değiştiriyor olabileceği kesinlikle uykumuzu kaçırmazdı.

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Hafta Sonu