İklim KriziKöşe YazılarıYazarlar

Olmayacak teknolojileri bekleyip vakit kaybetmeyin, sistemi değiştirin

Son günlerde çıkan iki haber: Hürriyet gazetesinin arka sayfa manşeti, “Bilim insanlarından iklim değişikliği için radikal yöntemler”. Diğeri ise T24’te: “Kuzey Denizi’ne dünyanın en büyük karbondioksit atık tesisi yapılacak.” Bir de bu haberlerle aynı gün Hawai’deki Mauna Loa gözlemevinden gelen rekor haberi, bu tabii sadece Yeşil Gazete’de var: “Atmosferde insanlık tarihinin en yoğun karbondioksiti birikti: 415,5 ppm.” Bu haberler bize ne söylüyor?

Kendi tecrübemden yola çıkarak yorumlamaya çalışayım…

İklim krizinin ne kadar ciddi bir hal almaya başladığını anlattığınızda haklı olarak endişeye kapılan dinleyici (bazen konuşmanın sonunu bile beklemeden) sorar: “Peki biz bu felaketi önlemek için ne yapabiliriz?” Verilebilecek en sağlıklı tepki, sorulacak en doğru soru budur.

Ancak cevap çoğu zaman soruyu soran kişiyi ikna etmez, yeterince tatmin edici gelmez. Çünkü verilen cevabın mantıki sonucu mevcut toplumsal ve ekonomik sistemi kökünden değiştirmektir.

Formül basit: Fosil yakıtı kullanma, doğayı koru

Evet, iklim krizini insan uygarlığını bütün bütüne çöküşe sürüklemeden ve canlı yaşam daha büyük bir yokoluş yaşamadan durdurmak (hâlâ) mümkün. Bunun formülü Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli IPCC tarafından kabaca, “önümüzdeki 12 yılda küresel sera gazı salımını bugünkünün yarısına indirmek ve 2050’ye kadar net emisyonları sıfırlamak” olarak tarif ediliyor. Bu emisyon azaltımının toplumsal ve ekonomik hayattaki karşılığı ise aşağı yukarı şöyle özetlenebilir: “Önümüzdeki 30 yıl içinde fosil yakıtları tedavülden kaldırmak, ormanları, okyanusları ve doğal yaşam alanlarını korumak.” Hepsi bu kadar! (Bu kısa özetin ne anlama geldiğini, bildiğiniz şeyleri tekrarlamamak ve yazının eksenini bozmamak için buraya yazmıyorum, ama merak eden okur olursa diye yazının sonuna ekliyorum.)*

Bir de tabii sistemi nasıl bu yönde değiştirebileceğimize dair araçların tartışılması gerekiyor. Teknolojik, finansal, yönetimsel, sayısız tartışma alanı var. Vergi, uluslararası anlaşmalar, yasalar, moratoryum vb. Ama araçları tartışmayı, hedefleri bulandırmadan yapmak gerekiyor. Çünkü hedeflerin özü çok net…

Ancak bu hedefler çok radikal (ya da yapılamaz) geliyor. Hem de sadece hükümetlere ve bu işlerden para kazanan şirketlere değil. İnsanların büyük çoğunluğu için endüstriyel tüketim toplumunun “kazanımlarından” vazgeçmek “gerçekçi” değil. Vazgeçtiğiniz takdirde kazanacağınız şey çocuklarınızın yaşayacağı bir gezegen olsa bile. Bir başka deyişle bugünkü gibi yaşamaya devam ettiğimizde çocuklarımız bizim yaşımıza gelemeyecek olsalar bile!

Moral bozmak yerine ihtiyacı gidermek

İşte bu nedenle bütün bu sorunları çözecek teknolojilerin geliştirilebileceğine inanmak istiyoruz ve medya da asıl yapılması gerekeni söyleyip “moral bozmak” yerine bu ihtiyacı giderecek haberler vermeyi tercih ediyor. Hükümetler ve şirketler de yine bu ihtiyacı karşılayacak araştırma kuruluşlarına para akıtıp ve bunları haber yaptırıp kendi eylemsizliklerini görünmez hale getiriyorlar.

Oysa bilim insanlarının iklim değişikliğini çözmek için geliştirdikleri söylenen bütün bu “radikal” önlemler, durumun aciliyeti ve boyutu göz önüne alındığında büyük birer palavradan ibaret. Örneğin Hürriyet’in BBC’den alarak aktardığı Cambridge’de kurulduğu söylenen araştırma merkezinin üzerinde çalıştığı “havaya denizden çekilen tuz kristallerini püskürtüp kutupları yeniden dondurma” projesinin saçmalıktan başka bir şey olmadığını anlamak için buzul bilimci olmaya gerek yok, kutupların neden ve nasıl eridiğine dair biraz bilgi sahibi olmanız yetiyor. Aynı şekilde senelerdir tekrarlanan bayat “okyanusun asitliğini azaltma” projeleri sorunun (ve okyanusların) boyutu düşünüldüğünde ciddiye alınabilecek şeyler değil. Ama yine de Sir David King gibi prestijli bilim insanları bu işlerin başına geçirilip, İngiliz petrol ve gaz sektöründen gelip gelmediğini merak ettiğim paralarla kamuoyu, emisyonları azaltmaya ve sistemi değiştirmeye gerek kalmadan sorunun önümüzdeki yıllarda zaten çözüleceği yolunda ikna ediliyor.

İnsanlar tüketimden şirketler kardan vazgeçmedikçe…

İsviçreli Climeworks şirketi İzlanda’da kurduğu santralde karbondioksidi yakalayıp ayrıştırarak yer altında depolamayı hedefliyor.

Aynı şekilde teknik ve ekonomik olarak işe yarar ölçekte yapılabilir olmadığı defalarca kanıtlanan CCS (yani bacadan çıkan karbonu tutup yer altına gömme) teknolojisi hakkında yapılan araştırmalara büyük destekler aktarılıyor. En çok da İngiltere’de. Büyükçe bir termik santralın yıllık emisyonundan az olan 10 milyon ton karbondioksiti saklayabileceği söylenen eski petrol kuyularına karbon gömmek gibi işler için milyarlarca Euro para yatırılarak umut veren haberler pazarlanıyor. Bunun tek nedeni uçmaktan, araba kullanmaktan, et yemekten, her anımızı internete ve teknolojiye bağlı geçirmekten ve dilediğimiz kadar enerji tüketmekten vazgeçmek istemeyişimiz. Tabii hükümetlerin ve göbekten bağlı oldukları fosil yakıt ve gıda şirketlerinin de asla böyle bir gündemlerinin olmaması.

Bütün bu büyük ölçüde hayali teknolojilerin yapılamaz olmasının temel nedeni de aslında atmosferdeki karbondioksiti tutmak veya atmosfere vermeden önce yakalamak mantığı üzerine kurulu teknolojileri çalıştırmak için gereken enerjinin çok fazla ve astarının yüzünden pahalı olması. Yapılan bütün maliyet ve yapılabilirlik analizleri eninde sonunda aynı yere varıyor: Bu kadar karbondioksiti tutmak için para ve enerji harcamaya değmez, bu kadar masraf edeceksek hiç emisyon yapmayacak teknolojilere doğru bir dönüşüm için harcayalım daha iyi. Ama yine de bu boş umut pompalanmaya devam ediliyor, çünkü gereken “dönüşüm” dünyanın iliğini sömürenlerin işine gelmiyor. Sadece 2016’dan bu yana fosil yakıt şirketlerine yeni yatırımlar yapsınlar diye devlet bütçelerinden akıtılan teşvik amaçlı paranın 1,9 trilyon dolar olduğunu hatırlamak yeter. Tüketicinin doğrudan bu şirketlere ödediği paralar hariç.

Resim net: Durmazsak tükeneceğiz

Oysa resim oldukça net: Atmosferdeki karbondioksit düzeyi 2 gün önce 3 milyon yıllık rekorunu bir kez daha kırdı ve 415 ppm’i aştı. Son bir yılda bu düzeyin 3 ppm arttığını biliyoruz. Bu hızla gidersek 2030’da 450 ppm’i görebiliriz. Ve eğer durmazsak, 2050 gelmeden 500 ppm’i görmemiz işten değil. Bu da bu yazıyı okuyanların çoğunun, yani sadece çocuklarınızın değil, sizin bile 2 derece küresel sıcaklık artışını göreceğiniz anlamına geliyor. Sıcaklık artışının 2 dereceye çıkması ise Kuzey Kutup buzullarının tamamen erimesi, okyanuslardaki mercan yataklarının tamamen yok olması ve belli bölgelerde tatlı su kaynaklarının iyice tükenmesi anlamına geliyor. Kasırgaları, selleri, orman yangınlarını hiç saymıyorum. Ayrıca 2 derece sıcaklık artışının geri besleme mekanizmalarını ne kadar zorlayıp iki katı sıcaklık artışına kaç yıl içinde yol açacağı meçhul.

Bu durumda olmayan teknolojiler hakkında konuşup çözümü engellemeye kararlı olan şirketlere yardımcı olmayı mı tercih edersiniz, yoksa bir an önce sistemi, dünyayı ve yaşam biçiminizi değiştirmeyi mi?

 

* Fosil yakıtları tedavülden kaldırmak, ormanları, okyanusları ve doğal yaşam alanlarını korumak, hızlı başlayarak 30 yıl içinde tamamlanacak bir süreç dahilinde şunları yapmak anlamına geliyor:

  • Mevcut fosil yakıt rezervlerinin yüzde 85’ini yerin altında bırakmak,
  • Kömürden ve doğalgazdan elektrik üretimini tamamen durdurmak,
  • Ulaşımda, yük taşımada vb. petrolle çalışan (yani içten yanmalı) motorlu araçlardan tamamen vazgeçmek,
  • Havayolu taşımacılığından büyük ölçüde vazgeçmek,
  • Ulaşım, ısınma-pişirme ve sanayiyi tamamen elektriğe bağlamak,
  • Ulaşımda raylı ulaşıma ağırlık vermek, elektrikli arabaları zorunlu durumlar için kullanmak,
  • Elektriği tamamen yenilenebilir kaynaklardan, yani fosil yakıt kullanmadan üretmek,
  • Elektriği ve diğer enerji biçimlerini çok az, dikkatli ve verimli tüketmek,
  • İnşaat, devasa altyapılar ve büyük projeler çılgınlığından vazgeçmek,
  • Endüstriyel tarımdan vazgeçerek, ekolojik, doğayı koruyan ve onaran gıda üretim yöntemlerine yönelmek,
  • Doğal ormanlar, toprak, sulak alanlar ve okyanuslar gibi karbon yutaklarını korumak ve geliştirmek,
  • Doğayı korumak, karasal alanların yarısını, okyanusların daha da büyük bir kısmını tam koruma altına almak,
  • Geniş alanlarda yeniden ormanlaştırma yapmak,
  • İklimi korumayı amaçlayan tüm önlemleri ekosistem bütünlüğünü, doğa ve insan haklarını, küresel ve sosyal adaleti, şeffaflık, demokrasi ve katılım ilkelerini gözeterek almak.

Bütün bunları gerçekleştirebilmek için de,

  • Sınırsız tüketmeyi bırakmak, az tüketmek, doğaya saygılı ve sade yaşamak,
  • Uzun mesafeli seyahat ve tatillerden, uzun mesafelerde taşınan ya da endüstriyel tarım, hayvancılık ve ormancılık yoluyla üretilmiş gıdaları ve diğer ürünleri tüketmekten vazgeçmek,
  • Büyük ölçüde bitkisel beslenmeye geçmek gerek.

(Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi