Kayıp hayallerin peşinde!- Berkay Erkan

“Önce hayaller ölür, sonra insanlar.”  W.Shakespeare

“Geçmiş iki ya da üç yüzyıla hakim olan kapitalizmin kaydettiği gelişmenin devasa ekonomik ve teknik sürecinin ele geçirdiği, kökünden söktüğü ve dönüştürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bunun “ad infinitum” (sonsuza kadar) süremeyeceğini biliyoruz ya da en azından böyle bir tahminde bulunmak akla uygundur. Gelecek, geçmişin bir devamı olamaz ve gerek dışsal, gerekse içsel olarak tarihsel bir kriz noktasına ulaştığımızı gösteren belirtiler var. Tekno – bilimsel ekonominin oluşturduğu güçler artık çevreyi, yani insan hayatının maddi temellerini tahrip edecek kadar büyük. Bizzat insan toplumlarının, kapitalist ekonominin bazı toplumsal temellerini de kapsayan yapıları, insanlığın geçmişinden devraldığımız şeyin aşınmasıyla tahrip olma noktasındadır.” Kısa 20 ci yüzyıl kitabında böyle belirler günümüz gerçekliğini Hobsbawm, sonra;

 “Dünyamız hem dışa hem de içe doğru infilak etme tehlikesiyle karşı karşıyadır…” diyerek, şöyle tamamlar:

“Nereye doğru gittiğimizi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, tarihin bizi bu noktaya …. neden getirdiğidir. Gene de açıkça görülen bir şey var. İnsanlığın anlaşılabilir bir geleceği olacaksa, bu gelecek geçmişin ya da şimdiki zamanın sürdürülmesiyle olamaz. Üçüncü bin yılı bu temelde kurmaya çalışırsak, başarısızlığa uğrarız. Ve başarısızlığın bedeli, yani değişmiş bir toplumun alternatifi, karanlıktır.”  

Bu kesinlikle doğru. Ama bugün, gelecek geçmişin ya da şimdiki zamanın aynen sürdürülmesi ile mümkün olmayacaksa nasıl olacak, onu nerede arayacağız? Dün bunu sormaya bile gerek yoktu, ne yapacağımızı biliyorduk, çünkü büyük hayallerimiz vardı. Bugün de hayallerimizin peşinden gitmeye devam etmeliyiz. Fakat işte tam burada bir sorun var. Farkındaysanız  artık büyük hayallerimiz yok, uzun süredir sadece şimdiyi yaşıyoruz.

Kapitalist hegemonya zihinleri öyle bir çerçeveye hapsediyor ki; halen yaşadığımız sistemden başka bir sistemin, sosyo ekonomik yapının yerini alacak başka bir düzenin, ille de mülkiyet hırsının olmadığı, doğa ve hayata saygılı başka bir dünyanın mümkün olmadığı, hatta hayal bile edilmesinin imkansızlığına dair yerleştirdiği bir inancın kilidini açıp özgürce düşünemiyoruz. Ütopyalar, içi boş ve imkansızla aynı anlam içeriğine hapsediliyor. Oysa  gelecek, henüz yaşanmamış olan, bilinmeyendir. O yüzden istediğimizi hayal ediyoruz zaten. İstediğimizi gerçekleştirme çabası eylemimize bir anlam kazandırıyor, yön veriyor.

Sistem daha önce toplum üzerinde hiç bu kadar baskın olamamıştı ama ne yazık ki şimdi koşullar buna çok elverişli. Çünkü kapitalist sistemi de temelden sarsan çok hızlı bir değişim var. Bu, yarattığı belirsizlikler ile yeterince korkutucu ve umutsuzluk yayıyor. Bir de hükümetlerin durdurma konusunda hala çok fazla umut vermediği gittikçe hızlanan iklim değişikliğinin korkusu bunun üstüne binince zihinlerdeki korku çemberi daha da büyüyor.

Ama bu çember kırılabilir. Böylece kapitalist hegemonyanın baskısı aşılarak hayal gücümüz, hayallerimiz özgür kalabilir.

Hayal gücü insana özgü. Hayaller olmadan bir yaşamdan bahsetmek bile mümkün değil. İnsan onunla var oldu. Hayallerimiz için çabalamaktır hayat, Aragon’nun mısralarındaki gibi;

Benim dünyam hayallerim, benim hayatım

hayallerim için çektiğim çile. Benim yaşamım

hayalle gerçekliğin birleştiği yer. “  (Hayaller ve Gerçekler)

Hayaller sınırlanamaz, herhangi bir müdahale ile şekillendirilemez, o bir özgürlük duygusudur, var olmanın tarifidir. Bu nedenle en çok şairlerin dilindedir. Hayali olmadan özgürlük olmaz. Özgürlük için önce onu hayal etmek gerek. Umut için de. Binyıllardır umut insanlığı ayakta tutmuş bu sayede. Özgürlük şairi Eluard, Guernica katliamının ardından;

“Bir adam türkü söylüyor, bir adam hep umutlu. Ve acılarının eşekarıları uzaklaşıyor sertleşmiş gökyüzünde. Ve türkülerinin arıları yine de ballarını yapıyor insanların yüreğinde.

Guernica; suçsuzlar hakkından gelecek canilerin, eninde sonunda.

Guernica!...” diyordu. (Red türküleri)

Hayal ettiği geleceğe ulaşacağına olan inancı olmasa nasıl dururdu insanlar bu katliamlara rağmen Guernica’da ve daha yüzlercesinde.

Hayaller umutları besler, umut ise hayalleri. Birinin var oluşu diğerinin de var oluşudur. Hayat bu şekilde ilerler. Geçen yüzyılın dehşet veren bütün olaylarına rağmen yarının daha güzel olacağı umudu, hiç eksilmemişti. 20 ci yüzyıla damgasını vuran şeylerden biri de büyük hayalleriydi.

Hayal gücünü kaybeden bir toplumun geleceği olmaz. Yaşadığımız pratik kadar arzularımız, hayallerimiz ve umutlarımız ile bir gelecek öngörürüz. Somut gerçekliğin içinde mayalanan bu hayaller değişim arzusu doğurur, büyütür. E. Bloch’un gündüz düşleri dediği hayaller ve gelecek arzusu insanların gündelik hayatlarında, rüyalarında, kültürel anlatılarında, popüler kültür ürünlerinde, felsefi düşüncelerinde vd. daima vardır; daha güzel bir hayatın vazgeçilmez bir arzusu ve umudunu yükseltir, harekete dönüşür böylece. Şimdi de ihtiyacımız bu.

Bugün ise iklim değişikliği, neo liberal talan, birlikte geleceğin hayallerinin etrafına  korkulardan bir duvar çekti. Dünyamızın daha ne kadar üzerindeki hayatın eskisi gibi sürmesine izin vereceğini, yakında tarihi bir gelişme olmazsa bilmiyoruz. İklim değişikliğinin ne denli ölümcül ve korkutucu sonuçlar doğurabileceği her gün daha çok hissediliyor. Büyük bir krizin içinde olduğumuz ortada. Öngörülebilir bir gelecek projeksiyonuna izin veren koşulların olmayışı yeni hayallerin mayalanmasına izin vermiyor. Şimdiye kadar özlenen bir geleceğin hayali can simidimizdi. Hayallerimize yeniden kavuşmaya ihtiyacımız var. Aksi halde kollektif bir gelecek hayalinin yokluğundan doğacak boşluk, herkesin sığınacak yer aradığı parçalanmış yapıların var olma mücadelesi ile dolacak. Hayal gücümüz özgür olmalı.

Çünkü ancak hayal gücü ile şimdinin sınırlarını aşabiliriz. Çünkü hayal gücü radikaldir, var olanın köklü değişimini, yeni ve değişik olanı tasavvur etmektir. Bu nedenle fanteziden farklıdır. Artık gelecek için acilen radikal düşüncelere ve eyleme ihtiyaç var ve ancak hayal gücümüz sayesinde böyle adımlar atabiliriz.

İşte, son dönemde meydana gelen iki olay bunun için bir işaret. İngiltere’de başlayan “yok oluş isyanı” ve Greta’nın öfkesi, umutsuz ve karamsar, ne yapılacağını düşünürken, üstümüzdeki kara bulutları dağıtacak güçlü bir rüzgarın ilk esintileri oldu adeta. Onlar bize verili sınırları hem zihnimizde hem eylemimizde aşabileceğimizi gösteriyorlar.

İngiltere’de başlayan isyan hareketinin manifestosunun başlığı  “ Umut ölür, eylem başlar.” Elbette ölen, hükümetlerin bir şey yapacaklarına olan umut. Bu dikkat onların isyana götüren gelecek arzusunu büyüttü. E.Bloch, “En başta devrimci ilgi dünyanın ne kötü olduğunun idrakiyle, başka bir dünya olarak ne kadar iyi olabileceğinin idrakiyle uyanıkken görülen düşe ihtiyaç duyar; kaşifçe yöntemlerden tamamen uzak, tamamen nesnelliğe uygun biçimde, teorisinde ve pratiğinde tutar onu.” der. (Umut İlkesi) İsyan hareketi ve manifestosu ile Greta’nın çıkışı da böyle bir ilginin somut teori ve pratiğini gösteriyor.

Bu esintiye Y.Kemal’in meşhur dizelerini mırıldanarak katılalım biz de:

“Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

 Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

 Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!…

 İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.”         

 Yeni bin yılda, daha büyük hayaller kuracağız. Çünkü korkunun bezirganları ne derlerse desinler, çocuklar bile anladı artık; Evet, başka bir dünya mümkün; ama bunun için bir şey yapmak şartıyla…

Berkay Erkan                                 

                                                                                                                       –