[Cadı Kazanı] Küresel Cinsiyet Eşitliği açığı 108 yıl sonra kapanacak(mış)! – Nuran Seyhan Bayer

Dünya Ekonomik Forumu  (DEF) , Küresel Cinsiyet Eşitliği açığı için 2017 deki tahminine, sekiz yıl daha ekledi. Eğer daha sonraki yıllarda,tahminlere yeni eklemeler olmazsa, 2018 raporuna göre şu anda %68 olan “KÜRESEL CİNSİYET EŞİTLİĞİ AÇIĞI -ÇUKURU-“ 108 yıl sonra kapanacak (mış) … Ülkemizde bu durumu anlatan en güzel deyim sanırım “ölme eşşeğim ölme”olacak.  Başka önerilere de de açığım tabii.

DEF’nun 2006 da yayınladığı endekste, ölçüme esas olan dört başlık seçilmişti: Ekonomik Katılım, Sağlık ve Hayatta Kalma, Politik Güçlendirme ve Eğitim. 2006 dan bu yana genel cinsiyet farkını azaltma oranı sadece %3,6 olmuş. Büyük olasılıkla dişi kaplumbağalar bile daha hızlı ilerlemiştir.

Afrika’nın kurtuluşu onların elinde

Bu raporun en ilginç ve sevindirici tarafı; 10 yıldır bu eşitsizliğin %85 ini kapatarak listeye ilk sıradan giren İzlanda ve onu izleyen Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın yanı sıra büyük bir deparla 10.sıradan listeye giren NAMİBYA olması. Eşitsizliğin %79 dan fazlasını kapatarak , % 10 dan fazla bir iyileştirmeyle 38. sıradan 10.sıraya gelmiş. Bu oranı yükselten de iki endeks;Sağlık ve Hayatta Kalma açığıyla Siyasi Güçlendirme olmuş. Bir başka başarı öyküsünü de yine Sahra Altı Afrika’sı ülkelerinden Ruanda yazmış. Böyle giderse Afrika’nın kurtuluşu kadınların elinden olacağa benziyor. Karnesi en kötü olanlar ise Karayipler ve Latin Amerika ülkeleri. Farkındaysanız Türkiye’den bahsetmiyorum bile…

İskandinav ülkelerinin,  en üst sıranın dördünü işgal etmesi, tabii ki bir tesadüf değil… Bu ülkelerinin tümü, refah devleti ve evrensel sosyal politikalara destekleri, genellikle yüksek ve tabii bu politikalar, kadınlar için,kilit unsur olmuş.

Vigdí Finnbogadóttir,  İzlanda

Listenin birincisi olan İzlanda’da; 1970’lerde ve 1980’lerde kadın dayanışmasının inşa ettiği hareket,  kadınları birçok yönden özgürleştiren refah politikalarının temelini atmıştı. 24 Ekim 1975’te düzenlenen “KADINSIZ GÜN” etkinliğinde,  İzlandalı kadınların yüzde 90’ı işlerini bırakıp haklarını savunmak için protesto gösterisi düzenledi.  Böylece kadınların her gün, her yerde üstlendikleri ve toplumların temelini oluşturan, ödenen ve ödenmeyen tüm görünür ve görünmez görevleri,vurgulandı. Bu eylem, İzlanda’da muazzam bir toplumsal değişime yol açan devasa ve güçlü bir hareketin başlangıcı oldu. Çocuklar için, sokakta yürürken gördükleri ilk kadın başkan Vigdí Finnbogadóttir ve sonrasındaki kadın yöneticiler,bir rol model olmuştu.  Hatta bir dönem,hep bir kadın başkan gördükleri için çocuklar “başkanlar hep kadından olur “diye düşünmeye başlamışlardı. Bir erkeğin başkan olabileceği o kadar yadsınmıştı ki, düşünmüyorlardı bile. Bizdekinin tam tersi galiba…

Ayrıca, İzlanda’da iki kamu politikasından daha bahsetmek gerekir:  Birincisi, evrensel yüksek kaliteli çocuk bakımıdır. Bu politika, kadınların ekonomiye ve genel olarak topluma katılma fırsatlarını değiştirdi. Çünkü kadınlar,  çocuk yetiştiriciliğinin çoğunu tek başına üstleniyorsa, çocuk bakımı maliyetleri, dünyadaki kadınların iş gücü piyasasına katılmalarını ve / veya politikaya katılmalarını engellemektedir.

İkincisi, iyi finanse edilen ve paylaşılan ebeveyn izni. Bu, yalnızca çocuk sahibi olma ihtimalleri nedeniyle kadınların işte yaşadıkları sistematik ayrımcılığı ele almakta.  Erkeklerin çocuklara bakmaları için işten ayrılarak ara vermeleri,  yapısal ayrımcılığı azaltan önemli bir pratik oldu ve İzlanda’daki birçok kadın siyasetçinin bugünkü konumlarına ulaşmada en önemli etkendi.  Bir aileye sahip olmak ya da bir meslek sahibi olmak arasında seçim yapmaya zorlayan bu durum, kadınların iş gücü piyasasına ve karar alma süreçlerine katılımını kısıtlayan bir gerçeklik. Türkiye düşünüldüğünde bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır.Bu anlamda, hükumetler ve parlamentodan, uzaya füze göndermeleri beklenmiyor: Sadece toplumsal cinsiyet eşitliği farkını arttırdığı gösterilen politikaları benimsemeyerek, önderlik edecekler. Bu kadar basit.  Erkekleri Mars’a kadınları ise Venüs’e göndermeye gerek kalmayacak yani…

“Ekonomik Fırsat Eşitliği “ toplumsal cinsiyet açığının tamamen kapanması ise, en uzun sürecek olanı: 202 yıl sonra… Kadınların hala yönetimsel ya da üst düzey resmi roller için hep başlarını çarptıkları CAM TAVAN’ın varlığı böylece bir kez daha tescil ediliyor.

Siyasi güçlenmedeki cinsiyet açığının kapatılması içinse 107 yıl öngörülüyor! Bakanların sadece %18’i kadın ve 149 ülkenin altısında bakanlık pozisyonunda kadın yok.

Raporda: “Devlet başkanlığı pozisyonundaki kadınların çoğu son on yılda seçildi. Bu son gelişmelere rağmen, bu yıl seçilen Romanya başbakanı da dahil olmak üzere 2018’de 149 ülkede halen yalnızca 17 kadın devlet başkanı veya başbakan var” denilmekte.

Bu kadar kötü haberden sonra sıra bir iyi haber: Eğitime özgü cinsiyet farkının ortalama% 5 düzeyinde kaldığı ve mevcut eğilimlere dayanarak sadece 14 yıl içinde kapatılabileceği söyleniyor. Diğer çukurlar aynı süreçte kapatılamadığı için bu durum sadece eğitimli ama iş gücüne ve karar mekanizmalarına katılamayan kadınların varlığına işaret ediyor sadece…

Türkiye’de kamu ve özel sektörde karar alma mekanizmalarında; alt, orta ve üst düzeyde, kadınların ne oranda var olduğunu gösteren tek araştırmayı 2004-2006 yıllarında, benim de kurucusu olduğum İRİS EŞİTLİK GÖZLEM GRUBU yapmıştı. O günden buyana bir arpa boyu yol alamadığımız gibi artık arpaların bile yetişmesine izin verilmiyor.

Yani kadınlar için “cennet” henüz inşa bile edilmedi. Vaad edilen cennet ise hala ayaklar altında o da anne olmayı şart koşuyor!

Not: Yazıma son noktayı koyduğumda TV haberlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi AKP adayının , “kadınları halı dokumacılığıyla istihdam edeceğiz” cümlesi, başıma balyoz gibi indi. İzmir (yani erkekler) için vaad edilen silikon vadisiydi, kadınlar içinse halı dokumacılığı! Hala nerede olduğumuzu ve gerisini siz düşünün… Küresel Cinsiyet Eşitliği Çukuru’nun kapanması için ülkemizin daha 500 yıla ihtiyacı olduğunu düşünmeden edemedim.

Nuran Seyhan Bayer

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”
                                                                        HANNAH ARENDT