Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Cadı Kazanı] Davos’un başına düşen iklim krizi – Nuran Bayer

Davos’ta, Dünya Ekonomik Forumu’nun 50 yıllık tarihinde bu yıl bir ilk yaşandı: İklim aktivisti Greta Thunberg’in konuşmasına yer verilirken, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) başkanı Kristalina Georgieva “Biz ne  yaptık?” diyerek, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC ) 1,5 derece raporunu okuduktan sonra gece uyuyamadığını itiraf etti. Georgieva’nın uykusunu belki de ilk kez para dışında bir şey kaçırmıştı!

Davos’un başına düşen iklim krizi, Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) “2020 Küresel Risk Raporu”yla bir kez daha doğrulandı. Rapora yine ilk kez çevre sorunları hakim oldu. Buna göre, önümüzdeki 10 yılın risk faktörlerinin ilk beş sırasında çevre konuları yer alıyordu:

1.Beklenmedik hava koşulları,

2.İklim değişiklikleri,

3.Doğal afetler,

4.Biyo çeşitlilik kaybı ,

5.İnsan eliyle oluşan çevresel felaketler.

Image: World Economic Forum Global Risks Report 2020.

Dünyamızın karşılaştığı en büyük tehditleri, olasılık ve etki boyutuna göre tanımlayan raporda; “İklim değişikliği, birçok insanın öngördüğünden daha sert vuruyor ve daha da hızlanıyor. Ve ülkeler küresel ısınmayı sınırlama taahhütlerini yerine getirme çabalarından uzaklaşırken rotadan sapıyorlar. Küresel Şekillendirme Topluluğu için – forumun genç bileşenleri – çevre sorunları daha da baskı altındadır ve hem kısa hem de uzun vadede kaygı listelerinin başında gelmektedir” denilmekte.

Asıl felaketi gelecek kuşaklar yaşayacak

DEF’nun genç bileşenlerinin kaygısı daha çok, çünkü asıl felaketi onlar yaşayacak. Zaten IMF Başkanı’nın uykusunu kaçıran neden de torunuydu. Bugün dünyada karar mekanizmalarının başında olan kişiler çoğunlukla 50 yaşın üstünde ve dönülmez noktaya gelindiğinde büyük olasılıkla bu dünyayı terk etmiş olacaklar. 2030’a kadar yapacaklarımız, o tarihten sonra yaşayacaklarımızı belirleyecek. “İKLİM ACİL” kavramının dağarcığımıza kazınması 2019 yılında oldu, hatta Oxford Sözlüğü bunu, yılın sözü olarak seçti. 2019 Eylül’üne kadar olan kullanımında, bir önceki yıla oranla 100 kat daha yaygın hale geldiği belirtildi ve 2020 yılı “iklim hareketi yılı” olarak belirtildi.

Yapacak çok şey var ama önemli olan ne yapacağımızı ve nereden başlayacağımızı bilerek kararlı adımların atılması. Bireylerden karar mekanizmalarına uzanan bütün bileşenlerin, rotadan asla sapmadan hareket etmeleri gerekiyor. Danimarka 2030 yılına kadar CO2 emisyonlarını %70 oranında azaltmak gibi iddialı bir hedef koydu. İddialı ancak bunu gerçekleştirmek için yapılması gerekenleri yapmaya başladı bile. Umarım bu tutkulu hedef küresel boyutta yayılır.

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”

(Hannah Arendt)

 

Kategori: Hafta Sonu

Ekonomiİklim KriziManşet

IMF Başkanı Georgieva: Biz ne yaptık?

Uluslararası Para Fonu (IMF) başkanı, Kristalina Georgieva, Davos Zirvesi’nde katıldığı bir oturumda geçen yıl iklim değişikliği ve etkileri hakkında önemli bir rapor okuduktan sonra uyuyamadığını söyledi.

Perşembe günü İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşmacı olan Georgieva,  Birleşmiş Milletler’in 2018’deki Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), tarafından hazırlanan 1,5 derece özel raporuna atıfta bulunarak “Gözümün açılması geçen yıl IPCC raporunu okuduğum zaman oldu. Size söylüyorum, o gece uyuyamadım” dedi.

‘Tek düşünebildiğim 8 yaşındaki torunum oldu’

Binin üzerinde bilim insanının hazırladığı dönüm noktası raporda gezegenin ısınmasını 1,5 dereceyle sınırlamak için sadece 12 yıl kaldığı belirtiliyordu. Raporda ayrıca, bu eşiğin aşılması halinde  sınmanın kuraklık, sel, aşırı sıcaklık ve yoksulluk riskini ciddi şekilde artıracağı konusunda uyarılar vardı.

Georgieva konuşmasının devamında “Tek düşünebildiğim 8 yaşındaki torunumdu” dedi. Raporu okuduktan sonra kendisine “Biz ne yaptık?” sorusunu sorduğunu belirten Georgieva,  “Torunum 20 yaşına geldiğinde iklim değişikliği nedeniyle 100 milyon insan daha fakirleşebilir. 40 yaşına geldiğinde 100 milyondan fazla mülteci olabilir. 90 yaşında yaşıyorsa ve dünya 3 ila 4 derece daha sıcaksa, bu gezegen zar zor yaşanabilir olacak” dedi.

Kategori: Ekonomi

İklim KriziManşet

Davos’taki liderlere ‘Bilimin Arkasında Birleş’ çağrısı

21 Ocak günü başlayacak Davos Zirvesi arifesinde Arctic Basecamp tarafından bilim insanlarının yeterince duyulmayan sesini duyurmak için başlatılan ‘Bilimin Arkasında Birleş’ kampanyası, bir basın açıklaması ile duyuruldu.

Bilim insanları bu kampanyayla, dünyadaki tüm politika, iş ve yatırım kararlarının, gezegenin ısınmasını 1.5ºC’de sınırlandıracak bir vizyonla alınması gerektiğini ve mümkün olan en yaşanabilir geleceğe imkan sağlanması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Greta Thunberg de yer alıyor

Kampanya, 17 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de dahil olduğu iklim değişikliğiyle mücadelede öncü isimlerin desteğiyle gerçekleşiyor.

Aktivistler, Arctic Baseacamp’ta çadırlarda kalıyor

Bu isimler arasında Potsdam İklim Değişikliğinin Etkilerini Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Johan Rockström, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası eski başkanı ve Mission 2020 kampanyasını bir araya getiren Christiana Figueres, Arctic Basecamp Yönetim Kurulu üyesi ve iş dünyasını iklim kriziyle mücadele etmek için bir araya getiren We Mean Business girişiminin eski CEO’su Nigel Topping ve ödüllü oyuncu Rainn Wilson yer alıyor.

Bilim ne söylüyor?

Siyaset, iş dünyası ve finans sektörü liderlerinin bilimin arkasında birleşmesini talep eden Bilimin Arkasında Birleş girişiminin talepleri ise şu şekilde:

  • Tüm politika, iş ve yatırım kararlarını, gezegenin ısınmasını 1.5ºC’de sınırlandıracak bir vizyonla alın.
  • Tüm fosil yakıta dayalı proje stoğunu, yatırımları ve teşvikleri 2020 yılına kadar sonlandırın ve insanlardan değil kirliliğe sebep olanlardan vergi alın.
  • Mevcut kömürlü termik santrallerin tamamını OECD ülkelerinde 2030, diğer ülkelerde 2040 yılına kadar kademeli olarak kapatın.
  • İçten yanmalı motorların satışını 2030 yılına kadar sonlandırın.
  • Gezegenin karasal ekosisteminin yüzde 50’sini 2030 yılına kadar koruma altına alın.

 Bilimin Arkasında Birleş kampanyası

Bilimin Arkasında Birleş kampanyası ve hedefleri, bilimsel gelişmeleri ve iklim değişikliği konusundaki aciliyeti yansıtmanın yanı sıra, tüm siyasi liderlerin, iş dünyasının ve finans sektörü liderlerinin yapması gerekenleri kapsayacak şekilde evrilecek.

Whiteman: Bilimden uzaklaşıyorsunuz

Arctic Basecamp’ın kurucusu ve Lancaster Üniversitesi’ndeki Pentland Centre for Sustainability in Business’ın direktörü olarak görev yapan Prof. Gail Whiteman, “Bilimi hayatımızdan uzak tutarsak, bilimin açığa çıkardıklarının vehametini bilmeme riskimiz artıyor. Artık harekete geçmeme olasılığını kabul edemeyiz. Bilimin arkasında birleştiğimiz durumda her kararın, her yatırımın ve her davranışın bizi doğru yöne götüren hedeflere dayanması gerekiyor. Fosil yakıtlara yatırım yapmaya ve üretmeye devam etmeye karar verirseniz, bilimden uzaklaşıyorsunuz” diyor.

Thunberg: Beni değil, bilim insanlarını dinleyin

17 yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg ise şunları söylüyor: “Liderlerin beni dinlemesini istemiyorum. Liderlerin bilim insanlarını dinlemesini ve bilimin arkasında birleşmesini istiyorum. Bununla birlikte iklim krizini aşmak için gerekli olan alanlarda harekete geçmelerini istiyorum.”

Wilson: Konu siyaset değil bilim ve işbirliği

Tüm zamanların en hayati, en acil insani sorunu iklim değişikliği olduğunu ve hiçbir yerin Kuzey Kutup Bölgesi’nden daha fazla etkilenmediğini söyleyen ödüllü oyuncu Rainn Wilson’un ifadeleri ise şöyle: “İklim değişikliği bilimini Arctic Basecamp’ın müthiş bilim insanları ve Bilimin Arkasında Birleş kampanyasına katkı veren bilim insanlarıyla keşfetmek çok heyecan verici. Çünkü günün sonunda bu konu siyasetle değil, bilim ve işbirliği ile ilgili.”

Arctic Basecamp hakkında:

Arctic Basecamp, Lancaster Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Gail Whiteman tarafından kurulan ve İngiliz Antarktika Araştırması’ndan Dr. Jeremy Wilkinson ortaklığında benzersiz bilimsel çözümler sunan bir platform. Misyonu ‘bilimi söz sahibi yapmak’ olan kurum, bilim insanlarının ve mürettebatın kamp kurduğu gerçek bir Arktik bilim çadırı olmasının yanı sıra etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Arctic Basecamp, 2017-2020 yılları arasında Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu‘nda birçok yüksek profilli etkinliğe ev sahipliği yaptı.

 

Kategori: İklim Krizi

Ekolojiİklim KriziManşet

Yokoluş İsyancıları Davos’a tırmanışa geçti

İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleşecek Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) iklim krizine dikkat çekmek isteyen Yokoluş İsyancıları Pazar günü Doğu İsviçre’deki Landquart‘tan Davos kayak merkezine üç günlük bir yürüyüşe başladı.

Sayıları bini bulan protestocular 40 km uzunluğundaki yürüyüşe başlamak için Landquart merkezinde toplandı. Avustralya’daki yangınlara atıfta bulunarak koala kostümleri giyen eylemciler “Donald’ları değil Greta’ları dinleme zamanı” yazılı pankartlar taşıdı.

Yetkililer yürüyüşü başta onaylamışlardı, ancak eylemcilerin güvenlik nedeniyle Davos’a karayoluyla devam etme talebini reddetti. Eylemin organizatörleri ise Davos’a gitmeye kararlı olduklarını, ancak kullanma iznine ihtiyaç duymadıkları daha küçük yürüyüş yollarına gideceklerini söyledi.

Davos Zirvesi

Bu yıl 50’ncisi düzenlenecek Davos Zirvesi’ne toplam 117 ülkeden 3 bin iş adamı, siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katılacak. Her yıl gerçek dünyayla temastan uzak olduğu için eleştirilen tema bu yıl “Uyumlu ve Sürdürülebilir Bir Dünya için Paydaşlar” olarak belirlendi.

Kategori: Ekoloji

Ekonomiİklim KriziManşet

Black Rock CEO’su: İklim krizi ekonomiyi de dönüştürüyor

Uluslararası yatırım kuruluşu Black Rock CEO’su Larry Fink, şirket CEO’larına yönelik kaleme aldığı yıllık mektupta iklim krizinin dünyayı yeni bir ekonomi modeli benimsemeye zorladığını ve bu dönüşümün yakın gelecekte gerçekleşeceğini söyledi.

‘Müşteriler iklim değişikliğiyle ilgili tavsiye istiyor’

Deneyimli yatırım uzmanının çalıştığı Black Rock’un yönetim altındaki varlıkları, 2019’un üçüncü çeyreğinde yaklaşık 7 trilyon dolar. Müşterilerinin iklim değişikliği konusunda yatırımlarını nasıl değiştirmeleri gerektiği konusunda tavsiye istediğini aktaran Fint, “İklim değişikliği neredeyse her zaman tüm dünyadaki müşterilerin BlackRock ile gündeme getirdiği en önemli sorun. Avrupa‘dan Avustralya‘ya, Güney Amerika’dan Çin‘e, Florida‘dan Oregon‘a kadar yatırımcılar portföylerini nasıl değiştirmeleri gerektiğini soruyor ”dedi.

İklim değişikliğinin şirketlerin uzun vadeli beklentileri için belirleyici bir faktör haline geldiğini söyleyen Fink, “Ama farkındalık hızla değişiyor ve finans için temel bir yeniden şekillendirmenin kenarında olduğumuza inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Davos öncesi şirketlere uyarı

Fint’in açıklamaları 21-24 Ocak tarihleri arası gerçekleşmesi planlanan Davos Zirvesi öncesinde geldi. Dünya Ekonomik Forumu‘nun (WEF) düzenlediği Davos Zirvesi, önümüzdeki hafta İsviçre’nin Davos kasabasında başlayacak.

Bu yıl 50’ncisi düzenlenecek Davos Zirvesi’ne toplam 117 ülkeden 3 bin iş adamı, siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katılacak. Her yıl gerçek dünyayla temastan uzak olduğu için eleştirilen tema bu yıl “Uyumlu ve Sürdürülebilir Bir Dünya için Paydaşlar” olarak belirlendi.

‘Sermayenin yeniden tahsisine hazırlanın’

Şirketlere yönelik uyarılarını sürdüren Fink “Finans alanındaki 40 yıl boyunca, bir dizi finansal kriz ve zorluğa tanık oldum – 1970’lerin ve 1980’lerin başlarındaki enflasyon ani artışları, 1997’deki Asya para krizi, nokta-com balonu ve küresel finansal kriz… Bu bölümler yıllarca sürse bile, aslında hepsi kısa vadeliydi. İklim değişikliği farklı” dedi.

Fink, “Öngörülen etkilerin sadece bir kısmı gerçekleşse bile, bu çok daha yapısal, uzun vadeli bir kriz. Şirketler, yatırımcılar ve hükümetler sermayenin yeniden tahsisine hazırlanmalıdır ” ifadelerini kullandı.

Davos’ta yapılacak toplantıya, aralarında Greta Thunberg‘in de bulunduğu iklim aktivistleri de katılacak.

Kategori: Ekonomi

Ekolojiİklim KriziManşet

Dünya Ekonomik Forumu: İklim değişikliği gelecek 10 yılın en büyük küresel riski

Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) tarafından her yıl yayınlanan Küresel Riskler Raporu’nun 2020 edisyonu bugün düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. 750’den fazla küresel uzman ve karar vericiye kısa ve uzun vadeli endişeleri sorularak hazırlanan raporun sonuçları çarpıcı. Önümüzdeki 10 yılda gerçekleşme olasılığı en yüksek olarak tanımlanan ilk 5 riskin tamamı iklim değişikliği ve çevre ile ilgili.

Marsh & McLennan Insights ve Zürih Sigorta Grubu işbirliğinde hazırlanan rapor, karar vericilerin gezegeni koruma hedeflerini, ekonomik büyüme hedefleriyle birlikte ele almaları gerektiğini belirtiyor. Bunun yanı sıra şirketlere, bilime dayalı hedefler uyarınca harekete geçerek, oluşabilecek yıkıcı risklerinden kaçınmalarını öneriyor.

Beş risk iklim ve çevre ile ilişkili

Rapora göre önümüzdeki on yılda gerçekleşme olasılığı en yüksek olan beş risk şu şekilde:

  1. Aşırı hava olayları (örneğin sel, fırtına)
  2. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
  3. Başlıca doğal afetler (örneğin deprem, tsunami, volkanik patlama, jeomanyetik fırtınalar)
  4. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı
  5. İnsan kaynaklı çevresel zarar ve afetler

Etkisi en yüksek riskler

Önümüzdeki on yılda etkisi yüksek olan temel riskler arasında da birinci sırayı iklim değişikliği alıyor. Sıralamayı diğer maddeler şu şekilde takip ediyor:

1. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
2. Kitle imha silahları
3. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı
4. Aşırı hava olayları (örneğin sel, fırtına)
5. Su krizi

Risklerin birbirleriyle ilişkisi

Raporda kişilere sorulan diğer bir soru ise riskleri birbirleriyle ilişkisine göre sıralamak. Cevaplara göre birbiriyle ilişkili temel küresel riskler ise şu şekilde belirtiliyor:

1. Aşırı hava olayları – iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
2. Büyük ölçekli siber saldırılar – kritik bilgi altyapısı ve iletişim ağlarının çöküşü
3. Yapısal işsizlik ve istihdam azlığı – teknolojik ilerlemelerin olumsuz sonuçları
4. Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem tahribatı – iklim değişikliğiyle mücadele ve uyumdaki başarısızlık
4. Gıda krizi – aşırı hava olayları

Kısa vadeli riskler

Rapora göre uzman ve karar vericilerin %78’i, 2020 yılında “ekonomik çatışma” ve “ülke içindeki siyasi kutuplaşma” risklerinin artmasını bekliyor. Bu durum, özellikle iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve önemli türlerin popülasyonundaki azalma gibi acil sorunların üstesinden gelmeyi imkansız kılıyor.

  1. Ekonomik çatışma: %78,5
  2. Ülke içi siyasi kutuplaşma: %78,4
  3. Aşırı sıcaklık dalgaları: %77,1
  4. Doğal kaynakların ve ekosistemlerinin tahribatı: %76,2
  5. Altyapı ve siber saldırılar: %76,1

Endonezya’nın Doğu Kalimantan eyaletinde dünden bu yana etkili olan selden 7 binden fazla kişi olumsuz etkilendi.

Biyolojik çeşitlilik yıllık 33 trilyon dolar fayda sağlıyor’

WEF Yönetim Kurulu Başkanı Borge Brende, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede, siyasi kutuplaşma, deniz seviyesinin yükselmesi ve iklim değişikliği kaynaklı yangınlara dikkati çekerek, “Bu yıl, dünya liderlerinin yalnızca kısa vadeli kazanımlar için değil, risklerle mücadele edebilmek adına iş birliklerini onarması, yeniden canlandırmayı öncelemesi ve toplumun tüm kesimleriyle birlikte çalışması gereken bir yıl” ifadelerini kullandı.

Zürih Sigorta Grubu Risk Sorumlusu Peter Giger de iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan etkilerine uyum sağlamak ve gezegenin biyolojik çeşitliliğini korumak için daha fazla önlem alınması gerektiğini belirtti. Biyolojik çeşitlilik gösteren ekosistemlerin, önemli miktarda karbon depoladığını ve yıllık 33 trilyon dolar değerinde ekonomik fayda sağladığını vurgulayan Giger, şunları kaydetti:

“Bu miktar, ABD ve Çin’in gayri safi yurt içi hasılasının toplamına denk geliyor. Şirketlerin ve karar vericilerin düşük karbonlu bir ekonomi ve sürdürülebilir iş modelleri içeren dönüşümü yaratmak için daha hızlı hareket etmeleri gerekiyor. Stratejilerini politikalardaki ve müşteri tercihlerindeki değişimlerle uyumlu hale getiremeyen şirketlerin yok olduğunu görüyoruz. Dönüşüm riskleri gerçek. Herkes bu riskleri azaltmak için üzerine düşeni yapmalıdır. Bu ekonomik bir zorunluluk olmanın yanı sıra etik bir sorumluluktur.”

Kategori: Ekoloji

İklim KriziManşet

İklim aktivisti gençlerden Davos mektubu: Fosil yakıtı hemen, şimdi terk edin

Genç iklim aktivistleri, ocak ayının sonunda Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu için toplanacak liderlere yönelik açık bir mektup yayımladı. Liderlerden fosil yakıt yatırımlarını derhal durdurmalarını isteyen mektupta, baskı oluşturmak için kendilerinin de Davos’ta olacaklarını belirtildi. Açık Radyo’dan Ömer Madra’nın çevirdiği mektubun tam metni şöyle:

“Yeni bir onyıla yeni girdik; öyle bir onyıl ki bu, geleceğimizin neye benzeyeceğini kararlaştırmakta her ayın, hatta her günün can alıcı önemi olacak. Ocak sonuna doğru şirketlerin baş yöneticileri, yatırımcılar ve siyasetçiler, Dünya Ekonomik Forumu’nun 50. yıldönümü için Davos’ta toplanacaklar.

Dünyanın dört bir yanından genç iklim aktivistleri ve okul grevcileri de bu liderlere baskı yapmak üzere orada olacaklar.

Bu yılki forumda tüm şirketlerin, bankaların, kurumların ve hükümet temsilcilerinin fosil yakıt arama ve çıkartma faaliyetlerine yapılan tüm yatırımları derhal durdurmasını, tüm fosil yakıt sübvansiyonlarını derhal sona erdirmesini, fosil yakıtlara yaptıkları yatırımları da derhal ve tümüyle geri çekmesini talep ediyoruz.

Bunların 2050’de, 2030’da hatta 2021’de bile yapılmasını istemiyoruz; bunların şimdi yapılmasını istiyoruz biz – hemen şimdi deyiminde olduğu gibi.

Dünyanın karmaşık ve çetrefilli bir yer olduğunu, taleplerimizin de kolay yerine getirilir şeyler olmayabileceğini gayet iyi anlıyor ve biliyoruz. Ne var ki, iklim krizi de de son derece karmaşık ve çetrefilli bir şey ve bu, bir âcil durum. Âcil durumlarda konfor bölgenizin dışına çıkar, çok rahatlatıcı olmayan ya da nâhoş bazı kararlar alırsınız. Açık konuşalım: İklim ve çevre âcil durumu konusunda kolay, rahat veya hoş olan tek birşey bile yok.

Aktivist gençler, liderler üzerinde baskı oluşturmak için Davos’ta olacaklarını söyledi.

Gençler, kendilerinden büyük nesiller ve iktidardakiler tarafından iyice yüz üstü bırakılmaktalar. Bazıları, bizim çok fazla şey istediğimizi düşünüyor olabilir. Ama bu, hızla sürdürülebilir bir dönüşümü başlatmak için gereken gayretin aslında en azı. Bunun hâlâ –2020 yılında– yapılmamış olması bile, açıkçası, utanç verici.

Gelgelelim, Rainforest Action (Yağmur Ormanları Eylemi) kuruluşunun raporuna bakılırsa, 2015 Paris Anlaşması’ndan bu yana 33 majör küresel banka, fosil yakıtlara ortaklaşa 1,9 trilyon dolar (1,5 trilyon £) akıttılar. Uluslararası Para Fonu (IMF), sadece 2017 yılında dünyanın fosil yakıtlara 5,2 trilyon dolarlık sübvansiyon harcaması yaptığını saptıyor. Bunun sona ermesi şart.

Finans dünyasının gezegene ve onun üstünde yaşayan insanlarla tüm diğer canlı türlerine karşı sorumluluğu var. Aslına bakılırsa, üzerinde yaşadıkları gezegenin serpilip gelişmesini garanti altına almanın, her şirketin ve her hisse senedi sahibinin çıkarına olması gerekir. Ne var ki tarih, şirketler âleminin kendini dünyaya karşı sorumlu tutma konusunda istekli olduğunu göstermiyor. Öyleyse, onları sorumlu tutma yükümlülüğü de biz çocukların üstüne düşüyor. Dünya liderlerini bu gezegen krizinin yüreğinin tam ortasında duran fosil yakıt ekonomisine yatırım yapmaya artık son vermeye çağırıyoruz. Onlar, paralarını şu anda zaten var olan sürdürülebilir teknolojilere, araştırmalara ve doğanın onarım ve sağaltılmasına yatırmalılar. Kısa vadeli kâr güdüsü, hayatın uzun vadeli istikrarını gölgede bırakmamalı.

Davos’ta bu yılki toplantının ana konusu “birbirine tutunan ve sürdürülebilen bir dünyanın paydaşları” şeklinde belirlenmiş. Dünya Ekonomi Forumu’nun internet sitesine bakılırsa, liderler iklim değişikliği konusunda kaydettiğimiz küresel ilerlemeyi daha ileri götürmek üzere ortaya atılan fikirleri tartışmak üzere bir araya gelecekler. Bu âciliyet durumunu kavradıklarını ve buna öncelik verdiklerini söylediklerine göre, bizim talebimiz de o kadar abartılı ve zorlama bir şey sayılmasa gerek. Fosil yakıt endüstrisine yapılan bu yatırımları derhal kesmekten daha azını yapmak, hayatın kendisine ihanet etmek olacaktır. Günümüzün “işler böyle gelmiş böyle gider” anlayışı, insanlığa karşı suç halini alıyor artık. Bu cinnete bir son verme konusunda liderlerin kendi üstlerine düşen rolü oynamasını talep etmekteyiz. Burada geleceğimiz sözkonusu; liderler de buna yatırım yapsınlar işte.”

Makaleyi kaleme alan iklim aktivistleri şöyle: Greta Thunberg, İsveç; Luisa Neubauer, Almanya; Tokata Iron Eyes, ABD; Jean Hinchliffe, Avustralya; Danielle Ferreira de Assis, Brezilya; Robin Jullian, Fransa; Licipriya Kangujam, Hindistan; Holly Gillibrand, İskoçya; Alejandro Martínez, İspanya; Isabelle Axelsson, İsveç; Sophia Axelsson, İsveç; Ell Jarl, İsveç; Mina Pohankova, İsveç; Linus Dolder, İsviçre; Joel Enrique Peña Panichine, Şili; David Wicker, İtalya; Julia Haddad, Lübnan; Oladosu Adenike, Nigeria; Iqbal Badruddin, Pakistan; Arşak Makiçyan, Rusya; Vanessa Nakate, Uganda.

Kategori: İklim Krizi

Hafta SonuManşet

[Cadı Kazanı] Küresel Cinsiyet Eşitliği açığı 108 yıl sonra kapanacak(mış)! – Nuran Seyhan Bayer

Dünya Ekonomik Forumu  (DEF) , Küresel Cinsiyet Eşitliği açığı için 2017 deki tahminine, sekiz yıl daha ekledi. Eğer daha sonraki yıllarda,tahminlere yeni eklemeler olmazsa, 2018 raporuna göre şu anda %68 olan “KÜRESEL CİNSİYET EŞİTLİĞİ AÇIĞI -ÇUKURU-“ 108 yıl sonra kapanacak (mış) … Ülkemizde bu durumu anlatan en güzel deyim sanırım “ölme eşşeğim ölme”olacak.  Başka önerilere de de açığım tabii.

DEF’nun 2006 da yayınladığı endekste, ölçüme esas olan dört başlık seçilmişti: Ekonomik Katılım, Sağlık ve Hayatta Kalma, Politik Güçlendirme ve Eğitim. 2006 dan bu yana genel cinsiyet farkını azaltma oranı sadece %3,6 olmuş. Büyük olasılıkla dişi kaplumbağalar bile daha hızlı ilerlemiştir.

Afrika’nın kurtuluşu onların elinde

Bu raporun en ilginç ve sevindirici tarafı; 10 yıldır bu eşitsizliğin %85 ini kapatarak listeye ilk sıradan giren İzlanda ve onu izleyen Norveç, İsveç ve Finlandiya’nın yanı sıra büyük bir deparla 10.sıradan listeye giren NAMİBYA olması. Eşitsizliğin %79 dan fazlasını kapatarak , % 10 dan fazla bir iyileştirmeyle 38. sıradan 10.sıraya gelmiş. Bu oranı yükselten de iki endeks;Sağlık ve Hayatta Kalma açığıyla Siyasi Güçlendirme olmuş. Bir başka başarı öyküsünü de yine Sahra Altı Afrika’sı ülkelerinden Ruanda yazmış. Böyle giderse Afrika’nın kurtuluşu kadınların elinden olacağa benziyor. Karnesi en kötü olanlar ise Karayipler ve Latin Amerika ülkeleri. Farkındaysanız Türkiye’den bahsetmiyorum bile…

İskandinav ülkelerinin,  en üst sıranın dördünü işgal etmesi, tabii ki bir tesadüf değil… Bu ülkelerinin tümü, refah devleti ve evrensel sosyal politikalara destekleri, genellikle yüksek ve tabii bu politikalar, kadınlar için,kilit unsur olmuş.

Vigdí Finnbogadóttir,  İzlanda

Listenin birincisi olan İzlanda’da; 1970’lerde ve 1980’lerde kadın dayanışmasının inşa ettiği hareket,  kadınları birçok yönden özgürleştiren refah politikalarının temelini atmıştı. 24 Ekim 1975’te düzenlenen “KADINSIZ GÜN” etkinliğinde,  İzlandalı kadınların yüzde 90’ı işlerini bırakıp haklarını savunmak için protesto gösterisi düzenledi.  Böylece kadınların her gün, her yerde üstlendikleri ve toplumların temelini oluşturan, ödenen ve ödenmeyen tüm görünür ve görünmez görevleri,vurgulandı. Bu eylem, İzlanda’da muazzam bir toplumsal değişime yol açan devasa ve güçlü bir hareketin başlangıcı oldu. Çocuklar için, sokakta yürürken gördükleri ilk kadın başkan Vigdí Finnbogadóttir ve sonrasındaki kadın yöneticiler,bir rol model olmuştu.  Hatta bir dönem,hep bir kadın başkan gördükleri için çocuklar “başkanlar hep kadından olur “diye düşünmeye başlamışlardı. Bir erkeğin başkan olabileceği o kadar yadsınmıştı ki, düşünmüyorlardı bile. Bizdekinin tam tersi galiba…

Ayrıca, İzlanda’da iki kamu politikasından daha bahsetmek gerekir:  Birincisi, evrensel yüksek kaliteli çocuk bakımıdır. Bu politika, kadınların ekonomiye ve genel olarak topluma katılma fırsatlarını değiştirdi. Çünkü kadınlar,  çocuk yetiştiriciliğinin çoğunu tek başına üstleniyorsa, çocuk bakımı maliyetleri, dünyadaki kadınların iş gücü piyasasına katılmalarını ve / veya politikaya katılmalarını engellemektedir.

İkincisi, iyi finanse edilen ve paylaşılan ebeveyn izni. Bu, yalnızca çocuk sahibi olma ihtimalleri nedeniyle kadınların işte yaşadıkları sistematik ayrımcılığı ele almakta.  Erkeklerin çocuklara bakmaları için işten ayrılarak ara vermeleri,  yapısal ayrımcılığı azaltan önemli bir pratik oldu ve İzlanda’daki birçok kadın siyasetçinin bugünkü konumlarına ulaşmada en önemli etkendi.  Bir aileye sahip olmak ya da bir meslek sahibi olmak arasında seçim yapmaya zorlayan bu durum, kadınların iş gücü piyasasına ve karar alma süreçlerine katılımını kısıtlayan bir gerçeklik. Türkiye düşünüldüğünde bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılır.Bu anlamda, hükumetler ve parlamentodan, uzaya füze göndermeleri beklenmiyor: Sadece toplumsal cinsiyet eşitliği farkını arttırdığı gösterilen politikaları benimsemeyerek, önderlik edecekler. Bu kadar basit.  Erkekleri Mars’a kadınları ise Venüs’e göndermeye gerek kalmayacak yani…

“Ekonomik Fırsat Eşitliği “ toplumsal cinsiyet açığının tamamen kapanması ise, en uzun sürecek olanı: 202 yıl sonra… Kadınların hala yönetimsel ya da üst düzey resmi roller için hep başlarını çarptıkları CAM TAVAN’ın varlığı böylece bir kez daha tescil ediliyor.

Siyasi güçlenmedeki cinsiyet açığının kapatılması içinse 107 yıl öngörülüyor! Bakanların sadece %18’i kadın ve 149 ülkenin altısında bakanlık pozisyonunda kadın yok.

Raporda: “Devlet başkanlığı pozisyonundaki kadınların çoğu son on yılda seçildi. Bu son gelişmelere rağmen, bu yıl seçilen Romanya başbakanı da dahil olmak üzere 2018’de 149 ülkede halen yalnızca 17 kadın devlet başkanı veya başbakan var” denilmekte.

Bu kadar kötü haberden sonra sıra bir iyi haber: Eğitime özgü cinsiyet farkının ortalama% 5 düzeyinde kaldığı ve mevcut eğilimlere dayanarak sadece 14 yıl içinde kapatılabileceği söyleniyor. Diğer çukurlar aynı süreçte kapatılamadığı için bu durum sadece eğitimli ama iş gücüne ve karar mekanizmalarına katılamayan kadınların varlığına işaret ediyor sadece…

Türkiye’de kamu ve özel sektörde karar alma mekanizmalarında; alt, orta ve üst düzeyde, kadınların ne oranda var olduğunu gösteren tek araştırmayı 2004-2006 yıllarında, benim de kurucusu olduğum İRİS EŞİTLİK GÖZLEM GRUBU yapmıştı. O günden buyana bir arpa boyu yol alamadığımız gibi artık arpaların bile yetişmesine izin verilmiyor.

Yani kadınlar için “cennet” henüz inşa bile edilmedi. Vaad edilen cennet ise hala ayaklar altında o da anne olmayı şart koşuyor!

Not: Yazıma son noktayı koyduğumda TV haberlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi AKP adayının , “kadınları halı dokumacılığıyla istihdam edeceğiz” cümlesi, başıma balyoz gibi indi. İzmir (yani erkekler) için vaad edilen silikon vadisiydi, kadınlar içinse halı dokumacılığı! Hala nerede olduğumuzu ve gerisini siz düşünün… Küresel Cinsiyet Eşitliği Çukuru’nun kapanması için ülkemizin daha 500 yıla ihtiyacı olduğunu düşünmeden edemedim.

Nuran Seyhan Bayer

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”
                                                                        HANNAH ARENDT

Kategori: Hafta Sonu

KadınManşet

Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde 149 ülke arasında 130’uncu sırada

Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2018 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye, cinsiyet eşitliğinde 149 ülke arasında 130. sırada. Rapora göre toplumsal cinsiyet eşitliğinde en öndeki ülke İzlanda, son sıradaki ülke Yemen.

Rapor, 149 ülke temel alınarak hazırlandı ve ülkeler cinsiyet eşitsizliği, eğitim, sağlık, siyaset ve iş hayatı başlıklarında incelendi.

Eğitime, sağlığa, siyasete katılımda kadın-erkek eşitsizliği son 10 yılda iyileşme göstermesine rağmen, söz konusu ilk üç alanda kadınların katılımı 2017’ye göre geriledi.

Raporda, cinsiyet eşitliği endeksinde 1 puan tam eşitlik anlamına geliyor. Bu puana en çok yaklaşan ülkeler İzlanda, Norveç, İsveç, Suriye, Irak, Pakistan ve Yemen ise 1 puanın en uzağındaki ülkeler. 

Yönetimdeki kadınlar arttı

Rapora göre 2018’de kadınların iş hayatına katılımında belirgin bir artış gözlense de kadınlar ile erkekler arasında maaş farkı yüzde 51 oranında. Raporda, olumlu olarak ilerleyen tek alanda, kadınların yönetim kademelerindeki artış. Kadınların yönetim kademelerinde olması yüzde 34 oranında artmış durumda. 

Bilgi gerektiren alanlarda kadın temsili yok

Raporda, işgücü piyasasında kadın katılımının düştüğü ve bunun nedeni de “teknoloji/makineleşme” olarak gösterildi. Raporda kadınların yaptığı işlerin artık otomatik makinalarca gerçekleştirildiği ifade edildi. 

Raporda, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik gibi beceri ve bilgi gerektiren alanlarda kadınlar yine yeterince temsil edilmediği de vurgulandı. 

Raporda, Türkiye ile ilgili şu bilgilere yer veriliyor:

Türkiye, 149 ülke arasından 19 ülkeyi, toplumsal cinsiyeteşitliği başlığında geride bırakarak listenin 130. sırasında yer aldı. Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler sırasıyla şöyle: Fildişi Sahili, Bahreyn, Nijerya, Togo, Mısır, Moritanya, Fas, Ürdün, Umman Sultanlığı, Lübnan, Suudi Arabistan, İran, Mali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Çad, Suriye, Irak, Pakistan, Yemen.

2006 yılında bu sıralamada 105. olan Türkiye, 12 yılda 25 sıra geriledi. 

Türkiye, 149 ülke arasında, “Kadınların ekonomik katılımı ve fırsat eşitliği” konusunda 131. sırada yer alırken, eğitimde 106., sağlıkta 67. ve politik katılımda 113. sırada görünüyor. 

Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasındaki listede de 7. sırada yer alıyor, aynı listede Yemen son sırada. 

(T24)

Kategori: Kadın

EkonomiManşet

Küresel Rekabet Raporu’ndaki yalnız ve hüzünlü ülke Türkiye

Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl ülkelerdeki iş insanları ve uzmanlara dayanarak hazırladığı Küresel Rekabet Raporu (The Global Competitiveness Report) 2018 sayısı geçtiğimiz ay yayınlandı.

Türkiye, “Küresel Rekabet Endeksi”nde 137 ülke içinde 53. sırada kendine yer bulabilirken iken İsviçre ve ABD uzun yıllardır olduğu gibi başı çekmeye devam ediyor.

Çin ise rekabetçilik sıralamasında üst lige tırmanmaya devam ediyor.

Kaynak: Global Competitiveness Index Dataset 2008-2018

“Hormonlu büyüme”

2013 yılında en rekabetçi 43. ülke olan Türkiye bu yıldan sonra irtifa kaybedip 2018’de 53. sıraya gerilerken, adı ucuz ve kalitesiz işçilikle beraber anılan Çin en rekabetçi 27. ülke olmayı başarmış.

Küresel rekabet sıralaması, ekonomik büyümenin ne derece sağlıklı bir patikada izlediğinin bir göstergesi olarak alınıyor. Listede üst sıralara çıkmak ülkelerin daha yüksek katma değerli ürünlerle daha yüksek ve sürdürülebilir büyüme patikasına yöneldiğine işaret ediyor. Ekonomi büyürken küresel rekabet sıralamasındaki düşüş ise “hormonlu büyüme” olarak tabir edilen duruma karşılık geliyor.

Rapor, sıralamadaki değişimlerin kaynağı olarak kurumsal yapı, eğitim, teknolojik hazırlık, iş yapma becerisi gibi 12 saç ayağı tanımlanmış. Rekabet sıralaması da bu faktörlerin ağırlıklı ortalaması olarak belirleniyor. Kimi faktörler sıralamayı yukarı çekerken kimileri ise düşürüyor.

2018 yılında Türkiye’nin rekabet endeksinde sıralamasını yükseltmiş faktörler ve onların sıralaması şu şekilde: makroekonomik ortam (50); yüksek eğitim (48); pazar büyüklüğü (10).

Türkiye’yi geriye götüren faktörler: Kurumsal yapı ve teknoloji

Türkiye’yi sıralamada geriye düşüren faktörler ve sıralamaları ise şu şekilde gerçekleşiyor: emek piyasaları verimliliği (127); finansal piyasaların gelişmişliği (80); kurumsal yapının niteliği (71); iş yapma sofistikasyonu (67) ve inovasyon (69).

80 milyonluk bir iç pazara sahip olan Türkiye haliyle pazar büyüklüğü açısından avantajlı bir konuma sahip ve en iyi 10. ülke durumunda. Ne var ki, sıralamada Türkiye’yi geriye götüren faktörlerin kurumsal yapı ve teknoloji başlıklarında yoğunlaştığı göze çarpıyor.

Bu durum raporda ‘yükselen piyasalar arasında yer alan Brezilya ve Türkiye 2000’li yıllarda yüksek potansiyele sahip ülke görünümüne sahipken 2013 sonrası dönemde bu konumlarını hızla kaybederken Çin, Hindistan ve Endonezya ilerlemeye devam ediyor’ şeklinde özetleniyor.

Rapor, ülkelerin küresel piyasada rekabet ettikleri ürünlerin niteliklerine de ışık tutuyor.

Iphone gibi başkaları tarafından taklit edilmesi çok zor ürünlerle mi yoksa çimento gibi hemen her ülkenin kolayca üretebileceği ürünler mi küresel piyasada ülkelerin kendine yer buldukları ‘nitelikli rekabet gücü’ başlıklı gösterge ile ölçülüyor ve ülkeler sıralanıyor.

 

Kaynak: Global Competitiveness Index Dataset 2008-2018

“Düşük katma-değerli ülkelerde ekonomik büyüme ancak maliyetleri ve demokratik kazanımları düşürerek sağlanabiliyor”

Küresel piyasalara benzersiz ürün ihraç edebilen ülkeler haliyle daha az rekabetle karşılaşıyor, ürünlerini daha yüksek fiyatlara satabiliyor. Buna karşın, harcı-alem ürün ihracat edenler ise sayıları her geçen yıl artan rakiplerle mücadele etmek, yerlerini korumak için çeşitli tavizler vermek zorunda kalıyorlar. İlk grup ülkede ekonomik büyüme kalkınmayı da beraberinde getirirken, düşük katma-değerli ülkelerde ise ekonomik büyüme ancak maliyetleri (çevre ve emek standartlarının getirdiği maliyetleri) ve demokratik kazanımları düşürerek sağlanabiliyor. Yani ekonomik büyüme insan ve doğa hakları pahasına gerçekleşebiliyor.

Türkiye, 2009 yılından bu yana rekabet gücündeki nitelik düzeyini hızla kaybederken aynı dönemde Çin küresel piyasalarda rekabet ettiği ürünlerin teknoloji içeriğini (yani benzersizliğini) yükseltmeyi başarıyor.

Nitelikli iş gücü beyin göçüyle kayboluyor

Bunun en acı sonucu ülkeyi bir üst lige taşıması beklenen nitelikli iş gücünün çalışmak için başka ülkelere yönelmesi yani beyin göçü olarak ortaya çıkıyor. Ülkelerin nitelikli iş gücüne dair performansları raporda iki gösterge ile ölçülüyor, varolan yerli nitelikli iş gücünü ülkede tutma ve dışarıdan çekebilme kapasitesi.

Türkiye nitelikli iş gücünü ülkede tutma üzerinden yapılan sıralamada 2014’te 78. sırada iken 2018’de 83. sıraya gerilemiş. Aynı dönemde Çin 31.sıradan az bir düşüşle 34. sıraya inmiş. Yurt dışından nitelikli iş gücü çekebilme kapasite üstünden yapılan sıralama da ise Çin 2014’te en iyi 26. ülke iken 2018’de iyi bir performans göstererek 23. sıraya kadar yükselmiş. Aynı dönemde Türkiye’nin gösterdiği performans ise 89.’luktan 2018’de 103. sıraya düşmek olmuş.

Yüksek katma-değerli ARGE için aranan özellikler: Demokrasi standardı, insan haklarına saygılı yönetim ve nitelikli kurumsal yapı

Uzmanlar, yüksek katma-değerli ürün üretemeyen ülkelerin büyümelerini sürdürülebilir kılamayacaklarını belirtiyor. Yüksek katma-değerli, teknoloji düzeyi yüksek üretimin gerektirdiği insan gücü ve ARGE içinse yüksek demokrasi standardı, insan haklarına saygılı bir yönetim ve nitelikli bir kurumsal yapı gibi makro faktörlerin belirleyici olduğunun altını çiziyorlar.

Kaynak: Global Competitiveness Index Dataset 2008-2018

Teknoloji üreten sermaye ve iş gücü için bu faktörlerin ekmek/su kadar elzem olduğu vurgulanıyor.

Siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar bu kaynakların başka ülkelere kaçmasına sebep oluyor ve ülkelerin geleceğini karartıyor.

Türkiye 2018 itibariyle kurumsal kalite sıralamasında halen 70’li sıralarda yalpalarken, Çin istikrarlı biçimde kurumsal yapısının niteliğini yükseltmeye devam ediyor.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekonomi

ManşetSivil Toplum

Türkiye, cinsiyet eşitsizliğinde 142 ülke arasında 125. sırada

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2014 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporuna göre, cinsiyet eşitsizliğinin en az olduğu ülke İzlanda. Türkiye ise 142 ülkenin değerlendirildiği raporda 125’inci sırada yer aldı.

14 cinsiyet eşitsizliği...

Dünya Ekonomik Forumu 2014 Küresel Cinsiyet Uçurumu raporunu açıkladı. Rapora göre hiçbir ülke cinsiyet eşitsizliğini gideremezken, bu amaca en çok yaklaşan, İskandinav ülkeleri oldu. Listenin son sırasında ise Yemen yer aldı.

Cinsiyet eşitliğini sağlamada ilk beş sırayı sırasıyla İzlanda Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka aldı. Raporun ilk yayınlandığı yıl olan 2006’da dördüncü sırada yer alan İzlanda, 2009’da kadın-erkek eşitliğini sağlamada en başarılı ülke olarak birinci sıraya yerleşti ve altı senedir birinciliğini koruyor.

Geçen sene 136’ncı sırada yer alan Körfez ülkesi Yemen ise bu yıl ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde ve eğitimde 6, sağlık ve yaşam kategorisinde 26, siyasi katılım kategorisinde ise 7 sıra gerileyerek sonuncu sıraya yerleşti.

Türkiye 125. sırada

Raporda Türkiye’nin durumu ise oldukça dikkat çekici. Geçen sene 136 ülke arasında 120’nci olan Türkiye bu sene küresel cinsiyet uçurumu raporunda 5 sıra daha gerileyerek 125’nci oldu. Bu yılki tablo Türkiye için son beş yılın en kötüsü. Rapora göre, sağlık ve yaşam kategorisinde 1 tam puan üzerinden 0.953 puan alarak bu alanda neredeyse eşitsizliğin kapandığı Türkiye’de kadınların ekonomiye ve siyasete katılımı hala çok düşük. Kadınların eğitime katılımında ise Türkiye sadece 105’nci sırada yer aldı.

(DW)

Kategori: Manşet

EnerjiManşet

Dünya Bankası’ndan fosil yakıt yatırımlarını azaltma çağrısı

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim hükümetlere ve iş dünyasına fosil yakıt yatırımlarını azaltacak ekonomik reformlar yapmaları ve iklim değişikliği ile mücadele için karbona fiyat biçme çağrısında bulundu.

Jim_Yong_Kim_466İsviçre’nin Davos kasabasında yapılan Dünya Ekonomik Forumu‘nda konuşan Kim, ülkelere, geliştirilecek politikaların “yeşil tahvil”lere odaklanmasını; vergi ya da piyasa temelli araçlar ile karbonun fiyatlandırılması; binalar, araçlar, taşıma sistemleri için performans standartları belirleyerek verimlilik sağlanması ve aynı zamanda şirketlerin ve finans kuruluşlarının iklim-bağlantılı risklerini değerlendirme ve bu riskleri açıklama konusunda zorlanması tavsiyesinde bulundu. Buna ek olarak, yatırım portfolyolarının kayda değer bir bölümünün değişen iklime uyum, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve karbon azaltma faaliyetlerini fonlayan yeşil tahviller içermesi gerektiğini belirtti.

Aşamalı olarak fosil yakıttan uzaklaşılmasının doğrudan “temiz” yatırıma aktarılabilecek 1,9 trilyon Dolar’lık destek anlamına geldiğini belirtten Kim, ayrıca yeşil tahvil piyasasının bu yıl  ikiye katlanarak 20 milyar dolara çıkarılması, 2015’te Paris’te yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na kadar ise en az 50 milyar Dolar’a ulaşması gerektiğinin altını çizdi. Kim, açıklamasında şu şekilde sürdürdü;

Politika reformları sayesinde, son 20 yıldaki kalkınma kazanımlarını tehdit eden karbon yatırımlarından uzaklaşabiliriz. Ülkelerde ve şirketlerde güçlü iklim liderleri görüyoruz ancak emisyonlar yükselmeye devam ediyor ve yoksullar mağdur oluyor. Bu yıl, iklim değişikliği konusunda harekete geçme yılıdır. Bu konuda artık bahanemiz yok.”

Birçok siyasi lider de Dünya Ekonomik Forumu’nda emisyonların azaltılmasını destekleyici açıklamalar yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon bankalar ve diğer mali kuruluşlara sürdürülebilir enerji ve genel olarak düşük karbon ayak izli projeleri desteklemeleri konusunda çağrıda bulundu.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü(OECD) başkanı Angel Gurria ise “ülkeler karbon fiyatlandırması ve fosil yakıt teşvikleri konusunda reform yapmalı ve 2050 yılı itibariyle ‘sıfır emisyon’ hedefini içeren enerji politikaları geliştirmelidir” şeklinde konuştu.

(power-technology.com,Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Uncategorized

28 Ocak 2014

 Mısır’da Mursi’nin Yargılanması Başlıyor

Mısır’ın devrik lideri Muhammed Mursi 2011’de 20000 kişinin hapisten kaçması olayıyla ilgili yargılanmak üzere başkent Kahire’ye getirildi. Öte yandan, dün İçişleri Bakanlığı’nda görevli General Muhammed Said silahlı kişilerce düzenlenen saldırıda vurularak öldürüldü.

 

Ukrayna’da Başbakan Azarov İstifa Etti

Ukrayna’da Başbakan Mykola Azarov, Başbakanlık basın dairesince yapılan açıklamaya göre ‘ülkede iki aydır süren gösterilerin ekonomiyi tehdit ettiği’ gerekçesiyle istifa etti.

 

Dünya Bankası Başkanı Fosil Yakıtlara Sert Çıktı

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim, Davos’ta süren Dünya Ekonomik Forumu’nda hükümetlerin fosil yakıtlardan yatırımlarını çekmeyi düşünmesi gerektiğini söyledi.

 

Sırbistan’da Erken Seçim Kararı

Geçen hafta AB ile üyelik müzakerelerine başlayan Sırbistan’da ‘üyelik için gerekli reformların meşruiyeti için’ erken seçim kararı alındı.

 

DDT Alzheimer Bağlantısı

JAMA Neurology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmaya göre sıtma kontrol ilacı olarak hala dünyanın bazı yerlerinde kullanılan DDT, Alzheimer’a yol açıyor olabilir. ABD’de yapılan araştırma, Alzheimer hastalarının vücudunda sağlıklı bireylere oranla dört kat daha fazla DDT bulunduğunu ortaya koydu. Ancak, araştırmacılar DDT’nin kesin olarak Alzheimer’a yol açtığını söylemek için erken olduğunu belirtiyorlar.

 

Filipinler’de 17 Ölü

Flipinler’de ordu güçleri ve isyancı Müslüman gruplar arasındaki çatışmalarda 17 militan öldürüldü.

 

Londra’dan Dünyanın En Büyük Güneş Enerjisi Köprüsü

Londra’da toplam 4400 güneş paneli ile kaplanan Blackfriars köprüsü ‘dünyanın en büyük güneş enerjisi köprüsü’ oldu. Köprünün Blackfriars tren istasyonunun enerji ihtiyacının yarısını karşılaması bekleniyor.

 

Avustralya’da Kömür Eylemleri

Dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından Avustralya’da 120 aktivist, Maules Creek kömür madeninde çalışmaları engellemek için kendilerini iş makinalarına zincirledi.

 

Kosta Rika Karbon Nötr Olma Yolunda

Ülkeye milyonlarca hektar ormanlık alanı geri kazandıran Kosta Rika şimdi de 2021 itibariyle tümüyle karbon nötr olma yolunda yerel karbon pazarı kuruyor.

 

Kategori: Uncategorized

EkonomiManşet

Oxfam: “En zengin serveti, en yoksulun 65 katı”

Bu hafta Çarşamba günü Davos’ ta başlayacak olan Dünya Ekonomik Forumu öncesinde, İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam’ın açıkladığı “Working For The Few/Azınlık İçin Çalışmak” adlı rapor dünyanın sosyal adaletsizliğini bir kere daha gözler önüne seriyor: en zengin 85 kişinin toplam geliri, gezegenin en fakir üç buçuk milyar nüfusunun geliriyle eşit.

Yoksulluk ve onunla bağlantılı sosyal adaletsizlik üzerine çalışan Oxfam’ın raporunda %1’lik dilimde bulunan en zenginlerin servetinin, en yoksul kesimden 65 kat daha fazla olduğu ve bu durumun politik istikrarı tehdit edip sosyal gerilimlere yol açtığı vurgulanıyor.

Masadaki kırıntılar için mücadele zorlaşıyor

Oxfam’a göre, gittikçe artan eşitsizlik tesadüf değil; politik gücü eline geçiren zengin elitlerin, politik süreçlerde kendi menfaatleri için daha fazla söz sahibi olması ve ekonomi kurallarını yönlendirmeleri uçurumu arttırıyor. Ekonomik forum toplantısında bulunacak olan Oxfam direktörü Winnie Byanyima, “gittikçe genişleyen eşitsizlik bir fasit daire yaratıyor, bu öyle bir döngü ki servet ve güç gittikçe daha hızla azınlığın elinde kalırken, masada kalan kırıntılar için geri kalanımız daha da çok mücadele etmeye mahkum oluyor” şeklinde açıklama da bulundu.

Working for the Few - Oxfam report

İspanya, Brezilya, Güney Afrika, İngiltere, ABD ve Holanda dahil 30 ülkede gerçekleşen araştırma, geçtiğimiz onyıllarda zenginlerin politik olarak kendi menfaatleri uğruna; finansal serbestleşme, yüksek gelirlerde vergilerin düşürülmesi ve kamu hizmetlerinin azaltılması gibi bir dizi ekonomik çarpıklığı kabul ettirmeyi başardığını ortaya koyuyor.  Örnek olarak 1970’lerin sonundan bu yana araştırmanın yapıldığı 30 ülkeden 29’unda en zenginler için yapılmış olan vergi indirimleri gösteriliyor.

Daha eşit bir düzen için yapılması gerekenler

Politik liderlerin ve iş insanlarının bir araya geleceği Dünya Ekonomik Forumu’na Oxfam adına katılacak olan Winnie Byanyima raporun sunumunu gerçekleştirecek. Oxfam, toplantıya katılacak ülkelere sosyal eşitsizliği engellemek adına bir dizi adım atmaya çağıracak. Bu adımlar arasında; kademeli vergilendirme sistemini desteklemek, vergi kaçırma konusunda tedbir almak, varsılların politik yardım için kendi servetlerini kullanarak yurttaşların demokratik iradesini küçümseyen uygulamalarına son vermek, şirketlere yapılan yatırımların kamuya açık olmasını sağlamak, sağlık, eğitim ve sosyal güvenliğe gelir sağlayacak vergilendirme sisteminde dikkatli olmak ve ekonomik elitlerin bu tedbirler konusunda devletlere destek olması bulunuyor.

Haberin orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

(Guardian, Yeşil Gazete)

Kategori: Ekonomi

İklim KriziManşet

Ocak 2014: İklim Değişikliği ile Küresel Mücadele için önemli ay

Ocak 2014 ayı içerisinde gerçekleşecek beş olay; 2014 ve sonrası için küresel düzeydeki iklim tartışmalarına yön verecek.

1) Obama’nın Ulusa Seslenişi

state-of-the-union28 Ocak’ta, Dünya’nın en güçlü liderlerinden biri olan Obama tüm ABD ulusuna seslenecek. Büyük bir olasılıkla yıla dair beklentilerini ve görüşlerini paylaşacağı konuşmasında, iklim değişikliğini nasıl ele alacağı, ABD’nin iklim değişikliği ile mücadele konusundaki adımlarını bizlere gösterecek. 2013 yılındaki Ulusa Seslenişinde iklim değişikliği ile mücadeleye önemli vurgu yapan ve “Kongre, gelecek nesiller için harekete geçmez ise ben geçeceğim” diyen Obama, İklim Değişikliği Eylem Planı ile sözünü tutmuş görünüyor. Bu seneki konuşma, Obama’ya geçen yıl attığı tohumları yeşertme şansı verecek.

2) Avrupa Birliği 2030 İklim Paketi

AB’nin, 2020 yılı iklim hedeflerinin son tarihine ulaşmaya 6 yılı var ve AB bu sene 2020 sonrasnda ne yapacağını konuşacak. AB 2030 İklim Paketi’nin ilk taslağı 22 Ocak tarihinde açıklanacak. Yeni planın, yüzde 35 ile 45 arasında emisyon azaltma hedefi içermesi bekleniyor, fakat diğer önemli bir soru yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konusundaki hedeflerin ne olacağı. Birleşik Krallık’ın karşı çıkmasına rağmen, İklim Komisyoneri Connie Hedegaard dahil olmak üzere bir çok bürokrat, yenilebilir enerji ve enerji verimliliğine dair hedeflerin olması gerektiğine dair görüş bildirdi.

Responding to Climate Change’e konuşan Belçikalı Çevre Bakanı Melchior Watheltet “Eğer gerçekten ilerleme istiyorsak, gerçekten yatırım yapmalıyız. CO2 emisyonları konusu doğru ama enerji verimliliği de çok önemli çünkü ne yapabileceğimizi bildiğimiz bir konu” diye açıklama yaptı.

3) Yunanistan’ın AB Dönem Başkanlığı

Greece-EU-PresidencyYeni yılın ilk günü ile beraber, ekonomik krizlerle boğuşan Yunanistan, AB dönem Başkanlığı’nı devraldı. Bu da 2014 yılının ilk yarısında yapılacak üst düzey AB toplantısına Atina’nın ev sahipliği yapacağı anlamına geliyor. Ülkenin finansal durumu tüm manşetleri halen doldurmaya devam ederken, ülke aynı zamanda eşsiz ve ilginç bir iklim politikası yürütüyor: yenilebilir kaynakları ve deniz kaynaklarını özelleştirerek “mavi büyüme” hedefliyor.

Yine Responding to Climate Change’e konuşan Yunanlı Milletvekili Dionysia Theodora Avgerinopoulou “Yunanistan’da bizim en değerli varlığımız iklim ve doğa… Biz, eğer Avrupa ve komşu ülkeler daha iyi ve güçlü stratejiler ile yenilebilir kaynaklara yönelirse, Avrupa’nın düşük karbonlu ekonomide lider olabileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.

4) Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısı

Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısını 22 – 25 Ocak tarihlerinde yapacak. Bu toplantıda 1 tam gün iklim değişikliğine ayrılmış durumda. Forum, siyaset, ekonomi, sosyal konular ve teknoloji gibi konuların da dahil olduğu bir biçimde hızlı bir şekilde değişen küresel sistemdeki zorlukları inceleyecek.

Christina Figueres

Christina Figueres

BM’in iklim bölümü şefi Christina Figueres, Responding to Climate Change’e yaptığı açıklamada “Dünya Ekonomik Forumu, dönüştüren değişikliklerin olabileceği konuları ele almayı seçti. Özellikle hem özel sektör hem de kamu kurumları arasında işbirliği gerektiren konulara odaklanacaklar. Malvarlığını elinde bulunduranların ve sermayeye sahip olanların, fark yarabilecek güçleri var ve gelecek on – yirmi yılda sermayenin nereye akacağına dair fark yaratmaları gerekiyor.”

5) Dünya Gelecek Enerji Zirvesi

Dünya Gelecek Enerji Zirvesi de 20 -22 Ocak tarihlerinde Abu Dhabi’de yapılacak. Dünya liderleri, uluslararası karar vericiler, sanayi uzmanları ve daha niceleri, yenilebilir enerji, temiz teknoloji ve enerji verimliliğini tartışmak için bir araya gelecekler. 2013 yılındaki toplantıda, Fransa Başkanı Francois Hollande, toplantıya katılan delegelere, eğer yenilebilir enerjiye yatırım yapmayı başaramazsak, gezegen çevresel “felaketle” yüzyüze kalacak demişti.

Konuşmacılar arasında, Uluslararası Enerji Kurumu Direktörü Maria Van Der Hoeven, Dünya Enerji Konseyi başkanı Marie-Jose Nadeau var. Konuşmaların yanında, onlarca yeni yenilebilir enerji ve enerji verimliliği ürünlerinin bulunduğu en son teknoloji ürünler sergisi de var. Zirvede tanıtılacak ürünlerden biri de elektrikli uçak.

Bizim Yorumumuz:

İklim değişikliği mücadele konusunda giderek umudumuz azalıyor. Ülkelerin şu anda olduklarından çok daha hızlı harekete geçmeleri gerekiyor. Ancak, halen piyasa ekonomisi dahilinde çözümler arayan, petrol ve fosil yakıt lobilerinin etkisi altında kalan hükümetler ile karşı karşıyayız. Yine de yukarıdaki toplantıların takibinin önemli olduğunu ve bu toplantılarda konuşulanların iklim politikasına yön vereceğini unutmamak gerekiyor diye düşünmekteyiz.

(http://www.rtcc.org, Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

İklim KriziManşet

Lord Stern: “İklim değişikliği hakkında yanılmışım. Durum çok, çok daha kötü”

Lord Stern, sıcaklık artışlarının ekonomilere olan etkisi konusunda daha açık sözlü yazmış olması gerektiğine inanıyor. Fotoğraf: Guardian adına Sarah Lee

The Guardian’ın pazar günleri çıkardığı The Observer’ın ekonomi editörü Heather Stewart ve The Guardian’ın ekonomi editörü Larry Elliott‘un ortak imzalarını taşıyan haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle ve ön-yorumuyla sunuyoruz.

***

2006 yılında yayınlanan Stern raporu iklim değişikliği konusunu araştırmış herkesin bildiği önemli bir rapor. Bazı çevrelerce bu raporun iklim değişikliğini abarttığı ve gerçekleri yansıtmadığı iddia ediledursun, raporun yazarı Lord Stern, Davos zirvesinde işlerin tahmin edilenden çok daha kötü bir noktaya geldiğini ve bu kötü gidişatı öngörmüş olsaydı raporu çok daha açık sözlerle ve sert bir üslupla kaleme almış olacağını açıkladı. Aynı dönemde iklim değişikliğine bakışında değişiklik olan bir kurum da Dünya Bankası gibi gözüküyor. Geçtiğimiz yıl sonu yayınladıkları raporla 4 derecelik bir yükselişin getireceği tehditlere işaret eden kurumun yeni başkanı Jim Yong Kim’in iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu kabul eden açıklamaları umut verse de, Davos’ta yaptığı ve aşağıdaki çeviride görebileceğiniz kâr ve büyüme odaklı çözüm çağrıları, iklim değişikliği mücadelesinin neden hükûmetlere ve şirketlere bırakılmaması gerektiğini kanıtlıyor gibi.. (Bora Kabatepe)

***

Birleşik Krallık tarafından görevlendirilerek iklim değişikliği konusunda politikacıların ve çevre örgütlerinin en çok atıfta bulunduğu raporlardan birisini yazan Lord Stern, riskleri hafife aldığını ve raporu yazarken sıcaklık artışlarının ekonomileri üzerinde getirdiği tehditler açısından daha “açık sözlü olması” gerektiğini açıkladı.

Artık bağımsız çalışan Stern, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda verdiği bir röportajda,  “Geriye baktığımda, riskleri hafife almış olduğumu görüyorum. Gezegen ve atmosfer, beklediğimizden daha az karbon emiyor ve salımlar hızlı bir şekilde artıyor. Hal böyle olunca bazı etkiler beklediğimizden çabuk gerçekleşiyor” dedi.

2006’da yayınlanan Stern Raporu, uzun dönem sıcaklık ortalamalarının 2-3 C derece yükselmesi olasılığını %75 olarak vermişti. Raporun yazarı Nicholas Stern, bugünkü görüşünü ise “4 C civarında bir artışa doğru giden bir yoldayız” diye ifade ediyor: “İşlerin böyle gideceğini bilseydim sanırım çok daha açık sözlü olurdum. 4-5 C’lik bir artışın riskleri konusunda çok daha kararlı olurdum.”

 

Lord Stern, sıcaklık artışlarının ekonomilere olan etkisi konusunda daha açık sözlü yazmış olması gerektiğine inanıyor. Fotoğraf: Guardian adına Sarah Lee

 

Stern, Çin’in de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin, risklerin ciddiyetini kavramaya başladıklarını, ancak hükümetlerin ekonomilerini daha az enerji tüketen ve çevre açısından sürdürülebilir teknolojilere doğru kaydırmak konusunda daha güçlü adımlar atmaları gerektiğini söylüyor: “Bu kadar güçlü adımlar atmak zorunda olmamız çok ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Rus ruletini bir kurşunla mı oynamak istiyoruz, yoksa iki kurşunla mı? Bahsedilen riskler bazıları için ölüm-kalım anlamına geliyor.”

Stern, Birleşik Krallık’ın, hükümeti iddialı karbon hedeflerine zorlayan İklim Değişikliği Kanunu”nu da desteklediğini, ancak ekonomiyi yeşillendirme konusunda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini “Bu heyecan verici bir büyüme hikayesi” sözleriyle ifade ediyor.

David Cameron çevrecilerden aldığı desteğin çoğunu, 2010 seçimlerinden önce, iklim değişikliği konusunda kararlı olduğunu göstermek için yaptığı Kuzey Kutbu ziyaretiyle toplamıştı. Ancak koalisyonun yeşil poltikalara olan bağlılığı, rüzgar santrallerinin faydaları üzerindeki şüpheci yaklaşımı ve Britanya’nın kaya gazı rezervlerini genişletmek için gösterdiği çabaların ortasında daha fazla sorgulanmaya başladı.

Stern’in yorumları, Dünya Bankası’nın yeni başkanı Jim Yong Kim’in Davos’ta 4 C’lik sıcaklık artış  tahminlerinin gerçekleşmesi halinde “doğal kaynakların kontrolü üzerinde yaşanacak anlaşmazlıklar” konusunda uyarılarda bulunduğu günlere denk geldi.

Kim, “Heryerde su ve gıda savaşları olacak” demiş, beş yıllık döneminde iklim değişikliği ile mücadele etmenin öncelikleri arasında olduğunun altını çizdi.

Kim, bir karbon pazarı yaratılması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması ve küresel salımların %60-70’inden sorumlu olan dünyanın 100 mega şehrinin yeşillendirilmesi için hemen harekete geçilmesi gerektiğini de belirtti.

2012’de ABD’de yaşanan ve buğday ile mısır fiyatlarını yukarı çeken kuraklığın geliri düşük halkların daha kötü beslenmesine neden olduğunu hatırlatan Kim, aşırı hava olaylarının ilk defa insan kaynaklı iklim değişikliğiyle bağlantılandırıldığını belirterek, “İnsanlar noktaları birleştirmeye başlıyorlar. Eğer unutacak olurlarsa, ben hatırlatmak için buradayım” dedi.

“Ekonomik büyümeyi devam ettirecek iklimle dost yollar bulmalıyız. İyi haber şu ki, bunların olduğunu düşünüyoruz” diyen Kim’e göre özel sektörün katkısı olmadan iklim değişikliğine çözüm bulmak mümkün değil. Kim, şirketleri de “bu fırsatı kâra dönüştürme” konusunda teşvik etti: “İklim değişikliğini tersine çevirme mücadelesinde ve bunu getirecek teknolojilerin geliştirilmesinde çok para var.”

 

 

 

 

 

 

Yeşil Gazete için çeviren: Bora Kabatepe

Editör: Durukan Dudu

Haberin özgün metni için tıklayınız.

(The Guardian/The Observer, Yeşil Gazete)

 

 

Kategori: İklim Krizi

Kadın

Küresel cinsiyet eşitsizliği endeksi

Küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde İskandinav ülkeleri, siyaset, eğitim, istihdam ve sağlık alanlarında kadın ve erkek eşitliğinin en çok sağlandığı ülke olurken, Türkiye de 126. sıradan 122. sıraya yükseldi.

Merkezi Cenevre’de bulunan Dünya Ekonomik Forumu‘nun yayımladığı yılık rapora göre İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç, 135 ülke arasında ilk dört sırayı paylaştı. ABD, Barack Obama’nın yönetimde kadınlara daha fazla rol vermesi ve kadın erkek arasındaki ücret farklılığının düşmesiyle 19. sıradan 17. sıraya yükseldi.

Ülkelerin yüzde 85’inin geçen altı yıl içinde cinsiyet eşitsizliğini azalttığını belirten rapor, diğer ülkelerde bu eşitsizliğin arttığını, Nijerya, Mali, Kolombiya, Tanzanya ve El Salvador gibi ülkelerde kadınların durumun daha da kötüleştiğini gözler önüne serdi.

Listede Rusya 43. sırada, Çin 51. sırada, İtalya 74. sırada, Brezilya 82. sırada, Katar 11. sırada, Hindistan 113. sırada ve Suudi Arabistan da 131. sırada yer aldı.Pakistan, Çad ve Yemen, listenin sonundaki yerlerini korudu.

Kadın erkek eşitsizliği, sağlıkta yüzde 96 ve eğitimde yüzde 93 ile en düşük seviyeye ulaştı. Ancak bu oran, ekonomiye katılımda yüzde 60 ve fırsat eşitliğinde ise yüzde 20’de kaldı. Türkiye, ekonomiye katılımda 132., eğitimde 106., sağlıkta 62. ve fırsat eşitliğinde 89. sırada yer aldı. Dünya Ekonomik Forumu, hiçbir ülkenin sağlık, eğitim, siyaset ve istihdam alanlarında kadınlar ile erkekler arasında cinsiyet farkını tamamen kapatmayı başaramadığını açıkladı.

(Ajanslar)

Kategori: Kadın