Esnaf döven İrlandalı ve şiddete övgü – Hakan Ozan Erzincanlı

“Otoriter yapıları korumak istiyorsanız, insanları bazı şeylerin yanlış, iyi, kötü, bencil ya da fedakâr olduğuna inanmaya eğitmek yeter.” *

Hakan-Ozan-ErzincanlıBu aralar sosyal medyada bir video çok popüler. Bir İrlandalı erkek turistin, İstanbul Aksaray’ da bir başka grup erkek ile kavga ettiğini gösterir bir video…

Bu videoyu güvenlik kamerası kaydından sessiz, yorumsuz, yazısız olarak izlemiş bir Japon turist olsaydım şöyle düşünürdüm (medyada gördüğüm olayları önce böyle yorumlamaya çalışıyorum önyargılardan arınmak için):

“Müşteri suları düşürüyor. Aralarında bir sözel tartışma geçiyor. Dükkân sahibi elinde sopayla adamı tehdit ediyor ve sonraları vuruyor, araya girenler var. Sonrasında müşteri tek başına sokağın ortasında… İri bir erkek… Saldıranları geri püskürtüyor. Arada bir binaya giriyor ve çıkıp çıkıp yine kavga ediyor. Bu kadar çok eli sopalı, sandalyeli erkeğe karşı koyması ve onları püskürtmesi çok ilginç ve destansı… Neler oldu acaba? Adama neler dediler, adam kim, burası neresi, nasıl cevap verdi dükkân sahibine?”

44

Ama maalesef biz bu olayı incelerken bir Japon turist kadar tarafsız değiliz. Acı ama bizler, medya aracılığı ile algıları istenildiği gibi yönetilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Sosyal medyada yeşil, barış yanlısı arkadaşlarımdan, İrlandalı turisti över yorumlar okudukça şaşırdım. İstisnadır diyerek geçtikçe bu yorumların istisna olmadığını gördüm. Ve sonunda, evinde televizyon olmayan, şiddet karşıtı, kendi halinde, öğrencilerine ve topluma karşı ahlaki sorumlulukları olan bir dövüş sanatları uzmanı olarak benim de konu ile söyleyeceklerim vardı ve sosyal medya üzerinden şunları yazdım:

“Bence bir dövüş uzmanının, sporcunun yerel halka şiddet uygulaması etik değil. Egosunu besleyen, alfa erkeği olduğunu göstermek uğruna savaşları körükleyenler değil mi tüm sorunlarımızın sebebi? Haklı sebep, mağdur birini zor durumdan kurtarmak olabilir. Bunun dışında “peki birileri bize sataşırsa?” sorusuna bir hocamın cevabını unutmuyorum: “egomuzu bir kenara bırakır, 100 adım yürüdükten sonra geri alırız.” Bunun haricindeki davranış şiddeti körüklemek ve sporun ismini lekelemektir. Hele ki dövenin İrlandalı turist, dayak yiyenin maganda Aksaray esnafı olmasına takılıp haberlere “içimin yağları eridi” diye yorum yapanlara karşı şoktayım. Bu adamlar dayak yiye yiye uslanacaklar mı yani? O halde dayak cennetten çıkmadır lafına katılıyoruz. O halde yaramaz çocuklara da uygun bir ceza olarak görüyoruz öyle mi? Teessüf ederim.”

Bu görüşüm yaklaşık şöyle tepkiler almış:

1-      Dayak yiye yiye büyüyen nesillerden farklı ne bekleyebiliriz? Hala dayağın eğitici bir yanı olduğunu düşünen ebeveynlere ne demeli? O videoyu gördünüz mü bilmiyorum ama az önce azıcık başını seyretmiş bulundum, tam ava giden avlanır durumu olmuş ve adam kendisini korumak zorunda kalmış. Sopalarla, sandalyelerle girişmişler zira.

2-     Adama haydarlarla dalmışlar. Adam boksör değil de başka biri olsaydı ölebilirdi bile.

3-      “Her esnaf polistir” diyen bir cumhurbaşkanının memleketinde esnafa fazla kredi veriyorsun…

4-      Kartopu nedeniyle insan öldürmüş, 1 Mayıslarda eylemcilere pala ve sopalarla saldırmış bir esnaf güruhuna empati besleyemeyeceğim. Kaldı ki adamlar anında ellerine sopa aldılar. Bir karede kafasına bile vuruyorlar. Benim için adam alttan bile almış.

5-     Büfe sahibi baştan sopayla gidiyor ve ilk darbeyi vuruyor. Bu resmen linç girişimi ve sen hala o şiddet uygulamamalı diyorsun. Pes yani…

6-     Eleştiri yapmak yerine empati kurmayı denemeni tavsiye ediyorum. 20 kişinin arasında, bilmediğin bir ülkede (ki bu ülkenin son zamanlardaki şiddetle olan ilişkisi herkesçe bilinmekte) … Mesela aynı şey benim başıma gelse ertesi gün o esnafın her birini tek tek bulur şiddetin baş başa iken nasıl olacağı hakkında kısa bir brifing verirdim.

7-     Adam kendisini savunuyor, sonrasında otelden çıkıp saldırması da ağır tahrike girer…. Su düşürdü diye sopayla üstüne saldırıyorlar, adam da kendisini koruyor, videonun başlarında sadece kendisini koruduğu görülüyor, adam savunmada geleni indiriyor, kimseye saldırmıyor..Esnafın tavrı tamamıyla yanlış, savunulacak bir durumları yok. En başından kötü niyetliler, direkt sopa ile çıktı dışarı, dayağı yiyince de beni dövdüler yardım edin diye bağırıyor. Dayağa karşıyım ama savunmaya karşı değilim, az bile savunmuş kendisini.

8-     Dayak değil de özüre takıldım ben. Suları döktüğü için özür dilemeliydi demişsin. Asıl dükkân sahibi aklı başında, iyi niyetli bir esnaf olsa özür dilerdi. Ben olsam suları yanlış dizip müşterinin ayağına düşmesine neden olduğum için özür dilerdim mesela. Her gün çok daha küçük ve alakasız şeyler için özür diliyoruz biz. Misal masamızda gözlük unutuyorlar; almaya geldiklerinde unuttuğunuzu görmedik, kusura bakmayın diyoruz; uzun süre sıra beklemek zorunda kaldıklarında, hava durumu yüzünden bir hizmetimiz iptal edildiğinde vb. özür diliyoruz; çay, kahve ikram ediyoruz. Çünkü o turist bizim misafirimiz ve biz de karşımızdaki insan kaba ya da küstah olsa bile insanlara bir ev sahibi nezaketi ve sorumluluğuyla yaklaşmaya özen gösteriyoruz.

9-     Elinde sopayla dükkânından fırlayan esnaf dayağı sonuna kadar hak etmiştir.

10-  Haklısın söylediklerinde ama burada biz olayın sonucunda yorumlar yapıyoruz..Yani orda o anda bence kendini savunmak için bir son derece insani ve doğal bir tepki veriyor. Hani klasik soru vardır ya; seni öldürmek için evini bassalar ve sen kendini ve aileni korumak için ne yaparsın diye?.. . Her halde tek yapılmayacak şey ”konuyu tartışmak ” ..:-))..

 

Çok güzel, bu yorumlarda haklı olunan bolca yan var. Ama ben öğrencilerime “Hindistan’ da suları devirdiğinizde adam size saldırırsa onu ve tüm arkadaşlarını dövün de akılları başlarına gelsin” diyemem. “Özür dileyin ve olay çıkmamasını sağlayın” derim. Her şeyin ötesinde delinin biri silahla uzaktan bu adamı vursaydı? Ne alaka diyebilirsiniz ama ben suçun ciddi kısmını bu adamın hocasında bulurdum.

Bu arada videoyu izledikten sonra görüşlerim şöyle gelişti: Tabii ki adam suları devirdiği için dükkân sahibinden özür dilemeliydi. Otele bir kere girdikten sonra (birçok kez otele girip, çıkıyor-muş-) “ben sizin topunuzu bilmem naparım” der gibi ikide bir çıkmamalıydı. İstese kolaylıkla bu şiddet ortamını oluşturmayacak şartları oluştururdu. Ancak bence böyle şiddet kullanımlı davranmaya alışkanlığı var.

Yarın sizin dükkânınızdan su alırken de bu İrlandalı turiste aynı sevgiyi gösterirsiniz umarım…

Açıkçası görüyorum ki en Yeşil, ekolojist, barışsever arkadaşlarımız bile kimi zaman “dayak cennetten çıkmadır” lafını bir kenara atamıyor. Ve olayda herkes “maganda esnaf”, “İrlandalı turist”, “boksör” gibi üst kimliklere çok odaklı. Ben olayı önyargısızca değerlendirmek taraftarıyım, lakin şiddet karşıtlığı kolay iş değil. Çünkü olay bu noktada ise, nehirdeki balıkları öldürüyor, diye bir hidroelektrik santrali şirketi yetkilisinin veya nehre fabrikasının atıklarını bırakıyor, bizi yavaş yavaş öldürüyor, diye bir fabrikatörün suyunu zehirleyen bir bilim adamı da haklı oluyor. Kısasa kısas. Göze göz, dişe diş. Tam olarak Darwin teorisi çalışıyor. Üstün olan genlerini gelecek kuşaklara aktarır. O halde tek gerçek amaç diğerlerine göre üstün olmak, düşmanları yok etmeye çalışmaktır. Bu amaçla tüm edinilmiş becerilerimizi kullanırız. Uzmanı olduğunuz bir bilgi (boks, zehir üretebilmek, bomba yapabilmek), sizi düşmanlarınıza karşı avantajlı konumuna getirir. O halde bunu kullanın ve öne geçin.

Ama barış dolu bir Dünya’ da yaşamak isteyen bizler zor da olsa bu esnafa karşı bile empati beslemeliyiz.  Aksi halde bir “Kürt anası ile asla oturup çay içmem” diyen Türk anasından farkımız kalmaz.

Evet, “başka bir dünya mümkün”. Ama buna ulaşmak biz yeşil, doğasever ve barışseverler için bile kolay değil.

Hakan Ozan Erzincanlı

26.08.2015

*Rosenberg M., Çatışma ortamında barış dili

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page