Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bizim dijitalde neler oluyor?

Merhaba Yeşil Gazete! Bu ilk yazıda Türkiye televizyon yapımlarıyla ilgili kafa yorduğum ve içimde tuttuğum fikirleri birbiriyle çarpıştırırken buldum kendimi. Ve şu soruyla başlamış oldum: Tam da ucu bucağı görünmez bir şekilde eve kapanmaya alışır hale gelmiş ve hem televizyon hem de dijital kanallardaki dizileri bölüm bölüm, sezon sezon tüketirken yerli dizilerde son yıllarda neler oluyor? Bir Başkadır’ın bu kadar konuşulması Bir Başkadır’ın ötesinde aslında neyi işaret ediyor?

Televizyon ekranlarında her hafta izlediğimiz bol müzikli, aşırı dramatik ve ağır çekimli dizilerden sonra dijital kanallardaki yapımlar öncelikle süresi, şükür kavuşturana sevişme ve öpüşme sahneleriyle içimize su serpmedi mi? Benim serpti! Sürekli birbirlerine isimlerini söyleyip sonra sessizlikle kala kalan (- Bak! Murat… Bakışma, sessizlik, gözlerden alev fışkırma mimikleri – Bak! Yağmur… Bakışma, sessizlik, mimikler ??), koldan sıkıca tutulup kendine çekilen ve burun buruna gelen, asla hislerini açıklıkla dile getirmeyen, sürekli birbirlerini yanlış anlayan fevri çiftlerden sonra, Netflix Türkiye’ye de, Muhafız’da örneğin yataklarca, arabalarca sevişen bedenler dijital de olsa bizim ekranlarımızda da bunlar olabiliyor ve bizler de yetişkin izleyicileriz hissi yaratmadı mı?

Bunun heyecanıyla belki Muhafız ve Atiyenin ilk sezonlarını devirdik, ama sonra Muhafız’da bir türlü akıllanmayan, olgunlaşmak bilmeyen, bu uğurda nerdeyse katliam derecesinde kayıplara neden olan, İstanbul’un kaderinin en son emanet edilebileceği Hakan Muhafız, mitik karakter yaratmada kat etmemiz gereken yolları, yine de oyuncuların göz dolduran, kadraj dolduran performanslarını işaret etti bana kalırsa. Bu tür yapımlara yılmadan devam edilmeliydi, çünkü hem mekan ve coğrafya, hem de dolaşıma sokulduğu kadarıyla Türkiye tarihi Türkiyeli ve uluslararası izleyici için ilginç ve elverişliydi ve devam edildi de.

‘Tarihi mekanlarla zaman ötesi ilişkiler’

Atiye örneğin fantastik, tarihi kurmaca ve bilim kurgu türleri arasında gidip gelen, İstanbul’da başlayıp Göbekli Tepe’ye, oradan Urfa’ya, hatta son sezonda Kapadokya’ya kadar uzanan bir yoğun mekan kullanımıyla, bu turistik ve göz dolduran destinasyonları ve onların tarihini cömertçe hatta hoyratça kullanıyor.

Ancak Türk ve Osmanlı tarihine kısmen yabancı olan bu mekanlar genelde kendine bu tür fantastik kurmacalarda yer bulabiliyor. Taa 1970’lerden beri, Turist Ömer Uzayda’nın Efes Antik kentinde, Dünyayı Kurtaran Adam’ın Kapadokya’da ve simdi Atiye’nin Göbekli Tepe’de çekilmiş olması, resmi anlatının dışında kalan tarihi mekanlarla kurduğumuz fantastik ve zaman ötesi ilişkileri düşündürüyor…

Bir yandan da bastırılmış, toprağın altında, bilinç altında kalmış, kişisel ve kültürel tarihe işaret ediyor ve bu açılardan enteresan. Ancak sanki tam olarak anlamadığı bir görevi kendine amaç edinmiş, nedense bunu bir sersemlikle yerine getiren, hatta bazen savrulan bir karakter Atiye. Olayların neden sonuç ilişkisi gevşek “belki de zaman ve mekan lineer değildir“ naifliğinde, olup bitenlere ciddiyetle yaklaşmamızı engelleyen bir hafifliği var.

Sonra karşımıza, “total”e hitap eden Aşk 101 geldi. O da apayrı bir örnekti. Çoğu açıdan geçmiş zamanın günümüze taş çıkardığı bir temsille (burada kinaye yok yanlış anlaşılmasın) İstanbul’u ve yemek kültürünü, yani börekleri, kokoreci, midye dolmaları gördükçe online sipariş vere vere izledim ben diziyi. Okul ve sınıf etrafında gelişen her hikaye gibi öğrencilerin ve öğretmenlerin çeşitliliği şehri ve içindeki çatışmaları güzel açıyordu ama öğretmen Burcu taşra kurnazı, seksist ve alık nişanlısına sırf aile ve toplum baskısı nedeniyle kapıldığını karizmatik basketbol hocasını arzuladığında fark ederken, ekranlara pelesenk olmuş kent ve taşra hiyerarşisi pekiştiriliyordu.

En sonunda Bir Başkadır geldi. Üstüne çok yazıldı ve konuşuldu, evet! Ama sanki bu kadar yazılıyor ve tartışılıyor olması, bizim çabuk tüketen ve yenisine geçen düşünme ve tartışma pratiklerimize ters düştüğünden, “son zamanlarda çok tartışıldı, çok izlendi ama…” ibaresi iliştirilerek üstüne konuşulmaya devam edildi. Belki de bu diziyi o kadar çabuk halledemedik, o kadar çabuk üstesinden gelemedik. Hatta politik gündemin tartışıldığı yine dijital ortamlarda Bir Başkadır’ın  bu kadar tartışılıyor olmasına üstten bakıldı, o sadece bir diziydi, daha önemli gündemler vardı Türkiye‘de.

Peki Bir Başkadır’ın alevlendirdiği ve kolay kolay sönümlenemeyen şey neydi? Artık söyleyecek yeni pek bir şey yok ama bu kadar tartışılır olmasının bana kalırsa nedeni Yeşilçam soundtrack’leri ve (zaman zaman) kadrajlarıyla naifleştirilmiş bir sosyal gerçeklikle, farklı sınıflardan, kimliklerden, yaş gruplarından, eğitim düzeylerinden, cinsel yönelimlerden, politik duruşlardan gelen karakterleri bir araya getirmesinde, onları karşılaştırmasında ve bu karşılaşmaların, zaman zaman sert ve zorlayıcı olsa da, yine de korktuğumuz kadar katastrofik sonuçlara neden olmayacağı, aksine sağaltıcı ve böylece rahatlatıcı bir etkisi olabileceğini ortaya koymasında buluyorum. Ve Kürt karakterlerin temsilindeki asimetri ve tek boyutluluğa kesinlikle katılıyorum. Bunlar Netflix yapımlarıydı, Blu tv gibi yerel dijital kanallarda işler daha farklı. O da bir sonraki yazıda… 

Kategori: Hafta Sonu