Ana Sayfa Blog Sayfa 869

AB’den ‘yeşil yıkama’yla mücadele için hamle

Fransa AB Başkanlığı, Avrupa Birliği‘nin büyük şirketler için 2024’ten itibaren kurumsal sürdürülebilirlik raporlama gereksinimleri konusunda bir anlaşmaya vardığını duyurdu.

Düzenleyicilerin, yeşil yıkama yapan veya yatırımcılardan finansman sağlayabilmek için abartılı iklim dostu iddialarda bulunan şirketler hakkında daha fazla endişe duymaya başladığı belirtiliyor.

AB’nin 27 üye ülkesini temsilen Fransa’nın ekonomi bakanı Bruno Le Maire, Avrupa Parlamentosu ve AB hükümetlerinin üyelerinin büyük şirketler için yeni raporlama kuralları konusunda geçici bir anlaşmaya vardıklarını söyledi. Anlaşma, “yeşil yıkama”yı sona erdirmeyi ve küresel düzeyde sürdürülebilirlik raporlama standartları için temel oluşturmayı amaçlıyor.”

‘Yeşil yıkama sona erdi’

Le Maire, “Bu anlaşma tüm Avrupalı ​​tüketiciler için mükemmel bir haber.  Artık iş dünyasının insan hakları ve çevre üzerindeki etkisi hakkında daha iyi bilgilendirilecekler. Bu da vatandaşlar, tüketiciler ve yatırımcılar için daha fazla şeffaflık anlamına geliyor” dedi .

Müzakerelerde yer alan Avrupa Parlamentosu’nun hukuk işleri komitesi sözcüleri de yeni kural kitabının “yeşil yıkamayı sona erdirmeyi ve (küresel) düzeyde sürdürülebilirlik raporlama standartları için zemin hazırlamayı hedeflediğini” söyledi.

Anlaşmayı 27 AB üye ülkesi adına müzakere eden Fransa Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire, “Yeşil yıkama sona erdi” dedi. 

Anlaşmaya göre, 250’den fazla çalışanı ve 40 milyon Euro’luk cirosu olan borsaya kayıtlı veya borsada olmayan şirketler, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) risklerini ve fırsatlarını ve faaliyetlerinin çevre ve insanlar üzerindeki etkisini açıklamak zorunda kalacaklar.

Komite, borsada işlem gören bazı küçük şirketlerin, 2028 yılına kadar vazgeçebilecekleri daha hafif bir raporlama standartlarına tabi olacağını bildirdi.

Parlamento müzakerelerini yöneten Pascal Durand ise, “Bundan sonra temiz bir insan hakları siciline sahip olmak, temiz bir bilançoya sahip olmak kadar önemli olacak” diye konuştu.

Kurallar, yeşil bir yatırımı neyin oluşturduğuna dair bir “taksonomi” ve iklim açısından nötr bir ekonomiye geçişe yardımcı olmak için varlık yöneticilerine yönelik ESG açıklamalarını içeren bir paketin parçası olarak düzenlendi. Dün imzalanan anlaşmanın AB ülkelerinin parlamentolarınca onaylanması gerekiyor.

 

Yangın sezonu: KKTC’de de söndürme çalışmaları devam ediyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) de farklı noktalarda orman yangınları çıktı.

Lefke’ye bağlı Yedidalga Köyü’nde başlayan ve ardından Gazimağusa‘ya bağlı Ağıllar ile Mersinlik köyleri arasındaki ormanlık alanda dün akşam saatlerinde başlayan yangına müdahale devam ediyor.Yangınların yaklaştığı bir köy tahliye edildi.

KKTC Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Dursun Oğuz, yangın çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra helikopterle müdahalenin başladığını söyledi. Başbakan Ersan Saner de bölgeye gitti.

Bu sabah ikisi BM Barış Gücü ve biri Türkiye’den, üç helikopterin yangın söndürme çalışmalarına devam ediyor.

İlk belirlemelere göre 1000 hektar alanın yangından etkilendiği belirtildi.

İklim krizi orman yangınlarını artıracak

Dünyanın pek çok bölgesinde, üst üste sıcaklık rekorları kırılıyor. Aşırı sıcaklar, Batı Avrupa, iç ABD, Güneydoğu Asya gibi dünyanın hemen hemen her yerin etkisi altına alıyor. Havadaki karbon konsantrasyonun artması ve küresel ısınmanın etkisiyle, başta Afrika kıtası olmak üzere rekor düzeyde azalıp kuraklığa neden olurken öte yandan sıklaşan aşırı yağışlar,  toprağın su geçirme kapasitesinin üstüne çıkarak sel felaketlerine ve yeraltı sularının kaybına neden oluyor.

İlgili haber: İklim krizi: Avrupa’da erken sıcak dalgası, orman yangınları; Asya’da sel

Orman yangınları doğal olarak meydana gelmesine ve ekosistemlerin sağlığında uzun vadeli bir rol oynamasına rağmen, değişen orman yangını kalıpları bu dengeyi tehdit ediyor.

Son yıllarda dünya çapında araştırmalar, iklim değişikliğinin halihazırda orman yangını mevsimi uzunluğunda, orman yangını sıklığında ve yanan alan miktarında artışa yol açtığını ortaya koyuyor.

İlgili haber: Yangın ekoloğu İsmail Bekar: İklim krizi yangın aktivitesini artıran en önemli etken
İlgili haber: Kuzey Amerika’da rekor sıcaklık ve orman yangınları, iklim değişikliğine bağlı
İlgili haber: Araştırma: ABD’nin batısındaki orman yangınlarının en büyük nedeni iklim krizi

 

Johnson hükümeti, AİHM kararlarını uygulamamak için İnsan Hakları Yasası’nı değiştirmek istiyor

Birleşik Krallık hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararların gerekli görülmesi halinde uygulanmamasını öngören İnsan Hakları Yasası’ndaki değişiklik teklifini bugün Parlamento’ya sunacak.

Başbakan Yardımcısı Dominic Raab, yasada yapılacak değişiklikle ülkede öncelikle İngiliz yasalarının temel alındığını netleştirmek istediklerini söyledi.

BBC‘nin aktardığına göre, Raab yasada yapılacak değişiklikle birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘ne (AİHS) taraf herhangi bir devlet hakkında geçici tedbir alınabilmesine olanak veren AİHM İçtüzüğü’nün 39’uncu maddesinin, iç hukukta kamu kurumlarını veya yetkililerini bağlamadığının açıkça belirtileceğini kaydetti.

İngiltere Başbakan Yardımcısı Dominic Raab
Başbakan Yardımcısı Dominic Raab.

Birleşik Krallık, bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden ayrılmayacak. 

Merkezi Fransa‘nın Strasbourg kentinde olan AİHM,  geçen hafta İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın sığınmacıları sınır dışı ederek Ruanda’ya gönderilmelerini engelleyen bir tedbir kararı almıştı. Karar sonrası İngiltere’den bazı sığınmacıları Ruanda’ya götürecek uçuş iptal edilmişti.

PA Media

Boris Johnson hükümeti, İnsan Hakları Yasası’nda değişiklik yaparak, sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesinin engellenmesi gibi kararları gerekli gördüğünde uygulamama yetkisine sahip olmak istiyor.

‘Hak ihlallerinin önünü açabilir’

Tasarıya karşı çıkanlar bir çifte standart yaratıldığını ve hükümete hukuk alanında çok fazla yetki verildiğini söylüyor.

Hükümetin ilk olarak Aralık ayında açıkladığı yasa değişikliği teklifi, hukukçular tarafından da “kafa karıştırıcı ve gereksiz” bulunmuş ve eleştirilmişti.

İngiltere Hukuk Cemiyeti Başkanı Stephanie Boyce, İnsan Hakları Yasası’nda yapılması öngörülen değişikliğin ülkede insan hakları ihlallerinin önünü açabileceğini söyledi: “Bu, İngiliz hukuku için geriye doğru atılmış bir adımdır. Yetkililer, bazı hak ihlallerini kabul edilebilir olarak görmeye başlayabilir.”

‘Türkiye modeli’

AİHM istatistiklerine göre Türkiye, Rusya’dan sonra hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke. Türkiye ayrıca hakkında en çok ifade özgürlüğü ihlaline hükmedilen Avrupa ülkesi.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise beğenmediği kararlar için sık sık AİHM’e çıkışıyor, bu kararları tanımadığını söylüyor.

Erdoğan birkaç ay önce AİHM’i kastederek “Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Yok farz ediyoruz” demişti.

AKP’nin önde gelenleri ise birçok kez, AİHM kararlarının “bağlayıcı” olmadığını, ülke yasalarının ve yerel mahkemelerin verdiği kararların daha önde geldiğine ilişkin açıklamalar yapmıştı.

‘Çekçekçi’ düzenlemesi: Kayıtlı olunan ilçe dışında atık toplanamayacak, ‘uygun görülenler’e izin verilecek

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, atık toplayıcılığı yapanların  “Sıfır Atık Bilgi Sistemi” ile kayıt altına alınmasını istedi. Bakanlık, plastik, kağıt ve metal gibi  değerlendirilebilir atıkların toplanmasına “çekidüzen getiren” ve bir işletmeye bağlı olmaksızın atık toplayıcılığı yapanlarla ilgili bir dizi tedbir ve kararları içeren “Atık Toplayıcıları” konulu bakanlık genelgesi yayımlandı.

Bakan Murat Kurum imzalı genelgede, mülki idare amirlerinin uygulamaya yönelik gerekli koordinasyonu sağlamaları, belediyelerin ise saha uygulamaları ile tertip ve tedbirleri mevzuata uygun yürütmeleri talep edildi.

Genelgeye göre, atık toplayıcılığı faaliyeti yürüten 18 yaş ve üzerindekiler, faaliyet gösterdikleri yerin belediyesine, TC kimlik numarası ve iletişim bilgileriyle başvuruda bulunacak. Belediyeler bu bilgileri, il veya ilçe emniyet müdürlüklerine ve jandarma komutanlıklarına bildirecek. Uygun bulunanlar, ilgili belediyelere iletilecek.

Belediyeler tarafından başvuru süreci tamamlanan atık toplayıcısı, Sıfır Atık Bilgi Sistemi’ne kaydedilecek ve “Bağımsız Sıfır Atık Toplayıcısı Kartı” sahibi olacak.

İlgili ilçede atık toplama yetkisi sadece bu karta sahip olanların olacak ve toplayıcılar, kayıtlı olunan ilçe dışında atık toplayamayacak.

Bağımsız Sıfır Atık Toplayıcısı Kartı, kart sahibi dışındaki kişilerce kullanılamayacak, kullandıran ve kullananlar hakkında idari işlem yapılacak.

Atık toplayıcıları nasıl çalışacak?

Bağımsız atık toplayıcılarının çalışmalarına ilişkin esaslar da genelge çerçevesinde oluşturulacak. Belediyeler, hizmet alanı sınırları içerisinde faaliyet gösteren atık toplayıcılarının çalışma usul ve esaslarını, genelge yayımlandıktan sonraki ilk belediye meclisi toplantısında gündemlerine alarak, karara bağlayacak.

Atık toplayıcılarının Bağımsız Sıfır Atık Toplayıcısı Kartı taşımalarını, belirleyecekleri standartlardaki eldiven, iş kıyafetleri ve atık toplama araçlarıyla çalışmalarını, yine belirledikleri saat aralıklarında ve mevcut sıfır atık sistemine zarar vermeyecek şekilde çalışmalarını sağlama görevi verilen belediyelerin belirlediği esasların dışında faaliyet gösterenlerin izinleri iptal edilecek.

Atıkların izin verilmeyen kişiler tarafından toplanması, taşınması ya da depolanması durumunda belediyeler, zabıta birimleriyle müdahalede bulunacak. Gerektiğinde il ve ilçe emniyet müdürlükleri ile jandarma komutanlıklarından destek talep edilebilecek.

Atıklar nereye getirilecek, ücretler nasıl belirlenecek?

Bakanlığın açıklamasına göre, kağıt, plastik ve metal gibi değerlendirilebilir atıklar türlerine göre ayrı ayrı toplanacak. Atık toplayıcıları, atıkları, belediyelerin atık getirme merkezi ve geri kazanılabilir atık aktarma merkezlerine ya da belediye sınırları içerisinde bulunan çevre lisanslı atık işleme tesislerine teslim edecek. Atıklar burada tartılıp, piyasa koşulları dikkate alınarak ödeme yapılacak.

Toplanan atıklara ilişkin veriler ise belediyeler ya da toplayıcının atıkları teslim ettiği lisanslı işletmeler tarafından bakanlığın çevrim içi sistemlerine düzenli olarak girilecek.

Gazeteciler sokakta: Susturma, korkutma, hapsetme yasasına hayır!

Gazeteciler, AKP ve MHP tarafından Meclis‘e sunulan ve Adalet Komisyonu‘nda kabul edilen ‘dezenformasyon yasası’ teklifine karşı ayakta.

Teklif, Basın Kanunu‘nda pek çok değişiklik yaparak ‘yanlış bilgi yayma’ suçuna hapis cezası öngörmenin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı‘na bağlı İletişim Başkanlığı ve Basın İlan Kurumu‘nun yetkilerini genişletiyor ve internet medyasını da bu kanuna tabi tutuyor.Uzun zamandır basın meslek örgütlerinin, siyasilerin ve sivil toplumun karşı çıktığı teklifin bu hafta Meclis Genel Kurulu‘nda görüşülmesi bekleniyor.

Basın emekçileri, protestolarına bugün de Ankara‘da Ulus Meydanı‘nda devam etti.

İlgili haber: Yedi basın meslek örgütünden açıklama: Sansür yasasına hayır
İlgili haber: ‘Yeni dezenformasyon yasası’yla enflasyon yüzde 100 demek suç olabilir’

Atatürk Anıtı önünde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, Çağdaş Gazeteciler Derneği,DİSK Basın-İş Sendikası,Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Basın Konseyi, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Parlamento Muhabirleri Derneği imzasıyla yapılan basın açıklamasında gazeteciler şunları söyledi:

Adı Basın Kanunu ama içinde basın yok baskı var

Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde Basın Kanunu yenileniyor.

Adı Basın Kanunu ama içinde gazeteciliği geliştirmek yok; hapis cezası, kapatma, internet basınına ağır denetim ve basın kartı iptalleri var.

Haftalarca Meclis’te iktidar ortaklarına ‘Gazetecileri dinlemeden basın yasası yapılmaz’ dedik, öneriler verdik, itiraz ettik ama nafile. Tek bir cümlemizi bile dikkate almadılar. Bu nedenle ülkemizin en büyük basın meslek örgütleri olarak Türkiye’nin dört bir yanından buraya, milletin meclisine geldik.

Yasayı geri çekin, basın yasalarını gazetecilere danışarak yapın diyoruz.

Sanmayın ki bizler dezenformasyonun önlenmesini istemiyoruz. Ama bunun yolu yasadaki gibi hapis cezasından geçmez. Yargıtay Hâkimi de Adalet Komisyonu’nda açıkça uyararak, bu yasanın uygulama sırasında yargıda karmaşa ve keyfilik yaratacağını söylemiştir. Ama dinlemediler…”

İlgili haber: Basın örgütlerinden dezenformasyon yasasına tepki: Siyasetçiler tarafından kapalı kapılar ardında hazırlandı
İlgili haber: 23 uluslararası örgütten Türkiye’ye çağrı: Dezenformasyon Yasası’nı geri çekin

Yazılı basına kilit vurduracak bir düzenleme

“Yazılı basının kapısına kilit vuracak maddeler vardır.

Öyle ki Anadolu basını hiçe sayılmış, gözden çıkarılmıştır. Yaklaşık bin gazete, yaşam kaynakları olan resmi ilanları büyük oranda kesilerek, kapanmakla karşı karşıya bırakılacaktır.

Basın ilanlarının dağıtımına ilişkin değişikliklerle yazılı basına kilit vurduracak olan düzenleme, meslektaşlarımızın özlük haklarında da hiçbir iyileştirme içermiyor. Bunları söyledik, anlattık, yazdık ama dinlemediler.

Bu yasa temel insan haklarına, haberleşme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne aykırıdır. Yani Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa ile güvence altına alınan haklarımıza aykırıdır.

Bu yönüyle sadece gazetecilerin özgürlüklerine değil tüm toplumun özgürlüklerine engeldir.

Toplumsal otosansür dalgası yaratılacak

“‘Yanlış bilgiyi alenen yayma suçu’ oluşturup üç yıl hapis cezası getiren bu yasa tüm toplumu yazmaktan, eleştirmekten, sosyal medyada mesaj paylaşmaktan alıkoyacaktır. Bu yasa toplumsal bir otosansür dalgası yaratacaktır. Bu nedenle sadece gazetecilerin sorunu değildir.

Neden getiriliyor bu hapis cezası? Bu nasıl uygulanacak? Seçimlere bir yıldan az bir zaman kalmışken çıkarılan bu yasayla sağlıklı siyasi tartışma ortamı nasıl sağlanacak? Yargıtay’ın görüşündeki gibi uygulamada doğacak karmaşa ve keyfilik nasıl önlenecek? Bu soruları defalarca sorduk ama Meclis’te bizlere hiçbir yanıt verilemedi.

İlgili haber: Seçim Güvenliği Platformu’ndan ‘dezenformasyon yasası’ uyarısı

İşte bu nedenlerle basın meslek örgütleri olarak, tünelden önceki son çıkışta buradayız. Atatürk Anıtı önünden hep beraber sesleniyoruz: Bu yasada gazeteciler yok, gazetecilerin görüşleri yok, basın özgürlüğü yok diyoruz. Bir kez daha bu yasada susturma, korkutma ve hapsetme var diyoruz. Biz gazeteciler bu yasanın geri çekilmesini istiyoruz.”

“Basın susturulamaz” sloganı atan gazeteciler, açıklamanın ardından anıtın önüne kalemlerini bıraktı.

 

NASA, Ay’a nükleer reaktör kurmayı planlıyor

NASA, 10 yılın sonunda fırlatılmaya hazır “fisyon yüzey güç sistemi” için bir tasarıma sahip olmak için çalışıyor.

ABD Enerji Bakanlığı‘na bağlı Idaho Ulusal Laboratuvarı‘nın direktörü John Wagner, projeyi “ABD’nin Ay’da nükleer enerji kurmasına yönelik oldukça ulaşılabilir bir ilk adım” olarak nitelendirdi.

Bunun için Enerji Bakanlığı ile ortak konsept tasarımları geliştirmek üzere üç sözleşme imzalandı.  ABD’nin Ay’a geri dönme girişimi olan Artemis programının bir parçası olarak düzenlenen 12 aylık sözleşmelerin her biri 5 milyon dolar değerinde ve Ay’da 40 kilovatlık bir fisyon güç sistemi için ilk tasarım konseptlerini finanse edecek.

NASA , Ay yüzeyinde başarılı bir şekilde yerleştirilebilirse, reaktörlerin nihai Mars görevi için kullanılabileceğini söyledi.

Buna göre, Lockheed Margin ve Westinghouse‘a ek olarak, üçüncü yüklenici IX adlı Teksas merkezli bir ekip olacak. IX, uzay aracı tasarımcısı Intuitive Machines ve deneysel bir çakıl yataklı reaktör geliştiricileri olan X-Energy arasındaki ortak girişim olarak kurulmuştu.

NASA’nın Uzay Teknolojisi Misyon Müdürlüğü’nden Jim Reuter, “Bu erken tasarımları geliştirmek, diğer dünyalardaki uzun vadeli insan varlığımızı güçlendirmek için zemin hazırlamamıza yardımcı olacak” dedi.  Uzay ajansı ise fisyon sistemlerinin nispeten daha küçük, daha hafif olduğunu ve “konum, mevcut güneş ışığı ve diğer doğal çevre koşullarından bağımsız olarak sürekli güç sağlayabileceğini ” söyledi.

Fransız Alpleri’nde kar kırmızıya döndü

Fransız Alpleri’nde karın rengi kırmızıya döndü. Harekete geçen bilim insanları dağdaki değişimin nedenlerini araştırmaya başladı. Karın erimesini hızlandıran bu fenomenin iklim değişikliğinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Fransız bilim insanları insanları, deniz seviyesinden 2 bin 500 metre yükselikte görünen kırmızı kardan örnekler topladı. Mikroalgler normalde yeşil renkte olsalar da, Güneş ışınlarına maruz kaldıkları için kırmızıya dönmüş olabilecekleri belirtiliyor.

‘Karpuz karı’ normalden hızlı ısınmaya işaret

‘Karpuz karı’ olarak da adlandırılan bu doğa olayı klorofilin yanı sıra ikincil kırmızı karotenoid pigment içeren yeşil alg türü Chlamydomonas nivalis’in neden olduğu bir fenomen. Tatlı su alglerinin çoğunun aksine, kriyofilik olan bu yosunlar donma suyunda gelişiyor.

Bu algler karda, hava normalden daha hızlı şekilde ısındığı zaman oluşuyor. 2020’de Antarktika’da da aynı olay yaşanmış, burada çalışmalarını sürdüren Ukraynalı bilim insanlarının bağlı olduğu Ukrayna Eğitim ve Bilim Bakanlığı bu fenomenin Antarktika’da araştırma istasyonunun bulunduğu bölgede görülmeye başlanmasının iyiye işaret olmadığını belirtmişti.

İlgili Haber: Antartika’ya ‘Karpuz karı’ yağdı

Oluşan algler, güneş ışınlarını yansıtan beyaz kar yüzeyini kapladığı ve daha koyu bir renge çevirdiği için ek olarak küresel ısınmaya katkı yapıyor ki, bu duruma da ‘geri dönüşüm sarmalı’ deniyor. Yani küresel ısınmanın neden olduğu bir doğa olayı daha fazla küresel ısınmaya neden oluyor ve bu sarmal bir noktadan sonra geri dönüşü olmayan bir sürece girebiliyor. Aynı durum buzulların erimesi ile yansıtıcı beyaz alanların kaybedilmesinde de geçerli.

Marmaris’te yaban hayatı sahasının yüzde 20’si yandı: ‘Korunan’ hayvanlar kaçıyor

Muğla Marmaris‘te Amazon Koyu‘ndaki kızılçam ormanında dün akşamdan beri süren yangını söndürme çabaları sürüyor.

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi,’ yangının büyük ölçüde kontrol altına alındığını; Orman Genel Müdürlüğü (OGM) de ‘söndürme çalışmalarında sona gelinmek üzere olduğunu’ açıkladı.

Öte yandan bu açıklamalardan yaklaşık yarım saat önce Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, hala yangın bölgesinde olduklarını belirterek “Havadan müdahalenin devam etmesine rağmen maalesef yangın tam olarak kontrol altına alınabilmiş değil. Söndürme çalışmaları sürüyor. Tek dileğimiz yangının artık kontrol altına alınarak bu kabusun sona ermesi” paylaşımında bulundu.

Sabah saatlerinde bölgeden değerlendirme yapan CHP Muğla milletvekili Burak Erbay, tüm gece bölgede çalışmaları takip ettiğini ve yangına müdahalenin yetersiz olduğunu belirttti:

“Maalesef bakanların söylediği gibi 20 tane helikopter de yok, 14 tane uçak da yok. Sabah ağaralı birkaç saat oldu, dün geceden beri uyumaksızın biz de bölgesindeyiz, takip ediyoruz. Ama maalesef söylenen uçak ve helikopter ortada yok, 4-5 tane helikopter müdahale ediyor.”

Dört farklı yaban hayatının bulunduğu bölge yanıyor

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden yaban hayatı uzmanı Dr. Yasin İlemin, DHA’ya yaptığı değerlendirmede,geçen yıl yaşanan mega orman yangınlarında da tehlikeye giren  bölgenin, 2020 yılında  Bördübet Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak ilan edildiğinin altını çizdi.

Sahada çok önemli dört yaban unsuru tespit ettiklerini söyleyenİlemin, bölgedeki biyoçeşitliliği şöyle anlattı:

“Bunların birisi ülkemizin güneybatısında yayılış gösteren önemli bir yaban kedisi olan karakulak. Aynı zamanda dünyada bir kızılçam ormanında yaşayan tek boz ayı popülasyonu bu bölgede yaşıyor. Alanda nadir de olsa kurt görünüyor. Kurtların deniz seviyesine çok yakın yaşadığı noktalarda bir tanesi, bu çok önemli bir özelliği. Bu vadi tabanlarında bu bölgeye has orman türü var: Geniş yapraklı günlüklü ormanları. Akan sularda, bölgede suyun nadir, temiz olduğunun göstergesi indikatör bir tür olan  su samurları yaşıyor.” 

Resmi korunan alan olan sahada geçen yıl yanan bölgede yaban hayatının ne durumda olduğunu da araştırdıklarını söyleyen İlemin, bölgedeki fotokapanlardan görüntüler geldiğini aktardı:

Bu sahanın yaklaşık yüzde 20’si yanmış durumda. Alan batıdan yanarak geliyor, doğuya doğru geliyor. Umut ediyoruz ki yüzde 30’u geçmeden bu durumu kapatırız.

Yangın başladığı anda duyu organları yüksek ve gelişmiş olan canlılardan kuşlar ve memeli hayvanlar ilk önce dumanı duyuyor. Dumanı hissediyorlar ve dumanın aksi yönünde bu canlılar yer değiştirmeye başlıyor. Gün ağarır ağarmaz kuşlar yangının tersi istikamete uçarak kaçıyor. Bölgede 50-60 civarında boz ayı popülasyonu var, onlar da yangının aksi istikametine gidiyor. Bunun dışında karakulak var. En yoğun yaşadıkları alan bu sahaydı.

Temel mesele OGM teşkilatının yapısında

Yeşil Gazete’ye yangınla ilgili ilk değerlendirmelerini aktaran İstanbul Üniversitesi Ormancılık Fakültesi‘nden Doç Dr. Cihan Erdönmez, geçen senekine göre çok daha teyakkuzda görünen OGM ve orman teşkilatına rağmen, temel sorunun değişmediğinin altını çiziyor:

“Geçen seneki kadar gafil avlanmayacak, bu açık. Hem ekipman açısından hem de mücadele edecek personel sayısı açısından daha hazırlıklı bir yıl olacağını umuyorum. Ama sorun bununla bitmiyor. Bunlar düzelse bile temel mesele organizasyon. Deneyimli ve donanımlı personelin, ilgili ve yetkili yerlerde bulunmak yerine siyasi görüşlerine göre pasif konumlarda bulunması temel sorunlardan biri; yani, liyakat.”

İlgili haber: Yangın sezonuna ne kadar hazırız? Cihan Erdönmez: Ormanlar lunapark gibi işletiliyor

Bakanın yangın alanına gitmek yerine, merkezden komutayı yürütmesi gerektini söyleyen Erdönmez, Bakanların bölgede olduğu zaman yangınla mücadeleyi koordine etmesi gereken üst düzey yetkililerin onunla zaman geçirmek zorunda kaldığını ifade ediyor:

“Bu baskıya gerek yok. Bakanların merkezde alıp bölgede gelecek talepleri, bildirilen eksikleri karşılamaları daha doğru olur. Bu da aslında küçük görünen ama önemli bir sorun.”

Erdönmez, yangın bölgesine çevre illerden yangın ekibi takviyesi yapılmasının da geçen yıl yapılan hatalardan biri olduğunu hatırlatıyor:

“Yapılması gereken şey, her bölgede bütün yangınlara müdahele edecek düzeyde personelin ve ekipmanın bulundurulması, personel ve ekipmanın başka yerlere kaydırılmaması. Çünkü bu yapıldığında, ekibi kaydırılan yerde de yangın çıktığında orada daha büyük felaket meydana gelebiliyor. Böyle kaydırmalar ancak çok olağanüstü durumlarda olmalı.”

BM’den nükleer silah uyarısı: Onlar bizi yok etmeden biz onları yok etmeliyiz

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, dünya devletlerinin elinde bulunan 13 binden fazla nükleer silahın kullanılma olasılığı konusunda uyarıda bulunarak nükleer silahsızlanma çağrısını yineledi.

Avusturya‘nın başkenti Viyana‘da düzenlenen BM Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması‘na (TPNW) taraf devletlerin ilk toplantısına video mesajıyla katılan Guterres, nükleer silahların, devletlerin sorunları diyalog ve iş birliğiyle çözememesine neden olduğunu belirtti; uluslararası toplumu bu ölümcül silahları bir kez daha ve herkes için terk etmeye çağırdı.

Hiroşima hatırlatması

BM Genel Sekreteri, “Onlar bizi yok etmeden önce bu silahları yok edelim. Hiroşima ve Nagazaki’nin korkunç dersleri hafızalardan siliniyor” dedi.

Guterres, BM ülkelerinin nükleer silahsızlanma için imzaladığı antlaşmaya atıfta bulunarak, “TPNW, nükleer silahlardan arınmış bir dünya isteğine doğru önemli bir ortak adımdır. Çünkü bu antlaşma nükleer silah geliştirme, test etme, nükleer patlayıcı cihazları üretme, edinme ve stoklamayı da yasaklar” şeklinde konuştu.

Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması

Nükleer silah sahibi ABD, Rusya, Birleşik Krallık, Çin, Fransa, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail’in karşı çıkmasına rağmen nükleer silahların tüm dünyada imha edilmesi ve yenilerinin yasaklanmasını amaçlayan Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması, 7 Temmuz 2017’de 193 üyeli BM Genel Kurulu’nda 122 ülkenin onayıyla kabul edildi.

20 Eylül 2017’de imzaya açılan antlaşmaya şimdiye kadar 84 ülke imza attı. Anlaşmayı imzalayan ülkelerden 50’si, hiçbir koşulda nükleer silah veya diğer nükleer patlayıcı cihazları geliştirmeme, test etmeme, üretmeme, edinmeme ya da stoklamama taahhüdü vermişti.

Afganistan’daki şiddetli depremde en az 920 kişi yaşamını yitirdi

Afganistan‘da bugün erken saatlerde meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki depremde son bilgilere göre 930kişinin hayatını kaybettiği, 600 kişinin yaralandığı bildirildi.

Uzak dağ köylerinden gelen bilgilerle ölü sayısının artması bekleniyor.

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGC), depremin Pakistan sınırına yakın Khost kentinden yaklaşık 44 kilometre uzaklıkta olduğunu açıkladı.

Avrupa‑Akdeniz Sismoloji Merkezi (EMSC), depremin Pakistan, Afganistan ve Hindistan‘da yaklaşık 119 milyon kişi tarafından hissedildiğini söyledi.

Afganistan yerel basınına yansıyan fotoğraflarda evlerin enkaza dönüştüğü ve çok sayıda insanın hayatını keybetmiş olduğu görülüyor. Helikopeterlerle dağlık bölgelerde kurtarma çalışmaları devam ediyor.

İçişleri yetkilisi Salahuddin Ayubi, teyit edilen ölümlerin çoğunun doğu  eyaleti Paktika‘da olduğunu söyledi.

ABD liderliğindeki uluslararası gücün yirmi yıllık savaşın ardından geri çekilmesi Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinden bu yana Afganistan, ciddi bir ekonomik krizle boğuşuyor.

Taliban’a tepki olarak birçok hükümet Afganistan’ın bankacılık sektörüne yaptırımlar uyguladı ve milyarlarca dolarlık kalkınma yardımını kesti.

Depremin ardından insani yardım devam ediyor ve ülkede Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar faaliyet gösteriyor.

Afgan dışişleri bakanlığı, herhangi bir uluslararası kuruluşun yardımını memnuniyetle karşılayacaklarını belirtti.