Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye (UNDP), Samsung Electronics ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) ortaklığında, ‘teknolojiyi daha iyi bir dünya için uygulayan gençleri desteklemek’ şiarıyla düzenlenen“Innovation Campus” eğitim programının üçüncü döneminde dört proje ödül kazandı.
ODTÜ akademisyenlerinin yanı sıra Fütürist Ufuk Tarhan, gazeteci Şelale Kadak, UNDP, TBV ve Samsung’un üst düzey yöneticilerinin yer aldığı jüri, en yaratıcı, yenilikçi, Yapay Zekâ (AI) teknolojilerini en iyi kullanan ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) en uygun projeleri seçti.
18-29 yaş arası gençlerden Türkiye’den 5 binin üzerinde başvurunun geldiği programa başvuran ekipler, eleme sürecinde teknik testler ve yetkinlik bazlı bir değerlendirmeden geçirildi.
Başarılı bulunan 25 öğrenci, ODTÜ öğretim üyelerinden beş ay boyunca yapay zekâ konusunda toplam 350 saat süren bir eğitim alarak sertifika almaya hak kazandı.
Birinci proje: Orman yangınlarını erken tespit edebilen makine modeli
Hale Afra İriş, Özge Özkaya ve Gözde Gözütok’ün “Wildfire Forecasting” projesi yarışmada birinciliği kazandı.
Orman yangınlarını erken aşamalarda tespit ederek çevre ve insanların yaşamlarına ağır bedeli olan etkilerini azaltmayı amaçlayan proje kapsamında, orman yangınlarını yüzde 80 doğruluk oranıyla tahmin eden bir makine öğrenmesi modeli geliştirildi.
Bu model, afet risk azaltma ve afet risk yönetimi ekiplerini erken aşamalarda uyarmaya olanak sağlayacak.
İkinci proje: Atık suların zararlarının önlenmesine yardımcı algoritma
İkinci proje, Serkan Özdemir’in atık suların doğaya zarar vermesini önlemeye yardımcı olanSaveWater projesi oldu.
Projede derin öğrenme tabanlı yapay zeka algoritması kullanılarak doğaya salınan atık suyun oksijen seviyesinin tahmini yapılıyor. Böylece oluşabilecek zararlı durumların önceden saptanması ve bunun da harekete geçmek için hızlandırıcı etki yapması amaçlanıyor.
Proje aynı zamanda bakanlık ve diğer kamu kuruluşları tarafından da fabrikalar için bir denetim mekanizması olarak kullanılabiliyor.
Üçüncüler: Gıda kaybını öngörme ve metin sınıflandırma
Nisa Nur Kılıç, Selçuk Gürses ve Murathan Saygılı’nın “F6: Food for Future – Future for Food” projesi ise üçüncülük kazananlardan biri oldu.
Gelecekte yaşanacak gıda kaybını tahmin etmeyi ve azaltmayı amaçlayan bu proje, yapay zekayı kullanarak gıda kaybının ne kadar, nerelerde ve hangi nedenlerle gerçekleşeceğini öngörmemize yardımcı oluyor.
Bugünün ve yarının en büyük sorunlarından biri olan gıda krizini merkezine alarak hem gıda için gelecek hem de gelecek için gıda yaratmayı amaçlıyor.
Beyza Taşdemir ve Cenk Arda Yılmaz’ın DINo-SDGs projesi de üçüncü seçildi.
Dino-SDGs adlı araç, son teknoloji derin öğrenme yöntemlerini kullanarak, girdi olarak verilen metinlerin hangi SKA’lar ile ilgili olduğunu yüksek başarıyla tahmin ediyor. Akademiden endüstriyel sektöre, toplumun her kesiminden birey ve kurumların kullanabileceği bir sınıflandırma aracı sunarak SKA’lara ulaşılmasına katkıda bulunmayı hedefliyor.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca maymun çiçeği vaka sayısının beşe yükseldiği duyurdu. Koca “Dört hastamız tamamen iyileşti ve taburcu edildi, bir hastamız ise izolasyonda” dedi.
Fahrettin Koca, dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Kabine Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayarak Türkiye’deki hastalardan dördünün iyileştiğini, bir hastanın ise izolasyonda olduğunu bildirdi.
Koca, “Beş hastaya filyasyon yapıldı ve yakın çevresi izole edildi. Dört hastamız tamamen iyileşti ve taburcu edildi, bir hastamız ise izolasyonda” dedi ve ekledi:
“Ülkemiz açısından bir endemi ya da küresel anlamda bir pandemi riski taşımamaktadır.”
Koca, Covid-19 Omicron varyantı hakkında da konuştu. Fahrettin Koca, “Hatırlatma dozlarının yapılmasını şiddetle öneriyorum. Ayrıca özellikle ileri yaştaki vatandaşlarımızı mutlaka korumalıyız” dedi.
PTT A.Ş. bünyesinde çalışan, düşük maaşı taahhüt eden sözleşmeye imza atmaya mecbur bırakılan taşeron işçiler, temel ücretlerini düşüren yeni sözleşmeyi reddettikleri için bugün iş durdurdu ve ana dağıtım merkezi önünde eylem gerçekleştirdi.
Türkiye’nin ikinci büyük ana dağıtım merkezinde iş durduran işçiler bina önünde “Birleşen işçiler yenilmezler” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı.
Eylemlerini sürdürürken içeriden çalışmaya devam eden kişilerin kendilerine geri dönmeleri yönünde önerilerde bulunduğunu aktaran bir işçi “Biz birlikteyken hiçbir şey olmaz. Bizim birlikteliğimiz bozulmadığı sürece kazanan biz olacağız” şeklinde konuştu.
Farklı şubelerdeki işçiler de sırayla iş durdurarak eyleme katılmaya başladı. Haklarını alana kadar dağıtım yapmayacaklarını açıklayan işçiler kamuoyuna da destek çağrısında bulundu:
“Buradayız ve direniyoruz. Memleketin geldiği vaziyette bizim ücretlerimizin artması gerekirken, bize verilen hakların artması gerekirken düşürülmeye çalışılıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bizim eski sözleşmemizin üstüne yol ve yemek parası verin. Bizden onu alıp onu verdik demeyin bize. Biz gerizekalı değiliz. Anlamıyor değiliz. Değişen bir şey yok diyorsunuz. Değişen çok şey var. Primlerimizi yakıyorsunuz. Gelmediğimiz günler yol ve yemeği keseceksiniz. Bunlar bizim kaybımız. Biz bunları kabul etmiyoruz. Bir direnç noktası oluşturuyoruz buralarda. Türkiye’nin birçok ilinden çağrımızı yineliyoruz. Sefalet sözleşmelerine hayır. Halkımıza buradan sesleniyoruz. Biz sizin evinize kargonuzu, postanızı, kimliğinizi, ehliyetinizi, pasaportunuzu getiren taşeron işçileriz. Şu anda bizim haklarımız gasp edilmeye çalışılıyor, sizler de bizim yanımızda olun.”
İstanbul Çekmeköy‘de belediyenin Mehmet Akif Mahallesi’ndeki parkı inşaata açmasına karşı vatandaşların başlattığı nöbetin 62’inci gününde parka çok sayıda çevik kuvvetin korumasında iş makineleri sokuldu.
İş makinelerine engel olmak isteyen vatandaşlar, polis tarafından darp edildi.
BirGün‘den İsmail Arı‘nın aktardığına göre, aralarında CHP‘li isimerin de olduğu 12 kişi gözaltına alındı.
Çekmeköylüler böyle gözaltına alınıyor. En az 10 gözaltı var. CHP Çekmeköy Kadın Kolları Başkanı, Sendika Org muhabiri, CHP'li meclis üyesi de gözaltına alındı pic.twitter.com/2BdlsQrgYI
Polis saldırısına CHP eski İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu da tepki gösterdi.
Alandan fotoğraflar paylaşan Kaftancıoğlu, “Rant uğruna yapmadıkları yok ama az kaldı tamamı yargılanacak” dedi:
Vatandaşın nöbet tuttuğu Çekmeköy’deki parka suçluluğun telaşı içinde iş makinalarını sokmuşlar ve yasal süreci beklemeden ağaçları sökecekler! Pazar yapma bahanesiyle (parkın bitişiği kapalı pazar alanı zaten) rant uğruna yapmadıkları yok ama az kaldı tamamı yargılanacaklar! pic.twitter.com/bwmbFJiiYb
İstanbul Çekmeköy Mehmet Akif Mahallesi‘ndeki park, Haziran ayının başında ‘kapalı pazar ve otopark’ inşasına açılmış, parkını vermek isteyen Çekmeköy sakinleri, mücadeleye başlamıştı.
Nöbetin üçüncü gününde tüm itirazlara rağmen iş makineleri parka girmiş, vatandaşlar gece de dahil olmak üzere alanda protesto yapmıştı. Akşam saatlerinde, iş makinelerinin girdiği parkın girişine polislerin yanı sıra barikatlar da eklenerek halk uzaklaştırılmak istenmişti.
Söz konusu parkın deprem toplanma alanı olduğuna ve semtte zaten bir pazar yeri olduğuna ve üstelik buranın kullanılmadığına vurgu yapan vatandaşlar, Çekmeköy Belediye binası önünde yaptıkları eylemde “Yaşlılarımızın nefes aldığı çocuklarımızın güven içinde oynadığı parkı, park olarak korumak istiyoruz” diyen yurttaşlar, “Çekmeköy’de toprağa, ağaç gölgesine çimene hasret kaldık. Buraya yeni bir kapalı pazar ve otopark istemiyoruz. Daha fazla park istiyoruz” demişti.
Nöbetin yedinci gününde ise mahallelinin parka sokmadığı kamyon, daha sonra zabıta ve polis eşliğinde tekrar alana sokulmak istenmiş, yurttaşlardan biri, aracın önüne yatarak engel olmaya çalıştmış, iki kişi gözaltına alınmıştı.
Direnen Çekmeköy halkı, Çekmeköy Belediye Başkanı’na bir açık mektupla sekiz soru yöneltmiş, ‘Bu park bizim depremde, afet zamanında toplanma alanımızdır. Depremde ölüp gidelim mi?’ diye sormuştu.
Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz.
Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.
Peki Ağustos ayında hangi sebze ve meyveleri tüketmeliyiz?
Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor:
“Ağustos ayı sıcak geçiyor ancak incir ve böğürtlen gibi, bir yıldır özlemle beklediğimiz, ağzımızın tadını yerine getirecek meyveler de sıcaklarla geliyor!”
Mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.
Zehirsiz gıdaya ulaşmak ve karbon ayak izimizi düşürmek için en basit çözümlerden biri mevsim sebze ve meyveleri ile beslenmek.
Anayasa Mahkemesi (AYM), özelleştirilen Denizcilik İşletmeleri AŞ (TDİ) ve Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne (TCDD) ait bazı limanlardan 49 yıldan az süreli işletme süresi olanlarının sözleşme süresinin ihalesiz olarak 49 yıla uzatılmasını öngören yasal düzenlemeyi iptal etti.
133 milletvekili tarafından yapılan başvuruyu inceleyen AYM’nin 20 Temmuz tarihli gerekçeli kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
Kararın iptal talebinin gerekçesi bölümünde, söz konusu yasal düzenleme ile kesinleşmiş yargı kararıyla iptal edilen sözleşmelerin sürelerinin uzatılması yoluyla bu sözleşmelere yasal geçerlilik sağlandığı, yeni ihaleler yapılmaksızın sözleşme sürelerinin uzatılmasının devleti zarara uğratacağı belirtildi.
Bu durumun sözleşme özgürlüğünün kullanılması bakımından eşitsizliğe yol açtığı, sözleşme tarafı olmayan kişilerin ihaleye katılma imkanından mahrum bırakıldığı görüşlerine yer verildi.
Başvuruyu inceleyen yüksek mahkeme, mevcut özelleştirme sözleşmesinin tarafları dışında istekli olan başka kişilerin ek sözleşmeye taraf olabilme imkanının engellenmesinin serbest rekabet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığını ve limanların gerçek özelleştirme değerlerine ulaşılmasını da engelleyebilecek nitelikte olduğu yönünde görüş bildirdi.
AYM ayrıca, söz konusu kuralın zaman kaybı yaşanmadan yapılacak yatırımlar ile limanların rekabet güçlerinin korunması yönündeki gerekçesi gözetildiğinde, farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayandığının söylenemeyeceğini belirtti.
AYM, 7350 sayılı yasayla 4046 sayılı özelleştirme uygulamaları hakkında kanuna eklenen geçici 30 maddenin bahse konu düzenlemeleri içeren 1. 2. ve 3. fıkralarının anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle karar verdi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener,Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Santral Tesisi‘nde, yüklenici firmalarından IC İçtaş‘ın sözleşmesinin Ruslar tarafından feshedilmesine tepki gösterdi.
Tamamlandığında Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağı öne sürülen Akkuyu NGS’de yaşanan fesih tartışması, iş yeni firmaya verilmesine rağmen sona ermiyor. 12 yıl önce Rus devlet şirketi Rosatom tarafından başlanan projenin ana geliştiricisi Akkuyu Nükleer A.Ş. inşaat işlerinde katılımcıların yapılandırılmasının yeniden düzenlenmesine karar verildiğini belirtmiş ve Titan2-IC İçtaş ile sözleşmesini geçen hafta ‘usulsüz harcama, gecikmeler ve iş güvenliği eksiklikleri’ gerekçesiyle feshemişti. Projenin yüzde 99.1’nin sahibi Rosatom, feshin ardından üç Rus şirketin ortaklığında kurulmuş olan TSM Enerji ile anlaştı.
IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’den yapılan açıklamada ise Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin sözleşmenin feshedildiği yönündeki basın açıklamalarının hukuken geçersiz olduğu ifade edildi.
İçtaş’ın açıklamasında fesih işleminin “projedeki Türk paydaşlığını ortadan kaldırma ve proje genel yüklenicisi olarak tamamen Rus menşeili başka bir şirketi tayin etme yönünde bir adım” olduğunu savunuldu; “Söz konusu fesih girişimindeki esas amacın, projenin yönetimindeki Türk şirketlerinin varlığını azaltmak ve taşeron seviyesine indirgemek olduğu açıktır” denildi.
Akşener: Sürdürülebilir olmaktan çıktı
Bugün sosyal medya hesabından paylaşımlarda bulunan Meral Akşener şu ifadeleri kullandı:
“Teknoloji transferi ve yüksek teknolojili üretim, ülkemizin kalkınması için stratejik öneme sahip. Ancak Akkuyu’da yapılan hukuksuz fesih işlemi, Türk şirketinin tasfiye edilerek ülkemizin nükleer enerji alanındaki gelişimini engellemek anlamına geliyor. Bu kabul edilemez.
2⃣ Rusya ile kurulan asimetrik ilişki biçimi artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.
Enerji Bakanlığını, konuyla ilgili millî sorumluluğunun bilinciyle hukuki yetkilerini ivedilikle kullanmaya ve gerekirse santrali millîleştirmek üzere gerekli adımları atmaya davet ediyorum.
Rusya ile kurulan asimetrik ilişki biçimi artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Enerji Bakanlığını, konuyla ilgili millî sorumluluğunun bilinciyle hukuki yetkilerini ivedilikle kullanmaya ve gerekirse santrali millîleştirmek üzere gerekli adımları atmaya davet ediyorum”
Yeşil Gazete yazarı, iklim uzmanı Dr. Ümit Şahin, Meral Akşener’in “millileştirme” çağrısına karşı, “Akkuyu NGS projesi durdurulmalı ve iptal edilmelidir. Millileştirme veya başka bir yolla” dedi.
Sosyal medya hesabından bir değerlendirme yapan Şahin, bu itirazı, Türkiye’yi nükleer santral belasından tamamen kurtaracak bir kararlılıkla genişletmek gerektiğine dikkat çekti.
Akkuyu nükleer santrali projesi durdurulmalı ve iptal edilmelidir. Millileştirme veya başka bir yolla. Bu itirazı Türkiye'yi nükleer santral belasından tamamen kurtaracak bir kararlılıkla genişletmek gerekiyor. https://t.co/f7kyRVN3wq
Yeşil Gazete nükleer editörü ve nükleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan da şu değerlendirmeyi yaptı: “Akkuyu NGS’nin IC İctaş ile sözleşme feshinin arkasında Rus yönetimin tüm süreci kontrol altına alma girişimi var. Ukrayna’daki gibi nükleer santral işgaline bile gerek kalmayacak.”
Kılıçdaroğlu: Dünyada ilk ve tek
Fesih işlemi ve Akşener’in açıklamasından kısa süre önce gazeteci Murat Yetkin‘e konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Akkuyu NGS ile ilgili şunları söyledi:
Akkuyu “yap-işlet-sahip ol” yöntemiyle dünya üzerinde ikinci örneği olmayan bir modelle inşa ediliyor. Akkuyu’nun yapımı, işletimi ve sahipliği yüzde 99,2 oranında Rusya devlet şirketi Rosatom’a ait.
Bittiğinde Türkiye’nin elektriğinin yüzde 10’unu karşılaması bekleniyor. Türkiye ithal ettiği doğal gazın yüzde 35’ini de Rusya’dan alıyor. Doğalgazla birlikte Türkiye’nin enerjide büyük ölçüde Rusya’ya bağımlı hale geldiği görülüyor.
Pahalı elektriğe 2040’a dek garanti
Dünyanın en pahalı elektriğini alacağız; 15 yıl boyunca kilovatsaat başına 12,25 dolar- ki bu tutar 15,83 dolar-sente çıkabilecek. Çok yüksek bir fiyat garantisi. Deniyor ki, şimdi kriz var, Avrupa’da 14 sent olacak. Akkuyu’ya verilen garanti 2040’a kadar sürüyor. 2040’a kadar yenilenebilir enerjide büyük bir dönüşüm yaşanacak. Yenilenebilir enerjide maliyetlerin sürekli düştüğü de bir gerçek. Bunu dahi öngöremeyen bir yönetim var.
“Dolayısıyla 12,35 sent üzerinden verilen garanti, yıllar içinde katlanarak artan büyük bir külfete neden olacak. Kaldı ki bugün bile kamuya ait EÜAŞ santrallerinde üretilen elektrik fiyatının çok üzerinde. Şu da bir gerçek: bugün Türkiye’de elektrik maliyetinin yüksek olmasının başlıca nedeni iktidarın uyguladığı yanlış para politikası.
Türkiye’de elektriğin yarısı ithal girdili, doğal gaz ve ithal kömür girdili santrallerde üretiliyor. Dolayısıyla Türk Lirası değer kaybettikçe elektrik üretim maliyeti de artıyor. Ve bu süreç 2040’a kadar devam edecek.
Elektriği Rusya’dan alsak daha ucuza gelirdi
Nükleer teknolojisi verseler, hadi neyse diye kabul edeceğiz. Meclis’te görüşülürken ısrar ettik, teklif verdik nükleer enerji üretimi teknolojisi koşulu eklensin diye. Ama AK Parti kabul etmedi. İnşaat teknolojisi tamam, ama nükleer teknoloji paylaşılmıyor. Tesiste Türk mühendislerini, teknisyen ve işçilerin alınmadığı bölümler var.
Bir de atık sorunu var. Enerji üretimi başladığında nükleer atıklar ne olacak? Nasıl saklanacak? Onu da bilmiyoruz. Bu konuda da kamuoyuna açıklama yapılması gerekir.
Rusların bu yeni nesil santrali, ilk defa yapılıyor. Aynı santral Rusya’da yapılsa, teknoloji transferi de olmadığına göre ve biz elektriği doğrudan Rusya’dan alsak kilovatsaati 12,35 sentten ucuza gelirdi. Çünkü o süreç uluslararası rekabete açık olurdu. Bugün böyle bir şansımız yok.
Düşünün ki sizin ülkenizde nükleer santral yapılıyor, sahibi başkası, işleticisi başkası, üstelik bir süre sonra size de devretmeyecek, tamamen onun malı. Dünyada ilk ve tek. Kendi ülkenizdeki elektrik santralinde sözünüz geçmiyor gibi bir durum yaşanıyor.
İlk karşı tepki ‘havuz’dan
İYİ Parti liderinin sözlerine henüz AKP ve MHP‘den bir değerlendirme gelmese de hükümete yakın medyadan ilk tepkiler gelmeye başladı.
Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur, sosyal medya hesabından “Akkuyu nükleer santrali millileştirilmeli” demiş Meral Akşener. Olur, biz zaten nükleer santral yapıyorduk neden Ruslardan istedik ki? Adamlara boşu boşuna para ödüyoruz. Hay Aklınla bin yaşa Meral hanım, bunu düşünemeyen hükümeti de kınım kınım kınıyorum” dedi.
“Akkuyu nükleer santrali millileştirilmeli” demiş Meral Akşener. Olur, biz zaten nükleer santral yapıyorduk neden Ruslardan istedik ki? Adamlara boşu boşuna para ödüyoruz. Hay Aklınla bin yaşa Meral hanım, bunu düşünemeyen hükümeti de kınım kınım kınıyorum.
Güneşten yayılan yüksek radyasyonlu ultraviyole (mor ötesi) ışınlar, insan gözüyle görülemez, ancak zararlı etkileri ömür boyu sizinle kalabilir.
İnsanların neredeyse üçte biri, güneşin ana UV kaynağımız olduğunu biliyor fakat UV’nin etkilerini hafife alıyor.
Birleşik Krallık‘taki son araştırmalara göre, insanların dörtte biri UV’nin sadece hava açıkken zararlı olduğunu düşünüyor. Üç kişiden biri UV’nin gözlerinee ciddi zarar verebileceğinin farkında değil, neredeyse yarısı UV hasarının geri döndürülebilir olduğunu düşünüyor.
Yetişkinlerin dörtte biri UV ışınlarının öğleden sonra 3’ten sonra zararlı olmadığına inanıyor ve yüzde 27’si hava soğuksa UV konusunda endişelenmeye gerek olmadığına inanıyor.
Ki bunların hiçbiri doğru değil.
D vitamini üretiminde çok az miktarda UV radyasyonu gerekli olsa da güneşe çok fazla maruz kalmak cildiniz ve gözleriniz üzerinde ciddi etkilere neden olabilir.
Öncelikle bazı temel bilgilere değinmekte fayda var:
UV indeksi (ışınların gücü) yılın birçok zamanında yüksek olabilir: UV seviyelerinin yüksek olması için sıcak olması ve gökyüzünün bulutsuz olması gerekmez. Güneşten gelen UV ışınlarının yüzde 80’e kadarı, hafif bulutlara nüfuz eder ve bu örneğin kışın, bulutlar ve kar arasında ileri geri yansıyabilir. Hatta bazı kapalı havalarda UV indeksi, güneşin doğrudan parladığı zamana göre daha bile yüksek olabilir.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından geliştirilen UV indeksi, UV seviyesini düşükten çok yükseğe doğru, 0 ila 11 arasında değerlendirir ve yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarının seviyesini ifade eder. Bu seviye orta veya üzerinde (3-5) olduğunda önlem almak önemlidir.
Günlük ve haftalık hava durumu tahminlerini gösteren neredeyse her uygulamada UV indeks değerleri sunulur, bu bilgileri takip edilerek gününüzü planlayabilirsiniz.
Çocuklar UV radyasyonuna karşı yetişkinlere göre çok daha hassastır: Ebeveynlerin UV indeksini takip etmeleri ve gerekli önlemleri almaları çok önemlidir.
UV radyasyonu cildimize neler yapabilir?
Cilt, UV radyasyonuna aşırı maruz kaldığında güneş yanığı meydana gelir, sürekli aşırı maruz kalma cilt kanseri geliştirme riskini önemli ölçüde artırır: Çünkü aşırı UV radyasyonu, cilt hücrelerindeki DNA’ya doğrudan zarar verir.
Genellikle güneş hasarının tamamı vücudun savunma sistemi tarafından tam olarak onarılamaz, bu nedenle yıllar içinde yavaş yavaş cilt yaşlanmasına neden olur ve cilt kanserine yol açabilir.
Çoğu insan başlangıçta sıcak, kırmızı cilt ve yorgunluk gibi hafif semptomlar yaşar fakat güneş yanığı çok ciddi olabilir ve tüm güneş yanıkları, devam eden sağlık etkilerine neden olabilir. Cilt kanseri vakalarının çoğuna güneşten veya güneşlenmekten kaynaklanan UV radyasyonu neden olur.
Cilt kanserinin önlenmesinde en önemli faktörlerden biri, UV radyasyon risklerinin azaltılabilmesi için davranışları değiştirmektir: Günü planlamak, örtünmek, şapka ve güneş gözlüğü takmak, gölgede vakit geçirmek ve kendinizi korumak için iyi UVA korumalı yüksek faktörlü bir güneş kremi kullanmak gibi.
Çocuklara ve bebeklere ekstra özen gösterilmesi önemlidir.
Dünya Sağlık Örgütü, cilde ve korunmasız gözlere vereceği zarar nedeniyle güneşlenmekten tamamen kaçınılması gerektiğini söylüyor.
UV, gözlere ciltten çok daha fazla zarar vermesine rağmen yetişkinlerin yüzde 41’i UV’nin cilt kanserine neden olduğu konusunda endişelenirken, sadece yüzde 22’si UV’nin gözleri üzerindeki etkilerinden endişe ediyor.
Eyecare Trust’a göre gözler, cilde kıyasla UV ışınlarına 10 kat daha duyarlıdır.
Birçoğumuz, ışığı hafifletmek hatta stilimizi tamamlamak için güneş gözlüğü takarız ama güneş gözlüğü takmanın daha ciddi bir nedeni var.
UV maruziyeti, dünyada körlüğün önde gelen nedeni olan katarakt rahatsızlığının başlaması için önemli bir risk faktörüdür.
UV radyasyonunun gözlerimizin durumu üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli etkileri olabilir: Kornea ve lensin yanı sıra gözün yüzey dokularına da zarar verebilir. UV, ciltte güneş yanığına sebep olduğu gibi gözün yüzeyini de yakabilir.
Çocukların gözleri UV hasarına karşı daha büyük bir risk altındadır.
İnsanlar genelde en koyu renkli camı olan gözlüklerin en büyük koruma sağladığına inanır, bu doğru değildir: Gözleri UV ışınlarından korumak için hem UV-A hem de UV-B radyasyonunun yüzde 99 ila 100’ünü engelleyen ve görünür ışığın yüzde 75 ila 90’ını kesen kaliteli, UV koruyucu güneş gözlüğü takmak önemlidir.
Göz etrafını çerçeveleyen güneş gözlükleri en iyi korumayı sağlar. Gözlerinizi daha fazla korumak için, UV indeksinin en güçlü olduğu gün ortasında, saat 11:00 ile 15:00 arasında gölgede kalmalısınız.
Nasıl etkili bir şekilde korunabiliriz?
İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi‘ne (NHS) göre yapmamız gereken en önemli şey güneşin en güçlü olduğu zamanlarda gölgede vakit geçirmek.
Bu bizim enlemlerimizde yaklaşık olarak Mart ayından Ekim’e kadar 11:00 ile 15:00 saatlerine denk gelir. Bunun dışında uygun kıyafet, güneş gözlüğü ve güneş kremi korumaları ihmal edilmemeli.
UVB’ye karşı koruma sağlamak için en az30 güneş koruma faktörlü (SPF), en az 4 yıldızlı UVA korumalı ve AB standardına uygun olmalıdır. Çoğu güneş kremi 2 ila 3 yıllık bir raf ömrüne sahiptir, son kullanma tarihi geçmemiş bir güneş kremi kullanılmamalıdır.
Yüz, boyun ve kulaklar dahil olmak üzere tüm açıkta kalan cilde güneş kremi sürülmelidir, saç yok ise geniş kenarlı bir şapka takılması iyidir.
Güneş kremi ince uygulanırsa sağladığı koruma miktarıazalır: Sadece yüz, kollar ve boyun için yaklaşık 2 çay kaşığı güneş kremi, tüm vücut için en az yaklaşık 2 yemek kaşığı sürülmelidir.
Yeterli SPF30 uygulamamış olabileceğinizden endişeleniyorsanız, daha yüksek SPF’li bir güneş kremi kullanabilirsiniz.
Güneş koruyucu, üreticinin talimatlarına göre bol miktarda ve sık sık tekrar uygulanmalıdır.
Terleme veya suyla temas etme ihtimaliniz varsa suya dayanıklı güneş kremi kullanın: “Suya dayanıklı” olsa bile, suya girdikten, havluyla kurulandıktan, terledikten veya silindikten sonra tekrar uygulanmalıdır.
Su güneş kremini temizler ve suyun serinletici etkisi yanmadığınızı düşünmenize neden olabilir. Su ayrıca ultraviyole (UV) ışınlarını da yansıtarak maruziyeti artırır.
Güneş cildi kurutabileceğinden, güneş kremini her 2 saatte bir yeniden uygulamak da önerilir.
Yanma riskini göze alacak kadar güneşte kalmayı planlıyorsanız, güneş koruyucu iki kez uygulanmalıdır: Dışarı çıkmadan 30 dakika önce ve dışarı çıkmadan hemen önce.
Güneşten korunmak için yalnızca güneş kremine güvenilmemelidir: Uygun giysiler ve güneşin en sıcak olduğu zamanlarda gölgede olmak önemlidir.
D vitamini için gerekli mi?
Küçük miktarlardaki UV ışını maruziyeti, vücutta D vitamini üretimine yol açtığı için sağlık için önemlidir.
Bir kişinin cildinin güneşteyken ürettiği D vitamini miktarı, cilt tonu, coğrafi konum, hava koşulları, yılın zamanı ve günün saati gibi birçok faktöre bağlıdır.İnsanlar genellikle güneşte sadece birkaç dakikageçirerek yeterli D vitamini üretebilir.
DSÖ ve CDC‘ye göre yeterli D vitamini düzeyini sağlamak amacıyla UV ışınlarına aşırı maruz kalmakgerekli değildir ve zararlıdır.
Cilt bir seferde sadece sınırlı miktarda D vitamini üretebilir. Vücut bu sınıra ulaştığında, güneşte daha fazla zaman geçirmek D vitamini düzeylerini artırmaz ama cilt kanseri riskinizi artırır.
Cilt kanseri riskini artırmadan D vitamini seviyelerini artıracak bilinen bir UV maruziyeti seviyesi yoktur.
D vitamini, UV’ye aşırı maruz kalma ile ilişkili riskler olmadan gıda ve diyet takviyeleri yoluyla güvenli bir şekilde elde edilebilir.
D vitamini kemik ve kas-iskelet sistemini güçlendirir, vücuttaki kalsiyum ve fosfat miktarını düzenlemeye yardımcı olur, her ikisi de kemikleri ve dişleri sağlıklı tutmak için gereklidir.
Bu yüzden DSÖ ve CDC, örneğin bir kurum içinde veya evde bakımda olanlar, yüksek enlemlerde yaşayan derin pigmentli, koyu renkli cilde sahip kişiler veya açık havada dini veya kültürel nedenlerle tüm vücutlarını örten kişilerin oral D vitamini takviyesi alabileceğini söyler.
ŞIRNAK- Şırnak’ta ağaç kesimleri iki yıla yakın bir süredir devam ediyor. Çevre örgütlerinin ve yöre halkının yoğun tepkisine rağmen, orman yoksunu bölgede kesildikten sonra kamyonlara yüklenen binlerce ağaç, Türkiye’nin dört bir tarafına gönderiliyor. Orman kıyımının neden yapıldığını, ağaçların kimler tarafından kesildiği ve nasıl satıldığını, kesimlerin bölgedeki canlı yaşamına olan olumsuz etkilerini , kesimlerin durdurulması için yürütülen mücadeleyi Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonu üyesi Av. Fadıl Tay,HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmazve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şırnak yöneticisi Murat Özbey ile konuştuk.
Orman yoksulu bölgede ağaç kıyımı
Yüzölçümünün yüzde 29,4’ü ormanlarla kaplı olan Türkiye’de ormanlık alanlar; yangınlar, enerji , turizm ve güvenlik gerekçesiyle her geçen daha çok daralıyor. “Türkiye Ormancılığı: 2022, Türkiye’de Ormansızlaşma ve Orman Bozulması”raporuna göre her yıl orman yangınlarıyla kaybedilen orman alanlarının dört katından fazlası maden, enerji, turizm, ulaşım gibi ormancılık dışı amaçlarla yapılan tahsisler nedeniyle yok oluyor. Geçen yıl 15 günde 140 bin hektar alan yanmıştı. Yıl içinde ise 1700 km2 ‘lik alan tamamen kül oldu.
Diğer taraftan doğalgaz ve kömürdeki maliyetlerin yükselmesine paralel olarak odun üretiminin artması da ormanlar için bir başka büyük tehdit olarak ortaya çıktı. Yalnızca 2017-2021 yılları arasındaki beş yıllık dönemde endüstriyel odun üretiminde yüzde 78,7, yakacak odun üretiminde yüzde 25,9 ve toplam odun üretiminde yüzde 25,9’luk bir artış yaşandı.
Yine rapora göre, son 20 yılda ağaçlandırmayla kazanılan orman miktarının tüm ormanların sadece yüzde 0,6’sını (144 bin hektar) oluşturduğu belirtiliyor. Raporun ilgili kısmında “Aynı dönemde 2/B ile orman dışına çıkarılan alan 178 bin hektarı (yüzde 0,7), ormancılık dışı amaçlarla yapılan orman tahsisi miktarı da 484 bin hektarı (yüzde 2,2) bulmaktadır” deniliyor.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu ise ülkenin orman fakiri bölgelerinden. Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM), paylaştığı illere göre orman dağılımı haritasına göre en az ormana sahip beş ilin dördü bu iki bölgeden. Dersim , Hakkari, Şırnak, Bitlis ve Siirt nispeten ormanlık alanların yoğunluk kazandığı kentlerden. Ancak buradaki ormanlar da ülkenin diğer bölgelerindeki ormanlar gibi yangınlara, maden ve enerji yatırımlarına kurban oluyor. Bölgedeki ormanların uğruna tahrip edildiği bir başka gerekçe ise güvenlik.
Güvenlik gerekçesi ne kadar doğru?
Bölge kentlerinde güvenlik gerekçesiyle zaman zaman ağaç kesimlerin yapıldığı biliniyor. Bu gerekçe ile kesimlerin yoğunlaştığı kent ise Şırnak. Yaklaşık iki yıldır , kente bağlı Cudi ve Gabar dağlarında kesintisiz olarak ağaçlar kesiliyor. Güvenlik gerekçesi ile başlatılan kesimler şu sıralar yüzlerce hektarı bulmuş durumda. İddiaya göre güvenlik, görünürdeki ‘gerekçe’ asıl amaç ise bölgedeki yeşil alanı orman vasfından düşürmek ve orayı kömür ve diğer madenler için bir sahaya dönüştürmek. Şırnak’ta , geçtiğimiz yılın yaz aylarında beş ayrı yerde orman yangını çıkmış, yangınlar sonucu birçok yeşil alan zarar görmüştü.
Şırnak Barosu’nun verilerine göre kesimin yapıldığı alan kentteki ormanlık alanların yüzde 7’sine denk geliyor. Neredeyse her gün kentten çevre illere onlarca kamyonun odun taşıdığına dair videolar sosyal medyada paylaşılıyor. Kesimlerin de bölgedeki korucular tarafından yapıldığı ve Urfa’dan Osmaniye’ye kadar birçok kente dağıtıldığı kaydediliyor.
Kent halkı ve kentteki STK’ler ise süren kesimler karşısında itirazlarını durmaksızın dile getiriyor. Kesimlerin durması için hukuki ve siyasi mücadele de devam ediyor. Buna karşın ilgili kurumlar sessiz.
Kesimler neden yapılıyor?
Resmi kaynaklardan yapılan açıklamalarda kesimlerin güvenlik gerekçesiyle yapıldığı bilgisine yer veriliyor. Ancak iki yıla yaklaşan ağaç kesimleri her geçen gün daha geniş alanlara yayılıyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’a göre güvenlik gerekçesi öne sürülse de asıl mesele rant:
“Daha önce bilinçli olarak yangınlar çıkarılıyordu. 2018 yılından bu yana yeni bir uygulama söz konusu. Son zamanlarda kesimler, kalekol, karakol veya yol gibi güvenlik gerekçesiyle başlıyor ancak katlanarak devam ediyor. Gerekçe her ne kadar güvenlik olsa da bu yönlü çalışmanın olmadığı yerlerde de katliam yapılıyor. Birileri büyük rantlar elde ediyor.”
“Katliamın devam etmesine ve ağaç kıyımına ortam sağlayan şey ise Kürt sorunundaki çözümsüzlük’’ diyen Kaçmaz, “Kağıt üzerinde her ne kadar İl Orman Müdürlüğü’nün izin verdiği görünse de sorduğumuzda ilgililer askeriyenin karar verdiğini beyan ediyorlar. Hatta şu an kesimleri daha çok korucuların yaptığı iddiası var. Buna göre, korucular tarafından belirlenen güzergahtaki ormanlık alanlar yok ediliyor. Büyük bir çıkarın olduğu bir konsensus var’’ ifadelerini kullanıyor.
Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Sözcüsü avukat Fadıl Tay.
Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonu üyesi Avukat Fadıl Tay da çıkar ilişkine değiniyor ve kesimlerin kontrolden çıktığını ve ağaçlara ganimet gözüyle bakıldığını ekliyor:
“İlk dönemlerde güvenlik gerekçesiyle 1 dönümlük alanda kesim yapacaklarını söylediler ama şu an yüzlerce dönümde kesimler yapılmış durumda. Güvenlik kaygılarını anlıyoruz, ancak şu an işler kontrolden çıkmış bir durumda ve ağaçlara ganimet gözüyle bakılarak yapılıyor kesimler. Burada bir rant amacı var. İyi niyet olsaydı veya gerçekten söyledikleri gerekçelerle yapılsaydı sınırlı olurdu. Bir taraftan ağaçlar kesilmeye devam ediyor diğer taraftan kömür çıkarma çalışmaları için zemin oluşturuluyor.”
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şırnak yöneticisi Murat Özbey ise ekolojinin bu denli tahrip edilmesini savaş politikalarına bağlıyor ve sağlıksız bir toplumun yaratılmak istendiğini düşünüyor: “Ekolojik yaşamın aşırı tahribi beraberinde sömürge bir düzen getirir. Sömürge toplumlarının sağlıklı iyi olma halleri ortadan kaldırılmak isteniyor. Yine sağlıklı iyi olma halinin en önemli belirleyicilerinden biri olan ekolojik yaşamın tahribi beraberinde halk sağlığı problemlerini getiriyor.’’
SES Şırnak yöneticisi Murat Özbey.
Merak edilen sorular: Kesimi kim yapıyor, nasıl pazarlanıyor?
Kesimlerin bölgedeki korucuların eliyle yapıldığı bütün bölgede dillendirilen bir iddia. Her gün kentten çevre kentlerdeki odun pazarlarına onlarca kamyonla odun taşındığı görüntülere yansıyor. Ağaçların pazarlama merkezlerinden birinin ise Urfa olduğu belirtiliyor . Yine sosyal medya ağları da kesilen ağaçları satma işleminde denenen bir başka alan. Bir başka iddia ise ormandan arınan yerlerde kömür çıkarma hazırlıklarının yapıldığına ilişkin. Enerji savaşlarından söz eden avukat Tay ‘’ Kesimler devam ettikçe , oradaki alanlar ormanlık alan vasfını kaybediyor ve imar süreci başlıyor. Bu süreç , devam eden enerji savaşlarıyla bağlantılı. Aynı alanlarda ruhsat çıkarıp kömür çıkarıyorlar. Ciner Grubu’nun ilgilendiği söyleniyor” diyor.
Tay, ihalenin özel olarak hazırladığını ve her gün ortalama 15 kamyon dolusu ağacın kesildiği bilgisini veriyor:
“Pazarlayanlar korucular. Tonu 1150 TL’ ye satılıyor. Bölge illerinin tamamına hatta Urfa’ya kadar götürülüyor. Edindiğimiz bilgiye göre ağaç kesimine özel ihale çıkarılıyor. Bu ihale Şırnak Valiliği ve Şırnak İl Orman Müdürlüğü tarafından yapılıyor. İhale, sadece daha önce bu ağaç kesimiyle tanınan ve bilinen kişilere veriliyor. Eskiden günde 10 ton kesiliyorsa şimdi 100 ton ağaç kesiliyor. Her gün kerestelerle yüklü ortalama 15 kamyon yola çıkıyor.”
Bu kamyonların her birinin yük taşıma kapasitesi ise 10-12 ton dolaylarında.
Kesilen ağaçlar Urfa, Osmaniye ve Antep gibi kentlere götürülerek satılıyor.
‘İnsanlar, hayvanlar, doğa: Hepsi zarar görüyor’
Kesimlerin gerçekleştiği alan her geçen gün genişliyor. Şırnak barosu, iki yılda kentteki ağaçlık alanların yüzde 7’sinin yok edildiği bilgisini veriyor. Kesimlerin olduğu alanlardaki tahribat ile ilgili net verilerden bahsetmek ise mümkün değil. Çünkü söz konusu alanlara giriş yapmak hala yasak. Bu yasaklara dikkat çeken Avukat Tay, bu nedenle bölge köylülerinden bilgi aldıklarını ifade ediyor:
“Güvenlik gerekçesiyle sahaya girmemize izin verilmiyor. Genelde bölgedeki köylülerden bilgi alıyoruz. Uydu görüntülerinin paylaşacaklarına dair söz verildi onu bekliyoruz.”
Ormanlık alanların yok edilmesi nedeniyle birçok hayvanın yaşam alanının bittiğini sözlerine ekleyen Tay, insan yaşamının da tehlike altına gireceğinden tedirgin:
“Ceylanlar, keçiler gibi yüzlerce yabani hayvan zarar görüyor. Kesilen ağaçlar genelde 200 yıllık ağaçlar ve aralarında meşe palamutu, zeytin ağaçları ve diğer endemik ağaçlar var. Bir bütün olarak doğa zarar görüyor. Bu durum ekosistemi de büyük ölçüde etkiliyor. Canlı yaşamını alt üst ediyor. Ağaçların kesilmesi aynı zamanda bölgedeki lokal iklimi de etkiliyor. Bu bölgenin sıcaklığı 45-50 derece dolaylarında. Bu vahşilikle devam edilirse bölge insanlar açısından da yaşanmaz olur.’’
SES yöneticisi Özbey ise tahribatın olası sonuçlarına ilişkin daha karamsar bir tablo çiziyor. İklim dengesinin bozulduğunu belirten Özbey şunları anlatıyor:
“Ormanların kesilmesi ve bitki örtüsünün değişmesi iklim krizinin temel gerekçelerinden biri. Ormanlara verilen zararla beraber ortaya çıkan aşırı soğuk ve sıcaklar iklim dengesini bozacak. Aynı zamanda bölgenin toprak ve iklimine uygun yasayan bir çok bitki türü ve hayvanın doğal yasam alanı tehdit altında. ”
Özbey, orman kesimleri sonucu çevrenin çoraklaştığını ve bunun da canlı türlerin sürdürülebilirliği konusunda olumsuzluk yarattığını ifade ediyor.
“Çevrenin çoraklaşması aynı zamanda insan dışındaki diğer canlıların sürdürülebilir yaşamlarını tehlikeye atıyor. Doğada bir döngü vardır insan müdahalesi ile bu döngünün bozulması , doğanın hastalıklı hale getirilmesi toplum-doğa dengesini bozuyor ve doğal yasam ortadan kaldırıyor.’’
‘Doğanın ideolojisi olmaz’
Şırnak Barosu, ekolojik yıkıma karşı harekete geçmeleri için Greenpeace, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) ve Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) gibi kuruluşlara başvurmuştu. Baronun başvurusuna bir hafta önce yazılı yanıt veren Greenpeace, “Konu maalesef uzmanlık alanlarımızın dışında,” demişti. Avukat Tay, Greenpeace’in tartışmalara neden olan bu açıklamanın ardından baroya bir e-mail daha attığını ve yanlış anlaşıldıklarını ifade ettiğini söylüyor. Devam eden kesimlere ilişkin kamoyundaki sessizliğe tepkisi ise şöyle: “Doğanın ideolojisi olmaz ki. Hatay’daki, Muğla’daki yangınlar nasıl herkesi etkiliyorsa buradaki kesimler de öyle etkiliyor. ”
HDP’li Kaçmaz da bu durumdan şikayetçi: “Elbette destek veren , ortak mücadeleyi önceleyen kurumlar var ama çoğu sessiz kalmayı tercih ediyor. Ağaç kesimlerinin gerçekten güvenlik kaygılarıyla yapıldığını düşünüyorlar. Tema Vakfı, Greenpace ve Çölleşme ile Mücadele Derneği’nin tavrı tam da bu durumu gözler önüne seriyor.”
Doğaya karşı bütünlüklü bir tepki verilmesi gerektiğine vurgu yapan Kaçmaz, “Doğada bile farklılık var. Batı’da ormanlar yanarken ciğerlerimiz yanıyor diyoruz elbette öyle diyeceğiz ama Besta, Cudi ve Gabar’daki ağaçların bir farkı yok diğer ağaçlardan. Kazdağları’ndaki Karadeniz’deki, Gabar’daki tepkilerin birleşmesiyle bu kıyımların önüne geçebiliriz” diye konuşuyor.
HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz.
Hukuki ve siyasi mücadelede elle tutulur bir gelişme yok
Kentte ekoloji mücadelesi veren tek STK olan Cudi Ekoloji ve Kültür Derneği 2017 yılında yayınlanan KHK ile kapatılmıştı. Şu sıralar, kentteki kurumlar Kent Ekoloji Platformu’nun kuruluşunu ilan etmeye hazırlanıyor. Şırnak Barosu’nun Çevre ve Kent Komisyonu ise iki yıl önce kuruldu ve kurulduğu günden bu yana en büyük mücadeleyi orman kıyımının durdurulması için veriyor. Konuyla ilgili iki rapor hazırlayan komisyon , hukuki süreci de yürütüyor. Komisyon sözcüsü olan avukat Tay hukuki sürece dair şunları söylüyor;
“Şırnak Barosu olarak Çevre ve Kent Komisyonu’nu kurduğumuz günden bu yana hukuki mücadele verdik. Birçok kez tahribatı anlatan raporlama çalışmaları yaptık. Hatta iki hafta önce bir kez daha suç duyurusunda bulunduk. Yetkili kurumlardan bilgi almakta zorlanıyoruz. Valilikten bilgi istedik, alamadık. Daha sonra kesimlerin ihale usulü yapıldığı yapıldığını söylediler. Bu yapılan ağaç kesimin kanun dışı olduğunu ve kabul edilmeyeceğini belirttik. Suç duyurumuz reddedildi. Suç duyurumuzun reddedilmesi üzerine Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunduk. Fakat itirazımız da reddedildi. Bunun üzerine geniş bir rapor hazırlayıp kamuoyunu bilgilendirdik. Şimdi de yeni bir rapor hazırladık. Bu sefer Kamu Denetçiliği Kurumu’na şikayet başvurusunda bulunduk. Kurum, bağlayıcı bir kararı olmamakla birlikte tavsiye niteliğinde kararlar veriyor.’’
Kesimlerin durdurulması için hukuki girişimler kadar siyaseten de mücadele veriliyor. HDP’li milletvekilleri konuyu sıklıkla meclis gündemine taşıyor. Kaçmaz, sürdürülen siyasi mücadeleye ilişkin ‘ 20’den fazla kez Meclis’te gündeme getirdik ancak bir cevap alamadık. Sadece Cudi Dağı’nda bir basın açıklaması yaptıktan sonra Şırnak Valiliği Şanlıurfa Orman Bölge Müdürlüğü’nün yaptığı bir açıklamayı yayınladı. Ancak Şırnak halkı tatmin değil. Bir heyet buradaki tahribatı inceleyebilirdi. Ama halkın kaygıları dikkate alınmıyor” bilgilerini veriyor.
HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç da ormanlık alanların yok edilmesinin nedenlerinin araştırılması ve orman kıyımının engellenmesi için gerekli adımların atılması amacıyla Meclis Araştırması açılmasını istemişti.
İhaleler adrese teslim
Şırnak Barosu’nun temmuz ayında yayınladığı ikinci raporunda son yedi ayda Şırnak’taki ağaçlık alanların yüzde yedisinin yok edildiği kaydediliyor:
Çevre ve Kent Komisyonu’nun hazırladığı raporda yer verilen bilgilerden bazıları şöyle:
“Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonunca yapılan tespitlere göre;
Son 1 yılda yoğun bir şekilde orman kesimleri devam etmektedir,
Ağırlıklı olarak Şırnak ilinin merkez kısmının yüksek yerlerinde ve Şırnak-Siirt arasındaki dağlık bölgelerde orman ağaç kesimleri yapılmaktadır.
İdil – Midyat arasında da kısmen orman kesimi yapılmıştır,
İhale süreci yasla usul işletilmeden belli kişilere verilmek suretiyle hukuka aykırı yapılmaktadır,
Ormanlar kesildikten sonra ağaçlar 20-25 tonluk kamyonlar ile Cizre ilçesi üzerinden piyasa değerinin çok altında çevre illere ve Kayseri, Gaziantep, Osmaniye gibi başka yerlere gönderilmektedir. Buna ilişkin bir görseli ek olarak sunuyoruz.
Yaz mevsimi itibariyle bu kesimler ve tahribatlar hızlı bir şekilde artmakta, günlük yüzlerce ton endemik ve tarihi ağaçlar yok edilmektedir.
SONUÇ
Bölge insanında oluşan endişelerin giderilmesi ve orman alanlarının korunması için;
İlgili kurumların derhal harekete geçerek, öncelikle tedbir amaçlı olarak ağaç kesimlerini durdurması,
Ağaç kesimi yapılan bölgelerde resmi kurumlarla birlikte özel kuruluş ve derneklerin araştırma ve incelemelerde bulunması için gerekli güvenliğin sağlanması ile birlikte gerekli raporların hazırlanmasının sağlanması,
Ağaç kesimi yapılan bölgelerde rehabilitasyon işlemlerinin yapılması ile birlikte bölge habitatının bozulmaması için ağaçlandırma yapılması gerekmektedir.
06.07.2022 tarihi itibariyle ağaç kesimleri aralıksız ve artarak devam etmekte buna ilişkin Şırnak Valiliği’ne yapılan bilgi alma amaçlı başvurumuza halen cevap verilmemiştir. Şırnak ilimizin doğasının korunması için tüm kurum ve kuruluşlara tarihi ve vicdani sorumluluk düşmektedir.”
Sosyal medyada kampanya
Baro ayrıca geçtiğimiz günlerde kentteki ağaç kesimlerine dikkat çekmek amacıyla #ŞırnaktaOrmanKatliamı etiketiyle kampanya başlattı.
Sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımda , “Resmi verilere göre 7 ayda %8 ormanlık alanımız yok edildi. Ondan sonraki 1 yıllık süreçte orman kesimi aralıksız devam etti. Ormanların bu şekilde katledilmesi Anayasa madde 169 ve Orman Kanunu 91/1’e göre suçtur. Faillerin tespit edilmesini talep ederiz. #ŞırnaktaOrmanKatliamı” denildi.
Birçok sosyal medya kullanıcısı da bu kampanyaya destek verdi.
Şırnak Baro Başkanı Rojhat Dilsiz de kesimleri gündemde tutmaya çalışıyor. Dilsiz, yaptığı paylaşımda kesimlerin nasıl yapıldığına ilişkin bir video ve ağaçların sevkiyatına dair bir video yayımladı.
HDP, CHP, DEVA VE Gelecek Partisi temsilcileri ortak açıklamaya katıldı
25 Temmuz günü kentteki STK temsilcileri ve siyasi parti yöneticileri kitlesel açıklama yaptı. Açıklamaya, Şırnak Barosu, KESK, Şırnak Tabip Odası, Özgürlük için Hukuk Derneği (ÖHD), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), İnsan Hakları Derneği (İHD), Barış Anneleri Meclisi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticileri ile HDP Milletvekili Hasan Özgüneş, Deva Partisi İl Başkanı Guhdar Zeyrek, Gelecek Partisi İl Başkanı Nizar Ökten ve CHP Merkez İlçe Başkanı katıldı.
Açıklama metnini okuyan Şırnak Barosu Başkanı Rojhat Dilsiz şunları söyledi:
“Ağaç kesimlerinin aynı hızda devam etmesi durumunda yakın zamanda orman alanlarının kurak bölgelere dönüşeceği ve bölgemizin çoraklaşacağı tartışmasızdır. Orman alanlarında yapılan bu tahribatın sonucunda ayrıca endemik bitki çeşitliliği yok olmakta ve bu alanlarda yaşayan hayvanların yaşam alanları kaybolmaktadır. Anayasa ve yasalara aykırı bu durum devam ederse korkarız ki son dönemlerde yaşanan doğa katliamı bırakın sağlıklı bir çevrede yaşayabilmemizi, bölgemizde asgari bir insanın yaşamını devam ettirebileceği bir ortamın kalmayacağını gözlemlemekteyiz.”
İlhan İrem’in en ilginç şarkılarından biri 1994 yılında çıkan Koridor albümünde yer alan “Don Kişot”tur. Rock altyapılı da olsa 90’lar tarzı ritmik pop şarkısı gibidir, ama aslında İlhan İrem’in popüler müzik dünyasından kopuşunu haber verir:
Mavi kubbeli bir odada Koro halinde Bağırıp durmayın yeter! ‘Daha çok ver’ diye.
Veremem Bir kalbim kaldı Veremem Onu aşk aldı Veremem Adresim saklı Veremem
Gelmediğiniz orası kaldı (!)
Müzik endüstrisine, magazin basınına, günübirlik hayran kitlesine, yazılarında da çokça dile getirdiği ucuzluğa, bayağılaşmaya bir isyandır bu şarkı. Sonra, meşhur nakaratı gelir:
Yel değirmenlerine karşı Don Kişot muyum? Uçuyorum durmadan ben pilot muyum?
Yel değirmenlerine karşı Don Kişot muyum? Dilimde hep aynı şarkı İdiot muyum?
İlhan İrem gerçekten de hep aynı şarkıyı yazdı, hep aynı şarkıyı söyledi. Bütün büyük sanatçılar gibi, kendi hayatını eserinde geliştiren, yazarken kendini kuran, yaşarken kendini yazan bir insandı. Herkesi sarıp sarmalayan hakikiliği, samimiyeti en çok buradan gelir. Bir gün en politik şarkıyı yapıp ertesi gün ucuz pop şarkılarını piyasaya dağıtan akranlarına karşı gerçek bir Don Kişot oldu. Müzik endüstrisinin ana akımını karşısına aldı, popüler kültür alanını terk etti ve yapmak istediğini yaptı; kendi dinleyici kitlesini yarattı ve onlara sadık kaldı.
Bir yeşil…
Türkiye’de yeşil hareketin en uzun soluklu ve önemli dergisi Ağaçkakan’ın kapaklarında da yer alan, 90’lardaki nükleer karşıtı hareketin sembolü Don Kişot’tur. (Özel olarak da Picasso’nun Don Kişot’u)
Son zamanlarda Don Kişot koleksiyonunu büyüten, nükleer karşıtı hareketin kurucularından Arif Künar’ın hareketin tarihiyle ilgili yazdığı ilk kitap da Don Kişot’lar Akkuyu’ya Karşı başlığını taşır. İlhan İrem’in popüler kültür içinden çıkan, popüler kültüre karşı bir Don Kişot olmasıyla, 1988’de kurulan ilk Yeşiller Partisi’nin içinde kuruluşundan itibaren yer alması, hayatı boyunca da çevre yıkımına karşı ses çıkarması, eylemlere katılması, destek olması örtüşüyor. Yeşiller ve ekolojistler de sol hareketlerin içinden çıksalar da hep kalkınmacı siyasetin ve ana akım muhalefetin karşısındaki Don Kişot’lar oldular. Sürekli yel değirmenleriyle savaşma duygusu oradan gelir.
“Yeşiller Partisi’nin Olmayan Tarihi” kitabından (Melih Ergen, 1994), İstanbul’da Ali Kocatepe’nin ofisinde yapılan (1988 yılı olsa gerek) ilk MYK toplantısına katıldığını, hatta uzun saçları, küpesi ve zıpırlığıyla dikkat çektiğini ve toplantıyı Melih Ergen’le birlikte yere oturarak izledikleri için İstanbul ekibinin ağırbaşlı politikacılarını biraz yadırgattığını da biliyoruz.
Ancak İlhan İrem’in Yeşiller Partisi içinde neler yaptığını, neler yaşadığını pek bilmiyoruz, çünkü anlatmadı. Ancak AKM’deki cenaze töreninde Ali Kocatepe’nin de söylediği gibi siyasetin pek ona göre olmadığını çabuk anlamış olsa gerek, hele ki iç tartışmaları gürültülü ve zamanla gruplar arası çatışmaların parçaladığı bir partide olmak muhtemelen onu pek mutlu etmemiştir. Yine de yeşil düşünceyi herkesten önce benimsemişti. Ekoloji mücadelesinin içinde yer aldığını, özellikle 1990 Aliağa eylemlerine katıldığını biliyoruz.
Zaten birinci Yeşiller Partisi 1991’de dağılmaya başlamıştı bile. O da doğal süreci içinde partiden kopmuş olsa gerek. Aslını ve ayrıntısını bilen çıkıp anlatırsa yeşil siyasetin tarihine dair bir boşluğu doldurmuş olur.
İlhan İrem, insanların yozlaşmasını ve düzenin bozulmasını, doğanın yıkıma uğratılmasından ayırmayan bir yeşildi. “Şampiyon” isimli, az sayıdaki doğrudan politik şarkılarından birinde (Uçun Kuşlar Uçun, 1989) dünyadaki bütün insanların bu yıkıma karşı el ele verme çağrısı yaptığı bir anı dile getirir. İlhan İrem’in büyük izleğindeki kolektif bilinci değiştirme ve kainata açılma çağrısının bir parçasıdır bu:
https://www.youtube.com/watch?v=NuaEy7D7ka0
“Atmosfer yavaşça deliniyor, gökyüzü küskün üstümüzde Makinalar bir dünya kuruyor; radyasyon, hastalık peşimizde Dünya insanları sesleniyor; sarı, beyaz, siyah insanlar El ele verin diyorlar ve değişsin manzaralar…”
İlhan İrem’in son yıllarda da gündemi yakından izlediğini, ekoloji mücadelelerine destek vermeye devam ettiğini biliyoruz. Yeşil Gazete’nin ölümünün ardından yaptığı haberin yanı sıra, Evrensel’de Özer Akdemir’in İlhan İrem’in ardından yazdığı yazıyı ve on yıl kadar önce kendisiyle yaptığı söyleşiyi okumanızı öneririm. Express dergisindeki 1995 tarihli söyleşisi de sanatçının politik görüşlerini öğrenmek, çevre ve insan hakları hareketlerini nasıl ve hangi saikle desteklediğini görmek için çok değerli.
Türkiye’deki yeşiller, insan hakları ve ekoloji mücadelesi verenler, ülkenin en iyi ve duruşu en sağlam pop-rock şarkı yazar-yorumcularından birinin (objektif olmaya çalışmasam “-dan biri” kısmını yazmazdım tabii) yoldaşı olmakla ne kadar övünseler azdır.
İlhan İrem’in müziğinde popüler kültürden kopuş
Ne yazık ki çok erken kaybettik İlhan İrem’i, genç yaşta başladığı müzik hayatının 50. yılını maalesef göremedi.
İlhan İrem’in müziğini, yarattığı dünyaya açık yürekle girerek, şarkılarındaki yoğun soyutlamalara ise, çözmeye çalışmadan, şiirsel bir kavrayışla yaklaşarak dinlemek gerekiyor. O zaman sözüyle, müziğiyle en iyi çalışmalarının tadına varılabilir. İlhan İrem in en iyi bilinen eski şarkılarındaki sembolizmden uzak duygusal şiirsellikle, “Pencere” sonrası albümlerinde giderek yoğunlaşan soyut biçim farklıdır. Tabii, “Anlasana”dan, “Yazık Oldu Yarınlara”dan, “Ayrılık Akşamı”ndan, “Sensiz de Yaşanıyor”dan veya “Ben Değilim”den vazgeçemeyiz. Ama Bezgin (1981) albümündeki “Olanlar Olmuş” ile başlayıp progresif rock tarzı konsept albümler üçlemesi “Pencere” (1983), “Köprü” (1985), “Ve Ötesi” (1987) ile süren ve “Uçun Kuşlar Uçun” (1989) ve “Koridor”daki (1994) bazı şarkılarında yoğunlaşan yeni dönemini göz ardı etmek İlhan İrem’i uzaklaşmaya çalıştığı pop yıldızlığına sıkıştırmak olur.
İlhan İrem’in en iyi şarkılarından birkaçını kronolojik sırayla dinlemek serüvenini de ortaya koyuyor aslında.
Bir pop yıldızı olmaktan kurtulma serüvenini başlatan ve Esin Engin’in dahiyane düzenlemesiyle parlayan “Bir Yıldız”da (Sevgiliye, 1979) şöyle söylüyor İlhan İrem:
“Akşamüstleri insanlar Yorgun eve dönerken Zaman sevmek için çok geç Uyumak içinse erken
Siyahlaşan maviliklerde Bir sarılık Bir yıldız görürüm Boşlukların ortasında Ağır ağır yanıp sönerken
Işıltılar içinde Tutsaklığı yaşarlar Bana benzer göklerde Çivilenmiş yıldızlar
Işıltılar içinde Tutsaklığı yaşarlar Sanatçılara benzer Göklerdeki yıldızlar”
Ardından, “Olanlar Olmuş’ta (Bezgin, 1981) yıkımın farkındalığı başlar:
“Giderken bıraktığım Gökyüzü toprak olmuş Yıldızlar çakıl taşı Güneş bir yaprak olmuş
Ben mi yaşlandım? Yoksa dünya mı alt-üst olmuş? Ben gideli buralara Olanlar olmuş…”
“İlk Gülücükler’de (Pencere, 1983) geleceğe dair umut filizlenir:
Soğumuş bir gecenin Sabaha karşısında Ürkek bir bahar dalının Tomurcuklarını göreceksin…
O zaman aç pencereni Uçup gitsin hüzünler Soğuk memleketlere Karanlığı götürsünler…
İlk gülücüklerle Kucak aç mevsimlere Yürü… yürüyebildiğince…”
“Samanyolu” (Ve Ötesi, 1987) ile kainatın ışığını ve sevgiyi kavrayış başlar:
“İçimde ışıklı bir yağmur yağıyor Ve gözümde mutluluk, bardaktan boşalıyor Odamda anılar, gitgide büyüyor Ve düşüncem usulca seninle buluşuyor
Açılıyor bulutlar, uçuşuyor yıldızlar Ve başlıyor sonsuz yolculuklar Samanyolu, sevgi dolu…”
Ve nihayet (hep Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’sine bir gönderme olarak anladığım) bence en güzel şarkısı “Gemiler Döner Geriye”deki (Uçun Kuşlar Uçun, 1989) evrensel ama ikircikli umuda ulaşırız:
“Yerlere düşen damlalar yine, yağmur oluyor mu Ve sevgi ölüp de gitse, yine canlanıyor mu Sorular türlü çeşitli, yanıtları yine öyle Dalından düşen yürekler, yerlerine konuyor mu Birbirinin aynı günler, birbirine benziyor mu Sorular türlü çeşitli, yanıtları yine öyle
Ola ki günün birinde, gemiler döner geriye Yolcular aynı yolcular ve biz aynı sahilde Ola ki günün birinde, gemiler döner geriye Kimin için yolculuklar ve kalan kim geride
Benimkisi hayal işte, ümit katarım her işe Yüzümde yapay bir neşe, ardında bin bir bilmece Sorular türlü çeşitli, yanıtları yine öyle Beni anlayan sen oldun, seninle gerçeği buldum Sonra birden sır oldun, çık ortaya gizlice Anılar türlü çeşitli, yarınlar da yine öyle
Ola ki günün birinde, gemiler döner geriye Yolcular aynı yolcular ve biz aynı sahilde Ola ki günün birinde, gemiler döner geriye Kimin için yolculuklar ve kalan kim geride”
İlhan İrem, yanına biz sevecenleri de alarak kendi fırça darbeleriyle oluşturduğu o esrarengiz koridordan geçti.
Ama kendi demişti:
“Yeniden doğar her şey, ‘Her şey bitti’ dediğin anda bir gül kök salar damarlarında, Her şey biter bir şey bitmez.”