ManşetSağlıkTarım-Gıda

Şişelenmiş suyun neden son kullanma tarihi var?

0
Pixabay

Yazan: Alexandru Micu

Yeşil Gazete için çeviren: Canan Soylu

*

Gıda etiketleri üzerindeki son kullanma tarihlerini anlamak oldukça basittir, kiimse bozulmuş gıdaları yemek istemez. Ancak bu tür tarihlerin su şişeleri üzerindeki amacı çok daha az anlaşılırdır. Bu sıvı, hepimizin bildiği gibi, denizlerde ve okyanuslarda birikir ve milyarlarca yıl boyunca orada taze kalır. Peki nasıl oluyor da şişeye döküldüğünde bu kadar çabuk bozuluyor; ne oluyor?

Cevap suyun kendisinde değil, ambalajında – plastik şişede – ve tüketilmesi amaçlanan ürünleri yöneten yasalarda yatıyor. Detaylandıralım.

İlk olarak: Yasal bağlam

Dünyanın çoğu bölgesi ve kesinlikle büyük markaların iş yapmak istediği tüm bölgelerin, tüketilebilir gıda ürünlerinin satışı konusunda bazı gereksinimleri vardır. Su, doğal bir madde olmasına rağmen, işlevsel olarak tüketilebilir bir gıda olarak sınıflandırılır ve bu nedenle aynı yasalara tabidir.

Bu bağlamda, tüketilebilir gıdaların ve diğer bozulabilir ürünlerin üzerlerinde son kullanma tarihlerinin neden belirtilmiş olduğuna dair genel bir bakışla başlamak en iyisi olacaktır. Öncelikle halk sağlığını korumaya hizmet ederler; gıdalar, bozuldukları için çok çeşitli bakteri ve patojenler tarafından istila edilebilir. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi‘ne (CDC)’ne göre, ABD’de gıda kaynaklı, hastalığa neden olan en yaygın beş mikrop Norovirus, Salmonella, Clostridium perfringens, Campylobacter, Staphylococcus aureus’tur ve bunlar hafif ya da şiddetli gıda zehirlenmelerinden doğrudan enfeksiyonlara kadar değişen sonuçlara yol açabilir.

Öte yandan, bu tür etiketler aynı zamanda şirketlerin, ürünlerinin kalitesinin, kullanılması amaçlanan tarihe kadar garanti altına alınmasını sağlar. Bir kişi, tarihi geçmiş etlerin çürük tadı olduğuna dair şikayette bulunmak isterse, şirket etiketi işaret edebilir ve talimatlarına göre kullanılmadığı için amortismana tabi tutulan üründen sorumlu tutulamayacağını açıklayabilir. Dolayısıyla etiketler yasal ve marka savunması olarak da hizmet eder.

Son kullanma etiketlerinin bu ikili doğası, ürün tarihlendirmeyle ilgili federal düzenlemelerin çok gevşek olduğu ABD’de en belirgin haldedir. Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın Gıda Güvenliği ve Denetim Servisi (FSIS), “Bebek maması dışında, Federal yönetmeliklere göre ürün tarihlendirme gerekli değildir” diye açıklama yapmıştır. Bununla birlikte, “tarihler, gerçeğe uygun ve yanıltıcı olmayacak şekilde ve yönetmeliklere uygun olarak etiketlerde belirtilmeleri koşuluyla, Gıda Güvenliği ve Denetimi Dairesi’nin yetkisi altındaki et, kümes hayvanları ve yumurta ürünlerine gönüllü olarak uygulanabilir.”

Ayrıca, bebek maması dışındaki ürünler için, şirketlerin etiketlerine uygulamak zorunda oldukları açık bir ifade yoktur. FSIS, tüketicilerin anlamasında en açık ifade olduğu ve gıda israfını azaltmak için en iyi sonucu verdiğinden “… Tarihine Kadar Kullanırsa En İyisi” (Best If Used By) ifadesinin kullanılmasını tavsiye eder. Ancak yukarıda belirtildiği gibi bu ifadeler çoğunlukla üreticiye bağlıdır. Yaygın olarak kullanılanlar arasında “… Tarihine Kadar Kullanılırsa En İyisi”, “…Tarihinden Önce Kullanılırsa En İyisi”, “Satış Tarihi”, “Son Kullanma Tarihi” ve “Dondurulma Tarihi” ifadeleri bulunmaktadır ve bu ifadelerin ardından tarihler belirtilir. Bu nedenle, birçok gıda maddesine tarih damgalanmış olsa da, belirli bir zaman noktasında ürünün durumuyla ilgili olarak bu tarihin tam olarak ne anlama geldiğini bilmek oldukça belirsiz olabilir.

Şimdi, şişelenmiş suya geçelim.

Polietilen Tereftalat(PET) Sızıntısı

Günümüzde çoğu şişelenmiş su, polietilen tereftalat (PET) plastik içinde paketlenmiş olarak gelir. Bir şişe üzerinde “PET” veya “1” rakamı ile geri dönüşüm sembolü damgalanmışsa, bu tür plastikten yapıldığı anlamına gelmektedir.

Bu malzeme kimyasal olarak oldukça kararlı olmasına ve su ile etkileşime girme eğiliminde olmamasına rağmen, PET plastik şişeler tek kullanımlıktır. Tekrarlanan veya uzun süreli kullanım durumunda, bu plastiğin parçalanması sırasında açığa çıkan bileşikler, içerdiği maddelere sızarak tadını değiştirebilir, olası sağlık sorunlarına yol açabilir veya basitçe, bazı insanları ürünü tüketme konusunda tedirgin edebilir.

Çoğunlukla, sızıntı minimum düzeydedir ve sağlık riski oluşturmaz. Ancak, tek kullanımlık PET plastik şişeler birden çok kez kullanıldığında, yüksek sıcaklıklarda depolandığında veya içerikleri asidik olduğunda sızıntı oranı önemli ölçüde artar.

PET şişelerden suya sızabilen üç ana bileşik, ftalatlar, antimon ve östrojen benzeri kimyasallardır.

Ftalatlar (plastikleştiriciler)

Adında geçiyor olmasına rağmen polietilen tereftalat (PET) bir ftalat değildir; ancak yukarıda bahsi geçen bu bileşikler, esneklik, şeffaflık, dayanıklılık veya dirençlilik gibi belirli fiziksel özellikleri geliştirmek için PET plastiğe eklenebilir. Ve zamanla suya sızabilirler. Xiangquin Xu ve arkadaşlarının, Environmental Research and Public Health’de (2020) yayımlanan çalışmasına göre, kısa süreliğine oda sıcaklığında tutulan plastik şişe sularında bile bu tür sızma yavaş olmasına rağmen yine de fark edilebilir ölçüdedir. Ancak daha uzun depolama süreleri, yüksek sıcaklıklara ve UV ışınlarına maruz kalma, ftalatın suya sızma oranını artırmaktadır.

Ftalatlar, diğer adıyla “plastikleştiriciler” olarak bilinen, nispeten geniş kapsamlı bir kimyasal sınıfıdır ve tam yapılarına bağlı olarak vücutta oldukça geniş bir etki yelpazesine sahip olabilir. Ftalat maruziyetinin bildiğimiz daha ciddi sonuçlarından bazıları obezite, tip 2 diyabet, astım veya alerji geliştirme olasılığı iken kısırlığa (hem kadınlarda hem de erkeklerde) ve hatta yeni doğan bebeklerde doğum kusurlarına yol açabilir.

Bununla birlikte, plastik su şişelerinin üzerindeki son kullanma tarihi, normal koşullar altında bu sızıntı etkisini hesaba katmak içindir. Yukarıda bağlantısı verilen çalışma, “PET şişelenmiş sudaki ftalat ester içeriğinin bir kısmının plastik şişelerden kaynaklanmakta olduğunu ve bu durumun saklama süresi ve sıcaklığı ile ilişkili olduğunu”, ancak “kısa bir süre için 24 °C’de, güneşten uzakta saklama gibi önerileri takip etmeleri durumunda tüketiciler için yalnızca göz ardı edilebilir bir risk oluşturacağını” buldu. Sonuçlar, temmuz ayında dört hafta boyunca bir araba bagajında PET şişelerde depolanan içme suyu ile dört hafta boyunca oda sıcaklığında depolanarak kontrol edilen içme suyu karşılaştırmasına dayanmaktadır.

Antimon sızıntısı

Stibium olarak da bilinen antimon oldukça faydalı bir yarı metaldir (veya “metaloid”). Bataryasına, debriyajına ve frenlerine güç sağlayan, kurşun bazlı arabada ya da evde bulunabilecek sert bilyalı rulmanlarda bir miktar antimon olma ihtimali vardır. PET’in üretim sürecinde oksit formunda antimon trioksit de kullanılmaktadır. ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), bu ağır metalin kabul edilebilir sınırını 1 litre içme suyu başına 6 mikrogram antimon olarak belirlemiştir.

Güney Dakota Maden Okulu ve Teknoloji Jeoloji Müzesi, Rapid City, Güney Dakota, ABD’de halka açık sergilenen antimon örneği. Kaynak: James St. John / Flickr

Üretim sürecinden sonra bazı antimon bileşikleri PET plastiğin içinde sabit kalır. Westerhoff ve arkadaşlarının Water Reserach’de (2008) yayınlanan çalışmalarında antimon bileşiklerinin normal şartlar altında son derece küçük miktarlarda suya sızdığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, yaklaşık 85°C / 185°F civarındaki yüksek sıcaklıklar, antimon sızıntısının güvenlik sınırlarını aşan tehlikeli konsantrasyonlara kadar çıkmasını desteklemektedir.

Aşırı antimon ve antimon bileşiklerine maruz kalmak kolesterolde artışa ya da kan şekeri seviyelerinde düşüşe neden olabilir ve bu bileşiklerin kanserojen olma ihtimali yüksektir. Ayrıca östrojen benzeri etkilere sahip olduklarına dair kanıtlar vardır, yani vücudumuzun hormonal dengesine ve süreçlerine müdahale ederler.

Mineral (köpüklü) su, diğer şişelenmiş su türlerine kıyasla antimon ve antimon içeren bileşikleri farklı bir oranda süzer; bu da sıvının asitliğine ve kimyasal özelliklerine göre değişir.

Östrojen benzeri kimyasallar

“Polietilen tereftalattan (PET) yapılmış cam ve plastik şişelerde paketlenmiş aynı pınarın suyunu karşılaştırırken, plastik şişelerden gelen suda östrojenik aktivite üç kat daha fazladır. Bu veriler, PET ambalaj malzemelerinin östrojen benzeri bileşiklerin bir kaynağı olduğu hipotezini desteklemektedir,” diye açıklıyor Wagner, Oehlmann, (2011), The Journal of Steroid Biochemistry and Molecular Biology.

Ksenoöstrojenler (doğal östrojenleri taklit ederek normal endokrin sistemini bozan kimyasal bileşikler) olarak da bilinen “östrojen benzeri” bileşikler aslında östrojen (kadınların gelişiminde ve cinsel farklılaşmasında önemli bir rol oynayan bir hormon ailesi) değildir, ancak vücutta onun gibi “hareket eder. Bunlar, çeşitli hormonal sistemleri etkiler ve çok çeşitli sorunlara yol açabilirler.

Wagner’ın çalışması, analiz ettikleri ticari olarak temin edilebilen maden suyu örneklerinin %60’ında ksenoöstrojen kontaminasyonu bulduğunu söylüyor.  Ayrıca yumuşakçalar kullanılarak yapılan daha ileri testlerde, plastik ambalajlardan sızan bu bileşiklerin “[canlı organizmalarda] fonksiyonel östrojenler olarak hareket edebildiğini” de tespit edildi.

Bir şişe suyun son kullanma tarihinin olması ilk bakışta garip görünse de, umarım şimdi ona neden ihtiyaç duyduğunuzu daha iyi anlamışsınızdır.

Makalenin İngilizce orijinali

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.