Ana Sayfa Blog Sayfa 817

Atom Enerjisi Kurumu Başkanı: Zaporijya Nükleer Santrali’nde durum kontrolden çıktı

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Başkanı Rafael Grossi, Ukrayna‘da, Rusya‘nın işgal ettiği bölgede bulunan Zaporijya Nükleer Santrali‘ne halen erişimin olmadığını bu nedenle santraldeki durumla ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıklarını söyledi. Grossi, “Durum kontrolden çıktı” dedi.

AP‘ye Rusya ordusunun mart ayında ele geçirdiği Zaporijya’da durumun “her geçen gün daha tehlikeli hale geldiğini” söyleyen Grossi, “nükleer güvenliğin her ilkesinin ihlal edildiğini” ve bunun son derece tehlikeli olduğunu ifade etti. IEA Başkanı santral çalışanlarıyla da yeterli irtibatı sağlayamadıklarını kaydetti:

‘Teftiş yapılmalı’

“Nükleer malzemelerin korunduğundan emin olmak için teftişler yapılmalı, çünkü orada denetlenecek çok sayıda nükleer malzeme var. Çernobil’e yaptığımız ziyaret gibi, oraya gidebilmek konusunda da ısrarcıyım.”

Atom Enerjisi Kurumu: Zaporijya Nükleer Santrali’nde sızıntıya rastlanmadı

Zaporijya Nükleer Santrali, Avrupa’nın en büyük ve dünyanın en büyük 10 nükleer santralinden biri olarak biliniyor.

Ülkedeki dört tesiste 15 faal nükleer reaktöre sahip olan Ukrayna, kullanılan elektriğinin yaklaşık yarısını bu santrallerden sağlıyor.

‣  UAEA Ukrayna’daki radyoaktif depolama tesislerinin vurulduğunu duyurdu

Uluslararası Atom Enerji Kurumu, Zaporijya’nın Rusya’nın kontrolüne geçmesi üzerine santralin denetime açılması için çağrıda bulunmuştu.

Rusya-Ukrayna savaşının ilk günlerinde ülkenin kuzeyindeki Rus güçleri Çernobil Nükleer Santrali’nin de kontrolünü ele geçirmişti.

Çernobil’in güç kaynağıyla bağlantısı kesildi, soğutma işlemleri risk altında

 

 

Amazon’un ortasından geçen otoyol yeniden yapılıyor: Kaçak kesim ve toprak gaspı artacak

Brezilya Başkanı Jair Bolsonaro, ülkenin en büyük Amazon şehri Manaus’u, Brezilya’nın geri kalanına bağlayan bir otoyol olan BR-319 adlı yolu onarmak için izin verildiğini açıkladı.

Yağışlı sezonda çamurla kaplandığı için altı ay boyunca kullanılamayan BR-319 otoyolunun dört mevsim kullanılabilecek bir yola dönüştürecek bir onarıma girmesi, yasadışı ağaç kesimi ve ormansızlaşma için buranın bir arter haline getireceğine dair korkuları alevlendirdi.

Altyapı bakanı Marcelo Sampaio, Brezilya’nın çevre otoritesi Ibama‘dan alınan lisansın bir görüntüsünü yayınlayarak sosyal medya hesabından haberi duyurdu ve 1970’lerde Brezilya’nın askeri diktatörlüğü tarafından inşa edilen ve Amazon yağmur ormanlarının merkezinden geçen bu büyük otoyolun tamiratı için ilk izni verdiğini söyledi. 

“Mühendislik ve çevreye saygı çerçevesinde, Amazonas eyaletinin toplumunu izolasyondan kurataracağız” yazan Sampaio, çevresel kaygılarla ilgili sorulara hemen yanıt vermedi.

Verilen bu izin, hükümetin, yolun en kötü durumda olan kısmını onarmaları için şirketlerle sözleşme yapmasına olanak sağlayacak. Ancak müteahhitler planlarını hazırladıktan sonra inşaata başlamak için başka bir izne daha ihtiyaçları olacak.

Çevre uzmanları ise, yolun asfaltlanmasının, yasadışı ağaç kesimi yapanların ve toprak gaspçılarının ormanın uzak ve nispeten el değmemiş alanlarına daha kolay erişmesine izin vereceğini söylüyor.

The Guardian‘ın aktardığına göre bir araştırma, projenin 2030 yılına kadar ABD‘nin Florida eyaletinden daha büyük bir alana eşdeğer olan ormansızlaşmada beş kat artışla sonuçlanacağını tahmin ediyor.

Global Witness, bulgularının Amazon’un “geri dönüşü olmayan bir devrilme noktasına” ulaşabileceği endişelerini dile getiriyor.

 

 

 

 

Hindistan’ın iklim planı onaylandı: 2030’a kadar yüzde 45 emisyon azaltımı, 2070’te net sıfır

Dünyanın en kirletici ülkeleri arasında üçüncü sırada yer alan Hindistan’da kabine, 2070’te net sıfır hedefi ve 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 45 azalma da dahil olmak üzere, kasım ayında başbakan Narendra Modi tarafından taahhüt edilen hedefleri güçlendiren, güncellenmiş ulusal iklim planını onayladı.

Belge, ülkenin 2016’da belirlenen önceki hedefine göre, 2030 yılına kadar GSYİH’nın her bir birimi için emisyonları 2005 seviyelerine göre %33-35 oranında azaltma hedefini artırıyor.

Net sıfır emisyon, insan faaliyeti nedeniyle atmosfere salınan karbondioksit, metan, azot gibi gazların miktarının yeryüzü tarafından doğal olarak emilen sera gazı miktarıyla dengelenmesi ve karbonun nötr olması anlamına geliyor.

“Net sıfır emisyon” kavramı ilk olarak 2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nda kullanılırken, bu kapsamda küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için verilen taahhütler kapsamında net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen ülke sayısı giderek artış gösterdi.

Elektrik üretim kapasitesinin yarısı yenilenebilir kaynaklardan

Modi, Glasgow‘da geçen kasım ayında düzenlenen Cop26 İklim Zirvesi‘nde, ülkesinin hedeflerini duyurduğunda yetersiz bulunmuştu.

[COP26 Liderler Zirvesi] Hindistan 2070 yılında net sıfır emisyona ulaşma sözü verdi

Yeni plana göre, Hindistan, 2030’a kadar kurulu elektrik üretim kapasitesinin yarısının fosil olmayan kaynaklardan gelmesini hedefliyor, ancak enerji kullanımı planda yer almıyor.

Ülkenin nükleer ve büyük hidro-barajların yanı sıra rüzgar ve güneşi içeren fosil olmayan kapasitesi şu anda yüzde 40 civarında.

Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) Hindistan baş analisti ve koordinatörü Swati D’Souza, Climate Home News‘e “Hindistan için yüzde 45 azaltım hedefine ulaşılabilir. Karar, aynı zamanda gelecekte bunun üzerine çıkabilmek için bir iyimserlik sağlıyor” dedi.

D’Souza, Mısır’da kasım ayında düzenlenecek Cop27‘den sadece aylar önce ve bir enerji krizi sırasındaki zamanlamanın önemli olduğunu da sözlerine ekledi: “Hindistan, küresel enerji piyasalarında yaşanan kargaşaya ve Avrupa‘daki ülkelerin gaza yönelmesine rağmen 27. Cop öncesinde hedeflerini açıkladı. Silahlarımıza sarıldık. Bu, hükümetimizin karbondan arındırma taahhüdü hakkında bir şeyler söylüyor.”

Hindistan, güncellenmiş ulusal olarak belirlenmiş taahhütlerini veya NDC‘lerini Birleşmiş Milletler‘e sunacak ve Paris İklim Anlaşması kapsamında bu yükümlülüğü yerine getiren son büyük yayıcılardan biri olacak.

‘Başarılabilir ama kolay değil’

Delhi merkezli Politika Araştırma Merkezi‘nde görevli Prof.  Navroz Dubash da 2030 hedefini “önemli bir taahhüt” olarak nitelendirdi: “Mevcut politikalara bakılırsa, bunun başarılabilir olması muhtemel. Yine de kolay olmayacak. Hindistan ekonomisinde karbon ve GSYİH arasındaki bağlantıyı kesmek için Hindistan’ın son on yıllarda başardığının ötesinde derin yapısal değişiklikler gerektirecek.”

Dubash, hükümetin temiz enerji üretimi taahhüdünde bulunmama kararının ise kömürü frenlemek için “kaçırılmış bir fırsat” olduğunu söyledi; “Bu oyun değiştirici olurdu, çünkü termal ve yenilenebilir enerji gücünün aktif yönetimini gerektirirdi” dedi.

Hindistan’ın 2030 yılına kadar 450 GW yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşma gibi bir yerel hedefi de bulunuyor. Modi’nin bunu 500 GW’a çıkarma konusundaki sözlü taahhüdü ise onaylanan plana yansımadı.

“Uluslararası alanda şu anda benzer hiçbir şey kalmadı” değerlendirmesini yapan Dabash, “Yeni elektrik taahhüdü, basitlik ve netlik avantajına sahip, ancak Hindistan’ın ilerlemesini izlemek için bir ölçüt değil” diye konuştu.

Modi, finansman desteği bekliyor

Hükümetten yapıla açıklamada, uzun vadeli iklim hedeflerinin finansmana bağlı olduğu açıklandı: ” Hindistan uluslararası finansal kaynaklardan ve teknolojik destekten payına düşeni alacak.”

Geçen yıl Glasgow’da Hindistan, 2030’a kadar 1 trilyon dolarlık iklim fonu alması gerektiğini savunmuştu. Standard Chartered Plc’ye göre, ülkenin net sıfır emisyona ulaşma yolunda ilerlemek için 2060 yılına kadar 12 trilyon dolardan fazla harcaması gerekecek. Modi’nin tüm taleplerinin karşılanması pek olası görünmüyor.

Plan, sektörel emisyon azaltımlarını taahhüt etmese de, hükümet hedefi desteklemesi beklenen politikaları vurguluyor. Bunlar arasında LED ampullerin piyasaya sürülmesi ve Hindistan demiryolları için bir karbondan arındırma planı yer alıyor.

İklim izleme örgütü,  Climate Action Tracker , Hindistan’ın önceki hedefini “son derece yetersiz” ve 4C ısınma ile uyumlu olarak değerlendirmişti; yeni plan ise hükümetin açıklanan hedeften daha iyi performans göstermesi için uygulayacağı politika ve eylemler için cesaretlendirmeye değer  görüldü.

 

Kılıçdaroğlu Roboski’de: Ülkeye adalet gelecekse bu acının dindirilmesi lazım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2011’de Roboski Katliamı’nda yaşamını yitiren 34 kişinin yakınlarını Şırnak’ta ziyaret etti.

Kılıçdaroğlu ziyaretin ardından yaptığı açıklamada; “Bu olayı aydınlatacağıma dair söz vermek için buraya geldim. Adalet olmalı, olay aydınlatılmalı. Olay aydınlatıldıktan sonra ancak helalleşme olabilir. Anneler evlat acısı ile hâlâ ama hâlâ yaşıyorlar ve adalet istiyorlar bizden. Biz bu adaleti sağlayacağız” dedi.

28 Aralık 2011’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) operasyonuyla düzenlenen hava saldırısında Şırnak’ın Uludere ilçesindeki çoğu 18 yaşından küçük 34 kişi hayatını kaybetmişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 28 Aralık 2011’de Uludere’de yaşamını yitiren 34 kişinin yakınlarını bugün ziyaret etti. Kılıçdaroğlu’na; eşi Selvi Kılıçdaroğlu‘nun yanı sıra CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere Alt Komisyonu’nda görev yapan CHP Ankara Milletvekili Levent Gök eşlik etti.

ziyaret ettiği evin girişinde kabalalık bir grup tarafından karşılanan Kılıçdaroğlu, önceki açıklamalarında ‘helalleşmek istediğini’ söylediği aileler ile yaklaşık iki saat görüştü.

CHP lideri, ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“28 Aralık 2011 tarihinde, burada çok acı bir olay gerçekleşti. 34 evladımızı kaybettik. Bunların 18’i, 18 yaşından küçüktü. Acı halen dinmiş değil. Eğer ülkeye adalet gelecekse bu acının dindirilmesi lazım. Olayın aydınlatılması lazım.

Bu olayı aydınlatacağıma dair söz vermek için buraya geldim. Adalet olmalı, olay aydınlatılmalı. Olay aydınlatıldıktan sonra ancak helalleşme olabilir. Ölenler geri gelmeyecek, ben bunun farkındayım. Hepimiz de biliyoruz zaten. Ama bir şekliyle annelerin acılarının dindirilmesi lazım. Anneler evlat acısı ile hâlâ ve hâlâ yaşıyorlar ve adalet istiyorlar, bizden.

Biz bu adaleti sağlayacağız. Eğer adaleti sağlarsanız o zaman toplumda kucaklaşmayı, toplumda huzuru, barışı sağlamış olursunuz. Aksi halde annelerin yüreğindeki ateş sönmüyor ve sönmeyecek.”

Sinpaş, Kızılbük davasını kaybetti: ‘ÇED gerekli değildir’ kararı iptal edildi

MUĞLA – Marmaris Kızılbük Koyu’nda inşaatı süren Sinpaş GYO projesine ilişkin ‘Çevresel Etki Değerlendirme” (ÇED) raporu gerekli değildir’ kararının iptali için Marmaris Kent Konseyi‘nin hukuki mücadelesi sonuç verdi.

Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi, projeye verilen “ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti. 

Kararın gerekçesinde, ‘otel ve konut inşaatının bir arada yer aldığı  projenin ÇED’den muaf tutulamayacağı’ belirtildi.

Proje; otel, 1407 devre mülk, 250 villa, yat yanaşma yeri, aquapark, AVM gibi yapıları içeriyordu.

Marmaris Kent Konseyi kararın ardından bugün Sinpaş’ın ruhsatının iptal edilmesi ve inşaatın durdurulması talebiyle bugün inşaatın önüne gitti.

Ne olmuştu? 

Marmaris’in İçmeler Mahallesi Kızılbük mevkiinde Emin Hattat tarafından 30 yıl önce inşaatı başlatılan otel, 2009’da Sinpaş Holding’e satıldı. 1988 yılında Hattat Ailesi tarafından Hema-Que Otel Yatırım A.Ş. adıyla, 150 dönümü ormandan tahsisli toplam 310 dönümlük denize sıfır araziye beş yıldızlı otel yapılması için inşaat başladı. Fakat 550 oda, 1100 yatak kapasiteli otel bitirilemedi. Emin Hattat, 2006’da iflas edince de inşaat tamamen durdu.

Sinpaş Holding, 2010 yılı başında iki koyu içine alan otel inşaatının bulunduğu bu araziye 1400 lüks konut yapmak için o dönem belde olan İçmeler’de belediyenin fen işleri müdürlüğüne başvurdu. Belediye konut yapımına izin vermedi ancak Muğla Valiliği , 27 Temmuz’dan 8 Ağustos’a kadar devam eden büyük orman yangınlarından beş gün sonra, devam eden Kızılbük Wellness Resort inşaatı için 13 Ağustos 2021’de ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verdi. Kararın iptali için Eylül ayında Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyelerince, Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmişti.

İlgili haber: Marmaris Kızılbük koyunda bilirkişi keşfi: Yaşanan tahribatı gözlerimizle gördük

Konsey’in Ekolojik Mücadele Komitesi, Sinpaş inşaatı ile ilgili davada Marmaris Belediyesi’nin mahkemeye gönderdiği yazılı beyan sebebiyle Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, İmardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Burak Demirtaş ve İmar Müdürü için “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, Belediye’ye , Kızılbük Thermal Wellness Resort Otel/Devre mülk projesi için düzenlediği İmar Durum Belgesi ile 56 adet yapı ruhsatının iptali talepli dava açmıştı.

İlgili haber: Çevre aktivistlerinden Sinpaş’a izin veren Marmaris Belediyesi hakkında suç duyurusu

Sinpaş’ın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına açılan davayı kamuoyuna anlatan çevre aktivisti Marmaris Kent Konseyi nedeniyle Halime Şaman’a açtığı 300 bin liralık haksız rekabet davasının ikinci duruşması nedeniyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü adliyede kutlayan Şaman, “Umuyoruz ki halkı hakları konusunda bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacak” açıklamasını yapmıştı.

İlgili haber: Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma

Kızılbük’te dinamitler patlıyor: Marmaris’ten imdat çığlığı!

Kızılbük’e giden HDP’li Çepni: Burada devlet eliyle suç işleniyor, ‘Sinpaş devlettir’ deyin o zaman

Projeye verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali için açılan dava 6 Temmuz’da görülmüş, duruşma öncesi adliye önünde bir açıklama yapan Marmaris Kent Konseyi Başkanı Ufuk Beytekin şunları söylemişti:

“Marmaris’te Sinpaş’a ait bir inşaat yapılıyor. Biz Marmaris Kent Konseyi olarak bu inşaat hakkında iki dava açtık. Biri ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali diğeri de verilen imar durum belgesi ve ruhsatların iptali için. Adalete güveniyoruz çünkü bir ülkeyi ülke yapan unsurlardan biride adalet sistemidir. Milli park alanında dinamit patlatıyor olabilirler, inşaat yasağına rağmen şu son yangında dahi çalışıyor olabilirler, bu gücü kendinde görüyor olabilir bu şirket. Arkası kuvvetlidir veya belediyeyle iş birliği içindedir. Bu mücadele sonunda adalet mekanizmasının bizim lehimize karar vereceğine kalben inanıyorum”

Hollanda hükümeti kuraklık nedeniyle su kıtlığı ilan etti

Hollanda‘da önümüzdeki iki hafta boyunca yağış beklenmediği ve olağanüstü derecede kuru bir yaz geçirildiği için hükümet, su sıkıntısı ilan etti.

Yapılan açıklamada, kurak geçen Haziran ve Temmuz ayları ardından kullanılabilir su miktarının azaldığı ve mücadele için Ulusal Su Kıtlığı İdaresi (MTW) kurulduğu bildirildi.

Kamu su yönetimi idareleri ve şirketlerden oluşan Su Kıtlığı İdresi, kurak zamanlarda temiz suya erişimin sürdürülmesi için yeni tedbirler alacak.

Hollanda nüfusunun üçte ikisi deniz seviyesinin altında yaşıyor, kuraklık Hollanda’da hızla akut bir sorun haline gelebilir ve nehirlerin kuruyarak  Avrupa’daki su trafiğini engellemesine neden olabilir.

Denizden bir set ve kanal sistemiyle korunan ülke, iklim değişikliğine karşı özellikle savunmasız durumda.

Hükümet, suyu korumak için  çiftçilik ve nakliyeye de şimdiden sınırlamalar getirildiğini açıkladı. Zeeland ve Limburg eyaletlerinde insanlardan -özellikle çiftçilerden- sulama için yüzey suyunu kullanmamaları istendi.

Kömürün Rotterdam‘ın iç kesimlerinden Almanya’daki çelik ve enerji üreticilerine taşınması için önemli bir rota olan Aşağı Ren Nehrindeki  mavnalar halihazırda yarı kapasitede çalışıyor.

Hollanda Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı, Salı günü itibariyle Ren Nehri’nin Hollanda’ya girdiği doğu kasabası Lobith‘te saniyede 850 metreküp su aktığını ve “yıl için son derece düşük” olduğunu söyledi.

Fransa‘dan Hollanda’ya akan Maas nehrinde seviyeler nispeten daha iyi olduğu belirtildi.

 

Yeni ÖSYM Başkanı, 31 Temmuz’da yapılan KPSS oturumlarını iptal etti

Bugün atanan Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Bayram Ali Ersoy, 31 Temmuz’da yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) oturumlarının iptal edildiğini açıkladı.

6-7 Ağustos 2022 ve 14 Ağustos 2022’de yapılacak KPSS oturumları da ertelendi. Yeni KPSS takvimi 17 Eylül’de başlayacak:

31 Temmuz 2022 Pazar günü yapılan KPSS Genel Yetenek/Genel Kültür oturumlarının ardından, sınavda sorulan bazı soruların Yediiklim Yayınevi’ne ait deneme sınavlarında sınavdan önce, şıklarına kadar birebir biçimde yayımlandığı ortaya çıkmıştı.

Şaibeli soruların ortaya çıkmasının ardından bugün Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararları ile AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Prof. Dr. Halis Aygün’ün yerine ÖSYM’nin Başkanlığına atanan Ersoy şöyle dedi:

“İlk inceleme sonuçlarına göre bu sınavda adaylara yöneltilen sorulardan bazılarının, bir yayınevinin soru kitapçıklarında yer aldığı tespit edilmiştir. Her şeyden önce, böyle bir tablonun hem kurumumuzun çalışma ilkeleri hem hukuk hem de kamuoyu vicdanı bakımından kabulü asla mümkün değildir.”

Sınavdan önce KPSS‘de çıkan yirmi kadar sorunun birebir aynısını deneme kitapçıklarında yer verdiği ortaya çıkan Yediiklim Yayınevi’ne dün operasyon düzenlenmiş; Devlet Denetleme Kurulu (DDK) sınava ilişkin harekete geçmiş ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olaya dair soruşturma başlatmıştı.

‣ ÖSYM’ye yeni başkan, üç üniversiteye rektör atandı
‣ DDK’dan KPSS ile ilgili iddialar hakkında suç duyurusu

Boğaziçi yönetimi önce LGBTİ+ içerikli filmlere, sonra Sinema Kulübü’ne engel getirdi

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü üniversitenin Sinema Kulübü’nün LGBTİ+ film gösterimlerine engel getirdikten sonra kulübün faaliyetlerini de durdurdu.

Rektörlük daha önce Sinema Kulübü’nün düzenleyeceğini duyurduğu üç film gösterimini engellemişti.

Geçen bir ay içerisinde sansürlenerek gösterimi engellenen filmler arasında LGBTİ+ içerikli filmler olan Benim Çocuğum ve Laurence Anyways’in yanı sıra Go vardı.

Sinema Kulübü “sansüre rağmen hep beraberiz!” diyerek Boğaziçi Öğrenci Kulüpleri olarak dün Güney Meydan’da ortak açık hava gösterimi yapılacağını duyurmuştu. Bunun üzerine Rektörlük’ten açıklama yapıldı ve Prof. Dr. Mehmet Naci İnci’nin imzası bulunan metinde şu ifadelere yer verildi:

“Açık hava film gösterimleri sürecinde daha önce izin verilmeyen bir etkinliğin yapılacağının duyurulması suretiyle öğrenci etkinlikleri için geçerli olan etkinlik düzenleme kurallarının üniversitemiz Sinema Kulübü tarafından ihlal edildiği tespit edildiğinden kulüp yönetim kurulunun görevden alınmasına ve kulüp faaliyetlerinin bir ay süreyle dondurulmasına karar verilmiştir.”

Söz konusu yönetim kurulunu görevden alma ve faaliyetlerin durdurulmasına ilişkin açıklamanın ardından Kulüp tarafından bir açıklama yapıldı:

“Bu sabah üniversitemizin kayyum yönetimi tarafından kulübümüze gönderilen belgede, etkinlik düzenleme kurallarını ihlal ettiğimiz gerekçesiyle kulübümüze 1 ay süreyle faaliyet engeli getirildi ve kulüp yönetim kurulumuz görevden alındı. Bu hukuksuz kararın ve yapılan sansür ve baskının karşısında olduğumuzu kamuoyuna duyururuz.”

Kayseri Kocasinan ekolojik pazarı on yaşında

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR), Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Kocasinan Belediyesi işbirliği ile 2013’den beri faaliyette olan ‘Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazarı’, on yaşına girdi.

Organik sertifikalı üretim yapan çiftçilerin ürünlerini pazarlayabilmesi için kurulan ve sezonluk olarak hizmet veren Ekolojik Pazar, yerel üreticiler ile zehirsiz gıdaya erişmek isteyen tüketicileri Kasım ayına kadar her pazar günü Erciyesevler Pazar Alanı’nda bir araya getiriyor.

Ekolojik tarımı yaygınlaştırmak, üreticiyi örgütlemek, teşvik etmek, pazarlama sorununu çözmek ve paralelinde tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçlayan KAPTAR’ın müteşebbisliğinde, Kayseri’nin dokuz ilçesindeki 700 dekar alanda organik sertifikalı üretim yapan 40 çiftçi, %100 Ekolojik Pazar’a 95 çeşit ürünle katılıyor.

KAPTAR Derneği Başkanı Dr. Yeşim Bekyürek, Kayseri’de pazarın açılışına ilişkin yaptığı açıklamada,“İklim değişikliğine ve zorlu hava koşullarına rağmen üretmeye ve pazarı açmaya devam ediyoruz. Tüm Kayseri halkını sağlıklı ve güvenilir ürünlerle buluşmak üzere pazarımıza bekliyoruz.” dedi.

7 Ağustos’ta açılışı yapılacak %100 Ekolojik Pazar, don durumuna bağlı olarak Kasım ayının sonuna kadar her hafta pazar günü 07.00-17.00 saatleri arasında hizmet verecek.

Organik ürün her geçen yıl artıyor

Ekolojik Pazar, 10 yıldır hem Kocasinan halkına hem de Kayseri’nin çeşitli ilçelerinden gelen müşterilere hizmet veriyor.

Kayseri Kocasinan %100 Ekolojik Pazar’ın 2021 verilerine göre, 161 bin 344 kilo taze sebze ve meyve satışı gerçekleşirken; üreticilerin elde ettikleri toplam kazanç ise 957 bin 881 TL ile bugüne kadarki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda.

Son yedi yılda toplam 1 milyon 141 bin 771 kilo taze sebze ve meyve satışı gerçekleştiren üreticiler 4 milyon 188 bin 043 TL ciro elde etti.

Buğday Derneği tarafından hazırlanan web tabanlı veri kayıt ve takip programının sonuçlarını değerlendiren Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, Pazar’daki ürün fiyatlarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Görülüyor ki, üretici örgütlenir, devlet, üretimi; yerel yönetimler de sivil toplum örgütlerinin katkıları ile organik pazarları destekler, üretim ve tüketimde yerellik sağlanarak organik pazarlar üreticiden tüketiciye hale gelirse, organik ürünlerdeki fiyatlar da aşağı çekilebiliyor. Kayseri’deki organik pazar fiyatları İstanbul, Ankara ve İzmir’deki organik pazarların neredeyse yarısı bir bedel. Buğday Derneği olarak, Tarım ve Orman Bakanlığımızı ve yerel yönetimleri işbirliği içinde hem üretim hem pazar ayağı bir arada olacak şekilde organik tarımı desteklemeye çağırıyoruz. Kocasinan %100 Ekolojik Pazar modelinin yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.”

Zehirsiz pazarlar mümkün mü?

Ekolojik tarım, insana ve çevreye dost girdi ve yöntemleri kullanan bir tarım sistemine karşılık geliyor ve bu sistemde tarım zehiri pestisitler, hormonlar, kimyasal gübreler ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) kullanılmıyor.

Sadece organik sertifikalı ürünlerin satıldığı %100 Ekolojik Pazarlar, ekolojik tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte, gelecek kuşaklar için daha yaşanabilir bir dünya ve sağlıklı bir toplum yolunda dönüşüme hizmet ediyor.

Buğday Derneği’nin öncülüğünde, ilk olarak 2006’da İstanbul, Şişli’de açılan %100 Ekolojik Pazarlar, Kartal ve Bakırköy’ün ardından, İstanbul dışında Kayseri Kocasinan’da ve İzmit’te hizmet vermeye başladı.

İzlenebilir bir gıda sistemi

%100 Ekolojik Pazarlar’da yer alan organik tarım müteşebbislerine ait sertifikalar Buğday Derneği tarafından web sitesinde tüketicilerin erişimine sunuluyor.

Yerel yönetim yetkilileri, ürünlerin satış verilerini tarih, satıcı, üretici, ürün, çeşit, miktar, fiyat ve mali belgeler bazında kayıt altına alıyor. Ardından üretici denetimlerinden sorumlu kontrol ve sertifika kuruluşlarına gönderiyor.

Belediyelerin yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetlediği %100 Ekolojik Pazarlar’da, düzenli olarak ürünlerden numune alınarak akredite laboratuvarlara gönderiliyor. Kalıntı çıkan veya sertifika kapsamı dışında ürün sattığı tespit edilen üreticiler ve esnafa yönelik men edilme dahil çeşitli yaptırımlar uygulanıyor.

Gezi nöbetinin 100’üncü günü: Özgür ve güneşli günlerde sokaklarda buluşacağımız günler yakın

Gezi Davası‘nda sekiz kişiye hapis cezaları verilmesinin ve bunun üzerine Gezi Nöbeti’nin başlamasının 100’üncü gününde yüzlerce kişi, İstanbul Karaköy‘deki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Büyükkent Şube Binası önünde eylem yaptı.

Nöbete CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP İstanbul milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu gibi siyasilerin yanı sıra, tutukluların aileleri de katıldı.

Mimarlar Odası‘ndan Esin Köymen‘in okuduğu ortak basın açıklaması şöyle oldu:

“Gezi Parkı Davası’nda arkadaşlarımızın hukuksuz bir şekilde hapsedilmesinin üzerinden 100 gün geçti. Osman Kavala tam 1737 gündür, diğer arkadaşlarımız da tam 100 gündür gerekçesiz ve suçsuz yere cezaevinde tutuluyor. Arkadaşlarımızın masumiyetine inanıyor, bu hukuksuzluğu kınıyoruz.

Meslek alanlarımızın tarihsel birikimle oluşmuş temel ilkeleri çerçevesinde halka ait olanı korumak, kamu yararını savunmak biz mühendis, mimar ve şehir plancılarının temel görevidir. Bu görev doğrultusunda, İstanbul’un en önemli kamusal alanlarından biri olan Gezi Parkı’nı korumak, ‘Gezi Parkı park olarak kalsın’ diye mücadele etmek mesleki etik ilkelerimizin bir gereğidir.

2013 Haziran’ında, korunması gereken yalnızca kamusal alanlar da değildi üstelik. İktidarın baskıcı politikaları, temel hak ve hürriyetleri günden güne askıya alması yurttaşların nefes almasını daha da zorlaştırıyor, ülkenin geleceği karanlığa gömülüyordu.

Aydınlık bir geleceği savunmak, düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip çıkmak iradesi ile doğal alanlarımızı, meralarımızı, kıyılarımızı, ormanlarımızı, kamusal alanlarımızı koruma düşüncelerinin kesiştiği simgesel bir mekâna dönüşmüştü Gezi Parkı.

Milyonların talebini hapsetmek istiyor

Farklı mücadele alanları kesişti ve ülkemizin toplumsal mücadele tarihine kazınacak bir halk hareketine dönüştü.

Toplumun ortak değerlerini bir bir sermayeye altın tepside sunan, bu gerçekliği örtmek üzere gerici bir toplum inşa etmeyi deneyen, kadına, farklı cinsel yönelimlere, sanata, etnik ve kültürel değerlere saldıran iktidarın siyasal temsilcisi AKP’nin karşısına dikildi milyonlar.

Yaşadığı yenilginin yarattığı öfkeyi dizginleyemeyen AKP defalarca yargılamaya, karalamaya çalıştı Gezi’yi ancak hep başarısız oldu.

Uzun ve bariz hukuksuzluklar içeren bir dizi girişimin ardından son olarak kendi partisinden milletvekili aday adayı olan bir yargı mensubu üzerinden arkadaşlarımızı ve Gezi Direnişi’ni suçlamayı amaçladılar. Arkadaşlarımızın nezdinde milyonların örgütlülüğünü, milyonların talebini hapsetmek istiyorlar.”

Biz kazanacağız, Gezi kazanacak

“Biliyoruz ki bugün yaşanan derin yoksulluktan, ülkenin çöküşünden çıkışın yolu Gezi Direnişi’nde ayağa kalkan milyonların örgütlülüğünden geçiyor. Hukuksuz tutuklama kararlarının verildiği günden itibaren başlattığımız ve bugün 100’üncü gününe giren Adalet Nöbetleri vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz!

TMMOB ve bağlı Odaları olarak, mesleki ve teknik bilgimizi halkın yararına kullanmaya devam edeceğiz; arkadaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağız ve bu ülkenin en görkemli halk hareketi olan Gezi Direnişi’ne sahip çıkmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Adalet Nöbetlerimizin 100’üncü gününde bir kez daha sesleniyoruz: Arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın! Bu hukuksuzluğa bir an önce son verin!

Gezi’den ve arkadaşlarımızdan elinizi çekin! Ve şunu bilin ki biz kazanacağız, Gezi kazanacak!”

Adil bir memlekette özgür ve kardeşçe yaşayacağız

Daha sonra tutukluların aileleri, cezaevinden mesajları iletti.

Tayfun Kahraman’ın mesajını eşi Meriç Demir Kahraman okudu:

“Bugün 100’üncü gün. Sizlerden, ailelerimizden, öğrencilerimizden, özgürlüğümüzden kopartılışımızın 100’üncü günü. Adaletsizlik, hukuksuzluk hala devam ediyor. Bizler de sizlerin destekleri ile dört duvar arasında olsak da bu memleket için adaleti, demokrasiyi, eşitlik ve kardeşliği savunmaya, Gezi Direnişi’mize sahip çıkmaya devam ediyoruz. Bu hukuksuz tutukluluk 100’üncü gününe gelse de sizlerin destekleri bize büyük bir güç veriyor, dayanışmanız cesaretimizi arttırıyor.

Biliyoruz ki bu karanlığı hep birlikte yırtacak, demokratik ve adil bir memlekette özgür ve kardeşçe yaşayacağız. Özgür ve güneşli günlerde sokaklarda buluşacağımız günler yakın. Hepinizi hasretle kucaklıyorum. Sevgi ve selamlarla.”

Mücella Yapıcı’nın mesajını kızı Burcu Yapıcı okudu:

“100 gündür bıkmadan usanmadan sürdürmekte inat ettiğiniz nöbetlerin bir an önce bitmesini can-ı yürekten diliyorum. Hepinizi, destekleriniz ve dayanışmanız için can-ı yürekten kucaklıyorum. Yaşasın dayanışma…”

Can Atalay’ın mesajını annesi Şükran Atalay okudu:

“100 gündür sesimiz olan, Gezi direnişinin kirpiğini dahi yere düşürmeyen tüm arkadaşlara çok selam. Bâki ilk selam…”

 

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, hakkında müebbet hapis kararı verilen ve dört  yılı aşkın zamandır Silivri Cezaevi‘nde tutulan Osman Kavala’nın gönderdiği mesajı iletti:

“AİHM tutukluluğumun hak ihlali olduğu yönündeki kararına uymayan Türkiye hakkında son olarak verdiği kararı çevirtip TBMM tüm milletvekillerine göndereceğim. Özellikle de susturma ve caydırma amacıyla, yani kasıtla bunların yapıldığını anlatan 18’inci maddenin ihlali konusunu tüm vekiller bilmeli, okumalı.”

Ankara’da polis ablukası

Gezi Davası kararlarının 100’üncü gününde Ankara, İzmir, Kocaeli‘de de protestolar yapıldı.

Polis, İncek’teki Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde açıklama yapmak isteyen TMMOB heyetine izin vermedi ve Ahlatlıbel Parkı’nda ablukaya aldı.

TMMOB Şube Başkanı Emin Koramaz, polis ablukası sırasında yaptığı konuşmada şöyle dedi:

“Toplumcu değerlere; insani, paylaşımcı değerlere kararlıkla mücadele edeceğiz. Burada bulunan basın mensuplarını, bizleri iten kakan emniyet mensplarını TMMOB adına selamlıyorum ve sizleri haktan yana emekten yana mücadele eden tüm toplum kesimlerinin sözlerine seslerine kulak vermeye davet ediyorum. İnanıyorum ki burada söylenen sözler, bu forumda dile getirilecek görüşler;  hemen yanıbaşımızdaki AYM’de AKP’nin güdüm altına alamadığı namuslu hakimler tarafından da duyulur.”

Polisin geri çekilmesiyle park içinde yüzlerce eylemci bir araya geldi.

İstanbul’da da okunan ortak açıklamayı TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu’ndan Seyit Ali Korkmaz okudu.

İktidara 100 soru: Bu hukuk sistemi ile yargılanmak ister miydiniz?

Tutuklanmalarının 100’üncü gününde Mücella Yapıcı, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Tayfun Kahraman, toplamda 100 soru sordu.

Gezi tutuklularının iktidara yönelttiği soruların tamamı şöyle:

Mücella Yapıcı

1. Benim kaç kere daha beraat etmem gerekiyor?

2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası neden ihlal ediliyor, AİHM kararları neden uygulanmıyor?

3. Nasılsınız? Nasıl geçiniyorsunuz? Bunca pisliğin arasında ruh ve beden sağlığınızı nasıl koruyorsunuz?

4. Anayasanın ilgili maddeleri doğa, kültür ve tarih varlıklarının korunmasını hem idareye hem de yurttaşlara sorumluluk ve görev olarak yüklemiştir. Bu anayasa maddelerine bilerek isteyerek uymayanlar “iktidarda” iken, uymaya çalışanların “cezaevinde” olması hangi anlama gelmektedir?

5. Bir işin “meslek” olabilmesi için mutlaka evrensel “etik kural ve kod”larının olması gerekir. Bu etik kod ve kurallara uymayanların özellikle insan hayatını dolayımsız ilgilendiren hukuk ve tıp mesleklerini sürdürebilmeleri mümkün müdür?

6. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesi ile ülkeye aplike edilen neoliberal ideolojinin yarattığı ve tüm idareci yöneticiler ile birlikte toplumun büyük kesimini etkisi altına alan ahlaki çöküntünün, kötülüğün, yolsuzluğun, kadın cinayetlerinin sıradanlaşmasının, kanıksanmasının nasıl giderilebileceği konusunda bir çözümümüz var mıdır?

7. Bugün ülkeye hakim kılınan hukuk sistemi ile yargılanmayı ister miydiniz?

8. Sürtük dediğiniz GEZİ KADINLARININ, annelerinize edilen cinsiyetçi küfürleri MOR BOYALARLA duvarlardan sildiklerini biliyor muydunuz?

9. Bilim, meslek ve hukuk insanları olarak ait olduğunuz mesleki, bilimsel, insani ve vicdani kurallar dışına çıkarak, iktidarın emri ile (ya da emir bile almadan sadece güçlüye yaranmak için) kararlar alıp imzalarınızı satmayı nasıl içinize sindirebiliyorsunuz?

10. 5 yıldır hiçbir somut delile dayanmadan bütün ulusal ve uluslararası tepkilere ve kararlara rağmen Osman Kavala’yı niçin “esir” tutuyorsunuz?

11. 2000’li yıllardan beri görmediğim, telefonla dahi konuşmadığım, Taksim Dayanışması toplantılarına bir kez dahi katılmamış Kavala’dan emir ve talimat alarak koskoca ülkeyi “hükümete” karşı cebir ve şiddet kullanarak kalkışmaya yönlendirdiğimize “karar” verdiniz… Bu olağanüstü eylemi nasıl ve hangi yöntemle yapmışız? (Gezi’ye katılan 8.5 milyon kişiye ayıp değil mi?)

12. Ortada bizlere dair herhangi bir cebir ve şiddet bulgusu ve aracı olmadığına göre “PSİKOLOJİK ŞİDDET”ten mi bahsediyorsunuz? Bu şiddet biçiminin ceza kanununun ilgili maddelerinde yeri var mı?

13. Bizim iddianameyi ve gerekçeli kararı film veya dizi yapsanız nasıl bir tür olarak tanımlardınız? (Trajedi, Dram, Traji-komik, Komedi, Bilim Kurgu)

14. Değerli yurtseverler, demokratlar, sosyalistler, sosyal demokratlar, bir araya gelebilmek ve barış, demokrasi ve insan hakları için siyasi bir “GEZİYİ” inşa edebilmek için hapishanelerde toplanmayı mı bekliyorsunuz?

15. Değerli dostlar; “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sözü sadece mitinglerde kullanılan bir slogan mıdır?

16. Cezaevlerinde inanılmaz bir kantin ticareti olduğunun, yoksul ve kimsesiz olanların su, ped, süt vb gibi temel ihtiyaçlara ulaşmak için son derece düşük ücretlerle köle gibi çalıştığını biliyor musunuz?

17. Dünyada elde edilmiş olan bütün hakların ardında büyük bir mücadele tarihi vardır. Bu nedenle de uluslararası güvence altındadır. Tek kişinin imzası ile “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ” nasıl yürürlükten kaldırılır? Bunun uygun olduğuna karar veren “hukukçuların” kaçı kadındır?

Hakan Altınay:

18. Siz hiç sevdiklerinizden zorla, haksızca 100 gün ayrı tutuldunuz mu?

19. Siz hiç iki yaşındaki evladınız ya da 78 yaşındaki annenizin size ihtiyacı olacak ve siz onların yanında olamayacaksınız paniğini günler boyu yaşadınız mı?

20. Mahkemenin benim ile ilgili bulabildiği tek eylem Avrupa Birliği’ne mektup yazmak olduğuna göre, sizce mektup yazarak 18 yıl hapis cezası nasıl hak edilir?

21. Avukatlarımın tanık olarak dinlenilmesini istediği Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Müsteşarları ve Bakan Yardımcısını dinlemeyi reddeden yargı heyeti sizce kimin için çalışıyor olabilir?

22. Bizim mahkûmiyetimize itiraz eden hâkimin “burada tek bir suç delili yok” yazdığını duydunuz mu?

23. 600 sayfalık “gerekçeli” kararda niçin tutuklu olduğumuza dair tek bir cümle olmaması sizi şaşırtıyor mu, yoksa milli ar damarımız çoktan parçalandı mı?

24. Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanırken bile bu ülkeden ayrılmayı düşünmeyen, Green Card’ını kendisi iade etmiş benim, ülkemden kaçacağımı düşünmeyi hangi akıl ya da mantık açıklayabilir?

25. Bizim tutuklanmamıza hükmeden iki hâkime bu yetkinin babalarından kalmadığını, bu yetkiyi “Türk Milleti Adına” yani sizin adınıza da kullandıklarını biliyorsunuz, değil mi?

26. Eğer bizi tutuklayan iki hâkim eve gittiklerinde “Delil ya da kanıt olmadan Ege’yi babasından ayırdım” diyebiliyorsa, sizce bunda ona selam vermeye devam eden komşularının bir sorumluluğu var mıdır?

27. Bize sık sık ne kadar açık sözlü ve mert olduğunu söyleyenlerden acaba hangisi annemi ziyaret edip -kendisi nezaket sahibi bir hacıdır… özel bir güvenlik önlemine gerek yok- benim niçin Silivri’de olduğumu anlatma cesaretine sahip?

28. Bu yargılama için eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in “Gözyaşlarımı katledilen hukuk sistemi için akıtıyorum” ve Abdullah Gül’ün “Bu dava utanılacak bir yargılama süreci olarak anılacaktır” dediğini duydunuz mu?

29. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’ın “Bu dava Türkiye’nin Dreyfus davasıdır” ve İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun “Darbeler döneminde bile bu kadar delilsiz ceza verilmedi” sözleri, sizce HSK ya da AYM’nin bir sorun olduğundan şüphelenmesi için yeterli olacak mı?

30. Ülkesinin iyiliği için çalışan insanlarına bu kadar hoyrat davranan başka herhangi bir ülke biliyor musunuz?

31. Menderes, İnönü, Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller ve Erbakan hükumetlerinin Türkiye’nin çıkarına bulduğu Avrupa Konseyi üyeliğini sırf bu berbat yargılamada inat etmek için şimdi tehlikeye atmak sahiden iyi bir fikir olabilir mi?

32. Cumhuriyet rejimlerini yaşatmak için sadece haklarda değil sorumluluklarda da eşit vatandaşlara ihtiyaç varsa, siz üzerinize düşeni yaptığınız kanısında mısınız?

33. Daha güzel, daha kardeşçe bir Türkiye’ye inanmak, bunun için çabalamak ahmaklık mıdır, yoksa zekayı aşan bir akıl, bir inanç olan sevginin doğal sonucu mudur?

Mine Özerden

34. Beş benzemez daha kolay bir arada dururken, benzerler bir arada durmakta neden zorlanır?

35. Söyleyen güçlüyse “Yalan” yalan olmaktan çıkar mı?

36. Dinleyen duymuyor, duyan anlamıyor, anlayan harekete geçmiyorsa değişim mümkün müdür?

37. Otokontrolü gelişmemiş olan daha mı kolay kontrol edilir?

38. Doyumsuz insan saldırgan mıdır?

39. Şiddetsiz, ayrımsız, çözüm odaklı bir dil toplumsal mutabakatı yeniden kurabilir mi?

40. Kuşaklar arası etkileşim neden azalıyor?

41. Anayasa, kanunlar, insan hakları sadece yazılı metinler midir, neden uygulanmıyorlar?

42. Kuvvetler ayrılığı yok edildiyse, güvenilecek bir yapı kalmış mıdır?

43. Sürüklenmek, idrak etmek, direnmek ve ötesini merak etmek… birey olarak hangi duyguyu daha fazla hissediyorsunuz?

44. En “temel haklarını” savunmayı “suç” olarak addeden yönetim şekline ne denir?

45. Yaptığımız işlerle “sistem”i yeniden yeniden üreterek “ekosistem”i öğüterek tükettiğimizin ne kadar farkındayız?

46. Hukuk katledilerek yargılandık, haksız yere tutuklandık, bizden önceki pek çokları gibi, değil mi?

47. Mütemadiyen yenileri açılan hapishaneler, atanamamış memurlar için oluşturulan bir istihdam kaynağı mıdır?

48. Yoksulluk ve yoksunluk tehdidi ile kitleleri bir süre yönetebilirsiniz, amenna… Peki yoksulluk yığınları gerçek anlamda köşeye sıkıştırdığında, iktidarı kaybetmek istemezseniz ne yaparsınız?

49. Dünyanın sonu geldi, geliyor denilmeyen bir zaman var mı yakın ve uzak tarihte?

Can Atalay

50. Hak nedir? Haksızlık nedir?

51. Haksızlık karşısında nasıl/ne kadar sakin kalabiliyorsunuz?

52. Her çarşamba halı sahaya çıktığımızda gökyüzünün şaşırtıcı gelmesi kaç puan?

53. Arka koridorumuz hep ağırlaştırılmış müebbet, sürekli tek başına olmak bir cezanın infazı denip geçilebilir mi? Peki, gencecik solcu bir tutukluyu tek başına o koridora almak kaç puan?

54. Abbas bunca zamandır neden satranç kitaplarını getirmiyor?

55. Anayasa Mahkemesi bizle ilgili “hak ihlali” kararı verecek mi yoksa kapıya “artık kapattık” tabelası mı asacaklar?

56. Ana baba evinde ne zaman deliksiz bir uyku çekebileceğim?

57. “Hasta mahpuslar ile ilgili düzenleme yapacağız” denip Ekim’e işaret edilmesi nasıl bir gaddarlıktır? İki ay hasta mahpus için kısa bir süre midir?

58. Çorlu ve Aladağ duruşmasına avukat olarak katılmamın önündeki hukuki engel nedir? Anayasal ve yasal dayanaklarınızı belirterek yanıtlayınız…

59. Zulme karşı sessiz kalana bir şey deniyordu; neydi?

60. Ne zaman bir sahilde uyanabileceğim?

61. Bizi neden/nasıl 3’le sınırladıkları arkadaşlarımızla hâlâ görüştürmüyorlar?

62. 18 yıl bizde tutuk gerekçesi, 16 yıl Berkin’in katilinde neden tutuk gerekçesi değil?

63. Memleketten gidelim diye uçurulan haberlere, açık bırakılan kapılara rağmen kaçmayanlar hangi gerekçe ile tutuklandı?

64. Anımsadığınız “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun unsurlarının oluştuğu ilk üç örneği sıralayınız.

65. Bunca yalanı nasıl söyleyebiliyor?

66. Burasının “bir gün dahi fazla” olduğunu akılda tutarak, 100 gün ne kadar sürer?

Çiğdem Mater

67. Yapmadığım filmden 18 yıl ceza aldım, yapsaydım kaç yıl alacaktım?

68. Biz neden 100 gündür hapisteyiz? Osman Kavala neden 1737 gündür hapiste?

69. Hakkımızdaki fezlekeyi hazırlayan polis müdürleri, usulsüz dinleme kararlarını imzalayan savcılar şimdi nerede?

70. Biz bu davaları kazanınca ne olacak, bu günlerin hesabını kim verecek?

71. Bizi kaçma şüphesiyle tutuklayan mahkeme heyeti aynaya nasıl bakıyor?

72. İstanbul Sözleşmesi’nden neden çekildik?

73. Cezaevleri neden sadece erkekler düşünülerek tasarlanmış?

74. Düzgün sağlık hizmetine erişememek cezalandırma sisteminin parçası mı?

75. Böcek, fare ve sinekler cezalandırma sisteminin parçası mı?

76. Neden 100 gündür sığmadığım bir yatakta yatıyorum? (Boyum 1.75)

77. İnfaz koruma memurları neden insanlık dışı şartlarda çalışıyor?

78. Ben neden parçası olduğum filmin Cannes’daki galasına gidemedim?

79. Ben neden sevgilimin 50. doğum gününü kaçırdım?

80. Çağlayan’da, Kartal’da, İstinaf’ta, Yargıtay’da hâlâ hakimler var mı?

81. Anayasa bile ihlal ediliyorsa biz neye güveneceğiz? (Biz derken, biz herkesiz)

82. Kendi bozma kararının bir maddesi bile uygulanmayan istinaf mahkemesi, yerel mahkemenin mahkumiyet kararı karşısına gelince ne yapacak?

83. Cumhurbaşkanı cezaevinde kaç gün kalmıştı? Bu hesapla ben de Cumhurbaşkanı olabilir miyim?

Tayfun Kahraman

84. Canım kızım Vera’ya babasının neden eve gelmediğini anlatabilir misiniz, “Baba işin ne zaman bitecek?” sorusuna gözlerinin içine bakarak bir cevap verebilir misiniz?

85. Anne; “babam beni öpsün, koklasın, bana sarılsın” dediğinde boğazı düğümlenen Meriç’e bir tavsiyeniz var mı?

86. Hem eşim hem meslektaşım Meriç’in, ben tutukluyken planlamadan, kent hakkından, adaletin üstünlüğünden bahsetmesinin sebebi Gezi’yi savunmaktan başka ne olabilir?

87. 69 yaşındaki annemin, 72 yaşındaki babamın yüzüne bakmaya, adaletten bahsetmeye cesaretiniz var mı?

88. Sevdiklerini ayda bir kez kucaklayabilen tutukluya görüş sonrası sarılabilir misiniz?

89. Gezi Davası iddianamesi ve mütalaasını okudunuz mu?

90. Hükümeti devirmeye teşebbüsü kanıtlayan ya da bırakın onu ima eden bir kanıt, delil veya tanığa rastladınız mı?

91. Haksız, hukuksuz, delilsiz biçimde cezaevine konulsanız ağzınızdan çıkan ilk kelime ne olurdu?

92. Bağımlı ve taraflı olan, bunu göstermekten çekinmeyen, bilakis bunu ilan etmek için, hayatınızı elinizden almakla tehdit eden bir mahkeme heyeti üyesine karşı gerçeği savunmak durumunda kaldınız mı hiç?

 

93. Gezi Davası’nda vereceği karar eline tutuşturulan hakim siz olsanız, söyleyeceğiniz söz ne olurdu?

94. Adaletin bir parti tabelasındaki sözcükten ibaret olduğu ülkemizdeki devasa adalet saraylarının içinde adaletin zerresini gören, duyan var mıdır?

 

95. Adil yargılanmaya bir gün sizin de ihtiyacınız olacağını hiç düşündünüz mü?

96. Siyaset / siyasetçi kendi varlığı için neden insanları mahkum eder?

97. Siyasi dava, siyasi tutukluluk sözlerine neden ihtiyaç duyulur?

98. İtiraz etmek, muktedire hayır demek tutukluluğa sebep bir suç mudur?

99. Bir kenti, bir ormanı, bir ağacı, yaşamı korumanın bedeli nedir?

100. Bizim içeriden kısıtlı imkanlarla takip ettiğimiz ülke gündeminde, siz de üzerimize boca edilen kanunsuzluk ve ahlaksızlıklar karşısında ülkemiz için üzülüyor ve yurttaş olarak düşürüldüğümüz bu aşağılık durumdan utanıyor musunuz?