Ana Sayfa Blog Sayfa 717

Şebnem Korur Fincancı adliyeye sevk edildi: Protetestolara polis saldırdı, onlarca kişi gözaltına alındı

Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin Kuzey Irak opersyonunda kimyasal gaz kullandığı iddialarının soruşturulması gerektiğini söylediği değerlendirmeleri sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ ve iktidar ortağı MHP lideri Bahçeli’nin hedef göstermesinin ardından gözaltına alınan TTB Merkez Konseyi Başkanı adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı bu sabah emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Duırumu takip etmek için adliyeye gelen TTB Merkez Konseyi üyeleri ve meslek örgütlerinin temsilcileri hiçbir gerekçe gösterilmeden binaya alınmadı ve darp edilerek dışarı çıkarıldı.

Fincancı dün, avukatları aracılığıyla ulaştığı notunda şunları yazdı:

“Sevgili yol arkadaşlarım,

Bu gerçek dışı durum ile karşı karşıya kaldığınız için üzgünüm. Ancak dayanışma ile bu gerçek dışı süreci aşacağımızı biliyorum.

Sizlere kaynaklarıyla bilimsel görüş sürecini aktaracaktım, fırsat olmadı. Bu süreç bitince delillendirme üzerine bir toplantı yapalım.

Sizlerin kesinlikle çok yoğunluğunuz vardır, bu yoğunluğa maalesef ben de katkı sunmuş oldum. Bu karalama kampanyasını da aşıp birlikte mücadele edeceğiz. İnsanca bir sağlık sistemini hep birlikte kuracağımız günlere dayanışmayla…

Şebnem.”

Yurtdışında olmasına rağmen geri dönen Fincancı’nın polis baskınıyla evinden alındığı görüntüler devlet televizyonu TRT’den yayımlanmış, başta TTB olmak üzere uzman meslek örgütleri, insan hakları savunucuları ve sivil toplum, Fincancı’ya yapılan muameleye karşı tepkisini göstermişti.

Fincancı’nın serbest bırakılması için dün akşam Kadınlar Birlikte Güçlü platformunun ve İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Kadıköy’de yapılan protestolara polis izin vermedi.

Süreyya Operası önünde basın açıklaması yapmak isteyen grubu önce ablukaya alan polis, daha sonra da darp ederek gözaltına aldı.

15 kadın gözaltına alındı

Evrensel’in aktardığına göre, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Dönem Sözcüsü Perihan Koca’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 15 kadın gözaltına alınarak Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Gözaltına alınan kadınlar sabah saatlerinde serbest kaldı.

 

Polis olayları takip eden gazetecileri de darp ederek alandan zorla uzaklaştırmaya çalıştı.

Evrensel Gazetesi muhabiri Eylem Nazlıer‘in boğazını sıkan polis, görüntüleri kaydettiği telefonunu da elinden aldı:

 

İran’da protestolarda 29’u çocuk, 234 insan öldürüldü

İran İnsan Hakları Örgütü (IHTNGO) tarafından dün yapılan açıklamaya göre; başörtüsünü ‘uygun’ takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda ölenlerin sayısı 234 oldu.

İran’da beş hafta önce başlayan rejim karşıtı protestolar devam ederken protestolarda hayatını kaybeden en az 234 kişinin 29’u ise çocuk.

Fotoğraf: AP

IHRNGO’nun raporlarına dayanan bilgilere göre; yetkililer protestocuların ölümlerinin üstünü kapatmaya çalışıyor. İnsan Hakları Örgütü, ölüm sayılarının daha fazla olabileceğine işaret ediyor.

Fotoğraf: Emrah Gürel/ AP

Örgüt tarafından dün yapılan açıklamaya göre hayatını kaybedenler, ailelerine haber verilmeden ikametlerine uzak noktalara gömülüyor.

‣ İran: Protestolarda 185 kişi öldü, TV’de Hamaney yerine ‘kadın, yaşam, özgürlük’ sloganları atıldı 
‣ Mahsa Amini’nin arkasından bir ülke sokakta
‣ Taksim’de Mahsa Amini protestosuna polis engeli: Fotoğrafları toplandı, kadınlar gözaltına alındı
İran’da korku duvarı aşıldı: Kadınlar pes etmiyor

Öte yandan ölen vatandaşların aileleri, güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınıyor, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakılıyor.

Fotoğraf: AFP

Ölüm nedenleri olarak ise “yüksekten düşme, araba kazası veya uyuşturucu, alkol veya gıda zehirlenmesi” gibi gerekçeler öne sürülüyor.

Fotoğraf: AFP

IHRNGO’nun açıklamasına göre; güvenlik güçleri sağlık çalışanları ve doktorlara ölüm belgelerinin hazırlanması işlemlerinde baskı uyguluyor.

Kaynak: Hawar News Agency via AP

İran İnsan Hakları Direktörü Mahmood Amiry-Moghaddam, sağlık çalışanlarına uygulanan baskıya ilişkin şunları söylüyor:

“İslam Cumhuriyeti’nin suçlarını gizlemek için doktorları sahte ölüm belgeleri vermeye zorlaması, yaralı protestocuları hastanelerde gözaltına alması ve ambulansları güvenlik güçlerini taşımak için kullanması, uluslararası hukuk ve ahlak ilkelerini ihlal etmesinin diğer örnekleridir. WHO ve ICRC dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar, bu ihlallere acil ve uygun tepki göstermeli.”

Ne olmuştu?

Ahlak polisinin gözaltına aldığı 22 yaşındaki Mahsa Amini, iki gün sonra, 16 Eylül’de hayatını kaybetti.

Fotoğraf: Reuters

Amini başörtüsü kuralına uymaması, saçının görünmesi nedeniyle gözaltına alınmıştı. Genç kadının ölmesiyle ülke çapında kadınlar eylemler başlattı.

Mahsa Amini’nin ölümü bir toplumu ayağa kaldırdı ve uluslararası kamuoyunda yankı buldu.

Amini için ülkede günlerdir protestolar gerçekleştirilirken birçok ülkede de vatandaşlar sokağa çıkarak kadın mücadelesine destek vererek baskı İslam rejimine tepki gösterdi.

Başörtüleri yakıldı, kadınlar sokaklarda toplumsal cinsiyet eşitliği için yürüdü. Kadın hakları savunucuları ve öğrenciler protesto çağrılarında bulundu.

“Diktatöre ölüm”… Bu slogan İran sokaklarında haykırıldı. Amini’nin Sakkız’da gerçekleşen cenazesinde de aynı sloganlar atılmıştı.

Fincancı için sesler yükseliyor: Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz

Türkiye Tabipleri Birliği (TBB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınması, kamuoyunda yoğun tepki uyandırdı. 

TTB Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından destek açıklamasında bulunmuş, Şebnem Korur Fincancı’nın ifadelerinin suç unsuru olmadığını belirtmişti. 

Şebnem Korur Fincancı’ya emek ve meslek örgütlerinden, kadın ve LGBTİ+ platformlarından destek çağrıları paylaşıldı.

Birçok STK  tarafından da bugün Fincancı’ya destek için eylem çağrısında bulunuldu.

“Kadın ve LGBTİ+’lar olarak asla ve asla gerçekleri söylemekten vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz” ifadeleriyle yapılan çağrıyla bugün Süreyya Operası önünde saat 19.00’da yapılacak yürüyüş duyuruldu.

Ekoloji aktivistleri de sosyal medya hesapları üzerinden Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya destek mesajları paylaştı:

Şebnem Korur Fincancı’ya Twitter üzerinden yapılan destek çağrıları #ŞebnemKorurFincancıYalnızDeğildir etiketiyle paylaşıldı.

TTB, emek ve meslek örgütleri bugün İstanbul’da TTB binasında basın açıklamasında bulundu:

“Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifadesinin alınıp derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. İktidarın uygulamalarına karşı emeği, demokrasiyi, barışı, bilimin bağımsızlığını, bilim insanlarının ifade özgürlüğünü ve bunlarla yakından ilişkili halk sağlığını koruma mücadelesini, Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Türk Tabipleri Birliğine sahip çıkarak sürdüreceğiz”

Diyarbakır’da çok sayıda sendika ve sivil toplum örgütü, Tabip Odası binası önünde açıklama yaptı:

“Tüm yaşamını bilime, ülkemizde ve dünyada işkencenin önlenmesi ve insan hakları ihlallerinin son bulmasına adaya TTB MK Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya yapılanlar sadece düşünce ve ifade özgürlüğünün ağır bir ihlali değil aynı zamanda insan hakları savunuculuğuna yönelik bir saldırıdır”

SES Artvin Temsilciliği’nin yazılı açıklamasında “İktidar çevrelerinin yargıya müdahale niteliğindeki açıklamaların ardından gelen gözaltı kararı, bu çevrelerin uzun zamandır TTB’ye ve tüm emek-meslek örgütlerine yönelik artırdığı baskının son aşamasını oluşturmuştur” denildi.

Adana Emek ve Demokrasi Güçleri, Atatürk Parkı’nda açıklama yaptı:

“Nasıl savaş bir halk sağlığı sorunudur dediğimizde kıyametler koparıldı ve yargılandı isek bugün de yargı karşısında çıkmaktan bir çekincemiz yok. Demokratik hukuk devleti ilkeleri işletilerek, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ifadesinin alınıp derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

Mersin’de İHD, ÖHD ve Çağdaş Hukukçular Derneği açıklamasında şunlar kaydedildi:

“Bu anti demokratik ve gayri hukuki uygulamayı kabul etmiyor ve gözaltında tutulan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

 

Ne olmuştu? 

Türkiye’nin Kuzey Irak‘taki operasyonları sırasında kimyasal gaz kullanıldığı iddialarını değerlendiren Dr. Şebnem Korur Fincancı, görüntülerini incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” demişti.

‣ Kimyasal gaz iddiaları Meclis’te: Etkin soruşturma istendi

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğuna dikkat çeken Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” diye konuşmuştu.

İddialar Meclis gündemine getirilmiş; HDP‘den Meral Danış Beştaş ve CHP‘li Sezgin Tanrıkulu bağımsız soruşturma istemişti. Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, görüntülere ve  iddialara TBMM’nin sessiz kalamayacağını söylemişti.

İktidar kanadı ise iddiaları reddetmiş, MSB‘dan yapılan açıklamada, TSK’nin envanterinde kimyasal gaz bulunmadığı duyurulmuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Irak‘taki Federal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan TTB Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı. 

Soruşturma başlatılmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fincancı’yla ilgili şunları söylemişti:

“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü sınır ötesi harekatlara iftira atan Tabipler Birliği Başkanıyla ilgili yargı harekete geçmiştir. Ayrıca bu ismin üzerinde de çalışmalarımızı yürütecek, gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin de değiştirilmesini sağlayacağız. Terör örgütünün diliyle konuşarak ülkesine ve ordusuna alçakça bühtan eden böyle bir şahsın, adı Türk ile başlayan bir kurumun başında olmasının milletimizin her bir ferdini rahatsız ettiğine inanıyorum.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarına ve mahkemelerin vereceği kararlara göre hem bu kişiyle hem de bu kurumla ilgili gereken adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kabine toplantımızda ilgili bakanlarımıza Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdik.

Meslek örgütlerini ideolojik saplantılarının borazanı haline getiren terör örgütü destekçilerini, buralardan temizleyerek bu yapıları kuruluş amaçlarına uygun faaliyetlere yoğunlaştırmakta kararlıyız.”

 

Boğaziçi’nde pankart açan öğrencilere dört yıla kadar hapis istemi

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Naci İnci’nin, kendisini protesto eden 14 öğrenciye karşı 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında koruma kararı aldırmasına tepki göstererek rektörlük binası önünde “6284 senin mi sandın” pankartı açan ve yere kırmızı boya döken sekiz öğrencinin yargılandığı davada savcı görüşünü açıkladı.

Tüm sanıkların ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’ suçundan beraatlarını talep eden savcı, dört sanığın ‘kamu malına zarar verme’ suçundan dört yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

ANKA Haber Ajansı‘nın aktardığına göre; protestoda gözaltına alınan ve haklarında altı ay ile yedi yıl arasında değişen oranlarda hapis istemiyle dava açılan sekiz öğrencinin yargılanmasına İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün devam edildi.

Savcı, öğrencilerden 4’ünün ise protesto sırasında rektörlük binasına kırmızı boya atarak ‘kamu malına zarar verdikleri’ gerekçesiyle bir yıldan dört yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Mütalaaya karşı savunmalarını hazırlamak için süre talep eden avukatlar, ayrıca rektörlük binasına atıldığı iddia edilen boyanın niteliğinin ve boyanın bir bez yardımıyla kolayca temizlenip temizlenemeyeceğinin araştırılmasını talep etti.

Boyanın niteliğinin araştırılması talebini reddeden mahkeme, avukatlara esasa ilişkin savunmalarını hazırlamaları için süre vererek davayı 23 Kasım 2022 tarihine erteledi.

Caferbeyliler merasını savunuyor: Tesis sağlıklı çevrede yaşama hakkını ihlal ediyor

Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Caferbey Köyü’nde yapılmak istenen katı atık depolama tesisine ilişkin köylülerin açtığı dava Manisa Adliyesi İkinci İdare Mahkemesi’nde görüldü.

Bilirkişi raporunda tesisin, içme suyu kaynaklarına yakın olduğu ve insan sağlığını tehdit edeceği bilgilerinin yer alması üzerine mahkeme, tesis hakkında tedbir olarak yürütmeyi durdurmuştu. Bugün görülen davada ise tesisin yer seçiminin uygunluğuna dair kararın ve yürütmenin iptaline ilişkin kararın son dönemecine girilmiş oldu.

Sendika.org‘un aktardığına göre; davanın ardından konuşan Halkevleri Hukuk Dairesi’nden ve Caferbey halkının avukatı Seçil Ege, uzun süredir anlattıkları gerçeklerin ortada olduğunu belirterek, “Katı atık tesisinin yapılacağı alan köyün ortak merasıdır. Hayvancılıkla uğraşan bu halk için mera elzemdir. Aynı zamanda içme ve tarım sularının iç içe geçtiği iki yanından derenin süreklilik arz ettiği ve zeytin ağaçları ile çevrili bu alanın katı atık tesisi olarak değerlendirilmesi bırakın hukuka aykırılığını, mantık dışıdır” dedi.

‣Caferbey’de Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin istediği çöp tesisiyle ilgili yeni karar
Caferbey’de çöp tesisinin ÇED davası görüldü
 Mahkeme zaten karar vermiş
Çöp tesisi istemeyen vatandaşlara dava açıldı
Caferbey köyünde iş makineleri köye girmesin diye cenaze namazı nöbet alanında kılındı
Mahkeme Manisa’da insan sağlığından yana karar verdi: Atık tesisinin yürütmesi durduruldu

Ege Çevre ve Kültür Platformu Sözcüsü Berna Babaoğlu Ulutaş “Anayasanın 56. maddesi olan sağlıklı çevrede yaşama hakkının ihlalinin bu kadar açık görüldüğü bu davada bu hakkı tesis etmek Mahkeme’nin sorumluluğudur” ifadelerini kullandı.

Yapılan açıklamada söz alan Salihli Çevre Derneği Başkanı Hakkı Uysal da yaşam alanına bu kadar yakın bir tesisin varlığının ciddi bir yaşamsal tehdit oluşturacağını ifade ederek “Tüm bu gerçekler göz önüne alınarak kararın iptalini bekliyoruz” dedi.

Caferbey halkı adına konuşan Muhtar Hürol Işık da direnişlerinin zaferle sonuçlanacağına inandıklarını, bu direnişin tüm bölge için önemli olduğunu söyledi.

Ne olmuştu?

Caferbeyliler söz konusu çöp tesisine hem mera alanlarını etkileyeceği hem de sularını kirleteceği nedeniyle uzun bir süredir karşı çıkıyorlar.

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin çöp tesisi projesine karşı direnen köylüler hakkında da 24 Şubat’ta dava açılmıştı.

25 Mayıs’ta da çöp tesisine karşı direnen Caferbeyliler hakkında açılan davanın ikinci duruşması görülmüş, köylülerin avukatı Çıvgın, davada verilecek ara kararın zaten önceden verildiğini ve bunun fark edilmesi üzerine reddi hakim talebinde bulunduklarını belirtmişti. 

Köylüler Kasım 2021’de iş makinelerinin alana girişini engellemek için de günlerce nöbet tutmuşlardı.

Muhabirimiz Metin Yoksu dava için 1300 kilometre yol gitti, dava ertelendi: Amacım barış gazeteciliği

Suruç katliamında hayatlarını kaybedenlerin İstanbul‘daki cenaze töreninde çektiği  haber fotoğrafı nedeniyle gazeteci, Yeşil Gazete muhabiri Metin Yoksu hakkında ‘örgüt propogandası yapmak’ suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü.

Duruşma için Batman’dan gelen Yoksu ve avukatı Ali Deniz Ceylan salonda hazır bulundu.

Yoksu savunmasında, gazeteciliği savunmak için Batman’dan bu duruşmaya 1300 kilometre yol kat ederek geldiğini söyledi.

‣ Muhabirimiz Metin Yoksu’ya ‘örgüt propagandası’ davası

Amacım barış gazeteciliği

Söz konusu haberdeki 30’a yakın fotoğrafı yayın kuruluşlarına servis ettiğini ve sadece bir tanesinin suçlama konusu yapıldığına dikkat çeken Yoksu savunmasını “Kurumların ve örgütlerin propagandasını yapmam amacım barış gazeteciliğidir” diyerek bitirdi.

Savunmaların ardından savcı, mütalasını sunarak Yoksu hakkında ceza talep etti.

Avukatlar ve Yoksu ek savunma için süre talep ederken mahkeme heyeti sonraki duruşmayı 18 Nisan’a erteledi.

‣ Suya gömülen Hasankeyf’ten sonrası: Elektriksiz, susuz derme çatma yaşamlar – Metin Yoksu

Taahhütler daha iddialı ama yetersiz: İklim eylemi kat kat hızlanmalı

İklim Eyleminin Durumu 2022 Raporu yayımlandı. Systems Change Lab tarafından yayımlanan rapor, Bezos Earth Fund, Climate Action Tracker, Climate Analytics, ClimateWorks Foundation, NewClimate Institute, United Nations Climate Change High-Level Champions ve World Resources Institute’nin çalışmaları sonucu ortaya koyuldu.

Raporun baş yazarları arasında Sophie Boehm, Lousi Jeffery, Kelly Levin, Judit Heckei Clea Schumer, Claire Fyson, Aman Macid ve Joel Jaeger bulunuyor.

Rapora göre birçok ülke ve şirket iklim değişikliğiyle mücadele için daha iddialı taahhütlerde bulunsa da 1,5 derece sınırını ulaşılabilir tutmak için adımların bu on yılda önemli ölçüde hızlandırılması gerekiyor.

Raporda değerlendirilen 40 göstergeden hiçbiri 2030 hedeflerine ulaşma yolunda değil.

Altısı “umut verici ama yetersiz bir hızla doğru yönde ilerliyor”, 21’i de “doğru yönde ama gerekli hızın oldukça altında seyrediyor.”

Beş gösterge ise, -elektrik üretimi, endüstri, ulaşım tarım ve arazi kullanımı-         tamamıyla yanlış yönde eğilim gösteriyor.

Genel olarak gecikmeli ilerlemeye rağmen rapor, bazı cesaret verici noktalara işaret ediyor: Güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar da dahil olmak üzere sıfır karbonlu enerji kaynaklarının benimsenmesi arttı ve son yıllarda bu teknolojilerin alımında rekor kıran bir büyüme yaşandı. 

2019’dan 2021’e kadar güneş enerjisi üretimi yüzde 47 ve rüzgar enerjisi üretimi yüzde 31 arttı.

Elektrikli araçlara (EV’ler) geçiş de başladı ve EV’ler 2021’de binek otomobil satışlarının neredeyse yüzde dokuzunu oluşturdu. Bu bir önceki yılın iki katına tekabül ediyor.

Akülü elektrikli ve yakıt hücreli elektrikli araçların toplam satışlardaki küresel payı da 2013’te sadece yüzde 2 iken 2021’de yüzde 44’e ulaştı, bu da on yıldan kısa bir sürede 20 kattan fazla bir artışa işaret ediyor.

Umut verici olmakla birlikte, bu gelişmeler tek başına küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için gereken sistemsel dönüşümleri sağlayamıyor.

Rapor, küresel toplam elektrik tüketimi de arttığı için, sıfır karbonlu enerji kaynaklarından üretilen elektriğin payındaki artışın,  neredeyse hiçbir net değişikliğe yansımadığını da vurguluyor.

Kömüre dayalı elektrik üretimi dünya çapında azalmasına rağmen, bazı bölgelerde genişlemeye; fosil gaza dayalı elektrik enerjisi küresel olarak artmaya devam ediyor.

Birlikte bu eğilimler, sıfır karbonlu enerjideki kazanımları sıfırlıyor.

Binek otomobil satışlarında giderek artan bir paya sahip olmalarına rağmen elektrikli otomobiller, küresel olarak hafif araç filosunun küçük bir bölümünü 2021’de yalnızca yüzde 1,3’ünü oluşturdu.

Rapor, “Ek politikalar olmadan, bu araç stokunun erimesi zaman alacak.  EV’lere geçiş, ulaşım sistemlerini dönüştürmenin sadece bir yönünü oluşturuyor ve toplu taşıma, yürüme veya bisiklete binme gibi daha sürdürülebilir toplu taşıma modlarına geçme çabaları hala yolundan sapıyor” diyor.

2030’a kadar işleri yoluna koymak için ‘muazzam büyüklükte’ çaba gerekecek

Raporun 1.5°C uyumlu hedeflere ulaşmak için dünyaya kısa vadeli önerileri ise şunlar:

Kömürden elektrik üretimi altı kat daha hızlı devre dışı bırakılmalı.Bu yılda ortalama 925 kömür santralinin devre dışı bırakılmasına eşdeğer.

İnşaat operasyonlarının enerji yoğunluğu,  ticari binalar için beş kat, konut binaları için yedi kat daha hızlı iyileştirilmeli. Üretilen bir ton çimento başına salınan karbondioksit miktarı on kat daha hızlı azaltılmalı.

Fosil yakıtlar için kamu finansmanını beş kat daha hızlı aşamalı olarak sonlandırılmalı. Bunun için sübvansiyonlar yılda ortalama 69 milyar dolar azalmalı.

Et tüketimi azaltılmalı, sürdürülebilir diyetlere geçiş beş kat hızlanmalı

Avrupa, Amerika ve Okyanusya‘da kişi başına düşen et tüketimini haftada 2 hamburger eşdeğerine düşürerek daha sağlıklı, daha sürdürülebilir diyetlere beş kat daha hızlı geçiş yapılmalı.

Metrolar, hafif raylı trenler ve otobüs hızlı ulaşım ağları dahil olmak üzere toplu taşıma sistemlerini dünyanın en yüksek emisyonlu şehirlerinde altı kat daha hızlı genişletilmeli.

Yıllık ormansızlaşma oranı 2,5 kat daha hızlı azalmalı. Bu her yıl yaklaşık İsviçre büyüklüğünde bir arazide ormansızlaşmanın önlenmesi anlamına geliyor.

Yeni Ulusal Katkı Beyanları’nda iklim taahhütleri daha güçlü

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) Ulusal Katkı Beyanları Sentez Raporu yayımlandı.

Paris Anlaşması‘nın ve uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşılmasının merkezinde yer alan Ulusal  Katkı Beyanları (NDC’ler), her ülkenin kendi koşullarına göre ve gönüllü olarak belirlediği ulusal emisyonları azaltma ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama çabalarını somutlaştıran bildirimlerdir.

Paris Anlaşması’nın 4’üncü Maddesi, taraf her ülkeden 2020 sonrası iklim eylemlerini özetlemesini ve NDC’ler olarak iletmesini talep ediyor.

Paris Anlaşmasının 193 Tarafını temsil eden ve 2019 yılı için tahmin edilen toplam küresel emisyonların yüzde 94,9’unu oluşturan 52,6 gigaton CO2 eşdeğeri emisyonu kapsayan mevcut  166 NDC var.

Önceki raporun yayımlandığı 12 Ekim 2021’den bu yana 24’ü COP26’dan sonra olmak üzere toplam 39 taraf ülke, yeni veya güncellenmiş NDC beyanında bulundu.

Rapora göre tarafların yüzde 90’ı net sayısal hedefler olarak ifade edilen  azaltım hedefleri sunarken, geri kalanı NDC’lerinin bileşenleri olarak sayısallaştırılabilir bilgi bulunmayan strateji, politika, plan ve eylemlere yer veriyor.

Yüzde 80’i, 2006 IPCC Kılavuzlarında tanımlanan tüm sektörleri veya neredeyse tüm sektörleri kapsayan ekonomi çapında hedefler bildiriyor ve giderek artan sayıda taraf, yeni veya güncellenmiş NDC’lerinde mutlak emisyon azaltım hedeflerine geçiyor

Tüm NDC’lerde karbondioksit (CO2) emisyonlarını aaaltma hedefi yer alırken, sera gazlarına ilişkin taahhütler detaylı incelendiğinde, NDC’lerin;

  • Yüzde 91’inde metan (CH4), yüzde 89’unda azot (N2O), yüzde 53’ü hidroflorokarbon (HFC) emisyonlarını da kapsıyor.
  • Yüzde 36’sında perflorokarbonlar (PFC) ve kükürt (SF6) emisyonlarına ve yüzde 26’sında nitrojen (NF3) emisyonlarına da yer veriliyor.
  • Tarafların yüzde 50’si çoğunlukla diğer hedeflerle birlikte olmak üzere, uyum eylemlerinden ve/veya ekonomik çeşitlendirme planlarından kaynaklanan azaltım yan faydaları hakkında bilgi sağlıyor.

Yeni veya güncellenmiş NDC’ler sunan tarafların yüzde 74’ü sera gazı emisyonlarını 2025 ve/veya 2030’a kadar azaltma veya sınırlama taahhütlerini güçlendirdi.

Öngörülen emisyon seviyeleri: Küresel emisyonlar 2030’dan önce zirveyi görebilir

En son NDC’lerin uygulanması dikkate alındığında toplam küresel sera gazı emisyonlarının (LULUCF hariç) 2025 yılında yaklaşık 53,4 gigaton CO2e ve 2030 yılında 52,4  gigaton CO2e olacağı tahmin ediliyor.

  • Bu, 2025 yılında 1990 yılına göre  yüzde 53,7 (34,7 gigaton), 2010 yılına göre  yüzde 12,6 (47,4 gigaton) ve 2019 yılına göre yüzde 1,6 (52,6 gigaton) daha yüksek.
  • 2025 yılı için tahmin edilen önceki seviyeden yüzde 1,9 daha düşük olan bu veri ise küresel emisyonların 2030 yılından önce zirve yapma olasılığına işaret ediyor.

Raporun NDC’lere dair öne çıkan diğer bulguları da şöyle:

  • Neredeyse tüm taraflar (yüzde 97’si) NDC hazırlama ve uygulama yaklaşımlarını açıkladı.
  • Yüzde 57’si NDC’lerini sosyal, çevresel ve ekonomik faktörlerin yanı sıra sürdürülebilir kalkınma hedeflerini (SKH’leri) de dikkate alarak sürdürülebilir ve/veya düşük karbonlu ve dirençli bir ekonomiye geçiş taahhütleriyle ilişkilendirdi.
  • Buna ek olarak, yüzde 46’sı NDC hedeflerini, amaçlarını ve politikalarını, uygulamayı sağlamanın bir yolu olarak ulusal yasama, düzenleme ve planlama süreçlerine entegre ettiklerini belirtti.

Tarafların yüzde 97’si NDC’lerinde, enerji arzı, ulaştırma, binalar, sanayi, tarım, LULUCF ve atık gibi öncelikli alanlarda azaltım hedeflerine ulaşmak için temel araçlar olarak yurt içi azaltım tedbirlerini belirtti.

Ancak küresel sera gazı emisyonlarının ikinci en büyük kaynağı olan sanayide (yüzde 47), diğer öncelikli alanlara göre (yüzde 74-92) çok daha az sıklıkta tedbir belirtildi.

Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği ilk sıralarda

Yenilenebilir enerji üretimine yönelik yurt içi azaltım tedbirleri yüzde 88 ilr taraflarca en sık belirtilen tedbirler oldu. Bunu binaların enerji verimliliğini artırmaya yönelik tedbirler yüzde 70 ile ve ağaçlandırma, yeniden ormanlaştırma ve yeniden bitkilendirme yüzde 54 ile takip etti

Yüzde 21, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payında yüzde 15 ila 100 arasında değişen artırımlar için nicel hedefler bildirdi.

Yeni veya güncellenmiş NDC’lerini bildiren taraflarda yenilenebilir enerji üretimi, önceki NDC’lerinde olduğu gibi, en sık belirtilen azaltım seçeneği olmaya devam etti ve bu seçeneği belirten Tarafların payı, önceki NDC’lerinden bu yana keskin bir artışla yüzde 59’dan yüzde 91’e yükseldi.

NDC’lerin,

  • Yüzde 49’unda güneş enerjisi,
  • Yüzde 35’inde rüzgar enerjisi,
  • Yüzde 36’sında ormanların ve diğer ekosistemlerin dönüşümünün azaltılması
  • Yüzde 27’sinde de sanayide enerji verimliliğinin artırılması seçenekleri, azaltım için tedbirler arasında yer aldı.

İzmir’de Karbonsuz Ulaşım Ağı Hedefi: Bisiklet iklim krizi için fark yaratabilir mi?

Haber: Melisa GÖNEN

*

İklim krizinin etkileri kendini gösteriyor, dünya değişiyor. Dünya olumsuz seyirde değişip ısınmaya devam ederken iklim aktivistleri bugüne kadar süregelen insan faaliyetlerinde de bir değişim yaşanması amacıyla “iklim için eyleme” geçmek gerektiğini her fırsatta dile getiriyor.

İklim krizinin olumsuz seyrini değişebilmesi için benimsenen ulaşım tercihlerinin de yeniden düşünülmesi gerekiyor. Doğa dostu, sağlıklı, pratik, ekonomik bir ulaşım aracı olarak bisiklet bir fark yaratabilir mi?

Peki bisiklet iklim kriziyle mücadelede önemli bir değişim yaratabilecek potansiyele sahip iken şehirlerin altyapısı bu değişim potansiyelini ne kadar destekliyor?

Bisikletin hobi amaçlı kullanılacak bir araç olmasının ötesinde potansiyel taşıdığı bilinciyle yola çıkan iklim aktivisti Ramazan Akgül, kentlerde bisikletin daha görünür hale gelmesi ve bisikletli ulaşım altyapısının oluşturulup sosyal politikalarla desteklenmesi talebiyle Change.org üzerinden “İzmir’de Karbonsuz Ulaşım Ağı: Üniversitelerde bisiklet istasyonları açılsın” diyerek kampanya başlattı.

Ulaşımda ve sosyal hayatında bisiklet kullanmayı tercih eden Ramazan Akgül, taleplerini ve kampanyanın oluşturma fikrini Yeşil Gazete’ye anlattı.

Kampanya fikri nasıl ortaya çıktı, neden böyle bir taleple yola çıkma ihtiyacı duydunuz?

Aslında bisiklet kullanımının yaygınlaşması ve bisikletli ulaşımı geliştirmek adına gerek bireysel olarak gerekse birçok dernek, grup ve kuruluşla birlikte yaptığım çalışmalar dışında başta İzmir genelini etkileyecek projeler yapmak istiyorum ve bunun için araştırıp kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Özellikle son dönemde bir parçası olduğum ‘İklim Öncüleri’ ekibiyle birlikte üzerine çok daha fazla kafa yorduğumuz ve mesai harcadığımız iklim krizi konusunda yaptığımız araştırmalar ve bu araştırmalardan edindiğim bilgiler doğrultusunda bisikletin aslında sadece kişi bedeni üzerinde pozitif bir etki yaratmakla kalmayıp dünyamız ve geleceğimiz için de bir kurtuluş yolu olarak karşımıza çıktığını fark ettik. Bu farkındalık ve istek bir araya gelince bu kampanyayı başlatıp bir şeyleri değiştirmek ve geliştirmek için harekete geçtim.

Şehir içinde bisikletle yaptığınız yolculuklarda karşılaştığınız sorunlar neler, yollar bisikletli sürücüler için güvenli mi, karşılaştığınız sorunlar sizce nasıl çözülebilir?

Şehir içindeki sosyal sürüşlerimde de şehirler arası turlarımda da bisiklet kullanımının ne kadar zor olduğunu bilen ve bu zorluğu her gün yaşayan biriyim fakat ben bu problemi birçok bisiklet kullanıcısı ve bisiklet üzerine çalışmalar yapanların düşündüğü gibi ‘sadece yeni bisiklet yollarının yapılması gibi teknik müdahalelerle’ çözüme kavuşturabileceğimizi düşünmüyorum. Bisikletli ulaşımı kolaylaştırmak ve süreci daha hızlı hale getirmek için soruna bütünsel yaklaşmamız gerekiyor ve dünyadaki öncü sistemleri incelememiz gerekiyor. Bu bağlamda bazı önerilerim olacak;

  • Bisiklet kullanımın artırılması amacıyla şehirlerin alt yapı hizmetlerinin iyileştirilmesi, yerel yönetimlerin uyguladığı bütün ulaşım, çevre ve fen işleri faaliyetlerinde bisikletçilerin olumlu gözetilmesi gerekiyor.
  • Bisiklet hizmetinin yaygınlaştırılarak bisikletin toplu taşımaya entegre edilmesi, şehir içi bisiklet kullanımının yanı sıra bölgeler arasında bisiklet yolları oluşturulmasından ve yol uzunluğunun arttırılmasından geçiyor.
  • Taleplerim arasında yer alan bir diğer nokta ise bisiklet kullanımı ve güvenliği üzerine eğitim faaliyetlerinin arttırılması. Özellikle yerel yönetimler bölgelerinde bulunan eğitim kurumları ile koordine olarak okullarda bisiklet kültürünü anlatabilir. Okullarda bisiklet ve iklim krizi ilişkisi üzerine eğitim verilebilir.

Kampanyanızda bisikleti iklim krizi ile ilişkilendirdiğiniz görülüyor, sizce bisiklet kullanımının yaygınlaşması iklim krizinin olumsuz seyrinin değişmesi adına bir fark yaratabilir mi?

Evet yaratabilir, bunu birçok bilimsel çalışma ve uluslararası raporu incelediğimizde de görebiliriz. Ulaşımda karbon emisyonlarının en aza indirilmesi, iklim krizi ile mücadelede hayati bir konu. İklim krizinin ciddiyetini kavramak için ülkemizin ulaşım kaynaklı emisyonlara bakalım:

Türkiye’de ulaşım kaynaklı sera gazı emisyonları, ülkenin toplam emisyonlarının yüzde 16,1’i kadar. Bunun yüzde 93’ü karayolu taşımacılığından kaynaklanıyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu‘nda, bisiklet kullanımının iklim krizi ile mücadelede doğrudan etkisi olabileceğine yer veriyor. Rapordaki veriler doğrultusunda, belki de gezegenimizin kurtuluşunun bisikletli ulaşıma yapacağımız yatırımlardan geçebileceğini anlıyoruz, rapor da buna işaret ediyor. IPCC 6. Değerlendirme raporuna göre;

“Düşük karbonlu, yüksek düzeyde erişilebilir kentsel planlama, yalnızca önemli bir azaltma seçeneği olmakla kalmaz, aynı zamanda daha sağlıklıdır. Alışveriş, iş, eğlence gibi birden fazla destinasyona yürünebilecek ve bisikletle ulaşılabilecek bir kentsel planlamanın azaltım potansiyeli, 2050’ye kadar yaklaşık yüzde 25’tir.”

Kampanyanızın başarıya ulaşması durumunda bir sonraki hedefiniz ne olacak?

Kampanyamın sonucunun ‘karar vericiler‘ tarafından değerlendirilip olumlu bir dönüş alması, içinde bulunduğumuz sürecin iyileşebilmesi ve iklim eylemi hedeflerimize ulaşabilmesi adına sadece ufak bir başlangıç olacak.

Amacım başta İzmir yerelinde, sonrasında ülkenin her noktasında bisiklet kültürünü tanıtmak ve bisikletin iklim krizine karşı ne kadar değerli bir dost olduğunu her yaştan insana son enerjime kadar anlatmak.

Kampanyamı bunun gerçekleşmesi adına önemli bir adım olarak değerlendiriyorum. Öncelikli hedefim hem farkındalık yaratmak hem de bir bisiklet kültürünü tanıtarak yaygınlaştırmak.

TTB: Şebnem Korur Fincancı’nın ifadeleri suç unsuru değil

Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasına ilişkin basın açıklamasında bulunuldu. Açıklamada “Ne bu gözaltının ne de soruşturmanın hukuki zemini vardır, zira hocamızın ifade ettiği hiçbir şey suç unsuru değildir” denildi.

21 Ekim 2022 tarihinde TTB Hukuk Bürosu tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşme yapıldığının, savcılığa medyadan soruşturma başlatıldığının öğrenildiğinin belirtildiğinin, talep halinde Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uygun bir zamanda ifade için gelebileceğinin bildirildiğinin aktarıldığı açıklamada “Bu bilgilendirmeye rağmen başsavcılık, Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınması sürecini başlatmıştır ve dahası bu süreci bir gösteriye dönüştürmüştür” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada iktidara yönelik şunlar söylendi:

“Geldiğimiz noktada bu gözaltı kararı iktidar çevrelerinin uzun zamandır TTB’ye ve TTB yöneticilerine yönelik artırmaya çalıştığı baskının son aşamasını oluşturmuş, kamuoyunda gelişen tartışmalar bu çabaya yönelik bahane olarak kullanılmıştır.”

‘Siyasi linci ve hukuksuz uygulamaları kabul etmiyoruz’

TTB’nin, bahsi geçen tartışmalara dair düşünce ve ifade hürriyeti çerçevesinde gelen eleştirileri dikkatle dinlediğinin ve değerlendirdiğinin belirtildiği açıklamada “Ancak bu durum, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uğradığı siyasi linci ve maruz kaldığı hukuksuz uygulamaları kabul edeceğimiz anlamına gelmeyecektir. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, ifadesinin alınıp derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi ve eklendi:

“Müstebit iktidarın uygulamalarına karşı, demokrasiyi, barışı, bilimin bağımsızlığını, bilim insanlarının ifade özgürlüğünü ve bunlarla yakından ilişkili halk sağlığını koruma mücadelesini Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya ve TTB’ye sahip çıkarak sürdüreceğiz.

Dr. Şebnem Korur Fincancı, yalnız değildir, onurumuzdur!”

Emek ve meslek örgütlerinden Fincancı’ya destek

Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya destek ve ifade özgürlüğüne yönelik ihlallere dikkat çekmek üzere TTB binasında emek ve meslek örgütleri bir araya gelerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi: