Editörün Seçtikleriİfade Özgürlüğüİnsan HaklarıKadınManşet

İran’da korku duvarı aşıldı: Kadınlar pes etmiyor

0
Fotoğraf: Orhan Qereman/Reuters

Video haber: İrfan TUNCÇELİK

*

İran‘da ahlak polisleri tarafından “saçları görünüyor” gerekçesiyle götürüldüğü polis karakolunda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jîna Mahsa Amini’nin ardından başlayan eylemler her geçen gün tırmanıyor. İran hükümeti ise 12 gündür devam eden protestolara karşı sert önlemlere başvuruyor, eylemcilerin dünyayla ilişkisini sağlayan interneti kesiyor, sosyal medya hesaplarına sınırlama getiriyor. İran İnsan Hakları Örgütü‘nün açıkladığına göre eylemler sırasında şimdiden 76 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında en az altı kadın ve dört çocuk bulunuyor. 

Amini, 13 Eylül’de ailesi ile birlikte Saqız şehrinden Tahran‘ı ziyarete gelmişti. Bulunduğu araçta, “İslami kurallara uygun şekilde başını örtmediği” gerekçesiyle erkek kardeşi ile birlikte gözaltına alınırken polislerin başına vurduğuna ve kafasını da gözaltı aracına vurduğu görüntülerle tespit edildi.

Fotoğraf: Reuters

Görgü tanıkları basına yansıyan ifadelerinde, ahlak polisi merkezine götürülen Amini’nin karakolda bulunduğu süre boyunca çığlıklar attığını duyduklarını anlattı. Genç kadının birkaç saat içinde Kasra Hastanesi‘ne yetişemeden beyin ölümünün gerçekleştiği duyuruldu.

15 Eylül’de de ölümü resmen açıklandı. İranlı yetkililer Amini’nin ölüm nedenini kalp krizi olarak gösterirken, ailesi kızlarının ani ölüme yol açacak bir hastalığının olmadığını söyledi. Bir grup hacker, Kasra Hastanesi’nin veri tabanını hackleyerek gerçek raporları yayınladı:

Iran International’ın aktardığına göre, ahlak polisince gözaltına alındıktan sonra ölen Mahsa Amini’nin kafatasına aldığı darbeler nedeniyle kırıklar oluşması sonucu hayatını kaybettiği bir hacktivist grubu tarafından gönderilen hastane raporlarıyla ortaya koyuldu.

12 yılda 96 kişi gözaltında öldü

İran İslam Cumhuriyeti‘nde gözaltında veya cezaevinde bulunan kişilere yönelik işkence ve şüpheli şekilde ölüm olaylarının olağan olduğunu açıklayan Uluslararası Af Örgütü‘nün 2010’dan beri raporlarına yansıyan verilere göre, “İran genelinde 18 ilde 30 hapishanede 96 kişinin gözaltında ölümü” gerçekleşti.

Amini’nin yaşamını yitirmesinin ardından kadınlar öncülüğünde molla rejimine karşı başlatılan protesto eylemleri, ülke geneline yayıldı. 19 Eylül’de başlayan greve 24 kent katıldı, 13 kentte ise geniş katılımlı protesto eylemleri sürdü.

Mahsa Amini’nin arkasından bir ülke sokakta

Yaşanan protesto eylemlerine yönelik rejim güçlerinin saldırılarında çok sayıda kişi yaşamını yitirdi ve binlerce kişi yaralandı. İran’dan günlük rapor geçen İnsan Hakları Örgütü Hengaw, eylemlerde yüzlerce yurttaşın İran rejimi tarafından kaçırıldığını açıkladı.

Hengaw’in İstatistik ve Bilgi Merkezi‘nde kaydedilen istatistiklere göre,  güvenlik güçleri son on gün içinde sadece Kürt illerinde binden fazla vatandaşı gözaltına aldı. 44 kadın hakları aktivisti ve 19 yaşından küçük 300’den fazla kişinin kimliği doğrulandı. Son verilere göre 898 kişi de yaralandı.

Protestolarda en az 20 gazeteci de gözaltına alındı. New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), son olarak Sarvenaz Ahmadi ile Seyed Hossein Ronaghi Maleki‘nin alıkonulduğunu duyurdu.

İran İnsan Hakları Örgütü de İran’daki eylemler sırasında en az 76 kişinin İran polisi tarafından katledildiğini teyit ettiklerini, yaşamını yitirenlerin cenazelerinin ailelerine tören yapılmaması karşılığında verildiğini aktardı.

Kadınlar her yerde…

12 gündür polis, asker ve milis/ paramiliter grupların aşırı şiddet göstererek bastırmaya çalıştığı ve İran hükümetinin “dış kaynaklı” olarak nitelediği protesto gösterilerinin baş aktörü kadınlar… Baş örtülerini çıkaran, yakan, birbiriyle dayanışan kadınlar sokakları terk etmiyor, her türlü baskı karşısında sözünü ve sesini sakınmıyor.

Kadınların, ülke sokaklarında en çok zikrettiği sloganlarından biri,  “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük). “İslam Cumhuriyetini istemiyoruz”, “Diktatöre ölüm”, “Bu yıl, kan yılıdır, Seyd Ali (İran lideri) düştü düşecek“, “Hamaney katildir, onun emirliği batıldır” diyen protestocu kadınlar, alanlarda ülkelerini özgürleştirmek istediklerini haykırıyor. Dünyanın dört bir yanından İranlılar ise, Türkiye, Almanya, Fransa, İtalya, Amerika ve Kanada da dahil olmak üzere eş zamanlı olarak sokaklara çıkarak yetkililere İran halkının taleplerine ve eylemlerine destek çağrıları yapıyor.

Afzali: Ahlak polisinin lağvedilmesi artık yeterli değil

Kadın hakları üzerine çalışmalar yürütürken İran rejimi tarafından sürekli baskıya maruz kaldığından dolayı Amerika’nın Boston şehrine göç etmek zorunda kalan ve orada çalışmalarını sürdüren feminist aktivist Nasrin Afzali, Mahsa Amini‘nin nasıl öldürüldüğünü doktor raporlarıyla teyit edildiğini, bundan dolayı insanların ‘artık yeter’ diyerek sokağa çıktıklarını anlatıyor:

“İran’da saçı göründüğü için uyarılmamış ya da gözaltına alınmamış tek bir kadın bulamazsınız. Mahsa’nın öldürülmesi o nedenle İran’daki tüm kadınlara dokundu. Bu herkes olabilirdi. Ahlak polisinin lağvedilmesi konusu daha önce de gündeme gelmişti ancak artık İran’da kadınlar bunun yeterli olmayacağı konusunda hemfikir. İran’da yaşamımızın her alanı bu vahşi İslami ideoloji nedeniyle etkileniyor. İnsanlar açlıktan ölürken bu ahlak polisi denen birime dünyanın parası harcanıyor. İnsanlar işsiz, parasızlıktan çocuğunu okula gönderemeyen binler var. Yani diyebiliriz ki tüm bunların sonucunda, Mahsa’nın katledilmesi bir teli kopardı ve eylemler ayaklanmaya dönüşerek tüm ülkeye yayıldı.”

Fotoğraf: Orhan Qereman / Reuters

‘Cesaret bir kadından diğerine bulaşıyor’

Afzalı, daha çok hangi kesimlerden insanların eylemlere katıldığı sorusunu da şöyle yanıtlıyor:

“Daha ziyade Y kuşağı denen milenyum çocukları demek mümkün. 2000 yılından sonra doğanlar yani. Özellikle Tahran ve diğer büyük kentlerde sokaktaki gençlerin çok genç, hatta çocuk olduğu göze çarpıyor. Bunun dışında 40 yaş altının da sokaklarda olduğu görülüyor çünkü bu kesim bu ideolojik rejim ve teokrasiden ve onun yarattığı ekonomik tahribattan en çok etkilenen kesim. Kadınlar her şekilde çoğunlukta. İnanılmaz bir cesaret gösteriyorlar. Şu anda size bunları anlatırken tüylerim diken diken oluyor. Öyle fotoğraflar gördük ki eylemlerin başından beri, zırhlı, kasklı, silahlı polislerin karşısına türbansız dikilen binlerce kadın… Özgürlük taleplerini polislerin suratlarına bağırıyorlar, polisin ve ordunun önünde türbanlarını çıkarıp ateşe veriyorlar. Kadınların bu davranışı diğer kadınlara da cesaret veriyor. Cesaret büyük bir hızla bir kadından diğerine bulaşıyor.”

Qamishli – Fotoğraf: Reuters

Bu eylemler neden farklı ve neden erkekler bu eylemlere katıldı?

Afzali, kendilerine yıllarca zorunlu başörtüsü meselesinin önemli ve öncelikli olmadığını, bunun kendi kültürlerinin ve inançlarının bir parçası olduğunu söylendiğini, kendisinin katıldığı eylemlerde de defalarca bunu yaşadığını söylüyor:

“Ne zaman zorunlu tesettüre karşı slogan atacak olsak birileri çıkıp ‘şimdi zamanı değil’ dedi, ‘böyle konuşma’ dedi. Böyle eylemlerde erkekler tarafından, hatta bazen bazı kadınlar tarafından susturulduk. Ancak son yıllarda, özellikle bu ahlak polisinin kadınlara gösterdiği şiddet videolarla yayılmaya başladıkça ve her kadın bu şiddetten nasiplendikçe, tepkiler arttı. Sosyal medya sayesinde bu şiddet görünür hale geldi. Bu anlamda sosyal medyaya müteşekkirim. Bu şiddeti, bu başörtüsü zorunluluğunu görmezden gelen erkekler de artık bizim gördüğümüzü görmeye başladı.

Fotoğraf: AFP

Mahsa bilindik bir aktivist değildi. Küçük bir kentten başkente gelmiş, sade basit bir genç kızdı. Bu nedenle de insanlar Mahsa’nın öldürülmesi karşısında büyük tepki gösterdi. Herkes Mahsa ile empati kurabildi. Mahsa’nın gözaltına alındığı sırada çekilen bir video da yayınlandı. Bu videoda ne dediklerini duyamıyoruz, ama tartışma esnasında polisin Mahsa’nın üstüne gittiğini, başörtüsünü, kıyafetlerini çekiştirdiğini görebiliyoruz. Mahsa orada muhtemelen kendini o kadar baskı altında hissetti ki düşüp bayıldı. O düşüş bir ulusun düşüşüdür. Tüm kadınların düşüşüdür. Yani düşünsenize, o tartışmadan o kadar yoruluyorsunuz ki, biraz daha tartışacak gücünüz kalmıyor ve yığılıyorsunuz. Bütün bunlar insanların o öfkeyle sokağa dökülmesini sağladı. İnsanlar artık bu olanları daha fazla görmezden gelemedi.”

‘Halk İran devlet medyasının yalanlarına inanmıyor’

İnsanların sokağa herhangi bir çağrı olmadan kendiliğinden çıktıklarını vurgulayan Afzali, kimsenin böyle büyük bir ayaklanmayı beklemediklerini kaydediyor:

“Hükümet de bu büyüklükte bir eylem beklemiyordu. Bir de eylemler başladığı esnada Cumhurbaşkanı Reisi Birleşmiş Milletler konferansına katılmak için yurt dışındaydı. Bu nedenle hükümet kendi karar alıp daha fazla baskı uygulayamadı, interneti kesemedi ilk bir kaç gün. Ne zaman ki Reisi konuşmasını yaptı, anında interneti kestiler. Çünkü biliyorlar ki polis şiddetinin videolarının, ülke çapındaki eylemlerin videoların insanların daha da büyük bir motivasyonla sokağa çıkmasına neden olacak ve bu videoları tüm dünya izliyor. Elbette ki internet kesintisinin olumsuz bir etkisi oldu. Ancak şaşırtıcı biçimde insanlar hala sokakta. Eylemlerin okul yılının başlangıcına denk gelmesi de bu anlamda çok etkili oldu”.

Fotoğraf: AP

‘Taraftarları bile hükümete inanmıyor’

İran medyasının bu gibi protestolarda insanları marjinalize ettiğine de değinen Afzali, halkın artık bu yalanlara inanmadığını da paylaşıyor:

“Bu gibi durumlarda eylemcilerin bir şeyleri yaktığı, kırdığı, taş attığı videoları toplar ve ‘bunlar haydut, bunlar barbar’ diye haber yaparlar. Eylemi ve eylemcileri marjinalize eder, ‘bunlar İslama karşı’ derler. Ancak uzun bir zamandır halk bu yalanlara inanmıyor. Mesela Cuma namazı sonrasında hükümet siyasal islamcılara çağrı yapıp karşı eyleme çağırdı. Fakat çağrıları bir karşılık bulmadı. Hükümet yanlıları bile bu çağrıya uyup sokağa çıkmadı. Kendi taraftarları bile artık onlara inanmıyor. Mahsa olayında yaptıkları kendi taraftarlarının bile gücüne gitti. Sokaktaki insanlara nasıl saldırdıklarını gördüler. Mahsa’nın ailesine ev hapsi verdiler. Kendi taraftarları da İslam Cumhuriyeti’nin vahşi tarafını görmüş oldu.”

Nasrin Afzali

İran güvenlik güçleri tarafından tutuklanan ve kaçırılan eylemcilere ilişkin de konuşan Afzali, eylemler sırasında gözaltına alınan ve tutuklanan insanların aileleriyle ve avukatlarıyla görüştürülmediğini, tedavi görüyorlarsa ilaçlarına erişemediklerini, yaralılarsa doktorla görüştürülmediğini aktarıyor:

“Sonuç olarak da adil bir yargılama olmayacağını söyleyebiliriz. Muhtemelen bu kişilerin çoğu yıllarca hapis cezası alacak. Kimisi idama bile mahkum edilebilir.”

Fotoğraf: Wana News Agency/Reuters

Taliban’ın kınaması ‘şaka gibi’

Afganistan’da yönetimi yeniden ele geçiren, aşırı dinci Taliban’ın İran hükümetini kınayarak kadın haklarına saygılı olunması açıklamasını Afazi şu sözlerle yorumluyor:

“Bu ikisi arasında şaka gibi bir şey. İlk defa olmuyor. Ne zaman iki ülkeden birinde kadınlara böyle bir saldırı olsa, diğeri çıkar onu kınar ve kadın haklarına saygılı olmasını söyler. Afgan kadınları da İranlı kadınlar da biliyor ki ikisi de kadın düşmanı hükümetlerdir. Üstünde durmaya gerek yok.

‘Emirleri uygulamayan polisler var’

Afazi, artık küçük kentlerden köylere kadar kadınların günlük hayatlarında başörtüsü kullanmamaya başladıkları bilgisini paylaşarak, bunu eylemin bir kazanımı olarak değerlendiriyor:

“Ahlak polisi bundan sonra eskisi gibi olamayacak. Kadınlar da eskisi gibi başörtüsü kuralına uymayacaklar. Artık kadınlar kendilerine inanıyor ve güveniyor. Güçlerinin farkındalar. Kendilerine olan desteğin de farkındalar. Eğer 2009’daki eylemlerde böyle bir destek olmuş olsaydı, şu an pek çok şey çok farklı olurdu. Hiç bir şey olmasa bile bu eylem, mücadelelerine devam etmek için kadınlarda büyük bir motivasyon ve moral yarattı.”

Ona göre tüm işaretler uzak olmayan bir gelecekte İslamcı rejimin devrileceğini gösteriyor:

“Bunlar pek basına yansımıyor ama kendilerine verilen emirleri uygulamayı reddeden polisler dahi var bu eylemlerde. Hükümet destekçilerinin desteğini kaybetti. Yeni jenerasyon, Y jenerasyonu çok ilginç bir jenerasyon, asla korkmuyorlar. Bu şekilde yaşayacaklarına ölmeyi tercih edeceklerini söylüyorlar. Bu kararlılığın karşısında durmak mümkün mü? Bütün bunlar bu hükümetin daha fazla kalmayacağının göstergesidir.”

Mehbub: Erkeklik, bu eylemlerle yeniden tanımlandı

Mahtap Mehbub

Almanya’daki mülteciler ve göçmenler tarafından oluşturulan bir radyo ve podcast ağının içerik koordinatörlüğünü yapan 38 yaşındaki İranlı feminist aktivist gazeteci Mahtap Mehbub ise eylemlerin hali hazırda zaten başarılı olduğu görüşünde:

“Öyle bir noktadayız ki, toplumdaki tüm elementler, tüm güç odakları, meselenin kadına uygulanmış baskı olduğunun farkına vardı. Biz şu anda başarmış durumdayız. Erkeklik bu eylemlerde yeniden tanımlandı. Bu süreçten yeni devrimci özneler doğdu. Bu süreç yeni bir devrime, üçüncü bir yola işaret ediyor; Rojava‘dan çıkan bir sloganı bizim topraklarımıza taşıyor. Şu anda İran’ın dört bir yanında kadın erkek herkes, “Jin Jiyan Azadi” diye bağırıyor.

Eylemler karşısında belki ahlak polisini sokaktan çekecekler, ama artık bu yeterli değil. Kadınlar artık sokaklarda başörtüsüz dolaşacak. Bu zaten onlara onlarca adım geri attıracak. Bütün bunları tartışmaya açmak bile bir başarıdır. İran rejimi, evimizdeki erkekleri bizim başımıza polis haline getirmişti. Bu gücü sonuna kadar istismar ettiler. Şu anda bu güce sahip olanlar, pozisyonlarını sorguluyorlar. Bu başarıdır. Şu anda kadınlar ve ardından gelen halk, otoriteyi sorgulayabileceklerini farkettiler. Toplumun ana materyali değişti İran’da. Tüm hiyerarşi yeni jenerasyon ve kadınlar sayesinde sorgulanabilir hale geldi. Artık sorular bile eskidi. Yeni sorular soruluyor. ”

Mehbub kadın dayanışmasının dünyanın sınırlarını yeniden çizdiğini de ifade ediyor:

“Dünyadan gördüğümüz bu sınırsız dayanışma için müteşekkiriz, mutluyuz. Şili’den Türkiye’ye, Kürdistan’dan Afganistan’a, diasporadaki tüm İranlı kadınlardan müthiş bir destek görüyoruz. Herkese çok teşekkür ediyoruz. Kadın dayanışması dünyanın sınırlarını yeniden çiziyor.”

Gazeteci Parahi: Bu kez kaybedecekleri olanlar da eylemde

Eylemler sırasında sadece İran’ın resmi güvenlik güçleri ve paralel ordu niteliğindeki Pasdaran (Devrim Muhafızları) değil, İran devletine bağlı hareket eden paramiliter Besic güçlerinin de halkın üzerine gerçek mermilerle ateş açtığı belirtiliyor. Bölgeden aldığımız bilgilere göre, Besiç milisleri, Batı Azerbaycan eyaletinin Urmiye kentine bağlı Oshnavieh (Şino) ve Balu kasabalarında düzenlenen protesto mitinglerinde biri çocuk en az beş kişiyi öldürdü.

Protestoların sürdüğü Urmiye’de yaşayan gazeteci Ajdar Parahi, gazetemize ülkede durumun vahametini anlatıyor:

“İnternetin geldiği bu kısa aralıkta size buradaki durumla ilgili ses kaydı atıyorum. Umarım elinize ulaşmıştır. Kesintilerden dolayı hiç kimse ile iletişim kuramıyoruz, dışarıdan da sağlıklı bilgi alamıyoruz.

Öğrendiğimiz kadarıyla perşembe ve cuma günleri 36 kişi öldürüldü. Ölenler arasında güvenlik güçleri de var. İran’ın tüm şehirlerinde yaralı sayısı yüzlerce kişiyi aşmış durumda. Tespit edemediğimiz sayıda gözaltılar var. Kürdistan eyaletindeki kentlerde durum diğerlerine oranla çok daha vahim. Bu eyalete çatışmalar şiddetlendi. Bugün gösteriler devam ediyor ve 11’nci gününe girdi. İran hükümeti her zamanki gibi halkın istek ve taleplerine baskıyı artırarak, şiddet ve ölümle yanıt veriyor.”

İran’daki eylemlerin diğer eylemlerden farkını da anlatan Parahi de bu kez eylemleri başlatan ve öncülüğünü sürdüren kadınlara dikkat çekiyor:

“Kadınlar hükümetin belirlediği giyim tarzına ve diğer katı İslami kurallara uymayacaklarını sokaklarda haykırıyor. Erkekler de kadınlarla birlikte hareket ediyor. Halk yıllardır böyle bir itirazı bekliyordu denilebilir. İnsanlar, ülkenin ekonomik ve toplumsal çöküşteki haline, tüm toplum üzerindeki ağır baskıya karşı el ele veriyor. Halkın ortak talebi, attıkları sloganlardan da anlaşıldığı üzere, hükümetin iktidardan uzaklaştırılması.

Eski ayaklanmalar ve gösterilerden farklı olarak değişen bir diğer durum da zengin kentlerde yaşayanların da protestolara katılması. Tahran’da birçok zengin mahalle, hangi eylem olursa olsun ses çıkarmaz, gösterilere katılmazdı. Ama şimdi bu kesimin yaşadığı Tecriş, Niavaran ve Kolana Firişte gibi ilçelerde de göstericiler, İran İslam Cumhuriyeti lideri Ali Hamaney‘e karşı sloganlar atıyor.

Parahi, hali hazırda süren eylemlerin bir sonuca ulaşmadan sona ermesi halinde olabilecek risklere de değiniyor: “Böyle bir durumda, gözaltında olan ve tutuklanan insanlar hakkında ağır yargılamalar ve idam cezalarıyla karşı karşıya kalabilir. İran yönetiminin halkın itirazını kırmayı bu yolla denemesi sürpriz olmayacaktır. İnternet kesintilerinden dolayı gerçek bilgilere tam olarak ulaşamıyoruz ama ölü ve yaralı sayısının çok fazla olduğunu ancak eylemcilerin buna rağmen polis karakolları ve araçlarını ateşe verdiğini biliyoruz. Bunu karşılıksız bırakmayacaklardır.

İran İnsan Hakları Örgütü Direktörü: İranlılar köklü bir değişim istiyor

2005 yılından beri İran’daki insan hakları ihlallerini izleyen Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu İran İnsan Hakları (İRH-NGO) Örgütü Direktörü Muhammed Amiry Moghaddam’la da ülkeden derleyebildikleri son bilgileri konuştuk.

İran İnsan Hakları Örgütü Direktörü Muhammed Amiry Moghaddam

Kendilerine gelen bilgileri teyit etmek için bölgeden birçok raportör ve aktivistle de konuştuklarını belirten Moghaddam, bu tür kaotik durumlarda yerel kaynakların ve üyelerinin sağlıklı bilgiye erişim noktasında karşılaştıkları zorlukları anlatıyor:

“Birçok kaynak kullanmamız gerekiyor ve bu zaman alıyor. Dolayısıyla, yayınladığımız bilgiler, tabii ki hem internetin sınırlaması hem de raportörlerimizin ve insan hakları savunucularının İran’da karşı karşıya olduğu risk nedeniyle, İran’da sahada olup bitenlerin minimumu. Tüm bilgileri doğrulamak bazen çok zor oluyor ama bence yayınladığımız raporlar neler olup bittiğine dair daha gerçekçi bir resim veriyor”

Moghaddam ülkede gelişen protestoları şöyle değerlendiriyor:

“Şu anda İran’da gördüğümüz şey, ülkenin hemen hemen her köşesinde spontane gelişen protestolar ve bunlar da ülke çapında yayılmış durumda. Gençleri görüyoruz, yetişkinleri görüyoruz, yaşlıları görüyoruz. Daha önceki protestolarda İslam Cumhuriyeti’nin uyguladığı ve şu anda yapmakta olduğu baskılardan artık korkmuyorlar. İran’daki insanlar köklü bir değişim istiyor. Protestoların başlamasının üzerinden 10 günden fazla geçti. Güvenlik güçlerinin birçok bölgede insanlara ateş açmasına rağmen eylemler devam ediyor ve protestoların küçüleceğine dair bir işaret görmüyoruz. Öyle görünüyor ki insanlar artık bıktı ve bir değişiklik getirmek için sokaklardalar. “

‘Bu kadar büyük bir öfkeyi daha önce görmedim’

Moghaddam, şu anda yaşananlar ile geçmişteki protesto eylemleri arasındaki temel farka işaret ediyor:

“İran’daki durumu 15 yıldan fazla bir süredir izliyoruz ve insanlar arasında hiç bu kadar büyük bir öfke görmemiştim. İnsanlar artık korku duvarını aşmış durumda. Savunmasız insanlar silahlı güvenlik görevlileriyle çatışıyor ve birçok yerde güvenlik görevlileri kaçmak zorunda kalıyor. Bana göre en büyük fark, insanların bu savaşı kazanabileceklerine inanmaları. Uluslararası toplum ve medya bu haberleri gördüğünde, onlar da daha fazla motive oluyorlar. 2016, 2017 ve 2019’daki protestolarda, hepsinin tek bir talebi vardı ve o da İslam Cumhuriyeti’nin gitmesi gerektiğiydi. Dolayısıyla İran’daki insanlar, yetersiz liderlerin baskısından ve İslam Cumhuriyeti’ndeki yolsuzluklardan bıktıklarını açıkça ifade ettiler. Yani İslam Cumhuriyeti’nin sadece siyasi ve sivil hakları elinden alan baskıcı bir rejim olmadığını görüyorsunuz. İnsanların günlük sorunlarını da çözemiyorlar.

İnsanlar acı çekiyor, ekonomik ve mali kriz var. Bildiğiniz gibi içme suyu sıkıntısı olan yerler var. Aynı zamanda İslam Cumhuriyeti liderleri, insanların desteklemediği bir nükleer programa milyarlarca dolar harcadı. İnsanlar acı çekerken ve kötü durumdayken, Yemen‘deki savaşlarda, Lübnan‘daki ve Irak‘taki milislerine çok fazla kaynak ve milyonlarca dolar harcadılar. İslam Cumhuriyeti, insanların yaşam tarzlarına yani ne giymeleri gerektiği, ne içebilecekleri, ne yiyebilecekleri gibi hayatın özel yönlerine müdahale ediyor.

Doktorlar da boykotta.

‘İnternetteki kısıtlamalar protestoları etkilemiyor’

Mahsa Amini’nin öldürülmesinin bardağı taşıran son damla olduğunu kaydeden Moghaddam, insanların yeterince çok şey yaşadığını, kaybedecek çok şeyleri olmadığını ve İslam Cumhuriyeti ve liderlerinin artık gitmesine yönelik köklü bir değişiklik istediklerini ifade ediyor. Hükümetin internet erişimini engellemesiyle ilgili tespitleri ise şöyle:

“Hükümetin, interneti kesmesinin bir başka nedeni de insanlara, “kimseyi dinlemiyoruz, duymuyoruz ve size ne istersek yapabiliriz” mesajını vermek istemeleri. Ancak öncekilerden farklı olarak internetteki bu kısıtlamanın protestoları etkilemediği görülüyor. Tabii ki bilgi biraz gecikmeli geliyor, ama o kadar etkilemiyor. Uluslararası medyanın duruma iyi yer verdiğini düşünüyorum. İran medyası bunu haber yapmaktan kaçınamaz ancak doğruyu söylemiyorlar. Çünkü İran içindeki medya bağımsız değil ve devlet tarafından yönetiliyor. Bu yüzden içinde bolca yalan olan, resmi anlatılarını sunuyorlar.

‘İranlılar sadece normal bir hayat istiyor’

Uluslararası toplumu İran halkının taleplerine destek vermeye çağırdıklarını söyleyen Moghaddam, “İranlılar, batının endişelerini dile getirmesinin hatta yetkililerin uyguladığı şiddeti kınamanın artık yeterli olmadığını, artık İran halkının yanında durmasını beklediğini söylüyor” diyor:

“Taleplerini desteklediklerini söyleyen bir açıklama bile çok faydalı çünkü İran halkı çok fazla talepte bulunmuyor. Sadece normal bir hayata sahip olmak istediklerini söylüyorlar. Temel ve yasal insan haklarını yani. Bu, uluslararası toplumun desteklemesi gereken bir şey. İran makamlarına gelince, onları bir gün yaptıklarından sorumlu tutulacaklarına ilişkin defalarca uyardık. Özellikle güvenlik güçleri protestoculara ateş ettiklerinde uluslararası bir suç işliyorlar. Er ya da geç hesap verecekler. “

Eylemlerin nasıl sonuç vereceğine ilişkin soruyu Moghaddam, “İnsanlar onurları ve temel hakları için dışarıdalar ve eninde sonunda bu hedefe ulaşacaklarına eminim. Halklarına karşı sonsuza kadar ayakta kalabilecek diktatörlükler ve totaliter rejimler yoktur. Er ya da geç. Bu savaşı halk kazanacak” diyerek cevaplıyor.

Hengaw : Sitemiz saldırıya uğradı

Protestolar başladığından bu yana günlük raporlar yayınlayan Norveç merkezli İnsan Hakları Örgütü Hengaw’ın web sitesine ise bir süre erişim sağlanamadı. Hengaw yetkilileri Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada sitelerine server saldırısı olduğunu düşündüklerini belirtti. Hengaw, İran’daki internet kesintilerinden dolayı sağlıklı bilgilere ulaşamadıklarını ancak Kürdistan eyaletindeki şehirlerde eylemlerin sürdüğünü aktararak, Şino kentinin halkın eline geçtiğini doğruladı.

İnternet kesintilerinin amacının göstericileri kolay bir şekilde öldürmek ve kaçırmak olduğunu ifade eden Hengaw, Kürdistan yönetimine, İran ve dünyadaki tüm avukatlara İran islam rejiminin ihlallerine karşı uluslararası bir komite kurulması çağrısı yaptı.

Öğrenciler üniversiteye alınmadı, eğitim sendikaları grevde

Ülkeden aldığımız bilgilere göre, Al-Zehra, Tahran, Marivan’daki Payam Noor, Babol Noshirvani, Şahid Beheşti, Soura ve Allameh üniversitelerinden öğrencilerinin katıldığı eylemlerde birçok öğrenci güvenlik güçleri tarafından ya evlerine baskın yapılarak ya da eylemlerde sivil şekilde öğrencileri gözaltına alınıp tutuklanıyor.

Öğrenci ve öğretmen sendikaları greve gitti.

Başkent Tahran’da bulunan Şahid Beheşti Üniversitesi yöneticileri üniversitenin kapılarını kilitleyerek öğrencilerin içeriye girmesini engelledi. Yöneticiler, bir hafta boyunca kimsenin okula alınmayacağını söyledi. Mazandaran Eyaleti‘nde öğrenciler, tüm İran üniversiteleri arasında birinci sırada yer alan Babol Noshirvani Teknoloji Üniversitesi’nde (BNUT) asılı bulunan Humeyni ve Hamaney‘in pankartını indirdi.

Şiraz Sanat Üniversitesi öğretim üyesi şair ve profesör Lili Golehadaran, protesto eden öğrencilerin yanında duracağını belirterek görevinden istifa edeceğini duyurdu. Eğitim ve öğretmen sendikaları da bir hafta boyunca greve giderken üniversiteler de uzaktan eğitime geçti. Öğrenci Birliği Konseyleri tutuklanan öğrenci ve sınıf arkadaşlarının serbest bırakılana kadar derslere katılmayacağını açıkladı.

İranlı Bağımsız Yazarlar Topluluğu da bir bildiri yayınlayarak genç neslin, kadın, yaşam ve özgürlük hareketini koşulsuz savunduklarını paylaştı. Önde gelen İranlı hukukçular da yayınladıkları bir bildiri ile BM‘ye dünyanın dört bir yanındaki avukatların yardımıyla tutukluların savunması için uluslararası bir komite oluşturulması çağrısı yaptı.

Hukukçular, Shirin Ebadi, Mehrangiz Kar, Saeed Dehqan, Hossein Raeesi, Musa Barzin, Hossein Ahmadiniaz, Mohammad Moghimi ve Majid Pourastad, uluslararası toplumun İran’daki yaygın baskısına kayıtsız kalmaması gerektiğini vurguladı.

Polonyalı anti-faşist yazar ve filozof Eva Majeska, Amerikalı filozof Judith Butler, Fransız filozof Kathryn Malabo, İngiliz feminist teorisyen  Sara Ahmed, Avusturalyalı filozof Gerald Raunig, Amerikalı filozof Michael Hart, Sila Benhabib, David McNally, Gilbert Olad, Elenka Zupancic, Claire Fontaine gibi birçok düşünür ve filozof bir mektup yayınlayarak, İran halkının feminist devrimini destekledi.

Mahsa Amini paylaşımları 100 milyonu aştı, hackerler İran’a siber operasyon başlattı

Kullanıcılar sosyal medyada şu ana kadar dünya çapında Mahsa Amini etiketi ile 100 milyondan fazla paylaşım yaptı. Dünyanın ünlü hacker kollektif grubu Anonymous da yayınladıkları bir video ile ‘biz burdayız’ diyerek İran halkına desteğini açıkladı. İran’a siber operasyon başlattıklarını, İran’ın devlet haber ajansları dahil olmak üzere hükümetin önemli web sitelerini çökerttiklerini duyuran Anonymous, ayrıca ülkede 2 binin üzerinde mobese kamerasını kontrol ettiklerini belirterek, dünya çapındaki hacker ekiplerini ve hacktivisleri bu siber eylemlere katılmaya davet etti. Bunun üzerine hackerler, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı‘nın web sitesini, İslam Cumhuriyeti hükümetinin radyo ve televizyonlarını çökertti.

International Community, UN Women’s Rights Watch, Amnesty International, UN General Assembly, Human Rights Activists tarafından Change.Org’da Arapça, Farsça ve İngilizce olarak üç dilde, “İranlı Kadınların Öldürülmesine Karşı Ses Çıkar #MahsaAmini” kampanyası başlatıldı.

Tutuklanan eylemciler açlık grevine başladı

İran’da protestolar 12’inci gününü doldururken, İran güvenlik güçleri tarafından kaçırılan ve tutuklanan aktivistler cezaevi görevlilerinin işkence ve kötü muamelelerini protesto etmek için açlık grevine başladı.

İşkenceye karşı açlık grevine giren aktivistlerinden Zina Modaresgarji ve Öğretmen Zara Muhammedi.

İnsan Hakları Örgütü Hengaw, Senendec Cezaevi’nde tutuklu bulunan tanınmış kadın aktivistlerinden Zina Modaresgarji de gözleri kapalı ve duvara dönük olarak sorguya çekildiğini paylaştı. Modaresgari, geçen Pazar gününden itibaren işkenceye karşı açlık grevine başladığını duyurdu. Bir grup aile de, Evin Cezaevi’nde tutulan yakınlarının akıbetini öğrenmek için cezaevi önünde protesto gösterisi yaptı. Polisler tutuklu ailelerini taciz ederek saldırdı ve ailelere biber gazı müdahale etti.

Uluslararası Af Örgütü: İran güvenlik güçleri yasadışı hareket ediyor

Uluslararası Af Örgütü- Amnesty İran temsilciliği yaptığı açıklamada, İran genelinde 20 büyükşehir ve 10 ilde son iki gecede meydana gelen yeni şiddet olaylarına ilişkin yerel kaynaklardan edindiği kanıtlarla, İran güvenlik güçlerinin protestoculara kasten ve yasa dışı bir şekilde gerçek silahlarla ateş açtığını belirtti.

Kasıtlı olarak uygulanan internet kesintisi sırasında daha fazla kan dökülmesi riskine karşı uyaran örgüt, İran’daki mağdurların ve insan hakları savunucularının adalet çığlıklarının duyulmasını ve acilen bağımsız bir BM soruşturma mekanizmasının kurulması çağrısında bulundu.

Tutuklanan insanların akıbetlerinin ne olduğu bilinmiyor

Kirmanşah ilinin Paveh şehrinde yaşayan, protestoculardan 30 yaşındaki Şirvan (güvenlik nedeniyle soyadını vermek istemedi) da Oshnavieh‘dan (Şino) ulaşan haberleri doğruluyor:

“Evet, Şino ile ilgili haberler büyük ölçüde doğru ama maalesef başka haberler de var. Şino küçük bir kasaba ve halkına baskı yapmak çok kolay. İran Kürdistanı (Rojhelat) kentlerinde ve köylerinde şu anda Devrim Muhafızları sokak sokak insanları arıyor ve ellerine geçen hemen herkesi tutukluyor. Nüfusu birkaç bini geçmeyen Nausud gibi çok küçük ve uzak bir kasabaya, nüfusu kadar Pasdaran gönderdiler. Oldukça küçük ve seyrek nüfuslu bir şehir olan Paveh’te bildiğimiz kadarıyla şu ana kadar 70 kişi tutuklandı. Bu tutukluların nereye götürüldüğü ve akıbetlerinin ne olduğu bilinmiyor”

İnternet kapalı olduğu sürece protestolar sürecek

İran halkının artık her şeyden bıktığını belirten Şirvan, protestoların işe yaramamasının mümkün olmadığı kanısında:

“Halk hayal kırıklığına uğramış durumda ve çok öfkeli. İnsanlar her şeyden umudunu kestiğinde özgürleştirici güçleri artar. Yürüyüşlerin devam edeceğini düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde Tahran’ın batısındaki yürüyüşleri izledim. Polis, asker, Besiç milisleri ve Devrim muhafızları neredeyse katılan kişi sayısı kadardı. Ancak protestocular korkmak bir yana daha da güçlü tepki verdiler.

Ancak asıl sorun Tahran gibi büyük şehirlerde değil, Kürt illerinde. Tahran uluslararası medyada daha çok ön planda olduğu için polis ateş açmaktan imtina edebiliyor, kaba dayak ve saldırıyı tercih ediyor. Kürdistan eyaletinde ise gelişmiş silahlarla öldürmeye yönelik davranıyorlar. Amini’nin öldürülmesinde bile bu durum ortaya çıkıyor. Amini’nin adını değiştirmek zorunda kalan Kürt bir İranlı olmasını unutmayalım.”

‘İran’ın Gezi’si…

İnternet olmadığı için insanların sokaklarda nasıl toplandığını, nasıl örgütlü olabildiğine ilişkin sorumuza Sirvan şöyle yanıt veriyor:

“Sokaklarda toplanmak adına önceden yapılmış bir çağrı yok. İnsanlar akşam işten dönerken sokakta birbirlerini görüyorlar. Bazıları akşamları bir araya gelmek için sokağa çıkıyor. Ancak giderek insan merkezlerinin oluştuğunu görüyoruz. Kadın ve erkekler birlikte hareket ediyor. İnsanlar artık bir yerde toplanmamayı öğrendiler. Farklı yerlerde toplanıyorlar ve bu şekilde güvenlik güçlerinin kovalamasını zorlaştırıyorlar. Her gün yerlerini değiştiriyorlar. Atılan sloganlar da artık küçük talepler değil; artık “İslami yönetim” ilkesi hedef alınıyor, diktatörlüğe karşı slogan atıyorlar.”

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.