Ana Sayfa Blog Sayfa 648

Çevre Bakanı, Ayder’deki dev inşaatı savundu: Yöresel mimariye uygun tesis yapıyoruz

Twitter’daki hesabından bir videolu paylaşım yapan Bakan Kurum, şunları söyledi: “Ayder’imizin güzelliğini bozan yapıları kaldırıyoruz. Yöresel mimariye uygun bir tesis yaparak hepsini aynı çatı altında topluyoruz. Bunu da doğal yapısı tahrip edilmiş 17 bin 478 metrekare alanın sadece 3 bin 863 metrekarelik kısmına yapıyoruz. Geri kalan 13 bin 615 metrekare yeşil alan olacak. Doğal doku daha da ortaya çıkınca, yeni Ayder’imiz bugünden güzel değil, çok daha güzel, yeşil ve yaşanabilir olacak”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kaçak yapılaşma nedeniyle “Kirlettik, rezil ettik” dediği, TOKİ öncülüğünde ve beş bakanlığın uygulayacağı kentsel dönüşüm projesi başlatılmış; proje kapsamında iki katlı binalar, bin 800 araçlık katlı otopark ve yeni yollar yapılacağı duyurulmuştu.

Ayder Yaylası’na TOKİ giriyor
Rize Valisi: Ayder Yaylası’ndaki otopark projesinin yüzde 15’i tamamlandı

Yaylaya otopark, termal otel, seyir terası

Bakanlıktan yapılan açıklamada ise Ayder Yaylası’nda çarpık ve afet riski altında yapılar olduğu ve bunların yenilendi ifade edildi.

Açıklamada şunlar denildi:

“Ayder’e, İlbank eliyle yapılan çalışmalar kapsamında alt yapı tamamıyla yenilendi. 3 kilometre bisiklet yolu, 6 kilometre içme suyu hattı, 7 kilometre kanalizasyon ve yağmur suyu hattı ile atık su arıtma tesisi yapıldı.  Sağlıklaştırma çalışmaları tamamlandı. Otopark problemini çözmeye yönelik Ayder girişine tamamen doğal yapıyı bozmadan yerin altında olacak şekilde 1750 adet araçlık kapalı otopark inşa edildi. Vatandaşlar, ringlerle tesislerden yararlanabilecek. Ayrıca termal otel ve altı adet yapıdan oluşan konaklama birimi yapım süreci tamamlanmak üzere. Yapılan bloklar yöresel yayla mimarisine ve mevcut arazi eğimine uygun olarak inşa edildi. İnşa edilen 6 blok tamamen doğal taş ve ahşap kaplamalar ile görselleştirildi. Yeni Ayder projesi kapsamında ayrıca toplam 5 adet ahşap seyir terası ve yürüyüş yolları da mevcut.”

Bir yıl geride kalırken çorbalardan kuraklığa 2022’nin hafızalara kazınan fotoğrafları

Kuraklık ve orman yangınları 2022 boyunca tüm kıtalarda hakim oldu, mahsuller kuraklık nedeniyle zarara uğradı ve milyonlarca insan evleri kullanılamaz hale geldiği için taşınmak zorunda kaldı.

Öte yandan iklim krizinin gündelik hayatta daha çok karşılaşılan ve adı koyulduğundan bu yana daha çok farkındalığın arttığı bir gerçek olmasından dolayı küresel iklim eylemleri de daha görünür hale geldi.

Euronews Green 2022’nin en büyük iklim gündemlerinden ortaya çıkan fotoğrafları yayınladı.

İşte onlardan birinin hikayesi: Elektrikli otomobil artışını destekleyebilmek için lityum madenciliğinde artış gerçekleşti.

Lityum, fosil yakıtlara olan küresel bağımlılığıktan kurtulmanın bir yolunu temsil ediyor. Ancak fotoğrafçı Tom Hegen‘in Güney Amerika‘da yakaladığı gibi, hızlı heyecanlanan dünyanın karanlık bir tarafı var. Lityum elektrikli otomobillerin pillerinin üretiminde kullanılıyor.

Ancak bu kimyasalın çıkarılması çevre için belli başlı zararları da beraberinde getiriyor. Bir ton lityum üretmek için gereken yaklaşık 2,2 milyon litre su ile maden çıkarma endüstrisi çevreyi ve yerel halkın yaşanabilir bir gelecek şansını giderek daha fazla tehlikeye atıyor. Hegen’in fotoğrafları, Şili, Arjantin ve Bolivya sınırlarının birleştiği yerde bulunan ‘Lityum Üçgeni‘ni belgeliyor.

US Geological Survey’e (USGS) göre, dünyadaki 89 milyon ton tanımlanmış lityum kaynağının yaklaşık yüzde 56’sı Güney Amerika üçgeninde bulunuyor.

USGS’ye göre Şili, 2021’de küresel üretimin yüzde 26’sına katkıda bulunan Atacama çölünde lityum üçgeninin en batı köşesine ev sahipliği yapıyor. Lityum madenciliği Şili’deki flamingolara ve ağaçlara zarar veriyor.

Bu yıl, Proceedings of the Royal Society B dergisinde yapılan bir araştırma, lityum madenciliği ile SalardeAtacama’daki iki flamingo türünün azalması arasında bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Çalışmada, iklim değişikliğini yavaşlatacak teknolojilerin geliştirilmesi küresel bir zorunluluk olarak tanımlandı.

Öte yandan 2022’de saatte yaklaşık 400 bin litre su kullanıldığını bildiren SQM sahasında 2013’te yapılan bir inceleme, bölgedeki keçiboynuzu ağaçlarının üçte birinin öldüğünü tespit etti.

Avrupa’da 500 yılın en kötü kuraklığı

Bu yaz, Avrupa son 500 yılın en şiddetli kuraklığını yaşadı. Rekor kıran sıcaklıklar ve yağışlardaki düşüş, orman yangınlarına, nehirlerin kurumasına ve mahsullerin bozulmasına neden oldu.

Bir polis memuru, Temmuz 2022’de Londra’da bir sıcak dalgası sırasında Buckingham Sarayı‘nın dışında nöbet tutan, geleneksel ayı postu şapka giyen, bir İngiliz askerine su veriyor. Fotoğrafçı: Matt Dunham/ AP Photo

AB’nin yaklaşık üçte ikisi kuraklığa karşı alarma geçti. Rezervuarlardaki su seviyeleri on yılların en düşük seviyelerine inerken, sular altındaki her türden yapı ortaya çıkmaya başladı. Kuzeybatı İspanya‘daki eski Aceredo köyünün bazı bölümleri, Lindoso rezervuarını vuran kuraklık nedeniyle yeniden ortaya çıktı.

1990’larda Lindoso rezervuarının sularıyla yok olan ve Avrupa’yı etkileyen tarihi kuraklık nedeniyle görünür hale gelen Lobios, Galiçya, İspanya’daki eski Aceredo köyü, Nisan 2022. Özellikle kurak yıllarda, eski Aceredo köyünün parçaları ortaya çıkıyordu, ancak daha önce hiç yağmurlu ayların ortasında köyün iskeleti bütünüyle ortaya çıkmamıştı. Bu yıl kuraklık ve sıcak dalgaları nedeniyle büyük endişe yarattı.
Fotoğraf: Lorenzo Couto/Yılın Çevre Fotoğrafçısı – 1.5’i Canlı Tutmak | Aceredo

Dünyayı saran orman yangınları

2022’de Portekiz, Yunanistan, Fransa ve ABD’de önemli orman yangınları oldu. Aynı şekilde Türkiye‘de de Marmaris alevler içinde kaldı. Evleri ve ormanları saran alevler ve bu yangınların yol açabileceği hasar fotoğraflarla hafızalara kazındı.

İtfaiyeciler ve polis, Yunanistan’ın Penteli kentinde orman yangınlarının ortasında yaşlı bir kadını evinden tahliye ediyor. Fotoğrafçı: Thanassis Stavrakis/ AF Photo

Seller altında bir Pakistan…

İklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava koşulları da Pakistan’ı Eylül ayında rekor yağmurlar ve sellere maruz bıraktı. Ülke genelinde en az bin 700 kişi öldü ve 40 milyar Euro’nun üzerinde zarar meydana geldi.

Ülkenin üçte biri sular altında kaldı ve yüzbinlerce insanı daha güvenli yerlere göç etmeye zorladı. Seller iki milyon evi sular altına bıraktı veya zarar verdi.

Pakistan’ın Sind eyaletinin Qambar Shahdadkot ilçesinde kadınlar, muson yağmurlarından sonra sular altında kalan evlerinden kurtarılan eşyalarını taşıyor. Fotoğrafçı: Fareed Khan/AP Photo

Sağanak yağışın ardından bazı bölgeler bir aydan fazla bir süre sular altında kaldı. Ancak Güney Asya ülkesi, küresel emisyonların yüzde 1’inden daha azından sorumlu. Bu da iklim adaletsizliğinin gerçeklerini net bir şekilde hatırlatıyor.

Pakistan, iklim değişikliğinden en çok etkilenen 10 ülke arasında yer alıyor ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 27. Taraflar Konferansı‘nda (COP27) zengin ülkelerin gelişmekte olan dünyanın kırılganlığını fark etmesi için bir itici güç oldu.

Eylül ayında Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan eyaletinin Jaffarabad ilçesinde muson yağmurlarından kaynaklanan sel kurbanları sığırlar için saman taşımak için derme çatma bir mavna kullanıyor.

İklim aktivistleri sanat galerilerine girdi

Ekim ayında protesto grubu Just Stop Oil, Londra‘daki Ulusal Galeri‘de Van Gogh‘un Ayçiçekleri tablosunun üzerine çorba atarak bir ay boyunca devamı gelen eylemler silsilesini başlattı.

Ayrıca, iklime şüpheyle yaklaşan bir düşünce kuruluşunun karargahı olan lüks araba teşhir salonlarına da girdi, yolları ve köprüleri kapattı.

 İklim aktivistleri Londra merkezindeki araba galerisini turuncuya boyadı
 Yemekli eylemlerde sıra Kral Charles’ta: Balmumu heykelinin yüzüne pasta yapıştırıldı
‣  Aktivistler, fosil yakıt lobicilerinin merkezi olan binaya boya püskürttü
Ekim ayında Londra’daki Ulusal Galeri’de van Gogh’un “Ayçiçekleri” tablosuna çorba fırlatan “Just Stop Oil” aktivistleri ellerini duvara yapıştırıyor. Just Stop Oil//Reuters
‣ Münih’te iklim protestolarına yasak, aktivistlerden ‘yapıştırıcı banyosu’ yanıtı
‣ Alman iklim aktivistlerinden ‘düşük hız limiti ve sübvansiyonlar’ için yol kesme eylemi
‣ İklim aktivistlerinden Londra sokaklarında ‘yavaş yürüyüş’ eylemi

Brezilya seçimi Amazon’a umut getirdi

Brezilya Cumhurbaşkanı seçilen Luiz Inacio Lula da Silva, Kasım ayında COP27′de büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. Ekim ayındaki seçim zaferinden sonra, gelecek yıllarda Amazon‘da sıfır ormansızlaşma için mücadele de dahil olmak üzere daha cesur çevresel bir eylem sözü verdi.

Silva, zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya ama Mısır‘ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen BM iklim konferansında “Brezilya geri döndü” dedi.

Brezilya Cumhurbaşkanı seçilen Luiz Inacio Lula da Silva, COP27’de konuştuktan sonra ayrılıyor . Nariman El-Mofty/ AP Photo

İklim değişikliği küresel sıcaklıkları yükselttikçe, aşırı hava olaylarının daha şiddetli ve sürekli hale gelmesi, etkisini artırması muhtemel.

Tarım ve yakıt için ağaçları kesen insanların neden olduğu dört yıllık kuraklık ve ormansızlaşma, Madagaskar‘ın Androy bölgesini bir toz çanağına çevirdi.

Madagaskar, Androy bölgesi, Ambovombe kasabası yakınlarındaki evleri kum sarmaya başladı. Fotoğrafçı: Alkis Konstantinidis/Reuters

Bu yıl ülkede milyonlar kıtlıkla karşı karşıya kaldı. Gıda kıtlığı, Ocak ayında ülkeyi kasıp kavuran üç kasırga ve bir tropikal fırtınayla birleşti.

Kasım ayındaki COP27’de gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinin ön saflarında yer alan gelişmekte olan ülkeleri tazmin etmek için bir Kayıp ve Zarar fonu oluşturulması için baskı yaptı.

Japonya’da kar: 17 ölü, 90’dan fazla yaralı

Japonya’da 10 gündür devam eden yoğun kar yağışında 17 kişi hayatını kaybetti, 90’dan fazla kişi yaralandı. Ülkede 10 binden fazla ev de elektriksiz kaldı. Japonya Devlet Televizyonu NHK’ya göre, ölenler arasında çatısındaki karı temizlerken düşenler de var. Bir kişinin de aracında karbonmonoksit gazından zehirlendiğinden şüpheleniliyor.

Japon Yangın ve Afet Yönetim Ajansı‘na göre yaralılardan 30’dan fazlasının durumları ciddi.

Başta ülkenin kuzeydeki Hokkaido olmak üzere, bazı bölgelerde kar yağışının mevsim ortalamasının üç katına çıktığı açıklandı. Kuzeybatıdaki  Yamagata bölgesinde bulunan Oguni kentinde de son 24 saatte kar kalındığı 1 metreye ulaştı.

Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı‘na göre, şiddetli kar yağışı Japonya’nın en kuzeyindeki ana adasındaki bir elektrik nakil kulesini devirdi ve Noel sabahı yaklaşık 20.000 evi elektriksiz bıraktı, ancak o günün ilerleyen saatlerinde çoğu bölgede elektrik geri geldi.

Pirinç üretimiyle tanınan Niigata‘da ise yeni yıl kutlama yemeklerinin temelini oluşturan yapışkan pirinç keki olan mochi’nin bazı üreticileri, teslimatta gecikmeler olduğunu ve teslimatların gecikeceğini açıkladı.

Uçak ve tren seferleri yapılamıyor

Ülkenin kuzey bölgelerinde uçak ve tren seferlerinde kesintiler yaşanıyor. Japonya Meteoroloji Ajansı, yoğun kar yağışının sürdüğü bölgelerde yaşayanlara, zorunlu olmadıkça seyahat etmemeleri uyarısında bulundu. Kar yağışının etkisinin bugünden itibaren azalması bekleniyor.

Dünyanın ‘kutup ayısı başkenti’nde kutup ayıları kayboluyor

Raporda, özellikle dişi ayı ve yavru sayısında dramatik bir düşüş olduğu belirtildi.

Araştırmacılar, ayıların sayısını saymak ve nüfus eğilimlerini tahmin etmek için “dünyanın kutup ayısı başkenti” olarak lanse edilen bir turizm merkezi olan Churchill kasabasının da dahil olduğu bölge üzerinde her beş yılda bir havadan sayım yapıyor.

‘Dişi ve yavru ayı sayısında önemli düşüş var’

AFP‘nin aktardığına göre, sonuçları bu ayın başlarında açıklanan, ağustos sonu ve eylül 2021 başında yapılan son sayımda 194 ayı tespit edildi. Bu sayıma dayanılarak da toplam nüfus, 618 olarak tahmin edildi. Beş yıl önce bu sayı 842 idi. Çalışmada “2011 ile 2021 yılları arasında yetişkin dişi ve yetişkin olmayan ayıların sayısında da önemli düşüşler” olduğunu belirlendi.

Araştırmacılar, “Gözlenen düşüşler, iklim değişikliğinin kutup ayıları üzerindeki demografik etkilerine ilişkin uzun süredir devam eden tahminlerle tutarlı” dedi.

Kutup ayılarının deniz buzu habitatı endişe verici bir hızla yok oluyor ve gezegenin uzak kuzeyi dünyanın geri kalanından dört kat daha hızlı ısınıyor. Yapılan araştırmalara göre, deniz buzu her geçen yıl daha da inceliyor ve  ilkbahar aylarında daha erken parçalanıyor.

Hudson Körfezi’ndeki buz kütlesinin ise 1980’lerden bu yana yaz aylarında yaklaşık yüzde 50 azaldığı tahmin ediliyor.

Nükleer füzyon tartışmaları: Çok geç kalındı, dikkatleri acil yapılması gerekenlerden uzaklaştırıyor

ABD‘li bilim insanlarının, laboratuvar ortamında tükettiğinden daha fazla enerji üreten bir nükleer füzyon reaksiyonu yaratmayı başarması,  bilim ve enerji çevrelerinde büyük bir heyecan yarattı. Ancak bazı uzmanlar ve bilim insanları nükleer füzyonun insanlığı kurtarabilmesi için artık çok geç olduğu kanısında. Üstelik bu yeni yeni teknolojinin ölümcül silahların geliştirilmesinin de önünü açabileceği uyarısı yapılıyor.

Uzun yıllardır nükleer füzyon alanında yapılan çalışmalar kapsamında geçen hafta açıklanan son gelişme, Kaliforniya, Livermore‘daki ABD Ulusal Ateşleme Tesisi’ndeki (NIF) deneylerde füzyon ateşlemesinin ilk kez başarıldığını duyurmuştu. Bu da nükleer füzyonla ilk kez net bir enerji kazancı elde edildiği (harcanan miktardan daha fazla enerji üretildiği) anlamına geliyor. Araştırmacılar bunu hidrojen izotopları döteryum ve trityum peletlerini bombalamak için 192 lazerlik bir dizi konuşlandırarak, yalnızca yıldızlarda ve termonükleer bombalarda bulunan sıcaklıkları üreterek hayata geçirdiklerini açıklamıştı. Bilim insanları izotopların daha sonra helyuma karışarak fazla enerjiyi serbest bıraktığını bildirdi.

Daha önce pek çok kez denendi

Nükleer füzyonun, yüksek düzeyde karbon emisyonu oluşturmadan büyük miktarlarda enerjiyi serbest bırakarak gezegenimiz için faydalı bir etkiye sahip olacağı ve iklim değişikliğine karşı savaşta şüphesiz bir destek olacağı yanlış değil. Ancak daha önce de 1950’li yılların ortalarından bu yana füzyon’un tükenmez bir yakıt kaynağı olarak kullanılabilmesi için pek çok araştırma yapılmış; hatta  1989’da Martin Fleischmann ve Stanley Pons, basit laboratuvar ekipmanı kullanarak füzyona ulaştıklarını duyurmuştu. Ancak bu dünya çapında manşetlere konu olsa da bir daha asla tekrarlanmadı.

Fransa‘nın Provence kentindeki Saint-Paul-lès-Durance’de inşa edilmekte olan ve 2023’e kadar füzyona ulaşması beklenen ancak programın 10 yıldan fazla gerisinde olan Uluslararası Termonükleer Deneysel Reaktörü (Iter) de de on milyarlarca dolar bütçesine rağmen, henüz bir başarıya ulaşmış değil.

Her durumda, ticari olarak uygulanabilir ilk nükleer füzyon santrallerinin inşasının sadece on veya yirmi yıl uzakta olduğu öngörüsü hiç gerçekleşmedi ve bilim insanlarının “Füzyon 30 yıl uzakta – ve her zaman öyle olacak” şakalarına konu oldu.

Guardian‘ın “Enerjinin ‘kutsal kâsesi’ nükleer füzyon dualarımızın cevabı değil” başlıklı çalışmasına katılan üç bilim insanı konuyla ilgili görüşlerini açıkladı. Deneyden çıkan sonuçların enerji teknolojileri için önemli olduğunu vurgulayan bilim insanları, buna rağmen teknolojinin kısa sürede hayata geçmesinin mümkün olmayacağı görüşünde.

Enerji ve çevre konularında uzman gazeteci Dr. Chris Cragg, bu reaktörlerin hayata geçmesinin çok uzun süreceğini söyledi: “Torunlarım 70 yaşına gelmeden gerçek bir füzyon santralinin faaliyete geçemeyeceğine bahse girerim. Ne de olsa bu noktaya gelmek bile 60 küsur yıla ve çok büyük miktarda paraya mal oldu.”

Avustralya’daki Yeni Güney Galler Üniversitesi’nden Dr. Mark Diesendorf da, “Ticari bir nükleer füzyon reaktörüne geçmek en az 25 yıl alabilir” dedi: “O zamana kadar, tüm dünya, başta Güneş ve rüzgar olmak üzere, güvenli ve temiz yenilenebilir enerjiyle güçlendirilmeli.”

Nükleer silahlarda kullanılabilir

Diesendorf’a göre nükleer füzyonun güvenli ve temiz olduğu iddiası da doğru değil. Deneydekine benzer lazer füzyon sistemleri, plütonyum-239, uranyum-235 ve uranyum-233 nükleer patlayıcılarının üretiminde kullanılan nötronların oluşturulması amacına da hizmet edebilir. Yani, geleceğin füzyon reaktörleri, askeri güçlere nükleer bombalar için hammadde üretmenin yeni yollarını sağlayabilir.

Mark Diesendorf, Livermore laboratuvarının, Sovyetler Birliği‘nin 1949’da atom bombasını denemelerine yanıt olarak 1952’de kurulduğunu da hatırlattı.

‘Dikkatleri acil yapılması gerekenlerden uzaklaştırıyor’

Yeşil enerji çalışmaları yürüten Dick Willis ise yeni nesillerin iklim krizi karşısında yaşayacakları zorluklara dikkat çekti: Bilim insanları ve mühendisler için harika bir başarı. Ancak bu, çocuklarımın ve torunlarımın iklim krizi yüzünden karşılaşacağı zorluklara karşı zerre kadar olumlu fark yaratmayacak. İklim krizinin etkilerini hafifletmek için yalnızca birkaç yılımız kaldı. En iyimserler bile, füzyon enerjisinin şebekelere katkıda bulunmasının onlarca yıl alacağını biliyor. Konuyla ilgili manşetler sadece güven vermeye ve dikkatleri tam da şimdi yapılması gerekenlerin aciliyetinden uzaklaştırmaya hizmet ediyor.”

Füzyon gücünün dünyayı kurtarmak için zamanında gelmeyeceğini söyleyen Manchester Üniversitesi‘nden nükleer füzyon alanında araştırma görevlisi Aneeqa Khan da “Hala ticari füzyondan çok uzaktayız ve şu anda iklim krizinde bize yardımcı olamaz. “NIF’in bu sonucu, bilim için bir başarıdır, ancak yararlı, bol miktarda temiz enerji sağlamaktan hala çok uzak” dedi.

 

Çöplüğe dönen Büyük Menderes, siyah akıyor

Okyanustan su buharı hasat etmek, su kıtlığına çözüm olabilir mi?

İklim değişikliği, artan nüfus, su kaynaklarının vahşice kullanılması ve kirletilmesi, Dünya’nın halen içinde bulunduğu ‘su krizi’ni önümüzdeki yıllarda daha da zorlaştıracak gibi görünüyor.

Uzmanlar, artan talebi karşılamak için var olan suyumuzu temiz tutmaya ve korumaya çalışmanın, geri dönüştürmenin ve kısıtlamanın ancak bir yere kadar yeterli olacağını, artan ihtiyaçları karşılamak için yaşam kaynağı sıvının yeni kaynaklarını bulmak gerekeceğini söylüyor.

Bu amaçla yapılan çalışmaların en yenisi, şu ana kadar “kullanılmayan bir kaynak” olarak okyanusların üzerindeki su buharından su elde etmek. Yeni bir çalışma, bu buharı içilebilir suya dönüştürmek için “buharı hasatı” çalışmalarının nasıl kullanılabileceği üzerinde odaklanıyor.

‘Mekanizma, doğal su döngüsünü taklit edecek’

İllionois Urbana-Champaign Üniversitesi’nden inşaat ve çevre mühendisi Praveen Kumar , “Sonunda, gerekli olsa da mevcut kaynaklardan gelen koruma ve geri dönüştürülmüş su insan ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olmayacağından, tatlı su arzını artırmanın bir yolunu bulmamız gerekecek. Yeni önerdiğimiz yöntemin bunu büyük ölçeklerde yapabileceğini düşünüyoruz” diyor.

Su toplama cihazı
Okyanustan su buharı hasadının temsili çizimi. ( Praveen Kumar/Rahman ve diğerleri, Bilimsel Raporlar. 2022 )

Scientific Reports’ta yayınlamlanan çalışmaya göre, okyanuslardan buhar hasatı yapacak mekanizma, yaklaşık 210 metre genişliğinde ve 100 metre yüksekliğinde – kabaca büyük bir yolcu gemisinin yüksekliği – inşa edilecek. Yapının suyu taşıması, yoğunlaştırması ve toplaması açısından doğal su döngüsünü taklit ettiği belirtiliyor. Projeye göre, nemli hava, okyanus yüzeyinin hemen üzerinden, soğutma sistemlerinin su buharını bir sıvıya yoğunlaştırabileceği yakındaki bir kıyıya taşınacak. Ekip, tüm bunların yenilenebilir rüzgar veya güneş enerjisiyle çalışacağını söylüyor.

Bir yapı, yarım milyon kişinin günlük su ihtiyacını karşılayabilir

Araştırmacılar tasarımlarının ayrıntılarını vermemiş olsalar da, dünya çapında 14 çalışma sahasındaki toplanabilir nem miktarına ilişkin rakamları hesaplamış. Buna göre, bu kurulumlardan sadece biri potansiyel olarak yaklaşık 500.000 kişinin günlük içme suyu ihtiyacını karşılayabilecek gibi görünüyor.

Çalışmayı yapan ekipten  atmosfer bilimcisi Francina Dominguez , “Bu daha önce denenmiş bir yöntem değil. Bence bunun nedeni, araştırmacıların kara tabanlı çözümlere çok odaklanmış olmaları – ancak çalışmamız aslında başka seçeneklerin de var olduğunu gösteriyor” diye konuşuyor.

Baskın bir nüfus merkezine en yakın olan okyanus üzerindeki 14 çalışma sahasının konumu, bir su stresi haritasında (ortada) gösteriliyor.

İçmek, yıkanmak ve sulama için gerekli olan tatlı su , dünya suyunun sadece yüzde 3’ünü oluşturuyor ve bunların çoğu çok kirli veya rahat kullanım için erişilemiyor. Tatlı su kaynaklarına erişimi artırabilecek pek çok umut verici pek çok  proje  ortaya atılmış olsa da, büyük ölçekte  gerçekten fark yaratabilecek bir çözüm halen bulunabilmiş değil.

Araştırmalarının bir parçası olarak, ayrıca iklim değişikliğinin  potansiyel sonuçlarını ve süre giden kuraklığı da değerlendiren bilim insanları sistemlerinin bu koşullarda bile sürdürülebilir olacağını belirtti.

Rahman ,  iklim projeksiyonlarının okyanus buhar akışının zamanla artacağını ve daha fazla tatlı su kaynağı sağlayacağını gösterdiğine dikkat çekerek, “Öyleyse, önerdiğimiz fikir iklim değişikliği koşullarında da uygulanabilir olacak. Bu, özellikle dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde yaşayan savunmasız nüfusların iklim değişikliğine uyum sağlamaları için ihtiyaç duyulan etkili bir yaklaşım olabilir” dedi.

 

Emirdağ’da altın arama ruhsatına yürütmeyi durdurma kararı: Kamu yararına aykırı

Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde bulunan bin 364 hektarlık alan için Tüprag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ne verilen maden arama ruhsatının yürütmesi durduruldu. Dördüncü grup madenlerden C bölümü kapsamında alınan ruhsat, altın, gümüş, platin ve bakır gibi madenler için şirketlere arama izni sağlıyor. Altın madenciliğinde ise canlı sağlığına ve doğaya zararı bulunan siyanür kullanıyor. Siyanür altını ayrıştırma süreçlerinde kullanıldığı için sondaj süreçlerinde şirketler tarafından kullanılmadığı belirtilen oldukça zararlı bir kimyasal.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne karşı açılan ve Tüprag Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin de müdahil olduğu davada ise karar vatandaşların lehine çıktı.

Şirketin prensibi çevre ama maden araması imkansız zararlar doğuracak…

Mahkeme uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğabileceği için ‘hukuka aykırılığı açık olan işlemin’ yürütmesinin durdurulması istemini kabul etti.

Tüprag Metal Madencilik San. ve Tic. A.Ş., Eldorado Gold Corporation’ın Türkiye’deki uzantısı. Tüprag’ın yalnızca Elmadağ’da dahi çevreye zararı olacağı belirtilen arama çalışmalarına karşın şirketin sitesinde prensibinin “Önce insan ve çevre, sonra madencilik” olduğu belirtiliyor.  

‘Hukuka aykırı’, ‘kamu yararı yok’

Afyonkarahisar İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ve yedi vatandaş, maden arama ruhsatının uluslararası sözleşmelere, Anayasa‘ya, mevzuata ve hukuka aykırı olduğunu belirterek maden tesisinde kamu yararı bulunmadığı için dava açmıştı.

Ayrıca toplumun yaşama hakkını yok eden madencilik faaliyetlerine izin verilmesinin izin veren kamu gücünün hukuki dayanağını yitirmesine neden olacağı, alandaki su kaynakları, meralar ve ormanlar olmak üzere tüm doğal eko sistemleri, bu etkiye bağlı olarak hayvan sağlığını ve hayvancılık faaliyetlerini tehlikeye düşüreceği belirtilmişti.

Ek olarak bölgedeki diğer maden arama ruhsatlarıyla, projeleriyle ve işletmeleriyle birlikte projenin kümülatif etkisi hesaplanmadığının ve tüm kirletici, yok edici tesislerle birlikte kümülatif etki analizi yapılmadan ruhsat verildiğinin belirtildiği davada, vatandaşlar, projenin tarım alanlarını yokedeceğini ifade etti.

Afyonkarahisar’daki beş büyük ovanın 2016’da Bakanlar Kurulu kararıyla koruma altına alındığının da dile getirildiği davada, ruhsat alanının bu ovaların etkileşim alanı içerisinde bulunduğuna vurgu yapıldı.

‘Tarım ve hayvancılığı bitirecek’

Vatandaşlar, doğal kaynaklara bağlı tarım ve hayvancılığı bitireceği, alanın eski haline iadesinin mümkün olmayacağı, jeolojik, klimatolojik ve hidrolojik yapının, insan ve hayvan sağlığının bozulacağı, çevre kirliliğine sebebiyet vereceği, hiçbir şekilde kamu yararının söz konusu olmadığı gibi gerekçelerle projenin iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını istedi.

Mahkemece verilen kararda herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına işaret edilerek şu ifadeler kullanıldı:

“Buna göre çevrenin geliştirilmesine, çevre sağlığının korunmasına ve çevre kirlenmesinin önlenmesine yönelik tedbirleri almak devletin temel ödevlerindendir. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür.

[…] mevzuat hükümleri uyarınca, planlanan madencilik faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek işletmelerin ÇED Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları, “ÇED Olumlu” kararı veya “ÇED Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği, proje için yatırıma başlanamayacağı, ihale edilemeyeceği açıktır.”

Projenin, mahkemenin mevzuata uygun bulduğu bilirkişi raporunda ise doğaya ve sağlığa zararlarına dair şu tespitler sıralanmıştı:

  • Harita Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede; Afyonkarahisar İli, Emirdağ İlçesi, Çatallı Köyü, IV-C Grubu  bin 364  hektarlık sahanın tamamında geçici maden arama projesi planlandığı ve ruhsat sahasının yakınındaki en yakın yerleşim yerlerinin iki km uzaklıkta Balcam Köyü, dört km uzaklıkta Tez Köyü ve 3,5 km mesafede Çatallı Köyü olduğu;
  • Ziraat Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede; yapılacak olan faaliyetlerin meraya geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde zarar verme ihtimalinin bulunmadığı;
  • Maden Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede; dava konusu sahanın henüz arama aşamasında olduğu, arama çalışmaları sırasında (sondaj dahil) siyanür veya diğer herhangi bir kimyasal maddenin kullanılmadığı, Maden Mevzuatına aykırı bir durumun saptanmadığı, arama çalışmasının maden arama teknolojisine uygun olduğu, arama ruhsatı aşamasında arama çalışmaları için galeri-yarma-kuyu açma gibi önemli bir kazı işlemi yapılmayacaksa ÇED kararının aranmayacağı, ekonomik olarak işletilebilecek altın varlığının tespit edilmesi durumunda oluşacak kamu yararının, çevreye verilmiş/verilecek sınırlı zararların çok üstünde olacağı;
  • Jeoloji Mühendisliği (Hidrojeolojik) açısından değerlendirmede; dava konusu alanda maden arama çalışmasının mevzuata uygun olarak iki adet 100 m derinliğinde karotlu arama sondajı yapılmış olup bilimsel olarak yapılan sondajın sığ sondaj kategorisinde yer aldığı değerlendirilmiştir. Maden arama aşamasında, dava konusu alanda yapılan sondaj faaliyetleri; yeraltı suyunu besleyen ortamları etkileyecek düzeyde olmamıştır. Ayrıca; maden arama aşamasında, yüzeysel akışın etkilenmesini gerektirecek ve havzadaki su dengesini değiştirerek su kalitesinin olumsuz etkilenmesine neden olabilecek faaliyette bulunulmamıştır. Maden arama aşamasında mevcut su kaynaklarının kuruması veya yeni su kaynaklarının oluşmasına neden olabilecek herhangi bir olumsuzluk olmadığı;
  • Çevre Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede; arama ruhsatı alma işleminin ÇED sürecinden önce olması gereken bir uygulama olduğu, müdahil davalının da bu yönde işlem tesis ettiği, arama ruhsatı alındıktan sonra İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüklerinden ÇED muafiyeti için görüş talep edilmesinin faydalı olacağı, müdahil firmanın bu yönde bir girişiminin olmadığı, Karotlu sondaj için ÇED kararı alınmasına gerek olmadığı, ancak Maden Yönetmeliği’nde yer alan “detay arama dönemi” için ÇED sürecinin işletilmesinin gerekli olduğu;
  • Orman Mühendisliği açısından yapılan değerlendirmede; proje alanında yüksek eğim ve sığ toprak yapısı ile yeryüzü şeklinin; orman ekosistemi ve doğal dengesi ile sürekliliği için risk teşkil etmesine karşın, yapılacak faaliyete ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan izin alındığı, yapılacak arama faaliyetinin maden çıkarma işleminin ileri safhalarını kapsamadığı dikkate alındığında, bu aşamada yapılacak arama faaliyetinin ormancılık bilim ve fenni bakımından etkilerinin sınırlı kalacağı…”

Kılıçdaroğlu’ndan ormanlar ve orman köylüleri için 15 maddelik çözüm önerisi

Köylülerden destek istedi

Ormanların anayasal olarak iyi korunduğuna ancak sonrasında anayasaya aykırı çıkarılan yasalar, düzenlemeler ve yönetmeliklerle orman katliamı yapıldığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Bunun ilk ve en önemli tanıkları orman köylüleri. Çünkü ağaçları seviyorlar, ormanı seviyorlar, ormanda yaşayan bütün canlıları seviyorlar. Orman yandığı zaman bizden çok onlar üzülüyorlar.  Eğer siz bugüne kadar yaşadığınız sorunların dışına çıkmak istiyorsanız ve kendi orman köyünüzde insanca yaşamak istiyorsanız, gelir sahibi olmak istiyorsanız, sosyal güvenliğiniz olsun istiyorsanız beni dinleyin ve bunların tamamının hayata geçirileceğini unutmayın. Bunların hayata geçmesi için sizin desteğinize ihtiyacımız var.”

15 madde

Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında ormanlar ve orman köylüleri için neler yapılacağını 15 madde halinde sıraladı. Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı maddeler şöyle:

  • Yaklaşık 2 bin civarında orman kooperatifleri, gerektiğinde sayıları artırılarak yeniden canlandırılacak ve orman kooperatiflerine her türlü araç, gereç, makine ve kuracakları tesislere yönelik gerekli ucuz kredi verilecek. Orman kooperatiflerini ayağa kaldırılacak.
  • Bu orman kooperatiflerinde, orman mühendisleri, orman endüstri mühendisleri, avukatlar gibi çeşitli meslek grupları da istihdam edilecek. Kooperatifin geliri yetmezse bun kişiler kamu görevlisi olarak orada çalışacak.
  • Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan dikili ağaç satışı ihale yöntemi, orman köyü sınırları içerisinde asla uygulanmayacak. Müteahhitlere yönelik bu uygulamaya derhal son verilecek.
  • Orman köyleri sınırları içerisinde üretilecek ağaçlar doğrudan kooperatiflere tahsis edilecek. Bu tahsis, ortalama ihale bedeli üzerinden yüzde 40 kadar daha uygun fiyatlarla yapılandırılacak.
  • Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan orman ürünleri üretimi, ağaçlandırma ve ormancılık işlerine ait birim fiyatlar en az iki katına çıkarılacak.
  • Kooperatifler aracılığıyla orman köyünde bulunan her haneye yakacak odunlar ücretsiz olarak sağlanacak. Bunun denetimini kooperatifler üstlenecek.

  • Kendi köy sınırları içerisinde bulunan ormanların korunmasına yönelik takip işlemleri; yangın, kaçak, kaçak kesim ve bu gibi görevler kooperatifler eliyle yürütülecek. Bu maksatla yangın işçileri ve gerekli personel, orman köylüleri tarafından sağlanacak.
  • Odun dışı tali ürünler; kekik, defne, keçi boynuzu gibi ürünlerin toplanması ve satışı doğrudan kooperatifler eliyle gerçekleştirilecek.
  • Orman köyleri sınırları içerisindeki her türlü mesire alanları ve günübirlik alanlar ile tabiat parklarının işletmeciliği kooperatifler tarafından gerçekleştirilecek.
  • Orman köyünde bulunan hanelerden en az bir kişinin orman kooperatifine üyeliği sağlanacak.
  • Orman kooperatiflerinde hem üretim hem de tedarikçi özelliği bir arada bulundurulacak, bu kooperatiflerin faaliyetleri sadece orman ürünleri ile sınırlı kalmayacak, istenirse orman köylüsünün tarımsal ve hayvancılık faaliyetleri de bu kooperatifler eliyle yürütülecek.
  • Bozuk orman arazileri; badem, ceviz, keçi boynuzu gibi gelir getirecek türlerle ağaçlandırılacak ve bu alanlardan kooperatifler gelir elde edecek.
  • Orman kooperatifleri, elde ettikleri kârları üyelerine dağıtacak, kooperatif işlerinde çalışanlar ayrıca ücret alacak.
  • Orman köyleri içerisinde bulunan özellikle gençlere ve kadınlara eğitimler verilerek onların çeşitli alanlarda becerileri artırılacak, bulundukları yerlerde iş imkanları sağlanarak hiç kimse işsiz bırakılmayaca.  Orman köyü olsun olmasın, bütün kırsalda çalışan kadınların ve gençlerin tümünün sosyal güvenlik primleri devlet tarafından ödenecek.
  • Ekoturizm faaliyetleri, kooperatifler tarafından sağlanacak. Bu maksatla eski köy evlerinin yeniden tadilatı gerçekleştirilecek, gerektiğinde doğaya ve yörenin mimarisine uygun yeni konaklama yerleri kooperatifler aracılığıyla yapılacak.

Tarım, hayvancılık ve ormancılığın stratejik alanlar olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ormanı sadece ağaç olarak görenlerin ve o ağacı da çıkar amaçlı kullanmak isteyenlerin sadece Türkiye’nin bugününe değil, geleceğine de ihanet ettiklerini söyledi: “O nedenle orman köylülerinin ormanı korumak için verdikleri mücadele, sıradan bir mücadele değil. Biz, sadece insan olarak değil, doğadaki tüm canlılarla bir arada yaşadığımızda ancak huzur içinde yaşamış oluruz. Onların huzuru, bizim de görevimizdir. Onların yaşaması için çaba göstermek, bizim de görevimizdir.

Etkinliğe, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de termik santral için maden ocağı açılmak istenen Akbelen Ormanı ve bölgedeki zeytin ağaçları için mücadele eden köylüler de katıldı.

Fransa’daki Kürt derneğine saldıran zanlı bugün hakim karşısına çıkacak

Fransa‘nın başkenti Paris‘te dün Ahmet Kaya Kültür Merkezi yakınlarında bir Fransız vatandaşının üç kişiyi öldürmesi ve üç kişiyi yaralaması üzerine ülke genelinde protestolar başladı. Katil zanlısının yabancı düşmanlığını kabul etmesinin yanısıra daha önce de silahlı suç geçmişi olduğu tespit edildi.

Paris’teki Place de la République‘de toplanan yüzlerce kişi, Rue d’Enghien‘deki saldırıda hayatını kaybeden üç kişinin anısına bir araya geldi. Fransa’nın birçok kentinde toplanan protestocular, özellikle Paris çevresinde güvenlik güçleri ile çatıştı. Olaylarda birçok gözaltı yapıldığı bildirildi.

Fotoğraf: Jılien De Rosa/ AFP

Öte yandan Paris’te Kürtleri öldüren zanlı yabancı düşmanlığını kabul etti, katil zanlısının bugün mahkemeye çıkması bekleniyor.

Paris savcılığı, 69 yaşındaki zanlı William M.’nin gözaltı süresinin Cumartesi günü (24 Aralık) uzatıldığını duyurdu.

Le Monde, Savcı Laure Beccuau’nun 25 Aralık Pazar günü yaptığı açıklamada, Paris’te üç Kürt’ü öldüren bir Fransız’ın yabancılara karşı “patolojik” bir nefret beslediğini itiraf ettiğini söylediğini yazdı.

Zanlı bir gün psikiyatri hastanesinde kaldı. Zanlının “depresif ve intihara meyilli” olduğu bildirildi. Ayrıca zanlı, önce Paris’in kuzeyindeki büyük bir göçmen nüfusun yaşadığı Seine-Saint-Denis banliyösünde insanları öldürmek istediğini ve bunun yerine 10. bölgeye gitmeye karar verdiğini söyledi.

Öte yandan güvenlik güçlerinin saldırının yaşandığı merkezi yeterince korumadığı yönünde eleştiriler de dile getirildi. Anmanın ardından protestolar gerçekleştirildi.

Ayrıca zanlı William M.’nin, ay başında kefaletle serbest bırakılan ve silahla ilgili suç geçmişi olan bir silah tutkunu olduğu belirtiliyor.

Saldırıda öldürülen Mir Perwer (Sol), Emine Kara and Abdulrahman Kızıl’ın fotoğrafları.
Fotoğraf: Julie Sebadelha/ AFP

Emekli tren makinisti, 2016’da Seine-Saint-Denis’teki bir mahkeme tarafından silahla şiddet uygulamaktan mahkum edilmiş, ancak dosya temyize gitmişti. Bir yıl sonra, yasadışı bir şekilde ateşli silah bulundurmaktan mahkum edildi.

Geçen yıl, Paris’in doğusundaki bir parkta göçmenleri bıçakladığı ve çadırlarını kılıçla parçaladığı iddiasıyla ırkçı şiddetle suçlanmıştı.

M6 televizyon kanalına konuşan babasının, zanlı için “O bir deli, o bir aptal” dediği aktarıldı.

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, Paris’teki ırkçı saldırının ardından gerçekleşen olaylara atıfta bulunarak Fransa’ya PKK ile ilgili tepki gösterdi.

Hala sessiz mi kalacaksınız?” diye soran Kalın, “Bu Fransa’daki PKK, Suriye’de desteklediğiniz terör örgütü” dedi.